SAĞLIK
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:06 Prof. Dr. Fulya Tahan: "Tekrarlayan öksürük, nefes darlığı ve hışıltı varlığında astım hastalığı akla gelmelidir" Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Alerji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fulya Tahan, "Tekrarlayan öksürük, nefes darlığı ve hışıltı varlığında astım hastalığı akla gelmelidir" dedi. ERÜ Tıp Fakültesi Mustafa Eraslan-Fevzi Mercan Çocuk Hastanesinde, "5 Mayıs Dünya Astım Günü" dolayısıyla hasta ve hasta yakınlarını bilinçlendirmek amacıyla öğretim üyeleri, hekimler, sağlık çalışanları ile hasta ve hasta yakınlarının katıldığı etkinlik düzenlendi. ERÜ Tıp Fakültesi Çocuk Alerji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fulya Tahan, Dünya Astım Gününün bu yılki temasının "Astım hastası olan herkes için iltihap önleyici inhalerlere erişim - hâlâ acil bir ihtiyaç" şeklinde belirlendiğini, astım tedavisi ve inhaler ilaç kullanım teknikleri ile ilgili güncel bilgilerin paylaşılmasının amaçlandığına değindi. Prof. Dr. Fulya Tahan ve ekibi tarafından astım hastalığı ile ilgili hasta ve hasta yakınlarının bilgilendirilmesi ile eğitim broşürlerinin dağıtılması ve öğretim üyesinin farklı coğrafyalarda çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan kişisel fotoğraf sergisinin gezilmesi ile programa devam edildi. Çocuklarda görülen müzmin hastalıkların en başında astımın yer aldığını ve sıklığının giderek artığına değinen Prof. Dr. Fulya Tahan, "Astım, kalıtsal ve çevresel faktörlerin etkisi ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Anne babada astım ya da diğer allerjik hastalıklardan birinin olması çocuklarda astım gelişme riskini artırmaktadır. Çevresel faktörler olarak da özellikle sigara dumanı, hava kirliliği, allerjen teması ve beslenme alışkanlıkları astımın gelişmesinde etkili olmaktadır" dedi. "Tekrarlayan öksürük, nefes darlığı ve hışıltı varlığında astım hastalığı akla gelmelidir" Prof. Dr. Fulya Tahan, "Tekrarlayan öksürük, nefes darlığı ve hışıltı varlığında astım hastalığı akla gelmelidir. Astımlı çocukların hava yollarında aşırı bir hassasiyet vardır. Bu hassasiyetten dolayı allerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliği gibi uyaranlarla öksürük, nefes darlığı ve hışıltı gibi astım keşifleri ortaya çıkar. Astımda görülen öksürük, inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha da belirginleşen ve uykudan uyandırabilen bir öksürüktür" şeklinde konuştu. "Astım hastalığı kontrol altına alınabilmektedir" Prof. Dr. Tahan, "Astım tedavisinin amacı hastanın yakınmalarının kontrol altına alınması ve yaşamını normale en yakın şekilde devam ettirmesinin sağlanmasıdır. Hastanın, verilen tedavileri doğru dozda ve doğru teknikle uygulaması; tetikleyicilerden uzak durması ile astım hastalığı kontrol altına alınabilmektedir" ifadelerini kullandı. "Bu ilaçların etkili olabilmesi için doğru teknikle kullanımı çok önemlidir" Tahan, "İnhaler yolla verilen tedaviler, hava yollarına doğrudan ulaşmaktadır. Ancak bu ilaçların etkili olabilmesi için doğru teknikle kullanımı çok önemlidir. Doğru uygulanmadığında, ilaç, akciğerlere yeterli miktarda ulaşamayacağı için tedavi de etkili olamayacaktır. Bu nedenle hastaların bu ilaçları nasıl kullanacaklarını bilmeleri çok önemlidir" şeklinde konuştu.
Sünnetin enfeksiyonsuz iyileşmesi için en uygun zaman ‘yaz tatili’ dönemi
17 Temmuz 2025 Perşembe - 11:27 Sünnetin enfeksiyonsuz iyileşmesi için en uygun zaman ‘yaz tatili’ dönemi Üroloji Uzmanı Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, yaz tatili döneminin sünnetin enfeksiyonsuz iyileşmesi için en uygun dönem olduğunu söyledi. Liv Hospital Samsun Üroloji Uzmanı Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, sünnet operasyonu hakkında bilgilendirmede bulundu. Sünnet işleminde penisin uç kısmındaki ereksiyon dışında penisi kapsayan derinin alınarak dış dokunun küçülmesinin sağlandığını ifade eden Dr. Cavıldak, "Sünnet cerrahi bir işlemdir ve bu uygulamanın çeşitli komplikasyonları olabilir. Hekimler tarafından yapılmayan uygulamaların sünnet hatası sonucu ile karşılaşma riski söz konusudur. Geçmişte bu uygulamalar fenni sünnetçilerce yapılsa da günümüzde yalnızca sağlıkçılar tarafından gerçekleştirilir" dedi. Sünnetteki yanlış uygulamalardan bahseden Uzm. Dr. Cavıldak, "Sünnet, yapısı bakımından görece basit cerrahi uygulamalardandır. Lokal anestezi ile dakikalar içerisinde gerçekleşir. Kişi hızlı bir iyileşme evresi sonrasında normal hayatına döner. Fakat bazen gerek uygulama sırasında gerek uygulama sonrasında bazı hatalar nedeniyle kalıcı problemler ortaya çıkabilir. Sünnet hatası, kesinin yapılması anında dış deri dışındaki dokuya verilebilecek hasarlar şeklinde adlandırılabilir. Doku dairesel ve eşit kesilmeli ve uygun miktarda alınmalıdır. Aksi halde penis ileri yaşlarda eğri olabilir ve bu gelişim sürecinde fark edilmezse, gelecekte daha ciddi ameliyatlara ihtiyaç duyulabilir. Dokunun eğri kesilmesi, ileride problemlere yol açabilir" diye konuştu. Sünnet yaşının etkisine de değinen Dr. Cavıldak, "Sünnet yaşı, penis hataları için belirgin bir unsur değildir fakat uzmanların ortak kanısı, sünnetin 6 ay-2 yaş ve 5-7 yaş arasına yapılmasıdır. Ancak bu yaş aralığı dışında da sünnet hataları söz konusu olabilir. Bunun yanında herhangi bir yöne eğrilik de sünnet hatalarından biri olarak kabul edilir. Çünkü bu sorun da penis boyunun nihai uzunluğunu etkilemektedir. Sünnet hataları arasında yaygın ve oldukça ciddi sorunlar olarak tanımlanan diğer unsurlarsa penis başı kesilmesi ile idrar kanalının zarar görmesidir. Bunlar iyileşme evresinde enfeksiyon riskini çoğaltması bakımından istenmeyen durumlardır; iyileşme sürecini ciddi şekilde etkileyen bu sorunların, sünnet olan çocuğun yaşam standartlarını düşürmemesi için gerekli tedbirlerin anında alınması elzemdir" şeklinde konuştu. "His kaybı problemleri olabilir" Penis sünnet esnasında herhangi bir şekilde sinir dokularını yitirirse doğal olarak his kaybı ortaya çıktığının altını çizen Cavıldak, "Bu nedenle kişinin yetişkin evrede cinsel hayatı etkilenebilir. Ekipmanın yanlış kullanılması bu duruma yol açabilen etkenlerdendir. Günümüzde lazerle yapılan kesi uygulamaları, ciddi anlamda hassas olsa da dozaj ve işlem içerisindeki etki buna yol açabilir. Uygulamayı gerçekleştiren uzman, kesi yaptığı donanımın ayalarına dikkat etmeli ve özellikle his kaybına yol açmamak için özen göstermelidir, aksi durumda geri dönüşü olmayan his kayıpları ve kalıcı görsel negatifliklerin ortaya çıkması söz konusudur" ifadelerini kullandı. "Enfeksiyonsuz iyileşme önemli" Sünnetin çok kısa süren ve zor olmayan bir cerrahi işlem olduğunu sözlerine ekleyen Cavıldak, şunları söyledi: "İşlem sonrasında riskli bir durumla karşılaşılmaması için alanında uzman bir hekim tarafından yapılması gereken hassas bir operasyondur. Çocuklarımızın sağlıkla hızlı ve enfeksiyonsuz iyileşme süreci olması için ise yaz tatili sünnet için en uygun zamanlardan biridir. Yenidoğan (ilk 30 gün) sünnetinin hayata tutunmaya çalışan bir bebeğe zaruret yoksa gereksiz yük oluşturacağını düşünüyoruz. En uygun dönem 6 ay-2 yaş ve 5-7 yaş aralığıdır."
Mantar enfeksiyonları hayat kalitenizi düşürmesin
17 Temmuz 2025 Perşembe - 11:18 Mantar enfeksiyonları hayat kalitenizi düşürmesin Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Merve Kaya, yaz aylarında artan mantar enfeksiyonlarının sebepleri ve korunma yöntemleri hakkında vatandaşlara çeşitli bilgiler aktardı. Mantar enfeksiyonlarının özellikle yaz aylarında ve nemli ortamlarda sıkça karşılaşılan bulaşıcı ve tedavi edilmediğinde ciddi cilt sorunlarına yol açabilen bir enfeksiyon grubu olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Kaya, "Ciltte kızarıklık, kaşıntı, pullanma, su toplamaları ya da kötü koku gibi belirtilerle kendini gösterir. En sık ayak parmak aralarında, kasık bölgesinde, koltuk altlarında ve vücut kıvrımlarında görülür. Çünkü bu bölgeler genellikle havasız kalır, terler ve nemlenir. Bu durum mantarların üremesi için uygun bir ortam oluşturur" dedi. Ortak kullanım alanlarında yayılabilir Bu tür lezyonların, egzama ya da alerji sanılarak eczaneden gelişigüzel krem alınmasının toplumda görülen en yaygın yanlışlardan biri olduğunun altını çizen Kaya, "Oysa her kaşıntı mantar değildir ama her mantar da kendi kendine geçmez. Özellikle kortizon içeren kremler, yanlış kullanıldığında mantar enfeksiyonunu daha da şiddetlendirebilir. Mantar hastalığı, bulaşıcıdır. Havuzlar, spor salonları, ortak kullanılan duş alanları ve başkalarına ait terlik, havlu veya tıraş bıçağı gibi kişisel eşyaların kullanımı bulaş riskini artırır. Ayrıca ayak mantarının tedavi edilmemesi, tırnaklara da bulaşarak uzun süreli ve zorlu bir tedavi sürecine yol açabilir" şeklinde konuştu. Hekim desteği alın Erken tanının önemli olduğunu vurgulayan Kaya, "Cildinizde geçmeyen kaşıntılar, renk değişiklikleri ya da döküntüler fark ettiğinizde bir dermatoloji uzmanına başvurmalısınız. Kendi kendinize tedavi uygulamak yerine profesyonel destek alın. Tedavide hijyen kurallarına uymak, düzenli ilaç kullanmak ve nemli ortamdan uzak durmak büyük önem taşır. Sağlıklı bir cilt için öncelikle bilinçli olmak gerekir. Mantar enfeksiyonları basit gibi görünse de ihmal edildiğinde hem yaşam kalitenizi düşürür hem de çevrenize bulaşabilir" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Balcı: "KOAH’ta balon tedavisiyle yaşam kalitesinde belirgin iyileşmeler sağlandı"
17 Temmuz 2025 Perşembe - 11:14 Prof. Dr. Balcı: "KOAH’ta balon tedavisiyle yaşam kalitesinde belirgin iyileşmeler sağlandı" KOAH tedavisinde uygulanan balon tedavisinin, Türk araştırmacı hekimlerin önemli katkılarıyla geliştirildiğini dile getiren Prof. Dr. Akın Eraslan Balcı, "Bu yöntemle hastaların yaşam kalitesinde belirgin iyileşmeler sağlandı" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Akın Eraslan Balcı, KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) tedavisinde uygulanan balon tedavisi hakkında önemli bilgiler paylaştı. KOAH’ın tüm dünyada yaygın görülen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu aktaran Balcı, "Hastalık genellikle kimyasal maddelerin akciğerlere çekilmesiyle bronşları geçici olarak rahatlatan ilaçlarla tedavi ediliyor. Bu ilaçların etki kısa süreli olması nedeniyle hastalar ömür boyu kullanmak zorunda kalıyor. Bu da hem hasta hem sağlık sistemi açısından ciddi bir yük oluşturuyor. KOAH tedavisinde uygulanan balon tedavisi, Türk araştırmacı hekimlerin önemli katkılarıyla geliştirildi ve bu yöntemle hastaların yaşam kalitesinde belirgin iyileşmeler sağlandı. Hastalık bronşlarda daralma ve tıkanıklıkla karakterize oluyor, bu tedavide amaç bronşları tıkayan maddeleri temizlemek ve hava yolunu genişletmek. Fiber optik bronkoskopi cihazı ile bronşların en ince dallarına kadar ilerliyoruz. Bu işlem sırasında özel bir balonun uygun noktalara yerleştirilerek bronş içindeki tıkanıklıklar açılıyor. Hastanın nefes alması kolaylaştırılıyor. Balon tedavisi ile ilaç ve oksijen desteği olmadan yaşamını sürdüren hastalar var. Bu yöntem, hem kısmi hem de tam iyileşme sağlayabiliyor. Sadece az sayıda hastada etkisiz kalabiliyor. Tedavi sırasında hasta uyutuluyor. İşlem, ortalama bir saat sürüyor ve genellikle bir gün hastanede yatış yeterli oluyor. Bu yöntem, henüz Türkiye’de yaygınlaşmadı. Biz şu ana kadar yaklaşık 20 hastaya uyguladık ve çoğu hasta memnuniyetle tedaviden fayda gördü. İstanbul’da 10 yıl önce bu tedaviyi almış ve yıllarca ilaçsız yaşamını sürdürmüş bir hasta, hastalığın yeniden nüksetmesiyle tekrar bizde başvurdu. Balon tedavisinin ardından yeniden sağlığına kavuştu" diye konuştu.
Denize dalarken dikkat: Boyun travması ve felç riski uyarısı
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:57 Denize dalarken dikkat: Boyun travması ve felç riski uyarısı Denize balıklama atlama ve dalmanın boyun travmalarına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunan Prof. Dr. Baş, "Kafa suya sert vurduğunda adeta beton etkisi oluşturur. Bu tür darbeler kafa travmasına ve kalıcı felce neden olabilir" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İnme Merkezi’nden Prof. Dr. Demet Funda Baş, yaz aylarında heyecan ve adrenalin tutkusuyla bilinçsizce yapılan suya atlama ve dalmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Prof. Dr. Demet Funda Baş, "Şiddetli boyun ağrısının ardından güçsüzlük, yüzde kayma, konuşma bozukluğu veya görme kaybı gibi belirtiler damar yırtığına bağlı inme habercisi olabilir. Bu tür belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden hemen bir uzmana başvurun" ifadelerini kullandı. Susuzluk inmeyi tetikleyebilir İnmenin (felç) dünyada sakatlığın ve ölümün önde gelen nedenlerinden biri olduğunu aktaran Prof. Dr. Baş, yaşlı, kronik beyin damar hastalığı, kalp, hipertansiyon ve şeker hastalarını sıcaklarda inme riskine karşı uyardı. Hava sıcaklığındaki artışın inme riskini artırdığını belirten Prof. Dr. Baş, sıcaklığın zirve yaptığı öğlen saatlerinde güneşin dik etkilerinden korunmak gerektiğini de söyledi. Prof. Dr. Baş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yaz aylarında ve sıcak bölgelerde sıcaklığın zirve yaptığı öğlen saatlerinde mümkün olduğu kadar açık hava aktivitelerini kısıtlayın. Yaz ayları dehidratasyona zemin hazırlar. Bu yüzden yeterli su içerek vücudun sıvı ihtiyacını karşılayın, aşırı kafein ve alkol tüketiminden kaçının."
Aşırı sıcaklar sağlığı tehdit ediyor
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:53 Aşırı sıcaklar sağlığı tehdit ediyor Bilecik İl Sağlık Müdürü Dr. Ferhat Damkacı, yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, birçok sağlık sorununu da beraberinde getirdiğini söyleyerek, "Sıcak çarpması ve benzeri durumlar en çok yalnız yaşayan 65 yaş üstü bireylerde görülüyor. Bunun yanında aşırı kilo, kronik hastalıklar ve bazı ilaçların kullanımı da riski artırıyor" dedi. İl Müdürü Damkacı, özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve açık alanda çalışanların sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiği konusunda uyarıyor. Havanın ısınmasıyla birlikte vücut ısısı da yükseliyor ve vücut bu duruma terleme yoluyla uyum sağlamaya çalıştığını söyleyen Damkacı sözlerine şöyle devam etti; "Ancak aşırı sıcaklarda sadece terleyerek vücut ısısını dengelemek her zaman mümkün olmuyor. Bu durum, özellikle yaşlılar, dört yaşından küçük çocuklar, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve bakıma ihtiyacı olan bireyler için ciddi riskler oluşturabiliyor. Ayrıca şişmanlık, kalp hastalıkları, yüksek ateş, aşırı sıvı kaybı, alkol ve uyuşturucu kullanımı gibi faktörler de vücudun ısıyı dengeleme yeteneğini olumsuz etkiliyor. Sıcak çarpması ve benzeri durumlar en çok yalnız yaşayan 65 yaş üstü bireylerde görülüyor. Bunun yanında aşırı kilo, kronik hastalıklar ve bazı ilaçların kullanımı da riski artırıyor. Özellikle sokakta yaşamak zorunda kalanlar ve evsiz bireyler bu risk grubunun başında geliyor" "Ağır, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı sebze, meyve ve hafif gıdalarla beslenilmelidir Bilecik İl Sağlık Müdürü Dr. Ferhat Damkacı açıklamasının devamında, sıcak havalarda sağlığın korunması için alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı; "Mecbur kalınmadıkça günün en sıcak saatleri olan 10.00 ile 16.00 arasında dışarı çıkılmamalı. Dışarı çıkılması gerekiyorsa açık renkli, bol ve pamuklu giysiler tercih edilmeli şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı. Kapalı alanlar sık sık havalandırılmalı, güneş gören pencereler perde ya da güneşliklerle gölgelendirilmelidir. Vücut ısısının düşürülmesi için sık sık duş alınmalı ya da en azından yüz, el, ense ve ayaklar soğuk suyla serinletilmelidir. Beslenmede ise özellikle sıvı alımına dikkat edilmesi gerekiyor. Susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre su içilmeli. Kafeinli ve gazlı içeceklerden uzak durulmalı, bunların yerine su, ayran, taze meyve suyu gibi içecekler tercih edilmeli. Ayrıca ağır, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı sebze, meyve ve hafif gıdalarla beslenilmelidir. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalı, hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Sıcak havaların etkilerinden korunmak için bireylerin bilinçli hareket etmesi büyük önem taşıyor. Özellikle kronik hastalığı olanlar ile yalnız yaşayan yaşlı bireylerin bu dönemde daha yakından izlenmesi gerektiği belirtiliyor."
PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme ile yenilikçi tedavi yaklaşımları
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:41 PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme ile yenilikçi tedavi yaklaşımları Medical Point Gaziantep Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Sidar Burcu Ateş Demiroğlu, PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme ile yenilikçi tedavi yaklaşımları ile ilgili bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Sidar Burcu Ateş Demiroğlu, "Kronik ağrılar, bağışıklık sistemi sorunları ve sürekli yorgunluk gibi sağlık problemleri; günümüzde vücut dostu, doğal yöntemlerle daha etkili bir şekilde yönetilebiliyor. PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme gibi rejeneratif tıp uygulamalarıyla hastalarının yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor" dedi. Dr. Demiroğlu, "PRP tedavisi, hastanın kendi kanından elde edilen trombosit yönünden zengin plazmanın hasarlı dokulara enjekte edilmesiyle uygulanıyor. PRP, vücudun kendi iyileşme mekanizmasını harekete geçirerek doğal bir onarım süreci başlatır. Kişinin kendi dokusundan elde edilen kök hücreler, hasarlı bölgelerde onarım sürecini destekleyerek özellikle diz, kalça ve omuz gibi büyük eklemlerde başarılı sonuçlar sunar. Kök hücreler, vücut tarafından onarım sürecinde aktif olarak kullanılır. Bu tedaviyle doku yenilenmesi doğal ve etkili bir şekilde sağlanır. Güçlü bir antioksidan olan glutatyon, karaciğer fonksiyonlarını destekleyerek toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar. Damar yoluyla uygulanan bu tedavi, bağışıklık sistemini güçlendirir, enerji seviyesini artırır ve hücresel düzeyde yenilenmeye katkıda bulunur. Özellikle stres, yorgunluk, cilt problemleri ve kronik hastalıklarla mücadelede önemli bir destektir" ifadelerini kullandı. "Kuru iğneleme: ilaçsız ağrı yönetimi" Dr. Demiroğlu, "İlaç kullanmadan, tetik noktalara uygulanan kuru iğneleme yöntemi; kas spazmlarını azaltarak ağrının kaynağına doğrudan müdahale eder. Fibromiyalji, bel-boyun fıtığı, migren ve kas gerginliği gibi durumlarda etkili bir yaklaşımdır. Kuru iğneleme, doğru noktaya yapılan minimal müdahalelerle maksimum rahatlama sağlar. PRP ile başlayan yenilenme süreci, glutatyon desteğiyle hızlanabilir. Kök hücre ile doku onarımı sağlanırken, kuru iğneleme kas gevşemesini kolaylaştırır. Bu bütünsel yaklaşım, iyileşme sürecini hem hızlandırır hem de kalitesini artırır" şeklinde konuştu. "Kişiye özel tedavi planı şart" Dr. Sidar Burcu Ateş Demiroğlu, "Her bireyin öyküsü, fiziksel yapısı ve tedaviye verdiği yanıt farklıdır. Bu nedenle doğru teşhis, doğru tedavi kombinasyonu ve düzenli takip süreci büyük önem taşır. PRP, kök hücre ve glutatyon uygulamaları mutlaka uzman doktor gözetiminde ve kişiye özel protokollerle yapılmalıdır. Aynı şekilde kuru iğneleme de yalnızca eğitimli ellerde ve doğru teknikle uygulanmalıdır. PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme gibi rejeneratif ve doğal tedaviler, hem koruyucu sağlık hizmetlerinde hem de kronik hastalıkların tedavisinde önemli bir rol oynamaktadır" diye konuştu.
Çocuğunuzun kalp sağlığı için bu 10 belirtiye dikkat
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:23 Çocuğunuzun kalp sağlığı için bu 10 belirtiye dikkat Kalp hastalıklarının yalnızca yetişkinlerde görüldüğü düşünülse de, çocukluk çağında da kalp rahatsızlıklarına sıkça rastlanabiliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Bahattin Öncü, çocuklarda doğuştan veya sonradan gelişebilen kalp hastalıklarının, erken tanı ile ciddi sonuçlarının önlenebileceğini belirterek aileleri uyardı. Doğuştan ya da sonradan gelişebilen kalp hastalıkları, çocukluk çağında da önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle doğumsal kalp hastalıkları, bebeklik döneminden itibaren belirti verebilirken; ritim bozuklukları, kalp kapakçığı problemleri veya enfeksiyonlara bağlı kalp rahatsızlıkları okul çağı çocuklarında görülebiliyor. Ebeveynlerin çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi ve olağan dışı belirtilerde bir uzmana başvurması büyük önem taşıyor. Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Bahattin Öncü, çocuklarda görülebilecek kalp hastalıklarına karşı aileleri şu 10 belirtiye dikkat etmeleri konusunda uyardı; "1. Hızlı ve zorlu nefes alıp verme: Ateş ya da akciğer hastalığı olmadan nefes sayısının normalden fazla olması, solunum olayına kaburga kaslarının ve burun kanatlarının katılması durumunda mutlaka kalp hastalığı akla gelmelidir. 2. Morarma: Doğumda veya hemen sonrasında dudaklarda, dilde ve genel olarak tüm vücutta morarma görülmesi ciddi bir kalp hastalığı bulgusu olabilmektedir. İlerleyen yaşlarda aşırı heyecanlanma, nefes tutma atakları, soğuk havalarda görülebilen morarmalar ise genelde sağlıklı bireyle görülmektedir. 3. Çarpıntı: Kalp atımının kişinin kendi tarafından rahatsız edici bir şekilde hissedilmesidir. Ciddi bir ritim bozukluğu belirtisi olabileceği gibi geçirilen enfeksiyonlara ya da kullanılan ilaçları bağlı olarak da görülebilmektedir. 4. Kalpte üfürüm duyulması: Fizik muayene esnasında kalbi dinlerken duyulan anormal sesler üfürüm adıyla tanımlanmaktadır. Her 10 çocuktan 4’ünde duyulabilmektedir. Bu ses duyuluyor ise mutlaka çocuk kardiyoloji hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekir. Üfürüm duyulan çocukların büyük genelinde kalp hastalığı bulunmamaktadır, bu üfürümler masum üfürüm olarak adlandırılmaktadır. 5. Göğüs ağrısı: Çocuklarda görülen göğüs ağrılarının sebebi genellikle kalp dışındaki dokulardan kaynaklanmaktadır. Nadiren kalp hastalıklarına bağlı sebepler olsa da, mutlaka kardiyoloji hekiminin değerlendirmesi önerilmektedir. 6. Büyüme gelişme geriliği: Kalp yetersizliği gelişen hastalarda enerji tüketimi artacağı için uzun dönemde kilo alama, akranlarından boy ve kilo olarak geri kalma görülebilir. 7. Çabuk yorulma, halsizlik: Kalp yetersizliği, kalp delikleri ya da damar darlığı gibi durumlarda kalp vücudun ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalarak bu şikayetlere neden olabilir. 8. Eklem ağrısı ve şişliği: Kalp romatizmasının bulgusu olarak diz, dirsek, el ve ayak bileklerinde ağrılı şişlikler görülebilmektedir. 9. Uzamış ateş: 5 günden uzun süren ateşli hastalıklar kalbi besleyen damarlarda genişlemeye yol açan kawasaki hastalığı olabilir. Teşhis ve tedavisi çok önemlidir. 10. Göğüs grafilerinde kalpte anormallik görülmesi: Hekimler tarafından genellikle farklı sebeplerle çekilen akciğer filmlerinde kalpte anormal görünümler fark edilebilir. Bu belirtilerden birinin ya da daha fazlasının olması durumunda mutlaka çocuk kardiyoloji hekimine muayene olunması gerektiği unutulmamalıdır."
Yaz aylarında çocuklarda epilepsi nöbetlerine dikkat
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:17 Yaz aylarında çocuklarda epilepsi nöbetlerine dikkat Epilepsinin çocukluk döneminde en sık karşılaşılan nörolojik rahatsızlıklar arasında yer aldığını belirten Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Afshin Dezhakam, yaz aylarında nöbet sıklığında belirgin bir artış gözlemlendiğini ifade etti. Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, epilepsili çocukların yaz mevsiminde karşılaşabileceği riskleri ve alınması gereken önlemleri anlattı. Medicana International İstanbul Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Afshin Dezhakam, "Yüksek sıcaklıklar, özellikle yüzde 60 üzerindeki nemle birleştiğinde vücutta terleme yoluyla belirgin sıvı ve mineral kaybına yol açar. Terleme yoluyla vücut tarafından kaybedilen sıvı, epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların metabolizma sürecini hızlandırabilir. Bu da ilacın kandaki terapötik düzeyinin altına düşmesine, dolayısıyla nöbet kontrolünün bozulmasına yol açabilir" dedi. Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Yaz tatili sırasında uyku düzeninin bozulması, epilepsi nöbetlerinin tetiklenmesinde etkili bir faktör olarak öne çıkar. Günde sadece 1-2 saat daha az uyumak bile çocuklarda nöronal hassasiyeti artırarak nöbetleri tetikleyebilir. Ekran başında (TV, tablet, telefon gibi) uzun süre vakit geçirmek, uyarıcı seviyesini yükselterek uykuya dalmayı zorlaştırır ve fotosensitif epilepsiye sahip çocuklarda doğrudan nöbetlerin tetiklenmesine yol açabilir" şeklinde konuştu. Terleme epilepsi ilacının gücünü düşürebilir Yaz döneminde acil servislere epileptik nöbet nedeniyle başvuru sayısında artış gözlenmekte olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Bu da daha önce fark edilmemiş epilepsilerin tanı almasına imkan tanır. Yazın başvuru artışını sadece sıcaklıkla değil, aynı zamanda rutinlerin bozulmasıyla da ilişkilendiriyoruz. Ailelerin tatil sürecinde nöbetleri daha yakından gözlemleme şansı oluyor. Tanı konulmuş çocuklarda ise ilacın düzenli kullanımı büyük önem taşır. Aşırı sıcak günlerde çocuk daha çok terliyorsa, hekim kontrolünde doz ayarlaması gerekebilir" dedi. Günde en az 9 saat uyunmalı Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Gündüz 12.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamalı, açık renkli ve pamuklu giysiler tercih edilmelidir. Günde kilogram başına en az 50 ml sıvı alımı hedeflenmelidir (Örneğin 20 kg bir çocuk için en az 1 litre). İlaçlar serin ortamda saklanmalı, rutin saatinde alınması sağlanmalı, tatil nedeniyle saat kaymalarına izin verilmemelidir. Uyku, mutlaka yaşa uygun sürede ve düzenli olmalı; 6-12 yaş çocuklar için günde en az 9 saat uyku önerilmektedir" şeklinde konuştu. Ailelerin rolü hayati önem taşıyor Nöbet anında yapılacaklar kadar yapılmaması gerekenlerin de önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Aileler hâlâ soğan koklatma, su dökme, çocuğun ağzını açmaya çalışma gibi yanlış uygulamalara başvurabiliyor. Bu tür müdahaleler çocuğa zarar verebilir. Doğru yaklaşım; çocuğu yan yatırmak, başını yana çevirerek hava yolunu açık tutmak ve nöbetin süresini takip etmektir. 5 dakikayı aşan nöbetlerde mutlaka 112 aranmalı ve hastaneye başvurulmalıdır" dedi. İlaçların doz planlaması ve yapılacaklar önceden belirlenmeli Epilepsi tanısı alan çocukların, kontrollü şekilde sosyal hayata ve eğitime katılabileceğine değinen Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Yalnız başına yüzme, yüksek riskli sporlar (boks, dövüş sporları, trambolin) önerilmez. Denizde veya havuzda mutlaka erişkin gözetiminde olunmalıdır. Lunapark gibi aşırı uyarıcı ortamlarda nöbet riski artabilir, bu nedenle dikkatli olunmalıdır. Çocukların güvenle tatil yapabilmesi için planlama öncesi mutlaka nöroloji uzmanıyla görüşülmeli, ilaçların taşınması, doz saatleri ve acil durumda yapılacaklar önceden planlanmalıdır" ifadelerini kullandı.
İHA’nın haberinden sonra yardımlar devam eden çocuğa KAFO cihazı alındı
17 Temmuz 2025 Perşembe - 09:27 İHA’nın haberinden sonra yardımlar devam eden çocuğa KAFO cihazı alındı Eskişehir’de sivrisinek ısırması sonrası bulaşan virüs nedeniyle 6 buçuk yıldır hareketsiz yatan 8 yaşındaki Mehmet Emir Özbakan’a İhlas Haber Ajansı’nın (İHA) yaptığı haber sonrasında yardım toplanmıştı. 8 yaşındaki çocuğa bu yardımlar ile eklemlerinin eski haline gelebilmesi adına KAFO cihazı alındı. Eskişehir’de yaşayan 8 yaşındaki Mehmet Emir Özbakan, 6 buçuk yıl önce ailesi tarafından götürüldüğü Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinde bir sivrisinek tarafından uyurken ısırılıp, henüz 1 buçuk yaşındayken yatağa bağımlı hale geldi. Bebeğin, tetkiklerinde Batı Nil virüsünü taşıyan sivrisinek tarafından ısırıldığı ve beynine enfeksiyon yaydığı için hareketsiz kaldığı tespit edildi. Sinek ısırmadan önce oldukça sağlıklı ve hareketli olan Mehmet Emir’in hikayesini gündeme getire İhlas İhlas Haber Ajansı’nın haberinde 8 yaşındaki çocuk için yardım toplanmıştı. eklemlerinin tekrardan eski haline dönebilmesi adına toplanan yardım ile KAFO cihazı sağlandı. "Şekil bozukluğuna uygun olacak şekilde düzenliyoruz" Mehmet Emin Özbakan’ın tedavi süreci hakkında konuşan protez işletmesinde çalışan Müzeyyen Beydeş açıklamasında şu kelimeleri kullandı: "Kontraktür, kasların esneme yeteneğini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Şu şekilde, hastanın eklemleri istediği hareketi yapamayacak şekilde kısıtlı kalıyor ve bu kısıtlılık, hareketin sabit kalması süresince kaslarda kısalmaya yol açıyor. Örneğin dirseğimizi bu şekilde uzun bir süre tuttuğumuzda biceps tendonu ona adapte olacak ve kolumuzu açamayacak hale geleceğiz. Biz bu kontraktürün oluşmasını engellemek için eklemleri pozisyonluyoruz aslında, ortezle aynı şekilde alt ekstremitede de öyle eklemleri pozisyonlamak adına bir atel uygulaması yapıyoruz. Hastadan özel alçı ölçü alınıyor. Biz alçı ölçünün refktarikasyonunu yani pozitif modelin işlemesini yapıyoruz, deformiteye göre yani şekil bozukluğuna uygun olacak şekilde düzenliyoruz. Daha sora bir plastik çekme aşmamız. Çocuk olduğu için ona uygun desenler seçebiliyoruz. Daha sonra işte tasarımımıza uygun olarak atelimizi şekillendiriyoruz; eklemleri monteleniyor, vaporlar ekleniyor ve giyilip çıkarmaya uygun bir hale geliyor. Atel yani KAFO ve kontraktür ortezi, çocuğun büyümesiyle beraber etkisini yitirecek. Çünkü çocuk büyüme çağında ve bu ortezler maalesef ayarlanabilir ortezler değil. Aşamalı olarak zamanla değişim de gerektirecek. Fakat bu çocuğun büyümesiyle ilgili bir durum. Şu an gelişme sürecinde belki bir seneye belki de daha erken bir sürede değişim gerekebilir. Erkeklerde yaklaşık olarak 18-20 yaş arası büyümenin durduğu süre." "İhlas Haber Ajansı’na bir kez daha teşekkür ediyorum" Emek Mahalle Muhtarı Sibel Akıl ise yapılan yardımlar hakkında şu ifadeleri kullandı: "Şimdi tekrar ben bir teşekkürler başlayayım isterseniz biliyorsunuz ki 22 Mayıs gibi biz bu kampanyayı başlatmıştık. Pek çok şehirden, yurtdışından yine aynı şekilde mahallemizden destekler gelmişti. Yeteri kadarını aldık biz bu desteklerden ilk önce pusetimizi aldık daha sonra bu ortezlerimizi yaptırdık, sırf Mehmet Emir rahat etsin diye. Şuanda da bunlar takıldı. Tabi ilerleyen zamanlarda bir gelişim olacak gelişimden dolayı da haliyle bunlarda değişiklik yapılacak. İşte o anda ihtiyacımız olduğunda bize tekrar dönüş yapabilirsiniz. Değerli hayırseverlerimizi o konuda belki rahatsız edebileceğiz ama hepsine gerçekten canı gönülden teşekkür ediyorum. Allah sizden de razı olsun bizim sesimizi duyurdukları için bir kez daha teşekkür ediyorum İhlas Haber Ajansı’na. Şu an her şey yolunda en azından kaslarını biraz daha rahatlatmış olacağız gelişimi için güzel olacak. Yani kalan paramızı da bu şekilde değerlendirdik kullanmış olduk tekrar tekrar teşekkür ediyorum."