SAĞLIK
Prof. Dr. İrfan Koca: "Tetkik değil, hasta tedavi edilmelidir" 01 Mayıs 2026 Cuma - 13:05:40 Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan tahlillerinin tanı sürecinin önemli araçları olduğunu belirterek, "Ancak bilimsel çalışmalar, bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Uzmanlara göre doğru tanı; hastanın şikayetlerinin ayrıntılı şekilde ele alınması ve dikkatli bir muayene ile mümkündür" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu. " Tetkikler tek başına belirleyici değildir" Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı. "Gereksiz işlemler ve yükler oluşabilir" Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi. "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında çoğu zaman ameliyat gerekmez" Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu. "Doğru sıra: öykü, muayene, gerekirse tetkik" Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.
01 Mayıs 2026 Cuma - 11:55 Psikolog Aydın: "Akran zorbalığı bir çocukluk değil, bir ruh sağlığı sorunudur" Akran zorbalığının çocuklar arasında görülen basit bir tartışma değil, bir çocuğun diğerine sistematik olarak zarar verdiği ciddi bir psikolojik süreç olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Sercan Aydın, "Bu durum hem zorbalığa maruz kalan çocukta hem de zorbalık yapan çocukta uzun vadeli psikolojik etkiler bırakır. Akran zorbalığı bir çocukluk sorunu değil, bir ruh sağlığı sorunudur ve erken müdahaleyle tamamen önlenebilir" dedi. Klinik Psikolog Sercan Aydın, son zamanlarda artış gösteren akran zorbalığı hakkında bilgi vererek ailelere ve öğretmenlere önerilerde bulundu. Akran zorbalığıyla ilgili etkileri ve tanımına değinen Sercan Aydın, "Akran zorbalığı; bir çocuğun başka bir çocuğa karşı bilinçli, tekrar eden ve güç dengesizliği içeren davranışlar sergilemesidir. Bunlar fiziksel, sözel, sosyal dışlama ya da dijital ortamda olabilir. Klinik çalışmalarımızda da özellikle siber zorbalığın çok arttığını görüyoruz. Akran zorbalığı, çocuklar arasında görülen basit bir tartışma değil, bir çocuğun diğerine sistematik olarak zarar verdiği ciddi bir psikolojik süreçtir. Bu durum hem zorbalığa maruz kalan çocukta hem de zorbalık yapan çocukta uzun vadeli psikolojik etkiler bırakır. Akran zorbalığı bir çocukluk sorunu değil, bir ruh sağlığı sorunudur ve erken müdahale ile tamamen önlenebilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklarda görülen belirtiler; okula gitmek istediğin azalma, içe kapanma, kaygı, ağlama, akademik düşüş ve uyku sorunları da eşlik eder. Her çocuk bunu söyleyemeyebilir. Bunları davranışlarından da görebiliriz. Zorbalık yapan çocuk ise neden yapar. Genelde güç ihtiyacı, model alma, empati eksikliği ve duygusal regülasyon sorunları etkili olabilir" şeklinde konuştu. "En kritik hata ‘sen de karşılık ver’ demektir" Ailelere önerilerde bulunan Aydın, "Çocuğu suçlamadan dinlemeli, okul ile iletişime geçmeli ve çocuğa ‘kendini savunma’ yerine ‘yardım isteme’ davranışı öğretilmelidir. En kritik hata ‘sen de karşılık ver’ demektir. Öğretmenler bunları nasıl görebilir veya önleyebilir. Öğretmenlerin bunu görmezden gelmemesi gerekir. Kuralları net koyması ve zorbalık yapan çocuğu etiketlemesi gerekebilir. Erken müdahale, empati eğitimi, duygusal farkındalık ve okul-aile iş birliği ile büyük ölçüde önlenebilir. Akran zorbalığını önlemek mümkün. Yeter ki çocukları suçlamak yerine anlamaya ve doğru yönlendirmeye odaklanalım" diye konuştu.
01 Mayıs 2026 Cuma - 11:37 MEAH’ta "Kalp Sağlığı" seferberliği Kalp Sağlığı Haftası etkinlikleri kapsamında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, anlamlı bir farkındalık çalışmasına ev sahipliği yaptı. Kardiyoloji Poliklinikleri önünde gerçekleştirilen etkinlikte, vatandaşlara kalp sağlığının önemi uygulamalı olarak anlatıldı. Hastanenin Eğitim Birimi koordinasyonunda düzenlenen etkinlikte, Hemşirelik Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğrencileri görev aldı. Kurulan stantta gün boyunca vatandaşların tansiyon ölçümlerini gerçekleştiren öğrenciler, kalp sağlığına yönelik hayati uyarılar yaparak farkındalık oluşturdu. Gerçekleştirilen çalışmaya hastane yönetimi ve alanında uzman hekimler de tam kadro destek verdi. Farkındalık etkinliğine katılan; Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ercan Saruhan, Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Emine Gönül Korkmaz ve yardımcıları, Kardiyoloji Uzmanları Prof. Dr. Özcan Başaran ve Prof. Dr. İbrahim Altun tansiyonlarını ölçtürerek etkinliğin önemine dikkat çektiler. Etkinliğin odak noktasını oluşturan "Kalp sağlığınızı korumak ellerinizde" sloganıyla, kalp hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir ve kontrol altına alınabilir olduğu mesajı verildi. Sadece tansiyon ölçümüyle sınırlı kalmayan farkındalık çalışmasında, vatandaşlara sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve fiziksel aktivitenin artırılmasının önemi anlatıldı. Uzmanlar eşliğinde dağıtılan bilgilendirici broşürlerle, kalp dostu bir yaşam için atılması gereken adımlar detaylandırıldı. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği etkinlik, toplumsal farkındalık adına önemli bir adım olarak kayda geçti.
Emzirme anne-bebek bağını güçlendiriyor
05 Ağustos 2025 Salı - 16:28 Emzirme anne-bebek bağını güçlendiriyor Emzirme ile anne vücudundan salgılanan halk arasında sevgi hormonu olarak da bilinen oksitosin hormonu anne ile bebek arasındaki bağın güçlenmesine katkı sağlarken, aynı zamanda doğum sonrasında rahim kasılmalarını tetikleyerek kanamanın kontrol altına alınmasını kolaylaştırıyor. Emzirmenin anne ve bebek sağlığı açısından birçok faydası bulunduğunu belirten İstanbul Aile Hekimliği Derneği Bilim Komisyonu üyesi Dr. Esra Nur Kapukaya, "Dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebek için en uygun gıda kendi annesinin sütüdür. Doğum sonrasında ilk birkaç gün gelen, halk arasında ağız sütü olarak bilinen kolostrum, enfeksiyonlara ve alerjik rahatsızlıklara karşı koruyucu özellikler taşır. Beyin ve görme fonksiyonları üzerinde etkilidir ve bebeğin ilk kakasının atılmasına yardımcı olarak sarılığı önleyebilir. Ancak bazı anneler bu ilk sütün renginden dolayı sütlerini sağıp atmayı tercih edebilmektedir. Bu alışkanlık yanlış. Bebeklerin doğumdan sonraki ilk yarım saat içerisinde mutlaka emzirilmeye başlanması gerekir. Doğumdan sonra anne ile bebeğin aynı odada kalmaları, emzirmeyi kolaylaştırmaktadır. Anne bebeğini emzirdikçe, süt hormonu olarak bilinen prolaktin hormonu salgılanır ve süt miktarı artar. Bebek emdikçe hem kendisi hem de anne emzirmeyi öğrenir ve süreç kolaylaşır. Bebekler bazen sadece beslenmek için değil, güven duygusu ve rahatlama amacıyla da emme ihtiyacı hisseder. Bu nedenle bebek her istediğinde emzirilmelidir" dedi. Dr. Kapukaya, "İlk haftalarda süt miktarı az olabilir; özellikle sezaryen doğum sonrası bu süre uzayabilir. Ancak bebek her istediğinde emzirildiğinde, süt miktarı zamanla artar. Annelerin sütlerinin bebeklerine yetmeyeceği yönündeki endişeler yersizdir. Bebek her saat başı emzirilebilir, süt miktarı arttıkça bu süre iki ya da üç saate çıkabilir. Ancak üç saatten fazla geçtiyse ve bebek hâlâ uyuyorsa, mutlaka uyandırılarak emzirilmelidir. Emzirme sırasında annenin temizliğe özen göstermesi, sabun gibi kurutucu ürünlerden kaçınması gerekir. Anne rahat bir pozisyonda dik oturmalı, bebeğin memeye yaklaştırılması sağlanmalıdır. Bebek ile yüz yüze olunmalı, göz teması kurulmalı ve bebek memeyi tam kavramalıdır. Emzirme ağrılı olmamalıdır. Ağrı hissedildiğinde pozisyon düzeltilmelidir. Anne ve bebeğin durumuna göre farklı emzirme pozisyonları da tercih edilebilir" dedi. Kapukaya, emzirme sırasında dikkat edilecek detayları şöyle sıraladı: "Emzirmeye başlanan meme boşalana kadar devam edilmelidir. Sadece ön süt alınırsa bebek tam doyamaz ve gaz sancısı yaşayabilir. Her emzirmede bir önceki memenin zıttı kullanılmalıdır. Silikon başlık, kundağa sarılma, biberon kullanımı gibi bazı alışkanlıklar emzirmeyi olumsuz etkileyebilir. Bebek huzursuzken emzirmek zorlaşır; bu yüzden alt temizliği, gazı ve açlığı kontrol edilmelidir. Sıkı sütyenler süt üretimini engelleyebilir, bu nedenle rahat giysiler tercih edilmelidir. Gece emzirmeleri loş ışıkta yapılmalı, annenin kafein ve gaz yapıcı yiyeceklerden kaçınması gerekir". Dr. Kapukaya, bebeklerin yeterli anne sütü alıp almadığını anlamanın yollarını şöyle sıraladı: " Bebek günde en az 6 kez idrar yapıyorsa, Doğumdan sonraki ikinci haftasında doğum kilosuna ulaşıyorsa, Ayda 500-600 gramdan az olmayacak şekilde kilo alıyorsa beslenmesi yeterlidir". Dr. Kapukaya, "Emzirme anne ve bebek için çok kıymetlidir. Bu süreçte annelerin stresten uzak durması, kendilerine güvenmeleri ve sık sık dinlenmeleri önemlidir. Emzirmeyle ilgili zorluk yaşayan anneler en yakın sağlık kuruluşuna ya da aile sağlığı merkezlerine başvurabilirler" diyerek sözlerini tamamladı.
Hekimler ve birim çalışanlarına teşekkür belgesi
05 Ağustos 2025 Salı - 15:43 Hekimler ve birim çalışanlarına teşekkür belgesi Eskişehir Şehir Hastanesi ve Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde, normal doğum oranları yüksek, sezaryen ve primer sezaryen oranları düşük olan hekimlere ve birim çalışanlarına teşekkür belgesi verildi. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, beraberinde Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Serkan Ceyhan, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Pakize Gözde Gök, Şube Müdürü Hülya Bulut ve Dr. Ebe Fatma Nilüfer Topkara ile birlikte Yunus Emre Devlet Hastanesi’ni ziyaret etti. Ziyaret kapsamında; TDL Ünitesi/Doğum Salonu, Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi, Emzirme Odaları, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği, Relaktasyon Polikliniği, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi ve Anne Sütü Hazırlama Odası gibi birimlerde incelemelerde bulunuldu. Heyet, bu alanlarda görev yapan sağlık personelinden detaylı bilgi alırken, hastanede tedavi gören anne ve bebeklerle de birebir ilgilendi. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, emzirme danışmanlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması, relaktasyon polikliniği gibi özel birimlerin aktif kullanımı, emzirmenin devamlılığı açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Bu kapsamda, söz konusu birimlerde görev yapan hekim ve ebeler, gösterdikleri özverili ve başarılı hizmetlerden ötürü Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici tarafından teşekkür belgeleriyle onurlandırıldı.
Dünya Emzirme Haftası sempozyumu Ankara’da gerçekleştirildi
05 Ağustos 2025 Salı - 15:01 Dünya Emzirme Haftası sempozyumu Ankara’da gerçekleştirildi Dünya Emzirme Haftası sempozyumu, Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde düzenlendi. Yeni doğmuş bebeklerde ilk 6 ay boyunca anne sütünün öneminin vurgulanması ve bu konuda toplumsal farkındalık oluşturulması amacıyla Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde ‘Dünya Emzirme Haftası’ sempozyumu düzenlendi. Sempozyuma katılan konuşmacıların yaptığı hitaplarla ilk 6 ayda sadece anne sütüyle beslenen bebeklerin oranın düştüğü ve bu oranların yukarıya çekilmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, burada yaptığı konuşmasında, Türkiye’de ilk 6 ayda sadece anne sütüyle beslenen bebeklerin oranının yüzde 40,7 seviyesinde kaldığını belirterek, "Bu oran hedefin oldukça gerisinde. İlk 6 ayda sadece anne sütü verilmesi gerektiğini toplum olarak tam anlamıyla benimseyememişiz" ifadesine yer verdi. Her bebeğin anne sütünden faydalanmasının hayati olduğunu vurgulayan Okumuş, "Anne adaylarımızın bilinçlendirilmesi, biz yöneticiler ve sağlık profesyonellerinin en temel görevlerinden biridir. Bu konuda çalışmalarımız sürecek" ifadelerini kullandı. "İlk 1 saatte emzirme oranı yüzde 71’e yükseldi" Okumuş, 1991 yılından bu yana Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ’Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı’ kapsamında önemli mesafeler kat edildiğini dile getirerek, "Doğumdan sonra ilk 1 saat içinde emzirmeye başlama oranı 2008 yılında yüzde 39 iken, 2018 yılında yüzde 71,3’e yükseldi. Bu, iyi bir gelişme. Ortanca emzirme süresi de 15,7 aydan 16,7 aya çıktı" diye konuştu. "6 ay sadece anne sütüyle beslenme oranı düştü" Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’nın 2018 verilerine göre, ilk 6 ayda sadece anne sütüyle beslenen bebeklerin oranının yüzde 40,7 olduğunu belirten Okumuş, bu oranın 2008’de yüzde 41,6 olduğunu ve düşüş yaşandığına değindi. Okumuş, "Hala hedeflenen seviyeye ulaşamadık. Bu durum, ilk 6 ayda sadece anne sütü verilmesi gerektiğini yeterince anlatamadığımızı gösteriyor" dedi. "Emzirme oranlarını artırmak için çalışacağız" Anne sütünün bebeklerde hastalık ve ölümleri azaltan en önemli besin kaynağı olduğunu vurgulayan Okumuş, şu uyarılarda bulundu: "Doğumdan sonra en kısa sürede emzirmeye başlanmalı, ten tene temas sağlanmalı. İlk 6 ay yalnızca anne sütü verilmeli ve ek gıdaya geçildikten sonra da en az 24 ay boyunca emzirmeye devam edilmelidir. Emzirmenin 10 adım stratejisi sağlık kuruluşlarında etkin şekilde uygulanmalıdır." Başhekim Özlem Moraloğlu ise çevre bilincinin ve emzirmenin doğayla uyum içinde olmasına vurgu yaparak, "Emzirme haftasındaki tema rengimiz turkuaz amacımız bebeklerin sağlıklı büyümesi annelerin sağlığının korunması ve toplumun bilinçlenmesidir. ‘2025 Dünya Emzirme Haftası teması emzirmeye öncelik verin: Sürdürülebilir estek sistemleri oluşturun’ olarak belirlenmiştir. Bu temayla sürdürülebilirliğin, çevre bilincinin ve emzirmenin doğayla uyum içinde olması altı çizilmektedir" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da Dünya Emzirme Haftası kutlandı
05 Ağustos 2025 Salı - 13:49 Diyarbakır’da Dünya Emzirme Haftası kutlandı Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde ’Dünya Emzirme Haftası’ kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Heybet Tüzün’ün öncülüğünde gerçekleşen etkinliğe, sağlık çalışanları ve yeni doğum yapan anneler katıldı. Programda emzirmenin önemi vurgulandı, katılımcılarla birlikte pasta kesilirken, annelere çeşitli hediyeler takdim edildi. Etkinlikler kapsamında kentin birçok noktasına Dünya Emzirme Haftası’na dair pankartlar asılarak anneler ve anne adaylarının bilinçlendirildi. Uzm. Dr. Tüzün, 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası dolayısıyla, anne sütünün önemini vurgulamak ve anne sütünün sürdürülebilirliğini artırmak amacıyla etkinlikler düzenlediklerini söyledi. Tüzün, "Anne sütü, bildiğiniz gibi bebeklerin gelişimi için çok önem arz ediyor. Bu noktada özellikle ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmenin, hem besin değeri açısından hem de bağışıklık sistemi ve diğer bütün enerji kaynakları açısından yeterli olduğunu biliyoruz. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi, ilk 6 ay sadece anne sütü, 6 aydan sonra ise tamamlayıcı beslenmeye geçilerek, 2 yaş ve ötesine kadar anne sütünün devamıdır. Bu noktada, biz anne sütünün özellikle erken başlatılmasının bağırsak florasının oturmasında ve mikrobiyotların oluşmasında ciddi önem arz ettiğini biliyoruz. Bu da bebeğin bütün gelecek yaşamında; özellikle obezite, diyabet, astım ve alerjik hastalıkların oluşmaması açısından büyük önem arz ediyor" dedi. İlk başlarda bebeğin kilosu uygun değilse bile, ten tene temas ve kanguru bakımı eğitimi verdiklerini dile getiren Tüzün, "Bu sayede annelerin bebekle bağı artıyor. Hormon salınımı dengeye girdikten sonra, annelerin kaygıları azalıyor ve böylece süt devamlılığı sağlanıyor. Bu noktada İl Sağlık Müdürlüğü, ilin belli yerlerine afişler asarak farkındalık için çalışıyor. Bizim hedefimiz; sağlık profesyonelleri olarak, halk da bütün kesimlerini işin içine katarak anne sütünün sürdürülebilirliğini ve önemini artırmak. Tarihsel olarak, milyarlarca insan hatta diğer canlı türleri yavrularını emzirebiliyor. Buradaki en önemli nokta, annenin anne sütüne inanmasıdır. Bu birinci faktör. İkincisi; kaygıları azaltıldıktan sonra uygun teknikle beslemeyi öğretmek, doğru beslenme, hamilelik öncesi planlı gebelikler ve gebelik sonrası uygun ortamın sağlanması gerekiyor. Ailenin buna inanması her şeyden önce önemlidir. Süt artırıcı gıdalar, ağır beslenme ya da ağır diyetler aslında çok gerekli değil. Günlük, normal alması gereken gıdalarla beslenen bir anne; uygun sıvı takviyesi aldığı zaman ve kaygı bozukluğu yaşamadığında yeterince süt üretebiliyor. Anne sütü bu şekilde yeterli hale geliyor" diye konuştu.
Bafra Sağlık Müdürü Akın’dan yaz sıcaklarına karşı hayati uyarılar
05 Ağustos 2025 Salı - 13:32 Bafra Sağlık Müdürü Akın’dan yaz sıcaklarına karşı hayati uyarılar Samsun’un Bafra ilçesinde mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcak havalar nedeniyle sağlık riskleri artarken, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Aytaç Akın vatandaşlara dikkatli olmaları konusunda uyarılarda bulundu. Dr. Akın, sıcak çarpması, güneş yanıkları ve sıvı kaybına bağlı rahatsızlıkların özellikle risk gruplarında ciddi sonuçlara yol açabileceğini söyledi. Çocuklar, yaşlılar, kronik hastalar ve açık alanda çalışanlar için sıcak çarpmasının hayati tehlike oluşturduğunu vurgulayan Dr. Akın, "Vücut ısısının 40 derecenin üzerine çıkması durumunda terleme durur, bilinç kaybı yaşanabilir. Böyle bir durumda kişi derhal serin bir ortama alınmalı ve 112 acil hattı aranmalıdır" dedi. Dr. Akın, güneşin zararlı etkilerinden korunmak için özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamasını, açık renkli ve pamuklu kıyafetler giyilmesini, şapka ve güneş kremi kullanılmasını önerdi. Güneşe uzun süre maruz kalan kişilerde sıcak bitkinliği, halsizlik ve kas kramplarının da görülebileceğini ifade etti. "Güneşten korunmak yaşam boyu refleks olmalı" Uzun süreli güneş maruziyetinin cilt kanseri, güneş lekeleri, katarakt ve erken yaşlanma gibi kalıcı etkiler bırakabileceğini belirten Dr. Akın, "Güneşten korunmak sadece yaz aylarına özgü değil, yaşam boyu sürdürülmesi gereken bir sağlık refleksi olmalıdır" diye konuştu. Akın’dan vatandaşlara son hatırlatma: "Basit ama etkili önlemlerle sağlığınızı koruyabilirsiniz. Bol su tüketin, serin ortamlarda bulunun ve güneşin en dik geldiği saatlerde gölgede kalmayı tercih edin."
Diyarbakır’da Dünya Emzirme Haftası kutlandı
05 Ağustos 2025 Salı - 13:27 Diyarbakır’da Dünya Emzirme Haftası kutlandı Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinde "Dünya Emzirme Haftası" kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Heybet Tüzün’ün öncülüğünde gerçekleşen etkinliğe, sağlık çalışanları ve yeni doğum yapan anneler katıldı. Programda emzirmenin önemi vurgulandı, katılımcılarla birlikte pasta kesilirken, annelere çeşitli hediyeler de takdim edildi. Etkinlikler kapsamında kentin birçok noktasına Dünya Emzirme Haftası’na dair pankartlar asılarak anneler ve anne adaylarının bilinçlendirildi. Uzm. Dr. Tüzün, 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası dolayısıyla, anne sütünün önemini vurgulamak ve anne sütünün sürdürülebilirliğini artırmak amacıyla etkinlikler düzenlediklerini söyledi. Tüzün, " Anne sütü, bildiğiniz gibi bebeklerin gelişimi için çok önem arz ediyor. Bu noktada özellikle ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmenin, hem besin değeri açısından hem de bağışıklık sistemi ve diğer bütün enerji kaynakları açısından yeterli olduğunu biliyoruz. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi, ilk 6 ay sadece anne sütü, 6 aydan sonra ise tamamlayıcı beslenmeye geçilerek 2 yaş ve ötesine kadar anne sütünün devamıdır. Bu noktada, biz anne sütünün özellikle erken başlatılmasının bağırsak florasının oturmasında ve mikrobiyotların oluşmasında ciddi önem arz ettiğini biliyoruz. Bu da bebeğin bütün gelecek yaşamında; özellikle obezite, diyabet, astım ve alerjik hastalıkların oluşmaması açısından büyük önem arz ediyor" dedi. İlk başlarda bebeğin kilosu uygun değilse bile, ten tene temas ve kanguru bakımı eğitimi verdiklerini dile getiren Tüzün, "Bu sayede annelerin bebekle bağı artıyor. Hormon salınımı dengeye girdikten sonra, annelerin kaygıları azalıyor ve böylece süt devamlılığı sağlanıyor. Bu noktada İl Sağlık Müdürlüğü, ilin belli yerlerine afişler asarak farkındalık yaratmaya çalışıyor. Bizim hedefimiz; sağlık profesyonelleri olarak, halk da bütün kesimlerini işin içine katarak anne sütünün sürdürülebilirliğini ve önemini artırmak. Tarihsel olarak, milyarlarca insan hatta diğer canlı türleri yavrularını emzirebiliyor. Buradaki en önemli nokta, annenin anne sütüne inanmasıdır. Bu birinci faktör. İkincisi; kaygıları azaltıldıktan sonra uygun teknikle beslemeyi öğretmek, doğru beslenme, hamilelik öncesi planlı gebelikler ve gebelik sonrası uygun ortamın sağlanması gerekiyor. Ailenin buna inanması her şeyden önce önemlidir. Süt artırıcı gıdalar, ağır beslenme ya da ağır diyetler aslında çok gerekli değil. Günlük, normal alması gereken gıdalarla beslenen bir anne; uygun sıvı takviyesi aldığı zaman ve kaygı bozukluğu yaşamadığında yeterince süt üretebiliyor. Anne sütü bu şekilde yeterli hale geliyor" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: Su sporlarında artan ortopedik yaralanmalara dikkat
05 Ağustos 2025 Salı - 13:16 Uzmanı uyardı: Su sporlarında artan ortopedik yaralanmalara dikkat Yaz aylarının gözde aktiviteleri arasında yer alan su sporlarının ciddi ortopedik yaralanmalara neden olabildiğine dikkat çeken Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünden Op. Dr. Can Hürel, tatilin kabusa dönüşmemesi için hayati uyarılarda bulundu. Yaz aylarında deniz ve su sporlarıyla geçen tatiller, dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Can Hürel, özellikle açık hava aktivitelerinde karşılaşılan ortopedik risklere dikkat çekerek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Özellikle yüksek hızla yapılan jet ski sürüşleri sırasında omurgaya ani yük bindiğini belirten Op. Dr. Hürel, bu durumun bel ve sırt omurlarında kompresyon kırıklarına yol açabileceğini söyledi. Banana gibi aktivitelerde ise savrulmalar sonucu uyluk kemiği gibi güçlü kemiklerde bile kırıkların görülebildiğini hatırlattı. Su parklarında sıkça kullanılan kaydırakların da kontrolsüz suya girişle dizde bağ yaralanmalarına neden olabileceğini aktaran Hürel, omuz çıkığı geçmişi olan bireylerin balıklama atlayışlardan kaçınmaları gerektiğini ifade etti. Ayrıca yapılan açıklamanın devamında sığ suya iskeleden yapılan atlayışların ise boyun kırığı ve kalıcı felç gibi ciddi sonuçlara yol açabileceği vurgulandı. Tatil eşyaları da kazalara yol açabiliyor Tatil sırasında kullanılan şezlong gibi eşyaların bile beklenmedik kazalara neden olabileceğini belirten Hürel, özellikle arka desteğin kontrolsüz kapanmasının parmak kopmalarına yol açabileceğini söyledi. Tekne güverteleri, merdivenler ve kaygan yüzeylerin ise el ve ayak bileği kırıklarına neden olabileceği aktarıldı. Yelkenli teknelerde kullanılan vinç, halat ve bumba gibi ekipmanların dikkatsizce kullanımının parmak ezilmesi, uzuv kaybı ve kafa travmalarına neden olabileceğine dikkat çeken Hürel, özellikle bumba çarpmalarının ciddi beyin travmalarına yol açabileceğini ifade etti. Tatilin kabusa dönüşmemesi için koruyucu ekipman kullanımının önemine işaret eden Op. Dr. Hürel; eldiven, kaymaz ayakkabı, kask ve can yeleği gibi önlemlerin ciddi ortopedik yaralanmaların önüne geçebileceğini belirtti. İlk müdahale sakatlığı önleyebilir Yaz tatilinde yaşanabilecek ortopedik kazalarda, sağlık kuruluşuna ulaşana kadar yapılacak doğru ilk yardımın sakatlık riskini azaltacağını belirten Hürel, önerilerde bulunarak "Omurga yaralanması şüphesi varsa kişi kesinlikle hareket ettirilmemeli, omuz çıkığı veya kırık şüphesinde eklem yerine oturtulmaya çalışılmamalı, diz ve ayak bileği burkulmalarında soğuk kompres uygulanmalı, parmak kopmalarında parça buzla doğrudan temas etmeyecek şekilde saklanmalı, kafa travmalarında bilinç kaybı veya kusma gibi belirtiler varsa hemen ambulans çağırılmalı" dedi. Yaz mevsiminde keyifli anlar yaşamak isteyen vatandaşlara seslenen Hürel, bilgili ve hazırlıklı olmanın kazaları önlemede en etkili yol olduğunu sözlerine ekledi.
AMATEM hastalarından konser
05 Ağustos 2025 Salı - 12:55 AMATEM hastalarından konser Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi (AMATEM) biriminde tedavi gören hastalar, oluşturdukları koro ile dinleyicilere duygusal anlar yaşatan bir konser verdi. Bağımlılık tedavisi gören bireyler tarafından kurulan koro, hastane bünyesinde yürütülen sosyal terapi çalışmaları kapsamında sahne aldı. Hasta yakınları ve sağlık çalışanlarının da katıldığı etkinlik, izleyicilerden büyük beğeni topladı. Etkinlik hakkında konuşan Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM Sorumlusu Doktor Öğretim Üyesi Necla Keskin Özdemir, sanatın bağımlılıkla mücadeledeki önemine dikkat çekti. AMATEM’de tedavi sürecini sadece tıbbi müdahale ile sınırlı tuttuklarını belirten Özdemir, "Müzik, resim, el işi gibi sanatsal faaliyetlerle bireylerin iç dünyalarına temas ediyoruz. Sanat, hem ifade biçimi hem de onarıcı bir güç olarak hastalarımızın hayata yeniden bağlanmalarını sağlıyor. Bu konser, onların içinden gelen sesi hep birlikte duymamıza vesile oldu" dedi. Merkezde tedavi gören bireyler; müzik, resim ve el işi gibi çeşitli kurslarla destekleniyor. Bu etkinlikler, hem hastaların motivasyonunu artırıyor hem de toplumla yeniden bütünleşmelerine katkı sağlıyor. Konser sonunda katılımcılar, sahnedeki performansı uzun süre alkışladı. Etkinlik, sağlık ve sanatın bir araya geldiğinde nasıl güçlü bir dönüşüm oluşturabileceğini bir kez daha ortaya koydu.