SAĞLIK
Uzmanından uyarı: "3 aydan uzun süren bel ağrısına dikkat" 07 Mayıs 2026 Perşembe - 14:27:49 Romatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu, 3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu yapan ve hareketle rahatlayan bel ağrısı varsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini, aksi takdirde büyük sorunlarla karşılaşılabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Romatoloji Kliniğinden Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu Yeliz Zahiroğlu, "Ankilozan spondilit, özellikle omurga ve leğen kemiği eklemlerini etkileyen kronik iltihaplı bir romatizmal hastalıktır. Halk arasında çoğu zaman ‘bel fıtığı’, ‘mekanik bel ağrısı’ ya da ‘kas tutulması’ ile karıştırılabilir. Oysa bu hastalıkta ağrının temelinde iltihap vardır. Erken tanı konulmazsa omurgada hareket kısıtlılığına, duruş bozukluğuna ve yaşam kalitesinde belirgin azalmaya yol açabilir" dedi. "Her bel ağrısı, ankilozan spondilit anlamına gelmez" Belirtilerin büyük önem taşıdığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Zahiroğlu, "Her bel ağrısı, ankilozan spondilit anlamına gelmez. Ancak bazı özellikler bizim için uyarıcıdır. Özellikle 40 yaşından önce başlayan, 3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu ile birlikte olan, hareket ettikçe açılan ama istirahatle geçmeyen bel ağrısı önemlidir. Gece özellikle sabaha karşı uyandıran bel veya kalça ağrısı da iltihaplı bel ağrısını düşündürür. ASAS kriterlerinde de egzersizle düzelme, gece ağrısı, sinsi başlangıç, 40 yaş altı başlangıç ve istirahatle düzelmeme önemli özellikler olarak tanımlanmıştır. En sık bel ve kalça ağrısı, sabah tutukluğu, hareket kısıtlılığı ve yorgunluk görülür. Bazı hastalarda topuk ağrısı, diz veya ayak bileği şişliği, göğüs kafesinde ağrı olabilir. Ankilozan spondilit sadece omurgayı tutmaz, gözde üveit, bağırsak iltihabı ve sedef hastalığı gibi durumlarla da birlikte olabilir. Bu nedenle ‘sadece bel ağrısı’ olarak görülmemelidir" diye konuştu. "3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu yapan bel ağrılarına dikkat" Özellikle 3 aydan fazla süren bel ağrılarına dikkat çeken Zahiroğlu, ayrıca şunları söyledi: "Tanıda en önemli adım, hastanın öyküsünü dikkatle dinlemek ve iltihaplı bel ağrısını fark etmektir. Muayene, kan testleri, CRP-sedimantasyon gibi iltihap göstergeleri, HLA-B27 testi ve görüntüleme yöntemleri kullanılır. Özellikle erken dönemde röntgen normal olabilir, bu durumda sakroiliak eklem MR’ı tanıda çok değerlidir. Günümüzde oldukça etkili tedavi seçeneklerimiz var. Tedavide düzenli egzersiz, duruş eğitimi, sigaranın bırakılması ve gerektiğinde ilaç tedavileri birlikte planlanır. Ağrı kesici-antiinflamatuvar ilaçlar, uygun hastalarda biyolojik tedaviler ve hedefe yönelik tedaviler kullanılabilir. NHS gibi hasta bilgilendirme kaynaklarında da egzersiz, fizyoterapi, antiinflamatuvar ilaçlar ve gerekli hastalarda biyolojik tedaviler temel yaklaşımlar arasında sayılır. Erken tanı ile hem ağrıyı kontrol etmek hem hareket kabiliyetini korumak hem de omurgada kalıcı hasarı azaltmak mümkündür. Genç yaşta başlayan bel ağrısının ‘nasıl olsa geçer’ diye ihmal edilmemesi gerekir. 3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu yapan ve hareketle rahatlayan bel ağrısı varsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurulmalıdır."
07 Mayıs 2026 Perşembe - 13:49 Uzmanından yaz öncesi güneş lekelerine karşı uyarı: "Güneşten korunmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz" Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Hasan Tak, yaz mevsimi öncesi güneş lekelerine karşı dikkatli olunması için uyarılarda bulunurken, "Güneş lekeleri doğru tedavi ve düzenli bakım ile büyük oranda kontrol altına alınabilir. Ancak en önemli nokta, erken müdahale ve profesyonel destek almaktır" dedi. Özellikle yaz mevsiminde cildin uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmasıyla birlikte ortaya çıkan güneş lekeleri, estetik açıdan en sık şikayet edilen cilt problemlerinden biri haline geliyor. Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Hasan Tak, güneş lekelerinin oluşumunda birden fazla faktörün etkili olduğunu dile getirirken; güneş lekelerini geçirme yöntemleriyle ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Güneş lekelerinin tedavisinde doğru yöntem seçiminin çok önemli olduğunun altını çizen Uz. Dr. Tak, özellikle yaz öncesi cildi güneş lekelerinden korumak için dikkat edilmesi gerekenleri aktardı. Güneş lekesinde tedaviye göre değişmekle birlikte genellikle birkaç hafta ile birkaç ay arasında sonuç alındığını ifade eden Uz. Dr. Hasan Tak; doğru korunma sağlandığı takdirde özellikle lazer tedavisinin uzun süre kalıcı olabileceğini dile getirdi. Tak, güneş lekeleri tedavisi için en uygun dönemin ise kış mevsimi olduğunu belirtti. Hormonal değişiklikler ve yanlış ürün kullanımları güneş lekelerine yol açabiliyor Güneş lekelerinin oluşumunda birden fazla faktörün rol oynadığını belirten Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Tak, şu ifadelere yer verdi: "Güneş lekeleri cildin güneş ışınlarına uzun süre maruz kalması sonucu oluşan, genellikle kahverengi veya koyu tonlarda görülen pigmentasyon artışıdır. En sık yüz, alın, yanaklar, burun üstü, omuz ve ellerde ortaya çıkar. Güneş lekelerinin oluşumunda birden fazla faktör rol oynar. Bunlardan en önemlisi UV ışınlarına maruz kalmak, hormonal değişiklikler ve özellikle gebelikte melazma, doğum kontrol hapları, genetik yatkınlık, yanlış kozmetik ürün kullanımı, ciltte tahriş ve yanlış uygulamaları örnek verebiliriz. Güneş lekesi türlerine ilişkin olarak melazma (gebelik maskesi) daha çok kadınlarda görülür; simetrik ve yaygın lekeler şeklindedir ve hormonal etkilerle ortaya çıkar. Solar Lentigo (yaşlılık lekesi) da güneşe maruz kalan bölgelerde oluşur ve yaş ilerledikçe artar. Postinflamatuar Hiperpigmentasyon ise sivilce, yara veya tahriş sonrası oluşur." "Güneş lekelerinde en etkili tedavi yöntemlerinden biri lazer tedavisi" Güneş lekelerinin tedavisinde doğru yöntem seçiminin önemini vurgulayan Uz. Dr. Tak, "Güneş lekeleri doğru tedavi ve düzenli bakım ile büyük oranda kontrol altına alınabilir. Ancak en önemli nokta, erken müdahale ve profesyonel destek almaktır. Çünkü amaç yalnızca lekeyi azaltmak değil; tekrar oluşumunu da engellemektir. Güneş lekelerinin tedavisi için medikal kremler, leke açıcı kremler, retinoik asit içeren ürünler, C vitamini ve antioksidanlar hafif lekelerde etkili olabilir. Yanı sıra kimyasal peeling dediğimiz işlemle birlikte ise cildin üst tabakası yenilenir ve leke görünümü azalır, bu da seanslar halinde uygulanabilir. En etkili tedavi yöntemlerinden biri olan lazer tedavisi ise direkt leke pigmentini hedef alır ve daha hızlı sonuç alınabilir. Son olarak mezoterapi ve PRP dediğimiz uygulamalar da cilt yenilenmesini destekler ve ton eşitsizliğini azaltmaya yardımcı olur" dedi. Yüzeysel güneş lekelerinin büyük oranda geçebilir olduğunu söyleyen Uz. Dr. Tak, derin lekelerin (melazma) ise kontrol altına alınabileceğini; tamamen silinmese de doğru tedavi ile belirgin şekilde azaltılabileceğini aktardı. "Yazın herkes, kışın ise ciltleri ışığa hassas olan bireyler güneş koruyucularını düzenli kullanmalı ve 3-4 saatte bir yenilemelidir" Özellikle açık tenli bireylerin, hamilelerin, güneşte uzun süre kalanların ve hormonal ilaç kullananların risk altında olduğunu dile getiren Uz. Dr. Tak, güneş lekelerinden korunmak için en önemli yöntemin düzenli güneş kremi uygulaması olduğunu ifade etti. Tak, "Güneşten korunmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz; güneş koruyucuları düzenli kullanmak şart. Bu yüzden en az SPF 50 güneş koruyucu kullanılmalı, Yazın herkes, kışın ise ciltleri ışığa hassas olan bireyler güneş koruyucularını düzenli kullanmalı ve 3-4 saatte bir yenilemelidir. Bununla birlikte direkt güneşten kaçınmak, şapka ve gözlük kullanmak ve cilt bakımını doğru yapmak da güneş lekelerinden korunma noktasında büyük öneme sahip" uyarısında bulundu. Son olarak evde uygulanan yöntemlerin güneş lekesi tedavisinde sınırlı bir etki sağladığını ve ciltte tahrişe neden olabileceğini belirten Tak, "Limon ve karbonat gibi yöntemler cildi tahriş edebilir ve bilinçsiz uygulamalar lekeleri artırabilir. Bu nedenle mutlaka dermatolog kontrolü öneriyoruz" dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 13:13 Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu Güven Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakan Emmez, mobil MR (manyetik rezonans görüntüleme) sisteminin dünyada ilk kez ameliyatlarda kendi merkezlerinde kullanıldığını belirterek, bu yöntem sayesinde ameliyat güvenliğinin önemli ölçüde arttığını söyledi. Güven Hastanesi, yapay zeka destekli görüntüleme altyapısı ve ultra düşük manyetik alan teknolojisini bir araya getiren mobil MR sistemini dünyada ilk kez klinik uygulamada kullanıma sundu. Prof. Dr. Hakan Emmez, mobil MR sisteminin ameliyat süreçlerine ve hasta sağlığına sağladığı avantajlar ve cihaz hakkında açıklamalarda bulundu. Yoğun bakımda bulunan çocuk hastaların ve durumu kritik olan bazı hastaların standart MR cihazlarına taşınmasının her zaman mümkün olmadığını belirten Emmez, "Bu cihazın asıl geliştirilme sebebi ise MR’a taşıyamadığımız hastanın yanına MR’ı götürmek. İkinci problem de standart MR’larda yüksek manyetik alan varken, bu cihazlarda çok düşük manyetik alan kullanılıyor. Bu sayede mobilize etme şansımız oluyor. Birçok hastada implantlar yüzünden MR çekemiyoruz. Düşük manyetik alan sayesinde bu implantlı hastalar gibi MR’a uyumlu olmayan hastaların hepsini MR’a alma şansımız var. Yüksek manyetik alan bize çok iyi görüntü sağlıyor. Düşük manyetik alanın bu handikabını yapay zeka özelliği sayesinde görüntü kalitesini artırıyoruz. Bir standart MR kalitesinde görüntü kalitesi elde etmem mümkün değil, ancak son derece güvenli ve yeterli bilgi verecek düzeyde MR görüntüsü elde etmek mümkün oluyor" ifadelerini kullandı. "Dünyada ilk defa 30’a yakın hastanın beyin ameliyatlarında mobil MR’ı kullanmaya başladık" İlk kez klinik uygulamalarda kullandıkları mobil MR sistemi ile 30’a yakın hastanın beyin ameliyatını gerçekleştirdiklerini dile getiren Emmez, "Sonuçlar son derece iyi. İlk olarak bu cihaz ameliyatın güvenliğini artırıyor. İkinci olarak ise hastanın güvenliğini ve ameliyatın kalitesini artırıyor. Bazı beyin ameliyatlarında bazı tümörlerin kritik bölgeye yakınlığını mikroskop görüntüleriyle saptamakta zorluklar yaşıyorsunuz. Dünyada birçok firma da bu handikapı ortadan kaldıracak teknolojiler üzerinde çalışıyor. Biz hasta henüz ameliyatı sonlandırmadan MR’ı hastanın başına getiriyoruz ve MR’a alıyoruz. Ameliyat sırasında görüntülerimizi alıyoruz ve gözle göremediğimiz herhangi bir alanda sorun olup olmadığını saptayıp, ona göre ameliyatı sonlandırıyoruz ya da devam ediyoruz. Şu anda biz bu cihazı ameliyat amacıyla dünyada kullanan ilk merkeziz diyebilirim" dedi. "Sonuçları üretici firma ile paylaştık, onlar için de şaşırtıcı oldu" Emmez, Amerika Birleşik Devletleri’nde üretilen mobil MR sisteminin ameliyatlarda kullanılmasının üretici firmanın da dikkatini çektiğini söyleyerek, "Biz sonuçları onlarla da paylaştık. Onlar için de şaşırtıcı oldu. Şimdi ortak çalışmalarla bu yöntemi daha ileriye nasıl götürebiliriz diye planlamaları yapıyoruz. Yapay zeka burada çok kıymetli. Yapay zekanın da en önemli özelliği veri. Siz veri girdikçe elinizdeki sonuçları daha başarılı hale getiriyorsunuz. Dolayısıyla bu sistemin bu günden daha iyiye gideceği çok aşikar "ifadelerini kullandı. Kapalı alan fobisi yaşayan hastalar için de avantaj sağlıyor Mobil MR cihazının kapalı alan fobisi yaşayan hastalar için de avantaj sağladığını dile getiren Emmez, "Kapalı, büyük bir tünel gibi bir şeye girmiyorsunuz. Bunu sadece kafanızın içine girdiği küçük bir kutu gibi düşünün. Tekrar söylüyorum; bu bir ayırıcı tanı da değil ama beynin içinde bir sorun olup olmadığını bize tomografiden daha iyi ama standart MR’dan biraz daha alt kalitede gösteren bir sistem. Bu anlamda da birçok hastaya fayda sağlayacağını düşünüyoruz" ifadelerine yer verdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 13:04 Elazığ’da ’Her Gebeye Bir Ebe’ uygulaması Elazığ’da ’Her Gebeye Bir Ebe’ uygulaması kapsamında gebe kadınlar ebeler tarafından ziyaret edilerek bilgiler verdi. Sağlık Bakanlığı’nın anne ve bebek ölümlerini azaltmak amacıyla ülke genelinde başlatmış olduğu "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gebelere yönelik ev ziyaretleri uygulaması başlatıldı. Toplum Sağlığı Merkezlerinde görevli koordinatör ebeler tarafından gerçekleştirilen ev ziyaretler sırasında özellikle ilk gebeliğini yaşayan ve gebeliğinin son üç ayında olan gebelere doğum öncesi, sırası ve sonrasındaki tüm süreçlerde gebelere birebir rehberlik edilerek destek sağlanıyor. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından konuyla ilgili yapılan açıklama, "Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun talimatları doğrultusunda İlimiz genelinde başlatılan uygulama kapsamında riskli ve çoğul gebelikler yakından izlenirken, anne adaylarının genel sağlık durumları değerlendirilmekte ve gebelik sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması için gerekli danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır. Bununla birlikte gebe vatandaşlarımızın gebelik süreçlerini daha bilinçli takip etmeleri için ’Annelik Yolculuğu’ mobil uygulaması hakkında bilgilendirmede bulunuyoruz. Bu sayede gebelikten doğuma ve doğum sonrası sürece kadar güvenilir sağlık bilgilerine kolay erişim sağlanması amaçlanmaktadır. Ziyaretlerimiz sırasında uzman ebelerimiz tarafından ilimizdeki gebe okullarına yönlendirilen anne adaylarına; gebelikte beslenme, düzenli fiziksel aktivite, güvenli ilaç kullanımı, ağrıyla baş etme yöntemleri, masaj, pilates, nefes egzersizi ve doğuma hazırlık süreci yanında doğum çantasının hazırlanması, doğum sonrası anne ve bebek bakımı, emzirme ve bebeğin altını değiştirmeye kadar uygulamalı pratikler gösterilmektedir. Doğal Olan Normal Doğum Eylem Planı çerçevesinde yürütülen ’Her Gebeye Bir Ebe’ projesindeki amacımız; anne adaylarının sürece dair kaygılarını azaltmak ve bilinçli bir gebelik dönemi geçirmelerini sağlamakla birlikte anne adayına ihtiyaç duyduğu her an sağlık personeli ile iletişim kurabileceği hatırlatılmaktadır" denildi.
Turgutlu Devlet Hastanesi’nde gerçeği aratmayan HAP tatbikatı
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 15:51 Turgutlu Devlet Hastanesi’nde gerçeği aratmayan HAP tatbikatı Manisa’nın Turgutlu ilçesinde hizmet veren Turgutlu Devlet Hastanesi’nde 08 Temmuz 2025 Salı günü geniş katılımlı bir HAP (Hastane Afet ve Acil Durum Planı) Tatbikatı gerçekleştirildi. Saat 10.30’da başlayan tatbikat, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin gözetim ve desteğiyle düzenlendi. Senaryosu ve uygulama disipliniyle dikkat çeken tatbikat, hem sağlık personelinin reflekslerini hem de kurumun kriz yönetimi kapasitesini ölçme açısından önemli bir sınav oldu. ’Serada zirai daz sızıntısı’ Hazırlanan senaryoya göre, Turgutlu’da faaliyet gösteren bir serada meydana gelen zehirli zirai gaz sızıntısı nedeniyle çok sayıda vatandaş etkilenerek ambulanslarla Turgutlu Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne getirildi. Olay yerine ilk ulaşan ekiplerin yönlendirmesiyle başlayan süreçte hastane personeli, afetzedelere yönelik hızlı ve organize bir şekilde triyaj (öncelik belirleme), dekontaminasyon (kimyasal temizlik), tetkik ve tedavi uygulamalarını başarıyla gerçekleştirdi. Tüm birimler koordineli çalıştı Tatbikatta; hastane yönetimi, acil servis ekipleri, hastane sivil savunma birimi, hemşireler, teknisyenler, destek personelleri ve güvenlik görevlileri aktif olarak görev aldı. Ekipler, kriz anlarında olması gereken müdahale yöntemlerini adım adım uygularken, senaryoya uygun şekilde organize olarak zamanla yarıştı. Tatbikat sürecinde özellikle kimyasal madde teması riski taşıyan hasta vakalarında koruyucu ekipman kullanımı, giriş-çıkış kontrolü, izolasyon alanlarının oluşturulması, hasta sevk zincirinin yönetimi gibi kritik adımlar başarıyla simüle edildi. Hazırlık seviyesi test edildi Gerçeği aratmayan tatbikat ile Turgutlu Devlet Hastanesi’nin olası bir kimyasal tehlike, afet veya toplu yaralanma durumuna karşı hazırlık düzeyi test edilmiş oldu. Tatbikatın ardından gerçekleştirilen değerlendirme toplantısında, ekiplerin başarılı bir organizasyon örneği sergilediği ve olası kriz senaryolarına karşı yüksek düzeyde hazırlıklı olduğu vurgulandı. "Bu tatbikatlar hayati öneme sahip" Tatbikata ilişkin açıklamada bulunan hastane yetkilileri, bu tür çalışmaların sağlık personelinin kriz anlarında panik yapmadan hızlı ve etkin müdahale edebilmesi, vatandaşlara doğru ve zamanında sağlık hizmeti sunulabilmesi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Yetkililer, "Amacımız sadece bir tatbikat yapmak değil, her an her koşulda hazır olmaktır. Sağlık çalışanlarımızın bu tür durumlara karşı bilgi, beceri ve reflekslerinin güçlü olması, halk sağlığı açısından hayati öneme sahiptir. Tatbikata katkı sunan tüm personele teşekkür ederiz." ifadelerini kullandı.
‘Yağmur sonrası deniz enfeksiyonlarına dikkat’
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 14:05 ‘Yağmur sonrası deniz enfeksiyonlarına dikkat’ Özellikle sağanak yağışların ardından denize girilmesinin, çeşitli sağlık risklerini de beraberinde getirdiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Öztürk, "Yoğun yağışların ardından dere, kanalizasyon ya da yüzey suları denizle buluşur. Bu sular, çeşitli mikroorganizmalar, bakteriler ve hatta parazitlerle yüklü olabilir. Yağmurla birlikte bu kirli akıntılar denize karıştığında, özellikle kıyı kesimlerindeki su kalitesi ciddi oranda bozulur. Bu da, çocuklarda mide-bağırsak enfeksiyonlarından kulak iltihabına, cilt döküntülerinden göz enfeksiyonlarına kadar birçok sağlık sorununa yol açabilir" dedi. Yaz aylarında deniz ve havuz keyfi çocukların en çok sevdiği aktivitelerin başında geliyor. Ancak özellikle sağanak yağışların ardından denize girilmesi, çeşitli sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Medical Park Ordu Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Öztürk, yağış sonrası deniz suyuna karışabilecek bakterilerin ve kirli suların, başta çocuklar olmak üzere tüm bireyler için ciddi enfeksiyonlara yol açabileceği konusunda uyarıyor. "İshal, kusma, ateş gibi belirtilere dikkat" Kirli deniz suyuyla temas eden çocuklarda genellikle ilk 24-72 saat içerisinde bazı enfeksiyon belirtileri görülebileceğini söyleyen Dr. Öztürk, "İshal, karın ağrısı, kusma, halsizlik, göz kızarıklığı, kulak ağrısı ve ateş gibi semptomlar varsa mutlaka bir hekime başvurulmalı" diye konuştu. "Yağmur sonrası 1-2 gün bekleyin" Uzm. Dr. Öztürk, ailelerin özellikle yağmurdan sonra çocuklarını hemen denize sokmamaları gerektiğini vurgulayarak, yoğun yağış sonrasında denize girmek için en az 24-48 saat beklenmesinin önemine dikkat çekti. Kıyıya yakın, durgun ve köpüklü bölgelerin su kalitesinin daha düşük olabileceğini belirten Uzm. Dr. Öztürk, bu alanlardan uzak durulmasını önerdi. Uzm. Dr. Öztürk, ayrıca denizden çıkan çocukların mutlaka temiz suyla duş almasının ve göz, kulak veya cilt problemleri olan çocukların denizden uzak tutulmasının, enfeksiyon riskini azaltacağını ifade etti. "Doğal eğlence sağlığı bozmasın" Denizin çocuklar için hem eğlenceli hem de fiziksel gelişim açısından faydalı olduğunu ancak dikkatli olunmazsa enfeksiyon riskinin yüksek olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Öztürk, "Unutmayın ki çocukların bağışıklık sistemleri yetişkinlere göre daha hassastır. Basit gibi görünen bir deniz keyfi, bazen ciddi sağlık problemlerine dönüşebilir. Ebeveynler olarak gerekli önlemleri alarak, çocuklarımızın sağlığını koruyabiliriz" ifadelerini kullandı.
Samsun’da fazla kilo alarmı: Her 10 kişiden 6’sı obez ya da fazla kilolu
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:02 Samsun’da fazla kilo alarmı: Her 10 kişiden 6’sı obez ya da fazla kilolu Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında Samsun’da yapılan vücut kitle indeksi(VKİ) ölçümleri, dikkat çeken sonuçlar ortaya koydu. Kampanyanın 8’inci haftası itibarıyla il genelinde 143 bin 885 kişinin ölçümü yapılırken, bu kişilerin yüzde 63,5’inin fazla kilolu ya da obez(aşırı şişman) olduğu belirlendi. Kentin farklı noktalarında Samsun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kurulan stantlarda vatandaşların kiloları ölçülüyor. 8 haftadır devam eden uygulamada 143 bin 855 kişinin kilosu ölçüldü. 8 haftanın verilerine bakıldığında ölçüm yapılan kişilerin yüzde 45,9’unu erkekler, yüzde 54,1’ini ise kadınlar oluşturdu. Katılımcıların yüzde 4,8’i zayıf, yüzde 31,7’si normal kilolu, yüzde 35,6’sı fazla kilolu, yüzde 27,9’u ise obez çıktı. Vücut kitle indeksi normalin üzerinde çıkan kişi sayısı ise 90 bin 884 olarak tespit edildi. Ölçüm sonuçlarına göre erkeklerde fazla kilolu olma oranı öne çıkarken, kadınlarda ise obezite oranının daha yüksek olduğu görüldü. "Bu ilimiz için alarm kabul edilebilir" Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Hatice Öz, "Sağlıklı beslenme çalışmaları kapsamında 8 haftadır ‘İdeal Kilonu Öğren’ sağlıklı yaşa kampanyası yürütüyoruz. Bu 8 haftalık süre içerisinde 143 bin 885 kişiyi tarttık. Kişileri bilgilendiriyoruz. Kilolarını öğrenerek sonrasında vücut kitle endekslerini hesaplayarak sağlık kuruluşlarına yönlendiriyoruz. Bizim halk sağlığı olarak felsefemiz güzel bir yaşamın anahtarı sağlık ve mutluluktur. Sağlığın anahtarı da sağlıklı beslenme ve fizik aktivitesidir. Obezite bütün hastalıkların öncüsüdür. Kanserden tutunda kronik hastalıkların tamamı. Obezite ile mücadele ettiğinizde aslında diğer kronik hastalıklarla da mücadele etmiş oluyorsunuz. Meydanlardayız. Dolayısıyla bizimle bu çalışmayı yürüten kişilerle bir aradayız. Bu çalışmada 3’te 2 oranından kilolu ve fazla kilolu tespit ettik. 3’te 1 oranında da normal kilolu tespit ettik. 140 bin kişinin yüzde 35’i normal kilolu ve zayıf çıktı. Diğer kalan yüzde 65’i kilolu ve fazla kilolu olarak tespit edildi. ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyası çerçevesinde yaptığımız bu etkinlik genel olarak Samsun’da kilolu ve fazla kilolu kişilerin oranının yüksek olduğunu gösterdi. Bu ilimiz için alarm kabul edilebilir. Bu nedenle herkesin çok dikkatli olması, obezite ile mücadelede bizlerle bu yolu yürümesi gerekiyor" dedi.
Türkiye’nin 4’üncü SMA Laboratuvarı Eskişehir’de açıldı
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:00 Türkiye’nin 4’üncü SMA Laboratuvarı Eskişehir’de açıldı Vali Hüseyin Aksoy’un katılımlarıyla Türkiye’nin 4’üncü SMA Laboratuvarı Eskişehir’de, yoğun katılımla açıldı. Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı bünyesinde kurulan Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi (Eskişehir Bölge SMA Laboratuvarı) düzenlenen törenle hizmete açıldı. Bölgedeki sağlık hizmetlerine büyük katkı sağlaması beklenen merkez sayesinde, genetik hastalıkların tanı süreçlerinin daha hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmesi bekleniyor. Vali Hüseyin Aksoy, açılışta merkezde incelemelerde bulunarak kurdele kesimini gerçekleştirdi. Açılış töreninde konuşan Vali Aksoy; "Arkadaşlarım, değerli kurum müdürleri, Sağlık Bakanlığımızın çok değerli çalışanları, basınımızın kıymetli mensupları, bugün Eskişehir’de bir bölge laboratuvarının açılışını gerçekleştirmek üzere bir aradayız. Öncelikle bu laboratuvarımızın Eskişehir’imize, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Benden önceki konuşmacıların da belirttiği gibi, SMA rahatsızlıklarıyla ilgili testlerin yapılabileceği dördüncü bölge laboratuvarını Eskişehir’e kazandırmanın memnuniyetini ve mutluluğunu yaşıyoruz" dedi. "Hızlı bir şekilde test sonuçlarına ulaşılabilecek" Vali Aksoy, ilgililere teşekkürlerini ileterek; "Bu laboratuvarın burada kurulmasında başta Sağlık Bakanlığımız, Sağlık Bakanımız, Halk Sağlığı Genel Müdürümüz ve çalışanları olmak üzere, İl Sağlık Müdürlüğümüze ve ekibine teşekkür ediyorum. Bu laboratuvar sayesinde vatandaşlarımız testleri daha kolay yaptırabilecek ve başka bölgelere gitmek yerine hızlı bir şekilde test sonuçlarına ulaşma imkânı bulacak" şeklinde konuştu. "Erken ve hızlı analiz edebilecek sisteme sahip" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, özellikle SMA gibi erken tanı ve müdahale gerektiren hastalıkların tespitinde merkezin kritik bir rol üstleneceği vurgulayarak; "SMA laboratuvarı, hastalık sürecinde tanının erken konulması, tanı sürecinin hızlı yönetilmesi ve bölgemiz açısından analiz kapasitesinin artırılmasına ciddi katkılar sağlayacaktır. Ülkemizde ulusal tarama programı kapsamında SMA için alınan tüm numuneleri bu laboratuvar, erken ve hızlı bir şekilde analiz edebilecek teknik donanıma, personel deneyimine ve iş sistemine sahiptir" dedi. "Biz Sağlık Bakanlığı’yız, Hastalık Bakanlığı değiliz" Hastaların teşhis ve tedavilerinin en üst standartlarda ve ulaşılabilir seviyede sunduklarını söyleyen Türkiye SMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Soyer ise, "Bakanımızın her zaman dile getirdiği gibi, bizler sadece hastalık üzerine çalışan bir Hastalık Bakanlığı değil, Sağlık Bakanlığı’yız. Bu nedenle, hastalarımızın teşhis ve tedavilerini dünya standartlarında, en üst seviyede, en nitelikli, kaliteli, erişilebilir ve yaygın bir şekilde sunmaya devam ediyoruz. Bununla birlikte, kişilerin hasta olmadan erken tanı almalarını sağlamak, hayatlarını engelsiz ve kronik hastalıklar olmadan sürdürebilmelerini temin etmek de bizim en önemli görevlerimizden biridir. Bu yüzden biz Sağlık Bakanlığı’yız, Hastalık Bakanlığı değiliz" diye ifade etti. SMA’nın görülme sıklığını azaltmak için yürütülen çalışmalar Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Erdoğan Öz ise SMA farkındalığı konusunda Eskişehir’de katkı sunan laboratuvar için mutluluğunu dile getirdi ve "Öncelikle, birçok insana umut olacak bu değerli iş birliğinde emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Eskişehir merkezli Türkiye SMA Vakfı olarak, SMA’nın toplumda görülme sıklığını azaltmak için yürüttüğümüz birçok çalışmanın yanı sıra, ilimizi SMA konusunda gurur verici bir noktaya taşıyan bu laboratuvarın kurulmasına katkı sunabildiğimiz için çok mutluyuz." dedi. Açılış töreninde Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Üzeyir Karakülah, İl Emniyet Müdürü Tolga Yılmaz, Tepebaşı Kaymakamı Sadettin Yücel, İl Jandarma Komutan Yardımcısı Jandarma Albay Metin Ünlü de katılım gösterdi.
Yaz geldi bayılmalar arttı
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:41 Yaz geldi bayılmalar arttı Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, hava sıcaklığının artmasıyla bayılma vakalarında artış olduğunu, her bayılmanın ciddi bir hastalık belirtisi olmadığını belirtip bayılma türlerini açıkladı. Artar sıcaklarla birlikte bayılma vakalarında da artış gözlendi. Nem oranının yükselmesi ve vücuttaki sıvı kaybının artması, uzun süre güneş altında kalmak, yetersiz beslenme ve uyku düzeni bayılma riskini artırıyor. Medicana Sivas Hastanesinde görevli Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, her baygınlığın ciddi bir hastalığın göstergesi olmadığını ifade edip bayılma türleri hakkında bilgiler verdi. "Bayılma nedenlerini bilmek gerekiyor" Yılmaz, bayılmanın insan hayatı boyunca karşılaşılan bir durum olduğunu söyleyerek, "Senkop yani bayılma, bir insanın hayatı boyunca gerek kendisi gerekse yakınları aracılığıyla karşılaştığı bir durumdur. Beyin hücrelerinin ihtiyacı olan su, şeker ve oksijen gibi maddelerin azalması sonucu ortaya çıkan geçici bilinç kaybı halidir. Basit senkop nedenlerini de tanımak önemli. Biyolojik hastalık durumlarına bağlı bayılma nedenleri vardır. Biyokimyasal ve endokrin bozukluklar, kan şekerinin aşırı yükselmesi sonucu oluşan hiperglisemi ve kan şekerinin aşırı düşmesiyle oluşan hipoglisemi de bilinç kaybına yol açabilir. Epilepsi gibi nörolojik hastalıklar da bayılmaya neden olabilir. Kalp ve organ yetersizlikleri, kalp ve damar hastalıkları, doğuştan gelen kalp kapağı sorunları da senkop nedenlerindendir. Psikiyatrik bozukluklar özellikle kadınlarda ve genç kızlarda görülür. Kişinin içinde bulunduğu psikolojik durumdan kurtulamaması bayılmalara yol açabilir" dedi. "Tetikleyen bazı faktörler var" Sıcak havalarda sıvı kaybına bağlı bayılma durumunun ortaya çıktığını belirten Yılmaz, "Basit bayılma nedenlerinden biri de ortostatik hipotansiyondur. Bu durumda kişi oturur ya da yatar pozisyondayken aniden ayağa kalktığında tansiyon düşüklüğü nedeniyle bulunduğu yere tutunamadan bayılır. Bir diğer bayılma türü ise vazomotor senkoptur. Beynin dolaşımı ve kalp işleyişini kontrol edemediği durumlarda ortaya çıkar. En bilinen örnekler kan görme, ani korku ya da aşırı heyecan yaşanmasıdır. Ortostatik hipotansiyonu tetikleyen bazı faktörler vardır. Aşırı yorgunluk, düzensiz uyku, açlık ve sıvı kaybı bu nedenler arasında yer alır. Özellikle yaz aylarında sıvı kaybının artması bu bayılma türünü daha sık hale getirir. Bacak kasları zayıf olan kişilerde bayılma daha kolay gerçekleşir. Uzun süre sporla uğraşan kişilerde kalp atım hızı ortalama 45-50 arasında seyreder. Bu kondisyon açısından iyi bir durumdur ancak bu kişiler oturdukları yerden aniden kalktıklarında kalp hızları aniden yükselemediği için bayılma yaşayabilirler" diye konuştu. "Bilinç kaybı meydana gelebilir" Sıcak havalarda bayılmanın iki temel nedeni olabileceğini ifade eden Yılmaz, "Sıcak havalarda bayılmanın iki temel nedeni olabilir. Biri biyolojik hastalıklara bağlı bayılmalar, diğeri ise basit bayılma halleridir. Güneş çarpması gibi durumlar doğrudan sinir sistemini etkileyebilir. Güneşin başa doğrudan etki etmesiyle bilinç kaybı meydana gelebilir. Bir diğer yaygın neden ise aşırı sıcaklara bağlı sıvı kaybıdır. Sıvı kaybı beyne giden kan akışını azaltır ve bu da bayılmaya yol açar. Bayılan bir kişiye ilk müdahale profesyonel destek gelene kadar yapılmalıdır. Kişinin solunumu ve nabzı kontrol edilmelidir. Rahat nefes alması sağlanmalı, baş hafifçe geriye doğru çekilmeli ve dilin arkaya kaçmaması için baş hafif yana çevrilerek sabitlenmelidir. Sıkı kıyafetler gevşetilmeli, örneğin kravat ya da başörtüsü gibi eşyalar çıkarılmalıdır. Ortam sakin olmalı ve kişinin vücut pozisyonu doğru ayarlanmalıdır. Ayılmayı kolaylaştırmak için ayaklar gövdenin üzerine yükseltilmelidir" şeklinde konuştu.
Akciğer sağlığı için erken tanı uyarısı: "Hayat kurtarıyor"
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:34 Akciğer sağlığı için erken tanı uyarısı: "Hayat kurtarıyor" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, solunum yolu hastalıklarında erken tanının hayati öneme sahip olduğunu vurgulayarak, "Geçmeyen öksürük ya da nefes darlığı gibi belirtiler ihmal edilmemeli. Erken tanı yaşam kalitesini artırır, gereksiz tedavilerin önüne geçer" dedi. Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, özellikle çevresel etkenler, hava kirliliği, sigara kullanımı ve alerjenlerin solunum sistemini ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtti. Son yıllarda hem alerjik hem de kronik akciğer hastalıklarında artış yaşandığını ifade eden Uluışık, erken tanı ve koruyucu yaklaşımın halk sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi. "En sık karşılaşılan solunum yolu hastalıkları" Toplumda yaygın olarak görülen bazı akciğer hastalıklarını sıralayan Uluışık, şu hastalıklara dikkat çekti: "Astım ve KOAH (Kronik obstrüktif akciğer hastalığı), zatürre (pnömoni), alerjik rinit ve alerjik bronşit, tüberküloz, bronşektazi, akciğer kanseri, uyku apnesi." "İnatçı öksürük varsa gecikmeyin" Solunum yolu hastalıklarının genellikle benzer semptomlarla ortaya çıktığını söyleyen Uluışık, "Geçmeyen ya da tekrarlayan öksürük, eforla artan solunum sıkıntısı, gece uykudan uyandıran nefes darlığı, göğüs ağrısı ve sigara kullananlarda balgam artışı dikkat edilmesi gereken işaretlerdir. Bu tür belirtiler varsa gecikmeden bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurmak gerekir" diye konuştu. "Tanı ne kadar erken, başarı o kadar yüksek" Bahar aylarında artan polenlerin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uluışık, "Alerjik rinit, astım ve kronik öksürük gibi sorunlar başka hastalıklarla karıştırılabiliyor. Bu yüzden şikâyetler uzarsa mutlaka alerji ve solunum fonksiyon testleri yapılmalı. Erken tanı tedavi başarısını artırır, organ hasarını önler, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engeller" ifadelerini kullandı. "Basit önlemler hayat kurtarabilir" Göğüs hastalıklarından korunmak için alınabilecek önlemleri de sıralayan Uluışık, şunları önerdi: Sigara içmeyin, içilen ortamlardan uzak durun. Tozlu, kirli ya da kimyasal içerikli ortamlarda mutlaka maske takın. Polen sezonunda açık havada uzun süre kalmaktan kaçının. Evde nemi azaltın, küf oluşumuna karşı önlem alın. Grip ve zatürre aşılarınızı ihmal etmeyin. Düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırın." Solunum ve alerjik hastalıkların yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da hayatı etkilediğine dikkat çeken Uluışık, bilinçli ve düzenli takip ile bu hastalıkların büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini vurguladı.
Yaz geldi, bayılmalar arttı
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:34 Yaz geldi, bayılmalar arttı Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, hava sıcaklığının artmasıyla bayılma vakalarında artış olduğunu, her bayılmanın ciddi bir hastalık belirtisi olmadığını belirtip bayılma türlerini açıkladı. Artar sıcaklarla birlikte bayılma vakalarında da artış gözlendi. Nem oranının yükselmesi ve vücuttaki sıvı kaybının artması, uzun süre güneş altında kalmak, yetersiz beslenme ve uyku düzeni bayılma riskini arttırıyor. Medicana Sivas Hastanesinde görevli Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, her baygınlığın ciddi bir hastalığın göstergesi olmadığını ifade edip bayılma türleri hakkında bilgiler verdi. "Bayılma nedenlerini bilmek gerekiyor" Osman Yılmaz, bayılmanın insan hayatı boyunca karşılaşılan bir durum olduğunu söyleyerek, "Senkop yani bayılma, bir insanın hayatı boyunca gerek kendisi gerekse yakınları aracılığıyla karşılaştığı bir durumdur. Beyin hücrelerinin ihtiyacı olan su, şeker ve oksijen gibi maddelerin azalması sonucu ortaya çıkan geçici bilinç kaybı halidir. Basit senkop nedenlerini de tanımak önemli. Biyolojik hastalık durumlarına bağlı bayılma nedenleri vardır. Biyokimyasal ve endokrin bozukluklar, kan şekerinin aşırı yükselmesi sonucu oluşan hiperglisemi ve kan şekerinin aşırı düşmesiyle oluşan hipoglisemi de bilinç kaybına yol açabilir. Epilepsi gibi nörolojik hastalıklar da bayılmaya neden olabilir. Kalp ve organ yetersizlikleri, kalp ve damar hastalıkları, doğuştan gelen kalp kapağı sorunları da senkop nedenlerindendir. Psikiyatrik bozukluklar özellikle kadınlarda ve genç kızlarda görülür. Kişinin içinde bulunduğu psikolojik durumdan kurtulamaması bayılmalara yol açabilir" dedi. "Tetikleyen bazı faktörler var" Sıcak havalarda sıvı kaybına bağlı bayılma durumunun ortaya çıktığını belirten Yılmaz, "Basit bayılma nedenlerinden biri de ortostatik hipotansiyondur. Bu durumda kişi oturur ya da yatar pozisyondayken aniden ayağa kalktığında tansiyon düşüklüğü nedeniyle bulunduğu yere tutunamadan bayılır. Bir diğer bayılma türü ise vazomotor senkoptur. Beynin dolaşımı ve kalp işleyişini kontrol edemediği durumlarda ortaya çıkar. En bilinen örnekler kan görme, ani korku ya da aşırı heyecan yaşanmasıdır. Ortostatik hipotansiyonu tetikleyen bazı faktörler vardır. Aşırı yorgunluk, düzensiz uyku, açlık ve sıvı kaybı bu nedenler arasında yer alır. Özellikle yaz aylarında sıvı kaybının artması bu bayılma türünü daha sık hale getirir. Bacak kasları zayıf olan kişilerde bayılma daha kolay gerçekleşir. Uzun süre sporla uğraşan kişilerde kalp atım hızı ortalama 45-50 arasında seyreder. Bu kondisyon açısından iyi bir durumdur ancak bu kişiler oturdukları yerden aniden kalktıklarında kalp hızları aniden yükselemediği için bayılma yaşayabilirler" diye konuştu. "Bilinç kaybı meydana gelebilir" Sıcak havalarda bayılmanın iki temel nedeni olabileceğini ifade eden Yılmaz, "Sıcak havalarda bayılmanın iki temel nedeni olabilir. Biri biyolojik hastalıklara bağlı bayılmalar, diğeri ise basit bayılma halleridir. Güneş çarpması gibi durumlar doğrudan sinir sistemini etkileyebilir. Güneşin başa doğrudan etki etmesiyle bilinç kaybı meydana gelebilir. Bir diğer yaygın neden ise aşırı sıcaklara bağlı sıvı kaybıdır. Sıvı kaybı beyne giden kan akışını azaltır ve bu da bayılmaya yol açar. Bayılan bir kişiye ilk müdahale profesyonel destek gelene kadar yapılmalıdır. Kişinin solunumu ve nabzı kontrol edilmelidir. Rahat nefes alması sağlanmalı, baş hafifçe geriye doğru çekilmeli ve dilin arkaya kaçmaması için baş hafif yana çevrilerek sabitlenmelidir. Sıkı kıyafetler gevşetilmeli, örneğin kravat ya da başörtüsü gibi eşyalar çıkarılmalıdır. Ortam sakin olmalı ve kişinin vücut pozisyonu doğru ayarlanmalıdır. Ayılmayı kolaylaştırmak için ayaklar gövdenin üzerine yükseltilmelidir" şeklinde konuştu.
Osmaniye’de ilk kez kapalı ameliyatla böbrek tümörü başarıyla alındı
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:12 Osmaniye’de ilk kez kapalı ameliyatla böbrek tümörü başarıyla alındı Osmaniye Devlet Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen kapalı cerrahi operasyonuyla 65 yaşındaki böbrek hastası sağlığına kavuştu. Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde yaşayan 65 yaşındaki Fatma Karaköse sol böbreğinde ağrı şikayetiyle Osmaniye Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Papılan tetkiklerde sol böbreğin orta kısmında yaklaşık 3 santimetrelik tümör tespit edildi. Karaköse’ye böbreğin sağlam dokusunu koruyup sadece kitlenin alınacağı ve bu işlemin "laparoskopik parsiyel nefrektomi" kapalı cerrahi yöntemiyle yapılacağı anlatıldı. Ameliyatı kabul eden Karaköse, Osmaniye Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği’nden Dr. Sinan Karazindiyanoğlu liderliğindeki cerrahi ekibin gerçekleştirdiği başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Osmaniye Devlet Hastane ’sinde ilk kez yapılan ve başarılı geçen ameliyat böbrek tümörlerinin tedavisinde minimal invaziv bir yöntem sunarak hastaların iyileşme sürecini hızlandırıyor, tümörlü böbreğinin tamamının alınmasını önlüyor ve konforlu bir tedavi süreci sağlıyor. Türkiye’de belirli merkezlerde yapılabilen bir ameliyatın ilk kez Osmaniye Devlet Hastanesi’nde yapıldığını belirten Dr. Sinan Karazindiyanoğlu, "65 yaşında Fatma Karaköse isimli hastamız, sol yan ağrısı şikayetiyle Kadirli Devlet Hastanesi’ne başvuruyor. Kadirli Devlet Hastanesi’nde yapılan tetkiklerin de sol böbreğinde, böbreğin orta kısmında yaklaşık 3 cm boyutunda bir kitle tespit edilmesi üzerine tarafımıza sevkle başvurdu. Biz yaptığımız inceleme ve tetkikler neticesinde laparoskopik parsiyel nefrektomi ameliyatı hastaya uygulamaya karar verdik. Deneyimli cerrahi ve servis ekibimizle bu ameliyatı gerçekleştirdik. Bu ameliyat kapalı yöntemle yani deliklerden girerek, böbek dokusunu koruyarak yani böbreğin tamamını almadan sadece tümöral kitle kısmını kapalı yöntemle çıkarıp hastamızı minimal invaziv bir şekilde bu ameliyatı gerçekleştirmeyi içerir. Ameliyatımız başarılı geçti. Hastamızın bu ameliyatın avantajlarından biri postop. Post operatif dönemde daha az ağrısının olması, daha az kanamanın olması ve daha çabuk hastaneden taburcu edilmeye imkan sağlamasıdır. Laparoskopik parsiyel nefrektomi ameliyatı daha önce sadece Türkiye’de belirli merkezlerde yapılabilen bir ameliyattı. Bundan sonra Osmanlı Devlet Hastanemizde de bu ameliyatın yapılacağını halkımıza duyuruyoruz. Endikasyon dahilinde tarz vakaları çevre illerden de sevkle bekliyoruz. Bu konuda gerekli deneyim ve gerekli ekipmana sahip olduğumuzu belirtmek isterim" dedi.
Osmaniye’de ilk kez kapalı ameliyatla böbrek tümörü başarıyla alındı
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:10 Osmaniye’de ilk kez kapalı ameliyatla böbrek tümörü başarıyla alındı Osmaniye’de ilk kez böbreğinde 3 cm tümör tespit edilen 65 yaşındaki hasta, gerçekleştirilen "Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi" kapalı cerrahi operasyonlarla böbrek fonksiyonları korunarak sağlığına kavuştu. Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde yaşayan 65 yaşındaki Fatma Karaköse’nin sol böbreğinde 3 santimetrelik tümör tespit edildi. Fatma Karaköse’ye böbreğin sağlam dokusunu koruyup sadece kitlenin alınacağı ve bu işlemin kapalı laparoskopik yöntemle uygulanacağı anlatıldı. Ameliyatı kabul eden Karaköse’ye Osmaniye Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği’nden Dr. Sinan Karazindiyanoğlu liderliğindeki cerrahi ekip tarafından gerçekleştirilen operasyon, başarılı bir şekilde tamamlandı. Osmaniye Devlet Hastane ’sinde ilk kez yapılan ve başarılı geçen ameliyat böbrek tümörlerinin tedavisinde minimal invaziv bir yöntem sunarak hastaların iyileşme sürecini hızlandırıyor, tümörlü böbreğinin tamamının alınmasını önlüyor ve konforlu bir tedavi süreci sağlıyor. Türkiye’de belirli merkezlerde yapılabilen bir ameliyatın ilk kez Osmaniye Devlet Hastanesi’nde yapıldığını belirten Dr. Sinan Karazindiyanoğlu, "Hastamız 65 yaşında Fatma Karaköse isimli hastamız, sol yan ağrısı şikayetiyle Kadirli Devlet Hastanesi’ne başvuruyor. Kadirli Devlet Hastanesi’nde yapılan tetkiklerin de sol böbreğinde, böbreğin orta kısmında yaklaşık 3 cm boyutunda bir kitle tespit edilmesi üzerine tarafımıza sevkle başvurdu. Biz yaptığımız inceleme ve tetkikler neticesinde Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi ameliyatı hastaya uygulamaya karar verdik. Deneyimli cerrahi ve servis ekibimizle bu ameliyatı gerçekleştirdik. Bu ameliyat kapalı yöntemle yani deliklerden girerek, böbek dokusunu koruyarak yani böbreğin tamamını almadan sadece tümöral kitle kısmını kapalı yöntemle çıkarıp hastamızı minimal invaziv bir şekilde bu ameliyatı gerçekleştirmeyi içerir. Ameliyatımız başarılı geçti. Hastamızın bu ameliyatın avantajlarından biri postop. Post operatif dönemde daha az ağrısının olması, daha az kanamanın olması ve daha çabuk hastaneden taburcu edilmeye imkan sağlamasıdır. Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi ameliyatı daha önce sadece Türkiye’de belirli merkezlerde yapılabilen bir ameliyattı. Bundan sonra Osmanlı Devlet Hastanemizde de bu ameliyatın yapılacağını halkımıza duyuruyoruz. Endikasyon dahilinde tarz vakaları çevre illerden de sevkle bekliyoruz. Bu konuda gerekli deneyim ve gerekli ekipmana sahip olduğumuzu belirtmek isterim." Dedi.
"Araçta bırakılan çocuklar dakikalar içinde hayati tehlikeyle karşı karşıya"
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:51 "Araçta bırakılan çocuklar dakikalar içinde hayati tehlikeyle karşı karşıya" "Yaz mevsiminde artan sıcaklıklar çocuklarda sıvı kaybı, güneş yanığı ve sıcak çarpması gibi sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Ancak basit önlemlerle çocuklar yazı sağlıklı geçirebiliyor" diyen Uzm. Dr. Belgin Özbek, yaz aylarında çocuk sağlığını korumak için alınması gereken önlemlere dikkat çekti. "Araçta bırakılan çocuklar dakikalar içinde hayati tehlikeyle karşı karşıya" dedi. Yüksek sıcaklıklar, çocuklarda sağlık sorunlarına yol açabiliyor. "Güneşin dik geldiği saatlerde dışarıda bulunmak, yeterli sıvı alınmaması, mevsim şartlarına uygun olmayan giysiler veya korunmasız güneşe maruz kalma gibi faktörler özellikle çocukları sıcak havalarda savunmasız hale getirebiliyor" diyen Medicana Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Özbek, yaz aylarında çocuk sağlığının korunmasına yönelik ailelerin dikkat etmesi gereken temel konulara değindi. "Çocuklar yetişkinlere göre çok daha hızlı şekilde su kaybeder" Uzm. Dr. Belgin Özbek, yaz sıcaklarında çocukların daha kolay sıvı kaybına uğradığını belirterek şöyle konuştu: "Sıcak havalarda çocuklar yetişkinlere göre çok daha hızlı şekilde su kaybeder ve bu da halsizlik, baş ağrısı, bayılma gibi sorunlara neden olabilir. Bu dönemde çocukların sık sık su içmeleri sağlanmalı, doğrudan güneş ışınlarına maruz kalmamaları için gölgede zaman geçirmelerine özen gösterilmelidir." Sıvı kaybına karşı önlem alınmalı Uzm. Dr. Belgin Özbek, yaz sıcaklarında çocuklarda terlemeyle artan sıvı kaybının ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade ederek "Günlük su tüketimi yaşa ve kiloya göre düzenlenmeli. Sade suyun dışında doğal meyve suları, süt gibi sıvılar da tercih edilebilir ancak şekerli ve gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır" dedi. Güneş koruyucu önlemler ihmal edilmemeli Güneşe maruz kalmanın çocuklarda cilt yanıklarına neden olabileceğini belirten Uzm. Dr. Belgin Özbek, geniş kenarlı şapka, güneş gözlüğü ve çocuklara uygun güneş koruyucu kremlerin kullanımının önem taşıdığını söyledi. Güneş ışınlarının en dik geldiği saatlerde (11.00-16.00 saatlerinde) çocukların dışarıya çıkarılmaması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Belgin Özbek, açık renkli ve ince giysilerin tercih edilmesinin çocuğun vücut ısısını dengelemek açısından faydalı olduğunu kaydetti. Oyun saatlerine dikkat edilmeli Dış mekân aktiviteleri için en uygun zamanın sabah erken saatler ya da akşam serinliği olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Belgin Özbek, çocukların özellikle öğle saatlerinde dışarıda oynatılmaması gerektiğini kaydetti ve ekledi: "Bu saatlerde dış ortam sıcaklığı çok yüksektir ve çocuklarda sıcak çarpması riski artar. Bu nedenle oyun saatleri iyi planlanmalı, gölgeli ve serin alanlar tercih edilmelidir." Araçta yalnız bırakmak hayati risk taşıyor Uzm. Dr. Belgin Özbek, yaz aylarında en ciddi risklerden birinin çocukların araç içinde bırakılması olduğunu hatırlatarak "Park edilmiş araçların içindeki sıcaklık, dakikalar içinde tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Hiçbir durumda çocuklar araçta yalnız bırakılmamalıdır. Bu durum sıcak çarpması ve hatta hayati tehlike doğurabilir" uyarısında bulundu. Hafif ve serinletici besinler tercih edilmeli Ağır, yağlı ve sindirimi zor yemeklerin yerine yaz aylarında çocuklar için sebze ağırlıklı, hafif protein içeren ve bol meyve içeren beslenme önerisinde bulunan Uzm. Dr. Belgin Özbek diğer uyarılarını şöyle sıraladı: "Özellikle karpuz, kavun, salatalık gibi su oranı yüksek gıdaların tercih edilmesi hem sıvı ihtiyacını karşılar hem de serinletici etki sağlar. Beslenme dışında çocuklar gün içinde sıkça serin suyla duş almalı. Bu hem vücut ısısını dengeler hem de ferahlama sağlar. Bunun yanında sıcak çarpması, güneş yanığı veya sıvı kaybına bağlı bayılma gibi durumlara karşı aile bireylerinin temel ilk yardım bilgisine sahip olması da önemlidir. Bu tür durumlarda zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması büyük önem taşır."