SAĞLIK
Sağlıkta stratejik iş birliği: Bakan Yardımcısı Birinci’den Atatürk Üniversitesine ziyaret 04 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:43:16 Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nu ziyaret ederek üniversitenin sağlık alanındaki mevcut çalışmaları ile geleceğe yönelik projelerini yerinde inceledi. Gerçekleştirilen ziyaret kapsamında, özellikle ilaç, aşı ve biyoteknoloji alanında yürütülen çalışmalar ele alınırken, kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin bilimsel altyapısı ve yürütülen projeler hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Üniversite bünyesinde kurulan İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile İlaç Hammadde Üretim Merkezinin stratejik önemine dikkat çeken Hacımüftüoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Üniversitemizin organik kimya, moleküler biyoloji ve farmakoloji alanlarında Türkiye’nin en güçlü akademik altyapılarından birine sahip olduğunu gururla ifade ediyorum. İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitümüz ile Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimizin (DAYTAM) dijital altyapısının kesiştiği nokta, ilaç üretiminde ülkemizdeki önemli merkezlerinden biri olma hedefimizi ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, yerli ve millî üretim kapasitesini artıracak projeler geliştirmeye devam ediyoruz." Bakan Yardımcısı Birinci: "Bilimsel altyapı etkileyici ve umut verici" Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci ise Atatürk Üniversitesinin sağlık alanındaki bilimsel birikimi ve teknolojik altyapısından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Üniversitenin özellikle ilaç ve biyoteknoloji alanındaki çalışmalarının Türkiye’nin sağlık vizyonuna önemli katkılar sunduğunu belirten Birinci, şunları kaydetti: "Atatürk Üniversitesinde yürütülen çalışmaların hem kapsamı hem de niteliği oldukça etkileyici. Özellikle yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçlerine yönelik çalışmalar, ülkemizin bu alandaki rekabet gücünü artıracak niteliktedir. Bakanlık olarak bu tür bilimsel girişimleri desteklemeye ve üniversitelerimizle iş birliği içinde çalışmaya büyük önem veriyoruz." DAYTAM’da incelemelerde bulunuldu Ziyaret kapsamında Bakan Yardımcısı Birinci, Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini de (DAYTAM) ziyaret ederek burada yürütülen çalışmalar hakkında Merkez Müdürü Prof. Dr. Bilal Nişancı’dan bilgi aldı. Merkezin sahip olduğu ileri düzey teknolojik altyapı ve disiplinler arası araştırma kapasitesi hakkında detaylı sunum gerçekleştirilirken, özellikle dijitalleşme ve yapay zekâ temelli projeler ön plana çıktı. Gerçekleştirilen ziyaret, Atatürk Üniversitesi ile Sağlık Bakanlığı arasında sağlık teknolojileri alanında geliştirilecek iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Taraflar, özellikle ilaç geliştirme, aşı üretimi ve biyoteknoloji alanlarında yürütülecek ortak projelerle Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini ifade etti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:22 ERÜ Hastaneleri’nde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" etkinliği düzenlendi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastanelerinde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" dolaysıyla bir dizi etkinlik düzenlendi. Gevher Nesibe Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinliğe Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Dursun, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Baykan, Hastaneler Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Serap Doğan, Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Yıldız, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Aygen, Hastaneler Başmüdürü Özcan Özyurt, Hastane Müdürü Şerife Gürcan, Başhemşire Fatma Yeşil, Hastane Müdür Yardımcısı Necla Güngör Camuscu, öğretim üyeleri, hekimler, başhemşire yardımcıları, Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Hemşireleri ve diğer sağlık çalışanları katıldı. Programa Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden Doç. Dr. Can Hüseyin Hekimoğlu, Esen Batır ve Dilek Altun’ un el hijyeni sunumları ile Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumuyla devam edildi. El hijyeni kokusundaki farkındalığı artırmak açısından her yıl olduğu gibi bu yılda "El Hijyeni Şampiyonu" seçilen; Doç. Dr. Alper Özcan, Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Akyol, Hemşire Esme Ulutürk, Temizlik Personeli Süheyla Cerit ve ve Süleyman Elbir’e ödülleri takdim edildi. Etkinlikler devam edecek Tıp Fakültesi öğrencilerine yönelik olarak Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumu ve açılacak olan stant ile etkinliklere devam edilecek. Ayrıca hastane bekleme salonlarında bulunan bilgilendirme ekranlarında el hijyeni videolarının gösterimi gerçekleştirilecek. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri, 2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından düzenlenen Avrupa Bölgesi El Hijyeni Mükemmeliyeti Yarışmasında birinci olarak bu ödülü ülkeye ilk defa kazandıran hastane olma özelliği de bulunuyor.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:59 Dünyada 350 milyon astım hastası var DÜZCE(İHA) – Prof. Dr. Ege Güleç Balbay Dünya Astım Günü’nde yaptığı açıklamada astım hastalığının kontrol atına alınabildiğini belirterek Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 350 milyon astım hastası olduğu söyledi. Düzce Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Karadeniz Şube Başkanı Prof. Dr. Ege Güleç Balbay, "Dünya Astım Günü" dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Astımın kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Ege Güleç Balbay, doğru tanı, düzenli tedavi ve inhaler ilaçların doğru kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. Astımın akciğer içindeki hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen ve hava yolu daralmasıyla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Balbay, "En sık görülen belirtiler; tekrarlayan nefes darlığı, hırıltı, göğüste baskı hissi ve öksürüktür. Doğru tanı için yalnızca şikâyetlerin değerlendirilmesi değil, solunum fonksiyon testleriyle hava yolu daralmasının gösterilmesi büyük önem taşır" dedi. "Küresel bir hastalık" Astımın küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Balbay, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık 350 milyon astım hastası bulunduğunu ve her yıl 400 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de ise her 10 çocuktan birinde astım görüldüğünü belirten Balbay, "2024 yılında bin 300’den fazla ölüm astıma bağlı nedenlerle gerçekleşti. Bu nedenle farkındalık büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. "Tedavide anahtar: kortizon içeren inhalerler" Astım tedavisinde temel hedefin şikayetleri kontrol altına almak ve atakları önlemek olduğunu vurgulayan Balbay, "Yalnızca ilaç başlamak yeterli değildir. İlaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılması gerekir" dedi. Güncel rehberlere değinen Balbay, özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda yalnızca kısa etkili rahatlatıcı ilaçların tek başına kullanılmasının önerilmediğini belirterek, "Bu ilaçlar geçici rahatlama sağlar ancak hastalığın temelindeki iltihabı tedavi etmez. Bu nedenle tedavinin temelini kortizon içeren inhaler ilaçlar oluşturur" ifadelerini kullandı. "Yanlış kullanım tedaviyi etkisiz hale getiriyor" İnhaler ilaçların doğru kullanımının tedavide kritik rol oynadığını söyleyen Balbay, "İlaçlar doğrudan hava yollarına ulaştığı için daha düşük dozlarla etkili olur. Ancak yanlış teknikle kullanıldığında yeterli fayda sağlanamaz" dedi. Hastaların inhaler kullanım tekniklerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini belirten Balbay, kortizon içeren ilaçların kullanımından sonra ağız ve boğazın su ile çalkalanmasının da önemli olduğunu vurguladı. "Astım kontrolü yaşam kalitesini belirler" Astım kontrolünün; gündüz ve gece şikayetlerinin olmaması, kurtarıcı ilaç ihtiyacının azalması ve atak yaşanmaması anlamına geldiğini ifade eden Balbay, kontrolü bozan faktörleri şöyle sıraladı: "Düzensiz ilaç kullanımı, yanlış inhaler tekniği, enfeksiyonlar, alerjenler ve sigara dumanı." Balbay, "Sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve temiz hava ortamı sağlamak astım kontrolünü destekler" dedi. Astım yönetiminde eğitimin en az ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Balbay, hastaların hastalıklarını tanımalarının ve doğru müdahale yöntemlerini bilmelerinin hayati olduğunu belirtti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:05 KBB uzmanından burun estetiğinde kişiye özel tasarım vurgusu Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzm. Opr. Dr. Erdoğan Maral, burun estetiğinde (rinoplasti) sıkça gündeme gelen "herkese aynı burun yapılır mı?" sorusuna net bir yanıt verdi. Modern estetik anlayışında artık standart kalıpların değil, kişiye özel tasarımın esas olduğunu vurgulayan Dr. Maral, rinoplastinin bir cerrahiden öte, yüz estetiğinin bütüncül bir sanatı olduğunu ifade etti. Son yıllarda sosyal medya etkisiyle benzer burun taleplerinin arttığını belirten Kocaeli Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nde görevli Opr. Dr. Erdoğan Maral, bu yaklaşımın doğru sonuçlar vermediğine dikkat çekti. Her yüzün kemik yapısı, cilt kalitesi ve mimik dengesi farklı olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Erdoğan Maral, "Bu nedenle başka bir yüz için tasarlanmış bir burnu kopyalamak, çoğu zaman doğallıktan uzak ve yapay sonuçlara neden olur. Bizim yaklaşımımızda hedef, bir modeli taklit etmek değil; o yüze ait en doğru burnu ameliyat öncesi hasta ile yapılan detaylı ön görüşme ve muayene ile tasarlamaktır" dedi. Doğal görünümün üst segment rinoplastinin en önemli kriteri olduğunu belirten Dr. Maral, "Başarılı bir rinoplasti dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. İnsanlar değişimi hisseder ama neyin değiştiğini tam olarak tanımlayamaz. İşte bu, estetik cerrahinin en üst seviyesidir" diye konuştu. "Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir" Fonksiyonel mükemmelliğin de vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Dr. Maral estetik ile birlikte nefes kalitesinin de optimize edilmesi gerektiğini belirtti.Maral, "İyi bir rinoplasti yalnızca görünümü değil, yaşam kalitesini de iyileştirir. Nefes alma problemlerinin aynı operasyon içinde çözülmesi, modern cerrahinin standartlarından biridir.. Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir. Detaylı yüz analizi, ileri cerrahi teknikler ve tecrübenin birleşimiyle hem estetik hem fonksiyonel açıdan üst düzey sonuçlar elde edilir. Önemli olan, hastaya en çok yakışan ve yıllar içinde doğallığını koruyacak burunu tasarlamaktır" şeklinde konuştu.
Beş günlük bebek, Selçuk Tıp’ta nefesine kavuştu
18 Temmuz 2025 Cuma - 17:55 Beş günlük bebek, Selçuk Tıp’ta nefesine kavuştu Üç günlükken bilateral koanal atrezi (her iki burun deliğinin kapalı olma durumu) teşhisi konulan bebek, ambulansla Antalya’dan Konya’ya getirildi. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ameliyata edilen Yavuz bebek, artık rahat nefes alabiliyor. Antalya’da doğan ve her iki burun deliğinin de tıkalı olması nedeniyle entübe edilen bebek, 3 günlükken Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine sevk edildi. Ambulansla getirilen bebeğin yapılan kontrollerinde bilateral koanal atrezi (her iki burun deliğinin kapalı olma durumu) tespit edilmesi üzerine cerrahi planlandı. Ameliyata alınan ve her iki burun deliği açılarak burundan nefes alması sağlanan bebek, kendisi nefes alıp vermeye başladı. Kontrollerinde nefes alış verişi normal olan ve solunum sıkıntısı yaşamayan bebek taburcu edildi. Koanal atrezinin, burun arka kısmının nefes alıp vermeye katkı sağlamaması durumu olduğunu belirten KBB Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üy. Muhammet Fatih Gökmen, "Bebekler doğumdan sonra sadece burundan nefes alıp verebildikleri için solunum sıkıntısı ortaya çıkabiliyor. Burnun arkasındaki doğal açıklığın, cerrahi olarak yeniden sağlanması gerekiyor. Kliniğimizde tamamen endoskopik olarak (burun içinden) yapılan bu ameliyat, doğumdan sonra erken dönemlerde bile yapılabilmektedir" dedi. Beş günlük ve 2 bin 500 gram ağırlığında olan bebeğin ameliyatını başarıyla gerçekleştirebilmek için yenidoğan yoğun bakım, anestezi ve kulak burun boğaz cerrahi ekibinin ortak çalışması gerektiğini ifade eden Gökmen, "Hastamızın tedavi sürecine verdikleri katkılardan dolayı başta Dr. Öğr. Üy. Saime Sündüs Uygun olmak üzere tüm yenidoğan yoğun bakım ekibine; Prof. Dr. İbrahim Özkan Önal ve anestezi ekibine; hastanın tanı, tedavi ve takip sürecinde her an bizlere yardımcı olan KBB araştırma görevlisi meslektaşlarıma ve ameliyat ekibime teşekkür ediyorum" diye konuştu.
‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyasında 10 milyonun üzerinde kişiye ulaşıldı
18 Temmuz 2025 Cuma - 14:58 ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyasında 10 milyonun üzerinde kişiye ulaşıldı ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyası tamamlandı. Kampanyada katılım hedefi aşılarak, 10 milyon 72 bin kişinin ölçümü yapıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından 10 Mayıs-11 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen ‘İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyası, 9. haftasında hedeflenen 10 milyon kişilik ölçüm sayısını aşarak başarıyla tamamlandı. Kampanyaya Türkiye’nin tüm illerinden yoğun ilgi gösterildi. Kampanya süresince 5,5 milyondan fazla kişiye bilgilendirme ve yönlendirme desteği sağlandı. Kampanyaya en yüksek katılım Ankara, İstanbul ve İzmir’de oldu. Kampanya süresince 10 milyon 72 bin kişinin ölçümü yapıldı Sağlık Bakanlığı tarafından toplumda sağlıklı yaşam bilincinin artırılması amacıyla hayata geçirilen ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyasının 9. haftasında ülke genelinde 2 milyon 398 bin 397 kişilik rekor katılım gerçekleşti. Kampanya, son haftasında 10 milyon kişilik hedef ölçüm sayısını aşarak, 10 milyon 72 bin 20 kişiye ulaştı. Kampanyaya ilişkin değerlendirmede bulunan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Malum kilo-boy ölçümleriyle esasında sahaya çıkarak insanlarımızın farkındalığını artırıp, onları daha sağlıklı bir beden için ölçümlere başladık ve şu ana kadar 10 milyon insanımızı kilo ve boy olarak ölçtük. Ama maalesef yaklaşık yüzde 70’e yakın insanımızın fazla kilolu olduğunu, hatta bu kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin obez diyeceğimiz aşırı kilolu olduğunu fark ettik. Özellikle toplumdan bu konuda bize destek vermesini, beraber bu kiloları vermemiz gerektiğini özellikle ifade etmek istiyorum. Çünkü kilo sonuçta hayat kalitesini düşürüyor, uyku kalitesini etkiliyor, eklemlerimizi bozuyor, kalp hastalıklarına sebebiyet veriyor" ifadelerini kullandı. En yoğun katılım İstanbul, Ankara ve İzmir’de gerçekleşti Kampanyaya Türkiye’nin tüm illerinde yoğun ilgi gösterildi. En yüksek katılım sayısı, nüfus yoğunluğu da göz önünde bulundurulduğunda İstanbul, Ankara ve İzmir’de gerçekleşti. İl bazlı değerlendirildiğinde kampanyaya katılım oranı en yüksek olan iller sırasıyla Van, Adana ve Niğde oldu. Bu illerde hedef nüfusun neredeyse iki katından fazla bireye ulaşılması dikkat çekti. Kadınlarda obezite, erkeklerde fazla kilo daha sık görüldü Kampanya boyunca yapılan ölçümlerden elde edilen veriler, katılımcıların yaklaşık yüzde 70’lik bölümünün ‘normal’ kilo aralığının üzerinde olduğunu ortaya koydu. Kadınlar arasında obezite oranı yüksek çıkarken, erkeklerde ise fazla kiloluluk daha yaygın olarak belirlendi. 5 milyondan fazla kişiye ‘ücretsiz’ beslenme ve fiziksel aktivite danışmanlığı desteği sağlandı Ölçüm sonuçları doğrultusunda belirlenen vücut kitle indekslerine göre katılımcıların yaklaşık yüzde 45’inin fazla kilolu ve yüzde 25’inin obezite sınırları içerisinde olduğu tespit edildi. 5,5 milyondan fazla kişi, tercihleri doğrultusunda birinci basamak sağlık kuruluşlarında sunulan ücretsiz beslenme ve fiziksel aktivite danışmanlığı hizmetlerine yönlendirildi. Danışmanlık hizmetleri; vatandaşların sağlıklı beslenme alışkanlıklarının desteklenmesi, fiziksel aktivite düzeylerinin artırılması ve yaşam tarzı değişimlerinin teşvik edilmesine katkı sundu. Toplumsal farkındalık arttı İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa kampanyası kapsamında 81 ilde görev yapan sağlık personelinin aktif katılımıyla yürütülen ölçüm ve bilgilendirme faaliyetleri, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının desteklenmesi, fiziksel aktivitenin günlük yaşama dahil edilmesi ve fazla kilo sorununa yönelik toplumsal farkındalığın artırılmasına katkı sağladı.
Parkinson erken teşhisle kontrol altına alınabilir
18 Temmuz 2025 Cuma - 14:24 Parkinson erken teşhisle kontrol altına alınabilir SAMSUN (İHA) – Nöroloji Uzmanı Dr. Hikmet Dolu, erken dönemde teşhis edilebilen Parkinson’un kontrol altına alınması için birçok tedavi seçeneği olduğunu söyledi. Liv Hospital Samsun Nöroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Hikmet Dolu, hareketlerde yavaşlama ve titreme ile başlayan, tedavi edilmezse zaman içinde hastayı yatağa bağımlı hale getirebilen Parkinson’u, hayat kalitesini bozan bir hastalık olarak tanımlıyor. Hastalıkta erken teşhisin önemine değinen Uzm. Dr. Dolu, "Modern yöntemlerle erken dönemde teşhis edilebilen Parkinson’un kontrol altına alınması için birçok tedavi seçeneği bulunur. Parkinson, çoğunlukla vücudun bir tarafında hareketlerin ileri derecede yavaşlaması (bradikinezi), genellikle istirahat halindeyken görülen titreme (tremor), kasların düzensiz ve istemsiz kasılması sonucu oluşan vücutta sertlik hissi (rijidite) ve postür (duruş) bozukluklarıyla ortaya çıkar. Hastalıkla baş edebilmek için öncelikle ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Bu tedaviye yanıt alınamaması veya tedaviye zaman içinde direnç gelişmesi halinde cerrahi tedavi tercih edilir" dedi. "Hareketlerde azalma görülebilir" Parkinson’un belirtilerinden bahseden Uzm. Dr. Dolu, "Parkinson hastalığı hemen hemen her zaman vücudun bir yarısında (daha sıklıkla sol taraf, hemiparkinsonizm) başlar, yıllar içinde diğer tarafa da geçer. Temel belirtisi, hareketlerde yavaşlama ve/veya titremedir yani tremordur. Sıklıkla tek tarafta, istirahat halinde ortaya çıkan elde veya ayakta titreme ve eklem hareketlerinde katılıkla kendini gösterir. Zamanla yürürken tek veya iki taraflı kol sallanma hareketlerinde azalma veya kayıp, adımlarda küçülme, yürümeye başlamada zorluk, düğme iliklemek ya da açmakta zorlanma, yatakta dönme ya da otururken kalkmada güçlük Parkinson’un belirtileri arasındadır. Maske (donuk yüz) yüz ifadesi, alçak ve kısık ses tonuyla konuşma, el yazısında küçülme, öne doğru eğilme/kamburlaşma olabilir. Parkinson hastalığında beyinden kaynaklanan hareket bulgularından başka hareket haricinde belirti ve şikâyetler de izlenir. Bunlar kabızlık, kan basıncının düşmesi, depresyon, uyku bozuklukları, huzursuz bacak sendromu ve koku duyusunun kaybıdır. Hastalığının orta ve ileri evrelerinde yürüyüş bozuklukları, denge kusurları, harekette donmalar ortaya çıkar, bunu düşmeler izleyebilir. Nadiren de olsa bazı hastalarda bu tabloya bunama (demans) da eklenir" diye konuştu. "İlaç tedavisi uygulanabilir" Hastalığın tedavisinde öncelikle ilaçların kullanıldığını söyleyen Dr. Dolu, "İlaçlarla beklenen yanıtın alınamadığı hastalarda veya zamanla ilaçların faydasının azaldığı durumlarda cerrahi tedavi uygulanabilir. İlaç tedavisi beyinde azalmış olan dopaminerjik geçişi artırmaya yöneliktir. Yani Parkinson ilacı, dopamini artırmaya yöneliktir. Bu amaçla, beyinde dopamin miktarını artıran ilaçlar tedavide kullanılır. Ancak Parkinson ilaçlarının uzun süre veya yüksek dozlarda kullanımı ile hastalarda kısa süreli aşırı hareketlilik şeklinde dalgalanmalar, tam yanıtsızlık (off periyodu) ya da istemsiz hareketler (diskinezi) görülebilir. Bu ilaçları kullanan hastalarda ortalama yüzde 5-7 arasında ortaya çıkabilen bu durumları geciktirmek için rahatsızlığın başlangıcında hastaya yanıtın alınabildiği en düşük doz verilmelidir. Hasta 65 yaşın altındaysa ve bunama yoksa, tedaviye dopamin etkisini taklit eden ‘dopamin agonisitleri’ ile de başlanabilir veya tedaviye ek olarak kullanılabilir. Titreme, bunama, depresyon, uyku bozukluğu şikâyetleri görülürse bu şikâyetler için başka bir tedavi stratejileri planlanabilir. Hastaların üçte biri ilaç tedavisi ile uzun yıllar iyi cevap alınan ve yaşamlarında önemli bir kısıtlama olmadan yaşayabilen kişilerdir. Kalan grubun bir kısmında ilaca cevap kısıtlıdır. Doz arttırıldıkça yan etkiler, zamanla da ilaca cevapsızlık görülebilir" şeklinde kullandı. "İlaç tedavisine yanıt alınmazsa cerrahi tedavi tercih edilebilir" İlaç tedavisinden fayda görmeyen hastalarda cerrahi tedaviye başvurabileceklerine dikkat çeken Dolu, şunları söyledi: "Özellikle son 15-20 yıldır ilaç tedavisine cevap vermeyen hastalarda, cerrahi seçenek önerilir. Amaç beyinde hareketimizle ilgili merkezlerde azalan elektriksel uyarının cilt altına yerleştirilen bir kaç santimlik jeneratör aracılığı ile oluşturulmasıdır. Kalp pili benzeri bir mantık ile düşünülebilir. Uygulamanın tıbbı adı, derin beyin stimülasyonudur."
Menemen’de hastane konforunda poliklinik
18 Temmuz 2025 Cuma - 12:36 Menemen’de hastane konforunda poliklinik Menemen Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Ulukent Semt Polikliniği farklı branşlardan doktorlar ve röntgen, ultrason gibi hizmetlerle adeta bir hastane gibi hizmet veriyor. Günlük 500 hasta bakma kapasitesi bulunan polikliniğin önemine değinen Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, "Önceki ay açılışını gerçekleştirdiğimiz polikliniğimiz ile Ulukent ve Kent-2’de oturan hemşehrilerimiz, hastaneye gitmeden yürüme mesafesinde sağlık hizmeti almaya başladı. Hemşehrilerimiz bizim kıymetlilerimiz, onların sağlığı kırmızı çizgimiz. Hep beraber sağlıklı günlerde nice hizmetlerimizde bir arada olmayı hedefliyoruz" dedi. Sağlık yatırımlarına büyük önem veren ve evde bakım, ambulans, hasta nakli, evde fizyoterapi, şeker ve tansiyon ölçümü, pansuman gibi hizmetleri ücretsiz olarak sunan Menemen Belediyesi, sağlık tesislerini de birbiri ardına açarak, ilçeyi sağlık alanında da ön plana çıkardı. Bu kapsamda Asarlık Aile Sağlığı Merkezi’nden sonra geçtiğimiz ay açılan Ulukent Semt Polikliniği de adeta bir hastane gibi hizmet veriyor. Menemen Belediyesi tarafından yapımı tamamlandıktan sonra protokolle Sağlık Bakanlığı’na devredilen 550 metrekarelik tesiste, uzman dahiliye, genel cerrahi, çocuk sağlığı, kadın doğum ve aile hekimliği gibi çeşitli branşlar bulunuyor. Ayrıca ilk müdahale, röntgen, laboratuvar, ultrason gibi hizmetler de yine Ulukent Semt Polikliniği’nde sunulan hizmetler arasında yer alıyor. "Hastalarımız tahlil hizmetine çok hızlı ulaşabiliyor" Günlük 500 hasta kapasiteli Ulukent Semt Polikliniği hakkında bilgi veren Sorumlu Hekim Hüseyin Erdoğan, "5 uzman hekim, 3 hemşire ve 5 personel arkadaşımızla günde yaklaşık 500 hastaya hizmet vermekteyiz. Mevcut hizmetlerimizin yanında EKG hizmetimiz, birinci basamak acil sağlık hizmetimiz, enjeksiyon ve pansuman hizmeti, röntgen, kadın doğumda NST hizmeti gibi hizmetlerimiz mevcuttur." derken, Sorumlu Hemşire Şerife Poçu da, "Menemen Devlet Hastanesi’ne bağlı olarak hizmet vermekteyiz ve kan alma işlemlerini burada da gerçekleştirebiliyor. Böylece hastalarımız, tahlil hizmetine çok daha kolay ve hızlı ulaşabiliyor. Aldığımız ilk tepkiler çok güzel. Bizi komşuları olarak görüyorlar" dedi. Vatandaşlardan teşekkür Öte yandan Ulukent Semt Polikliniği’ne tedavi için gelen vatandaşlar, aldıkları hizmetten ve böyle bir tesisin bölgeye kazandırılmasından memnuniyetlerini dile getirdiler. Funda Özer adlı vatandaş, "İlk kez geldim. Çok memnun kaldım. Çok temiz ve epey zengin bölümleri var. Kanımı verdim ve sonrasında sonuç almak için geleceğim. Burası için böyle bir yer çok fazla gerekliydi ve çok da beklenen bir şeydi. Kim hizmet ediyorsa ona teşekkür etmek gerekiyor. Menemen’in yolunda gittiğini görüyorum ve teşekkür ediyorum" derken Suna Altun ise, "Burası çok güzel ve temiz. Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan’dan memnunuz. Kent-2 için güzel işler yapıyor ve yapmaya da devam ediyor. Burada bir spor tesisimiz, aşağıda kütüphanemiz, çocuk parkımız, çocuk köyümüz... Memnunuz" dedi. Deniz Ceylan adlı vatandaş da "Eskiden bir sağlık hizmetine ihtiyaç duyduğumuzda hastaneye gitmemiz gerekiyordu. Şimdi hastane gibi polikliniğimiz var. Özellikle yaşlılarımız ve küçük çocuklu annelerimiz için yaşamı kolaylaştıran bu hizmet için çok teşekkür ediyoruz" sözlerine yer verirken Nazife Turan, "Başkanımız çok güzel işler yapıyor. Kent-2’de böyle bir hizmetin olmasından dolayı çok teşekkür ediyoruz" diye konuştu.
Mikrop ve mantar riski havuz keyfini gölgeleyebilir
18 Temmuz 2025 Cuma - 12:19 Mikrop ve mantar riski havuz keyfini gölgeleyebilir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Birsen Bilge, "Havuz suyu yeterince dezenfekte edilmediğinde bakteri ve virüsler kolayca çoğalabilir. Bu da ishalden deri enfeksiyonlarına kadar birçok sağlık sorununa yol açabilir" dedi. Yaz sıcaklarının etkisini artırmasıyla birlikte serinlemek isteyen birçok kişi çareyi havuzlarda buluyor. Ancak uzmanlar, havuzlarda gizlenen sağlık tehlikelerine karşı dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarıyor. Medicana Sağlık Grubu Doktorlarından Opr. Dr. Birsen Bilge, özellikle mikrop ve mantar enfeksiyonları konusunda vatandaşları uyardı. Havuzların çevresi, duş alanları ve nemli zeminlerin mantarların yayılması için elverişli alanlar olduğuna dikkat çeken Bilge, "Özellikle çıplak ayakla dolaşmak ayak mantarı gibi enfeksiyonların bulaşmasını kolaylaştırır. Sıcak ve nemli ortamlar mantarların hızla çoğalmasına zemin hazırlar. Ayrıca havuz suyu yeterince dezenfekte edilmediğinde bakteri ve virüsler kolayca çoğalabilir. Bu da ishalden deri enfeksiyonlarına kadar birçok sağlık sorununa yol açabilir" diye konuştu. Sağlıklı havuz kullanımı için 5 altın kural Havuz kullanımında dikkat edilmesi gereken hususlara değinen Medicana International Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Birsen Bilge, "Havuzların düzenli olarak temizlenmesi ve klor ile dezenfekte edilmesi gerekir. PH dengesinin sağlanması da mikropların yayılmasını önler. Havuzdan önce ve sonra mutlaka duş alınmalı, ıslak mayo değiştirilip kuru havlu kullanılmalıdır. Havuz çevresinde çıplak ayakla dolaşmak yerine terlik tercih edilmelidir. Havuz sonrası göz ve kulakların temizlenmesi, enfeksiyon riskini azaltır. Ciltte kaşıntı, döküntü veya kızarıklık gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır" şeklinde konuştu. Opr. Dr. Bilge, havuzlardan tamamen uzak durmanın gerekmediğini ancak basit hijyen kurallarına dikkat ederek sağlıklı bir tatil geçirmenin mümkün olduğunu belirterek, "Alınacak basit önlemlerle hem kendimizin hem çevremizdekilerin sağlığını koruyabiliriz. Hijyen kurallarına uyarak yazın keyfini doyasıya çıkarabiliriz" ifadelerini kullandı.
Ağız kokusunu artıran diş problemlerine dikkat
18 Temmuz 2025 Cuma - 12:15 Ağız kokusunu artıran diş problemlerine dikkat Kişinin sosyal yaşamını ve özgüvenini olumsuz etkileyen ağız kokusu, aynı zamanda genel sağlık hakkında ipuçları veriyor. Dt. A.Gamze Akdereli, ağız kokusunun sadece geçici bir rahatsızlık olmadığını, altında ciddi ağız içi ve sistemik hastalıkların yatabileceğini vurguladı. En yaygın nedenin yetersiz ağız hijyeni olduğunu belirten BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nden Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Akdereli, düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve dil temizliğinin ihmal edilmesinin bakterilerin çoğalmasına ve kötü koku oluşumuna yol açtığını ifade etti. Akdereli, diş eti hastalıkları, diş taşı birikimi, tedavi edilmemiş çürükler ve uyumsuz dolguların da ağız kokusunu artıran diğer başlıca nedenler arasında yer aldığını ifade etti. Beslenme alışkanlıkları da etkili oluyor Soğan, sarımsak gibi keskin kokulu gıdaların ağızda kalıcı kokulara neden olabileceğini belirten Dt. A.Gamze Akdereli, bu tür yiyeceklerin ardından mutlaka ağız temizliğine özen gösterilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca, yetersiz su tüketimi ve ağız kuruluğu da ağız kokusunu tetikleyen etmenler arasında bulunuyor. Ağız kokusunun yalnızca ağız içinden kaynaklanmayabileceğine dikkat çeken Dt. Akdereli, "Diyabet, karaciğer ve böbrek yetmezliği, sindirim sistemi hastalıkları, sinüzit ve bademcik enfeksiyonları gibi birçok sistemik rahatsızlık da bu soruna neden olabilir. Bu nedenle uzun süredir devam eden ağız kokusu şikayetlerinde mutlaka altta yatan başka bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır" dedi. Açlık ve diyet dönemlerinde daha sık görülüyor Uzun süreli açlık, oruç ya da ketojenik diyet uygulamalarında da ağız kokusu oluşabildiğini belirten Dt. Akdereli, "Bu durumlarda vücut yağ ve proteinleri yakarak keton üretir. Ketonların neden olduğu nefes kokusu ise genellikle daha keskindir" diye konuştu. Ağız kokusunun tedavi edilebilir bir durum olduğunun altını çizen Dt. Akdereli, öncelikle ağız içi muayene ile çürük, diş eti hastalıkları veya diş taşı gibi nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ederken gerekli durumlarda diş taşı temizliği, çürük tedavisi veya uyumsuz protezlerin yenilenmesiyle ağız kokusunun giderilebileceğini de söyledi. Koruyucu önlemler etkili Koruyucu alışkanlıkların da büyük önem taşıdığını vurgulayan Dt. Akdereli, "Günde en az iki kez diş fırçalama, diş ipi ve dil temizliği, bol su tüketimi, şekersiz sakız kullanımı ve ağız gargaraları ile destekleyici bakım yapılması gerekir. Ayrıca düzenli diş hekimi kontrolleri ile bu sorun erkenden fark edilip kontrol altına alınabilir" dedi. Ağız kokusunun sadece kozmetik değil, medikal bir konu olduğunu belirten Dt. Akdereli, "Ağızdan gelen kötü kokular, vücuttaki başka bir sağlık sorununun belirtisi olabilir. Bu nedenle hafife alınmamalı, mutlaka uzman desteği alınmalıdır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Bakan Memişoğlu açıkladı: 10 milyon kişinin ölçümü yapıldı, yüzde 70’i fazla kilolu
18 Temmuz 2025 Cuma - 11:20 Bakan Memişoğlu açıkladı: 10 milyon kişinin ölçümü yapıldı, yüzde 70’i fazla kilolu Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, fazla kilo ve obeziteyle mücadele kapsamında bugüne kadar 10 milyon kişinin kilo ve boy ölçümünü gerçekleştirdiklerini belirterek, "Ölçümlere göre toplumun yaklaşık yüzde 70’i fazla kilolu, bunun yüzde 25’i ise obez. Özellikle vatandaşlarımızın sağlıklı bir yaşam için kilo vermeye destek olmasını bekliyoruz. Çünkü fazla kilo yaşam kalitesini düşürüyor, uyku düzenini bozuyor, eklem rahatsızlıklarına ve kalp hastalıklarına yol açıyor" dedi. Bakan Memişoğlu, "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" programı kapsamında Manisa’yı ziyaret etti. Vali Vahdettin Özkan’ı makamında ziyaret eden Bakan Memişoğlu, kentte yürütülen sağlık yatırımlarına ilişkin toplantı yaptı. Daha sonra basının karşısına geçen Bakan Memişoğlu, hem Manisa’daki yatırımlar hakkında konuştu hem de obezite ve sigarayla mücadele konularına değindi. Manisa’nın sağlık alanında önemli bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Memişoğlu, "İlimizde 28 hastane, bir üniversite hastanesi ve Türkiye’nin en iyi çalışan şehir hastanelerinden biri bulunuyor. Ayrıca yıllardır hizmet veren ruh ve sinir hastalıkları hastanemiz Türkiye’nin en bilinen hastanelerinden biri konumunda. Toplamda 9 özel hastane ile birlikte toplam 4 bin 806 yatak kapasitesiyle sağlık hizmeti sunuyoruz. 2002 yılına göre yatak kapasitemizi yüzde 80 oranında artırdık. Yeni yatırımlarla bu kapasiteyi daha da geliştirmeyi sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı. Devam eden sağlık yatırımlarıyla ilgili bilgi veren Bakan Memişoğlu, "Akhisar’da 450 yataklı, Salihli’de ise 400 yataklı yeni hastanelerimizin inşaatına başladık. Bu hastaneleri 2027 yılı sonuna kadar hizmete açmayı hedefliyoruz. Ruh ve sinir hastalıkları hastanemizin de yenilenmesi için kısa sürede inşaata başlanacak. Çok güzel bir hastaneyi Manisalılara kazandıracağız. Alaşehir’de 20 üniteli ağız ve diş sağlığı merkezi tamamlandı, birkaç hafta içinde hizmet vermeye başlayacak. Saruhanlı’da da 50 yataklı yeni devlet hastanesinin planlaması tamamlandı. Bu yıl ihalesini yaparak, 2026 yılında inşaatına başlayacağız" dedi. Toplumun sadece hastalanınca değil, sağlıklı kalması için de çalışmalar yürüttüklerini belirten Memişoğlu, "Sağlık hizmetleri sadece tedaviyle sınırlı değil. Toplumun sağlıklı kalması önceliğimiz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ’Sağlıklı Bir Türkiye’ hedefiyle hareket ediyoruz. Bu kapsamda eğitim ve farkındalık programları düzenliyoruz. Kilo ve boy ölçümleri yaparak vatandaşlarımızın farkındalığını artırmaya başladık. Bugüne kadar 10 milyon kişinin kilo ve boy ölçümünü gerçekleştirdik. Ama maalesef yaklaşık yüzde 70’e yakın insanımızın fazla kilolu olduğunu, hatta bu yüzde 70’in de yüzde 25’inin obez diyeceğimiz aşırı kilolu olduğunu fark ettik. Özellikle toplumdan bu konuda bize destek vermesini, beraber bu kiloları vermemiz gerektiğini özellikle ifade etmek istiyorum. Çünkü kilo sonuçta hayat kalitesini düşürüyor, uyku kalitesini düşürüyor, eklemlerimizi bozuyor, kalp hastalıklarına sebebiyet veriyor. Başka bir sorunumuz daha var. Türkiye tam bundan 16 yıl evvel 2009 yılında Tütünle Mücadele Kanunu yapan bu konuda da Dünya Sağlık Örgütü tarafından çok başarılı bulunan bir ülke. 2014-2015 senesinde özellikle senelerine kadar bu konuda iyi bir kampanyayla toplumun da katılımıyla sigara kullanım oranlarımızı ve tütün kullanım oranlarımızı azaltmıştık. Bunu yeniden yapabiliriz. Bugün maalesef Türk toplumunun üçte biri sigara kullanıyor. Özellikle gençlerimizde ve kadınlarımızda sigara kullanım oranları artmaya başladı. O nedenle bizim sigarayla ilgili yeniden etkin ve çok kapsamlı bir çalışma yapmamız gerekiyor. Özellikle sigara kullanan vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum. Gelin hep beraber bu zararlı bedenimizi de hayatımızı da hayat kalitemize de etki eden ve maalesef bizlerin yaşam süresini kısaltan bu kötü alışkanlıktan hep beraber kurtulalım. Bizler sizlere yardım için hazırız. Hepinizin sigaranın sağlığının, sağlığınıza zarar verdiğini bildiğiniz halde içmenizi istemiyoruz. Onun için toplumumuza ve bütün vatandaşlarımıza tütünle mücadelede bize destek verilmesini, yeni bir ruhla, yeni bir çabayla sigara içen arkadaşlarımızın bu illetten kurtulması için hep beraber çalışmamızı öneriyorum. Bugün Türkiye’de senede 100 bin kişi sigaraya bağlı hastalıktan ölüyor. Baktığınız zaman dünyada 17 milyon insan dolaşım hastalıklarından her sene kaybediliyor. Onun için bu kötü alışkanlıklarını bırakmamız ve bununla mücadele etmemiz gerekiyor. Bunu sadece sağlıkçılar değil, hep beraber başarmamız gerekiyor" dedi.
Kanser tedavisini başarıyla tamamlayan çocuklara moral yemeği
18 Temmuz 2025 Cuma - 10:57 Kanser tedavisini başarıyla tamamlayan çocuklara moral yemeği Kanser tedavisini başarıyla tamamlayan çocuklar için Trabzon’un Yomra ilçesinde anlamlı bir etkinlik düzenlendi. Etkinliğe Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Topsakal, Umut ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nimet Baki, Trabzon İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürü Yunus Karaman, Trabzon Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Şube Müdürü Kadriye Bozdemir ve çok sayıda gönüllü katıldı. Çocuklar, aileleriyle birlikte keyifli vakit geçirirken; palyaçolar eşliğinde dans edip oyunlar oynadı, çeşitli hediyelerle sevindirildi. Günün sonunda, kanseri yenerek yeniden hayata umutla tutunan çocukların mutluluğu ve tedavisi devam eden çocukların dilekleri için gökyüzüne balonlar bırakıldı. Umut ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nimet Baki, etkinlikte yaptığı konuşmada, dünya genelinde ve Türkiye’de kanser ve lösemi vakalarının giderek arttığına dikkat çekerek "Artık neredeyse gribal enfeksiyon kadar yaygın hale geldiğini gözlemliyoruz. Çocukluk çağında lösemi oranı yüzde 35’lere ulaştı. Zorlu üç yıllık tedavi sürecini tamamlayan, okula dönen, dans eden ve hayata umutla tutunan bu çocuklarımızın mutluluğu hepimizin yüreğini ısıttı" dedi. Dr. Baki, 19 yıldır gönüllülük esasıyla yürüttükleri çalışmaların başarısına katkı sunan tüm gönüllülere teşekkür ederek "Gönüllülerimiz sayesinde birçok güzel işe imza attık. Onlar var oldukça biz de varız. Gönüllülerimiz bizim gözbebeğimiz" ifadelerini kullandı. Etkinlikte söz alan Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Topsakal ise kanser tedavisinin zorluklarına ve ailelerin verdiği büyük mücadeleye değinerek "Bu çocuklarımızın yüzündeki tebessüm hepimiz için çok kıymetli. Tedavi sürecinde en önemli faktörlerden biri de moral ve motivasyon. Bu tür etkinliklerin hem çocuklarımız hem de aileleri için çok değerli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum. Umut ve Yaşam Derneğimiz bu konuda elinden gelenin fazlasını yapıyor. Biz her zaman destekçisiyiz" diye konuştu.