Son Dakika
|
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Artvin’de Sarp Sınır Kapısı yolunda heyelan
'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap
Yardım derneğine 72 milyon liralık vurgun operasyonu: 21 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
İlkay Akkaya konserinde bayraklı protestoda bulunan öğrencilere saldırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’u karşıladı
İçişleri Bakanı Çiftçi, subay ve astsubay adaylarıyla bir araya geldi
İran Meclis Başkanı Galibaf’tan halka birlik çağrısı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Ferhan’ı kabul etti
Plan-S ve Türk Telekom’dan uydu tabanlı mobil haberleşme ağları için stratejik Ar-Ge iş birliği
Bakan Gürlek, Çağla Tuğaltay’ın ailesiyle bir araya geldi
SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12
Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25
Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44
Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:21
Opr. Dr. Zaim: "Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:56
Uzmanı uyardı: "Rota virüsünden korunmada en etkili yöntem aşıdır"
4
05 Mayıs 2026 Salı- 22:34
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi
5
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:15
Uzmanından uyarı: "Safra kesesi taşı olan herkes ameliyat olmak zorunda değil"
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 09:47
Kâbus sürüyor, keneden ölenlerin sayısı 11’e yükseldi
Vücuduna yapışan keneyi sağlık kuruluşunda çıkartmasına rağmen, yakalandığı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) sonucu vefat etti.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 09:33
Özalp’ta çok kan bağışı yapanlara madalya verildi
Van’ın Özalp ilçesinde Kızılay’a çok kan veren vatandaşlara paket ve madalya verildi. Özalp ilçesinde Kızılay’a çok kan veren vatandaşlara altın, gümüş ve bronz madalya verildi. Eski Özalp Kaymakamlığı binası önünde düzenlenen etkinlikte, Kızılay’a 15 kez kan veren ve altın madalya alan Hacı Alan, yaptığı kısa konuşmasında, "Kan bağışı, hayati bir öneme taşıyor. Bu nedenle düzenli bağış yapıyorum. Bu anlamlı harekete herkesin destek vermesi gerekiyor. Kan bağışı hem hayat kurtarır hem de toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinden biridir" dedi.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 08:58
İşitme kaybı beyindeki olumsuz etkileriyle nörolojik sonuçlar doğurabiliyor
İşitme kaybının beynin yapı ve işlevselliği etkileyerek nörolojik sonuçlar doğurabileceğini belirten Si-Ser İşitme Cihazları Yönetim Kurulu Başkanı, Pedeakustiker, Nöro-M Uzmanı Mehmet Emin Ağaç, "İşitme kaybına erken müdahale, yalnızca işitsel değil; bilişsel sağlığı da korumak açısından hayati önemdedir" dedi. İşitme kaybının nörolojik etkisi hakkında önemli bilgiler paylaşan Ear Technic-Si-Ser İşitme Cihazları Yönetim Kurulu Başkanı, İşitme Cihazları Akustik ve Audiology Derneği (İCAAD) Başkanı Pedeakustiker, Nöro-M Uzmanı Mehmet Emin Ağaç, "Nörolojik açıdan işitme kaybının etkisi incelendiğinde, yalnızca sesi işitmemekten ibaret olmadığı; çok daha derin etkiler bıraktığı ve daha ağır sonuçlara yol açtığı yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur. İnsanları yaşama bağlayan ve onları hayata entegre eden işitme duyusunun yaşamsal önemi her geçen gün daha fazla dikkat çekmektedir. İşitme duyusunun ve sosyal etkileşimin önemini genellikle odyoloji, psikoloji, psikoakustik gibi disiplinler incelerken, teknolojinin gelişimiyle birlikte nörobilimciler de işitmenin beyindeki yansımalarını ve bu duyunun işlevsel boyutunu farklı cihazlarla derinlemesine araştırmaya başlamıştır. Nörobilimciler, işitme kaybının yalnızca sonuçlarıyla değil; beyinde gerçekleşen işlevsel değişimlerle de ilgilenmeye başlamıştır" diye konuştu. İşiten ve işitmeyen kişiler arasındaki fark İşiten ve işitemeyen kişilerin beyin aktiviteleri arasında farklar bulunduğunu anlatan Nöro-M Uzmanı Mehmet Emin Ağaç, "Nörobilimci bir araştırma grubu tarafından yayımlanan yeni bir çalışmada, gürültüye bağlı işitme kaybı yaşayan bireylerle normal işitme yetisine sahip bireyler arasında beyin aktivitesi ve bağlantısallık açısından önemli farklılıklar olduğu ortaya koyulmuştur. Gürültüye bağlı işitme kaybı, tüm gelişmiş ülkelerde hem ciddi bir halk sağlığı sorunu hem de sağlık ekonomisi açısından büyük bir yük oluşturmaktadır. Bu tip işitme kaybı; zamanla, yüksek seslere uzun süre maruz kalınması sonucu ortaya çıkar ve genellikle çınlama (tinnitus) ile algı sorunlarını da beraberinde getirir" ifadelerini kullandı. "İşitme kaybı yaşayanlarda beynin ağ gücü ve verimliliğinde azalma oluyor" İşitme kaybının beyinde değişimlere neden olduğunun altını çizen Mehmet Emin Ağaç, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Araştırma kapsamında tüm katılımcılara florodeoksiglukoz (FDG) ile yapılan pozitron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografi (PET/BT) taramaları uygulanmıştır. Bu taramalar sayesinde, beyindeki glikoz metabolizması haritalandırılarak beyin hücrelerinin aktivitesindeki ve bağlantılarındaki ince değişiklikler izlenmiştir. Gürültüye bağlı işitme kaybı yaşayan bireylerde, beyinde ses ve dil işlemeden sorumlu bölgeler olan özellikle insula ve sağ üst temporal girusta beyin aktivitesinde azalma tespit edilmiştir. İnsula bölgesi; işitme, konuşma, duyma ve tanıma gibi birçok karmaşık işlevde rol oynar. Beyindeki belirli bölgelerdeki değişimlere ek olarak, işitme kaybı yaşayan bireylerde metabolik bağlantısallığın genel olarak bozulduğu gözlemlenmiştir. Normal işitme yetisine sahip bireylerle karşılaştırıldığında, hem bölgesel hem de genel beyin ağlarının gücünde ve verimliliğinde belirgin bir azalma olduğu tespit edilmiştir. Gürültüye bağlı işitme kaybında, sesi beyne ileten işitme sinirlerinin hasar görmesi nedeniyle algılama sorunları oluşmakta; bu durum, işitme cihazı kullanan bireylerde dahi cihazdan alınan faydayı sınırlayabilmektedir" "Beyninizi korumak için kulaklarınızı koruyun" "İşitme kaybı, yalnızca sesin daha az duyulması ya da iç kulakta oluşan fiziksel hasar gibi yüzeysel etkilerle sınırlı değildir" diyen Mehmet Emin Ağaç, şu uyarılarda bulundu: "Aynı zamanda, beynin yapısal ve işlevsel düzeyde ciddi şekilde etkilendiği, nörolojik sonuçlar doğurabilecek bir sağlık sorunudur. Bu nedenle işitme kaybına erken müdahale, yalnızca işitsel değil; bilişsel sağlığı da korumak açısından hayati önemdedir. İşitme sağlığınız sadece kulağınızla ilgili değildir. Beyniniz, yaşam kaliteniz ve geleceğinizle doğrudan ilişkilidir. Bu yüzden lütfen ertelemeyin. Si-Ser İşitme Merkezleri, sizleri ücretsiz işitme kontrolü yaptırmaya davet ediyor. Kendiniz için bir adım atın; kulaklarınıza, beyninize ve hayatınıza yatırım yapın"
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 08:57
71 yaşındaki kadının karnından 9 kiloluk kitle çıkarıldı
Karın şişliği, yemek yiyememe, yoğun gaz gibi şikayetlerle hastaneye başvuran 71 yaşındaki kadın hastanın karnında 35 santim boyunda, 9 kilogram ağırlığındaki kitle tespit edildi. Yumuşak doku tümörü olduğu belirlenen kitle, yapılan başarılı operasyonla çıkarıldı. Son bir yıldır karın şişliği, yoğun gaz, büyük abdest yapamama, idrar kaçırma, yemek yiyememe şikayetleri yaşayan ve bu süreçte yaklaşık 10 kilo kaybeden 71 yaşındaki kadın hasta Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde geçirdiği operasyonla sağlığına kavuştu. Gerçekleştirilen tetkiklerde, hastanın karın boşluğunu tamamen dolduran yaklaşık 35x40 santimetre büyüklüğünde kitle tespit edildi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan, Genel Cerrah Doç. Dr. Ali Özant ve ekibi tarafından gerçekleştirilen operasyonda kitle başarılı bir şekilde çıkarıldı. Sorunsuz geçen ameliyatın ardından ilk gün idrar ve gaz problemi düzelen hasta, beslenmeye başlamasının ardından üçüncü gün sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Yurtdışından gelerek Yakın Doğu Üniversitesi’ne yatan 71 yaşındaki kadın hastanın operasyonunu gerçekleştiren Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan, yumuşak doku tümörlerinin tıbbi ve toplumsal boyutuna dikkat çekerken, Genel Cerrah Doç. Dr. Ali Özant ise tedavi sürecindeki noktalara vurgu yaptı. Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan: "Dünyada her yıl yaklaşık 100 bin yeni yumuşak doku sarkomu vakası teşhis ediliyor" Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan, sarkomların vücudun destek ve yapısını oluşturan yağ, yumuşak doku, kan damarları, bağ ve lifli dokulardan kaynaklanan kötü huylu tümörler olduğunu söyledi. Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan, dünyada her yıl yaklaşık 100 bin yeni yumuşak doku sarkomu vakası teşhis edildiğini ifade etti. Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan, "Sarkomların oluşumunda bazı genetik hastalıklar ve çevresel faktörlerin etkili olabileceği biliniyor. Ancak sarkomların çoğu sporadik yani rastlantısal ve idiopatik yani nedeni bilinmeyen vakalardır" dedi. Sarkomların patolojik sınıflamalarında ise 100’den fazla farklı doku yapısı ve genetik alt tip tanımlandığını vurgulayan Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan, "Her alt tipin klinik seyri birbirinden farklı olabiliyor" ifadelerini kullandı. Yumuşak doku tümörlerinin sınıflandırılmasında, hücrelerin şekli, bağışıklık sistemi tepkileri ve genetik özelliklerin de dikkate alındığını belirten Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan, "Tümörün bulunduğu bölge, büyüklüğü ve yumuşak doku sarkomunun doku yapısına göre de hastalığın seyri ve tedavi sonucu hakkında önemli bilgiler elde edilir" diye konuştu. Doç. Dr. Ali Özant: "Erken tanı ve hastalığın seyri tedavi başarısını doğrudan etkiliyor" Yumuşak doku sarkomlarının tanı ve tedavisinin uygun şartlarda ve alanında uzman hekimlerce yapılması gerektiğinin altını çizen Genel Cerrah Doç. Dr. Ali Özant ise "Tümörün ameliyatla geniş şekilde çıkarılmasının yanı sıra, hastalığın tekrarlama riskini azaltmak için ameliyat öncesi ve sonrasında radyoterapi ve kemoterapi gibi ek tedavi yöntemleri uygulanır" dedi. Aynı zamanda, farklı uzmanların bir arada çalıştığı bir yaklaşımın bu süreçte büyük önem taşıdığını da vurgulayan Doç. Dr. Özant, erken tanı konulmasının ve hastalığın tanı anında yayılmamış olmasının tedavi başarısını doğrudan etkileyen kritik faktörler olduğunu ifade etti.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 00:06
Sağlık okuryazarlığı arttırılacak
DÜZCE (İHA) – Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan sağlık okuryazarlığının arttırılması faaliyetleri Düzce’de devam ediyor. Düzce İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri çeşitli eğitimler vererek farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Bu çerçevede Sağlık Bakanlığı tarafından toplum sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak, sağlık okuryazarlığını artırmak amacıyla hayata geçirilen Sağlıklı Hayat Akademisi eğitimleri Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı koordinasyonunda devam ediyor.
11 Temmuz 2025 Cuma - 17:02
Estetik Cerrahı Öner: "Meme estetiği, yaşam kalitesini etkileyen tıbbi bir süreç"
Meme estetiğinin kadının yaşam kalitesini etkileyen önemli bir tıbbi süreç olduğunu söyleyen Estetik, Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi Uzmanı Dr. Uğur Öner estetik cerrahinin yalnızca bedensel değil, ruhsal bir iyileşme sağladığına ve özgüven kazandırdığına dikkat çekti. Meme estetiğinin yalnızca dış görünümle ilgili bir değişim değil; aynı zamanda kadının beden algısını, özsaygısını ve yaşam kalitesini etkileyen önemli bir tıbbi ve psikolojik süreç olduğunu vurgulayan Acıbadem Ankara Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi Uzmanı Dr. Uğur Öner, meme estetiği operasyonlarını, kadınların bu alandaki ihtiyaçlarını ve beklentilerini anlattı. Memenin bireysel ve toplumsal düzeyde kadına atfedilen kimlikle doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken Öner, "Meme, kadın bedeninde en dikkat çeken yapılardan biridir. Hem fiziksel hem de sembolik olarak kadın kimliğinin bir parçası olarak algılanır. Bu nedenle meme estetiği, çoğu zaman yalnızca estetik değil; duygusal, fiziksel ve sosyal bir ihtiyaçtan doğar" dedi. Meme estetiği denildiğinde en sık başvurulan operasyonların meme büyütme, küçültme ve dikleştirme olduğunu belirten Uz. Dr. Öner, bu cerrahi işlemlerin yalnızca estetik kaygılarla değil, medikal ihtiyaçlarla da gündeme geldiğini anlattı. Doğuştan meme hacmi küçük olan ya da doğum-emzirme sonrası hacmini kaybeden kadınların meme büyütme ameliyatlarını tercih ettiğini dile getiren Uz. Dr. Öner, bu işlemlerde hedefin doğal ve vücutla orantılı bir görünüm olduğunu vurguladı. Estetikten öte, yaşam kalitesini yükselten cerrahi bir çözüm Meme küçültme operasyonlarının ise özellikle büyük meme dokusunun yol açtığı duruş bozuklukları, sırt ve boyun ağrıları gibi fiziksel şikayetlere çözüm sunduğunu ve estetikten öte, yaşam kalitesini yükselten cerrahi bir çözüm olduğunu söyledi. Sarkmış memelere yeniden şekil kazandırmayı hedefleyen dikleştirme işlemlerinin ise tek başına uygulanabildiği gibi, büyütme veya küçültme ile kombine edilerek de gerçekleştirilebildiğini sözlerine ekledi. "Standart bir teknikle değil, bireyselleştirilmiş bir yaklaşımla çalışıyoruz" Her kadının meme yapısı, vücut tipi ve beklentilerinin farklı olduğuna ve bu nedenle meme estetiği operasyonlarının kişiye özel planlanması gerektiğine değinen Uz. Dr. Öner, "Standart bir teknikle değil, bireyselleştirilmiş bir yaklaşımla çalışıyoruz. Hastayı tanımak, yaşam tarzını, mesleğini, çocuk planını, egzersiz alışkanlıklarını bilmek cerrahi planlamayı doğrudan etkiler. Hastanın beklentisini anlamadan yapılan bir müdahale ne kadar teknik olarak başarılı olursa olsun, tatmin edici olmayabilir. Bu nedenle doğal ve dengeli bir sonuç için detaylı değerlendirme şart" dedi. "Doğru teknik uygulanırsa emzirme işlevi korunur" Kadınların meme estetiği operasyonları öncesinde en çok merak ettikleri konuların başında ameliyat sonrası emzirme ve his kaybı gibi riskler geldiğini aktaran Uz. Dr. Öner, bu konularda yaygın endişelerin bilimsel gerçeklerle giderilebileceğini söyledi. Doğru teknikle yapılan meme büyütme operasyonlarının süt kanallarına zarar vermeyeceğini belirterek "Böylece emzirme işlevi korunur. Aynı şekilde meme başı çevresine yapılan işlemlerde sinir yapılarının korunmasına özen gösterilir. Bu sayede his kaybı riski minimum seviyeye indirilebilir" dedi. En önemli şeyin hastayı dinlemek olduğuna işaret ederek "Estetik beklentinin ötesinde; hastanın hayat tarzı, mesleği, çocuk planı, egzersiz alışkanlıkları gibi pek çok faktör cerrahi planlamaya yön verir. Doğru hasta değerlendirmesi ve doğru teknik, doğal ve tatmin edici sonuçların temelini oluşturur" ifadelerini kullandı. "Tüm süreci hasta güvenliği odağında planlamak gerekiyor" Gelişen tıbbi teknolojiler sayesinde meme estetiği ameliyatlarının çok daha güvenli ve konforlu hale geldiğinin altını çizen Uz. Dr. Öner, yeni nesil silikon protezler, gelişmiş dikiş materyalleri ve modern anestezi uygulamalarının bu süreci kolaylaştırdığını vurguladı. Multidisipliner ekip çalışmasının önemini hatırlatan Uz. Dr. Öner, "Tüm süreci hasta güvenliği odağında planlamak gerekiyor. Anestezi uzmanından hemşiresine, psikolojik danışmandan beslenme desteğine kadar her ayrıntı özenle ele alınmalı. Amacımız, fiziksel değişimi sadece görünüşle sınırlı kalmayan, bütüncül bir dönüşüme dönüştürmek" dedi. "Bizim görevimiz hem tıbbi hem psikolojik olarak bir destek sunmak" Estetik cerrahinin yalnızca bedensel değil, ruhsal bir iyileşme ve özgüven kazandırdığından bahseden Uz. Dr. Öner, meme estetiği geçiren kadınların büyük bir bölümünün ameliyat sonrası yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da olumlu değişimler yaşadığını ifade etti. Hastaların ameliyat sonrası memnuniyetiyle ilgili bilgi veren Uz. Dr. Öner şunları kaydetti: "Kadınların bize en çok söylediği şey şu, ‘Kendimi yeniden tamamlanmış hissediyorum’ Bu operasyonlar bazen yıllar süren rahatsızlığın son bulması, bazen özgürleşme, bazen de dahili bir barış haliyle sonuçlanıyor. Bizim görevimiz, bu dönüşüm yolculuğunda kadınların yanında olmak, onlara hem tıbbi hem psikolojik olarak bir destek sunmak."
11 Temmuz 2025 Cuma - 16:50
Filtrelenmiş fotoğraflar yetersizlik duygusu oluşturuyor
Sosyal medyada paylaşılan yazlık yaşam tarzı ve fit beden fotoğraflarının kişilerin beden algısını etkilediğine dikkat çeken Klinik Psikolog Özge Bilir, bu durumdan korunmak için sosyal medya detoksu ve beden olumlama yaklaşımını tavsiye etti. Yaz aylarında beden memnuniyetsizliğiyle bağlantılı kaygı ve sosyal kaçınma davranışlarında artış olduğunu belirten Acıbadem Bodrum Hastanesi Klinik Psikolog Özge Bilir, "İnsanlar daha çok kapandıkları, daha az sosyal ortama girdikleri, bedenlerini sakladıkları bir döngüye girebiliyorlar. Sıcak hava nedeniyle daha açık kıyafetler tercih edildiği için insanlar bedenleriyle daha çok yüzleşiyor. Plaj, havuz gibi alanlarda ‘ideal’ vücut algısı daha görünür hale geliyor. Bu da özellikle gençlerde ve kadınlarda beden memnuniyetsizliğini artırabiliyor. Duygu durum dalgalanmaları da yaz mevsiminde daha görünür oluyor. Mevsim değişimlerinde kişilerin ‘iyi ve mutlu hissetme’ baskısı altında stres yaşayabiliyor. Bunu yaparken gerçeklikten uzak bir anlayıştan kaçınmamız gerekiyor. Güzellik standartlarına uymadığını düşündüğümüz bedenimizin de kendi bakış açımıza göre kusurları olabilir. Mükemmeliyetçi düşüncelerimiz varsa törpüleyebilmek ve en önemlisi bedenimizin yaşamımız için bizi hayatta tuttuğu, kusursuz olmak zorunda olmadığımızı unutmamalıyız" diye konuştu. "Yaza hazır vücut baskısı artıyor" Psikolog Bilir, kış aylarında fazla düşünülmeyen kilo ya da vücut hatlarının, yaz öncesi diyet ve spor baskısıyla "bikini vücudu", "yaza fit gir", "detoks sezonu" gibi söylemlerle öne çıktığını vurguladı. Sosyal medyanın bilinçsiz kullanımının da bireylerin beden algısı üzerinde psikolojik, sosyokültürel ve bireysel olarak ciddi etkiler oluşturduğunu söyledi. Tüm bunların kişilerin bedenlerini yaz mevsimine "hazırlanması gereken" bir nesne gibi görmelerine neden olduğuna işaret eden Bilir, "Bu noktada beden algısı, kişinin kendi bedeni hakkındaki düşüncelerini, duygularını ve değerlendirmelerini içeriyor. Kişi kendini bu ‘ideal beden’ kalıplarına uymadığı için yetersiz hissedebiliyor" dedi. Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafların büyük bölümünün filtreli, pozlu ve idealize edilmiş olduğuna değinen Bilir, "Özellikle yaz tatillerinde estetik görünümler, lüks yaşam tarzları ve fit bedenler daha sık paylaşılıyor. Takipçiler bilinçli veya bilinçsiz olarak bu kişilerle kendilerini kıyaslayabiliyor" ifadelerini kullandı. "Depresyon ve sosyal fobi tetikleniyor" Filtrelenmiş fotoğrafların, estetik müdahalelerin, ulaşılamaz bir beden standardı sunduğunun altını çizen Bilir, özellikle ergenler ve genç yetişkinlerin bu içeriklere daha duyarlı olduğunu ve böylece gerçeklikten uzak beden algılarına daha kolay kapıldıklarını dile getirdi. Sosyal medyada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte beden memnuniyetsizliğinin, düşük benlik saygısının ve yeme bozukluklarının arttığını söyleyerek bu durumların sadece fiziksel değil, psikolojik sağlığı da etkilediğini; sosyal kaçınma, özgüven eksikliği, depresyon belirtileri ve sosyal fobinin bu süreçte daha sık ortaya çıktığını ifade etti. "Sosyal medya detoksu yapın" Beden algısındaki değişimlerin farkında olarak sağlıklı beden-zihin ilişkisini teşvik etmenin ruh sağlığı uzmanlarının en önemli görevlerinden biri olduğundan bahseden Psikolog Bilir, "Sosyal medya detoksu, ayna karşısında olumlu cümleler kurma egzersizi, beden olumlama yaklaşımını benimsemek ve gerekirse profesyonel destek almaktan çekinmemenin" bu süreçte faydası olacağını anlattı. Sosyal medyanın, gerçekliğin sadece bir kısmını yansıttığını hatırlatan Psikolog Bilir şunları söyledi: "Aynaya bakan kişi eksiklerini değil; kendisini hayatta taşıyan, nefes aldıran, duygularını taşıyan bedenini görmeli. Sosyal medyada karşılaştığınız görüntülerin gerçekliğini sorgulamanız, kendinizi daha az yargılamanıza yardımcı olabilir. Bedeninizin şekli, sizin kim olduğunuzu tanımlamaz. Yaz aylarını, kendinizle barışık geçirmeyi deneyin. Ruhunuz hafiflediğinde, bedeninize de daha nazik davranmaya başlarsınız.’’
11 Temmuz 2025 Cuma - 15:02
Ardahan’da işçiler basın açıklaması yaptı
Ardahan’da Öz Sağlık İş Sendikası üyeleri, Kamu çerçeve protokolü görüşmelerinde yaşanan tıkanmayı protesto etmek için basın açıklaması yaptı, ardından oturma eylemi gerçekleştirdi. Hak-İş Konfederasyonu’na bağlı Öz Sağlık İş Sendikası, Kaptanpaşa mahallesinde basın açıklaması ve oturma eylemi düzenledi. Grup adına konuşan Öz Sağlık İş Sendikası Ardahan Şube Başkanı Kurtuluş Kayatürk, Ocak ayından bu yana imzalanması beklenen Kamu Çerçeve Protokolü (KÇP) görüşmelerinin işçiler açısından büyük bir hayal kırıklığına dönüştüğünü söyledi. Kayatürk, işçilerin ekonomik zorluklarla mücadele ettiğini vurgulayarak, "600 bin kamu işçisi aylardır tek kuruş zam almadan hizmet ediyor. Ama artık bıçak kemiği geçti, şah damarımıza dayandı. İşçinin dayanacak gücü kalmadı" ifadelerini kullandı. Açıklamasında, işçilerin kiralarını, kredi kartlarını ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çektiğini belirten Kayatürk, "KÇP’de yaşanan gecikme her gün onurumuzu kırıyor, insan gibi yaşama arzumuzu yok ediyor. Biz sadece hakkımız olanı istiyoruz. İşçinin yüzünü güldürecek tek gerçek; KÇP’nin işçi talepleri doğrultusunda hemen şimdi imza altına alınması ve toplu iş sözleşmelerinin bir an önce bitirilmesidir. Basın açıklamasının ardından topluluk, "Haklarımız için, emeğin onuru için, çoluk çocuğumuzun ekmeği için" sloganıyla 15 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdi. Sendika üyeleri, ülke genelinde benzer eylemleri sürdüreceklerini ve talepler karşılanana kadar mücadeleye devam edeceklerini vurguladı.
11 Temmuz 2025 Cuma - 13:30
Film festivalinin sağlıkçılarına teşekkür
DÜZCE (İHA) – Düzce’de ilk defa gerçekleştirilen uluslararası film festivalinde görev alan sağlıkçılara Düzce Valisi Selçuk Aslan teşekkür belgesi verdi. Mayıs ayında Düzce’de ilk defa gerçekleştirilen Düzce Konuralp Uluslararası Film Festivalinde görev yapanlara teşekkür belgeleri ulaştırılmaya devam ediyor. Bu çerçevede festivalin sağlık ekibinde yer alan Düzce İl Sağlık Müdürlüğü personellerinden Batuhan Bülbül ve Ferhat Mezarcı’ya Düzce Valisi Selçuk Aslan tarafından Teşekkür Belgesi ile iletildi. Belgeleri ise Düzce İl Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, Bülbül ve Mezarcı’ya vererek başarılarının devamını diledi.
11 Temmuz 2025 Cuma - 12:27
Yaşlı adam tıp öğrencilerinin eğitimi için bedenini kadavra olarak bağışladı
Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Tıp Fakültesi’ne kadavra bağışları sürüyor. Son olarak İstanbul Eyüpsultan’da yaşayan 72 yaşındaki Niyazi Madendere, bedenini tıp öğrencilerinin eğitimi için kadavra olarak bağışladı. ALKÜ Tıp Fakültesi’ne yapılan kadavra bağışlarına bir yenisi daha eklendi. Daha önce 5 kişinin bedenini bağışladığı fakülteye, İstanbul’da yaşayan 72 yaşındaki Niyazi Madendere de vefatının ardından kullanılmak üzere bedenini bağışladı. Vasiyetin yerine getirilmesi için gerekli yasal belgelerin hazırlanmasının ardından, ALKÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Kemal Erenler ile birlikte resmi protokol imzalandı. Prof. Dr. Erenler, son yıllarda kadavra bağışlarında artış yaşandığını belirterek, Madendere’ye duyarlılığından dolayı teşekkür etti. "Bu karar 50 yılı aşkın süredir aklımdaydı" Bağışçı Niyazi Madendere, kararını genç yaşlarda aldığını belirterek; "Bu karar 50 yılı aşkın süredir olgunlaşan ve beynimde yer eden bir karardı. Ülkemizde kadavra konusunda yeterince duyarlılık gösterilmediğini düşünüyorum. Kadavra görmeden mezun olan öğrenciler olmasın istiyorum. Bedenimin bilime ve insanlığa faydalı olmasını istedim. Bugün, en mutlu günüm. Bu bağışla başarılı hekimlerin yetişmesine katkı sağlayacağıma inanıyorum. Bu süreçte bana destek olan ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan’a, Dekanımız Prof. Dr. Ali Kemal Erenler’e ve ALKÜ ailesine teşekkür ederim" dedi.
11 Temmuz 2025 Cuma - 12:19
Mardin’de sanal anjiyo hizmeti başladı
Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, kalp hastalıklarının erken teşhisinde önemli bir yöntem olan Koroner BT Anjiyo (sanal anjiyo) çekimlerine başlandı. Bilgisayarlı tomografi teknolojisiyle damarların iç yapısını detaylı şekilde inceleme imkanı sunan sanal anjiyo çekimleri, Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete girdi. Kol damarından verilen kontrast madde yardımıyla gerçekleştirilen çekimlerde, damarların iç akışı ve yapısal durumu net bir şekilde görüntülenerek, tıkanıklık ve bozuklukların erken teşhisi hedefleniyor. Sanal anjiyonun, klasik anjiyoya kıyasla daha az risk taşıdığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Raif Kılıç, "Halk arasında sanal anjiyo denilen yöntem kalbi besleyen damarları gösteren girişimsel olmayan yani invaziv olmayan bir görüntüleme yöntemidir. Bu yöntem ile kalp damar tıkanıklığı olup olmadığı tespit edilmektedir. Bu yöntem, kol damarından verilen kontrast madde yardımıyla kalp damarlarının durumunu net şekilde göstermektedir. Sanal anjiyo bilgisayarlı tomografi ile çekilen bir tetkiktir. Normal anjiyo ise girişimsel olarak yapılan bir teknik olduğu için sanal anjiyoda girişimsel bir yöntem kullanılmadığından dolayı hasta için daha güvenilirdir. Sanal anjiyo hasta için yan etkisi daha düşük olan bir yöntemdir. Bizim normal anjiyomuz ise girişim yöntemle yapıldığından dolayı riski bulunmaktadır. O yüzden hastalara öncelikli tercihimiz sanal anjiyo olmaktadır. Eğer sanal anjiyoda lezyon tespit edersek ondan sonra girişimsel yöntemle yaptığımız konvansiyonel anjiyoyu öneririz. Ama önceliğimiz sanal anjiyo ile hastalarda damar yapısını görmektir" dedi. 59 yaşındaki hasta Bedran Kılıç ise daha önce başka yere sevk edilmesi planlandığını ancak cihazın Mardin’e gelmesiyle birlikte tedavisini kendi şehrinde yaptırabildiğini söyledi. Kılıç, "Anjiyo iyi ve rahattı. Bana Ankara’ya gitmem gerektiği söylendi. Gitmedim. Daha sonra bu cihazın Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne geldiğini duydum. Başvurduk ve burada çekimler yapıldı. Sağlık Bakanlığı’na ve buraya gelmesine vesile olan herkese teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
11 Temmuz 2025 Cuma - 12:11
Mardin’de sanal anjiyo hizmeti başladı
Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, kalp hastalıklarının erken teşhisinde önemli bir yöntem olan Koroner BT Anjiyo (sanal anjiyo) çekimlerine başlandı. Bilgisayarlı tomografi teknolojisiyle damarların iç yapısını detaylı şekilde inceleme imkanı sunan sanal anjiyo çekimleri, Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete girdi. Kol damarından verilen kontrast madde yardımıyla gerçekleştirilen çekimlerde, damarların iç akışı ve yapısal durumu net bir şekilde görüntülenerek, tıkanıklık ve bozuklukların erken teşhisi hedefleniyor. Sanal anjiyonun, klasik anjiyoya kıyasla daha az risk taşıdığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Raif Kılıç, "Halk arasında sanal anjiyo denilen yöntem kalbi besleyen damarları gösteren girişimsel olmayan yani invaziv olmayan bir görüntüleme yöntemidir. Bu yöntem ile kalp damar tıkanıklığı olup olmadığı tespit edilmektedir. Bu yöntem, kol damarından verilen kontrast madde yardımıyla kalp damarlarının durumunu net şekilde göstermektedir. Sanal anjiyo bilgisayarlı tomografi ile çekilen bir tetkiktir. Normal anjiyo ise girişimsel olarak yapılan bir teknik olduğu için sanal anjiyoda girişimsel bir yöntem kullanılmadığından dolayı hasta için daha güvenilirdir. Sanal anjiyo hasta için yan etkisi daha düşük olan bir yöntemdir. Bizim normal anjiyomuz ise girişim yöntemle yapıldığından dolayı riski bulunmaktadır. O yüzden hastalara öncelikli tercihimiz sanal anjiyo olmaktadır. Eğer sanal anjiyoda lezyon tespit edersek ondan sonra girişimsel yöntemle yaptığımız konvansiyonel anjiyoyu öneririz. Ama önceliğimiz sanal anjiyo ile hastalarda damar yapısını görmektir" dedi. 59 yaşındaki hasta Bedran Kılıç ise daha önce başka yere sevk edilmesi planlandığını ancak cihazın Mardin’e gelmesiyle birlikte tedavisini kendi şehrinde yaptırabildiğini söyledi. Kılıç, "Anjiyo iyi ve rahattı. Bana Ankara’ya gitmem gerektiği söylendi. Gitmedim. Daha sonra bu cihazın Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne geldiğini duydum. Başvurduk ve burada çekimler yapıldı. Sağlık Bakanlığı’na ve buraya gelmesine vesile olan herkese teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder