SAĞLIK
Çocuğunuzda bu belirtiler varsa dikkat 03 Mayıs 2026 Pazar - 10:23:45 Çocukluk çağında sık karşılaşılan idrar yolu enfeksiyonlarına karşı ebeveynleri uyaran Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven; tuvalet alışkanlığının ertelenmemesi, bol sıvı tüketimi ve doğru temizlik kuralları ile hastalığın büyük oranda önlenebileceğini bildirdi. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, çocuklarda sık görülen idrar yolu enfeksiyonunun önemsenmemesi halinde böbreklerde kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Hastalık ve korunma yöntemlerine değinen Dr. Yurtseven, idrar yolu enfeksiyonlarının genellikle 1 yaş altı sünnetsiz erkek çocukları ile 1 yaş üzeri kız çocuklarında sıklıkla görüldüğünü belirtti. İdrar yolu enfeksiyonunun çocukluk döneminde her 10 kız çocuğundan ve her 30 erkek çocuğundan birinde en az bir kez yaşandığına dikkati çeken Yurtseven, hastalığın temel nedenlerinin tuvalet ihtiyacını ertelemek, temizlik kurallarına uymamak ve yetersiz su tüketimi olduğunu aktardı. "Kız çocuklarında alt temizliği önden arkaya yapılmalı" Hastalığın erken tespit edildiğinde basitçe tedavi edilebildiğini vurgulayan Yurtseven, "İhmal edilir ve önemsenmezse böbreklerde sorun olabiliyor. Ailelerin tuvalet eğitimini çocuklarına doğru kazandırmaları lazım. Özellikle kız çocuklarında alt temizliğinin önden arkaya doğru yapılması çok basit ama etkili, önemli bir yöntemdir" ifadelerini kullandı. Sıvı tüketimi ve kabızlık ilişkisine de değinen Yurtseven, bol sıvı alımının sık tuvalete gitmeyi sağladığını, böylece mikroorganizmaların idrar yolunda tutunmasının engellendiğini belirtti. Yurtseven ayrıca, kabızlığın idrar yolu enfeksiyonu riskini artırdığını hatırlatarak çocukların lifli gıdalarla beslenmesini önerdi. Aileler ne zaman doktora gitmeli Ailelerin çocuklardaki enfeksiyonu nasıl tespit edebileceği konusunda da bilgiler veren Dr. Yurtseven, şunları kaydetti: "Çocuklarda nedeni bilinmeyen bir ateş varsa aileler bize başvurabilirler. Çocukların idrarında her zamankinden farklı bir koku, renk değişikliği veya bulanıklık varsa, yan ve karın ağrısı tarif ediliyorsa, normalden sık idrara çıkılıyorsa enfeksiyondan şüphelenilip hekime başvurulması gerekiyor. Bebekler ise genellikle kendilerini ifade edemedikleri için idrar yaparken huzursuzluk, emmede azalma ve ateş görülüyorsa mutlaka bir doktora gidilmelidir."
03 Mayıs 2026 Pazar - 10:11 - Çocuğunuzda bu belirtiler varsa dikkat: " İhmal edilirse böbreklere zarar verebilir" Çocukluk çağında sık karşılaşılan idrar yolu enfeksiyonlarına karşı ebeveynleri uyaran Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven; tuvalet alışkanlığının ertelenmemesi, bol sıvı tüketimi ve doğru temizlik kuralları ile hastalığın büyük oranda önlenebileceğini bildirdi. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, çocuklarda sık görülen idrar yolu enfeksiyonunun önemsenmemesi halinde böbreklerde kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Hastalık ve korunma yöntemlerine değinen Dr. Yurtseven, idrar yolu enfeksiyonlarının genellikle 1 yaş altı sünnetsiz erkek çocukları ile 1 yaş üzeri kız çocuklarında sıklıkla görüldüğünü belirtti. İdrar yolu enfeksiyonunun çocukluk döneminde her 10 kız çocuğundan ve her 30 erkek çocuğundan birinde en az bir kez yaşandığına dikkati çeken Yurtseven, hastalığın temel nedenlerinin tuvalet ihtiyacını ertelemek, temizlik kurallarına uymamak ve yetersiz su tüketimi olduğunu aktardı. "Kız çocuklarında alt temizliği önden arkaya yapılmalı" Hastalığın erken tespit edildiğinde basitçe tedavi edilebildiğini vurgulayan Yurtseven, "İhmal edilir ve önemsenmezse böbreklerde sorun olabiliyor. Ailelerin tuvalet eğitimini çocuklarına doğru kazandırmaları lazım. Özellikle kız çocuklarında alt temizliğinin önden arkaya doğru yapılması çok basit ama etkili, önemli bir yöntemdir" ifadelerini kullandı. Sıvı tüketimi ve kabızlık ilişkisine de değinen Yurtseven, bol sıvı alımının sık tuvalete gitmeyi sağladığını, böylece mikroorganizmaların idrar yolunda tutunmasının engellendiğini belirtti. Yurtseven ayrıca, kabızlığın idrar yolu enfeksiyonu riskini artırdığını hatırlatarak çocukların lifli gıdalarla beslenmesini önerdi. Aileler ne zaman doktora gitmeli? Ailelerin çocuklardaki enfeksiyonu nasıl tespit edebileceği konusunda da bilgiler veren Dr. Yurtseven, şunları kaydetti: "Çocuklarda nedeni bilinmeyen bir ateş varsa aileler bize başvurabilirler. Çocukların idrarında her zamankinden farklı bir koku, renk değişikliği veya bulanıklık varsa, yan ve karın ağrısı tarif ediliyorsa, normalden sık idrara çıkılıyorsa enfeksiyondan şüphelenilip hekime başvurulması gerekiyor. Bebekler ise genellikle kendilerini ifade edemedikleri için idrar yaparken huzursuzluk, emmede azalma ve ateş görülüyorsa mutlaka bir doktora gidilmelidir."
03 Mayıs 2026 Pazar - 09:34 "Makyaj yaparken göz sağlığınızdan olmayın" Yanlış ve bilinçsiz kozmetik ürün kullanmanın ve makyajda hijyene dikkat etmemenin, göz sağlığı açısından büyük risk oluşturduğunu belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Şermin Ünal İpçioğlu, bilinçsiz göz makyajının alerji, göz enfeksiyonları ve tahrişe bağlı cilt hastalıkları gibi pek çok soruna yol açabildiğini söyledi. Makyaj malzemeleri kişiye özel olması gerektiğini, ürünlerin açıldıktan sonra genellikle 3-4 ay içinde tüketilmesinin önemli olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Şermin İpçioğlu, "Aksi halde bakteriler oluşabilir. Göz makyajı yapılırken, eyeliner ve göz kalemi gibi ürünler gözün iç kısmına sürülmemelidir. Kozmetik ürün kullanımında pek çok hata yapılıyor. Bunlardan biri de makyaj malzemelerinin başkalarıyla paylaşılmasıdır. Göz enfeksiyonu geçirmekte olan bir kişiye makyaj malzemenizi verirseniz, gözünüz enfeksiyon kapabilir. Mağazalarda veya ortak kullanım alanlarında bulunan deneme ürünleri de göz sağlığınızı tehdit edebilir" dedi. "Kullanım süresi dolan makyaj ürünü bitmese bile atılmalı" Her kozmetik ürünü gibi makyaj malzemelerinin de belirli bir kullanım süresi olduğuna dikkat çeken Op. Dr. İpçioğlu, "Makyaj malzemeleri açıldıktan sonra belli bir süre içinde kullanılmalıdır. Bu süre genel olarak 3 ya da 4 ay olarak kabul edilmekle birlikte, makyaj malzemesinin özelliğine göre süre değişebilir. Kullanım süresi dolan malzeme bitmese bile atılmalıdır. Çünkü süresinden daha fazla kullanılan makyaj malzemelerinin hemen hemen hepsinde bakteri ürediği kanıtlanmıştır" diye konuştu. "Gözdeki yağ bezleri tıkanabilir" Makyaj malzemelerinde bulunan etkin ve koruyucu maddelerin alerjik bünyesi olan kişilerde göz alerjisine neden olabileceğini vurgulayan Op. Dr. Şermin Ünal İpçioğlu, şu bilgileri verdi: "Alerjik bir bünyeniz varsa ve birden çok kozmetik ürünü aldıysanız, bunları sırayla denemeli ve alerji yapmadığına emin olduğunuz ürünleri kullanmaya devam etmelisiniz. Kirpik diplerinde göz sınırlarını belirgin hale getirmek için eyeliner veya göz kalemi kullanırken, kirpiklerin göze yakın olan iç kısmına değil, dışına sürmeye dikkat etmelisiniz. Çünkü kirpiklerin göze yakın olan iç kenarlarında gözyaşına katkıda bulunan Meibomean yağ bezleri bulunur. Bu bezler, makyaj yapılırken tıkanırsa gözyaşı kalitesizleşir ve gözde batma, yanma, kızarma gibi rahatsızlıklara sebep olabilir. Hatta göz kapağında arpacık gibi enfeksiyonlar gelişebilir. Rimel, kalem, far gibi göz makyajı ürünlerini uygularken, uygulama yönü gözden dışarıya (uzağa) doğru olmalıdır. Böylece ürünleri sürmek için kullandığınız fırça, kalem gibi araçların saydam tabakaya (kornea) batma ihtimali azalır. Makyaj yaparken bir ürün gözünüze batarsa önce bol suyla yıkamalı, gözde rahatsızlık devam ederse göz hekimine danışılmalıdır."
Vajinal enfeksiyonlarda ‘daraltma’ çözüm olabilir
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:24 Vajinal enfeksiyonlarda ‘daraltma’ çözüm olabilir Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Filiz Dişçi, vajinanın esnekliğini kaybetmesi sonucunda oluşacak problemler ile ilgili bilgiler vererek, "Hastanın kronik vajinal enfeksiyonu gibi problemlerde kesinlikle vajinal operasyona ihtiyacı olabilir" dedi. Vajinadaki esneklik kaybının ve kurulukların fiziksel sorunlara yol açabileceğini söyleyen Op. Dr. Filiz Dişçi, "Vajinal daraltma ameliyatları, vajen esnek bir doku olduğu için yaşla birlikte ve normal doğumla hatta sadece normal vajinal doğum olması şart değil, sezaryen doğumlarla birlikte de vajinanın esnekliğini kaybetmesi ve işlevini kaybetmesinden dolayı yaptığımız daraltma ameliyatlarıdır. Vajinal kuruluk, özellikle menopoz döneminde bu östrojen hormonunun eksikliğine bağlı olarak ya da bazı hastalıklarla birlikte, sadece menopoz döneminde değil, bazı ilaçlar ve hastalıklarla birlikte vajende olması gereken sıvının olmaması ve kuruluğun oluşmasıyla birlikte yaşanan bir durumdur. Vajinal kuruluk aslında kulağa psikolojik bir sorunmuş gibi gelse de, aslında bu fiziksel sorunlara da yol açar vajinal enfeksiyonlara neden olabilir, ilişki sırasında problemlere yol açabilir. Bu kuruluktan dolayı tahrişlere sebep olabilir, aynı zamanda birçok soruna da sebebiyet verebilir. Vajinal kuruluk asla kendiliğinden geçmez. Eskiden kadınlar geldiğinde biz kayganlaştırıcı jeller veriyorduk ama artık rejeneratif tedavi dediğimiz bu hücre yenileyici tedavilerden bahsediyoruz. Artık bunların eğitimlerini alıyoruz, bu tedaviler uzun süreli etkiler sağlıyor" dedi. Dişçi, kronik enfeksiyon ve akıntı gibi problemlerde vajinal daraltmanın çözüm olabileceğini söyleyerek, "Genital beyazlatma, genital bölgedeki kararmadan şikayetçi olan hastalarımıza yaptığımız bir işlemdir. Ancak bunu alerjik olmayan ajanlarla yapıyoruz. Merdiven altı diye tabir ettiğimiz yerlerde genelde alerjik ajanlar veya genital bölgeyi yakan ajanlarla yapıldığı için, bu işlemlerin hastane şartlarında ve uzman bir hekim yardımıyla yapılması çok önemlidir. Vajinal daraltma ameliyatları, aslında tamamen kişinin doktorla birlikte karar verdiği bir durumdur. Sadece hastanın değil, sadece doktorun da değil, hasta ile doktorun birlikte karar verdiği ve neyden rahatsız olduğunu, tam olarak ne yaşadığını öğrenerek birlikte çözüm bulduğumuz bir durumdur. Yaş sınırı olarak genelde biz 18 yaş üstü diye kabul ediyoruz, üst sınırı yoktur. Vajinal daraltma ameliyatlarında, biz içeriden ameliyat yaptığımız için sadece dış bölgeyi değil iç kanalı da, mukozayı, kas tabakasını da daralttığımız için dikişleri asla göremezsiniz. Labioplasti iç dudakların ameliyatıdır ve genelde ben makas kesiğini tercih ediyorum. Çünkü lazerle yapılan kesilerde dokunun dış kenarları sertleştiği için, bu nedenle makas kesisi ve belli olmayan dikişler atıyoruz. Asla his kaybı yaşanmaz. Bazı durumlarda yaşanabiliyor doğru teknikle yapılmadığında, doğru şekilde ve doğru dikiş materyali kullanılmadığında his kaybı yaşanabiliyor ama onun dışında his kaybı yaşanmaz. Labioplasti ve vajinoplasti kesinlikle aynı anda yapılabilir. Zaten biz bu ameliyatları kombine ameliyatlar şeklinde yapıyoruz. Öncelikle hastanın problemini belirliyoruz, daha sonra da ikisinin birlikte ihtiyacı varsa aynı seansta yapabiliyoruz. Hastanın kronik vajinal enfeksiyonu var diyelim; akıntısı, kaşıntısı gibi problemleri var. Bu, vajendeki o açıklıktan kaynaklı olabilir ve hasta bunu fark etmeyebilir. Kesinlikle vajinal operasyona ihtiyacı olabilir. Öncelikle bunu belirlemeniz gerekiyor. Tabii ki çözüm olabilir" ifadelerini kullandı.
Tatil valiziniz omurganızı düşünsün
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:18 Tatil valiziniz omurganızı düşünsün Seyahat etmeyi sevenlerin rutini olan valiz hazırlama eylemi, doğru adımlar izlenerek yapılmadığı takdirde omurga sağlığını riske atabilir. Bu nedenle doğru valiz hazırlamanın önemine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, seyahat valizine ihtiyaç dışı fazla eşya alınmaması gerektiğinin altını çizerek, "Her ekstra ağırlık, omurganız için potansiyel bir tehdit demektir" dedi. Seyahat ederken doğru valiz hazırlamak hem omurganızı korumanıza fayda sağlıyor hem de seyahatinizin daha konforlu geçmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle omurga dostu valiz hazırlamanın önemine vurgu yapan Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, valiz hazırlarken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. İlk olarak valiz seçimine dikkat etmek gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Şendur, "Mümkün olduğunca hafif bir valiz tercih edin. Valizin kendi ağırlığı ne kadar az olursa, içine koyduğunuz eşyalarla birlikte toplam ağırlık o kadar kabul edilebilir seviyede kalır. Tekerlekli bir valiz, özellikle büyük ve ağır eşyalar taşıyorsanız, omurganız üzerindeki yükü büyük ölçüde azaltacaktır. Çekme kolunun boyunuza uygun olduğundan ve rahat bir şekilde çekebileceğinizden emin olun. Eğer sırt çantası tercih ediyorsanız, bel ve göğüs kayışları olan, sırt desteği iyi bir model seçin. Ağırlığın eşit dağılması için bu kayışları doğru ayarlayın" diye konuştu. "Ağırlığı eşit şekilde dağıtın" Omurga dostu valiz hazırlamak için eşyaları, ağırlıkları dengeli ve eşit dağılacak şekilde yerleştirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Valizin tabanına en ağır eşyaları (kitap, ayakkabı vb.) yerleştirin. Bu, valizin ağırlık merkezini düşürerek daha dengeli olmasını sağlar ve taşırken daha az zorlanmanızı sağlar. Valizin her iki tarafına da eşit ağırlıkta eşya yerleştirmeye çalışın. Bu, valizin bir tarafa yığılmasını ve dengesizleşmesini önler. İhtiyacınız olmayan eşyaları yanınıza almaktan kaçının. Her ekstra ağırlık, omurganız için potansiyel bir yük demektir" sözlerini kaydetti. Ayrıca valiz hazırlamak kadar valizi taşımanın da önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Şendur, "Valizi yerden kaldırırken dizlerinizi bükerek ve sırtınızı düz tutarak squat pozisyonunda eğilin. Valizi vücudunuza yakın tutarak kaldırın ve sırtınızdan değil, bacaklarınızdan güç alın. Valizi kısa mesafelerde taşırken, mümkünse iki elinizi de kullanarak ağırlığı iki kolunuza eşit şekilde dağıtın. Sırt çantanızı takarken, omuz askılarının çok sıkı veya çok gevşek olmadığından emin olun. Bel ve göğüs kayışlarını kullanarak ağırlığın kalça ve göğüs bölgesine dağılmasını sağlayın" ifadelerini kullandı. Seyahat konforunu artırmanın püf noktaları Tatil valizi hazırlarken omurga sağlığınızı korumak için bazı özel eşyaları da yanınıza almanızda fayda olacağını aktaran Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle uzun yolculuklarda boyun omurganızın doğal eğrisini desteklemek için ortopedik bir boyun yastığı vazgeçilmezdir. Bu yastıklar, boynunuzun yanlış pozisyonda kalmasını önleyerek boyun ağrısı ve tutulmalarını engeller. U şeklinde hafızalı köpük yastıklar genellikle en iyi seçeneklerdir. Eğer bel fıtığı gibi bir sorununuz varsa veya uzun süre oturmanız gereken bir seyahat planınız varsa, taşınabilir bir bel desteği yastığı veya minderi çok işinize yarar. Bu yastıklar, otururken bel boşluğunuzu destekleyerek omurganıza binen yükü azaltır ve doğru duruşu korumanıza yardımcı olabilir. Tatil boyunca çok yürüyecekseniz veya ayakta kalacaksanız, ortopedik tabanlı, rahat ve destekleyici ayakkabılar seçmek omurga sağlığınız için kritik öneme sahiptir. Yüksek topuklu veya düz, desteksiz ayakkabılardan kaçınarak omurganızdaki baskıyı azaltabilirsiniz. Ani bir ağrı veya kas spazmı durumunda kullanmak üzere, tek kullanımlık sıcak/soğuk kompres jelleri veya yeniden kullanılabilir bir jel paketi valizinizde bulunabilir. Bu tür ürünler, ağrıyı hafifletmek ve iltihabı azaltmak için acil durum çözümü sunar. Eğer doktorunuz tarafından önerilmişse veya belinizde hassasiyet varsa, hafif bir bel korsesi veya destekleyici bir kemer seyahat sırasında ek koruma sağlayabilir. Ancak bu tür ürünleri doktor tavsiyesi olmadan uzun süreli kullanmaktan kaçınmak önemlidir. Bu eşyalar, seyahat ederken omurganızın daha az zorlanmasına ve tatilinizi daha keyifli geçirmenize yardımcı olacaktır." Uzun süreli ağrılarda doktora başvurulmalı Ağır valiz taşımanın sonucunda omurganın ciddi zarar görebileceğini dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Omurga, vücudumuzun ana destek yapısıdır ve yanlış taşıma teknikleri veya aşırı yüklenme, omurgayı oluşturan diskler, kaslar, bağlar ve eklemler üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir" dedi. Prof. Dr. Şendur ağır valiz taşıma sonucu oluşabilecek rahatsızlıkları ise şöyle sıraladı: "Disk hasarı (fıtık), kas gerilmesi ve spazmları, duruş bozuklukları, sinir sıkışmaları, eklemlerde aşınma gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz." Tatil sırasında bir rahatsızlık hissedilmesi durumunda ilk olarak dinlenilmesi ve bu sırada vücudun gözlemlenmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle tamamladı: "Öncelikle vücudunuza dinlenmek için zaman tanıyın. Genellikle kısa süreli bel ağrıları birkaç gün içinde kendiliğinden geçebilir. Bu süreçte ağır kaldırmaktan, ani hareketlerden ve ağrıyı artıracak pozisyonlardan kaçının. Ağrının şiddetini, yerini ve ne zaman arttığını gözlemleyin. Ağrı şiddetliyse ve evde uyguladığınız yöntemlerle geçmiyorsa, 1 haftadan uzun sürüyorsa veya giderek kötüleşiyorsa, ağrıya ateş, titreme, açıklanamayan kilo kaybı eşlik ediyorsa, bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güç kaybı veya refleks kaybı varsa mutlaka doktora başvurmalısınız."
Sağlıklı Hayat Merkezleri sigarayı bırakmak isteyenlere umut oluyor
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:07 Sağlıklı Hayat Merkezleri sigarayı bırakmak isteyenlere umut oluyor Sigarayı bırakmak isteyen bireyler için umut ışığı olan Sağlıklı Hayat Merkezleri, Türkiye’nin dört bir yanında hayatlara dokunmaya devam ediyor. Erzurum’daki merkezde yürütülen destek süreci, bu hizmetlerin ne kadar etkili olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM), bireylerin sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmalarına destek olmak amacıyla Türkiye genelinde yaygınlaştırıldı. Bu merkezlerde yalnızca sigara bırakma hizmeti değil; beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite rehberliği, ruh sağlığı desteği, kanser taramaları ve kadın-çocuk sağlığına yönelik danışmanlık gibi çok sayıda ücretsiz hizmet sunuluyor. Son olarak sigarayı bırakmak isteyen Hayri Sebahattin Tuver, Erzurum’daki SHM’ye başvurarak bu yolda ilk adımı attı. ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı, MHRS ya da doğrudan başvuru yoluyla randevu alınabilen Sigara Bıraktırma Poliklinikleri, kişiye özel destek sunuyor. Merkezde karşılanan Tuver’in sigarayı bırakma isteği dikkatle dinlendi, bağımlılık düzeyini ölçmek amacıyla testler yapıldı ve karbonmonoksit (CO) ölçümüyle fiziksel etkiler değerlendirildi. Elde edilen verilere göre Tuver’e hem psikososyal destek hem de tıbbi destek içeren bir plan hazırlandı. Sigaranın yerine sağlıklı alışkanlıklar koymak amacıyla danışmanlık hizmeti sunuldu. Tedavi süreci, ilk kontrol muayenesi 5. günde olmakla birlikte muayene esnasında belirlenen zaman aralıklarıyla kontrol muayenelerinin devam edeceği anlatıldı. Dr. Didem Ayşegül Acar ve Hemşire Buket Öner koordinasyonunda yürütülen süreç, kişinin sigarayı bırakma kararlılığını güçlendirmeyi ve kalıcı sonuçlar elde etmeyi amaçlıyor. SHM’ler, tütünle mücadele alanındaki çalışmalara ek olarak; obeziteyle mücadele, hareketsiz yaşamın önlenmesi, sağlıklı beslenme, ruhsal destek, kanser taramaları ve üreme sağlığı danışmanlığı gibi hizmetlerle toplum sağlığının korunmasında kilit rol oynuyor.
Şırnak Sağlık-Sen heyeti, İdil Devlet Hastanesinde göreve yeni başlayan yöneticilerle görüştü
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:05 Şırnak Sağlık-Sen heyeti, İdil Devlet Hastanesinde göreve yeni başlayan yöneticilerle görüştü Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) Şırnak Şube Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri İdil Devlet Hastanesinde yeni göreve başlayan yöneticilerle bir araya gelerek sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve ilçenin sağlık altyapısı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, beraberindeki sendika yöneticileri, ilçe ve işyeri temsilcileri ile birlikte sözleşmesi yenilenen Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Abdulgafur Öktem ve göreve yeni başlayan İdari ve Mali İşler Müdürü Mehmet Yalçın, Müdür Yardımcı Sabri Hamarat ve Birim Sorumlusu Dilan Baykal ile hastanedeki makamlarında bir araya geldi. Sağlık-Sen olarak yöneticilerle yakın diyalog içinde olmaya özen göstererek sağlık çalışanlarının talep ve beklentilerini ikili ilişkilerle çözmeye çalıştıklarını ifade eden Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, sağlık hizmetinin ekip işi olduğunu söyledi. Anmal, "Yöneticilerin başarısı sağlık çalışanların rahat çalışma koşulların motivasyon ile işbirliğinden geçtiğine inanıyoruz. Bu bilinçle sahanın içinden gelen sağlık yöneticilerinin de bunu göz önünde bulunduracaklarına inanıyoruz" dedi.. Başhekim Dr. Bilal Baykal ve Başhekim Yardımcısı Dt. Mutalip Bulut ile de bir araya gelen Anmal "İlçede sağlık altyapısının güçlenmesi için sağlık çalışanları ile yöneticilerin gösterdiği yoğun performansın vatandaşlarımıza da kaliteli sağlık hizmeti sunmalarına vesile oluyor. Bunun yanında da yapımları devam eden yeni sağlık tesislerinin hizmete sunulması ile fiziki olarak rahat bir nefes alacağımıza inanıyoruz" şeklinde konuştu. Görevlerine yeniden devam eden ve yeni başlayan yöneticilerde Sağlık-Sen heyetinin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek teşekkür etti.
Kan şekeri yüksekliği tüm organları etkiliyor
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:57 Kan şekeri yüksekliği tüm organları etkiliyor Prof. Dr. Melek Eda Ertörer, Türkiye’de giderek artan diyabet vakalarına dikkat çekerek diyabetin sadece ‘şeker hastalığı’ olarak algılanmasının büyük bir yanılsama olduğunu, bu metabolik bozukluğun kalpten böbreklere, gözlerden sinir sistemine kadar tüm vücudu etkileyen çok yönlü bir hastalık olduğunu vurguladı. Günümüzde diyabetin görülme sıklığı yalnızca artmakla kalmıyor, hastalık çok daha genç yaş gruplarında ortaya çıkıyor. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Melek Eda Ertörer, özellikle çocukluk çağında dahi tip 2 diyabet tanısı konulabildiğini, bunun da modern yaşamın getirdiği kötü beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik ve obezite ile doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Ertörer, diyabetin artık sadece yaşlılara özgü bir hastalık olmadığının altını çizdi. "Birçok diyabet vakası tesadüfen yapılan kan şekeri ölçümüyle ortaya çıkıyor" Prof. Dr. Ertörer, diyabetin iki ana tipi bulunduğunu belirterek, "Tip 2 diyabet toplumda en yaygın görülen formdur. Genellikle ileri yaşta ortaya çıkan ve başlangıçta ağızdan alınan ilaçlarla kontrol altına alınabilen bu form, zamanla insülin gerektirebilir. Tip 1 diyabet ise genellikle çocukluk döneminde başlar ve yaşam boyu insülin tedavisi gerektirir. Ancak bu ayrım mutlak değil, ileri yaşlarda da tip 1 diyabet gelişebilir. Birçok diyabet vakası asemptomatik olarak seyredebiliyor. Yani kişi herhangi bir belirti yaşamadan, tesadüfen yapılan kan şekeri ölçümüyle diyabet tanısı alabiliyor. Bununla birlikte, çok su içme, sık idrara çıkma, ağız kuruluğu ve kilo kaybı gibi klasik semptomlar da göz ardı edilmemeli" dedi. "Tedavide insülin bir ceza değil, gereklilik" Prof. Dr. Melek Eda Ertörer, diyabet tedavisinde insülin kullanımının bir ceza değil, ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, "Özellikle tip 1 diyabetli bireylerde insülin tedavisi vazgeçilmez bir unsurdur. Tip 2 diyabette ise bazı dönemlerde -örneğin stres, ameliyat, enfeksiyon gibi durumlarda- geçici insülin ihtiyacı doğabilmektedir. Hastaya, ‘diyetine uymazsan insüline başlarım’ demek son derece yanlış bir yaklaşımdır. İnsülin, yaygın ön yargıların aksine hastalığın doğal seyrine göre gerekli hale gelen bir tedavi aracıdır" diye konuştu. Diyabetin uzun yıllar kontrolsüz kalması durumunda, pankreasın insülin üretim kapasitesinin de giderek azaldığını belirten Ertörer, bu nedenle diyabetle yaşayan bireylerin zamanla insüline ihtiyaç duymasının olağan olduğunu vurguladı. Ertörer, tedavi sürecinin kişiye özel olduğunu ve doğru yönetildiğinde yaşam kalitesini artırmanın mümkün olduğunu ifade etti. "Kendimizi korumak elimizde" Toplumda diyabetin görülme sıklığının yüzde 15’in üzerinde olduğunu belirten Prof. Dr. Ertörer, "Bu oran gizli diyabet ve prediyabet evresindeki bireyler dahil edildiğinde yüzde 30’lara kadar çıkmaktadır. Bu tabloyu tersine çevirmek için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi şart. Diyabetten korunmak için düzenli egzersiz yapmak, işlenmiş ve rafine şeker içeren gıdalardan uzak durmak, kompleks karbonhidratları tercih etmek, sigaradan uzak durmak ve ideal kiloyu korumak önemli. Bu öneriler yalnızca diyabetten değil, kalp-damar hastalıkları ve obezite gibi diğer kronik hastalıklardan da korunmada etkilidir" dedi.
Prof. Dr. Yavuz: "Bazı kanser türleri erken yakalanabilir"
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:40 Prof. Dr. Yavuz: "Bazı kanser türleri erken yakalanabilir" Kanser tedavisinde erken tanının faydalarına dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz erken tanılanan kanserlerde tedavi başarısının arttığını ve bazı kanser türlerini erken teşhis için geliştirilen tarama testlerinin yapılması gerektiğini söyledi. Kanser günümüzde daha sık görülen hastalık grubunun başında geliyor. Araştırmalar, tüm dünyada 5 kişiden birinin hayatının bir döneminde kanserle tanışacağını gösteriyor. 100’den fazla kanser türü olduğuna dikkat çekerek bazı kanser türlerinin erken aşamada tespit edilebildiğini söyleyen Acıbadem Adana Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. "Tarama testleri gelişti" Prof. Dr. Sinan Yavuz, tüm dünyada kalpten sonra en sık ölüme yol açan hastalıklarda kanser ikinci sırada yer aldığına dikkat çekerek, "Her bir kanser farklı tedavi gerektiriyor. Meme, prostat gibi sık görülen bazı kanser türlerinin tarama testleri oluyor ve böylece erken tanı sağlanıyor. Sağlık alanında önemli gelişmelere imza atan teknolojiler, özellikle meme ve akciğer kanserinde küçük nodüllerin tespit edilmesini sağlayarak erken tanı ve tedavi sürecinde etkili oluyor. Hızla gelişen sağlık teknolojisi, ilerde farklı kanser türlerinin de tarama testlerinin geliştirilmesi anlamına geliyor. Biz uzmanlar, erken tanıyı özellikle vurguluyoruz. Çünkü, erken tanı, tedavi başarısını artıyor. Aynı zamanda hastanın yaşam kalitesi de yükseliyor. Bununla birlikte ileri evrelerde kullanılan radikal cerrahi, çok ajanlı kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi ihtiyaçlarını ortadan kaldırarak, kullanılacak tedavilerin yan etkilerinden korunmada ve organ korunmasında fayda sağlıyor" dedi. "Farkındalık, erken tanı oranının yükselmesine yol açıyor" Erken tanıda toplumsal farkındalığın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sinan Yavuz, "Koruyucu hekimliğin gelişmesi, topluma yönelik bilgilendirme oranın artması gibi pek çok faktör, kanser alanında toplumsal farkındalığın artmasına, dolayısıyla da erken tanı oranının yükselmesine yol açıyor. Farkındalık adına daha çok çabalamamız da gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Tarama testleri önemli" Önlenebilir ve tarama testleriyle erken yakalanabilir kanserlerin görülme sıklığını ve ölüm oranlarını azaltmak amacıyla aile hekimleri, Kanser Erken Teşhis Eğitim Merkezleri (KETEM) ve hastanelere başvurulması gerektiği konusunda bilgi veren Prof. Dr. Sinan Yavuz, "Güzel bir söz vardır ’Eğer bir sağlık sorununuz yoksa çok sorununuz vardır. Ama bir sağlık sorununuz varsa, tek sorununuz vardır: O da sağlığınızı geri kazanmak.’ Kanser gibi önemli ve ciddi sonuçları olan hastalıklarda, beslenmeden egzersize kanser riskini düşüren davranışları hayata geçirmek, tarama testlerini ihmal etmemek, her hangi bir belirti görüldüğünde geciktirmeden uzmana gitmek kanserin çok başında, erkenden yakalanmasını sağlıyor" diye konuştu. "Yaşam kalitesi ve ömür uzuyor" Kansersiz yaşamın artık mümkün olduğuna vurgu yapan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz, daha sonra şunları söyledi: "Erken tanının konulduğu ve gerekli tedavilerin uygulandığı hastalarda kansersiz yaşam, ömrün uzaması ve kanserin kronik bir hale dönüşmesi mümkün. Gelişmeler tanıdan tedavi biçimlerine kadar tüm kategorilerde var. Organ koruyucu cerrahi tekniklerle yaşam kalitesini yükseltiliyor. Radyoterapi teknolojileri, çok ileri düzeyde hem tümör kontrolü üst seviyede yapılıyor hem de tedavilerin yan etkileri azalıyor. Sistemik tedavilerde ise geleneksel kemoterapi halen ilk başvurulan tedavi olsa da bazı erken evre kanser hastalarında tablet şeklinde ve immünoterapi yani bağışıklık sistemini güçlendiren tedaviler, fark oluşturuyor."
Sessiz tehlike: Kansızlık gündelik yaşam kalitesini sessizce düşürüyor
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:39 Sessiz tehlike: Kansızlık gündelik yaşam kalitesini sessizce düşürüyor "Sessiz tehlike anemi, halsizlikten nefes darlığına kadar günlük yaşamı etkileyen belirtilerle sinsice ilerliyor" diyen Dr. Niiar Alioğlu; kansızlığın nedenlerini, risk faktörlerini ve etkili tedavi yöntemlerini açıkladı. Erken teşhis ve doğru beslenmenin önemine dikkat çekti. Toplumda oldukça yaygın görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen kansızlık (anemi), vücudun dokularına yeterli oksijen taşıyamaması nedeniyle ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Niiar Alioğlu, aneminin nedenleri, belirtileri ve etkili tedavi yöntemleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Alioğlu, aneminin kanda bulunan sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin sayısının veya oksijen taşıyan hemoglobin düzeyinin normalin altına düşmesiyle ortaya çıkan bir tablo olduğunu söyleyerek bu durumun, vücudun yeterince oksijen alamamasına neden olduğunu belirtti. Anemiye yol açan dört duruma dikkat Dr. Niiar Alioğlu, aneminin altında yatan dört ana nedeni sıralayarak önemli bilgiler verdi. "İlk olarak, kan kaybının anemiye sıkça yol açtığını, özellikle mide ve bağırsak sistemindeki kanamaların veya kadınlarda regl dönemlerinin bu duruma örnek gösterilebilmektedir. İkinci nedenin kırmızı kan hücresi üretim eksikliği olduğunu, kemik iliği hastalıkları, böbrek yetmezliği ve kronik hastalıkların bu kategoriye girmektedir" dedi. Üçüncü önemli faktörün kırmızı kan hücrelerinin hızlı yıkımı olduğunu vurgulayan Dr. Alioğlu, son olarak vitamin ve mineral eksikliklerinin aneminin temel nedenlerinden olduğunu, özellikle demir, B12 vitamini ve folik asit eksikliğine dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Belirtiler sessizce hayatınızı etkiliyor Aneminin sinsi ilerleyebilen bir hastalık olduğunu söyleyen Dr. Alioğlu, belirtilerin zamanla ortaya çıkarak günlük yaşam kalitesini düşürdüğünü söyledi. "Halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı, baş dönmesi, uyku hali, soluk ve kuru cilt, el ve ayaklarda üşüme, baş ağrısı ve fiziksel aktivitelerde zorlanmanın aneminin en sık görülen belirtileri arasında yer almaktadır. Özellikle genç yaşlardaki kadınlarda, adet dönemlerinde yaşanan yoğun kan kaybı nedeniyle demir eksikliğine bağlı anemi daha sık görülüyor" dedi. Kansızlık bu durumlarda kaçınılmaz olabilir Dr. Alioğlu, kan kaybına bağlı aneminin başlıca nedenlerini şöyle sıraladı: "Mide ve bağırsak sistemindeki (gastrointestinal) kanamaların, bu tür anemilerin en yaygın tetikleyicilerindendir. Ayrıca, trombosit düşüklüğü ya da pıhtılaşma bozuklukları, kemik iliği hastalıkları (örneğin lösemi), böbrek hastalıkları ve çeşitli kanserlerin de anemiye zemin hazırlayabilmektedir. Crohn ve ülseratif kolit gibi kronik bağırsak hastalıkları da anemi riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor." Tedavi kişiye ve nedene özeldir Anemi tedavisinin altta yatan nedene göre kişiye özel olarak şekillendiğini belirten Dr. Alioğlu, her hastada kansızlığın farklı sebeplerden kaynaklanabileceğini belirtti. "Bu nedenle mutlaka doktora başvurulması ve doğru tanının konulması gerekmektedir. Demir eksikliği anemisinde demir takviyeleri ve demirden zengin beslenme önerilirken, B12 vitamini eksikliğinde B12 enjeksiyonları ve destekleyici diyet uygulanmaktadır. Kronik hastalıklara bağlı anemilerde ise altta yatan hastalığın tedavisinin öncelikli olarak ele alınır" şeklinde konuştu. İlaç dışında kansızlığa ne iyi gelir Dr. Alioğlu, "Kansızlıkla mücadelede beslenme, büyük önem taşımaktadır. Demir yönünden zengin kırmızı et, ıspanak ve özellikle siyah kuru üzüm gibi kuru meyvelerin düzenli tüketilmesi gerekmektedir. Portakal, limon ve domates gibi C vitamini içeriği yüksek gıdaların ise demirin emilimini artırarak kansızlıkla mücadeleyi desteklemektedir" açıklaması yaptı. Ayrıca keçiboynuzu pekmezi, kuru incir, kuru erik, tahin, dut, çilek, muz ve kavun gibi besinlerin de kan yapıcı etkileriyle beslenmede mutlaka yer alması gerektiğini söyledi. Sessiz belirtilere kulak verin Dr. Alioğlu, "Kansızlık çoğu zaman basit bir yorgunluk ya da halsizlik hali gibi algılansa da, aslında vücutta ciddi ve ilerleyici sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Bu nedenle belirtileri hafife almamak, günlük yaşamı etkileyen bu semptomları ciddiye alarak zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak büyük önem taşır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.