SAĞLIK
Kopan sinirler bacağından alınan nakille onarıldı: Genç hastaya ikinci şans 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:08:03 Şanlıurfa’da geçirdiği motosiklet kazasında boynundan koluna uzanan sinirleri kopan 24 yaşındaki İsmail Esnik, bacağından alınan sinirlerin koluna nakledilmesiyle yeniden hareket kabiliyeti kazanmayı hedefliyor. Şanlıurfa’da 4 ay önce geçirdiği motosiklet kazasında boynundan koluna uzanan sinirleri kopan 24 yaşındaki İsmail Esnik, felç riskiyle karşı karşıya kaldı. Şanlıurfa’daki ilk müdahalenin ardından Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne sevk edilen Esnik, yaklaşık 10 saat süren zorlu ameliyatın ardından yeniden umutla hayata bağlandı. Esnik’in bacağından alınan sinirlerin koluna nakledildiği operasyon sayesinde ağır fonksiyon kaybı ve olası felç tablosunun önüne geçilirken, doktorlar hastanın kolunu tamamen eskisi gibi kullanamayacağını ancak düzenli fizik tedaviyle önemli ölçüde iyileşme sağlanabileceğini belirtti. Hasta İsmail Esnik, yaşadığı süreci anlatarak önce Şanlıurfa’da ameliyat olduğunu, daha sonra Ankara’ya sevk edildiğini söyledi. Esnik, "Yaklaşık 1 ay önce de ameliyatımız oldu. Şimdi de kontrole geldik. Eskiye göre biraz iyiyim" dedi. "Moral çok önemli" İyileşmek istediğini dile getiren Esnik, "Uzun bir süreç bekliyor bizi. Fizik tedavi olarak, kontrol, gidip gelmek olarak. Fizik tedavi sürekli olarak gitmek istiyorum. Moral çok önemli. Moralimiz de iyi şu anlık. Fizik tedavide iyi sonuçlanırsa, az da olsa faydasını görürsek devam ederiz. İnşallah kısa sürede iyileşme olur" açıklamasını yaptı. "Sağlam köklerden sinir ameliyatı yaptık" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi El Cerrahisi Kliniği’nden Uzm. Dr. Yener Yoğun, hastanın Şanlıurfa’dan Ankara’ya sevk edildiğini belirterek "Hastamıza yaptığımız ameliyat, boyundan başlayıp kola doğru uzanan büyük bir kesiyle tek tek sinirleri bulup, sağlam sinirleri bulup, kola giden sinirleri bacandan aldığımız sinirle sinir yaması yaptık. Yani tekrardan yapılandırdık. O sağlam köklerden tekrardan hareket ettirebilmesi için sinir ameliyatı yaptık" ifadelerini kullandı. Hastanın kolunun tamamen hareketsiz olduğunu, ama bu yöntemle ve devamında fizik tedaviyle en iyi şekilde hareket etmesini sağlayacaklarını dile getiren Yoğun, tedavi sürecinin uzun ve sabır gerektirdiğini söyledi. "70-80 dereceyi gördüğümüz zaman başarılı sonuç olarak kabul ediyoruz" Bu tür hastaların kollarını eskisi gibi hareket ettiremeyecek olsa bile düzenli tedaviyle yüksek oranda iyileşme sağlayabileceğini anlatan Yoğun, "Bu hastanın aslında Türkçedeki karşılığı felç. Bu ameliyatlarda biraz hareket kazandırabiliyoruz ama ikinci ameliyatlar da gerekebiliyor. En baştan hastaya güzel bilgi vermek gerekiyor. Hastanın beklentisini doktorun öğrenmesi gerekiyor. Hastanın beklentisi farklı, bizim bu ameliyatla elde edeceğimiz sonuç farklı. O yüzden bizim bu ameliyatın sonuçlarını hastaya güzel bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Bu ameliyatlarda maalesef el hiçbir zaman eskisi gibi olmuyor. Parmaklar hiçbir zaman eskisi gibi hareket etmiyor. En güzel hastada bile omuzunu kaldırabiliyor ama yine eskisi gibi olmuyor. Biz omuzumuzu 130-140 derece kadar havaya kaldırabiliyoruz ama bu hastalarda 70-80 dereceyi gördüğümüz zaman başarılı sonuç olarak kabul ediyoruz" şeklinde konuştu. "Bizim için bir günlük bir ameliyattı" Uzm. Dr. Mustafa Yasin Hatipoğlu ise, ameliyatın uzun sürdüğünü aktararak "Ameliyat zor bir ameliyat, uzun süreli bir ameliyat olduğu için birden fazla doktor görev alır bu ameliyatlarda. Biz de zaten burada ekipçe çalışıyoruz. Bizim için bir günlük bir ameliyattı. Böyle bir hastada da açıkçası iyileşmenin en az bir yıl ve üzeri süreçte olacağını düşünüyoruz. Tabi bu süreçte iyi de fizik tedavi desteğine ihtiyacı var" diye konuştu. "Günlük yaşantısında elini kullanabilecek hale gelebileceğini düşünüyoruz, Azimli olması lazım" Hastanın motivasyonunu yüksek tutması gerektiğinin altını çizen Hatipoğlu, "Kesinlikle umudu kaybetmemek lazım. Sonuçta çok kötü bir yaralanma da olsa iyileşme ihtimali var. Her ne kadar diğer kolu kadar kusursuz iyileşmeyecek olsa da gene de günlük yaşantısında elini kullanabilecek hale gelebileceğini düşünüyoruz. Azimli de olması lazım, sadece cerrahi değil bundan sonraki fizik tedavi sürecinde hastanın bu tedaviye uyum sağlaması gerekiyor ve hastanın istekli olması gerekiyor. Hastaya da bağımlı bir durum" dedi.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:16 Aydın Devlet Hastanesi’nin taşınma takvimi belirlendi Aydın Devlet Hastanesi Erişkin Acil Servisi "9 Mayıs 2026 Cumartesi günü" Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesine taşınarak hasta kabulüne başlayacak. Hastanenin diğer tüm birimleri ise "11 Mayıs 2026 Pazartesi günü" itibarıyla yeni yerinde hizmet sunacak. Aydın İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, "Aydın’da sağlık hizmetlerinin daha modern ve entegre bir yapıya kavuşmasını sağlayacak taşınma sürecinde önemli bir aşamaya gelindi. İl Sağlık Müdürümüz Dr. Eser Şenkul başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, Aydın Devlet Hastanesi’nin Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesine taşınma sürecine ilişkin son değerlendirmeler yapıldı. İl Sağlık Müdürlüğü hizmet başkanları ve başkan yardımcılarının yanı sıra Aydın Şehir Hastanesi, Aydın Devlet Hastanesi ve Atatürk Devlet Hastanesi yöneticilerinin katıldığı toplantıda; taşınma sürecinin planlı, güvenli ve kesintisiz şekilde yürütülmesine yönelik hazırlıklar ele alındı. Toplantıda özellikle; acil sağlık hizmetlerinin kesintiye uğramadan sürdürülmesi, hasta sevk süreçlerinin etkin yönetimi ve yoğun bakım ünitelerinin taşınma planı öncelikli başlıklar arasında yer aldı. Ayrıca vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde herhangi bir aksama yaşanmaması için bilgilendirme ve yönlendirme süreçlerinin titizlikle yürütülmesi kararlaştırıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda taşınma takvimi de netlik kazandı. Buna göre, Aydın Devlet Hastanesi Erişkin Acil Servisi "9 Mayıs 2026 Cumartesi günü" Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesine taşınarak hasta kabulüne başlayacak. Hastanenin diğer tüm birimleri ise "11 Mayıs 2026 Pazartesi günü" itibarıyla yeni yerinde hizmet sunacak. İl Sağlık Müdürümüz; Sağlık hizmetlerinde kalite ve erişilebilirliği artırması hedeflenen taşınma sürecinin, planlanan takvim doğrultusunda sorunsuz şekilde tamamlanması için çalışmaların titizlikle yürütüldüğünü ifade etti" denildi.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:58 Önce bebeğini doğurdu sonra eşine can oldu: "Böbreğimi verdim, kalbim bile olsa veririm" İstanbul’da yaşayan 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik, eşinin bebeklerini sağlıkla dünyaya getirmesinin ardından kendisine verdiği böbrekle yaşama tutundu. Nakil sonrası hayatlarına mutlulukla devam ettiklerini söyleyen, eşine böbreğini veren Zozan Çelik, "Nakil gerçekleştiğinde 4 aylık bebeğim vardı, hamilelikte vereyim dedim, o kadar istiyordum. Kalbim bile olsa veririm, sessiz kalmayalım, duyarlı olalım" dedi. Böbrek sağlığını korumak için günde 1,5-2 litre su içmek, tuz tüketimi ve işlenmiş gıdalardan kaçınmanın önemine dikkat çeken uzmanlar, düzenli egzersiz, bilinçsiz ilaç kullanımından uzak durmanın böbrek hasarı riskini azalttığını belirtiyor. Böbrek rahatsızlığının nakle kadar giden bir sürece uzanabildiğini ifade eden Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Berna Yelken, Klinik Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Gülay Yılmaz, Doç. Dr. Sibel Gülçiçek de önemli uyarılarda bulundu. Nakille yaşama tutunan hastalarından bahseden uzmanlar, İstanbul’da yaşayan 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik’e doğumunun ardından 2024 yılında 33 yaşındaki eşi Zozan Çelik’ten, 60 yaşındaki Olgun Erol’a ise aynı yıl kadavradan nakil yapıldığı aktardı. Uzmanlar, nakil sonrası sürecin bitmediğini söylerken naklin sadece yapılan kişiyi değil birçok kişinin hayatını etkilediğini de belirtti. "Altın standart tedavimiz; böbrek nakli" ‘Kronik böbrek yetmezliği çok geniş spektrumda bir hastalık’ diyen Doç. Dr. Gülay Yılmaz, "Hipertansiyon, genetik hastalıklar, kullanılan ilaçlara bağlı gelişen böbrek yetmezliği tabloları. Tüm dünyada ve ülkemizde en önemli sebebi; diyabet hastalığı. Akut böbrek yetmezliğinin çok çeşitli sebepleri var. En önemlilerinden biri; vücudun susuz kalması, enfeksiyonlar, ishaller, kullanılan böbreğe zarar verebilecek ilaçlar. Böbrek naklinin yapılabilmesi için hastaya kronik böbrek yetmezliği ve son dönem böbrek yetmezliği tanısını koymak gerekir, evreleri var. 5’inci evre dediğimizde artık böbreği yüzde 15’in altında çalışıyor. Hasta yeterli idrar çıkaramıyor, vücuttaki toksinleri uzaklaştıramıyor, kansızlık meydana geliyor, kemik yıkımları olmaya başlıyor artık böbreğin yerine bir tedavi koymamız gerekiyor. 3 çeşit tedavimiz var; hemodiyaliz, periton diyalizi, 3’üncüsü ise altın standart tedavimiz; böbrek nakli. 2 çeşit nakil var; kadavradan ve canlıdan nakil" dedi. "Eşinin doğum yapmasının ardından böbrek naklini gerçekleştirdik" Mehmet Şah Çelik’in nakil sürecine ilişkin konuşan Doç. Dr. Gülay Yılmaz, "Çok genç bir hasta, yaklaşık 5 yıl önce kronik böbrek yetmezliği tanısı almış. Tanı alındığında bile böbrek fonksiyonları çok düşük, evre 4’teyken ilk defa nefrologa geliyor. Bana geldiğinde çok çeşitli ilaçlar kullanıyor, halsizlik, yorgunluk, zaman zaman ödem, nefes darlığı gibi yavaş yavaş son dönem böbrek yetmezliği belirtileri de iyice oturmuştu. Bir an önce nakil olması gerekiyordu. Yakınlarıyla görüştü, hamile olan eşinin böbrek vericisi olabileceğini öğrendik. Eğer diyalize girmeden nakil yaparsak sonuçlarımız çok daha iyi, bu yüzden çok sıkı takip ettik, eşinin doğum yapmasını bekledik. Anne, 4 ayın sonunda artık bebeğini emzirmeyeceğini söyledi. Eşini donör olarak kullandık. 1,5 yıl oldu, her şey çok iyi gidiyor. Hastanın uyumu, ilaçlarını düzenli kullanması, diyetine dikkat etmesi çok önemli. ‘Nakil oldum, hastalığım bitti, artık başıma hiçbir şey gelmez’ demek değil çünkü bir insanın vücuduna başka bir insana ait bir dokuyu naklediyorsunuz. Tüm halkımızı bilinçli ve duyarlı olmaya ve kadavradan bağış için ellerinden ne geliyorsa yapmaya davet ediyorum" dedi. "Kadavradan böbrek naklinde biraz zayıfız" Nakil sonrası takip süreçlerinin çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Berna Murat Yelken, "Organı reddetme riski ilk 3 ay biraz daha yüksek oluyor. Bu dönemde biraz daha bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaçlar veriyoruz. İleri dönemde de başka komplikasyonlar görebiliyoruz; obezite, şeker, kemik erimeleri ortaya çıkabiliyor. Sağlıklı yaşam tarzını benimsemeleri, sigarayı bırakmaları gerekiyor. Hastalarımız ilaçlarını bırakırsa vücut bu böbreği reddeder. En çok istediğimiz şey; ilaçlarını doktor tavsiyesine göre almaları, kafalarına göre almamaları. Herhangi bir sorunla karşılaştıklarında; ateş, idrar azalması ya da bir sorun fark ettiklerinde mutlaka bize başvurmaları gerektiğini vurguluyoruz çünkü bu hastalarda klinik diğer hastalardan çok daha hızlı seyredebiliyor. Evde ateşli 1 gün bile geçirmeleri hayatını riske atabiliyor. Olgun Bey, yaklaşık 8 yıldır kronik böbrek hastalığıyla takipte olan bir hastaydı. Kadavradan böbrek nakli gerçekleştirdik, şu an 2 sene oldu. Kontrollerinde inanılmaz düzenli gelip gidiyor. Kadavradan böbrek naklinde ülke olarak biraz zayıfız. Türkiye’de geçen senenin verilere baktığımızda yüzde 90 canlıdan böbrek nakli yapılmış yüzde 10 kadavradan yapılmış. Avrupa ve Amerika verilere baktığımızda bu oran biraz daha ters, yani yüzde 80 kadavradan yüzde 20 canlıdan böbrek nakli yapılıyor" diye konuştu. "Genelde belirti vermez" ‘Böbrek hastalığı sessiz ilerleyen bir hastalık’ diyerek sözlerine başlayan, kan ve idrar tahlilinin hastalıklara dair belirleyici değerleri ortaya koyabildiğini söyleyen Doç. Dr. Sibel Gülçiçek, "Genelde belirti vermez. Risk faktörü varsa örneğin; diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, obezite veya ailede böbrek yetmezliği hikayesi olan hastaların dikkat etmesi gerekir. Su tüketimimize çok dikkat etmemiz lazım ne az ne fazla gerektiği kadar. Mümkün olduğunca az tuz tüketmek, bu böbrek hastalığına has değil. Hipertansiyon ve bütün kronik hastalıklar için önemli bir nokta; tuz tüketimi ve ilaçların doktora sormadan kullanımı. Örneğin; ağrı kesicilerin kontrolsüz ve gereğinden fazla tüketimi. Hepsi böbrek sağlığını tehdit eden faktörler" şeklinde konuştu. "Hiçbir zaman umutlarını kaybetmesinler" ‘Rahatsızlığımı 2021 yılında öğrendim’ diyen 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik, "Başka bir hastanede tedavi görüyordum. 2023 yılında Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne geldim. 2024 yılı 25 Temmuz’da nakil, eşimden gerçekleştirildi. Bir böbreğini bağışladı, sağ olsun. O zaman da 4 aylık bir bebeğimiz vardı. Çocuklarımızı memlekete bırakıp naklimizi olduk. İnsan kelimeyle anlatamıyor, minnettarım. En zoru nakil zannediyorduk, en basitiymiş, önemli olan; nakilden sonrasıydı. Hiçbir zaman umutlarını kaybetmesinler, biz söz var ya gün doğmadan neler doğar, sürekli umutlu olsunlar" dedi. "Nakil gerçekleştiği zaman 4 aylık bebeğim vardı" 4’üncü çocuklarını kucağına aldıktan sonra eşine böbreğini veren Zozan Çelik, "Eşim psikolojik olarak zaten iyi durumda değildi, eşime destek olmam gerektiğini biliyordum. Nakil gerçekleştiği zaman 4 aylık bebeğim vardı, bu süreçte ilaçlardan dolayı bebeğimi emziremedim ama bebeğim bize umut olmuştu. Hamilelik sürecinde alıp eşime verelim, o kadar istiyordum. Sessiz kalmayalım, duyarlı olalım çünkü verdiğimiz her organ birilerine hayat olabiliyor. Hastalığını ilk öğrendiğimiz zaman böbrek olduğunu bilmeden önce eşime sarılmıştım eğer ki kalp bile olsa vermeye hazırdım. Kalbim bile olsa veririm, bir insan kalbi olmadığı zaman yaşayamaz, o derece aramızda sevgi ve saygı vardı. Böbrek olduğunu öğrendiğim zaman zaten 2 tane, bir tane ile de hayat sürebilirim dedim" şeklinde konuştu. "Nakil oldum sanki yeniden doğdum" "Yaklaşık 2,5 yıl diyaliz gördüm, bir sabah telefonum çaldı’ diyerek sözlerine başlayan 2024 yılında naklin gerçekleştiğini söyleyen 60 yaşındaki Olgun Erol, "Dediler ki ‘Nakil olacaksınız’. Nakil öncesini hiç anlatamam. Diyalizden çıkıp eve gittiğim zaman kendimi hatırlamıyordum. Şimdi çok iyiyim, nakil oldum sanki yeniden doğdum. Herkesin bağış yapmasını isterim. Diyalize girdiğim zamanki fotoğraflarıma bakıyorum şimdi ki fotoğrafa bakıyorum; muazzam iyiyim ama böreği aldıktan sonra bakmak lazım. İyileştim dersen o böbrek 2 gün sonra vücuttan kendini atar. Doktorum bana ne söylediyse o şekilde devam ediyorum" ifadelerini kullandı.
Bu proje astım hastası ve polen alerjisi olanların hayatını kolaylaştırıyor
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 11:11 Bu proje astım hastası ve polen alerjisi olanların hayatını kolaylaştırıyor Kastamonu Üniversitesi tarafından yürütülen proje ile havadaki polen ve sporların yoğunluğu tespit edilerek astım ve alerji hastaları için internet üzerinden ücretsiz yayınlanıyor. Ormancılık ve tabiat turizmi alanında ihtisaslaşan Kastamonu Üniversitesi tarafından TÜBİTAK 1001 Programı çerçevesinde başlatılan projeyle atmosferik polen ve sporlar inceleniyor. Proje çerçevesinde Kastamonu’da farklı iklim şartlarına sahip olan Merkez, İnebolu ve Tosya ilçelerinin atmosferik polen ve sporları incelenerek, meteorolojik faktörlere göre değişimleri belirleniyor. Alınan veriler ışığında atmosferdeki polen ve sporların alerji hastalarının yaşam kalitesine etkileri tespit ediliyor. Türkiye’de ilk kez otomatik polen sayım cihazının kullanıldığı çalışmayla Kastamonu atmosferindeki polen ve spor çeşitliliği ve yoğunluğu anlık olarak tespit ediliyor. Elde edilen veriler, Kastamonu Üniversitesi Palinoloji Araştıra Grubunun internet sitesinden ücretsiz olarak paylaşılıyor. Her saatte bir yenilenen bülten sayesinde alerjisi olan vatandaşların tedbir alması sağlanıyor. Astım ve alerji hastaları için mevsimlik riskler ortaya konacak Kastamonu il merkezi ile İnebolu ve Tosya ilçelerinde yer alan polen yakalama tuzaklarıyla da havdaki polen ve sporlar toplanıyor. Yakalanan polen ve sporlar incelenerek yıllık polen takvimleri hazırlanıyor. Uzun yıllar boyunca yapılan incelemeler ile hazırlanan bu takvimler astım ve alerji hastaları için tahmini mevsimlik ve aylık polen maruziyet riskini ortaya koyacak. Atmosferdeki bitki patojeni mantarların spor yoğunluklarının ve yıllık takvimlerinin belirlenmesi sayesinde hem orman zararlısı mantarlarla mücadelede hem de zirai mücadele konusunda ilgili kamu kurumlarına bilgi akışı sağlanıyor. Öte yandan Meteoroloji Genel Müdürlüğüne ulaştırılan verilerle, ilerleyen süreçte hava tahmini şeklinde polen tahmini bülteninin yayınlanması hedefleniyor. 2023 yılında başlayan ve 3 yıldır Kastamonu Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı ve Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Talip Çeter’in yürütücülüğünde devam eden projede Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Bani, Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Kerim Güney, Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri Dr. Nazlı Erol ve Dr. Celal Demir araştırmacı olarak yer alıyor. Doktora öğrencileri Oktay Bıyıklıoğlu, Serhat Karabıçak ve Yüksek lisans öğrencileri Derya Keleşoğlu ve İbrahim Özkutlu bursiyer olarak projeye destek sağlıyor. Proje çerçevesinde Serhat Karabıçak, Laila Elfogohi ve Jamal Hayoub tarafından üç doktora tezi hazırlanıyor. "Cihazlarla havadaki polen ve sporları tespit ediyoruz" Projeyle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Talip Çeter, "Üniversitemiz olarak hava ile ilgili biyolojik partiküllerle, polen ve sporlarla hatta cansız partiküllerle ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Meteoroloji istasyonumuz ile sıcaklık, yağış, nem ve basınç gibi parametrelerini ölçüyoruz aynı zamanda havadaki ’PM2.5’ ve ’PM10’ boyutundaki partiküllerin ölçümlerini yapan sensörlerimiz mevcut. Bunun yanı sıra da volumetrik esasla çalışan burkard cihazımızda havadaki polen ve sporları 7 günlük periyotlarla inceleyerek, laboratuvarımızda preparasyonlarını yapmak suretiyle havadaki polen ve sporların konsantrasyonlarını yani miktarlarını saatlik olarak belirliyoruz ve web sayfamızda yayınlıyoruz. Bu verileri de hastalara, hekimlere ve alerji şikayetleri olanlarla paylaşıyoruz. 2025 yılından bu yana kullanma açtığımız Amerika’daki bir firmanın otomatik polen sayım cihazını da devreye aldık. Bu cihaz ile reel time veriler elde ediyoruz yani anlık veriler elde edip, hastalarla ve ilgililerle paylaşma imkanına sahibiz. Özellikle alerjiye sahip bireylerin bunlarla ilgilenmesi ve bunlardan yararlanmasını tavsiye ediyoruz. Özellikle çayır, çimen polenlerinin yoğun olarak görüldüğü dönemleri de cihazlarımızda tespit ediyoruz. Bu polenlere alerjisi olanlar eğer web sitemizi ziyaret ederlerse, rahatsızlıkları ile ilgili tedbirler almak suretiyle dışarıya çıkarak daha konforlu bir yaşam imkanına sahip olabilirler" dedi. "Biz bu verileri halkın anlayabileceği bir formatla paylaşıyoruz" Havadan topladıkları ham verileri laboratuvarda işleyerek halkın kullanımına sunduklarını söyleyen Prof. Dr. Çeter, "TÜBİTAK projemiz kapsamında İnebolu ve Tosya’da kurulan burkard cihazımız ile iki yıldan bu yana veriler topluyoruz. Elde edilen bu verilerin, TÜBİTAK projesi çerçevesinde, analizlerini yaparak hem halkımızla hem de ilgili kurumlarla paylaşıyoruz. Otomatik sayım olarak Türkiye’ye ilk defa bu cihazı biz getirdik ve 2025 yılı başından bu yana kullanıma başladık. Bu cihazdan anlık olarak gelen veriler cihazın data merkezinde işleme alınıyor ve bunlar tanımlanıyor. Biz bu verileri halkın anlayabileceği bir formatta Kastamonu Üniversitesi Palinoloji Araştırma Grubu web sayfasında hastaların, doktorların, ziraat ile uğraşanların kullanımına sunuyoruz" diye konuştu. "Hizmetimizi, halkımıza ve kurumlara ücretsiz olarak veriyoruz ve web sitemimizde yayınlıyoruz" Yurt dışında ücretli olarak satılan polen ve sporlarla ilgili verilerin Kastamonu Üniversitesi’nin vatandaşlara ve kurumlara ücretsiz ulaştırıldığını belirten Çeter, "Atmosferde tespit ettiğimiz birçok mantar türüne ait sporlar ve hif parçaları var. Bunların bazıları insanların yanı sıra orman ağaçlarında, orman ve bitkilerinde hastalıklara ve enfeksiyonlara neden oluyor. Ayrıca halk arasında rastık hastalığı, küf hastalığı, karabaşak hastalığı gibi isimler ile bilinen birçok hastalığa mantarların sebep olduğu tahıl ya da meyve gibi tarımsal ürün hastalıkları da söz konusu. Biz bunların ortaya çıktığı dönemleri ve saatleri tespit etmek suretiyle yılın hangi dönemlerinde bu hastalıklar yoğunlaşıyor ve bunlarla hangi dönemde mücadele edilmeli, ilaçlama yapılmalı, bunun da imkanını sağlamış oluyoruz" şeklinde konuştu.
20 yaşında kendi karın zarından vajinası oldu
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 11:08 20 yaşında kendi karın zarından vajinası oldu Memorial Kayseri Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve Jinekolog Onkolog Doç. Dr. Seda Şahin tarafından yapılan başarılı ameliyat ile 20 yaşındaki genç kadın; 5 binde bir görülen rahim ve vajinanın gelişmemesi durumu olan müllerian agenezi anomalisinin Mayer-Rokitansky-Küster-Hauser (MRKH) sendromundan kendi karın zarından yapılan vajinayla kurtuldu. Müllerian agenezi sendromunun rahim ve vajinanın olmaması durumu olduğunu söyleyen Doç. Dr. Seda Şahin, "Müllerian agenezi nadir görülen 5 bin doğumda bir görülen anomalilerdir. Bu hasta grubunun genellikle ana sıkıntısı yani bizim de hastamızda olduğu gibi rahminin ve vajinasının olmaması ama dıştan baktığımızda hastaların herhangi bir dışarıdaki fenotipik görüntüsünde bir problem yok. Yani göğüs gelişimleri yine dışarıdaki vajinal bulvar dokuların gelişiminde bir sıkıntı görülmemektedir ama hastalar genellikle ergenlik döneminde adet görememekle karşımıza gelmektedir. Bu hastalığa yapacağımız şey bir görüntüleme yöntemi. Aslında çoğu tanısını ergenlik döneminde konmuş oluyor çünkü adet görememek ciddi bir problem ve bu hastalar bu dönemden ergenlikten erişkinliğe geçen süreçte maalesef ne yapacaklarını bilemiyorlar. Nasıl bir yaklaşım yapılacağını çok da bilemiyorlar. Genellikle evlenme dönemlerinde bize başvuruyorlar ki nasıl bir seçenek hastalar fonksiyonel bir yaşam sürdürmek için hangi seçenekleri tercih etmeleri gerektiğini bize danışarak bir yön çizmek istiyorlar. Baktığımızda bu hastalıkta nasıl ameliyatlar yapabiliyoruz. 3 çeşit ameliyat yapabiliyoruz. Bunu hastanın kendi yine karın zarını kullanarak yani kendi peritonunu kullanarak ki bu biyo uyumluluğumuzun en yüksek olduğu dokulardan biri. Yine vajina yapabiliyoruz karın zarından. Yine bağırsağı kullanarak yapabiliyoruz ve deri grefti kullanarak yapabiliyoruz" dedi. Şahin, yaptıkları başarılı ameliyat ile hastalarının vajinası olduğunu ve durumunun iyi olduğunu söyleyerek, "Peki bunlardan hangisi bizim için daha konforlu hasta için daha konforlu diye bakarsak; yine bağırsakla ilgili yaptığımızda olan akıntılar, yine deri fleplerinin tutmama riski nedeniyle Laparoskopik Davydov yöntemi dediğimiz kendi peritonundan yapılan vajina hasta için en uyumlusu oluyor. Sonuçta bu hastaların yumurtalıkları olduğu için ne olursa olsun ileride çocuk sahibi olmak için bir şansları mevcut. Taşıyıcı annelik veya rahim nakli ile bu hastalarda çocuk sahibi olmak mümkün ama tabii ki de herhangi bir evlilik hayatını sürdürmek için de gerekli olan bazı fonksiyonel durumları biz hastalara bu şekilde sağlamış oluyoruz. Yine bizim hastamızda 20’li yaşlarındaydı. Rahmi ve vajinası bulunmamaktaydı aynı zamanda yine böbrek anomalileri eşlik etmekteydi hastamıza. Bu hastamıza kendi peritonundan Laparaskopik yöntemle bir vajina yaptık ve hastamızı da 2 gün sonra taburcu ettik. Şu anda gayet iyi kontrolleri iyi gitmektedir. Bu sıkıntıları yaşayan hastalar bunun bir yazgı olmadığını bilsinler. Yani sonuçta yine de fonksiyonel olarak hayatlarını düzenli bir şekilde devam ettirebilecekleri bir cerrahi yöntem var ve bunu biz burada uygulamaktayız" ifadelerini kullandı.
Gece sıcaklığı epilepsi nöbetlerini tetikleyebilir
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 10:56 Gece sıcaklığı epilepsi nöbetlerini tetikleyebilir Aşırı sıcaklıkların beyne ek yük bindirerek nörolojik hastalıkların semptomplarını artırabileceğini söyleyen Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, "Gece sıcaklıklarının yükselmesi, uyku kalitesini etkileyerek epilepsi hastalarında nöbetleri tetikleyebilir" dedi. İngiltere’de bir Nöroloji Enstitüsünde yapılan bir araştırma, İklim değişikliğiyle artan sıcak hava dalgasının epilepsi, felç, ensefalit, multipl skleroz(MS) migren ve demans gibi birçok nörolojik rahatsızlığı tetiklediği bildirildi. Sıcak hava dalgalarının beyin üzerindeki etkilerini araştıran çalışmada; inme, migren, Alzheimer, menenjit, epilepsi ve multipl sklerozun (MS) yanı sıra anksiyete, depresyon, şizofreni ve diğer psikiyatrik bozuklukları da içeren 19 farklı sinir sistemi hastalığını incelendi. Yapılan araştırmaya göre; artan sıcaklık ve nemle kötüleşen epilepsi, felç, ensefalit, multipl skleroz, migren ve daha birçok nörolojik rahatsızlığı keşfedildi. Gece saatlerinde artan sıcaklıkların uykuyu bozabileceği ve bunun da bazı nörolojik rahatsızlıklar için tetikleyici olabileceği de araştırıldı. Sıcaklanma odaklanma ve sinir yapar Araştırmayı değerlendiren Prof. Dr. Talip Asil, beyin hücrelerinin ısıya son derece duyarlı olduğunu ve biyolojik sistemlerin sabit sıcaklıklara göre çalıştığını belirtti. Dayanıklılık sınırlarının ötesine zorlanan beynin birçok nörolojik rahatsızlığa neden olabileceğini aktaran Prof. Dr. Talip Asil, aşırı sıcaklıkların odaklanma zorluğu, sinirlilik ve bitkinlik hissini de artıracağını söyledi. Beyni koruyan bariyerin geçirgenliği artabilir Bazı şiddetli epilepsi türlerinin aşırı sıcaklıklarda daha da kötüleştiğini söyleyen Prof. Dr. Talip Asil, şunları kaydetti; "Migren atakları özellikle sıcak havalarda daha sık görülür. Epilepsi ve inme gibi hastalıkların sıklığı artarken, hipertansiyon hastalarında beyin kanaması riski yükselir. Gece sıcaklıklarının artması ise uyku kalitesini bozarak birçok nörolojik rahatsızlığın seyrini kötüleştirebilir. İklim değişikliğine bağlı aşırı sıcaklar, beyne ek yük bindirerek nörodejeneratif hastalıklara zemin hazırlar. Üstelik yüksek sıcaklık, beyni koruyan bariyerin geçirgenliğini artırarak toksinlerin, bakterilerin ve virüslerin beyin dokusuna ulaşma riskini artırır." Fosil yakıtlar demans vakalarını artırabilir Alzheimer hasta sayısının 2050 yılına kadar üç katına çıkacağını da aktaran Prof. Dr. Asil, "Bu rakamlar İklim krizini hesaba katmadan gerçekleştiriliyor. Bir santigrat derecelik artış bile Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkları artırabilir. Fosil yakıtların sürekli yakılmasıyla birlikte daha fazla demans ortaya çıkabilir" ifadelerini kullandı.
Ağrılı mesane sendromuna yapay mesane çözümü
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 10:53 Ağrılı mesane sendromuna yapay mesane çözümü Ağrılı mesane sendromu nedeniyle yatalak hale gelen 40 yaşındaki Rauf Toraman, yıllar süren arayışın ardından geçirdiği yapay mesane ameliyatıyla yeniden sağlığına kavuştu. 2021’de başlayan şikayetleri nedeniyle uzun süre çeşitli hastanelerde tedavi arayan Rauf Toraman’a, Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Tahir Karadeniz tarafından ağrılı mesane sendromu tanısı konuldu. Liv Hospital Ulus’ta gerçekleştirilen ameliyatla hastanın ince bağırsağından yapay mesane oluşturuldu. Ameliyat sonrası hasta ağrısız bir şekilde normal hayatına döndü. Toraman, hastaneye başvurduğunda idrarını dışarıdan iki böbreğine yerleştirilen nefrostomi tüpleriyle yapabiliyordu. Yaklaşık 5 yılını bu şekilde ve çoğunlukla yatakta geçirmek zorunda kalan hasta, operasyon sonrası ilk kez kendi kendine idrar yapabildiğini belirtti. Ameliyatı gerçekleştiren Prof. Dr. Tahir Karadeniz, ağrılı mesane sendromunun kadınlarda sık, erkeklerde ise nadiren görüldüğünü söyledi. Karadeniz, "Bu hastalık mesaneyi küçültüp yok edebiliyor. İdrar depolanamıyor, mesaneye idrar geldiğinde dayanılmaz ağrılar oluşuyor" dedi. Hastalığın ileri evrelerinde ilaç ve endoskopik yöntemlerin etkili olmadığını, bu durumda mesanenin çıkarılarak yerine ince bağırsaktan yeni bir mesane yapılabildiğini belirten Karadeniz, "Yeni mesanenin idrarı tutabilmesi ve hastanın idrar yapabilir hale gelmesi önemli. Tecrübeli cerrahlar tarafından yapıldığında başarı oranı yüzde 100" ifadelerini kullandı. Rauf Toraman ise, "Çok az idrar yapabiliyordum, ağrılardan dolayı bağırıyordum. Tahir hocam teşhisi koydu ve yapay mesane yapıldı. Beş yıl sonra ilk defa idrar yaptığımı hissettim. Ameliyat sonrası normal hayatıma döndüm" diye konuştu.
Kalp krizinden ölen kadının organlarıyla hayata tutundular
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 10:44 Kalp krizinden ölen kadının organlarıyla hayata tutundular Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde kalp rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybeden 57 yaşındaki kadının organları 5 hastaya umut oldu. Ayvalık’ta ilçenin sevilen simalarından taksici esnafı İsmet Çınar, aynı gün 5 saat arayla hem annesini hem de çok sevdiği eşi Şükran Çınar’ı kaybetti. İki acıyı birden yaşayan Çınar, hastanede doktorun ‘Eşinizin organlarını bağışlamak ister misiniz?’ teklifine tereddütsüz olumlu yanıt verdi. Ailesinin organ bağışını kabul etmesiyle harekete geçen Ayvalık Devlet Hastanesi Başhekimliği, durumu Bursa Organ Nakli Koordinatörlüğü’ne bildirdi. Kısa sürede Bursa ve İstanbul’dan gelen iki ayrı ekip; Şükran Çınar’ın bedeninden; karaciğer, göz korneaları, iki böbrek, ilik ve femur kemiğini başarılı operasyonlarla aldı. Ekip, daha sonra hızlı bir şekilde İstanbul ve Bursa’daki hastalara organları yetiştirmek için yola çıktı. Operasyonun Koordinatörlüğünü üstlenen Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Samet Kanbir yaptığı açıklamada, "Bugün hem kendi mesleki hayatım hem de hastanenin açısından tarihi bir ana şahitlik ettik. Tabii ki bir hastamızın kaybı; biz yoğun bakım hekimleri için çok zor olmasına rağmen, bu kayıp aslında hastamızın yakınlarının da aracılığıyla birçok cana can kattı. Biz de buna vesile olmaktan dolayı hem mesleki olarak hem kendi açımdan hem de bu süreçte bana yardım eden arkadaşlarım adına gurur duyuyorum. Hasta yakınlarına da başsağlığı diliyorum. Ama böyle bir güzel bir şeye, böyle dayanışma örneğine tanıklık edip, onay vererek yardım ettikleri için onlara da minnettarım. Organ nakli, toplumsal bir dayanışma örneğidir. Organ nakli, hayat kurtarır. Organ nakli, can kurtarır. Organ nakline toplum olarak gereken önemi göstermemiz gerektiğini bir hekim olarak düşünüyorum" dedi. Acılı eşten organ bağışı çağrısı Organlarıyla 5 inanın sağlığına kavuşacağı 2 yetişkin çocuk annesi merhume Şükran Çınar’ın acılı eşi İsmet Çınar ise, "Önce annemi kaybettim. Birkaç saat sonra ise eşimi kaybettim. Çok üzgünüm. Sağlığında eşimle yaptığımız sohbetlerde, organların insan hayatı için ne kadar değerli olduğunu her defasında konuşurduk. Vefat ettikten sonra doktorun bana organ bağışı konusunu hatırlatmasıyla, tereddütsüz kabul ettim zaten. Bildiğim kadarıyla eşimin organları 4-5 insana hayat verecek. Ne mutlu eşime Şu anda bu acılı günümde en azından bunu düşünerek büyük üzüntümü bir nebze olsun hafifletmeye çalışıyorum. Organ nakli konusunda herkesin farkındalığa sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Evet, son derece acılı bir gündeyim ama insanlar şunu bilmeli; vefat edince biz insanların bedeni toprak altına girince, zaman içerisinde eriyip bitiyor. Oysa organ bekleyenler var. Bizim geride ve organ nakli umuduyla şifa bekleyen; böbrek hastaları gibi her türlü organa ihtiyacı olan insanlara bağışlayacağımız organlarımızla umut olmaya ihtiyacımız var. Ben bunun bilincindeyim" diye konuştu.
Güney gözlüğü seçimi hayati önem taşıyor
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 10:20 Güney gözlüğü seçimi hayati önem taşıyor Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Yıldız, yaz aylarında artan güneş ışınlarının sadece cilt sağlığını değil, göz sağlığını da ciddi şekilde tehdit ettiğini belirterek, "Gözleri zararlı ultraviyole (UV) ışınlardan korumanın en etkili yollarından biri doğru güneş gözlüğü kullanımıdır" dedi. Çocukların UV ışınlarına karşı daha savunmasız olduğunu da ifade eden Op. Dr. Yıldız, "Çocukların göz mercekleri daha saydam, göz bebekleri ise erişkinlere göre daha büyük olduğu için ultraviyole ışınları göze daha kolay nüfuz eder ve hasar riski artar. Bu nedenle küçük yaşlardan itibaren güneş gözlüğü kullanımı son derece önemlidir" açıklamasında bulundu. Güneş gözlüğü seçerken dikkat edilmesi gerekenler Bursa Özel Hayat Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Yıldız, güneş gözlüğü seçiminde dikkat edilmesi gereken temel kriterleri açıklarken de şunları söyledi; "Güneş gözlüğü seçerken ilk dikkat edilmesi gereken nokta, yüzde 100 UV koruması sağlamasıdır. UV400 ibaresi bulunan gözlükler, zararlı UVA ve UVB ışınlarını tamamen engelleyerek gözleri güneşin olumsuz etkilerinden korur. Ayrıca camların optik kalitesi büyük önem taşır. Kalitesiz camlar göz yorgunluğuna ve baş ağrısına yol açabilirken, polarize camlar yansımaları azaltarak daha net ve konforlu bir görüş sunar. Gözlüğün çerçeve yapısı da göz sağlığı kadar kullanım konforunu etkiler. Hafif ve esnek çerçeveler, özellikle uzun süreli kullanımlarda büyük avantaj sağlar. Cam koyuluğu ise gözlüğün kullanılacağı ortama göre seçilmelidir. Açık renkli camlar güneşli havalarda yeterli koruma sağlamayabilirken, çok koyu camlar da kapalı ya da loş ortamlarda görüşü zorlaştırabilir. Cam rengi tercihi de göz sağlığı açısından önemlidir. Gri, kahverengi ve yeşil tonlarındaki camlar, doğal renk algısını bozmadıkları ve gözü dinlendirdikleri için günlük kullanımda en ideal seçenekler arasında yer alır. Tüm bu özellikler göz önünde bulundurularak yapılan doğru güneş gözlüğü seçimi, gözleri sadece güneşin zararlı etkilerinden değil, uzun vadeli sağlık sorunlarından da korumaya yardımcı olur." Kalitesiz güneş gözlüklerinin, gözleri korumak bir yana, ciddi zararlar verebileceği konusunda uyarıda bulunan Dr. Metin Yıldız, "Güneş gözlüğü sadece şık bir aksesuar değil, aynı zamanda koruyucu bir sağlık aracıdır. UV filtresi olmayan ve sertifikasız ürünler fayda yerine zarar verebilir. Bu yüzden mutlaka güvenilir ve sertifikalı ürünler tercih edilmelidir" dedi. Op. Dr. Metin Yıldız, "Göz sağlığınızı riske atmamak için güneş gözlüğü seçimi bilinçli yapılarak, gözler koruma altına alınmalıdır" diye konuştu.
Denizli Şehir Hastanesi ve Acil Durum Hastanesi çevreci ve güvenilir enerjiyle buluşacak
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 07:40 Denizli Şehir Hastanesi ve Acil Durum Hastanesi çevreci ve güvenilir enerjiyle buluşacak Denizli Şehir Hastanesi ve Acil Durum Hastanesinin ısınma ve enerji ihtiyaçlarını karşılayacak doğalgaz sözleşmesi imzalandı. 2025 yılında hizmete girmesi planlanan Sağlık Bakanlığı Denizli Acil Durum Hastanesi ve 2027 yılında tamamlanacak Denizli Şehir Hastanesinin ısınma ve enerji ihtiyaçlarını karşılayacak doğalgaz bağlantı çalışmalarına ilişkin iş birliği protokolü imzalandı. Proje tamamlandığında her iki hastanede modern, çevreci ve güvenilir enerjiyle buluşacak. Proje, yalnızca hastanelerin doğal gaz ihtiyacını karşılamakla kalmayacak, aynı zamanda şehrin enerji altyapısına da katkı sağlayacak. Denizli Şehir Hastanesi 1000 yatak kapasitesi, 219 yoğun bakım ünitesi, 35 ameliyathane, 286 poliklinik odası, 2052 araçlık otoparkı ve bir helikopter pisti ile dikkat çekerken; Acil Durum Hastanesi ise 500 yatak, 106 poliklinik, 14 ameliyathane ve ileri seviye görüntüleme sistemleriyle donatılmış altyapısıyla öne çıkıyor. Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Denizli Acil Durum Hastanesini 2025 yılı sonuna kadar hizmete açmayı planladıklarını belirterek; "1000 yataklı Denizli Şehir Hastanemizin yapımı da devam etmekte olup 2027 yılında tamamlanarak inşallah vatandaşlarımızın hizmetinde olacak. İleri teknolojiyle donatılacak olan bu sağlık komplekslerimiz; yalnızca Denizli’ye değil, çevre illere de hizmet verecek, yüksek hasta kapasitesi, gelişmiş tıbbi altyapısı ve kapsamlı branşlarda sunacağı sağlık hizmetleriyle, Denizli’yi Türkiye’nin sağlık üslerinden biri haline getirecektir. Bugün imzalanan doğalgaz protokolüyle birlikte her iki hastanemizin altyapı çalışmalarında önemli bir aşamayı daha tamamlamış olduk. İlimize ve vatandaşlarımıza hayırlı olsun" diye konuştu.
Motosiklet kazası sonrası beyin ölümü gerçekleşen genç kızın organları 3 kişiye umut oldu
02 Ağustos 2025 Cumartesi - 01:08 Motosiklet kazası sonrası beyin ölümü gerçekleşen genç kızın organları 3 kişiye umut oldu Sinop’un Ayancık ilçesinde geçirdiği motosiklet kazasında ağır yaralanan 23 yaşındaki genç kız, Samsun’da tedavi altına alındığı hastanede 10 gün süren yaşam mücadelesini kaybetti. Genç kızın organları ise 3 hastaya umut oldu. Kaza, 22 Temmuz Salı günü gece saatlerinde Ayancık ilçesi Cevizli Mahallesi’nde meydana geldi. Ö.Ö. idaresindeki motosiklet ile bir otomobil çarpıştı. Kazada ağır yaralanan Ö.Ö., ilk müdahalesinin ardından Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildi. Burada yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan genç kızın 10 gün sonra beyin ölümü gerçekleşti. Genç kızın ölümünün ardından hastanenin Organ Nakli Birimi, aile bireyleriyle görüşerek organ bağışı konusunda onay aldı. Ailenin izniyle gerçekleştirilen operasyonla Ö. Ö.’nün iki böbreği ve karaciğeri, OMÜ Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Karaciğer Nakil Sorumlu Yardımcısı Doç. Dr. Kağan Karabulut’un koordinasyonunda başarıyla alındı. Nakil için hazırlanan organlardan karaciğer Malatya’da, böbrekler ise Trabzon’da tedavi gören hastalara yeni bir yaşam umudu oldu. Türkiye’de her yıl 2 -3 bin kişi organ bekliyor Ameliyat yapan Doç. Dr. Kağan Karabulut, "Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın organlarını Türkiye’nin çeşitli yerlerine göndereceğiz. Organ nakli önemli bir konudur. İnsanlardan organlarını bağışlamasını istiyoruz. Yılda Türkiye’de ortalama 2 bin ile 3 bin kişi arasında organ bekliyor. Bu insanların yaşaması için tek şansları organ naklidir" dedi.