Son Dakika
|
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Kağıthane’de metrobüs yangını!
Çöp evde bitkin halde bulunan adamın yeni hali şaşırttı
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
7 Haziran'da 6 sandık: AK Parti'nin adayları belli oldu
Vatikan: "Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti"
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
SAĞLIK
Bakan Memişoğlu: "Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz"
07 Mayıs 2026 Perşembe - 23:26:24
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen ‘Rize Günleri’ programı kapsamında ‘Dumansız Açık Hava’ konseptine geçildiğini ve 11 bin metrekarelik bölümün dumansız hava sahası ilan edildiğini açıkladı. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen "Rize Günleri’ne katıldı. Bakan Memişoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Bırakalım sigarayı, içelim Rize çayı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor; Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz. Etkinlik alanımızdaki 11 bin metrekarelik bölümü dumansız hava sahası ilan ettik. Organizasyon boyunca bu alanlarda tütün kullanımına müsaade edilmeyecek. Sağlık Bakanlığı olarak kurduğumuz 7 ayrı istasyonda; ücretsiz kanser taramalarından sigara bırakma danışmanlığına, sağlıklı yaşam bilgilendirmelerinden koruyucu sağlık hizmetlerine vatandaşlarımızın yanında olacağız. Bu organizasyonda emeği geçenlere gönülden teşekkür ediyorum. Tüm vatandaşlarımızı sağlığa adım atmak ve bu güzel atmosferi solumak için bekliyoruz" ifadelerine yer verdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 20:24
Öğrenciler ikna etti, veliler kan verdi
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Türk Kızılayı tarafından düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Öğrencilerin ailelerini bağışa yönlendirdiği kampanyada ilk gün 80 ünite kan toplandı. Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Manisa Türk Kızılayı ile Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası yoğun katılımla başladı. Sarıgöl Hükümet Konağı bahçesinde gerçekleştirilen kampanyada vatandaşlar kan bağışında bulunurken, bağışa destek veren öğrenci velilerine çeşitli hediyeler takdim edildi. Kampanyanın özellikle öğrencilerin ailelerini teşvik etmesiyle büyük ilgi gördüğü belirtildi. Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörü Yusuf Tüfekçi, kampanyanın ilk gününde 80 ünite kan toplandığını ifade ederek, "İlçemizde bir öğrenci velisini kan bağışına getirdiğinde öğrencilerimize çeşitli hediyeler veriyoruz. Bu kampanya çok iyi tuttu. İlk gün 80 ünite kan topladık. Çocuklarımızın ailelerini ikna etmeleri çok güzel bir davranış. Bağışta bulunan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum." dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55
Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52
Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
2
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:44
Nefes darlığı, kalp, akciğer veya obezitenin habercisi olabilir
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:52
Bayburt’ta solunum yetmezliği tedavisi başarıyla sonuçlandı
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 13:34
"Mercy ölmesin" demişti: Umuda yolculuk Antalya’da can buldu
Doğuştan gelen biliyer atrezi (safra kanalı yokluğu) nedeniyle karaciğer yetmezliği yaşayan Nijeryalı minik Mercy, annesinden alınan karaciğerle Antalya’da yaşama tutundu. Nakil öncesi sosyal medyada yaptığı paylaşımlarda "Yardım edin" çağrısında bulunan anne Enoma Michelle Isoken, başarılı geçen nakil sonrası "Türkiye’ye geldiğimde ortamı görünce ‘Evet, burada bunu yapabilirler’ dedim. Mercy için gerçek şans burada doğdu" şeklinde konuşurken, ameliyatı gerçekleştiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, "Türkiye dışında başka merkezlerle de görüşmüşler, ancak son kararı Türkiye’de ameliyat olmaktan yana vermişler. Bu da bizim için onur verici" ifadelerini kullandı. Nijerya’nın Edo eyaletine bağlı Ubiaja kentinde dünyaya gelen 2 yaş 9 aylık Mercy Adesuwe Etemini, doğuştan gelen biliyer atrezi (safra kanalı yokluğu) hastalığı nedeniyle erken yaşta ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladı. Gözlerinde sararma, ciltte kaşıntı, yürüyememe gibi belirtilerle başlayan süreçte, uzun süre teşhis konulamadı. Mercy, 2024 yılı başında artık ayakta duramaz hale geldi. "Mercy ölmesin" diyerek yardım çağrısı yaptı Mercy’nin annesi Enoma Michelle Isoken, Temmuz 2024’te sosyal medyada yayınladığı videoda gözyaşlarıyla yardım çağrısı yaptı. "Bebeğim acı çekiyor. Sadece yaşasın istiyorum" diyerek destek isteyen anne, sürecin başında bağış toplamakta zorlandıklarını söyledi. İlk etapta Nijeryalı bir bağışçı ve Rusya merkezli bir yardım kuruluşunun desteğiyle Medical Park Antalya Hastanesi’ne yönlendirilen aile, gerekli tutarın tamamlanmasının ardından Türkiye’ye geldi. Mercy’ye, Medical Park Antalya Hastanesi Organ Nakli Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ve ekibi tarafından 15 Mayıs’ta annesinden alınan karaciğer parçası nakledildi. "Türkiye’ye geldiğimde içim rahatladı" Minik Mercy’nin annesi Enoma Michelle Isoken, kızının hastalık süreci ve Türkiye’ye gelişleriyle ilgili duygularını anlattı. Mercy’nin 2022 yılında sarılık şikâyetiyle tedavi görmeye başladığını, ancak uzun süre gerçek tanının konulamadığını aktaran Isoken, "Gözleri hep sarıydı, yürüyemiyor, ayakta duramıyordu. Hep iyileşecek diye bekledik ama durum gittikçe ağırlaştı. Sonunda karaciğer nakli gerektiğini öğrendik" dedi. Nakil gerektiğini öğrenmesinin ardından sosyal medya hesabı açarak, kızının durumunu paylaşmaya başlayan anne Enoma Michelle Isoken, bağış sürecinin zorluklarına değindi. Isoken, "İnternetten yardım istemeye önce utanıyordum. Ağlayarak video çektim, paylaşmak kolay olmadı ama tek çarem oydu. Sonra bir hayırsever ve Rusya’daki bir dernek yardım etti" ifadelerini kullandı. Türkiye’ye geliş anını anlatan Isoken, "Burası bize bir umut oldu. Geldiğimde doktorları ve ortamı görünce içim rahatladı. Dedim ki ‘evet, burada bunu yapabilirler’. Mercy için gerçek şans burada doğdu. Kızım gülüyorsa, ben de gülüyorum. Artık hep birlikte gülüyoruz" diye konuştu. Karaciğer nakli başarıyla gerçekleştirildi Mercy’nin ileri evrede, siroz tablosuyla kendilerine başvurduğunu dile getiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, "Doğuştan safra kanalı yokluğu olan Mercy, daha önce yapılması gereken ilk müdahaleyi geçirmiş. Genel durumu düşkün haldeydi. Hızlıca hazırlık yaparak nakli gerçekleştirdik" dedi. "Afrika’dan gelen ilk bebek hastamız oldu" Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, süreci şöyle anlattı: "Mercy doğuştan safra kanalı yokluğu (biliyer atrezi) hastalığı nedeniyle karaciğer yetmezliğine girmişti. Maalesef erken dönemde yapılması gereken ameliyatı olamamıştı. Bize başvurduğunda karaciğer sirozu gelişmişti ve genel durumu kötüydü. Annesi donör adayıydı, yapılan testler olumlu çıktı ve 15 Mayıs’ta nakli gerçekleştirdik." Ameliyat sonrası takibe alınan Mercy’nin yaklaşık bir buçuk ay boyunca Antalya’da kaldığını belirten Aliosmanoğlu, "Takiplerimiz olumlu ilerledi, sağlık durumu düzeldi. Şimdi memleketine dönüyor. Mercy, Afrika’dan gelen ilk bebek hastamız oldu. Bu hem hasta hem merkezimiz adına önemli bir başlangıç. Türkiye dışında başka merkezlerle de görüşmüşler, ancak son kararı Türkiye’de ameliyat olmaktan yana kullanmışlar. Bu da bizim için onur verici" dedi. Prof. Dr. Aliosmanoğlu, bu tür nakillerde hastaların sadece tıbbi değil, sosyal açıdan da desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, "Mercy artık büyüme sürecinde. Enfeksiyonlardan korunmalı, ilaçları düzenli alınmalı, sağlıklı beslenmeli. Ama aynı zamanda okul çağı geldiğinde okula gitmeli, arkadaşlarıyla oyun oynamalı. Sosyal hayattan koparmıyoruz. Tüm nakil hastalarımızla ömür boyu iletişim halindeyiz. Gerekli testleri kendi ülkelerinde yaptırıp bize ulaştırıyorlar, biz de uzaktan tedavi planlaması yapıyoruz. Gerekirse tekrar Türkiye’ye davet ediyoruz" şeklinde konuştu. Organ bağışı konusunda da bölgesel farkındalığın arttığını belirten Aliosmanoğlu, şöyle devam etti: "Antalya Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla yoğun bakım kapasitesi yükseldi. Bu da kadavra bağışı sayısını artırdı. Bu artışın devamını diliyoruz. Bekleme listelerinde hem karaciğer nakli için hem böbrek nakli için bekleyen çok fazla hasta var. Bunların hepsi maalesef canlı donör bulamıyor. Bazen getiriyorlar, o da uygun çıkmıyor. 7-8-10 tane donör getirip de canlı donör uygun çıkmayan hastalar var ve bu hastaların tek şansı maalesef kadavra. Umarım bu hastalara da kadavra sayısını arttırarak, bir an önce normal hayatlara dönmelerini sağlayabiliriz."
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 13:27
"Mercy ölmesin" demişti, umuda yolculuk Antalya’da can buldu
Doğuştan gelen biliyer atrezi (safra kanalı yokluğu) nedeniyle karaciğer yetmezliği yaşayan Nijeryalı minik Mercy, annesinden alınan karaciğerle Antalya’da yaşama tutundu. Nakil öncesi sosyal medyada yaptığı paylaşımlarda "Yardım edin" çağrısında bulunan anne Enoma Michelle Isoken, başarılı geçen nakil sonrası "Türkiye’ye geldiğimde ortamı görünce ‘Evet, burada bunu yapabilirler’ dedim. Mercy için gerçek şans burada doğdu" şeklinde konuşurken, ameliyatı gerçekleştiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, "Türkiye dışında başka merkezlerle de görüşmüşler, ancak son kararı Türkiye’de ameliyat olmaktan yana vermişler. Bu da bizim için onur verici" ifadelerini kullandı.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 13:22
’Sigarasız akciğer kanseri’ vakalarında dikkat çeken artış
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, son yıllarda sigara kullanmayan bireylerde de akciğer kanseri vakalarının dikkat çeken bir oranda arttığını belirterek, özellikle kadınlarda görülen adenokarsinom tipi akciğer kanserinin artış gösterdiğine dikkat çekti. Bu konuda yapılan son araştırmalara değinen Özkaya, akciğer kanseri teşhislerinin yaklaşık yüzde 20’sinin hiç sigara içmemiş bireylerde konduğunu söyledi.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:28
Sivas Numune Hastanesi’nde Ritim Bozukluklarına EPS Uygulaması
Sivas Numune Hastanesi Kardiyoloji Kliniği, çarpıntı ve bayılma gibi şikayetleri olan hastalarda Elektrofizyolojik Çalışma (EPS) ile doğru tanı ve etkili tedavi sağlıyor. Gelişmiş teknoloji ve altyapıya sahip Sivas Numune Hastanesi, kardiyoloji alanında en güncel tanı ve tedavi yöntemlerini uygulayarak hastalarına yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Kalp ritim bozukluklarının tanı ve tedavisinde önemli bir yöntem olan Elektrofizyolojik çalışma (EPS), Numune hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Semih Belpınar ve ekibi tarafından başarılı bir şekilde gerçekleştiriliyor. EPS işlemi, özellikle çarpıntı, bayılma ve ani kalp durması riski taşıyan hastalarda ritim bozukluklarının nedenlerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koymakta ve tedavi sürecini şekillendirmede kritik rol oynamaya yardımcı oluyor. Sivas Numune Hastanesinin resmi internet sitesinden yapılan duyuruda: "Kalp sağlığına verdiğimiz önem doğrultusunda, erken tanı ve doğru tedavi için kalp ritminde düzensizlik yaşayan tüm hastalarımızı kardiyoloji polikliniğimize başvurmaya davet ediyoruz" ifadelerine yer verildi.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:09
KLİMİK Derneği Başkanı Prof. Dr. Aygün’den ‘kene’ açıklaması: "Başvuruların büyük bir kısmı temel noktalardaki bilgisizlikten kaynaklanıyor"
Son dönemde endişeye neden olan keneye yönelik konuşan Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği Başkanı Prof. Dr. Gökhan Aygün, "Artış trendi dünyada da bahsedilen bir trend. Başvuruların büyük bir kısmı da temel noktalardaki bilgisizlik veya temel sorunlardan kaynaklanıyor, neler yapacağımızı iyi bilmeli, uygulamalıyız. Kene olduğunda onu çıplak elle çıkarmaya çalışmak veya keneyi strese sokmak, sigarayla dokunmak gibi şeyler büyük bir risk. Sivas, Erzurum, Çorum o bölgelerde kırım kongo olguları belirgin bir şekilde var. İstanbul’da kırım kongodan değil ama kene tutmasıyla ilgili başvurularda bir artış gözlemliyoruz. Şu an İstanbul’da kırım kongoya ait kaygı duyulacak bir durum hiçbir şekilde söz konusu değil ama uzun vadede dikkatli olmamız gerekiyor" dedi. Genellikle ilkbahar ve yaz aylarında park, bahçe, mesire alanı gibi yeşil alanlarda bulunabilen keneler insanlara temas ettiklerinde ciltlerine veya giysilerine tutunup kan emerek çeşitli hastalıklara neden olabiliyor. Son zamanlarda kırım kongo kanamalı ateşi hastalığına neden olarak ölümlerle gündeme gelen kenelere karşı uzmanlar da uyarıyor. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği Başkanı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Gökhan Aygün, vatandaşların kene tutunmasına karşı alabileceği önemleri aktararak önemli uyarılarda bulundu. "Daha çok başvurulduğunu görüyoruz, bir artış trendi gözleniyor" Sürece ilişkin konuşan Prof. Dr. Gökhan Aygün, "Keneyle ilgili hareketliliğin artışı genel olarak gözlediğimiz bir şey. Daha çok başvurulduğunu görüyoruz, bir artış trendi dünyada da bahsedilen bir trend. Anadolu’da zaten tüm bahardan başlayarak artan ve endemik olduğu bölgelerde Sivas, Erzurum, Çorum o bölgelerde kırım kongo olguları belirgin bir şekilde var. İstanbul’da kırım kongodan değil ama kene tutmasıyla ilgili başvurularda bir artış gözlemliyoruz, sayısal olarak şu an ortaya koymuş değiliz. Bu mevsimlerde özellikle hem kene hareketliliği artıyor hem insanların kenelerle temas edebileceği, piknik, doğa gezileri gibi uygulamalar daha çok artıyor. Açık renk, uzun kollu giyinmek, pantolonu çorapların içine sokmak gibi belki en önemlilerinden bir tanesi de gezi sonrası kene yönünden kendimizi bir araştırmak gibi yaklaşımları geliştirmek lazım. İlaçlamalar ya da diğer uygulamalarla keneyi tamamen ortadan kaldırmak veya ondan korunabilmek pek mümkün değil. Kene birçok hastalığı bulaştırabilir ama her kene bir hastalık bulaştırıyor diye bir şey söz konusu değil mesela İstanbul’da kene ısırığı sonrasında kırım kongo çok seyrek durumlar dışında beklenen bir şey değil. Endemik bölgede çok daha belirgin bir kırım kongo riski var, riketsiya, lyme hastalığı gibi ihtimaller söz konusu olabilir. Kenenin kaldığı süre, herhangi bir mikrop taşıyorsa bulaştırma riskini artıracak o yüzden mümkün olan en kısa zamanda keneyi parçalamadan, çıplak elle değmeden çıkartmak lazım. Kene ısırma hikayesi veya şüphesi olduğunda, herhangi bir klinik tablo geliştiğinde bu bilgiyle beraber en kısa zamanda sağlık kuruluşuna başvurmak lazım. Evcil hayvanı olanlarda evcil hayvanda kene bulduklarında aynı insandaki gibi davranmak veya bir veteriner hekime ulaşmak asla o kenelere çıplak elle dokunmamak gerekiyor" dedi. "Daha önce olmayan şehirlerden tespitler, tek tük olgular şeklinde var" Son dönemdeki kene hareketliliğinin sebeplerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Aygün, "Küresel ısınma, iklim değişiklikleri gibi durumların katkısı olabileceği düşünülüyor çünkü bilgiler global bir sorundan bahsediyor. Daha önce kırım kongonun bulunmadığı coğrafyalarda, bazı Avrupa ülkelerinde de kene ve ona bağlı olgular bildirilmeye başlandı. ABD’de lyme hastalığına ait artışlardan bahsediliyor. Bunların hepsi kene aktivitesinin de artışta olduğunu düşündürüyor. Şu an hiç görmediğimiz şehirlerde de kırım kongo olguları görülebilir mi, mümkün. Daha önce olmayan şehirlerden tespitler Ege Bölgesi’nden vs. küçük küçük tek tük olgular şeklinde var. Daha önceden de İstanbul’da tanı konulan olgular olmuştu, İstanbul’a çok gelen oluyor, gelen sadece insanlar değil çeşitli malzemeler, mallar, bir sürü şey, onlar da kene taşıyıcısı olabiliyor. Şimdiye kadar İstanbul’da olgular gördük, İstanbul’da tanı koyduk ama hiçbiri; birkaç nadir olgu dışında İstanbul’da kaynaklanan olgular değildi. Hangi hastalarda çok daha ağır seyrediyor derseniz; gebelerde, immün sistemi bozuk olanlarda daha ağır seyrediyor. Bu sene ki durumu ben de çok merak ediyorum, nasıl bir süreç yaşayacağız hem sayısal hem ölüm oranları konusunda. Şu an bir şey söylemek zor ama şu anki duruma göre eldeki, bilebildiğimiz sayılara göre bir artış trendi ve ona bağlı olarak bir ölüm trendi artıyor olabilir. Şu an için etkili bir aşısı yok, çok net birebir etkili tedavisi yok" diye konuştu. "İstanbul’da kaygı duyulacak bir durum söz konusu değil ama uzun vadede dikkatli olmamız gerekiyor" Kene tutunması durumunda nasıl hareket edileceğinin bilinmesinin çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aygün, sözlerine şöyle devam etti: "Gelen başvuruların büyük bir kısmı da temel noktalardaki bilgisizlik veya temel sorunlardan kaynaklanıyor, bilgi sahibi olmalıyız, neler yapacağımızı iyi bilmeli, uygulamalıyız. Şu an İstanbul’da kırım kongoya ait kaygı duyulacak bir durum hiçbir şekilde söz konusu değil ama uzun vadede hem odaklar oluşması hem bu türlerin adaptasyonu konusunda çok duyarlı, dikkatli olmamız gerekiyor. Kırım kongo kanamalı ateşinden vefat sonrası cenaze hazırlanması aşamasındaki kişilerin çok dikkatli olması lazım, onunla ilgili neler yapılacağı belirleniyor. Yok efendim kireçle, tabutla gömme gibi şeyler hiçbir şekilde anlamlı veya önerilen şeyler değiller. Kene olduğunda onu çıplak elle çıkarmaya çalışmak veya keneyi strese sokmak, sigarayla dokunmak gibi şeyler büyük bir risk. Bir an önce çıkartmalıyız ama çıplak elle dokunursak hele hele patlatırsak, strese sokarsak bir mikrop bulaşmadı ise bulaşmasını artırabiliriz. Kene tutulmasını kendileri çıkaran çiftçilerde daha çok kırım kongo bulaşı gözlemlemiştik bunun önemli bir risk olduğunu biliyoruz"
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:09
Büyükşehir’den glütensiz yaşama destek
Bursa Büyükşehir Belediyesi, buğday unu içeren gıdaları yemeleri durumunda sağlık sorunu yaşayan çölyak hastalarını ‘Glütensiz Aşure’ etkinliğinde buluşturdu. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Çölyakla Yaşam Derneği iş birliğinde Merinos Parkı’nda ‘Glütensiz Aşure’ etkinliği düzenlendi. Bu yıl 11.’si düzenlenen etkinliğe, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Sinan Nergiz, Bursa Kent Konseyi Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy, Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Mehmet Us, Bursa Çölyakla Yaşam Derneği Başkanı Yusuf Altay, dernek yöneticileri ve aileler katıldı. Program kapsamında Çağdaş Drama Derneği eğitmenleri tarafından çeşitli gösteriler yapılırken, çocuklar yüz boyama etkinliğinde doyasıya eğlendi. Halk Sağlığı ve Sağlıklı Yaşam Şube Müdürü ekipleri ise çocuklara yönelik el yıkama etkinliği düzenledi. Çölyakla mücadele eden hastaların her zaman yanlarında olduklarını söyleyen Başkanvekili Sinan Nergiz, çölyaklı vatandaşların glütensiz ürünlere ulaşabilmeleri için çalışmalar yaptıklarını belirtti. Çölyakla Yaşam Derneği Başkanı Yusuf Altay ise desteklerinden dolayı Başkan Mustafa Bozbey’e ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. Konuşmaların ardından etkinliğe katılanlara glütensiz aşure ve glütensiz dürüm ikram edildi.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:53
Kastamonu’da şah damarı darlıklarına stentle müdahale başladı
Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Girişimsel Radyoloji Ünitesi’nde beyne giden şah damarlarında oluşan darlık ve plaklara karşı stent tedavisi uygulanmaya başlandı. Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Girişimsel Radyoloji Ünitesi, önemli bir tedavi yöntemini daha uygulamaya başladı. Beyne giden şah damarlarında oluşan darlık ve plaklara karşı uygulanan stent tedavisi, artık Kastamonu’da da yapılmaya başlandı. Bu sayede felç (inme) riski taşıyan hastalar, büyük şehirlere gitmeden, kendi memleketlerinde tedavi olabilecek. Girişimsel radyoloji, vücut içindeki damarlara ve organlara görüntüleme cihazları eşliğinde ulaşılarak yapılan, çoğu zaman ameliyatsız şekilde uygulanan tedavileri kapsar. Bu birimde şimdiye kadar, akciğer kanaması (pulmoner hemoptizi) geçiren hastalarda kanamayı durdurma, bağırsak damarlarında (mezenterik arter) gelişen tıkanıklıklarda tekrar kan akımını sağlama gibi hayat kurtaran müdahalelerin yanında, tümör tedavileri, diyaliz kateteri yerleştirme, abse boşaltma gibi pek çok önemli işlem başarıyla gerçekleştirildi. Son olarak girişimsel radyoloji tedavilerine şah damarı stentleme işlemi de eklendi. Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bölümü aynı zamanda Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İsmail Taşkent, "Şah damarı darlıkları felç riskinin en önemli nedenlerinden biridir. Bu müdahale artık hastanemizde güvenli ve etkili şekilde uygulanıyor. Böylece hastalarımız şehir dışına gitmeden, bu önemli tedaviye burada ulaşabiliyor" dedi.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:27
Kasıktaki küçük şişlik büyük sorunlara yol açabilir
Çocuklarda görülen kasık fıtığı, cerrahi gerektiren en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak biliniyor. Genellikle doğuştan gelen bu durumun erkek çocuklarda kızlara oranla 6 kat daha fazla görüldüğünü belirten Op. Dr. Ali Eyvazov, kasık fıtığının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı. "Kasık fıtığı erken doğan veya düşük doğum kilolu bebeklerde daha sık görülür" diyen Medicana Çamlıca Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Eyvazov, bu durumun çocuk cerrahisinin önemli gündem maddelerinden biri olduğunu ifade etti. Kasık fıtığının yüzde 50’sinin sağ, yüzde 40’ının sol, yüzde 10’unun ise her iki kasıkta birden ortaya çıktığını belirten Op. Dr. Ali Eyvazov, kız çocuklarında daha az görülen bu rahatsızlığın, erkek çocuklarda genellikle skrotuma (torbaya) kadar inen bir şişlik olarak kendini gösterdiğini söyledi. "Belirti vermeyebilir ancak risklidir" Op. Dr. Ali Eyvazov, ailelerin çocuklarında genellikle ağlama, öksürme ya da ıkınma sırasında kasık bölgesinde belirginleşen bir şişlik fark ederek doktora başvurduklarını dile getirerek, "Ancak bazı durumlarda daha ciddi bulgulara da rastlanabilir. Bazen bu şişliğe safralı kusma, huzursuzluk, kaka yapamama gibi bulgular da eşlik edebilir. Bu, fıtığın sıkıştığını yani boğulma riski taşıdığını gösterebilir. Kasık fıtığı genellikle fizik muayene ile anlaşılabilir. Tanı koymada fizik muayenede saptanan şişlik çoğu zaman belirleyici olmaktadır" diyerek görüntüleme yöntemlerinin her zaman gerekli olmayabileceğini ifade etti. Kasık fıtığı kendiliğinden geçmez Kasık fıtığının mutlaka cerrahi olarak tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Ali Eyvazov, "Fıtığın kendiliğinden iyileşmesi mümkün değildir. Tanı konulduktan sonra en kısa sürede ameliyat planlanmalıdır. Çocuk cerrahisi uzmanları tarafından gerçekleştirilen bu ameliyatlar genellikle günübirlik cerrahi kapsamında yapılı ve çoğunlukla eve aynı gün dönülebilir" dedi. Geç kalınırsa hayati tehlike oluşabilir Planlı şekilde yapılan ameliyatlarda komplikasyon riskinin oldukça düşük olduğunu dile getiren Op. Dr. Ali Eyvazov, müdahalede geç kalınmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurguladı ve ekledi: "Boğulmuş fıtık durumunda, fıtık kesesi içinde yer alan bağırsak veya yumurtalık gibi hayati organlar zarar görebilir. Bu durum hem acil cerrahi müdahale gerektirir hem de hayati risk taşır." Erken doğan bebeklerde risk yüksektir Kasık fıtığının, ebeveynlerin dikkatinden kaçmaması gereken bir durum olduğunu belirten Op. Dr. Ali Eyvazov, "Aileler, çocuklarının kasık bölgesinde oluşan anormal şişlikleri ciddiye almalı ve zaman kaybetmeden bir çocuk cerrahına başvurmalıdır" şeklinde konuştu. Çocuklarda görülen kasık bölgesi şişliklerinin mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ali Eyvazov, ailelere şu önerilerde bulundu: "Kasık bölgesinde tekrarlayan ya da geçmeyen bir şişlik varsa zaman kaybetmeden çocuk cerrahına başvurun. Bebek ağladığında ya da ıkındığında ortaya çıkan şişlikleri dikkate alın. Tanı aldıysanız, "bekleyelim, belki geçer" düşüncesine kapılmadan cerrahi işlemi geciktirmeyin. Özellikle erken doğan ya da prematüre bebeklerde bu konuda daha dikkatli olun."
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:01
Susuzluğa sağlıklı çözüm: Bol sıvı, az şeker
Yaz mevsiminde serinlemek için tüketilen çoğu içecek, günlük şeker ihtiyacının daha çok fazlasını içeriyor. Yüksek miktarda şeker tüketiminin sağlığa zarar verdiğine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Yaz aylarında daha enerjik, daha sağlıklı ve fit bir beden için sadece ne yediğinizi değil, ne içtiğinizi de mutlaka kontrol edin. Susuzluğunuzu giderirken içtiğiniz içeceklerdeki şeker sağlığınızı riske atabilir" uyarısında bulundu. Yazın sıcaklığın da etkisiyle çoğu kişi serinlemek için soğuk içeceklere yöneliyor. Meyveli, sütlü ve kahveli derken çeşit çeşit içecekler tüketicileri cezbediyor. Ancak bu içeceklerin görüldüğü kadar masum olmadığını belirten Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Yaz mevsimi geldiğinde sıcağın etkisiyle birçok kişi soğuk içeceklere yönelir. Bu içecekler, serin olmaları açısından cazip görünseler de, bu içeceklerin büyük bir bölümü yüksek şeker içeriğiyle sağlık açısından ciddi riskler taşır" dedi. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, piyasada yaygın olarak bulunan içeceklerin büyül bir bölümünün Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği günlük serbest şeker tüketim miktarını tek seferde karşıladığını söyledi. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Örnek verecek olursak; 330 ml gazlı içecekte 35-40, 500 ml aromalı buzlu çayda 45-50, yaklaşık 45, meyve aromalı enerji içeceklerinde 30-40 gram şeker bulunur. Hazır meyve suları (şeker ilavesiz olmayanlar) 25-30 gram şeker içeriyor. Bu da sadece bir içecekle günlük şeker ihtiyacının karşılanması, hatta fazlasını almak anlamına gelir" diye konuştu. ‘Doğal’ içecekler sanıldığı gibi sağlıklı değil Günlük şeker ihtiyacından fazla şeker tüketiminin, vücudun ihtiyaç duymadığı "boş kalori" kategorisine girdiğini dile getiren Uzm. Dyt. Mısra Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Boş kaloriler; vitamin, mineral, lif gibi vücut için faydalı hiçbir besin öğesi içermeyen, ama yüksek enerji veren kalori kaynaklarıdır. Şekerli içecekler de bunun en yaygın örneğidir. Bu içecekler tokluk hissi oluşturmadığı için, tüketildikten kısa bir süre sonra tekrar açlık hissedilir. Vücut daha fazla kalori ister, dolayısıyla gün içinde abur cubur tüketimi artar. Zamanla bu durum, kilo alımına, insülin direnci gelişimine, karaciğer yağlanmasına, tip 2 diyabet riskine, kalp damar hastalıklarına neden olabilir" sözlerini kaydetti. Ayrıca doğal sanılan içeceklerin göründüğü kadar masum olmadığını dile getiren Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Birçok kişi, hazır meyve sularını veya smoothieleri sağlıklı sanarak bolca tüketiyor. Oysa bu ürünlerin büyük bir kısmı, yüksek fruktoz içeren konsantrelerden üretilir ve içine ekstra şeker eklenir. Örneğin; 1 bardak (250 ml) portakal suyu, yaklaşık 5-6 adet portakalın şekerini içerir. Liften arındırıldığı için kana hızlı karışır, bu da kan şekerinde ani yükselmelere neden olur." İbareye aldanmayın, etiket kontrolü yapın Yazın serinlemek için alternatif ve sağlıklı içeceklere örnek veren Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Meyve dilimli su, soğuk bitki çayları, soğuk filtre kahve veya cold brew, maden suyu ve taze meyve dilimleri karışımı ya da ayran tüketilebilir" dedi. Öte yandan, satın alınan içeceklerin etiketlerine mutlaka bakılması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "İçecek tercihlerinde dikkat edilmesi gereken ilk şey, etiket okumaktır. Şekersiz ya da light ibaresine aldanmadan içindekiler kısmını mutlaka incelemek gerekir. Glikoz-fruktoz şurubu, yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi içerikler varsa uzak durulmalıdır. İkincisi porsiyon kontrolüdür. 330 ml’lik bir içecek, bir porsiyon gibi görünse de çoğu zaman 2-3 porsiyonluk şeker içerebilir. Yaz aylarında daha enerjik, daha sağlıklı ve fit bir beden için sadece ne yenildiği değil, ne içildiği de mutlaka kontrol edilmelidir" ifadelerini kullandı.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:54
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Altın: ’’D vitamini yeteri kadar alınmazsa kemik erimesi ve bel bükülmesi ortaya çıkabilir’’
Günlük 20 dakika güneşin altında kısa kollu tişört ile gezilmesi halinde D vitamini sentezinin yapıldığını aktaran İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İsa Altın, "D vitamini, yeteri kadar alınmazsa osteoporoz yani kemik erimesi, bel bükülmesi tarzında hastalıklar ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, MS, diyabet, kanserler, demans, depresyon gibi birçok hastalıkta koruyucu faktör olduğu ispatlandı" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İsa Altın, D vitamini hakkında önemli açıklamalarda bulundu. D vitamininin çok önemli olduğunu dile getiren Dr. İsa Altın, "Son yıllarda önemi, daha da artıyor. MS hastalığından kansere, kanserden diyabete kadar önlenmesinde D vitamininin önemi ispat edildi. D vitamini, ihtiyacı için tatile gitmeye gerek yok. Günlük 20 dakika güneşin altında kısa kollu tişört ile gezerseniz D vitamini senteziniz olur. Güneşin altında en fazla 20 dakika durulmalı. Öğle saatlerinde, 11-15 saatleri itibariyle, güneşin dik açılı saatlerini tercih edebilirsiniz. Hiçbir sıkıntı olmaz. Ama güneşte uzun süre kalacaksanız, kesinlikle güneş kremi sürmeniz gerekmektedir. Güneş kremlerinin satış stratejisinin en önemli parçası cilt kanserlerinin hassaslığıdır. Eğer uzun süre güneşte kalmayacaksanız, uzun süre güneşte çalışmıyorsanız, bazalojik kanser, yaşlılık lekeleri veya daha kötü kanserlerin oluşma ihtimali çok düşük" diye konuştu. "D vitamininin aktifleşmesi için deride güneş ışığı gereklidir" Altın, "Bizim ülkemizde, okyanus ve diğer ülkeler gibi deri kanseri riski çok yüksek değil. D vitamini, yeteri kadar alınmazsa osteoporoz yani kemik erimesi, bel bükülmesi tarzında hastalıklar ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, MS, diyabet, kanserler, demans, depresyon gibi birçok hastalıkta koruyucu faktör olduğu ispatlandı. Eğer doğal vitamin alacaksak toplu taşıma araçları yerine, gideceğiniz yere güneş altında yürümeyi tercih edebilirsiniz. D vitamini için besin alımı önemli, D vitamini besinlerle alınır. Ancak, aktifleşmesi için deride güneş ışığı gereklidir. D vitamini, balıkta, bitkisel ve hayvansal ürünlerde var. Ama en önemlisi, aktif bir şekilde D vitamini alabilmek için kesinlikle güneş ışığı şart. Güneş ışığını da direkt almak gerekiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalarda, D vitaminin önemi herkes tarafından kavrandıktan sonra özellikle bütün sağlık ocakları ve hastanemizde D vitamini seviyesini ölçüyoruz. Gerekirse tedavi uyguluyoruz. En az, 6 ayda bir D vitamini kontrolü yapmak gerekmektedir" şeklinde konuştu.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:46
Bursa’da kök hücre başarısı
Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Terapötik Aferez Merkezi, hem hematoloji ve onkoloji hastalarının tedavisinde hem de gönüllü kök hücre bağışı alanında önemli başarılara imza atıyor. 2022 yılının Eylül ayında kök hücre toplama işlemine başlayan merkezde bugüne kadar 330 kök hücre toplandı. 2025 yılının ilk 4 ayında toplanan kök hücre sayısı bakımından Türkiye genelinde 2. sırayı almayı başaran Terapötik Aferez Merkezi’nde yürütülen çalışmalar, merkezde görevli Uzm. Dr. Hilmi Erdem Gözden ve Uzm. Dr. Bedrettin Orhan tarafından aktarıldı. Merkezde üç hekimin görev yaptığını belirten Hematoloji Uzmanı Dr. Hilmi Erdem Gözden, "Merkezimizde terapötik yani tedavi amaçlı aferez işlemlerinin yanı sıra, gönüllülük esasına dayalı kök hücre mobilizasyonuna da katkı sağlıyoruz. Ülkemizde birçok merkezde yapılan bu işlemin amacı ihtiyaç sahibi olan çeşitli hematolojik malignite ya da onkolojik malignite tanısı almış hastalara destek sağlamak. Kök hücre toplama işlemi öncesinde bağışçı olan kişinin kanındaki bazı etiketler yine TÜRKÖK merkezi tarafından depolanıyor. Bu depolanma sonrasında etiketlere uygun ihtiyaç sahipleriyle eşleşiyor’’ dedi. Komplikasyon Yaşanmıyor Eşleşme sonrası sürecin iki aşamada yürütüldüğünü belirten Dr. Gözden, "İlk aşamada saha ekiplerimiz bağışçı adaylarını bilgilendiriyor. Ardından merkeze başvuran aday, fizik muayene ve laboratuvar tetkiklerinden geçiriliyor. Amacımız, bağışçıya hiçbir zarar vermeden işlemi güvenli bir şekilde tamamlamak. Şimdiye kadar yapılan işlemlerde de uygulanan tedavi, sonrasında uygulanan aferez yöntemi de dahil olmak üzere hiçbir süreçte komplikasyon yaşamadık" şeklinde konuştu. Gönüllüler Detaylı Bilgilendiriliyor Merkezde görev yapan hekimlerin gönüllülük esasına dayanarak çalıştığına dikkat çeken Uzm. Dr. Gözden, "Amacımız katkı sağlayabilmek. Hastaların genelde kafalarında olan soru işaretlerini giderebilecek cevaplarımız, hem saha elemanları hem de tarafımızca yapılan muayeneler doğrultusunda veriliyor. Bazen korku ya da hastaların genel bir çekincesi olabiliyor. Bunlar arasında ilaçların uygulanması, aferez işleminin nasıl olduğu, gereken kök hücrelerin hangi taraftan toplandığıyla ilgili sorular oluyor. İşlemlerimiz genelde ufak bir iğne tedavisi sonrasında damar yolundan bir cihaz aracılığıyla kök hücre toplama işlemi olarak tamamlıyoruz" diye konuştu. "Kök Hücreye Duyulan İhtiyaç Çok Büyük" Merkezde görev yapan Hematoloji Uzmanı Dr. Bedrettin Orhan ise, "Merkezimizde yalnızca kök hücre bağışı değil, aynı zamanda yoğun bakım, nöroloji ve hematoloji hastalarına da aferez hizmeti sunuyoruz. Bu işler bizleri yormakta ve zorlamakta ancak burada uyumlu bir şekilde çalışıp vatandaşlara hizmet ettiğimiz için mutluyuz. TÜRKÖK gönüllü bağışçılarına destek olmayı çok istiyoruz. Özellikle lösemi başta olmak üzere birçok hastalıkta kök hücreye büyük ihtiyaç duyuluyor. Umarım bu çalışmalarımız bundan sonraki süreçte de devam eder" ifadelerini kullandı.
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:45
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Altın: ’’D vitamini yeteri kadar alınmazsa kemik erimesi ve bel bükülmesi ortaya çıkabilir’’
Günlük 20 dakika güneşin altında kısa kollu tişört ile gezilmesi halinde D vitamini sentezinin yapıldığını aktaran İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İsa Altın, "D vitamini, yeteri kadar alınmazsa osteoporoz yani kemik erimesi, bel bükülmesi tarzında hastalıklar ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, MS, diyabet, kanserler, demans, depresyon gibi birçok hastalıkla koruyucu faktör olduğu ispatlandı" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İsa Altın, D vitamini hakkında önemli açıklamalarda bulundu. D vitamininin çok önemli olduğunu dile getiren Dr. İsa Altın, "Son yıllarda önemi, daha da artıyor. MS hastalığından kansere, kanserden diyabete kadar önlenmesinde D vitamininin önemi ispat edildi. D vitamini, ihtiyacı için tatile gitmeye gerek yok. Günlük 20 dakika güneşin altında kısa kollu tişört ile gezerseniz D vitamini senteziniz olur. Güneşin altında en fazla 20 dakika durulmalı. Öğle saatlerinde, 11-15 saatleri itibariyle, güneşin dik açılı saatlerini tercih edebilirsiniz. Hiçbir sıkıntı olmaz. Ama güneşte uzun süre kalacaksanız, kesinlikle güneş kremi sürmeniz gerekmektedir. Güneş kremlerinin satış stratejisinin en önemli parçası cilt kanserlerinin hassaslığıdır. Eğer uzun süre güneşte kalmayacaksanız, uzun süre güneşte çalışmıyorsanız, bazalojik kanser, yaşlılık lekeleri veya daha kötü kanserlerin oluşma ihtimali çok düşük" diye konuştu. "D vitamininin aktifleşmesi için deride güneş ışığı gereklidir" Altın, "Bizim ülkemizde, okyanus ve diğer ülkeler gibi deri kanseri riski çok yüksek değil. D vitamini, yeteri kadar alınmazsa osteoporoz yani kemik erimesi, bel bükülmesi tarzında hastalıklar ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, MS, diyabet, kanserler, demans, depresyon gibi birçok hastalıkla koruyucu faktör olduğu ispatlandı. Eğer doğal vitamin alacaksak toplu taşıma araçları yerine, gideceğiniz yere güneş altında yürümeyi tercih edebilirsiniz. D vitamini için besin alımı önemli, D vitamini besinlerle alınır. Ancak, aktifleşmesi için deride güneş ışığı gereklidir. D vitamini, balıkta, bitkisel ve hayvansal ürünlerde var. Ama en önemlisi, aktif bir şekilde D vitamini alabilmek için kesinlikle güneş ışığı şart. Güneş ışığını da direkt almak gerekiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalarda, D vitaminin önemi herkes tarafından kavrandıktan sonra özellikle bütün sağlık ocakları ve hastanemizde D vitamini seviyesini ölçüyoruz. Gerekirse tedavi uyguluyoruz. En az, 6 ayda bir D vitamini kontrolü yapmak gerekmektedir" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder