SAĞLIK
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:20 Sedef hastalığı kalbi tehdit edebilir Halk arasında sadece bir ‘cilt döküntüsü’ olarak bilinen sedef hastalığı (psoriasis), aslında bağışıklık sisteminden kalp sağlığına kadar tüm vücudu etkileyebilen kronik bir süreci kapsıyor. Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi edilmediğinde eklemlerde kalıcı hasara yol açabileceğini, kalp damar hastalıklarına zemin hazırlayabileceğini belirterek uyardı. Deri üzerinde gümüş renkli, parlak pullanmalarla kendini gösteren ve adını bu görüntüsünden alan sedef hastalığı (psoriasis), dünya genelinde milyonlarca kişinin yaşam kalitesini etkiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Neslihan Şendur, sedefin sadece estetik bir kaygı değil, vücudun içten dışa verdiği kronik bir ‘enflamasyon’ sinyali olarak kabul edildiğini belirtti. Prof. Dr. Neslihan Şendur, deri, saçlı deri ve tırnakları etkileyen bu hastalığın doğumdan itibaren her yaşta görülebileceğini ancak genellikle genç erişkinlik döneminde başladığını ifade etti. Sedef hastalığının nedeninin tam olarak bilinmediğini ancak genetik faktörlerin önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, "Hastalığın genetik temelini inceleyen çalışmalar, oluşumunda tek bir genin değil, birden çok sayıda genin rolü olduğunu göstermektedir. Ortaya çıkışında veya alevlenmesinde fiziksel, kimyasal ve ruhsal travmalar, çeşitli enfeksiyonlar, stres, bazı ilaçlar, güneş ışığı ve iklim değişiklikleri gibi birçok faktör tetikleyici olmaktadır. Ayrıca son yıllarda obezite, diyabet, hipertansiyon ve koroner kalp hastalığı gibi sistemik sorunlar da bu sürece eşlik eden önemli faktörler arasına eklenmiştir" dedi. Hastalığın tetikleyicisi stres Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını, hastalığın belirli bir gen ile aktarılmadığı için genetik hastalıklar arasında da yer almadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalık en önemli tetikleyicisinin stres olduğunu belirtti. Şendur, "Stres sedef hastalığını başlatan ve artıran önemli bir faktördür. Araştırmalar duygusal faktörlerin sedef hastalığının oluşumunda, hastalığın şiddetlenmesinde çok önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Beslenme, hastalar tarafından çok üzerinde durulan ve sorulan bir durum. Akdeniz tipi beslenme, Omega-3 yağ asitleri, taze sebze ve meyve önerilen gıdalardır. Hastalığın seyri ve özellikleri nedeni ile eşlik eden insülin direnci, hipertansiyon, obezite, kalp-damar hastalıklarının kontrolü açısından da şeker, karbonhidrat, alkol, sigara, işlenmiş gıdalar ve benzerlerinden korunmak gerekir. Düzenli egzersiz ve Akdeniz diyeti ile beslenme tedavileri destekler ve eşlik edebilecek hastalıkları kontrol eder" açıklamasını yaptı. Sedef için tek bir reçete mümkün değil Sedef hastalığının tedavisinde tek bir reçetenin mümkün olmadığını ifade eden Prof. Dr. Neslihan Şendur, sözlerine şöyle devam etti: "Sedef hastalığında standart bir tedavi yoktur. Seçilen tedaviler hastaların yaşına, hastalığın tipine, yaygınlığına, daha önce aldığı tedavilere ve eşlik eden hastalıklarına bağlı olarak değişir. Tedavi belirlenmeden önce hastanın çalışma düzeninden ekonomik durumuna kadar birçok parametre gözden geçirilir. Özellikle uzun süreli ve yaygın hastalığı olan, yaşam kalitesi bozulan ve diğer tedavilere yanıt vermeyen hastalarda biyolojik tedaviler büyük önem kazanmıştır. Ayrıca topikal ilaçlara yanıt vermeyen veya sistemik tedavi alamayan hastalarda, özellikle çocuklarda fototerapi (ışık tedavisi) hala güncelliğini koruyan başarılı bir yöntemdir. Sedef, sadece bir deri hastalığı değildir; tedavi edilmediğinde kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve metabolik sendrom riskini artırır. Ayrıca hastaların yüzde 5-30’unda gelişebilen psoriatik artrit (sedef romatizması), eklemlerde kalıcı ve dejeneratif hasarlar bırakabilir. Bu nedenle erken tanı hayati önem taşır." İzmir gibi bölgelerin iklimsel avantajına da değinen Şendur, "Sedef hastalığı, iklim değişikliklerinden etkilenen bir hastalık. İzmir gibi nemli ve güneşli iklim özellikleri hastalar için yararlı olacaktır. Güneşin ve sedanter yani stressiz, sakin yaşamın tedaviye olumlu etkileri vardır" dedi. Doktorun önerdiği ürünler kullanılmalı Sedef hastalığının uygun tedavi ile iyileştirilebileceğini ancak tedavi kesildiğinde hastalığın herhangi bir nedenle yeniden başlayabileceğini belirten Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi yöntemleri ve yeni gelişmeler hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Neslihan Şendur, "Hastalığın ortaya çıkış nedenleri ve gelişim mekanizmasına uygun hedef tedaviler geliştirilmeye devam ediliyor. En önemli konu hastalığın kontrolü ile remisyonun sağlanabileceği konusunda kişilerin eğitilmesi, risk faktörleri konusunda uyarılmasıdır. Bazen hastalığın spontan iyileşebilmesinin yanı sıra hastalığın tekrarlayıcı olduğu ve hayat boyu süreceği konusunun vurgulanması da hastaların tedaviden beklentileri konusunda önemlidir" diye konuştu. Bitkisel çözümlerin hekime danışılmadan uygulanmasının hastalık sürecine olumsuz yansıyabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastaların özellikle banyoda deri bütünlüğünü bozacak uygulamalardan kaçınması gerektiğini ve dermatoloji uzmanlarının önerdiği krem, nemlendirici gibi bakım ürünlerini kullanmaları gerektiğini söyledi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:02 GAÜN Hastanesi’nde Dünya Ebeler Günü Paneli düzenlendi Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’nde Dünya Ebeler Günü kapsamında "Geleceğe Yatırım: Bir Milyon Daha Fazla Ebe" başlıklı panel düzenlendi. GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi, GAÜN Hastanesi ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlik, yoğun katılımla GAÜN Hastanesi oditoryumunda gerçekleştirildi. GAÜN Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Derya Aydın Şahin’in de katıldığı panelde; akademisyenler, sağlık çalışanları ve öğrencilerin yanı sıra alanında uzman isimler konuşmacı olarak yer aldı. Program kapsamında; Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zehra Ünal, Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü’nden Doç. Dr. Burcu Avcıbay Vurgeç, Prof. Dr. Şule Gökaydız Sürücü, Şehitkamil İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden Dr. Elif İmran Arpacı Kızıldağ ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelli, Yaşlı ve Sağlık Hizmetleri Daire Başkanı Yusuf Çelebi konuşmacı olarak yer aldı. Açılışta konuşan GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Şen, ebelik mesleğinin insan hayatının en hassas anlarında büyük sorumluluk üstlendiğini belirterek, "Ebelik; yalnızca klinik bir görev değil, bilgi, deneyim ve insani yaklaşımın bir araya geldiği özel bir meslektir. Sağlıklı toplumlar, güçlü birinci basamak sağlık hizmetleri ve nitelikli insan kaynağıyla mümkündür. Ebeler bu yapının en kritik unsurlarındandır" dedi. GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Semra Çevik ise konuşmasında, Dünya Ebeler Günü’nün mesleğin önemini vurgulamak adına önemli bir fırsat olduğunu ifade ederek, "Bir milyon daha fazla ebe çağrısı; annelerin güvenli doğumlara erişimi ve yenidoğanların sağlıklı bir başlangıç yapabilmesi için hayati bir gerekliliğe işaret etmektedir" diye konuştu. Panelde, ebelik mesleğinin mevcut durumu, toplum sağlığındaki rolü ve gelecekteki ihtiyaçlar ele alınırken, sahadan deneyimler ve akademik bilgiler katılımcılarla paylaşıldı. Düzenlenen panel, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Batı tarzı değil, Akdeniz diyeti prostattan koruyor
11 Temmuz 2025 Cuma - 09:49 Batı tarzı değil, Akdeniz diyeti prostattan koruyor Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş; balık, sebze, meyve, baklagil ve zeytinyağı içeriği ile ön plana çıkan Akdeniz diyetine uyan erkeklerde, iyi huylu prostat büyümesi (BPH) riskinin az olduğunu, yüksek miktarda kırmızı et, protein tüketen ve az sebze yiyenlerin riskli grupta yer aldığını söyledi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, prostat büyümesinin sık idrara çıkma, kesik kesik işeme, gece çok sık idrara kalkma, idrar akışında azalma ve idrarı tam boşaltamama şikâyetleriyle kendini gösterdiğini söyledi. Doç. Dr. Emre Salabaş, bazı gıdaların sınırlandırılması ve yaşam tarzındaki değişikliklerin iyi huylu prostat büyümesi (BPH) ve diğer prostatla ilgili bozukluk risklerinde azalmaya katkıda bulunduğunu belirtti. Doç. Dr. Salabaş, bitkisel ağırlıklı beslenen kişilerin, daha az bitki tüketenlere kıyasla ölümcül prostat kanseri riskinin yüzde 19 daha düşük olduğunu ve kandaki prostat spesifik antijen (PSA) düzeylerinin de daha düşük seyrettiğini vurguladı. Obezite ve alkol tetikliyor Doç. Dr. Emre Salabaş, "Günde 4 ya da daha fazla sebze tüketenlerde, hiç sebze yemeyenlere göre iyi huylu prostat büyümesi (BPH) üçte bir oranında daha öz görülüyor. Yapılan araştırmalarda obezite ve metabolik sendrom hastalarında BPH riskinin arttığı gözlemleniyor. Bu nedenle kilo kaybını kolaylaştıran sağlıklı bir diyetle beraber semptomları iyileştirmek için özellikle kafeinli ve alkollü içeceklerin tüketimi azaltılmalı. Batı tarzı işlenmiş etler, şekerli içecekler, fast-food ve sosları yoğun yemeklerden uzak durun" ifadelerini kullandı. HoLEP yöntemiyle hastalık tekrarlamıyor Genetik yatkınlığı olan kişilerin BPH riskinin dört kat daha fazla olduğunu aktaran Doç. Dr. Salabaş, 40 yaş üzeri kişilerin kontrollerini aksatmaması gerektiğini de söyledi. Prostatın tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilediğini belirten Doç. Dr. Salabaş, Holmium Lazer (HoLEP) yöntemiyle hastaların bir kaç gün içinde normal yaşamlarına döndüklerini ifade etti. Hastanın yaşına, sağlık durumuna ve prostatın büyüme düzeyine göre tedavi planı oluşturduklarını da aktaran Doç. Dr. Salabaş, HoLEP tedavi yöntemini anlattı: "Teknolojinin değişimi ile HoLEP kapalı prostat ameliyatları altın standart haline geldi. Eskiden açık cerrahi gerektiren büyük prostatlar bu yöntemle kapalı(endoskopik) olarak tedavi edilebiliyor. HoLEP ameliyatı sonrası prostatın tekrar büyüyüp şikâyet oluşturma riski son derece az. Bu yöntem ile hastaların kanama riskleri daha düşük olurken hastaneden daha hızlı taburcu olup günlük yaşamalarına dönebiliyorlar. İdrar yapma şikâyeti daha yüksek oranda gerilip, düzeliyor. Hastalar normal yaşamlarına birkaç gün içinde dönüyor."
Sosyal medya, estetik isteğini 18 yaş altına düşürdü
11 Temmuz 2025 Cuma - 09:26 Sosyal medya, estetik isteğini 18 yaş altına düşürdü Sosyal medyanın etkisi ve akran zorbalığıyla estetik kaygısının ergenlik çağlarına kadar gerilediğine dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. İlke Karagöz, "Ancak kişi istiyor diye estetik operasyon yapılmaz. Estetik müdahaleler mutlaka 18 yaşından sonra ve kişinin vücudu uygunsa yapılmalı" dedi. Sosyal medyanın hızla gelişerek hayatımızın her alanına etki etmesiyle güzellik algıları da değişti. Özellikle genç kızlar olmak üzere artık bir çok kişi filtrelerdeki gibi görünmek için 18 yaşına gelmeden estetik yaptırmaya çalışıyor. Uzmanlar ise, bu konuda uyarılarda bulunarak, estetiğin ihtiyaç durumunda yapılması gerektiğinin altını çiziyor. "Bedeninden mutlu olmayan estetik cerrahların kapısını çalıyor" Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. İlke Karagöz de açıklamalarda bulundu. Dr. Karagöz, "Sosyal medyadaki filtrelerin yaygın kullanımıyla birlikte bedeninden memnun olmayan kişi sayısı arttı. Hal böyle olunca da estetik cerrahlara bu yönde başvurular artıyor. Kişiler bizlere başvurduğunda, ’İstediği operasyon ona uygun mu? Operasyonun risklerini ve sonuçlarını biliyor mu? Operasyon için vücudu uygun mu?’ gibi önemli konuları öncelikle değerlendirmemiz gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Kişi istiyor diye operasyon yapılmaz" Her estetik operasyonunun her kişiye uygun olmayacağını belirten Dr. Karagöz, "Her operasyonun bir oluru var. Sadece kişi istiyor diye operasyon yapılmaz. Kişinin beklentileri gerçekçi değilse operasyon yapılmaz. Bunları çok doğru bir şekilde planlamak gerekiyor" diye konuştu. "Estetik müdahaleler 18 yaşından sonra yapılmalı" Sosyal medyanın etkisi ve akran zorbalığıyla estetik kaygısının ergenlik çağlarına kadar gerilediğine değinen Uzmanı Dr. Karagöz, daha sonra şunları söyledi: "Medikal estetik işlemler mutlaka 18 yaş üstüne öneriyorum. Lise döneminde burun ameliyatı isteğiyle gelenler oluyor, onlara da 18 yaşından sonra ameliyat öneriyorum. Bazen annesiyle gelen gençler oluyor ve aileler estetik kaygılar nedeniyle çocuklarının artık okula gitmek istemediğini söylüyor. Onları hemen psikolojik destek almaları için yönlendiriyoruz, estetik müdahale yapmıyoruz. Estetik müdahaleler 18 yaşından sonra yapılmalı."
Uzmanı uyardı: Ani stres kalbinizi kırabilir
10 Temmuz 2025 Perşembe - 16:57 Uzmanı uyardı: Ani stres kalbinizi kırabilir Ani ve yoğun stresin, özellikle orta yaşlı kadınlarda ‘Kırık Kalp Sendromu’na sebep olabileceğini belirten Medicana Sağlık Grubu Kalp Sağlığı ve Hastalıkları Merkezi’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam, toplumda stres yönetimi farkındalığının artırılması gerektiğine dikkat çekerek hastalığa dair uyarılarda bulundu. Kamuoyunda "Kırık Kalp Sendromu" olarak bilinen Takotsubo Kardiyomiyopatisi’nin ani ve yoğun üzüntü ile stres sonrası ortaya çıktığını ve kalp kriziyle karıştırılabilen bir tabloya neden olabildiğini ifade eden Medicana International Ankara Hastanesi Kalp Sağlığı ve Hastalıkları Merkezi’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam, özellikle orta yaş kadınlarının bu konuda dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Menopoz sonrası kadınlar risk altında Stres ve üzüntü sonrası yorgunluk ve göğüs ağrısı şikayetlerinde artış görülmesi durumunda mutlaka hekime başvurulması gerektiğini belirten Sarıçam, hastalığın belirtileri ve seyri hakkında şu bilgileri verdi: "Sevilen birinin kaybı, boşanma, şiddetli tartışmalar gibi aniden gelişen yoğun stres durumlarının ardından bu tablo ortaya çıkabilir. Genellikle menopoz sonrasında kadınlarda daha sık görülür. Bu süreçte adrenalin gibi stres hormonları ani şekilde yükselerek kalbin kan pompalama fonksiyonu geçici olarak bozulur. Kalp görüntülemesinde ise sol karıncığın balon gibi genişlediği izlenir." Hızlı müdahale ve ilaç tedavisi ile sağlığa kavuşulur Hastalığın fark edilmemesi durumunda ani kayıpların yaşanabileceğini, ancak erken teşhisle yaklaşık 3 aylık bir tedavi sürecinin ardından hastanın tamamen sağlığına kavuşabileceğini belirten Doç. Dr. Ersin Sarıçam, şu açıklamalarda bulundu: "Bu hastalık, cerrahi bir müdahale gerektirmez. İlk olarak ilaç tedavisi uygulanır. Kalp yetmezliği ve ritim bozukluğu gibi farklı kalp problemlerine yol açmadan kan akışını düzenlemek hedeflenir. Bu süreçte, ilaç tedavisinin yanı sıra, ani nabız yükselmesine neden olabilecek stres, üzüntü, panik ve heyecan gibi duygulardan uzak durulması hastalara ve yakınlarına önerilir. Benzer tablonun yeniden yaşanmaması için, altta yatan stresin yönetilmesi gerekir. Bu nedenle profesyonel psikolojik danışmanlık desteği alınması büyük önem taşır. Toplumda stres yönetimi konusunda farkındalığın artması, bu tür hastalıklarla mücadelede son derece önemlidir."
Kars VHO Başkanı Ercan Ödül "Sat-1 Serotipli Şap Hastalığı" hakkında bilgilendirme yaptı
10 Temmuz 2025 Perşembe - 16:10 Kars VHO Başkanı Ercan Ödül "Sat-1 Serotipli Şap Hastalığı" hakkında bilgilendirme yaptı Kars Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Ercan Ödül, ulusal düzeyde büyükbaş-küçükbaş hayvan hareketlerinin durdurulmasına sebep olan "Sat-1 Serotipli Şap Hastalığı" ile alakalı basın açıklaması yaptı. Başkan Ercan Ödül, Şap hastalığın geviş getiren hayvanlarda büyük ekonomik kayıplara neden olduğunu, ateş, ağızda köpük ve salya görülmesi, yem alımının azalması ve ayaklarda yaralar ile karakterize, özellikle 1 yaşından genç hayvanlarda ölüme sebebiyet veren, akut ve çok bulaşıcı viral bir hastalık olduğunu belirtti. Ödül, "7 farklı serotipi (A, O, C, Asia 1, SAT1, SAT2, SAT3) vardır. South Africa Territories olarak adlandırılan Sat alt serotiplerinden Sat-1 Serotipi ülkemizde uzun yıllar sonra ilk defa tespit edilmiştir. Bu nedenle yetiştiricilerimiz tarafından uzun yıllardır bilinen standart şap hastalığı klinik tablosundan daha agresif seyirli olabilir. Şap hastalığı hayvanlardan insanlara da bulaşabilen fakat insanlarda (bağışıklık düzeyine bağlı olmakla birlikte) çok hafif seyirli bir hastalıktır. Şap hastalığı gösteren büyükbaş ve küçükbaş hayvanların etlerinin standart pişirme teknikleri ile tüketilmesinde hiçbir sakınca bulunmamaktadır. Direkt temas, enfekte ve duyarlı hayvanlar arasında en yaygın bulaşma formudur. Şap hastalığı mihraklarının yaklaşık %95’ inde bulaşma direk temasla olur. Şap virusu hayvanların soludukları havada enfeksiyondan beş gün sonrasına kadar bulunabilmektedir. Şap hastalığının en önemli epidemiyolojik özelliklerinden birisi de virusun hava yolu ile çok uzak mesafelere taşınması nedeniyle hastalığın yayılmasıdır" dedi. Ödül, "Bir de virusun mekanik olarak taşınması yolu ile bulaşma şekli vardır. İnsan ve hastalığın konakçısı olmayan hayvanlar (Kuşlar, fareler) kontamine materyaller (Yem, ot, su, vs.), nakil araçları, et, et ürünleri, süt, süt ürünleri, suni tohumlama ve embriyo transferi yolları ile virus mekanik olarak taşındığı için enfeksiyon kaynağı olabilir. Bu nedenle Ulusal Hastalık Kontrol Merkezi tarafından hastalığın yayılmasını önlenmesi için şap hastalığına duyarlı tüm hayvanların il içi ve il dışı hareketlerini durdurma kararı alınmıştır" diye konuştu. Tüm üreticilerin ülke genelinde il içi ve il dışı hayvan hareketlerini durdurmaya yönelik alınan karara uymasının önemine değinen Ödül, "Köy içinde dahi işletmeler arası hayvan hareketi yapılmaması, bu süreçte farklı işletmelerin hayvanlarının ortak sulukları kullanmamaları, hayvan sahiplerinin birbirlerinin işletmelerine girmemeleri, işletmelerde giyilen elbiseler ve ayakkabıların işletme dışında kullanılmaması, enfekte işletmelerin düzenli bir biçimde dezenfeksiyon yaptırmaları ve tüm yetiştiricilerimizin bilinen biyogüvenlik önlemlerine uyması hastalığın bölgemizde yayılmasının önlememizi sağlayacaktır. Ulusal düzeyde hayvan hareketlerinin durdurulduğu bu sürecin uzamaması için yetiştiricilerimizin yukarıda bahsettiğimiz önlemleri alması ve hastalık belirtisi gördüklerinde hemen İl-İlçe Tarım Müdürlüklerimize bilgi vermelerini rica ediyoruz" şeklinde konuştu.