SAĞLIK
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:39 Yaşlı bireylerde düşme sonucu oluşan kırıklar önemsenmeli Muğla’nın Bodrum ilçesinde, yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik kırıkların görülme sıklığı da artarken, uzmanlar özellikle basit ev kazaları ve düşük enerjili düşmeler sonrası oluşan kırıkların ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Opr. Dr. Serkan Akçay, geriatrik kırıkların yalnızca ortopedik bir problem olmadığını, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini ve genel sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. İleri yaşla birlikte kemik mineral yoğunluğunda doğal azalma meydana geldiğini belirten Akçay, özellikle menopoz sonrası kadınlarda hızlanan osteoporoz nedeniyle kemiklerin daha kırılgan hale geldiğini ifade etti. Birçok yaşlı bireyin kemik erimesini kırık oluşana kadar fark etmediğini belirten Akçay, kas gücünün azalması, denge problemleri ve reflekslerde yavaşlamanın da düşme riskini artırdığını kaydetti. Geriatrik yaş grubunda en sık görülen kırıkların başında kalça kırıklarının geldiğini söyleyen Akçay, basit bir düşme sonrası oluşabilen bu kırıkların yaşlı bireyin uzun süre yatağa bağımlı kalmasına neden olabildiğini ifade etti. Kalça kırığı sonrası ilk bir yıl içinde ölüm oranlarında belirgin artış görülebildiğini belirten Akçay, hareketsizliğe bağlı enfeksiyonlar, kas kaybı, damar tıkanıklıkları ve genel sağlık durumundaki bozulmaların bu süreçte etkili olduğunu vurguladı. Kalça kırıklarının yanı sıra omurga çökme kırıkları, el bileği kırıkları, omuz çevresi kırıkları ve pelvis kırıklarının da ileri yaş grubunda sık görüldüğünü belirten Akçay, geriatrik kırıkların en önemli nedeninin düşmeler olduğunu söyledi. Ev ortamındaki küçük ihmallerin ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade eden Akçay, kaygan halılar, yetersiz aydınlatma, banyoda tutunma aparatlarının bulunmaması, uygun olmayan terlik ve ayakkabılar ile dağınık kablo ve eşiklerin kırık riskini artırdığını dile getirdi. Ayrıca tansiyon ilaçları, uyku ilaçları ve bazı nörolojik tedavilerin de baş dönmesi ve denge kaybına yol açarak düşme riskini artırabileceğini belirtti. Yaşlanmayla birlikte görülen kas erimesi yani sarkopeninin geriatrik kırıklarda önemli rol oynadığını söyleyen Akçay, kas gücündeki azalmanın hem düşme ihtimalini artırdığını hem de kırık sonrası iyileşme sürecini zorlaştırdığını kaydetti. Düzenli yürüyüş, direnç egzersizleri ve denge çalışmalarının ileri yaş grubunda hayati önem taşıdığını vurguladı. Geriatrik kırıklarda tedavi planının kırığın tipi, hastanın genel sağlık durumu ve günlük yaşam beklentisine göre belirlendiğini ifade eden Akçay, günümüzde birçok hastada cerrahi tedavinin ön plana çıktığını söyledi. Cerrahi tedavide hastayı en kısa sürede ayağa kaldırmanın, yatağa bağlı komplikasyonları önlemenin ve bağımsız yaşamı korumanın amaçlandığını belirtti. Tedavide vida-plak sistemleri, intramedüller çiviler ve özellikle kalça kırıklarında protez uygulamalarının tercih edilebildiğini kaydeden Akçay, bazı özel durumlarda ise ameliyatsız tedavi yöntemlerinin uygulanabildiğini ifade etti. Geriatrik kırıkların büyük bölümünün alınacak basit önlemlerle önlenebileceğini belirten Akçay, düzenli kemik yoğunluğu ölçümü yaptırılması, kalsiyum ve D vitamini seviyelerinin kontrol edilmesi, ev içi aydınlatmanın güçlendirilmesi, kaymaz halı kullanılması, banyolara tutunma barları yerleştirilmesi ve kaymayan tabanlı ayakkabı tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Haftada en az 150 dakika fiziksel aktivite yapılmasının önemine dikkat çeken Akçay, düzenli yürüyüş alışkanlığı kazanılması, denge ve direnç egzersizlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Tai-chi ve pilates gibi dengeyi artıran aktivitelerin de faydalı olabileceğini kaydetti. Düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Akçay, görme ve işitme muayenelerinin yapılması, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ile nörolojik ve kardiyolojik değerlendirmelerin aksatılmaması gerektiğini söyledi. Geriatrik kırıkların yaşlı bireylerde yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal etkiler de oluşturduğunu vurgulayan Akçay, hareket kaybı sonrası gelişen yalnızlık, özgüven kaybı ve bağımlılık hissinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebildiğini ifade etti. Erken tanı, doğru tedavi ve koruyucu önlemler sayesinde yaşlı bireylerin aktif ve bağımsız yaşamlarını uzun yıllar sürdürebileceğini sözlerine ekledi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:26 Böbrekleriniz size küsmeden, siz tuza veda edin Mutfakların vazgeçilmezi, sofraların "beyaz altını" tuzun, aslında vücudun sessiz kahramanları böbrekler için büyük bir yük olduğu konusunda uyarıda bulunan İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doktor Orçun Ural, "Vücudumuzun günlük sodyum ihtiyacı sadece 1 gramın altında, geri kalan her şey ise damak tadımızın bir oyunu. Böbrekleriniz size küsmeden, siz tuza veda edin" dedi. 11 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası’ sebebiyle bir açıklama yapan Nefroloji Uzmanı Doktor Orçun Ural, tuz bağımlığına dikkat çekti. Ural, "Çoğumuz yemeğin tadına bakmadan tuzluğa uzanırız. Peki, neden? Bu durum, bir damak tadı tercihinden ziyade beyindeki bir ’ödül mekanizması’. Tuz tüketimi beyinde dopamin salınımını tetikleyerek, zamanla daha fazlasını isteyen bir döngü oluşturuyor. Özellikle stresli anlarda kortizol seviyelerini düşürüp geçici bir rahatlama hissi verdiği için vücudumuz bizi yanıltarak tuzlu gıdalara yönlendiriyor. Oysa gerçek şu ki; vücudumuzun günlük sodyum ihtiyacı sadece 1 gramın altında, geri kalan her şey ise damak tadımızın bir oyunu." dedi. Sessiz ve derin hasar: Glomerüler Hiperfiltrasyon Vücudun arıtma tesisi olan böbreklerin kanımızdaki tuzu dengelemek için olağanüstü bir çaba sarf ettiğini anlatan Uzman Dr. Orçun Ural, şöyle devam etti: "Ancak bu çaba, ’Glomerüler Hiperfiltrasyon’ denilen bir sürece yol açarak böbreğin o meşhur filtrelerini (nefronları) yoruyor ve zamanla sertleşmelerine neden oluyor. Böbrekler genellikle sessizce mücadele eder. Sağlıklı hissetmeniz, hasar oluşmadığı anlamına gelmez; sadece böbreğinizin henüz bu yükü tolere edebildiğini gösterir. Belirtiler başladığında ise genellikle iş işten geçmiş oluyor." Sadece tansiyon hastaları mı risk altında? Tuzun sadece yüksek tansiyonu olanlara zararlı olduğu büyük bir yanılgı olduğunu belirten Dr. Ural, normal kan basıncına sahip bireylerde bile aşırı tuzun böbrek dokusuna doğrudan zarar verdiğini vurguladı. Ural, tuzun damar sağlığından bağımsız olarak böbrek hücrelerini doğrudan etkileyerek kronik hastalıkların temelini atabildiğini söyledi. Tuzu kesmek için sadece masadaki tuzluğu kaldırmanın ne yazık ki yeterli olmadığını belirten Dr. Ural, asıl mücadelenin market raflarında başladığını belirterek, "Sağlıklı sandığımız paketli gıdalardan her gün yediğimiz ekmeğe kadar her yerde gizli sodyum var. Çözüm ise basit ama etkili: Bilinçli bir tüketici olup etiket okumayı alışkanlık haline getirmek. Böbreklerinizi korumak için bugün atacağınız küçük bir adım, yarın sizi diyaliz makinelerinden uzak tutabilir. Damak tadını yeniden eğitmek için kritik süre 21 gün. Tuzu kademeli azaltıp yerine taze baharatlar, limon ve doğal aromalar eklediğinizde, 3 haftanın sonunda reseptörleriniz yenilenecek ve yiyeceklerin gerçek tadını almaya başlayacaksınız. Geleceğinizi ’salamura’ etmeyin. Bugün o tabağa eklemediğiniz bir tutam tuz, yarın size sağlıklı bir ömür olarak geri dönecek." dedi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:26 MODY alanındaki bilimsel çalışma ödülle taçlandı Nadir görülen bir diyabet türü olan Genç Yaşta Başlayan Erişkin Tip Diyabet (MODY) üzerine yürütülen bilimsel çalışma uluslararası literatürde yerini alırken, prestijli bir ödüle de layık görüldü. Medicana International Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhammed Erkam Sencar’ın da yer aldığı araştırma, 2025 yılında "En İyi 3’ncü Çalışma" ödülünü kazandı. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Derneği’nin resmi akademik dergisi Endocrinology Research and Practice tarafından ödüllendirilen çalışma, MODY hastalığıyla ilgili klinik çalışmalara önemli katkılar sundu. Dört farklı merkezden endokrinoloji uzmanlarının iş birliğiyle yürütülen araştırmada, MODY hastalarında obezite ve dislipidemi sıklığı detaylı şekilde incelendi. Araştırma sonuçları, MODY hastalarında metabolik risk faktörlerinin sanılandan daha yaygın olduğunu ortaya koydu. Elde edilen bulgulara göre hastaların yaklaşık yüzde 24’ünde obezite, yüzde 72’sinde ise dislipidemi tespit edildi. Bu veriler, hastalığın yalnızca kan şekeri düzeyiyle sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini, kilo ve lipid profili açısından da düzenli ve kapsamlı takip yapılmasının önemini ortaya koyuyor. Çalışma ayrıca MODY hastalarında yaş ve obezitenin, dislipidemi gelişimiyle güçlü bir ilişki içinde olduğunu göstererek, bu hastaların yönetiminde metabolik risk faktörlerinin tamamının birlikte değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi gerektiğini gösteriyor. Bilimsel değeri yüksek olan söz konusu çalışma, yalnızca akademik alanda değil, klinik uygulamalarda da yol gösterici nitelik taşıyor. Çalışma, MODY gibi nadir görülen bir diyabet türünde klinik bilgi ve deneyimin artmasına katkı sağladı.
D vitaminine gıda desteği şart
12 Haziran 2025 Perşembe - 12:57 D vitaminine gıda desteği şart Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, D vitamini eksikliğinin ruh halini de etkileyebileceğini söyleyerek, "Güneş olmayan dönemlerde beslenme ile desteklemek şart" dedi. Kronik yorgunluk ve depresyonun da D vitamini eksikliği ile alakalı olabileceğini söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, "Son günlerde sıkça yağmurlu ve kapalı havalarla karşılaşıyoruz. Güneş ışığından faydalanamadığımız böyle dönemlerde vücudumuzun D vitamini de azalıyor. Oysa D vitamini hem bağışıklık sistemimizden kemik sağlığımıza kadar pek çok alanda hayati öneme sahip. D vitamini nedir, ne işe yarar dersek de vücudumuz güneş ışınları ile D vitamini sentezler. D vitamini de kalsiyum emilimini destekler, bağışıklık sistemini güçlendirir, kemik ve diş sağlığını korur. Kas fonksiyonlarına katkıda bulunur. Kronik yorgunluk ve depresyonla da ilişkili olabilir. Eksiklik ve belirtilerinde ise sürekli yorgunluk, halsizlik, sık hastalanma, uyku bozuklukları, kas ve kemik ağrıları ile ruh hali değişimlerini gözlemleyebiliyoruz" şeklinde konuştu. Merd, hem kemik hem de ruh sağlığı için D vitamininin önemli olduğunu söyleyerek, "Hastalarımız hangi besinlerde bulunur diye sıklıkla soruyorlar. Yağlı balıklarda özellikle somon ve uskumruda, yumurtanın sarısında, karaciğerde özellikle güneşe maruz kalmış mantarda D vitamini çok yüksek derecede ve aynı şekilde D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ve süt ürünlerinde de yine D vitamini bulunuyor. Güneş göremediğimizde neler yapmalıyız kısmında ise bu dönemlerde beslenme ile desteklemek şart. Güneşsiz dönemlerde D vitamini düzeyi düşebileceği için gerekirse hekim önerisi ile takviye alınmalıdır. D vitamini düzeyimizi ölçtürmek ve eksiklik varsa hekime danışmak önemli. İpuçları verecek olursak da; yüz ve kolları, bacakları 10-15 dakika güneş ışığına maruz bırakmak D vitamini için genellikle yeterlidir. Ancak bu süre cilt tipine, yaşa ve mevsime göre değişebiliyor. D vitamini sadece kemiklerimizi değil ruhumuzu da besler. Bu yüzden hem güneşi hem de sağlıklı besinleri ihmal etmeyelim" ifadelerini kullandı.
D vitaminine gıda desteği şart
12 Haziran 2025 Perşembe - 12:49 D vitaminine gıda desteği şart Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, D vitamini eksikliğinin ruh halini de etkileyebileceğini söyleyerek, "Güneş olmayan dönemlerde beslenme ile desteklemek şart" dedi. Kronik yorgunluk ve depresyonun da D vitamini eksikliği ile alakalı olabileceğini söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, "Son günlerde sıkça yağmurlu ve kapalı havalarla karşılaşıyoruz. Güneş ışığından faydalanamadığımız böyle dönemlerde vücudumuzun D vitamini de azalıyor. Oysa D vitamini hem bağışıklık sistemimizden kemik sağlığımıza kadar pek çok alanda hayati öneme sahip. D vitamini nedir, ne işe yarar dersek de vücudumuz güneş ışınları ile D vitamini sentezler. D vitamini de kalsiyum emilimini destekler, bağışıklık sistemini güçlendirir, kemik ve diş sağlığını korur. Kas fonksiyonlarına katkıda bulunur. Kronik yorgunluk ve depresyonla da ilişkili olabilir. Eksiklik ve belirtilerinde ise sürekli yorgunluk, halsizlik, sık hastalanma, uyku bozuklukları, kas ve kemik ağrıları ile ruh hali değişimlerini gözlemleyebiliyoruz" dedi. Betül Merd, hem kemik hem de ruh sağlığı için D vitamininin önemli olduğunu söyleyerek, "Hastalarımız hangi besinlerde bulunur diye sıklıkla soruyorlar. Yağlı balıklarda özellikle somon ve uskumruda, yumurtanın sarısında, karaciğerde özellikle güneşe maruz kalmış mantarda D vitamini çok yüksek derecede ve aynı şekilde D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ve süt ürünlerinde de yine D vitamini bulunuyor. Güneş göremediğimizde neler yapmalıyız kısmında ise beslenme ile desteklemek şart bu dönemlerde. Güneşsiz dönemlerde D vitamini düzeyi düşebileceği için gerekirse hekim önerisi ile takviye alınmalıdır. D vitamini düzeyimizi ölçtürmek ve eksiklik varsa hekime danışmak önemli. İpuçları verecek olursak da; yüz ve kolları, bacakları 10-15 dakika güneş ışığına maruz bırakmak D vitamini için genellikle yeterlidir. Ancak bu süre cilt tipine, yaşa ve mevsime göre değişebiliyor. D vitamini sadece kemiklerimizi değil ruhumuzu da besler. Bu yüzden hem güneşi hem de sağlıklı besinleri ihmal etmeyelim" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Dalgıç: "Aileler, özellikle 8 ve 9’uncu aylardan itibaren küçük maddeleri etrafta bulundurmamalılar"
12 Haziran 2025 Perşembe - 12:45 Prof. Dr. Dalgıç: "Aileler, özellikle 8 ve 9’uncu aylardan itibaren küçük maddeleri etrafta bulundurmamalılar" Prof. Dr. Buket Dalgıç, "Ailelerin özellikle 8 ve 9’uncu aylardan itibaren çocukların çevrelerinde ağızlarına götürüp yutabilecekleri daha küçük maddeleri bulundurmamaları ve bu açıdan çok dikkatli olmaları ve oyuncak seçerken de çok dikkatli olmaları önem arz ediyor" dedi. ‘Yassı Pil Yutmalarına Karşı Farkındalık Günü’ kapsamında Ankara’da bir üniversitede düzenlenen sempozyumda, özellikle 5 yaş altı çocuk sahibi olan ailelerin çocuklarına yabancı cisim vermemesi ve oyuncak seçimi konusunda dikkatli olmalarının önemine vurgu yapıldı. Sempozyumun yapıldığı alanda, yabancı cisim yutan hastaların endoskopik görüntüleri ve olası yutulabilecek cisimler de sergilendi. Programda konuşan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Buket Dalgıç, 12 Haziran’ın tüm dünyada çocuklarda sıkça görülen cisim yutmalarına karşı farkındalık oluşturmak amacıyla ayrılmış bir gün olduğunu söyleyerek, "Özellikle de yassı pil yutmaları ve bunların tehlikelerini belirtmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amacıyla toplandık. Bu farkındalığı oluşturmak isterken özellikle paydaş olarak Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve bu çerçevede yapılabilecek düzenlemeleri de hedefleyerek ilerlemek istedik. Bu nedenle de sempozyumumuza yetkililerden de davetlilerimiz oldu" diye konuştu. "Oyuncak seçerken çok dikkatli olmaları önem arz ediyor" Özellikle 5 yaşının altında çocukları olan ailelerin daha fazla dikkatli olmaları gerektiğine dikkati çeken Dalgıç, "Bebeklerin özellikle iki parmakları arasında minik cisimleri tutup ağızlarına götürebilmeye başladıkları aylar olan 8 ve 9’uncu aylardan itibaren çevrelerinde ağızlarına götürüp yutabilecekleri daha küçük maddeleri bulundurmamaları ve bu açıdan çok dikkatli olmaları ve oyuncak seçerken de çok dikkatli olmaları önem arz ediyor" şeklinde konuştu. Dalgıç, endoskopik müdahalelerin zaman zaman yeterli olmadığını ve cerrahi müdahale yapıldığını aktararak, "Olguların çeşitleri var. Yutulan cismin özelliği, büyüklüğü, çocuğun yaşı, ortaya çıkan bulgular. Bu bulgulara göre endoskopik girişim yapıyoruz. Çoğu zaman çıkarıyoruz ama bazen çıkaramadığımız oluyor ve bunların ağır sonuçlarını da yaşayabiliyoruz" ifadelerini kullandı. "Her şey yutulabilir" Çocukların olası bir yabancı cisim yutması halinde hemen doktora başvurulması gerektiğinin altını çizen Dalgıç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aileler hemen acile gelmeli, hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalı ve o sağlık kuruluşunda olay tam olarak değerlendirilip yeri, hangi yabancı cisim olduğuna göre uygun bir yöntem izlenmeli. Ailenin evde hemen yapabileceği bir şey yok. En kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurmalarını öneriyoruz Çok ilginç hastalarımız oluyor. Yani şarj kablosu yutumu, çatal, kaşık veya sülük, yüzük, toplu iğne gibi gerçekten çok ilginç vakalarımız var. Yani her şey yutulabilir." "Çocuklarda küçük bir dikkatsizlikle ciddi anlamda problemler ortaya çıkabiliyor" Sempozyumu düzenleyen görevlilerden Uzm. Dr. Özlem Sümer Coşar ise bazı vakaların ölümcül sonuçları olabileceğini dile getirerek, "Aileler özellikle yassı pil konusunda dikkat edebilirler. Kumandaların arkasındaki yassı pil kısmındaki yerleri bantlayabilirler. Çevredeki tehlikeli, sivri yabancı cisimler, para, onun dışında küpeler, kolyeler bunlar gerçekten çocuklar için tehlikeli olabiliyor. Ailelerin bunları çevrede bırakmamasını ve özellikle çocukların ulaşamayacağı alanlara koymasını öneriyoruz. Çocuklarda küçük bir dikkatsizlikle ciddi anlamda problemler ortaya çıkabiliyor" değerlendirmesinde bulundu.
Kalitesiz gözlükler gözde kalıcı hasara yol açabilir
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:57 Kalitesiz gözlükler gözde kalıcı hasara yol açabilir Özellikle yaz günlerinde uzun süre güneş ışığının etkisi altında kalınmamasını öneren uzmanlar, göz sağlığının korunması için kaliteli ve uzman görüşü alınarak güneş gözlüğü seçilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, kalitesiz gözlüklerin gözde kalıcı hasara yol açabileceği de belirtildi. Uzmanlar, güneş gözlüğü kullanımı konusunda şu uyarılarda bulundu; "Kalitesiz ürünlere daha düşük ücretler ödeyip gözde oluşturduğu sorunları tedavi etmek için daha çok ücret ödüyoruz" diyen Durmuş, "Bu durum hem kişisel, hem de toplumsal ekonomik yapıyı etkiliyor. Dışarıdan iyi görünen güneş gözlükleri etrafınızdakileri mutlu edebilir; ancak güneşli yarınları görmek için göz sağlığını korumak daha büyük önem taşıyor. Güneş gözlüğünün estetik aksesuar olarak tercih ediliyor. Ancak gözlüğün asıl amacı gözün zararlı ışınlardan korunmasıdır. Göz bebeği, yani gözün ortasındaki siyah kısım ışığa maruz kaldığında küçülür, karanlıkta büyür. Güneşe çıkan birinin göz bebekleri küçülür ve ışığı keser. Güneş gözlüğü ise yalancı bir karanlık etkisi oluşturur. Güneş gözlüğünde kullanılan lensin gözü morötesi ışınlardan koruması göz sağlığının korunmasını oluşturur. Ultraviyole filtresi olmayan güneş gözlükleri tercih edilmemelidir. Gözlüğün çerçevesinde kullanılan malzemenin kalitesiz veya kişinin özelliklerine uygun olmaması da alerjik etkiye neden olabilir. Gözlüğün şakaklara ve yanaklara baskı yapmaması gerekmektedir."
Dermatoloji uzmanı uyardı: "Yazın güneş koruması şart"
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:27 Dermatoloji uzmanı uyardı: "Yazın güneş koruması şart" Dermatoloji Uzm. Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başlamadan önce cilt özelliklerine ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Liv Hospital Samsun Dermatoloji Uzm. Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz ayında yapılabilecek dermokozmetik uygulamalar hakkında bilgi verdi. Yaz aylarının cildimizin en çok güneşe maruz kaldığı ve çevresel faktörlerden en fazla etkilendiği dönemlerden biri olduğunu işaret eden Uzm. Dr. Tatar, "Güneş ışınlarının etkisi, sıcaklık ve nem oranlarının artması, havuz veya deniz suyu ile sürekli temas cildimize ekstra bir yük bindirir. Bu nedenle, yaz aylarında cilt bakım rutininizi yeniden gözden geçirmek ve cildinizi korumaya yönelik önlemler almak büyük önem taşır" dedi. "Cilt bakım rutininizi yaz aylarına göre yeniden düzenleyin" Yazın cilt bakımının nasıl düzenlenmesi gerektiği ve ne zaman dermokozmetik işlemlere başvurulabileceği konusunda açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Tatar, "Yazın cilt bakım rutininizde hafif nemlendirici ve koruyucu ürünler ön plana çıkmalıdır. Güneş koruyucu kremler, bu dönemde cilt bakımının vazgeçilmezidir ve günlük kullanımda yüksek koruma faktörlü (SPF 50 ve üzeri, PA) ürünler tercih edilmelidir. Ayrıca, su bazlı nemlendiriciler ve antioksidan serumlar, cildinize nem sağlarken çevresel zararlara karşı koruma da sunar. Yaz aylarında ciltte yağlanma artabileceği için, gözenekleri tıkamayan ve cildi ağırlaştırmayan hafif temizleyiciler kullanılmalıdır" diye konuştu. "Dermokozmetik işlemlere ne zaman başvurulmalı" Cildi yenilemek, matlaşan cilde parlaklık katmak, lekeleri azaltmak veya yaşlanma belirtileri ile mücadele etmek için yaz aylarında da güvenle yapılabilecek bazı dermokozmetik işlemler bulunduğunun altını çizen Uzm. Dr. Tatar, ancak yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başvurmadan önce cilde ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini işaret etti. Uzm. Dr. Tatar, "Özellikle güneşin etkisi altında olan cildinizin hassasiyetini göz önünde bulundurmalısınız, işlem sonrası cildinizi güneşten korumak ve iyileşme sürecine dikkat etmek en az işlem kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Yazın gerçekleştirilebilecek işlemler" Yazın mezoterapi, Broad Band Light (BBL) tedavileri, botoks ve dolgu uygulamaları ve düşük enerji modu ile lazer epilasyon uygulamalarının gerçekleştirilebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Tatar, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler hakkında şunları söyledi: "Mezoterapi: Mezoterapi cilt altına vitamin, mineral ve amino asit gibi maddelerin enjekte edilmesi ile cildin canlanmasını sağlar. Yaz aylarında bu işlem özellikle yüz, boyun ve dekolte bölgelerinde tercih edilebilir. Yaz aylarında iyice yıpranmış cildimizi kışa hazırlamanın ve tatil dönüşü azalmış cilt parlaklığının tekrar sağlanmasının en etkili yollarından biri mezoterapidir. Mezoterapi denince akla gençlik aşısı, ışıltı mezoterapileri vb. birçok kavram gelmekle birlikte, cildinizin ihtiyacına uygun mezoterapi seçimini için hekiminize başvurmalısınız. Cilt altına verilen bu besleyici maddeler, yazın cildin nem dengesini korumaya ve parlaklığını artırmaya yardımcı olur. İşlem yapıldığı gün deniz/havuz gibi aktiviteler önerilmemektedir fakat sonrasında güneşten korunma şartıyla suyun keyfini çıkarabilirsiniz. Broad band light (BBL) Tedavileri: BBL tedavisi, cilt yenileme, lekelenme sorunlarının düzeltilmesi ve cilt tonunun eşitlenmesi için kullanılan gelişmiş bir ışık tedavisidir. İşlem ağrısı minimaldir ve öğlen arası tedavisi olarak da adlandırılabilen BBL tedavisi, cildinizin üst yüzeyinde herhangi bir hasar bırakmadığı için işlemden hemen sonra günlük hayata dönülebilir. Yaz aylarında, bu işlem özellikle cilt tonu eşitleme ve ince damarların tedavisinde etkili olabilir. BBL tedavileri, cildi daha parlak ve genç gösterir. Güneşte bronzlaşmamış ciltlerde yaz kış uygulanabilen bu işlemden sonra güneşe karşı dikkatli olunmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş kremleri düzenli kullanılmalıdır. Ayrıca, işlemden önce ve sonra doğrudan güneş ışığına maruz kalmamaya özen gösterilmelidir. Botoks ve dolgu uygulamaları: Botoks, yazın uygulanan en popüler işlemlerden biridir. Hem artan güneşin etkisiyle artan mimik hareketlerine bağlı oluşan kırışıklıkların tedavisinde hem de artan sıcaklar sebebiyle koltuk altında zaman zaman kötü görünüm veya kokuya yol açan terlemelerin azaltılması için tercih edilebilir. Dolgu maddeleri ise cilde hacim kazandırarak daha genç bir görünüm sağlar. Bu işlemler yaz aylarında güvenle yapılabilir, çünkü güneş ışığına maruziyetle lekelenme veya hassasiyet riski artırmazlar. Ancak, işlemin yapıldığı bölgeyi güneşten korumak, uygulama sonrası şişlik ve morlukların oluşumunu en aza indirmek açısından önemlidir. Lazer epilasyon (düşük enerji modu ile): Lazer epilasyon, istenmeyen tüylerden kurtulmanın en etkili yollarından biridir. Yaz aylarında bu işlem, düşük enerji modu ile yapılabilir. Ancak, işlem sonrası cilt güneşe karşı çok hassas olacağı için işlemden sonraki birkaç hafta boyunca güneşten kaçınılmalı ve cilt mutlaka güneş koruyucu ile korunmalıdır."
Ciltteki değişimleri hafife almayın: Erken teşhis hayat kurtarıyor
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:21 Ciltteki değişimleri hafife almayın: Erken teşhis hayat kurtarıyor Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, cilt sağlığının sadece estetik değil, aynı zamanda genel sağlıkla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, düzenli dermatolojik taramaların hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Cilt güzelliğinin bireyin dış görünümünün yanı sıra sağlık durumunu da yansıttığını ifade eden Büyük Anadolu Hastanesi Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, "Bakımlı ve sağlıklı bir cilt kişinin hem ruhsal hem fiziksel sağlığını olumlu etkiler. Dermatolojik taramalar sadece estetik kaygılarla değil, ciddi hastalıkların erken teşhisi için de gereklidir" dedi. "Cilt kanserinde erken teşhis hayat kurtarır" Cilt sağlığının yalnızca kozmetik bir mesele olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Dr. Başar, "Dermatolojik kontroller, özellikle cilt kanseri gibi ciddi hastalıkların erken evrede teşhis edilmesine olanak sağlar. Güneş lekeleri ve benlerdeki değişiklikler önemlidir. Bu nedenle yılda en az bir kez cilt muayenesinden geçmek oldukça değerlidir" diye konuştu. Genetik yatkınlık ve güneş etkisine karşı tarama önerisi Güneşin zararlı etkilerine ve genetik yatkınlıklara da değinen Dr. Başar, "Deri kanseri açısından risk taşıyan bireylerin düzenli kontrol yaptırmaları, olası riskleri erkenden fark etmelerini sağlar. Güneş lekeleri, benlerdeki şekil, renk ve boyut değişiklikleri mutlaka bir dermatolog tarafından değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. Ciltteki değişimlerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Başar, "Unutulmamalıdır ki erken teşhis yalnızca cilt sağlığını değil, yaşam kalitesini de doğrudan etkiler. Bugün atılacak küçük bir adım, gelecekte büyük bir fark oluşturabilir" diyerek vatandaşları düzenli kontrol konusunda uyardı.
Uzmanı, meme ve rahim kanserinin artmasını doğurganlık hızının azalmasıyla açıkladı
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:07 Uzmanı, meme ve rahim kanserinin artmasını doğurganlık hızının azalmasıyla açıkladı Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hakan Çoksüer, "Aile Yılı"nın ilan edilmesini destekleyerek, "Son yıllarda meme ve rahim kanserinin artmasındaki en büyük sebep kadınlardaki doğurganlık rakamlarının düşmesine bağlı olarak bunu tıbbi olarak açıklayabiliriz. Aynı zamanda doğurmuş olmak kanser riskini de azaltıyor" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin doğurganlık hızının, tarihimizde ilk kez 1,48’e gerilemiş durumda olduğunu, bunun bir felaket olduğunu ve bu rakamın kritik eşik olan 2,1’in çok altında bir seviye olduğunu geçtiğimiz ay açıklamıştı. Diyarbakır’da, Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hakan Çoksüer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Aile Yılı"nı ilan etmesini desteklediğini, aynı zamanda doğurganlık hızının çok ciddi düşüşüne dikkat çekti. Çoksüer, İHA muhabirine, bunun en büyük sebeplerinden bir tanesinin kadınlardaki kariyer hırsı olduğunu, ikincisinin doğumun vermiş olduğu estetik kaygılar olduğunu söyledi. Doğurganlık hızı ile annelerin yaşı arasında çok önemli korelasyon olduğunu belirten Çoksüer, kadının yaşı artıkça doğurganlık hızını ciddi anlamda azalmakta olduğuna dikkat çekti. "İleri yaş olduğu zaman çocuklarda aynı zamanda engelli çocuk riski de artıyor" Çoksüer, kariyer yapayım derken anneliği geri planda bırakılmasıyla gebe kalma ihtimalinin de çok ciddi anlamda azalmış olduğuna işarete ederek, "Bu yüzden temel sloganımız, "En büyük kariyer anneliktir." En büyük kariyer, doğurganlık yapmış olan kadındır. Bununla beraber kariyeri ön planda tutup doğurganlığını ertelediği zaman ileri yaş olduğu zaman çocuklarda aynı zamanda engelli çocuk riski de artıyor. Özellikle 35 yaşın üstündeki kadınlarda hem doğurganlık azalıyor, hem de engelli bebek doğurma ihtimali artıyor" dedi. "O yüzden onlardan ricamız doğurganlık programlamasını 20 ila 30 yaş arasında yapmalarını öneriyoruz" diyen Çoksüer, şöyle devam etti: "Bununla beraber kadın doğum uzmanı olarak sağlık açısından çok önemli faydaları var. Doğurganlığını yapmış bir kadının en büyük faydası rahim kanseri riskini azaldığını görüyoruz. yumurtalık kanseri riskinin ve meme kanseri riskinin azaldığını görüyoruz. Son yıllarda meme, rahim kanserinin artmasındaki en büyük sebep kadınlardaki doğurganlık rakamlarının düşmesine bağlı olarak bunu tıbbi olarak açıklayabiliriz. Aynı zamanda doğurmuş olmak kanser riskini de azaltıyor. Kadınlarda miyom çok sık görülür. Her 4 kadından 1 kişi de rahmin içerisinde miyom görülebilmekte. Aynı zamanda miyom riskini de azaltmakta. Toplumda adet sancısı çeken kadın çok fazla. Ama doğurganlıkla beraber adet sancısı riskinin çok ciddi anlamda azalmakta. Doğurganlığın kadın sağlığı açısından hem kanserlerden koruma, hem de adet sancısı gibi ciddi anlamdaki sıkıntılardan da koruyabilmekte." Doğumun diğer hastalıklar açısından da faydasına değinen Çoksüer, "Migren ataklarını azaltabilmekte. Doğurmuş kadınlarda bağırsak çalışmasının daha iyi olduğunu biliyoruz. Doğurmuş kadınlarda solunum yolu, astım riskinin daha az olduğunu biliyoruz. Cilt sağlığının da daha iyi bir şekilde ilerleyebildiğini biliyoruz" ifadelerini kullandı.
Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:00 Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak Türkiye’de ilk kez görülen Asya uzun boynuzlu kenesinin şu an için hastalık taşıdığına dair herhangi bir bulgu bulunmadı. Türkiye’de ilk kez tespit edilen Asya uzun boynuzlu kenesi (Haemaphysalis longicornis) hakkında açıklamalarda bulunan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, şu an için ülkemizde tespit bu türe ait örneklerin herhangi bir hastalık etkeni taşıdığına dair bilimsel bir veri bulunmadığını belirtti. Keskin, kenenin sınırlı bir bölgede bulunduğunu, vatandaşlara panik yapmamaları çağrısında bulundu. Kenelerin doğada birçok canlıdan kan emerek yaşamını sürdüren dış parazitler olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Keskin, bu nedenle hastalık taşıma potansiyeline sahip olsalar da, her zaman hastalığı bulaştırma da rol alacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Türkiye’de yaygın olarak bilinen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının ana taşıyıcısının "Hyalomma marginatum" adlı kene türü olduğunu ifade eden Keskin, bu virüsün dünya genelinde 30’dan fazla kene türünde tespit edilebildiğini ancak bunların hepsinin bulaştırıcı olmadıklarını belirtti. Prof. Dr. Keskin; "Bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" Dünyada binden fazla kene türü bulunduğunu belirten Keskin, "Keneler parazit canlılardır ve hastalık bulaştırma potansiyeli olan parazitlerdir. Ancak bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" dedi. "Şu anda bu yeni tespit edilen türün (Haemaphysalis longicornis) KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir bulgu yok" Yeni tespit edilen "Haemaphysalis longicornis" türü için henüz herhangi bir bilimsel çalışmanın yapılmadığını ifade eden Keskin, konuyla ilgili projelerin hazırlandığını ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi tarafından desteklenen çalışmalar kapsamında toplanılan kenelerde patojen taraması yapılacağını söyledi. Bu taramalarla, söz konusu kene türünde patojen taraması yapılacak. "Şu anda bu yeni türün KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir risk söz konusu değil. Ülkemizde bu konuda net bir bulgu yok. İlgili kurumlarla temas halindeyiz, iş birliği içinde yapılacak bilimsel araştırmalar sonuçlandığında kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşacağız" diyen Prof. Dr. Keskin, yapılan çalışmalar tamamlanmadan kesin yargılarda bulunmanın doğru olmadığını da sözlerine ekledi.
SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde başarılı böbrek nakli
12 Haziran 2025 Perşembe - 10:52 SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde başarılı böbrek nakli Adıyaman’da yaşayan 40 yaşındaki A.Ç., SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, ablası M.Ç.’nin (41) bağışladığı böbrekle sağlığına kavuştu. Özel bir şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışan A.Ç., iş yerinde nöbet sonrası yaşadığı şikayetler nedeniyle hastaneye başvurdu. Kusma ve halsizlik şikayetlerinin ardından yapılan tetkiklerde böbrek yetmezliği tanısı kondu. Yaklaşık üç ay diyaliz tedavisi gören A.Ç., araştırmaları sonucunda SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan başarılı nakil ameliyatlarını öğrendi. İki arkadaşının da tavsiyesiyle SANKO Üniversitesi Hastanesi’ne başvuran A.Ç.’nin Gaziantep’e gelmesiyle nakil süreci hızlı ve kontrollü bir şekilde planlandı. Yapılan tetkiklerin ardından, ablası M.Ç.’nin böbreğinin uygun olduğu belirlendi ve gerekli hazırlıkların ardından nakil başarıyla gerçekleştirildi. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Nefroloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehtap Akdoğan, Genel Cerrahi Anabilim Dalı / Organ Nakil Merkezi Cerrahı Doç. Dr. Yücel Yüksel ve sağlık ekibinin koordinasyonuyla gerçekleştirilen nakil sonrası A.Ç., sağlığına yeniden kavuştu. Ablama minnettarım Adıyaman’ın merkeze bağlı Ali Bey Köyü’nden gelen hasta A.Ç. "Yaklaşık üç aydır diyalize giriyordum. İstanbul’da bir merkezde süreci değerlendirdim ancak SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde çok daha uygun şartlarla karşılaştım. Burada her şey çok hızlı ve sistemli ilerledi" dedi. "Doktorlarımızdan temizlik görevlilerine kadar herkesin ilgisi ve yaklaşımı olağanüstüydü" ifadelerini kullanan A. Ç. Şöyle devam etti: "Hemşirelerimiz, her çağrımızda hemen yanımıza geliyordu. Ameliyatımız da çok başarılı geçti. Ablam bana böbreğini verdi, ona minnettarım. Başta Prof. Dr. Yücel Yüksel ve Prof. Dr. Mehtap Akdoğan Hocalarım olmak üzere, tüm SANKO ailesine teşekkür ederim." Kardeşimin sağlığına kavuşması tarif edilmez bir duygu Böbrek vericisi M.Ç. ise, "SANKO Hastanesi’nde bize çok güven verdiler. Kardeşimin sağlığına kavuşmasına destek olmak, tarif edilemez bir duygu. Başta Hocalarımız olmak üzere, tüm SANKO ailesine teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum" dedi. SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı / Organ Nakil Merkezi Cerrahı Doç. Dr. Yücel Yüksel ise organ nakli süreci ile ilgili şu bilgileri verdi: "Organ nakli, sadece cerrahi bir operasyondan ibaret değildir. Bu aynı zamanda insanlar arasındaki dayanışmanın da en güzel örneklerinden biridir. Aile içindeki bu fedakarlık hepimizi etkiledi. Süreci multidisipliner ekip çalışmasıyla başarıyla tamamladık. SANKO Üniversitesi Hastanesi olarak ailenin tüm yaşananlardan sonra hastanemizden sağlıklı ve memnuniyetle ayrılması bizlerin en büyük armağanıdır."
Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak
12 Haziran 2025 Perşembe - 10:52 Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak Türkiye’de ilk kez görülen Asya uzun boynuzlu kenesinin şu an için hastalık taşıdığına dair herhangi bir bulgu bulunmadı. Türkiye’de ilk kez tespit edilen Asya uzun boynuzlu kenesi (Haemaphysalis longicornis) hakkında açıklamalarda bulunan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, şu an için ülkemizde tespit bu türe ait örneklerin herhangi bir hastalık etkeni taşıdığına dair bilimsel bir veri bulunmadığını belirtti. Keskin, kenenin sınırlı bir bölgede bulunduğunu, vatandaşlara panik yapmamaları çağrısında bulundu. Kenelerin doğada birçok canlıdan kan emerek yaşamını sürdüren dış parazitler olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Keskin, bu nedenle hastalık taşıma potansiyeline sahip olsalar da, bunun her zaman hastalık bulaşında rol alacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Türkiye’de yaygın olarak bilinen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının ana taşıyıcısının "Hyalomma marginatum" adlı kene türü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Keskin, bu virüsün dünya genelinde 30’dan fazla kene türünde tespit edilebildiğini ancak bunların hepsinin bulaştırıcı olmadıklarını belirtti. Prof. Dr. Keskin; "Bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" Dünyada binden fazla kene türü bulunduğunu belirten Keskin, "Keneler parazit canlılardır ve hastalık bulaştırma potansiyeli olan parazitlerdir. Ancak bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" dedi. "Şu anda bu yeni tespit edilen türün (Haemaphysalis longicornis) KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir bulgu yok" Yeni tespit edilen "Haemaphysalis longicornis" türü için henüz herhangi bir bilimsel çalışmanın yapılmadığını ifade eden Keskin, konuyla ilgili projelerin hazırlandığını ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi tarafından desteklenen çalışmalar kapsamında toplanılan kenelerde patojen taraması yapılacağını söyledi. Bu taramalarla, söz konusu kene türünde patojen taraması yapılacak. "Şu anda bu yeni türün KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir risk söz konusu değil. Ülkemizde bu konuda net bir bulgu yok. İlgili kurumlarla temas halindeyiz, işbirliği içinde yapılacak bilimsel araştırmalar sonuçlandığında kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşacağız" diyen Prof. Dr. Keskin, yapılan çalışmalar tamamlanmadan kesin yargılarda bulunmanın doğru olmadığını da sözlerine ekledi.