SAĞLIK
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55 Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52 Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Dev mide tümörü cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemle çıkarıldı
04 Temmuz 2025 Cuma - 09:42 Dev mide tümörü cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemle çıkarıldı Kütahya Şehir Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği’nde görevli Dr. Öğretim Üyesi Süleyman Coşgun ve ekibi, tıp literatüründe nadir görülen büyüklükteki bir mide tümörünü, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemle başarıyla çıkardı. 38 yaşındaki kadın hasta, kanlı kusma ve kansızlık şikâyetleriyle başvurduğu hastanede mide tümörü şüphesiyle KSBÜ Şehir Hastanesine sevk edildi. Yapılan detaylı endoskopik incelemelerde, mide içinde saplı ve yaklaşık 5 santimetre büyüklüğünde, sert yapıda bir nöroendokrin tümör tespit edildi. Operasyon süreci titizlikle planlandı. İlk aşamada, tümörün mideyle olan bağlantı noktasındaki damar yapıları bağlanarak kesildi. Mide içinde serbest hale getirilen tümör, "basket" adı verilen özel bir tel düzenekle yemek borusuna çekilerek ağız yoluyla çıkarıldı. İşlem, yemek borusuna zarar verilmeden gerçekleştirilmesi sayesinde teknik bir başarı örneği olarak değerlendirildi. Dr. Coşgun, vakayla ilgili yaptığı açıklamada, "Bu boyutta ve sertlikteki bir mide polibinin, endoskopik yöntemle tek parça halinde çıkarılması dünya literatüründe son derece nadir rastlanan bir durumdur. Genellikle bu tür tümörler parçalanarak çıkarılır ya da daha yumuşak dokuda olur. Bu nedenle uyguladığımız yöntem, hem teknik zorlukları hem de vaka özellikleri itibarıyla literatürde yer alma potansiyeli taşıyor" ifadelerini kullandı. İşlemin üzerinden geçen iki aylık süreçte hastanın sağlık durumunun oldukça iyi olduğu bildirildi. Takibi sürdürülen hasta, herhangi bir komplikasyon yaşamadan iyileşme sürecini tamamladı.
Havuz keyfi hastalığa dönüşmesin: Yaz aylarında enfeksiyon riskine dikkat
04 Temmuz 2025 Cuma - 09:25 Havuz keyfi hastalığa dönüşmesin: Yaz aylarında enfeksiyon riskine dikkat Dr. Zeynep Güngördü Dalar, yaz aylarında serinlemek için tercih edilen havuzların, yeterli dezenfeksiyon sağlanmadığı takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek "Havuzlar; bakteri, virüs, mantar ve parazitlerin kolayca bulaşabildiği ortamlardır. Özellikle çocuklar ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler daha büyük risk altındadır" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Zeynep Güngördü Dalar yaptığı açıklamada, yaz aylarında havuza girmenin mikrobiyolojik açıdan taşıdığı sağlık risklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yetersiz klorlama ve hijyen kurallarına uyulmaması durumunda havuz sularının birçok enfeksiyon etkenini barındırabileceğini vurgulayan Dr. Dalar, "Özellikle klora dirençli bazı mikroorganizmalar uzun süre canlı kalabilir. Havuzlar bu nedenle ishal, el-ayak-ağız hastalığı, cilt, göz ve kulak enfeksiyonları gibi pek çok rahatsızlığın yayılmasına neden olabilir" ifadelerini kullandı. En sık görülen havuz kaynaklı hastalıklar Dr. Zeynep Güngördü Dalar, havuzlardan bulaşabilecek başlıca enfeksiyonlara ilişkin yaptığı açıklamada, "Özellikle çocuklarda havuz suyu yutulması sonucunda ishal, kusma ve karın ağrısı gibi belirtilerle seyreden mide-bağırsak enfeksiyonları ortaya çıkabilir. Virüsle kirlenmiş havuz sularıyla bulaşan el, ayak ve ağız hastalığı ise yaz aylarında salgınlara yol açabilmektedir. Klor seviyesinin yetersiz olduğu havuzlarda Pseudomonas bakterisi ve mantar enfeksiyonları ciltte kızarıklık, kaşıntı ve sivilce benzeri döküntülere neden olabilir. Kirli havuz suyuyla temas sonucunda konjonktivit ve dış kulak yolu iltihabı gibi göz ve kulak enfeksiyonları görülebilir. Nadiren de olsa havuzdan yayılan Legionella bakterisi, ciddi bir solunum yolu enfeksiyonu olan Lejyoner hastalığına yol açabilir. Ayrıca havuz suyu doğrudan etken olmasa bile uzun süre ıslak mayo ile kalmak, özellikle kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu riskini artıran bir faktördür" dedi. Dr. Zeynep Güngördü Dalar, havuz sularında E. coli, Pseudomonas, Legionella gibi bakterilerin; adenovirüs ve enterovirüs gibi virüslerin; Cryptosporidium, Giardia gibi parazitlerin ve mantar türlerinin bulunabileceğini belirterek, bu mikroorganizmaların ishal, cilt tahrişi, göz iltihabı ve solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabileceğini ifade etti. Kişisel önlemler büyük önem taşıyor Havuzlardan kaynaklı hastalıkların önüne geçilmesi için bireysel hijyen kurallarının önemine dikkat çeken Dr. Zeynep Güngördü Dalar, "Havuza girmeden önce mutlaka duş alınmalı; vücutta bulunan ter, kozmetik kalıntıları ve mikroorganizmaların suya karışması engellenmelidir. Açık yarası olanlar, ishal geçirenler ya da deri enfeksiyonu bulunan bireyler havuza girmemelidir, çünkü bu durum hem kendi sağlıklarını hem de diğer kullanıcıları riske atar. Küçük çocukların yüzme bezleri ile havuza alınması büyük önem taşır; bezle havuza girilmesi hijyen açısından ciddi sakıncalar doğurabilir. Ayrıca havuzdan çıktıktan sonra ıslak mayo ile uzun süre kalınmamalı, kuru kıyafetler giyilerek özellikle kadınlarda sık görülen mantar ve idrar yolu enfeksiyonlarının önüne geçilmelidir" dedi. Sadece su değil, çevre temizliği de kritik Havuz hijyeninde yalnızca suyun değil, çevresel alanların da temizliğinin büyük önem taşıdığını belirten Dr. Dalar, "Duş alanları, tuvaletler, havuz kenarları ve ıslak zeminler mikroorganizmaların kolayca üreyebileceği yerlerdir. Bu alanların düzenli olarak temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi gerekir" şeklinde konuştu. Neye dikkat etmeli Dr. Zeynep Güngördü Dalar, vatandaşların bir havuzun hijyenik olup olmadığını her zaman çıplak gözle anlayamayacağını ancak bazı ipuçlarına dikkat ederek genel bir fikir edinebileceklerini belirterek "Havuz suyu berrak olmalı ve dibi net şekilde görülebilmelidir; bulanık ya da yeşilimsi su, yetersiz klorlama işareti olabilir. Havuz çevresindeki alanlar temiz, düzenli ve kuru olmalı; kaygan ya da yosun tutmuş zeminler hijyen eksikliğine işaret eder. Havuzdan gelen aşırı ve rahatsız edici kimyasal kokusu da bazen yanlış klorlama uygulamalarının göstergesi olabilir. Havuza girenler için uyarı levhalarının bulunması ve bu kurallara uyulduğunun gözlemlenmesi önemlidir. Ayrıca, havuzun bakım durumunu ve güvenliğini gösteren su analiz raporlarının görünür bir alanda asılı olması, tesisin hijyen konusunda şeffaf ve düzenli çalıştığını gösterir" dedi. Dr. Zeynep Güngördü Dalar, açıklamasının sonunda "Havuzlar, doğru şekilde dezenfekte edildiğinde güvenli ortamlardır. Ancak en güvenli havuz bile kişisel hijyen kurallarına uyulmadığında sağlık riskine dönüşebilir" uyarısında bulundu.
Uzmanı uyardı: "Keneler sadece ısırmıyor, ölümcül hastalıklar bulaştırıyor"
04 Temmuz 2025 Cuma - 09:18 Uzmanı uyardı: "Keneler sadece ısırmıyor, ölümcül hastalıklar bulaştırıyor" Havaların ısınmasıyla birlikte kene vakalarının arttığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Bostancı, "Kene ısırıkları sıradan bir yaz sorunu olarak görülmemeli. Özellikle Karadeniz Bölgesi gibi yeşil alanları bol bölgelerde yaşayanlar için risk oldukça yüksek. Son yıllarda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakalarında artış gözlemleniyor ve maalesef bazıları ölümle sonuçlanıyor. Bu yüzden, erken müdahale ve bilinçli davranmak hayati önem taşıyor" dedi. Havaların ısınmasıyla birlikte kene vakalarında ciddi bir artış yaşanıyor. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayanlar ve doğayla iç içe olan vatandaşların büyük risk altında olduğunu belirten Medical Park Ordu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Bostancı, artan ölüm vakalarına dikkat çekerek uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Fatih Bostancı, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) başta olmak üzere birçok tehlikeli hastalığın keneler aracılığıyla bulaşabileceğini hatırlattı. "Keneyi asla patlatmayın" Kene ısırığında ne yapılması gerekildiğinden bahseden Uzm. Dr. Bostancı, "Kene ile karşılaşıldığında öncelikle panik yapılmamalı ve kene asla patlatılmamalıdır. Keneyi kendi başına çıkarmaya çalışmak yerine mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonraki 10 gün boyunca yüksek ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi belirtiler dikkatle izlenmeli; bu tür şikayetler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna gidilmelidir" diye konuştu. "Doğada zaman geçirenler dikkat etmeli" Doğada zaman geçiren kişilerin kene riskine karşı önlem almaları gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Bostancı, uzun otların bulunduğu veya ormanlık alanlarda bulunulacağı zaman vücudu örten kıyafetlerin tercih edilmesi, pantolon paçalarının çorap içine alınması ve açık renkli giysiler giyilerek kenelerin daha kolay fark edilmesinin önemli olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Bostancı, özellikle çocukların bu konuda dikkatle gözlemlenmesi gerektiğine de dikkat çekti. "Şüpheli durumlarda mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurun" Kene ısırığı sonrası hastaneye başvurmaktan çekinilmemesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Fatih Bostancı, sözlerini şöyle tamamladı: "Her yaz dönemi bu konuda benzer uyarıları yineliyoruz ama ne yazık ki ihmaller ölümlere yol açıyor. Keneye karşı bilinçli olmak, sadece kendimizi değil, çevremizi de korur. Şüpheli durumlarda mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurun."
"Çocuklarda alerji alarmı: Anafilaksi riskine karşı acil önlem şart"
04 Temmuz 2025 Cuma - 08:56 "Çocuklarda alerji alarmı: Anafilaksi riskine karşı acil önlem şart" Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, Dünya Alerji Haftası kapsamında en tehlikeli alerjik reaksiyonlardan biri olan anafilaksiye dikkat çekti. Çocuklarda artan alerji vakalarına uyarıda bulunarak "Acil önlem şart" dedi. MedipolMega Üniversite Hastanesi’nden Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, "Okul kantininde yediği bir yiyecekle bir çocuğun veya kontrolsüzce alınan ‘vitamin serumu’ sonrası hayatını kaybedenlerin haberleri ile derinden sarsıldık. Bu acı kayıplar, alerjinin masum bir kaşıntıdan ibaret olmadığını ve saniyeler içinde gelen ölümcül bir tehdit olduğunu bir kez daha kanıtladı. İşte bu farkındalığı artırmak amacıyla bu yılki Dünya Alerji Haftası, tam da bu noktaya odaklanıyor: ‘Anafilaksi: Önlenebilir Bir Tehdit’" açıklaması yaptı. Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, alerjik hastalıkların ve buna bağlı anafilaksi vakalarının özellikle çocuklarda endişe verici bir hızla arttığını belirtiyor. "Alerji sadece hapşırık ya da kaşıntı değil, hayatı tehdit eden reaksiyonlara da yol açabilir" diyen Nacaroğlu, acil müdahalenin kritik önemine dikkat çekiyor. Adrenalin otoenjektörü taşıması Alerji farkındalığının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Nacaroğlu, özellikle bu yılki tema olan "Anafilaksi: Önlenebilir Bir Tehdit" mesajını vurguladı. "Alerjiler günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Astım, saman nezlesi, egzama, besin ve ilaç alerjileri çocuklar başta olmak üzere pek çok kişiyi etkiliyor. Ancak bunların içinde en ciddisi hiç şüphesiz anafilaksi. Çünkü bu tablo saniyeler içinde gelişebiliyor ve acil müdahale edilmezse ölümle sonuçlanabiliyor" diyen Prof. Dr. Nacaroğlu, alerjik bireylerin ve yakınlarının mutlaka adrenalin otoenjektörü taşıması gerektiğini söyledi. "Vücut kendi kendine savaş açıyor" Alerjik reaksiyonların, bağışıklık sisteminin aslında zararsız olan bir maddeye verdiği aşırı yanıtla ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Nacaroğlu, "Polen, ev tozu, hayvan tüyü ya da bir yiyecek. Vücut bazen bu maddeleri tehdit gibi algılıyor. Savunma sistemimiz devreye giriyor ve çok hızlı, çok güçlü bir yanıt veriyor. Bu da şiddetli belirtilere yol açıyor. Eğer bu yanıt çok abartılıysa, yani solunum yollarında şişme, tansiyon düşüklüğü, bilinç kaybı gibi etkiler gelişmişse işte o zaman anafilaksi tablosuyla karşı karşıyayız" dedi. "Çocuklar daha büyük risk altında" Son yıllarda özellikle çocuklarda besin alerjilerine bağlı anafilaksi vakaları hızla arttığının altını çizen Prof. Dr. Nacaroğlu, "Okullarda, kreşlerde adrenalin otoenjektörleri bulunmalı. Öğretmenler, okul hemşireleri bu konuda eğitilmeli. Aynı şekilde alışveriş merkezleri, stadyumlar, oteller gibi kalabalık yaşam alanlarında da acil müdahale kitleri bulunmalı. Toplumun her kesimini bilgilendirmek istiyoruz. Çünkü bu sadece sağlık çalışanlarının değil, herkesin bilmesi gereken bir konu. Anafilaksi hakkında ne kadar bilgi sahibi olursak, o kadar çok hayat kurtarabiliriz" şeklinde konuştu.
Kene kaynaklı 3 hastalığa dikkat
03 Temmuz 2025 Perşembe - 16:33 Kene kaynaklı 3 hastalığa dikkat Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Erdoğan, kene kaynaklı Kırım Kongo Kanamalı Ateş (KKKA), Akdeniz Benekli Ateşi (ABA) ve Lyme hastalığı konusunda Alanyalılara uyarılarda bulunarak tedbirler ve kene çıkarılmasıyla ilgili bilgiler verdi. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, yaz aylarıyla birlikte artan kene vakalarına karşı mücadelesini hızlandırırken Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Erdoğan da bu konuda yapılması gerekenler hakkında önemli bilgiler verdi. Prof. Dr. Erdoğan, Alanya’da daha önce görülen KKKA, ABA ve Lyme hastalığı hakkında genel bilgilendirmelerde bulundu. Dünyada 900 kene türünden 56’sının Türkiye’de yaşadığını söyleyen Prof. Dr. Erdoğan, küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeni ile kene popülasyonunda artışların beklendiğini belirti. Alanya’da KKKA’ya dikkat Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2002 yılından beri 17 bin 132 KKKA vakasından 819’u ölümle sonuçlandı. Ülkemizde havaların ısınması ile kene kaynaklı KKKA’ya bağlı ölümler gündemdeki yerini koruyor. KKKA hastalığına Hyalomma marginatum adlı kenenin taşıdığı bir virüsün neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Erdoğan, "İnsanlara kene tutunması, kene ile temas (kene kırma), virüsü taşıyan hayvanların kanlarına ve vücut sıvılarına korunmasız temas ile bulaşır. Hastalığın sık görüldüğü bölgede yaşayanlar, ziyaretçiler, çiftçiler, hayvancılık yapanlar risk grubudur. KKKA hastalığın başlıca belirtileri yüksek ateş, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi özgül olmayan belirtilerdir. Birkaç gün sonra şuur bulanıklığı, huzursuzluk, uyuma hali, kanamalar takip eder. Alanya’da da gördüğümüz ve bildirimini yaptığımız KKKA olguları oldu. Alanya vakaların sık yaşandığı bölge olmasa da zaman zaman vakalar çıktığı için dikkatli olunması gerekiyor" dedi. Köpek kenesi ABA hastalığı getiriyor Prof. Dr. Haluk Erdoğan, Alanya’da görülen bir diğer kene kaynaklı hastalığın ise ABA hastalığı olduğunun altını çizdi. Ülkemizde ABA vakaların büyük kısmının Haziran-Eylül arası dönemde görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, "Etkeni Rickettsia conorii bakterisidir ve kaynağı köpek kenesidir. Yüksek ateş, benekli deri döküntüleri ve kenenin ısırdığı yerde eskar (siyah nekrotik lezyon) ABA’nın klasik triadını oluşturur. ABA genellikle iyi seyirli bir hastalık olmasına rağmen olguların yüzde 5-10’unda ciddi komplikasyonlar ortaya çıkar. Bu komplikasyonlar altta yatan hastalığı olanlarda ve ileri yaşta daha sık görülür. ABA’da ölüm yüzde 1-5 oranında gelişir. Erken ve uygun antibiyotik tedavisi komplikasyonları ve ölümün azaltması açısından önemlidir" uyarılarında bulundu. Büyük taklitçi Lyme hastalığı İxodes türü kenelerin neden olduğu Lyme hastalığı konusunda da bilgilendirme yapan Prof. Dr. Erdoğan, "Avrupa ve Amerika’da yaygın olan bakteriyel (Borrelia burgdorferi) bir hastalıktır. Hastalık yelpazesinin genişliği nedeniyle büyük taklitçi olarak da isimlendirilmiştir. Ülkemizde de bildirimler yapılmaktadır. Hastalığın ilk tanısında kullanılan tarama testlerinin mutlaka Western Blot testi ile doğrulanması gerekmektedir. Doğrulaması yapılmamış tarama testleri hem hekim hem de hasta için kafa karışıklığına neden olmaktadır" dedi. Kene kaynaklı hastalıklardan korunmak için alınacak tedbirler Alanya’da kene kaynaklı hastalıklar arasında KKKA, ABA, Lyme hastalığının rastlanabileceği dile getiren Prof. Dr. Erdoğan, "Diğer kene kaynaklı hastalıklar için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Kene kaynaklı hastalıklardan korunmak için kırsal alanlarda ve pikniklerde uzun pantolonlar giyilmeli ve pantolonlar çorap içine yerleştirilmelidir. Kenenin kolay görülebilmesi için açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Eve döndükten sonra vücutta kene olup olmadığına dikkatlice bakılmalıdır. Saçlı deriler, kıvrım bölgeleri gibi gözden kaçabilecek bölgelere ayrıca dikkat edilmelidir. Kene görüldüğünde çıplak elle çıkarılmamalıdır. Bir sağlık merkezine yakınsanız orada çıkarttırabilirsiniz. Uzaksanız kene vakit geçirmeden vücutta çıkarılmalıdır. Eldiven, kumaş, vb. ile keneyi cilde yakın kısmından, baş kısmından tutarak çıkarılmalıdır. Cımbızınız varsa keneyi tutarak çıkarabilirsiniz. Kene çıkarılmadan önce keneyi kusturacak alkol, yanıcı, vb. hiçbir madde kenenin üzerine uygulanmamalıdır" ifadelerine yer verdi.
Araştırma Hastanesine yeni birimler kazandırıldı
03 Temmuz 2025 Perşembe - 15:55 Araştırma Hastanesine yeni birimler kazandırıldı Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinde sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak amacıyla önemli açılışlar gerçekleştirildi. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nun katılımıyla gerçekleşen programlarda; Acil Servise yeni bir alan kazandırıldı, vezne sayısı artırılarak hastaların işlemleri kolaylaştırıldı ve Kadın Doğum Servisine bağlı olarak kurulan Gebe Okulunun açılışı yapıldı. Rektör Hacımüftüoğlu’na programlarda; Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Bilgehan Erkut, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Erol Akpınar, Genel Sekreter Doç. Dr. Ufuk Okkay ile başhekim yardımcıları, bölüm başkanları, birim yöneticileri ve çok sayıda doktor eşlik etti. Acil Serviste "Mavi Alan" Dönemi Başladı Bölgenin en kapsamlı sağlık kurumlarından biri olan Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi, gelişen ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla yeni birimleri devreye almaya devam ediyor. Bu kapsamda, Acil Servis bünyesine "Mavi Alan" adı verilen yeni bir bölüm kazandırıldı. Mevcutta yeşil, sarı ve kırmızı alanlar ile hizmet veren Acil Servis, bu yeni alanla birlikte kapasitesini ve etkinliğini artırmış oldu. Acil serviste bulunan yatak kapasitesini 12 yatak ile yüzde 50 artırarak hizmet verecek olan Mavi Alanın, hem acil servisteki yoğunluğu azaltması hem de kritik vakalara daha sağlıklı ve hızlı müdahale edilmesini sağlaması bekleniyor. Açılışta konuşan Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, sağlık hizmetlerinde niteliğin artırılmasının en öncelikli hedefleri arasında yer aldığını belirterek: "Üniversite hastanemiz, yalnızca Erzurum’a değil, bölgeye ve çevre ülkelere de hizmet veren büyük bir tedavi merkezidir. Bu sorumluluğun farkındayız. Acil servisteki bu yeni düzenleme ile hem daha hızlı müdahale hem de daha güvenli bir hizmet ortamı oluşturuyoruz. Mavi Alan, hizmet kalitemizi yukarıya taşıyan önemli bir adımdır" ifadelerini kullandı. Vatandaşların İşlemleri Artık Daha Kolay Rektör Hacımüftüoğlu, program kapsamında yeniden düzenlenen vezne alanını da ziyaret etti. Hastanenin 1. katında yer alan ve daha önce 3 adet vezne ile hizmet verilen alan, yapılan çalışmalar sonucunda 8 vezneye çıkarılarak hastaların ödeme işlemlerinde yaşadığı bekleme süresi ortadan kaldırıldı. Rektör Hacımüftüoğlu, yeni düzenleme ile sadece işlem sürecinin hızlandırılmadığını, aynı zamanda yoğun bakım ünitesi önünde oluşan kalabalıkların da önüne geçildiğini ve tanzim edilen kantin ile vatandaşların ihtiyaçlarını karşılayacakları bir alanında oluşturulduğunu belirtti. "Hizmet alan herkesin memnuniyetini artırmak için çalışıyoruz. Bu düzenleme, hem hasta hem de hasta yakınlarının konforunu önceleyen bir yaklaşımın ürünüdür. Kalite odaklı her adım, bizler için son derece kıymetlidir" diyen Hacımüftüoğlu, vatandaş odaklı hizmet anlayışından taviz vermeden çalışmaları sürdüreceklerini kaydetti. Gebe Okulu Hizmete Açıldı Açılış programının son bölümünde ise Kadın Doğum Servisi bünyesinde hizmet verecek olan "Gebe Okulu"nun açılışı yapıldı. Gebe Okulu, hamilelik sürecinde anne adaylarını bilinçlendirmek, normal doğumu teşvik etmek ve doğum sonrası anne-bebek bağını güçlendirmek amacıyla kuruldu. Üniversite olarak topluma katkı sunan sağlık projelerine her zaman destek verdiklerini ifade eden Rektör Hacımüftüoğlu: "Sağlıklı nesillerin temeli, bilinçli annelerden geçer. Gebe Okulu ile annelerin hem psikolojik hem de fizyolojik olarak doğuma hazırlanmalarını amaçlıyoruz. Bu tür uygulamaların toplumsal sağlık açısından oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz" dedi. Başhekim Yardımcısına Ziyaret Rektör Hacımüftüoğlu, açılış programı kapsamında Başhekim Yardımcılığı görevine yeni atanan Dr. Öğr. Üyesi Ozan Kuduban’ı da ziyaret ederek, kendisine yeni görevinde başarılar diledi. Kurum içi dayanışma ve liyakate dayalı görev dağılımının sağlık kurumlarının başarısını doğrudan etkilediğini vurgulayan Rektör Hacımüftüoğlu, birlikte çalışma kültürünün hastaneye değer katacağını belirtti.
Bayburt Devlet Hastanesine Haziran ayında 44 bin 113 kişi başvurdu
03 Temmuz 2025 Perşembe - 15:37 Bayburt Devlet Hastanesine Haziran ayında 44 bin 113 kişi başvurdu Bayburt Devlet Hastanesi, Haziran ayında hastaneye başvuran kişi sayısını açıkladı. Açıklanan verilere göre muayene edilenlerin sayısı bir önceki aya göre 3 bin 544 kişi gerileyerek 44 bin 113 oldu. Mayıs ayında 47 bin 657 kişi hastanede muayene edilirken, bu ay hastaneye başvuran sayısında düşüş görüldü. Acil servise başvuran sayısı, bir önceki aya göre arttı. Bu ay bir diğer azalış ise iç hastalıkları alanında yaşandı. Mayıs ayında 4 bin 447 kişi İç Hastalıkları Polikliniğine başvururken, bu sayı Haziran ayında 3 bin 473 oldu. 01-30 Haziran tarihleri arasında yapılan muayene sayıları şu şekilde: Uzman Aile Hekimliği: 879 Anestezi Polikliniği: 272 Beyin Cerrahi: Bin 314 Cildiye Polikliniği: 905 Çocuk Cerrahisi: 205 Çocuk Polikliniği: 2 bin 231 Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı: 215 Enfeksiyon Hastalıkları: 572 Fizik Tedavi Polikliniği: Bin 048 Genel Cerrahi Polikliniği: Bin 484 Göğüs Cerrahisi Polikliniği: 147 Göğüs Hastalıkları: Bin 160 Göz Hastalıkları Polikliniği: 2 bin 700 İç Hastalıkları Polikliniği: 3 bin 473 Kadın Hastalıkları Polikliniği: 2 bin 68 Kalp Damar Cerrahisi: 353 Kardiyoloji Polikliniği: 2 bin 20 Kulak Burun Boğaz Polikliniği: Bin 965 Nöroloji Polikliniği: Bin 313 Ortopedi Polikliniği: 2 bin 887 Plastik Cerrahi Polikliniği: 206 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği: Bin 81 Üroloji Polikliniği: Bin 27 Acil servis hastası: 14 bin 616 Yapılan Ameliyat Sayısı: 284 Yapılan Lokal Ameliyat Sayısı: 68 Yapılan Endoskopi Sayısı: 112 Yapılan Kolonoskopi Sayısı: 20 Yapılan Bronkoskopi Sayısı: 10 Yapılan Anjiyo Sayısı: 68 Gebe Okulu Danışanı Sayısı: 28 Mhrs Randevulu: 12 bin 326 Mhrs Dışı Ayaktan: 17 bin 171 Toplam Ayaktan Bakılan Hasta Sayısı: 44 bin 113
Lazer Nükleoplasti ve RF Ablasyon ANKA Hastanesi’nde
03 Temmuz 2025 Perşembe - 15:33 Lazer Nükleoplasti ve RF Ablasyon ANKA Hastanesi’nde Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Kaplan, bel fıtığı tedavisinde ameliyat korkusu yaşayan hastalar için anestezi gerektirmeyen, yeni nesil yöntemler hakkında bilgi verdi. Anka Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Kaplan, lazer nükleoplasti ve RF Ablasyon işlemlerinin, ameliyathane şartlarında ama genel anesteziye gerek olmadan uygulanan "ameliyatsız" tedavi seçenekleri sunduğunu belirtti. "Bu yöntemlerde sadece işlem yapılacak bölgeye lokal anestezi uygulanır. Genel anestezi riski ortadan kalkar. Ortalama 20-30 dakika süren bir işlemdir" diyen Dr. Kaplan, tedavinin önemli avantajları olduğunu belirtti. Op. Dr. Serdar Kaplan, "Ameliyatsız bir yöntemdir, bu nedenle yara enfeksiyonu, kanama veya sinir harabiyeti riski yok denecek kadar azdır. İşlem sonrası hasta yaklaşık 1-2 saat serviste takip edilir ve aynı gün taburcu edilir. Hastalar genellikle aynı gün günlük yaşamlarına dönebilir" dedi. Son teknoloji cihazlar yardımıyla gerçekleştirilen lazer nükleoplasti ve RF Ablasyon işlemleri, bel fıtığı nedeniyle uzun süre ağrı yaşayan, klasik ameliyat istemeyen veya genel anestezi alamayacak hastalar için etkili ve güvenli bir alternatif olarak öne çıkıyor. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde uygulanan bu yöntem sayesinde bel fıtığı tedavisinde hızlı iyileşme ve konfor hedefleniyor.
Büyükşehir’den hayvanlara yalama taşı desteği
03 Temmuz 2025 Perşembe - 12:34 Büyükşehir’den hayvanlara yalama taşı desteği Büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarda sıklıkla görülen mineral eksikliğine karşı önlem almak ve yetiştiricilerde farkındalık oluşturmak amacıyla Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından hayvancılıkla uğraşan vatandaşlara Mineral Blok Taşı (Yalama Taşı) desteği sağlanacak. İçeriğinde kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum gibi hayvan sağlığı için hayati öneme sahip mineraller bulunan Yalama Taşları, hayvanların bağışıklığını güçlendirmeye, kemik gelişimini desteklemeye ve süt verimini artırmaya yardımcı oluyor. Destekten kimler faydalanabilir? Mineral Blok Taşı desteğinden yararlanmak isteyen yetiştiricilerin, Muğla il sınırları içerisinde ikamet etmeleri, 1 ila 100 adet büyükbaş veya 1 ila 1000 adet küçükbaş hayvana sahip olmaları ve geçerli bir hayvan işletme numarasına sahip olmaları gerekiyor. Başvurular, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin resmî internet sitesindeki https://mugla.bel.tr/mineraltasbasvuru adresi üzerinden yapılabilecek. Başkan Aras: "Üreten vatandaşımızı yalnız bırakmıyoruz" Konuya ilişkin açıklama yapan Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, tarım ve hayvancılığın sürdürülebilirliği için her alanda üreticinin yanında olduklarını belirterek: "Muğla’mızda tarım ve hayvancılıkla geçinen binlerce ailemiz var. Hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımızın hem üretim maliyetlerini azaltmak hem de hayvanlarının sağlığını korumak için mineral blok taşı desteğimizi başlatıyoruz. Biz bu kenti birlikte yönetiyor, bu kentte birlikte üretiyoruz. Üreticimizi hiçbir şartta yalnız bırakmayacağız" dedi.
Kalp hastalığı olanların gebe kalması "Anne ve bebek sağlığı" için riskli olabilir
03 Temmuz 2025 Perşembe - 12:26 Kalp hastalığı olanların gebe kalması "Anne ve bebek sağlığı" için riskli olabilir Bazı kalp hastalıkları, gebelik sürecinde anne ve bebek sağlığını ciddi şekilde riske atabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Nuri Cömert, "Belirli bir grup kalp hastalığı olan kişilerin gebe kalması, anne ve bebek sağlığı için riskli olabilir" dedi. Kalp hastalıkları, kadınlarda gebeliği riskli hale getirebilecek ciddi sağlık sorunları arasında yer alıyor. Bazı doğumsal ya da sonradan gelişen kalp problemleri nedeniyle kadınların gebe kalmasına tıbben izin verilmiyor. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Nuri Cömert, kalp hastalıklarının gebelik üzerindeki etkileri ve dikkat edilmesi gereken durumlar hakkında bilgi verdi. "Gebeliğe engel kalp hastalıkları arasında siyanotik konjenital kalp hastalıkları yer alır" Kalp hastalıklarının gebelik sürecindeki risklerine dikkat çeken Uz. Dr. Cömert, "Gebeliğe engel teşkil eden kalp hastalıkları, doğumsal olan ve morarmanın eşlik ettiği kalp hastalıkları yani siyanotik konjenital kalp hastalıklarıdır. Bunlar; cerrahi müdahalenin mümkün olmadığı ileri kapak hastaları, akciğer basıncının ileri derecede artmış olduğu kalp hastalıkları, ileri evre kalp yetersizliği ve kapak darlığı sorunlarıdır" dedi. Kapakçıklarında ileri derecede darlık ya da yetersizlik bulunan hastaların da risk altında olduğunu vurgulayan Cömert, "Gündelik efor kapasitesi istirahat sırasında bile nefes darlığı çekecek kadar düşmüş olanlar ile ciddi kalp yetersizliği hastalarının gebe kalmaları sakıncalıdır" diye konuştu. "Gebelikle birlikte kalbe gelen yük artar" Gebelik döneminde kalp damar sisteminde fizyolojik değişikliklerin başladığını aktaran Dr. Cömert, "Gebeliğin 5’ten 8’inci haftasına kadar süren döneminde, kalp damar sisteminde olması gereken normal değişimler başlamaktadır. Gebelikle birlikte kalp atım hızı bir miktar artar. Kalbe gelen yük fazlalaşırken, kan basıncı yüzde 10 düşmektedir. Hormonal değişimlerden dolayı damar duvarları zayıflar" ifadelerini kullandı. "Doğum sonrası erken dönem de dikkat gerektirir" Doğum sonrası dönemde de anne sağlığı açısından dikkatli olunması gerektiğini belirten Cömert, "Doğum sonrası erken dönemde de bebeğin ana atar damara olan baskısı ortadan kalktığı için annenin dolaşım sisteminde bir takım değişimler olur. Gebelik sonrası erken dönem de aynı gebelik dönemi gibi dikkat gerektirir" dedi. Gebelik döneminde görülen bazı belirtilerin normal kabul edilebileceğini söyleyen Cömert, "Gebelik döneminde hafif nefes darlığı, yorgunluk, şiddetli olmayan çarpıntı, yol yürüme mesafesinde kısalma, bacaklarda ciddi olmayan şişlikler, sırt üstü yatıldığında oluşan nefes darlığı normal değişimler olarak kabul edilebilir" ifadelerine yer verdi. "Mutlaka kardiyolojik değerlendirme yapılmalı" Gebe kalmadan önce kalp hastalığı olan ya da ileri yaşta gebelik planlayan kişilere uyarılarda bulunan Dr. Cömert, "Gebe kalmadan önce bilinen bir kalp hastalığı olanların ya da 35 yaştan sonra gebelik planlayan kişilerin, ailesinde ciddi kalp hastalığı öyküsü olan ve kalp hastalıkları risk faktörleri olanların mutlaka kardiyoloji uzmanına başvurmaları gerekmektedir" dedi. "Gebelik öncesi planlama temel esastır" Kalp hastalarının gebelik planlamasının bir ekip çalışmasıyla yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken Cömert, "Bilinen kalp hastalığı olan gebe takibi öncelikle kardiyolog, kadın doğum uzmanı ve anne adayının dahil olduğu takım çalışması prensibiyle yapılmalıdır. Gebelik öncesi planlama, koruyucu önlemler alınması temel esastır. Belirli bir grup kalp hastalığı olan kişilerin gebe kalması, anne ve bebek sağlığı için riskli olabilir. Bu nedenle öncesinde psikolojik destek ile kişiye bu bilgiler verilmeli, gebelikten vazgeçirilmelidir. Çiftler, ileriye yönelik korunma yöntemleri hakkında da bilgilendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Bazı kalp hastaları gerekli önlemlerle gebe kalabilir" Kalbinde delik olan hastaların durumunun bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Cömert, "Kalbinde delik olan kişiler, muayenelerinde kalp ve akciğere hayati önem taşıyan bir yük oluşturmadığı ispatlanmışsa gebe kalabilir. Kalp deliği geniş hastaların ameliyat sonrası gerekli önlemler alınarak gebe kalmalarına izin verilebilir" dedi. Kalp kapakçığı değişmiş veya kapak tamiri yapılmış hastaların da belirli şartlarda gebe kalabileceğini söyleyen Cömert, "Bu hastalar gebelik öncesi detaylı bir kontrol ve takiplerle, belirli bir risk altında gebe kalabilir" ifadelerini kullandı. "Ritim bozukluğu ve hipertansiyon kontrol altına alınabilir" Ritim problemi olan hastaların da gebelik öncesi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Cömert, "Tedavi edilebilir ritim problemi olan hastaların gebelik öncesi ablasyon işlemi yapıldıktan sonra normal bir şekilde gebe kalma engelleri yoktur. Gebelik döneminde ilaç kullanımı gerektiren ritim problemlerinde, detaylı bir muayene ve risk analizi önemlidir" dedi. Yüksek kan basıncı olan hastalara da değinen Cömert, "Hipertansiyon sorunu olan hastalar gebelik dönemince sıkı takip ile gebe kalabilir. Gebelik dönemi tansiyonu olan anne adaylarının ise bu dönemde kendilerine ve bebeğe zarar vermeyen ilaçları kullanarak takip edilmeleri halinde gebe kalmalarına bir engel bulunmamaktadır" ifadelerini kullandı.