Son Dakika
|
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
Aracın hurdaya döndüğü kazayı burnu bile kanamadan atlattı
İlkay Akkaya konserinde bayraklı protestoda bulunan öğrencilere saldırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’u karşıladı
İçişleri Bakanı Çiftçi, subay ve astsubay adaylarıyla bir araya geldi
İran Meclis Başkanı Galibaf’tan halka birlik çağrısı
SAĞLIK
Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur"
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52:03
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:24
"Genital estetik yaşam kalitesini destekleyebilir"
Genital estetik uygulamalarının amacının yalnızca görünümü düzeltmek olmadığına dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, "Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" dedi. Son yıllarda estetik uygulamalara olan ilginin artmasıyla birlikte kadınlarda genital estetik operasyonlar da daha sık gündeme gelmeye başladı. Uzmanlar, bu işlemlerin yalnızca estetik kaygılarla değil, çoğu zaman fonksiyonel ihtiyaçlar ve yaşam konforunu artırma amacıyla da tercih edildiğine dikkat çekiyor. Medikal Park Antalya Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, genital estetik operasyonlarının nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kadınlarda genital bölge problemlerinin birçok farklı etkene bağlı gelişebileceğini belirten Op. Dr. Özkan, "Genetik faktörler, pelvik kasların zayıflığı, doğum sayısı ve doğum şekli, kronik öksürük ve kabızlık, obezite, hormonal değişimler ve menopoz gibi durumlar genital bölgede hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere yol açabilir" şeklinde konuştu. "Estetik sorunların ötesinde fonksiyonel şikâyetler" Genital bölgedeki değişimlerin yalnızca dış görünümü etkilemediğini vurgulayan Op. Dr. Özkan, "İç dudaklarda sarkma ve asimetri, vajinal genişleme ve vulvar bölgede renk değişiklikleri estetik problemlerin yanı sıra özgüven kaybına ve cinsel yaşamda sorunlara neden olabilir. Bunun yanında tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar, idrar kaçırma, vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve vajinal bolluk gibi fonksiyonel şikâyetler de görülebilir. Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" ifadelerini kullandı. "Her kadın kendine özgüdür" vurgusu Genital estetik uygulamalarında standart bir yaklaşımın olmadığını belirten Op. Dr. Özkan, her hastanın mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Özkan, "Her kadının genital yapısı kendine özgüdür ve her farklılık bir hastalık ya da cerrahi ihtiyaç anlamına gelmez. Fonksiyonel bir problem olmadan yalnızca estetik kaygılarla yapılan işlemler bazı durumlarda istenmeyen sonuçlara ve cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi doğru bilgilendirme büyük önem taşır. Hastanın beklentileri, şikâyetleri ve anatomik yapısı birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Uygun teknik ve deneyimli bir ekip ile yapılan işlemler, hem güvenli hem de başarılı sonuçlar açısından belirleyicidir" dedi. "Cerrahi yöntemlerle konfor ve özgüven artabiliyor" Genital estetikte en sık uygulanan cerrahi işlemlerden birinin labioplasti olduğunu ifade eden Op. Dr. Özkan, şu bilgileri paylaştı: "Labioplasti, iç dudaklardaki doku fazlalığı, asimetri ve şekil bozukluklarının düzeltilmesini sağlar. Bu durum özellikle dar kıyafet giyerken rahatsızlık yaşayan, hijyen sorunları olan ya da cinsel ilişki sırasında problem yaşayan kadınlarda önemli bir konfor artışı sağlayabilir. Artan konforla birlikte özgüven de yükselir ve bu durum günlük yaşam kalitesine olumlu yansır." Vajinoplasti ve perinoplasti işlemlerine de değinen Op. Dr. Özkan, "Bu işlemler özellikle doğum sonrası gelişen vajinal genişleme ve perine bölgesindeki deformasyonların düzeltilmesinde tercih edilir. Normal doğuma bağlı oluşan doku hasarları ve dikiş izleri bu yöntemlerle giderilebilir" dedi. "Cerrahi dışı uygulamalara yönelim artıyor" Son yıllarda cerrahi dışı yöntemlerin de giderek daha fazla tercih edildiğini belirten Op. Dr. Özkan, bu uygulamaların hızlı ve konforlu olması nedeniyle öne çıktığını söyledi. Özkan, "Genital dolgu, PRP, ip askı ve lazer uygulamaları gibi yöntemler ağrısız ve kısa sürede uygulanabilmeleri sayesinde hastalar tarafından sıkça tercih ediliyor. Bu işlemler sonrasında hastalar günlük yaşamlarına ara vermeden devam edebiliyor" diye konuştu. Bu yöntemlerin farklı şikâyetlere yönelik çözümler sunduğunu belirten Op. Dr. Özkan, "Yaşlanma ya da kilo kaybına bağlı olarak dış dudaklarda oluşan sarkma ve hacim kaybı dolgu uygulamaları ile düzeltilebilir. Vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve haz azalması gibi durumlarda lazer uygulamaları ve PRP etkili seçenekler arasında yer alır" dedi. Ayrıca idrar kaçırma, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar ve vajinal bolluk gibi şikâyetlerde de lazer uygulamalarının tercih edilebildiğini ifade eden Özkan, "Bikini bölgesinde kararma ve renk değişiklikleri yaşayan hastalarda ise vulvar lazer ya da genital peeling uygulamaları yapılabilir" diye konuştu. "Uzman değerlendirmesi şart" Genital estetik uygulamalarında en önemli noktanın doğru hasta seçimi ve kişiye özel yaklaşım olduğunu bir kez daha vurgulayan Op. Dr. Özkan, sözlerini şöyle tamamladı: "Her yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Bu nedenle detaylı bir muayene ve doğru planlama ile ilerlemek gerekir. Uygun hastalarda yapılan doğru uygulamalar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir."
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:17
MUSKİ, Gümbet esnafının korkularına 10 günde son verdi
MUSKİ Genel Müdürlüğü, Bodrum’un turizm açısından en yoğun bölgelerinden biri olan Gümbet Mahallesi’nde yürüttüğü içme suyu ana isale hattı yenileme çalışmalarına, bölge esnafının eylemleri nedeniyle geçici olarak ara vermek zorunda kalmıştı. Esnafın ‘5 ayda bitmez’ diyerek uzun süreceğini düşündüğü Adnan Menderes Caddesi’ndeki çalışmaların ekiplerin yoğun mesaisiyle sadece 10 gün içerisinde tamamlanması karşısında bölge esnafı memnuniyetini dile getirdi. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, turizm bölgelerindeki içme suyu hatlarının yoğun sezon öncesinde yenilenerek bölge esnafının mağduriyet yaşamaması yönündeki talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, projelerini hız kesmeden tamamlamaya devam ediyor. Bu kapsamda, Bodrum ilçesi Gümbet Mahallesi Adnan Menderes Caddesi’nde yürütülen içme suyu ana isale hattı yenileme çalışmalarını ekiplerin yoğun mesaisi sayesinde sadece 10 gün içerisinde tamamlandı. Bölge esnafı çalışmaların kısa sürede tamamlanmasından memnun Bodrum ilçesi Gümbet Mahallesi Adnan Menderes Caddesi’nde, kullanım ömrünü tamamlayan içme suyu ana isale hattında sık sık meydana gelen patlamalar özellikle bölge esnafını zor durumda bırakıyordu. Yaşanan kesintiler nedeniyle artan kayıp-kaçak oranlarının önüne geçmek ve vatandaşların mağduriyetini gidermek amacıyla MUSKİ ekipleri tarafından bölgede 750 metre uzunluğundaki içme suyu ana isale hattının yenilenmesi çalışmalarına başlanmıştı. Çalışmalar sırasında kazı alanında tarihi doku niteliği taşıyan bir lahitin ortaya çıkması, turizm sezonu öncesinde tamamlanması planlanan projede gecikmeye neden oldu. Çalışmaların yeniden başlamasıyla birlikte bazı esnafların ‘turizm sezonu başladı’ ve ‘kazma vurdurmayız’ şeklindeki tepkileri nedeniyle sahada gerginlik yaşandı ve çalışmalar bir süre durduruldu. Ekiplerin sahada yürüttüğü yoğun çalışma temposu ve planlı süreç yönetimi sayesinde proje, belirtilen süreden de önce tamamlandı. Esnafın 3 ay süreceğini ifade ettiği içme suyu ana isale hattı yenileme çalışmaları, vaat edilenden çok daha kısa sürede, 10 gün içerisinde tamamlanarak sıcak asfalt atıldı. Çalışmaların kısa sürede tamamlanmasından memnuniyet duyan bölge esnafı, emeği geçen tüm MUSKİ Genel Müdürlüğü çalışanlarına teşekkür etti. Çalışmaların beklenilenden çok daha hızlı tamamlandığını söyleyen esnaf Erdal Aydın, "Yıllarca su sorunu yaşıyorduk. Bunası turizm yeri. Yollarda devamlı kazılıyordu. 5 günde 10 günde biteceğiz diye söz verdiler. Görünüyor ki bitiriyorlar. Yani 15 günde 20 günde bitecek işi bir haftaya çekmeyi başarabildiler. Teşekkür ederiz" dedi. Bölge esnafının turizm sezonu öncesi yaşamış olduğu endişenin planlanan çalışmanın çok daha hızlı bitirilmesiyle son bulduğunu vurgulayan MUSKİ Genel Müdür Yardımcısı Nuri Kali, "Bir amaç birlikteliğimiz vardı Bodrum ile ilgili. Sürekli suyla gündeme gelen, patlamalarla gündeme gelen Bodrum’u bu gündemden düşürmek, Bodrum’un gerçek değerine, marka değerine kavuşturmasına katkı sağlamaktı. Biz bu isale hatlarını yaptığımız yenileme ile değer kattığımıza inanıyoruz. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz" dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) öncülüğünde gerçekleştirilen Doğu Anadolu Kariyer Fuarı’na (DAKAF’26) katılan Lokman Hekim Van Hastanesi, gençlerin istihdam ve kariyer planlamalarına yönelik yürüttüğü rehberlik çalışmalarıyla ön plana çıktı. Bölgedeki 9 üniversitenin paydaşlığı ve İŞKUR koordinatörlüğünde Expo Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen DAKAF’26, "Gençliğin Üretim Çağı" temasıyla kapılarını ziyaretçilere açtı. 140’tan fazla kurumun yer aldığı organizasyonda Lokman Hekim Van Hastanesi, gençlerle buluşarak profesyonel iş hayatına dair önemli paylaşımlarda bulundu. Fuar boyunca hastane standını ziyaret eden çok sayıda öğrenci ve mezun, sağlık sektöründeki kariyer fırsatları hakkında bilgilendirildi. Gençlere, profesyonel gelişim süreçleri ve sektörün beklentileri konularında rehberlik eden hastane yetkilileri, yeni mezunların iş başvurularını da doğrudan kabul ederek istihdama yönelik somut adımlar attı. Gençlerin geleceğine yönelik sunulan rehberlik faaliyetlerinin yanı sıra, organizasyona gümüş sponsor olarak destek veren Lokman Hekim Van Hastanesinin plaketi, Genel Müdür Ömer Tok’a takdim edildi. Gençlerin iş dünyasına hazırlanması noktasında köprü vazifesi gören hastane, fuarın en çok ilgi gören stantlarından biri oldu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:21
Opr. Dr. Zaim: "Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir"
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
4
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
5
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:56
Uzmanı uyardı: "Rota virüsünden korunmada en etkili yöntem aşıdır"
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:34
Akciğer sağlığı için erken tanı uyarısı: "Hayat kurtarıyor"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, solunum yolu hastalıklarında erken tanının hayati öneme sahip olduğunu vurgulayarak, "Geçmeyen öksürük ya da nefes darlığı gibi belirtiler ihmal edilmemeli. Erken tanı yaşam kalitesini artırır, gereksiz tedavilerin önüne geçer" dedi. Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, özellikle çevresel etkenler, hava kirliliği, sigara kullanımı ve alerjenlerin solunum sistemini ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtti. Son yıllarda hem alerjik hem de kronik akciğer hastalıklarında artış yaşandığını ifade eden Uluışık, erken tanı ve koruyucu yaklaşımın halk sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi. "En sık karşılaşılan solunum yolu hastalıkları" Toplumda yaygın olarak görülen bazı akciğer hastalıklarını sıralayan Uluışık, şu hastalıklara dikkat çekti: "Astım ve KOAH (Kronik obstrüktif akciğer hastalığı), zatürre (pnömoni), alerjik rinit ve alerjik bronşit, tüberküloz, bronşektazi, akciğer kanseri, uyku apnesi." "İnatçı öksürük varsa gecikmeyin" Solunum yolu hastalıklarının genellikle benzer semptomlarla ortaya çıktığını söyleyen Uluışık, "Geçmeyen ya da tekrarlayan öksürük, eforla artan solunum sıkıntısı, gece uykudan uyandıran nefes darlığı, göğüs ağrısı ve sigara kullananlarda balgam artışı dikkat edilmesi gereken işaretlerdir. Bu tür belirtiler varsa gecikmeden bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurmak gerekir" diye konuştu. "Tanı ne kadar erken, başarı o kadar yüksek" Bahar aylarında artan polenlerin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uluışık, "Alerjik rinit, astım ve kronik öksürük gibi sorunlar başka hastalıklarla karıştırılabiliyor. Bu yüzden şikâyetler uzarsa mutlaka alerji ve solunum fonksiyon testleri yapılmalı. Erken tanı tedavi başarısını artırır, organ hasarını önler, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engeller" ifadelerini kullandı. "Basit önlemler hayat kurtarabilir" Göğüs hastalıklarından korunmak için alınabilecek önlemleri de sıralayan Uluışık, şunları önerdi: Sigara içmeyin, içilen ortamlardan uzak durun. Tozlu, kirli ya da kimyasal içerikli ortamlarda mutlaka maske takın. Polen sezonunda açık havada uzun süre kalmaktan kaçının. Evde nemi azaltın, küf oluşumuna karşı önlem alın. Grip ve zatürre aşılarınızı ihmal etmeyin. Düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırın." Solunum ve alerjik hastalıkların yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da hayatı etkilediğine dikkat çeken Uluışık, bilinçli ve düzenli takip ile bu hastalıkların büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini vurguladı.
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:34
Yaz geldi, bayılmalar arttı
Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, hava sıcaklığının artmasıyla bayılma vakalarında artış olduğunu, her bayılmanın ciddi bir hastalık belirtisi olmadığını belirtip bayılma türlerini açıkladı. Artar sıcaklarla birlikte bayılma vakalarında da artış gözlendi. Nem oranının yükselmesi ve vücuttaki sıvı kaybının artması, uzun süre güneş altında kalmak, yetersiz beslenme ve uyku düzeni bayılma riskini arttırıyor. Medicana Sivas Hastanesinde görevli Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, her baygınlığın ciddi bir hastalığın göstergesi olmadığını ifade edip bayılma türleri hakkında bilgiler verdi. "Bayılma nedenlerini bilmek gerekiyor" Osman Yılmaz, bayılmanın insan hayatı boyunca karşılaşılan bir durum olduğunu söyleyerek, "Senkop yani bayılma, bir insanın hayatı boyunca gerek kendisi gerekse yakınları aracılığıyla karşılaştığı bir durumdur. Beyin hücrelerinin ihtiyacı olan su, şeker ve oksijen gibi maddelerin azalması sonucu ortaya çıkan geçici bilinç kaybı halidir. Basit senkop nedenlerini de tanımak önemli. Biyolojik hastalık durumlarına bağlı bayılma nedenleri vardır. Biyokimyasal ve endokrin bozukluklar, kan şekerinin aşırı yükselmesi sonucu oluşan hiperglisemi ve kan şekerinin aşırı düşmesiyle oluşan hipoglisemi de bilinç kaybına yol açabilir. Epilepsi gibi nörolojik hastalıklar da bayılmaya neden olabilir. Kalp ve organ yetersizlikleri, kalp ve damar hastalıkları, doğuştan gelen kalp kapağı sorunları da senkop nedenlerindendir. Psikiyatrik bozukluklar özellikle kadınlarda ve genç kızlarda görülür. Kişinin içinde bulunduğu psikolojik durumdan kurtulamaması bayılmalara yol açabilir" dedi. "Tetikleyen bazı faktörler var" Sıcak havalarda sıvı kaybına bağlı bayılma durumunun ortaya çıktığını belirten Yılmaz, "Basit bayılma nedenlerinden biri de ortostatik hipotansiyondur. Bu durumda kişi oturur ya da yatar pozisyondayken aniden ayağa kalktığında tansiyon düşüklüğü nedeniyle bulunduğu yere tutunamadan bayılır. Bir diğer bayılma türü ise vazomotor senkoptur. Beynin dolaşımı ve kalp işleyişini kontrol edemediği durumlarda ortaya çıkar. En bilinen örnekler kan görme, ani korku ya da aşırı heyecan yaşanmasıdır. Ortostatik hipotansiyonu tetikleyen bazı faktörler vardır. Aşırı yorgunluk, düzensiz uyku, açlık ve sıvı kaybı bu nedenler arasında yer alır. Özellikle yaz aylarında sıvı kaybının artması bu bayılma türünü daha sık hale getirir. Bacak kasları zayıf olan kişilerde bayılma daha kolay gerçekleşir. Uzun süre sporla uğraşan kişilerde kalp atım hızı ortalama 45-50 arasında seyreder. Bu kondisyon açısından iyi bir durumdur ancak bu kişiler oturdukları yerden aniden kalktıklarında kalp hızları aniden yükselemediği için bayılma yaşayabilirler" diye konuştu. "Bilinç kaybı meydana gelebilir" Sıcak havalarda bayılmanın iki temel nedeni olabileceğini ifade eden Yılmaz, "Sıcak havalarda bayılmanın iki temel nedeni olabilir. Biri biyolojik hastalıklara bağlı bayılmalar, diğeri ise basit bayılma halleridir. Güneş çarpması gibi durumlar doğrudan sinir sistemini etkileyebilir. Güneşin başa doğrudan etki etmesiyle bilinç kaybı meydana gelebilir. Bir diğer yaygın neden ise aşırı sıcaklara bağlı sıvı kaybıdır. Sıvı kaybı beyne giden kan akışını azaltır ve bu da bayılmaya yol açar. Bayılan bir kişiye ilk müdahale profesyonel destek gelene kadar yapılmalıdır. Kişinin solunumu ve nabzı kontrol edilmelidir. Rahat nefes alması sağlanmalı, baş hafifçe geriye doğru çekilmeli ve dilin arkaya kaçmaması için baş hafif yana çevrilerek sabitlenmelidir. Sıkı kıyafetler gevşetilmeli, örneğin kravat ya da başörtüsü gibi eşyalar çıkarılmalıdır. Ortam sakin olmalı ve kişinin vücut pozisyonu doğru ayarlanmalıdır. Ayılmayı kolaylaştırmak için ayaklar gövdenin üzerine yükseltilmelidir" şeklinde konuştu.
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:12
Osmaniye’de ilk kez kapalı ameliyatla böbrek tümörü başarıyla alındı
Osmaniye Devlet Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen kapalı cerrahi operasyonuyla 65 yaşındaki böbrek hastası sağlığına kavuştu. Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde yaşayan 65 yaşındaki Fatma Karaköse sol böbreğinde ağrı şikayetiyle Osmaniye Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Papılan tetkiklerde sol böbreğin orta kısmında yaklaşık 3 santimetrelik tümör tespit edildi. Karaköse’ye böbreğin sağlam dokusunu koruyup sadece kitlenin alınacağı ve bu işlemin "laparoskopik parsiyel nefrektomi" kapalı cerrahi yöntemiyle yapılacağı anlatıldı. Ameliyatı kabul eden Karaköse, Osmaniye Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği’nden Dr. Sinan Karazindiyanoğlu liderliğindeki cerrahi ekibin gerçekleştirdiği başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Osmaniye Devlet Hastane ’sinde ilk kez yapılan ve başarılı geçen ameliyat böbrek tümörlerinin tedavisinde minimal invaziv bir yöntem sunarak hastaların iyileşme sürecini hızlandırıyor, tümörlü böbreğinin tamamının alınmasını önlüyor ve konforlu bir tedavi süreci sağlıyor. Türkiye’de belirli merkezlerde yapılabilen bir ameliyatın ilk kez Osmaniye Devlet Hastanesi’nde yapıldığını belirten Dr. Sinan Karazindiyanoğlu, "65 yaşında Fatma Karaköse isimli hastamız, sol yan ağrısı şikayetiyle Kadirli Devlet Hastanesi’ne başvuruyor. Kadirli Devlet Hastanesi’nde yapılan tetkiklerin de sol böbreğinde, böbreğin orta kısmında yaklaşık 3 cm boyutunda bir kitle tespit edilmesi üzerine tarafımıza sevkle başvurdu. Biz yaptığımız inceleme ve tetkikler neticesinde laparoskopik parsiyel nefrektomi ameliyatı hastaya uygulamaya karar verdik. Deneyimli cerrahi ve servis ekibimizle bu ameliyatı gerçekleştirdik. Bu ameliyat kapalı yöntemle yani deliklerden girerek, böbek dokusunu koruyarak yani böbreğin tamamını almadan sadece tümöral kitle kısmını kapalı yöntemle çıkarıp hastamızı minimal invaziv bir şekilde bu ameliyatı gerçekleştirmeyi içerir. Ameliyatımız başarılı geçti. Hastamızın bu ameliyatın avantajlarından biri postop. Post operatif dönemde daha az ağrısının olması, daha az kanamanın olması ve daha çabuk hastaneden taburcu edilmeye imkan sağlamasıdır. Laparoskopik parsiyel nefrektomi ameliyatı daha önce sadece Türkiye’de belirli merkezlerde yapılabilen bir ameliyattı. Bundan sonra Osmanlı Devlet Hastanemizde de bu ameliyatın yapılacağını halkımıza duyuruyoruz. Endikasyon dahilinde tarz vakaları çevre illerden de sevkle bekliyoruz. Bu konuda gerekli deneyim ve gerekli ekipmana sahip olduğumuzu belirtmek isterim" dedi.
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:10
Osmaniye’de ilk kez kapalı ameliyatla böbrek tümörü başarıyla alındı
Osmaniye’de ilk kez böbreğinde 3 cm tümör tespit edilen 65 yaşındaki hasta, gerçekleştirilen "Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi" kapalı cerrahi operasyonlarla böbrek fonksiyonları korunarak sağlığına kavuştu. Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde yaşayan 65 yaşındaki Fatma Karaköse’nin sol böbreğinde 3 santimetrelik tümör tespit edildi. Fatma Karaköse’ye böbreğin sağlam dokusunu koruyup sadece kitlenin alınacağı ve bu işlemin kapalı laparoskopik yöntemle uygulanacağı anlatıldı. Ameliyatı kabul eden Karaköse’ye Osmaniye Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği’nden Dr. Sinan Karazindiyanoğlu liderliğindeki cerrahi ekip tarafından gerçekleştirilen operasyon, başarılı bir şekilde tamamlandı. Osmaniye Devlet Hastane ’sinde ilk kez yapılan ve başarılı geçen ameliyat böbrek tümörlerinin tedavisinde minimal invaziv bir yöntem sunarak hastaların iyileşme sürecini hızlandırıyor, tümörlü böbreğinin tamamının alınmasını önlüyor ve konforlu bir tedavi süreci sağlıyor. Türkiye’de belirli merkezlerde yapılabilen bir ameliyatın ilk kez Osmaniye Devlet Hastanesi’nde yapıldığını belirten Dr. Sinan Karazindiyanoğlu, "Hastamız 65 yaşında Fatma Karaköse isimli hastamız, sol yan ağrısı şikayetiyle Kadirli Devlet Hastanesi’ne başvuruyor. Kadirli Devlet Hastanesi’nde yapılan tetkiklerin de sol böbreğinde, böbreğin orta kısmında yaklaşık 3 cm boyutunda bir kitle tespit edilmesi üzerine tarafımıza sevkle başvurdu. Biz yaptığımız inceleme ve tetkikler neticesinde Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi ameliyatı hastaya uygulamaya karar verdik. Deneyimli cerrahi ve servis ekibimizle bu ameliyatı gerçekleştirdik. Bu ameliyat kapalı yöntemle yani deliklerden girerek, böbek dokusunu koruyarak yani böbreğin tamamını almadan sadece tümöral kitle kısmını kapalı yöntemle çıkarıp hastamızı minimal invaziv bir şekilde bu ameliyatı gerçekleştirmeyi içerir. Ameliyatımız başarılı geçti. Hastamızın bu ameliyatın avantajlarından biri postop. Post operatif dönemde daha az ağrısının olması, daha az kanamanın olması ve daha çabuk hastaneden taburcu edilmeye imkan sağlamasıdır. Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi ameliyatı daha önce sadece Türkiye’de belirli merkezlerde yapılabilen bir ameliyattı. Bundan sonra Osmanlı Devlet Hastanemizde de bu ameliyatın yapılacağını halkımıza duyuruyoruz. Endikasyon dahilinde tarz vakaları çevre illerden de sevkle bekliyoruz. Bu konuda gerekli deneyim ve gerekli ekipmana sahip olduğumuzu belirtmek isterim." Dedi.
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:51
"Araçta bırakılan çocuklar dakikalar içinde hayati tehlikeyle karşı karşıya"
"Yaz mevsiminde artan sıcaklıklar çocuklarda sıvı kaybı, güneş yanığı ve sıcak çarpması gibi sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Ancak basit önlemlerle çocuklar yazı sağlıklı geçirebiliyor" diyen Uzm. Dr. Belgin Özbek, yaz aylarında çocuk sağlığını korumak için alınması gereken önlemlere dikkat çekti. "Araçta bırakılan çocuklar dakikalar içinde hayati tehlikeyle karşı karşıya" dedi. Yüksek sıcaklıklar, çocuklarda sağlık sorunlarına yol açabiliyor. "Güneşin dik geldiği saatlerde dışarıda bulunmak, yeterli sıvı alınmaması, mevsim şartlarına uygun olmayan giysiler veya korunmasız güneşe maruz kalma gibi faktörler özellikle çocukları sıcak havalarda savunmasız hale getirebiliyor" diyen Medicana Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Özbek, yaz aylarında çocuk sağlığının korunmasına yönelik ailelerin dikkat etmesi gereken temel konulara değindi. "Çocuklar yetişkinlere göre çok daha hızlı şekilde su kaybeder" Uzm. Dr. Belgin Özbek, yaz sıcaklarında çocukların daha kolay sıvı kaybına uğradığını belirterek şöyle konuştu: "Sıcak havalarda çocuklar yetişkinlere göre çok daha hızlı şekilde su kaybeder ve bu da halsizlik, baş ağrısı, bayılma gibi sorunlara neden olabilir. Bu dönemde çocukların sık sık su içmeleri sağlanmalı, doğrudan güneş ışınlarına maruz kalmamaları için gölgede zaman geçirmelerine özen gösterilmelidir." Sıvı kaybına karşı önlem alınmalı Uzm. Dr. Belgin Özbek, yaz sıcaklarında çocuklarda terlemeyle artan sıvı kaybının ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade ederek "Günlük su tüketimi yaşa ve kiloya göre düzenlenmeli. Sade suyun dışında doğal meyve suları, süt gibi sıvılar da tercih edilebilir ancak şekerli ve gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır" dedi. Güneş koruyucu önlemler ihmal edilmemeli Güneşe maruz kalmanın çocuklarda cilt yanıklarına neden olabileceğini belirten Uzm. Dr. Belgin Özbek, geniş kenarlı şapka, güneş gözlüğü ve çocuklara uygun güneş koruyucu kremlerin kullanımının önem taşıdığını söyledi. Güneş ışınlarının en dik geldiği saatlerde (11.00-16.00 saatlerinde) çocukların dışarıya çıkarılmaması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Belgin Özbek, açık renkli ve ince giysilerin tercih edilmesinin çocuğun vücut ısısını dengelemek açısından faydalı olduğunu kaydetti. Oyun saatlerine dikkat edilmeli Dış mekân aktiviteleri için en uygun zamanın sabah erken saatler ya da akşam serinliği olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Belgin Özbek, çocukların özellikle öğle saatlerinde dışarıda oynatılmaması gerektiğini kaydetti ve ekledi: "Bu saatlerde dış ortam sıcaklığı çok yüksektir ve çocuklarda sıcak çarpması riski artar. Bu nedenle oyun saatleri iyi planlanmalı, gölgeli ve serin alanlar tercih edilmelidir." Araçta yalnız bırakmak hayati risk taşıyor Uzm. Dr. Belgin Özbek, yaz aylarında en ciddi risklerden birinin çocukların araç içinde bırakılması olduğunu hatırlatarak "Park edilmiş araçların içindeki sıcaklık, dakikalar içinde tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Hiçbir durumda çocuklar araçta yalnız bırakılmamalıdır. Bu durum sıcak çarpması ve hatta hayati tehlike doğurabilir" uyarısında bulundu. Hafif ve serinletici besinler tercih edilmeli Ağır, yağlı ve sindirimi zor yemeklerin yerine yaz aylarında çocuklar için sebze ağırlıklı, hafif protein içeren ve bol meyve içeren beslenme önerisinde bulunan Uzm. Dr. Belgin Özbek diğer uyarılarını şöyle sıraladı: "Özellikle karpuz, kavun, salatalık gibi su oranı yüksek gıdaların tercih edilmesi hem sıvı ihtiyacını karşılar hem de serinletici etki sağlar. Beslenme dışında çocuklar gün içinde sıkça serin suyla duş almalı. Bu hem vücut ısısını dengeler hem de ferahlama sağlar. Bunun yanında sıcak çarpması, güneş yanığı veya sıvı kaybına bağlı bayılma gibi durumlara karşı aile bireylerinin temel ilk yardım bilgisine sahip olması da önemlidir. Bu tür durumlarda zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması büyük önem taşır."
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:49
Akhisar Devlet Hastanesinde bir ilk başarıldı
Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi, kalın bağırsak kanserinde kapalı cerrahi yöntemini başarıyla uygulayarak ilçede bir ilke imza attı. Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi kalın bağırsak kanserinde bir ilki başardı. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ender Bademkıran ve ekibi tarafından gerçekleştirilen ameliyatla, kolonoskopi sonrası rektosigmoid bileşkede kötü huylu tümör tespit edilen 63 yaşındaki kadın hasta, yalnızca 4 küçük kesi ile kapalı yöntemle ameliyat edildi. Hasta, ameliyatın ardından beşinci günde sağlıklı şekilde taburcu edildi. Dünya genelinde son 15 yıldır yaygın olarak uygulanan laparoskopik cerrahinin artık Akhisar’da da uygulanabiliyor olması, farklı illere tedaviye giden ilçedeki vatandaşlar için büyük bir kazanım oldu. Op. Dr. Ender Bademkıran; hastanede mevcut cerrahi ekip olan Op. Dr. Halil İbrahim Çabuk, Op. Dr. Tolga Güçoğlu ve Op. Dr. Ekin Ulusoy ile birlikte; fıtık, safra kesesi ve apandisit ameliyatlarının rutin olarak kapalı yöntemle yapıldığını belirtti. Ayrıca yakın zamanda mide fıtığı ve reflü cerrahilerinin de bu yöntemle gerçekleştirilmesinin planlandığını ifade etti. "Sağlıkta ilkleri başarmaya devam edeceğiz" Hastane Başhekimi Uzm. Dr. Hamza Bambal yaptığı açıklamada, "Bu tür nitelikli ameliyatların ilçemizde yapılabiliyor olması bizim için büyük bir onur. Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi olarak bugüne kadar vatandaşlarımıza kaliteli sağlık hizmeti sunma gayretinde olduk ve bu anlayışla yolumuza devam ediyoruz. Değerli hekimlerimiz ve deneyimli sağlık ekibimizle birlikte, sağlık hizmetlerimizi Avrupa standartlarında sunmaya ve Akhisar’da ilkleri gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Tüm vatandaşlarımıza sağlıklı günler diliyorum" dedi.
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:15
Akrep zehrinden umut doğdu
Dr. İlker Mamur’un öncülüğünde geliştirilen akrep zehri temelli özel gıda takviyesi, kanser tedavi sürecinde bağışıklığı destekleyerek hastaların yaşam kalitesini artırıyor. Klinik ortamda uygulanan bu doğal takviye, 4,5 yıl süren bilimsel gözlem ve deneyim sonucu hayata geçirildi. Türkiye’de, 4,5 yılı aşkın süredir süren bilimsel gözlem, hasta deneyimi ve içerik geliştirme süreçleri sonucunda akrep zehri temelli özel bir gıda takviyesi formülü geliştirildi. Ankara’da bulunan Dr. İlker Mamur liderliğinde yürütülen bu çalışmalar, Küba’daki uygulamalara benzerlik gösterse de, ciddi yan etkiler oluşturmadan çok daha etkili sonuçlar vadediyor. Akrep zehrindeki peptitlerin gücü Formülün temelini, akrep zehrinde doğal olarak bulunan bazı protein ve peptitlerin bağışıklık sistemiyle etkileşimi oluşturuyor. Bu bileşenler, klinik değerlendirmelerde iltihabi yanıtı azaltma, bağışıklığı destekleme ve hücre yenilenmesini tetikleme gibi etkilerle dikkat çekti. Klinik uygulamalarında bu özel takviyenin, kanser hastalarında tedavi sürecine destek olarak, halsizlik ve yorgunluğun hafiflemesi, bağışıklık sisteminin korunmasına katkı, kemoterapiye bağlı yan etkilerin azalması ile ağrı, iştah kaybı ve uyku bozukluklarında iyileşme sağladığı belirtiliyor. Dr. Mamur, "Bu destekleyici uygulama, hastaların yaşam kalitesini artırmada önemli bir rol oynuyor. Ancak her bireyin ihtiyacı farklı olduğundan uygulama yalnızca hekim kontrolünde ve kişiye özel planlamayla yapılmaktadır." dedi. Satışı yok, yalnızca klinik uygulama Bu özel formül, şeker, kolajen ve ardıç katranı gibi doğal içeriklerle desteklenerek kontrollü dozlarda uygulanıyor. Ürün sadece ilgili klinikte kullanılıyor, satışı veya evde kullanımı bulunmuyor. Laboratuvar çalışmaları halen devam ederken, temel hedefin insan sağlığına saygılı, yan etkisiz ve bilimsel temellere dayalı bir destek mekanizması kurmak olduğu belirtiliyor. Dr. Mamur, "Doğal olanla bilimin dengesini koruyarak ilerlemek istiyoruz." diyerek bu alandaki kararlılıklarını vurguladı.
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:01
Boğulma vakalarına karşı uzmanından uyarılar
Yaz aylarının gelmesi ile birlikte her yıl onlarca kişi boğularak hayatını kaybediyor. Of Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Şaban Uysal içinde bulunduğumuz yaz döneminde boğulma vakalarına dikkat çekerek açıklamalarda bulundu. Of Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Şaban Uysal yaz aylarında yaşanan boğulma vakalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, "Suda boğulmaların büyük çoğunluğu kaza sonucu gerçekleşmekte olup ölümlerin büyük bir kısmı da 20 yaş altında ve özellikle 1-4 yaş aralığı ile 15-19 yaş aralığında olmaktadır. Suda boğulmaların en sık sebepleri; Yüzme bilmeyenlerde, derinliği ve zemin yapısını bilmedikleri alanda serinlemek istediğinde olur. Yüzme bilenlerde ise, akıntı, dibi balçık yapılı zemin, çarpma, kramp, suda riskli hareketler, baygınlık, epilepsi, kalp hastalıkları ve su sporları kazaları gibi sebepler ile olmaktadır. Boğulmalar tatlı su ya da tuzlu suda olabilmektedir" dedi. Boğulma tip olarak ikiye ayrılır Boğulmanın tip olarak kuru boğulma ve su yutarak boğulma olarak ikiye ayrıldığını belirten Uysal, "Kuru boğulma, suda boğulmaların yüzde 20’sini oluşturur. Çok az su yutulduğu halde boğazda spazm olur ve akciğerlere hava girişi olmaz. Su yutarak boğulma ise boğulmaların yüzde 80’ini oluşturur. Çok su yutulup yutulan suyun miktarı kadar tatlı su veya tuzlu su olması, içeriğinde mikrop veya yosun olup olmaması da önemlidir. Tatlı su boğulmalarında, akciğere gelen kan tamamen temizlenmeden tekrar dolaşıma katılır. Damarlar tarafından kan fazla çekilip dolaşıma geçer. Kalp yetmezliği gelişir. Hayati tehlikesi tuzlu suya göre daha erken olur. Tuzlu su boğulmalarında ise yutulan sudaki yoğunluk fazla olduğu için kan, damarlardan akciğere fazla sızar. Bu durum uzun sürebilir. Her iki durumda da vücut oksijensiz kalır. Karbondioksit kanda yükselir. Organ yetmezliği ve kalp durması olur. Tuzlu su ile boğulma olayını atlatanların 48 saat gözlem altında bulundurulması gerekmektedir" diye konuştu. İlk yapılması gerekenler Boğulma anında ilk yapılması gerekenleri de vurgulayan Uysal, "Suda boğulmakta olan bir kişiye ilk yapılması gereken, can yeleği, can simidi gibi batmaz bir cisim ya da yüzme aracı verilmelidir. Bunlar da yoksa uzun sopa, kayık küreği ve ip gibi araçlar ile de yardım edilebilir. Yüzerek can kurtarma yöntemlerini bilmeyenlerin suya atlayarak kazazedeyi kurtarmaya çalışmaları yanlış bir durum olup çoğu kez kurtarıcının da hayati tehlikesine neden olmaktadır. Su yutmuş kişi sudan çıkarılır çıkarılmaz; Ağzındaki takma diş, yabancı cisimler hemen çıkarılmalıdır. Boyun kısmında omurga yaralanması olabileceği unutulmamalıdır. Başı iyice arkaya yatırılıp ensesinin altına destek amaçlı katlanmış elbiseler konabilir. Alt çenesi iki elle kavranıp aşağı ve geriye çekilir. Suni solunum ve kalp masajına en kısa zamanda başlanmalıdır. Bu işlemler bu konuda bilgi ve tecrübesi olan kişiler tarafından yapılmalıdır. Mümkünse bu işlemler iki kişi tarafından yapılmalı ve en az bir saat sürmelidir. Yeterli kan dolaşımı hızlıca sağlanmalıdır. Uygun koşullar sağlanınca da kazazede hastaneye nakledilmelidir. Vücut ısısı düşük olan boğulma tehlikesi atlatanları battaniyeye sarıp ısıtmak diğer önemli bir durumdur" ifadelerini kullandı. Doğru bilinen yanlışlara da dikkat çeken Of Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Şaban Uysal, "Akciğere dolan suyu; kazazedeyi baş aşağı pozisyona getirerek çıkarmaya çalışmak zaman kaybı olup, özellikle mideye kaçan suyun boşalmasını sağlamaktan başka bir işe yaramamaktadır. Ayrıca bu yapay solunum ve kalp masajı ile hayata döndürülebilecek vakalarda da gecikmeye neden olmaktadır. Boğulma riski atlatanlar hemen eve gitmemeli, en az 24-48 saat hastanede gözlem altında tutulmalıdır. Özellikle çocukların mutlaka yüzmeyi bilen kişiler ve ebeveynlerin kontrolünde yüzmesi, her ne kadar yüzmeyi çok iyi bilsek de boğulma riskinin her zaman olduğunu düşünerek çok dikkatli olunmalı" dedi.
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:36
Kavurucu sıcaklarda buzla serinlemek isteyenler dikkat!
Meteoroloji Genel Müdürlüğü Türkiye genelinde yüksek sıcaklıklara karşı uyarırken uzmanlar sıcak çarpmaları ve özellikle sıcaklarda çalışanlar olmak üzere vatandaşların serinlemek için buz kullanmasıyla ilgili bilgi verdi. Acil Tıp Uzmanı Dr. Nazmiye Özcan, "Güneş çarpmaları çok hafif seyredebileceği gibi ölümcül olabilecek dereceye de ulaşabilir. Son günlerde artan sıcaklıkla beraber bu konularda daha sık başvurular almaktayız. ‘Vücut ısısı arttı, buz uygulayarak tedavi edelim’ diye düşünülüyor. Çok dikkatli olunması gereken bir uygulama, yarar yapacağız derken hastaya daha fazla zarar verebilirsiniz. Sıcaklarda çalışanlar çok zor şartlarda çalışıyorlar ancak buz kütlelerinden ziyade daha ılık suyla ıslatılmış şeyler tercih ederlerse daha doğru olacaktır. Bir uyarı da çocukları arabalarda bırakanlara; çocukların sıcak çarpmasını etkileyecektir ölüme kadar gidebilir" dedi.
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:22
İHA’ya verdiği röportaj sonrası minik Zeynep’e ilk yardım elini Doç. Dr. Akdağ uzattı
Eskişehir’de doğuştan iki kulağının kepçesi olmayan, ancak takılan cihazla çok az duyabilen minik Zeynep’e ilk yardım elini Konya Selçuk Üniversitesi (SÜ) Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Akdağ uzattı. Anne Nurten Demir, maliyeti 750 bin TL olan kulak kepçesinin birini Doç. Dr Akdağ’ın karşılama sözünü verdiğini, kulağın kanal yolu için de İstanbul’daki bir merkezle görüşüp kayda değer bir indirim aldıklarını anlatarak seslerini duyurdukları için İhlas Haber Ajansı’na teşekkür etti. Odunpazarı ilçesi Erenköy Mahallesinde yaşayan ve doğuştan kulak kepçeleri olmayan 7 yaşındaki Zeynep Demir’in annesi Nurten Demir, Erenköy Mahalle Muhtarı Sıdıkanur Karabulut aracılığıyla İhlas Haber Ajansı muhabirine ulaşmış, verdiği röportajda kızının tek kulağının tedavisi için en az 1 milyon 200 bin lira gerektiğini belirtmişti. Maddi durumlarının kötü olduğunu söyleyen anne Demir İHA’ya verdiği röportaj sonrası, bir televizyon programına katılmış, aileye ulaşan ve Türkiye’de bu ameliyatı yapabilen sayılı doktorlardan SÜ Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Akdağ, minik Zeynep’i muayene etmek için kliniğine davet ederken, ameliyatı konusunda yardımcı olabileceğini belirtmişti. Bir kulak kepçesi doktordan diğer kulak aileden Konya’ya gidip Doç. Dr. Osman Akdağ ile görüşen Nurten Demir ve kızı Zeynep, tek kulağın masrafları olan 750 bin TL’nin doktor tarafından karşılanacağı sözünü aldı. Aile diğer kulağın masraflarını karşılayacak. Öte yandan İstanbul’daki bir merkezde de kulağının kanal yolu açılacağı konusunda söz alan anne Demir, yapılan görüşmelerde de kayda değer bir indirim aldı. Yapılan haberler sonrasında kızının tedavisi için ülkenin 4 bir yanından yardım, telefon alan ve son olarak tedavisi için gerekli yerlerden indirim sözleri alan anne Nurten Demir İhlas Haber Ajansı’na seslerini duyurdukları için teşekkür ediyor. "Zeynep’in kulağı açılabilir artık büyümüş’ dediler" Kulağı yapılacağı için oldukça heyecanlı olan 7 yaşındaki Zeynep Demir, "Annemi çok seviyorum, çok mutluyum kulağım açılacağı için. Vapura bindik sonra doktora gittik, babaanneme gittik, Hilal ablama gittim. ‘Zeynep’in kulağı açılabilir artık büyümüş’ dedi" ifadeleri ile heyecanını paylaştı. "1 milyon 500 TL harcayacağımıza 750 bin harcayacağız" Konuyla alakalı konuşan Zeynep Demir annesi Nurten Demir, "Sizlerin sayesinde Konya’ya gittik Osman hocayla görüştük. Sağ olsun Osman hocamız da çok güzel ilgilendi bizimle tek kulağının sözünü verdi. Ameliyat çok maliyetli zaten, hocamız ‘Benim sizin için yapabileceğim bu, tek kulağı bende olacak tek kulağını siz kendiniz yaptırırsınız’ dedi. Çünkü hastane masrafları da var, ben ameliyatın sözünü size veriyorum dedi. Şu an fiyat 750 bin diye biliyorum, benim sorduğum zaman öyleydi şu anki fiyatı bilmiyorum. 1 milyon 500 TL harcayacağımıza 750 bin harcayacağız, sadece kepçesi için. İstanbul’a gittik kanal yolu için orada Serkan hocamız var onla görüştük" dedi. "Tek kulağı için başta 750 bin dediler" Kulağın kanal yolu açılması için İstanbul’daki bir merkezden indirim sözü aldığını belirten anne Demir, "Daha önceden de görüşmüştük zaten uygun bulmuştu kanal yolu açılımına. Çünkü Zeynep cihazsız da yüksek sesleri duyabiliyor. Benim çabam o yüzden zaten öyle bir şansı var, biz de o yolları deniyoruz. Doktorumuzun da gayet başarılı olduğunu biliyorum. Tekrar randevu aldık gittik, sağ kulağı daha uygun olduğu için ameliyat gününü Ağustos’un 5’ine aldık. Zeynep çünkü bir kere ameliyat olmayacak dört kere ameliyat olacak toplamda belki daha fazla sürecek. Şimdi kanal yolu olacak, bir sene sonra diğer kanal yolunu olacak ondan sonra tekrar Osman hocayla yollarımız devam edecek. Orda da kaburgadan kıkırdak alınacak. Bizim için oradaki 1 lira bile çok önemli olduğu için dedik in çık Zeynep hiç önemli değil kızım biz senin için bu yoldayız. Çıktık oradan ‘Anne kulağınla duymak nasıl bir duygu’ dedi. ‘Kızım biz buradan çıkacağız bir ay sonra Allah’ın izniyle o duyguyu alacaksın.’ Çünkü ben bir ay sonra Zeynep’in tek kulağıyla da belli bir seviyede duyabileceğine inanıyorum. ‘Ben heyecanlıyım anne de sen neden bu kadar heyecanlısın kulağı açılacak olan benim’ diyor. ‘Ben senin için çabalıyorum onun için heyecanlıyım bu kadar’ dedim. Oradan çıktıktan sonra İstanbul’u fethettik. Suyu çok seviyor, ameliyattan sonra bir sene suya girmesi yasak olacak. O yüzden biraz daha yaz dönemi geçsin diye Ağustos’un 5’ine aldık. Hoca da ‘Bir ayda iyileşme sürecini tamamlar okuluna gidebilir sıkıntı olmaz’ dedi" ifadelerini kullandı. "Sesimizi duyurduk sayenizde güzel şeyler oluyor" Son olarak herkese teşekkür eden Nurten Demir şöyle konuştu: "Herkese çok teşekkür ediyorum. Bizim destekçimiz çok maddi olarak, manevi olarak o kadar çok insan bizim arkamızda ki Zeynep’in arkasında ama biz yine de çok yetersiz kalıyoruz. İnanın destek olmak isteyen insanlar küçümsemesin bizlere yapacağı şeyleri, biz bu yolda onlar sayesinde belli bir yerlere gelebildik yoksa bizim için o hastane hayal gibi bir şeydi. Gerçekten fazla lüks bir yer ama doktorumuz çok başarılı onun için de yapacak bir şeyimiz yok. Çok teşekkür ediyorum Sıdıka hanıma, Osman abiye, sizi buraya getirmeye vesile olanlara, hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sesimizi duyurduk sayenizde güzel şeyler oluyor."
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:22
Kavurucu sıcaklarda uzmanından kritik uyarı
Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıkların etkili olduğu bu günlerde vatandaşları uyaran Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ekin Sayer, su tüketimine dikkat çekti. Yaz aylarının gelmesi ile birlikte hava sıcaklıkları hissedilir bir biçimde yükselmeye başladı. Kimi zaman mevsim normallerinin üzerine çıkan sıcaklıklar, insanların günlük hayatını da olumsuz yönde etkiliyor. Özellikle güneşin en tepede olduğu öğle saatlerinde vatandaşlar serinlemenin yolunu arıyor. Ülkemizin birçok bölgesinde oldukça sıcak geçen yaz mevsiminde özellikle kronik rahatsızlıkları olanların ve çocukların dikkat etmesi gerekenler hakkında Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ekin Sayer önemli bilgiler verdi. Su tüketiminin oldukça önemli olduğuna değinen Sayer, güneşin en tepede olduğu zamanlarda dışarı çıkılmaması gerektiğine vurgu yaptı. "Günde en az 2-2,5 litre su tüketmeye özen göstermeliyiz" Beslenme ve Diyet Uzmanı Ekin Sayer, "Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla vücudumuzda sıvı kaybı da doğru orantılı olarak artıyor. Bu durum baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk ve tansiyon dengesizliklerine yol açabiliyor. Yaz aylarında dikkat edilmesi gereken en temel nokta bol su tüketimi. Her zaman vurguladığımız gibi, günde en az 2-2,5 litre su tüketmeye özen göstermeliyiz. Suyun yanı sıra şekersiz kompostolar, maden suyu, ayran ya da bunların karışımları; örneğin maden suyuyla ayran, taze naneli veya fesleğenli limonlu sular hem ferahlatıcı olur hem de sıvı tüketimini destekler. Ayrıca sıvı kaybına bağlı elektrolit dengesizliklerinin düzelmesine de yardımcı olur. Bu dönemde ağır, yağlı ve kızartma türü yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Sıcak havalarda bu tür yiyeceklerin sindirimi daha zor hale gelir. Bunun yerine sebze, lif ve protein ağırlıklı, dengeli tabaklara yönelmek çok daha iyi olur" dedi. "Çay ve kahve fazla tüketiyorsanız su tüketimini artırmalısınız" Ferahlamak için soğuk çay ve kahve tüketiminin yaz aylarında oldukça arttığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Sayer; " Ancak bu durum, kafein ve şeker alımını artırabilir. Şekersiz soğuk kahve veya çaylar tercih edilebilir. Kafein, diüretik etkisiyle vücuttan ekstra su atımına neden olur. Bu nedenle, kafeinli içecekler fazla tüketildiğinde su daha fazla içilmelidir." dedi. "Çocuklara su içmelerini hatırlatmalısınız" Yaz döneminde, güneşin en tepede olduğu 11:00-15:00 saatleri arasında, özellikle çocukların dışarıda fazla vakit geçirmemesini öneren Diyetisyen Sayer sözlerine şöyle devam etti; "Çocuklar su içmeyi bazen unutabiliyor. Yetişkinler kendilerine hatırlatmalar yapabilir, ancak çocuklar dışarıda oynarken su içmeyi sıkça atlayabiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin bu konuda daha bilinçli olmaları ve sürekli hatırlatma yapmaları gerekiyor". Diyetisyen Sayer, kronik rahatsızlığı olanların bu sıcak günlerde kendilerine çok daha fazla dikkat etmeleri gerektiğinin altını çizerken; "Örneğin böbrek yetmezliği olan hastalar, bu dönemde daha dikkatli olmalı. Çünkü bu hastalarda hem sıvı hem de sebze-meyve kısıtlaması söz konusu. Bu kişiler için yaz aylarında daha özenli davranılmasını önemle tavsiye ediyoruz. Su tüketimi önerileri kişiye göre değişir. Genel olarak, kilo başına günde 30-35 ml su tüketimini tavsiye ediyoruz. Ancak ağır antrenman yapanlar veya sporcularda elektrolit dengesizlikleri oluşabiliyor. Bu durumda ev yapımı sporcu içecekleri tercih edilebilir. Örneğin, maden suyu, elma suyu, bal ya da pekmez karıştırılarak hazırlanmış sporcu içecekleri kullanılabilir." diye konuştu. "Meyve porsiyonlarına dikkat etmek gerekiyor" Son olarak sıcak havalarda dengeli beslenmenin önemine de değinen Sayer, "Dengeli beslenme çok önemli. Mevsiminde sebze ve meyve tüketimi, hem sporcularda hem de sağlıklı bireylerde büyük önem taşıyor. Yaz aylarında bu konuda şanslıyız; su oranı yüksek domates, salatalık, semizotu, çilek, kiraz, karpuz gibi sebze ve meyvelerin tüketimini artırabiliriz. Yazın ferahlatıcı meyveler cazip gelse de porsiyon kontrolü çok önemli. Özellikle diyabet ya da insülin direnci gibi bir rahatsızlığınız varsa, meyve porsiyonları kısıtlanmalıdır" ifadelerini kullandı.
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:09
Her beş katarakttan biri güneş ışığı kaynaklı
Uz. Dr. Hülya Deveci, güneşin bunaltan ısı etkisinin yanında ışınlarından da korunmanın göz sağlığı açısından önemini hatırlattı. Tehlikeli olan ultraviole (UV) yani mor ötesi radyasyona dikkat çeken Uz. Dr. Deveci, "UV radyasyon güneş ışınlarının yüzde 5’ini oluşturmasına rağmen çok tehlikelidir. Zararlarını kısa, orta ve uzun dönemde farklı hastalıklarla görebiliriz. En iyi korumayı sağlamak için, güneş gözlükleri, UV 400 koruması sunan camlara sahip olmalıdır. Aksi taktirde güneş gözlüğü sadece bir aksesuar olur." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Deveci, güneşin göz sağlığına zararlı olan ışınları konusunda bilgi verdi. Güneş ışığının gözle görebildiğimiz ve göremediğimiz kısımlardan oluştuğunu belirten Uz. Dr. Deveci şöyle konuştu: "İnsan gözü 400 nm ile 760 nm arasında dalga boylarına sahip ışıkları görür. 400 nm altında ise ultraviole (UV) yani mor ötesi radyasyon başlar. UV radyasyon güneş ışınlarının yüzde 5’ini oluşturmasına rağmen çok tehlikelidir. Ozon tabakasındaki incelmeyle birlikte atmosferden geçip dünyamıza gelen bu ışınlar artmaktadır. Yaz aylarında açık havalarda ve yansımanın fazla olduğu kar ve deniz bulunan yerlerde gözümüze daha fazla girer. UV ışınları radyasyon etkisi ile vücuda zarar verirler. Kısa dalga boylu ve yüksek enerjilidir. Hücre DNA’sına zarar verir. Güneş ışınları atmosferi geçerken, UVC’nin tümü ve UVB’nin büyük çoğunluğu ozon tabakası, su buharı, oksijen ve karbondioksit tarafından emilir. UVA ise atmosfer tarafından filtre edilmez. UVA (320-400 nm) ışınları, en uzun dalga boyuna sahip olan UV ışınlarıdır. Atmosfer tarafından büyük ölçüde emilirler, ancak yüzeye kadar ulaşabilen ve cildimizin derinlerine nüfuz edebilen UV ışınlarıdır. Uzun süreli maruziyetleri cilt yaşlanmasına, kırışıklıklara ve göz hasarına neden olabilir. UVB (280-320 nm): Bu ışınlar, orta dalga boylarına sahip olan UV ışınlarıdır ve atmosfer tarafından kısmen emilirler. UVB ışınları, cildimizi yakabilecekleri ve güneş yanıklarına neden olabilecekleri için daha zararlıdır. UVB ışınları, cilt kanseri riskini de artırabilir. UVC (100-280 nm) ışınları ise en kısa dalga boylarına sahip olan UV ışınlarıdır. Atmosfer tarafından tamamen emilirler ve yeryüzüne ulaşmazlar." Ultraviolenin yol açtığı hastalıklar Işınlar hakkında bilgi verdikten sonra zararlı etkilerine de değinen Uzm. Dr. Deveci, güneş ışınlarının göze olumsuz etkilerinin hemen görülebileceği gibi orta ve uzun dönemde de ciddi sorunlarla karşımıza çıkabileceğini kaydetti. Deveci kısa ve orta dönemde çıkabilecek zararları şöyle sıraladı: "Kısa dönemde görülen olumsuzluklardan biri Uv kerokojonktivitidir. Bu rahatsızlıkta epitel tabakası tahriş olur ve gevşer. Deride oluşan güneş yanıklarına benzer. Korneada kuruluk, kaşıntı, batma, yanma, ağrı, kanlanma gibi şikayetler gelişir. Birkaç günde ilaç tedavisiyle düzelir. Kısa dönemde görülen bir başka zarar ise kornea epitelinde hasara yol açmasıdır. Korunmasız olarak kaynak yapma ya da karda uzun süre kalma sonrasında oluşur. Bu durumda kaynakçılarda ve kar sporları ile uğraşanlarda sık rastlanır ve bu duruma kar körlüğü adı verilmektedir. Bu durum oldukça ağrılı olup 8-12 saat içinde kendiliğinden iyileşir. Zararlı güneş ışınlarına maruz kalma orta dönemde konjonktivada kalınlaşma ve göz eti (pterjium) oluşmasına neden olabilir. Ayrıca gözleri devamlı kısarak bakmak göz çevresinde kırışıkların artmasına ve buradaki cildin erken yaşlanmasına neden olacaktır." Kataraktın yüzde 20’si güneş ışınlarından Işınların uzun vadede yol açtığı göz hastalıklarından birinin göz kapak tümörü olduğunu belirten Uzm. Dr. Deveci, "Uzun dönemde ise karşımıza üç önemli hastalık çıkar. Biri göz kapak tümörüdür; ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre maruz kalmak, hem iyi huylu hem de kötü huylu göz kapağı tümörleri için önemli bir risk faktörüdür. Bir diğeri sarı nokta hastalığıdır. Sarı nokta hastalığı tıp dünyasında "makula dejenerasyonu" olarak bilinen ve genellikle yaşa bağlı olarak gelişen bir göz rahatsızlığıdır. Gözün retina tabakasının merkezinde yer alan makula bölgesindeki hücrelerin bozulması sonucunda ortaya çıkar. Uzun süreli ultraviyole ışınlarına maruziyet önemli bir risk faktörüdür. Üçüncü önemli rahatsızlık kataraktır. Dünya Sağlık Örgütü dünya çapında kataraktların yüzde 20’sinin UV radyasyonuna aşırı maruz kalmaktan kaynaklanabileceğini tahmin ediyor. UV ışığının lenste protein hasarına neden olarak katarakt oluşumuna neden olduğu düşünülmektedir." dedi. Neden güneş gözlüğü kullanmalıyız Öte yandan güneşin zararlı ışınlarından korunmak için gözlük kullanmanın önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Deveci, "Ancak güneş gözlüğünün camlarının zararlı ışınları geçirmeyecek özellikleri yoksa o gözlük sadece bir aksesuar olarak kabul edilmelidir" diyerek sözlerini şöyle tamamladı: "Güneş gözlüklerinde, UV ışınlarına karşı koruma sağlamak için özel bir kaplama veya filtre kullanılır. Bu filtreler, gözlüğün camına entegre edilebilir veya camın üzerine uygulanabilir. UV koruması olan güneş gözlükleri, genellikle etiketlerinde veya ambalajlarında UV400, yüzde 100 UV koruma veya benzeri ifadelerle tanımlanır. Genel olarak, güneş gözlükleri, en az yüzde 99 UVB ve UVA koruması sağlamalıdır. En iyi korumayı sağlamak için, güneş gözlükleri, UV 400 koruması sunan camlara sahip olmalıdır. Bu, gözlük camlarının, 400 nanometreye kadar olan tüm UV ışınlarını bloke edebildiği anlamına gelir."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder