SAĞLIK
Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan: "25-27 sene öncesi hastalarda yüzde 10 olan 5 yıl sağ kalım oranı, ameliyat sonrası şimdi yüzde 50-54’lere çıktı" 05 Mart 2026 Perşembe - 09:52:47 Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, Türkiye’de son yıllarda görülme sıklığı artan pankreas, karaciğer ve safra yolları tümörlerinin dünyanın en ölümcül kanserleri arasında yer aldığını belirterek, bu kanserlerde multidisipliner tedavinin son derece önemli olduğunu vurguladı. Acıbadem Maslak Hastanesi’nde hizmete sunulan Acıbadem Üniversitesi Pankreas, Karaciğer, Safra Yolları Cerrahisi Ünitesi’nin açılışında konuşan Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan; pankreas, karaciğer ve safra yolları hastalıklarında tanı ve tedavi sürecinin çoğu zaman birden fazla branşın eş zamanlı değerlendirmesini gerektirdiğini belirterek, "Gastroenteroloji, medikal onkoloji, radyoterapi, radyoloji, girişimsel işlemler, patoloji, anestezi ve yoğun bakım gibi alanların koordineli çalışması; doğru hastanın doğru zamanda doğru tedaviye yönlendirilmesine, tedavinin kişiye özel planlanmasına ve başarı oranlarının yükselmesine katkı sağlamaktadır" dedi. "Organ özelinde uzmanlaşmak ve merkezleşmek önemli" Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan şöyle konuştu: "Biz sadece pankreas, karaciğer ve safra yolları hastalıklarının tedavisini değil, aynı zamanda hastalıkların neden oluştuğunu, nasıl oluştuğunu ve bunun da tedavilerinin de araştırmasını yaptığımız için hepsi bir şekilde bu çatı altında birleşiyor. Biz belirli organlara ve bununla ilgili çeşitli tedavilere ne kadar çok odaklanırsak hastalarımıza o kadar faydalı ve hedefe yönelik bir tedavi sağlamış oluyoruz. Sadece genel cerrahi değil, gastrointestinal sistemin içerisindeki tüm tümörleri ve tedavi seçeneklerinin tamamını aynı derinlikte takip etmek imkânsız. Bu nedenle organ özelinde uzmanlaşma ve merkezleşme önem kazanıyor. Özellikle böyle bir ünitenin, merkez şeklinde hep beraber çalışırsanız çeşitli disiplinlerle, özellikle bazı tümörlerde, kistik tümörlerde kanser olmadan hastaları beraber, gastroenterolog, onkolog, radyoloji ile beraber hastaları takip ederek hastalığı zamanında yakalayıp kanser o kadar çok vahim duruma gelmeden veya oluşmadan yakalayabiliyoruz. Bu da tabi ki böyle bir merkezin çok ciddi avantajı." Günümüzde teknolojide ve tıpta hızlı ilerlemeler sayesinde kanserde tanı ve tedavi yöntemlerinin sürekli güncellendiğini vurgulayan Prof. Dr. Ceyhan şöyle konuştu: "Yani şu an özellikle pankreas kanser tedavisine bakarsak çok ciddi güzel gelişmelerimiz oluyor. 25-27 sene öncesi hastalarda yüzde 10 olan 5 yıl sağ kalım oranı ameliyat sonrası şimdi yüzde 50-54’lere çıktı. Bu şekilde ciddi ilerlemeler yakalayabiliyoruz." "Her yıl 8 bin kişide pankreas kanseri görülüyor" Pankreas kanserinin Türkiye’de her yıl yaklaşık 8 bin kişide görüldüğünü belirten Ceyhan, "Pankreas vücudumuzun tam arkasında olduğu için tümörler çok fazla büyümeden belirti vermiyor. Belirtileri çok fazla olmuyor. En önemli belirtisi hastaların aniden çıkan kan şekeri rahatsızlığının olması ve sarılık olması" diye konuştu. ABD’de pankreas tanısı aldı, tedaviye Türkiye’ye geldi. ABD’de yaşayan 54 yaşındaki Cüneyt Büyükbezci, iki yıl önce gözlerinde ortaya çıkan sarılıkla doktora başvurduğunu belirterek, "Acilde bir görüntüleme ile pankreası saran bir tümör olduğunu öğrendik. Kanser hastası olarak 3’üncü saatin sonunda hastaneden taburcu edildik" dedi. Amerika’da yaşamasına rağmen tedaviyi Türkiye’de sürdürme kararı aldıklarını ifade eden ve Türkiye’de sadece Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan ile görüşerek karar verdiklerini belirten Büyükbezci, "Maalesef Amerika’da doktor çok az ve öz bilgi verir, bilmeniz gerekeni söyler. Sonra yalnız başınızasınız. Özellikle kanser gibi ucu başı belli olmayan, uzun sürece yayılabilecek bir tedavide biz aile olarak doktorla hasta arasındaki ilişki sıcaklığı için de burayı istedik" diye konuştu. "3 kez öldüm öldüm dirildim" Büyükbezci, iki yıllık süreçte tümörün alınabilmesi için küçülmesi gerektiğinden pek çok kez tedavi gördüğünü ifade etti. Tümörün tümden alınabilmesi için küçültmek amacıyla kemoterapi verdiklerini, bu süreçte Güralp Bey ile birlikte pek çok farklı alandaki uzmanın birlikte çalışarak süreci yönettiklerini anlatan Büyükbezci, 3 kez ameliyat masasına yattığını ama ilk ikisinde tümörün yeterince küçülmediğini gördüklerini belirtti. Bu ameliyatlardan sonra küçülmemiş haberinin verilmesinin kendisini üzdüğünü ancak moralini hızla toparladığını söyledi. Tekrarlanan kemoterapiler sonrası 3. ameliyatta ise tümörün ameliyat edilecek kadar küçülmesi nedeniyle, tümörün tümden temizlendiği müjdesiyle ameliyattan çıktığını söyleyen Büyükbezci, her ameliyata aldığında acaba tümör küçüldü mü endişesiyle adeta ölüp ölüp dirildiğini, 3. ameliyat sonrası mutlu haberi aldığını ifade etti. Medikal onkoloji, radyoterapi, gastroenteroloji gibi pek çok alandaki uzmanın bu süreçte önemli rol aldığını ve ameliyat süreçlerinde tüm ekibin tedavi için yoğun bir şekilde çalıştığını söyleyen Büyükbezci, "Şu an kendimi çok iyi hissediyorum. 1 ay önce hayatımı geri kazandım" dedi. Güralp Bey’in de yaşadığı tıbbi süreç açısından çok nadir bir vaka olduğunu söylemesine karşılık bu süreçten başarıyla çıkmasının hem kendini hem doktorunu çok mutlu ettiğini belirtti. Felç kalma korkusuyla ameliyata girdi Hazal Güngördü ise 27 yaşında çok genç bir yaştayken iş yerinde yaşadığı stres sonrası karın ağrısı şikâyetiyle doktora başvurduğunu belirtti ama doktorlardan duyduğu tanıya inanamadı; pankreasta ortaya çıkarak damarlara yapışan bir tümör vardı. Bu tanı karşısında şok olan Hazal Güngördü, bir çok doktora giderek görüş aldı. Başvurduğu hekimlerin kötü bir tablo çizdiğini vurgulayarak, tedavi konusunda umutlu cümleler duymadığını ve endişesinin daha da arttığını belirtti. Güngördü, "Hep açınca göreceğiz’ denildi. Yüzde 50 felç kalma riskim olduğu söylendi. Birçok organın alınma ihtimali dahi bana söylenmişti" dedi. Sonuçlarının bu kadar kötü olması, Hazal Güngördü tedavi kararını düşündürürken bir gün aniden evinde fenalaşması nedeniyle evine yakın olan Acıbadem Maslak Hastanesi’ne geldiğini anlattı. Karşısına çıkan doktor Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan oldu. Almanya’da büyüyen ve cerrah olan doktorunun, Türkiye’ye yeni dönmesi, hatta ilk ameliyat hastasının da kendisi olması kafasını karıştırdı. Hemen araştırmalara başladı. Tıbbi geçmişini inceleyen ve kendisiyle iyi bir hasta-hekim diyaloğu kuran Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan’da ameliyat kararı aldığını ve hocanın tümörü damarlardan adeta kazıdığını söyledi. Ameliyattan çıkmasını bekleyen ailesinin de felç olma endişesini aklından çıkaramayıp büyük bir endişe yaşadıklarını belirten Güngördü, "Çok şükür hiçbiri olmadı. Pankreası çevreleyen ve bütün vücuduma yapışmış bir lezyon vardı. Birçok organ alınabilirdi ama iyi huylu çıktı. Temizledikleri için sapasağlam ayakta kalmamı sağladılar" dedi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 18:02 Kalp hastalarının oruç tutarken dikkat etmesi gerekenler Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, Ramazan ayında kalp hastalarının oruç kararı almadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirterek, "Her kalp hastası için tek tip bir kural yok. Karar hastalığın tipi ve hastanın klinik durumuna göre verilmelidir" dedi. Ramazan ayının hem manevi hem de fiziksel disiplin gerektiren özel bir dönem olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, kalp-damar hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve bu nedenle genel bir ’yasak’ ya da ’serbest’ yaklaşımının doğru olmadığını vurguladı. Uygun şartlarda ve hekim kontrolünde birçok kalp hastasının oruç tutabileceğini belirten Doç. Dr. Kaplangöray, özellikle tansiyonu ilaçla kontrol altında olan ve klinik olarak stabil seyreden hastaların dikkatli bir planlamayla bu süreci geçirebileceğini söyledi. Ancak bazı hasta gruplarında orucun risk oluşturabileceğine dikkat çeken Kaplangöray, "İleri evre kalp yetersizliği olanlar, son 6 ay içinde kalp krizi geçirenler, yeni stent veya bypass operasyonu yapılanlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar ve ciddi ritim bozukluğu yaşayan hastalar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır" diyerek uyarıda bulundu. "İlaç düzeni mutlaka yeniden planlanmalı" Ramazan ayında en sık yapılan hatanın ilaç saatlerini rastgele değiştirmek olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, "Oruç sürecinde ilaç saatleri mutlaka yeniden planlanmalıdır. Özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalarda düzensiz kullanım pıhtı riskini artırabilir. Atriyal fibrilasyon, mekanik kapak ya da stent sonrası tedavi gören hastalar Ramazan öncesinde kardiyoloji kontrolünden geçmelidir" ifadelerini kullandı. Kalp hastaları için Ramazan önerileri Doç. Dr. Kaplangöray, oruç tutabilen kalp hastaları için şu önerileri paylaştı: "İftar, ara öğün ve sahur şeklinde üç öğün düzeni oluşturulmalı, lifli sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve protein ağırlıklı besinler tercih edilmeli. Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı. Sahura mutlaka kalkılmalı ve iftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli." "Oruç kararı kişiye özeldir" Bireysel değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Kaplangöray, "Ramazan ölçü ve denge ayıdır. Bu denge korunursa hem manevi hem de bedensel kazanç sağlanabilir. Ancak kalp sağlığı riske atılmamalıdır" dedi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:50 Obezite Merkezi ile sağlıklı hayata adım atıyorlar Sağlıklı Bakanlığınca, kilo fazlalığı (Obezite) ile mücadele kapsamında kararlı adımlar atılıyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda geçtiğimiz yıl faaliyete giren Bursa Şehir Hastanesi Obezite Merkezi, multidisipliner tedavi yöntemleriyle kilo fazlalığından şikâyetçi bireylerin hayatına dokunmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana 2 binin üzerinde vatandaşa hizmet veren merkeze başvuranlar; uzman hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı bir yaşama adım atıyor. Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, "Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir" dedi. 200’den fazla hastalığın sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, "Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz, ’kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez’ diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir" şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 ayda 30 kilo verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum, buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu" diye kullandı. "Hayat kalitem arttı" Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana ’her ay düzenli geleyim, tedavi olayım’ dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum" ifadelerini kullandı.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:48 "İşitme Kayıplı Çocuklarla Çalışma" semineri Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü tarafından 3 Mart Dünya İşitme Günü kapsamında "İşitme Kayıplı Çocukla Çalışmak: İşitme Kaybı ve Eğitsel Müdahaleler" başlıklı seminer düzenlendi. Eğitim Fakültesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını Özel Eğitim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yasemin Ergenekon yaptı. Seminere konuşmacı olarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz katıldı. Etkinliğe çok sayıda öğretim elemanı ve öğrenci katılım gösterdi. Dr. Öğr. Üyesi Öz: "İşaret diline dayalı ve sözel dile dayalı iki temel yaklaşım var" Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz konuşmasında işitme kayıplı çocuklara yönelik yaklaşımları şu sözlerle anlattı: "İşaret diline dayalı yaklaşımlar ve sözel dile dayalı yaklaşımlar olmak üzere iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Ülkemizde geçmişte işaret diline karşı ciddi bir önyargı vardı ancak son yıllarda bu önyargının büyük ölçüde kırıldığını söyleyebiliriz. Buna rağmen alanda yeterli sayıda uzman bulunmaması önemli bir sorun olarak devam etmektedir. İşitme kayıplı çocukların erken dönemde taranması ve tanılanmasıyla birlikte sözel yaklaşımlar günümüzde daha baskın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. İşitsel-sözel terapi aslında aile merkezli bir yaklaşımdır. Haftada iki saatlik bir eğitimle ana dil öğretmenden öğrenciye kazandırılamaz. Bu nedenle aileyi sürece aktif olarak dahil ediyoruz. Ailelerin, çocuklarının dil, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirirken birincil kolaylaştırıcı olmalarına rehberlik ediyoruz. Günlük rutinler içinde bu becerileri destekleyecek ortamların oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütüyoruz." İşitsel-sözel terapi stratejileri ele alındı Seminerde işitsel-sözel terapi kapsamında kullanılan stratejiler de ayrıntılı biçimde ele alındı. Hata analizi sürecinde "Ne duydun?" sorusunun kullanılmasının ve çocuğun kendi işitmesine güveninin desteklenmesinin önemine değinildi. Yeni bilgilerin çocuğun mevcut bilgileri üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulanırken, özellikle eylem ve kavramların öne çıkarılmasının dil gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. Dil gelişiminde önce alıcı dilin (anlama), ardından ifade edici dilin geliştiğini belirten Öz, çocuğun çıkardığı sesleri taklit etme, genişletme yöntemiyle ifadeye yeni kelime ekleyerek modeli zenginleştirme ve hataları doğrudan eleştirmek yerine doğru biçimi model olarak sunma gibi stratejilere dikkat çekti. Ayrıca yansımalı kelimelerle ses-nesne ilişkisi kurma, uygun mesafe ve gürültü kontrolü sağlama, sözel yönlendirme yapma, işitsel tamamlama etkinlikleri uygulama, duraklama ve beklenti oluşturma yoluyla ortak dikkati destekleme, gerektiğinde görsel stratejilerden yararlanma ve nesneye işaret ederek ortak dikkat başlatma gibi uygulamalara da yer verildi.
Dr. Demiroğlu: "Uzun süreli telefon ve bilgisayar kullanımı postüral bozuklukları artırıyor"
30 Ocak 2026 Cuma - 11:10 Dr. Demiroğlu: "Uzun süreli telefon ve bilgisayar kullanımı postüral bozuklukları artırıyor" Medical Point Gaziantep Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Sidar Burcu Ateş Demiroğlu, doğru duruşun önemine dikkat çekti. Günümüzün en yaygın sağlık sorunlarından biri olan postüral bozukluklar, özellikle genç yaş grubunda ciddi şekilde artıyor. Dr. Demiroğlu, uzun süreli bilgisayar ve telefon kullanımının omurga sağlığını olumsuz etkilediğini belirtti. Dr. Demiroğlu, "Kötü duruş sadece estetik bir sorun değildir. Zamanla boyun, sırt ve bel ağrılarına, kas ve eklem dengesizliklerine yol açabilir. Özellikle omuzlarda ve belde sürekli gerilme, duruş bozukluğuna bağlı olarak ilerleyen dönemde fıtık ve kronik ağrı riskini artırır. Basit egzersizler ve ergonomik düzenlemelerle bu sorunların önüne geçmek mümkündür" dedi. Uzmanlar, özellikle masa başında çalışanların duruşlarına dikkat etmelerini, düzenli molalarla germe ve güçlendirme hareketleri yapmalarını öneriyor. Ekran karşısında uzun süre kalanların ekran yüksekliğini göz hizasına getirmesi, sırtı destekleyen sandalyeler kullanması ve ayakta kısa yürüyüşler yapması postüral bozukluk riskini azaltıyor. Dr. Demiroğlu, "Ağrı ve hareket kısıtlılığı yaşayan kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması gerekir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarıyla duruşu düzeltmek, kas dengesizliklerini gidermek ve yaşam kalitesini artırmak mümkündür" diye konuştu.
Onkoloji hastalarına dayanışma ve destek ziyareti
30 Ocak 2026 Cuma - 11:06 Onkoloji hastalarına dayanışma ve destek ziyareti Diyarbakır Büyükşehir Belediyesince Yeniden Yaşam Kanserle Mücadele Derneği’ne dayanışma ve destek ziyareti gerçekleştirildi. Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Nadir ve Kronik Hastalıklar Şube Müdürlüğü, sosyal sorumluluk kapsamında Diyarbakır Yeniden Yaşam Kanserle Mücadele Derneğine dayanışma ve destek ziyareti düzenledi. Etkinliğe Nadir ve Kronik Hastalıklar Şube Müdürü Sevda Erdem Ateş, şube müdürlüğü personeli, Yeniden Yaşam Kanserle Mücadele Derneği Başkanı Şükrü Abay ile derneğin mahalle temsilcileri olan kanser hastası kadınlar katıldı. Ziyarette konuşan Nadir ve Kronik Hastalıklar Şube Müdürü Ateş, onkoloji hastalarına yönelik yürütülen sosyal taksi hizmeti, psikolojik danışmanlık ile hasta ve hasta yakınlarına yönelik sosyal destek çalışmaları hakkında bilgi verdi. Ateş, bu hizmetlerin hastaların tedaviye düzenli erişimini kolaylaştırdığını ve psiko-sosyal açıdan güçlenmelerine katkı sunduğunu ifade etti. Dayanışma ziyareti kapsamında, Nadir ve Kronik Hastalıklar Şube Müdürlüğü tarafından yaptırılan ve derneğin çalışmalarında, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde ve sonraki organizasyonlarda kullanılmak üzere katkı sunmak amacıyla 100 yelek desteğinde bulunuldu. Dernek Başkanı Şükrü Abay ise Büyükşehir Belediyesinin kanser hastalığına yönelik önemli çalışmaları hayata geçirdiğini vurgulayarak, gerçekleştirilen ziyaretin ve kurulan dayanışmanın hastaların yaşam kalitesini artırmaya yönelik çalışmalara güç kattığını ifade etti.
Menopoz beyni de etkiliyor: Uzmanından kadınlara önemli tavsiye
30 Ocak 2026 Cuma - 10:26 Menopoz beyni de etkiliyor: Uzmanından kadınlara önemli tavsiye Menopoz sonrası dönemde kadınların sıklıkla dile getirdiği unutkanlık, dikkat dağınıklığı ve zihinsel yavaşlama gibi yakınmaların bilimsel karşılığı giderek daha net biçimde ortaya konuyor. Menopoz döneminde bilişsel yakınmalar yaşayan kadınların normal yaşlanma düşüncesiyle yalnız bırakılmaması uyarısında bulunan Uzm. Dr. Hilal Taştekin Toz, gerekirse nörolojik değerlendirmeden geçirilmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekti. İngiltere’de yürütülen ve UK Biobank verilerine dayanan kapsamlı bir araştırma, menopozun yalnızca hormonal değil, aynı zamanda bilişsel işlevler ve beyin yapılarıyla ilişkili bir süreç olduğunu gösterdi. Psychological Medicine dergisinde yayımlanan çalışmada yaklaşık 125 bin kadının verileri incelendi. Araştırma sonuçları, menopoz sonrası dönemde özellikle reaksiyon süresi, bellek ve dikkatle ilişkili bilişsel testlerde bazı değişiklikler görülebildiğini ortaya koydu. Ayrıca hipokampus ve entorhinal korteks gibi hafıza ile yakından ilişkili beyin bölgelerinde saptanan yapısal farklılıklar, menopozun beyin sağlığı açısından da kritik bir biyolojik dönem olduğuna işaret ediyor. "Menopoz, yumurtalık fonksiyonlarının azalmasıyla birlikte östrojen ve progesteron hormonlarında belirgin düşüşün yaşandığı, adet döngüsünün kalıcı olarak sona erdiği doğal bir yaşam evresidir" diyen Medicana Çamlıca Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hilal Taştekin Toz, menopoza bağlı etkileri şu şekilde açıkladı: "Bu dönem genellikle 45-55 yaşları arasında görülür. Menopozla birlikte yaşanan hormonal değişimler, yalnızca sıcak basması ve uyku sorunları gibi fiziksel belirtilerle sınırlı kalmayıp, beynin bilişsel ve duygusal işleyişini de etkileyebilmektedir." Hormon tedavisi tek başına çözüm değil İngiltere’deki araştırmada, hormon replasman tedavisi (HRT) kullanan bazı kadınlarda belirli bilişsel testlerde daha iyi performansla ilişkili sonuçlar da bildirildi. Ancak uzmanlar bu bulguların, hormon tedavisinin doğrudan bilişi iyileştirdiği şeklinde yorumlanmaması gerektiğine dikkat çekti. Bulguların daha çok, menopoz dönemindeki hormonal değişimlerin beyin fonksiyonlarıyla ilişkisini ortaya koyduğu belirtildi. "Menopoz, beyni de etkileyen doğal bir geçiş dönemidir" Nöroloji Uzmanı Dr. Hilal Taştekin Toz, menopoz sürecinin nörolojik açıdan da yakından izlenmesi gerektiğini vurgulayarak, "Menopoz bir hastalık değildir ancak beyni de etkileyen doğal bir geçiş dönemidir. Bu dönemde ortaya çıkan unutkanlık, dikkat sorunları ve zihinsel yavaşlama gibi yakınmalar ‘normal yaşlanma’ düşüncesiyle göz ardı edilmemelidir. Gerekli durumlarda nörolojik değerlendirme yapılması büyük önem taşır" dedi. Uzm. Dr. Hilal Taştekin Toz, doğru yaşam tarzı düzenlemeleri ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlarla bu sürecin çok daha sağlıklı yönetilebileceğini belirtti ve ekledi: "Zihinsel aktiviteyi sürdürmek, uyku hijyenine dikkat etmek ve uygun hastalarda bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, menopoz dönemindeki bilişsel yakınmaların yönetilmesinde önemli rol oynar." Kadın beyin sağlığı için kritik bir eşik Araştırma bulguları ve uzman görüşleri, menopozun kadın beyin sağlığı açısından kritik bir eşik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Uzmanlar, kadınların bu dönemi yalnızca geçici şikayetler olarak görmeden, bilinçli takip ve profesyonel destekle yaşam kalitelerini koruyabileceklerini vurguluyor.
Uzmanı uyardı: "Her akıntı enfeksiyon anlamına gelmez"
30 Ocak 2026 Cuma - 09:39 Uzmanı uyardı: "Her akıntı enfeksiyon anlamına gelmez" Eskişehir’de görev yapan Op. Dr. Çağrı Kutlugün Emral, vajinal akıntı ile kaşıntı şikâyetlerinde kendi kendine tanı ve tedavinin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Özel Ümit Vişnelik Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Çağrı Kutlugün Emral, vajinal enfeksiyonların nedenleri, türleri ve belirtileri hakkında önemli bilgiler verdi. Dr. Emral, doğru teşhis ve tedavi için mutlaka profesyonel destek alınması gerektiğini söyledi. Vajinal akıntı, kaşıntı ve kötü koku gibi şikayetlerin her kadının hayatının bir döneminde karşılaşabileceği yaygın sorunlar olduğunu belirten Dr. Emral, bu belirtilerin her zaman enfeksiyon anlamına gelmediğine dikkat çekti. "Vajinal enfeksiyonların birçok nedeni var" Op. Dr. Çağrı Kutlugün Emral, vajinal enfeksiyonlara yol açabilecek pek çok etken bulunduğunu ifade ederek, "Mevsimsel değişiklikler, yaşam tarzı, başka bir hastalık nedeniyle kullanılan ilaçlar ya da doğru bilinen yanlış alışkanlıklar vajinal enfeksiyonlara zemin hazırlayabiliyor" dedi. Vajinal enfeksiyonların genellikle 2 ana başlık altında değerlendirildiğini belirten Emral, belirtileri şöyle özetledi: "Mantar enfeksiyonları: Kaşıntı ön plandadır. Beyaz renkli, genellikle kokusuz ve kıvamı peynir ya da kesik süt görünümünde akıntı görülebilir. Bakteriyel enfeksiyonlar: En belirgin şikayet kötü kokudur. Hastalar çoğu zaman özellikle cinsel ilişki sonrası artan kötü koku şikayetiyle başvurur." "Utanılacak bir durum değil, doktora başvurun" Toplumda sık yapılan bir hataya dikkat çeken Dr. Emral, hastaların kendi kendine tanı koymasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, "Her akıntı enfeksiyon değildir. Her kaşıntı da mantar anlamına gelmez. Kişinin kendi karar verdiği ilaçlar, başlangıçta şikayetleri hafifletiyor gibi görünse de ilerleyen süreçte daha ağır ve karmaşık enfeksiyonlara yol açabilir. Vajinal enfeksiyonlar utanılacak ya da ertelenecek bir sorun değildir. Bu tür şikayetlerde kararı kendiniz vermek yerine doktorunuza başvurmanız en doğru yaklaşımdır. Doğru teşhis ve uygun tedavi, hem sağlığınızı korur hem de muhtemel komplikasyonların önüne geçer" ifadelerini kullandı.
Bebeğin sırtından tel parçası çıktı
30 Ocak 2026 Cuma - 09:13 Bebeğin sırtından tel parçası çıktı Kahramanmaraş’ta sırt üstü yatmak istemeyen, yatırıldığında ağlama ve huzursuzluğu nedeniyle hastaneye götürülen bir yaşındaki bebeğin sırtından akciğer zarına doğru ilerleyen 2 santimetrelik zımba teli çıktı. Alınan bilgiye göre, Kahramanmaraş’ta farklı ortopedi, çocuk cerrahisi ve beyin cerrahisi kliniklerine başvurusu yapılan bir yaşındaki bebeğin, sırt bölgesinde yabancı bir cisim olduğu ancak müdahalenin zor olduğu ve 8 yaşına kadar beklenmesi gerektiği bildirildi. Aile, bebekleri için son olarak HG Hospital’e başvurdu. HG Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İdris Altun tarafından yapılan tetkiklerde, yabancı cismin cilt altında, omurilik kanalına yakın bir bölgede olduğu ve akciğer zarına doğru ilerlediği belirlendi. Hasta, genel anesteziye alınmadan, lokal anestezi ve sedasyon eşliğinde ameliyata alındı. Yapılan müdahalede yabancı cisim tamamen çıkarıldı. Çıkarılan cismin, ince zımba teline benzer metal bir tel olduğu ve yaklaşık 2 santimetre uzunluğunda bulunduğu tespit edildi. Hasta, aynı gün taburcu edildi. "Akciğer zarına doğru ilerleyen bir yabancı cisim tespit ettik" Konuya ilişkin açıklama yapan Prof. Dr. İdris Altun, "Sırtında yabancı bir cisim olduğu söylenmiş ancak çıkarılamayacağı ve 8 yaşına kadar beklenmesi gerektiği ifade edilmişti. Bize başvurduğunda yaptığımız tetkiklerde, cilt altında, omurilik kanalına çok yakın ve akciğer zarına doğru ilerleyen bir yabancı cisim tespit ettik. Hastamızı tamamen uyutmadan, lokal anestezi ve sedasyon eşliğinde müdahale ederek lezyonu tamamen çıkardık. Çıkardığımız cismin ince zımba teline benzer, yaklaşık 2 santimetre uzunluğunda metal bir tel olduğunu gördük. Bu yabancı cisim alınmasaydı, bölgede enfeksiyon gelişebilirdi. Enfeksiyon sonucu omurilik kanalında ciddi hasarlar oluşabilir, çocuk büyüdükçe cismin hareket etmesine bağlı olarak omurilikte zedelenmeler meydana gelebilirdi. Ayrıca yana doğru ilerleyerek akciğer zarına ve akciğere batma riski vardı. Bu da enfeksiyona ve ilerleyen süreçte tümörle karışabilecek tablolara neden olabilirdi. Şu an hastamız gayet sağlıklı. Gerekli kontrolleri yaptık ve aynı gün taburcu ettik" dedi.
Tatvan’da omurga ve skolyoz ameliyatları başarıyla yapıldı
30 Ocak 2026 Cuma - 08:54 Tatvan’da omurga ve skolyoz ameliyatları başarıyla yapıldı BİTLİS (İHA) – Bitlis Tatvan Devlet Hastanesi’nde kapalı (minimal invaziv) yöntemle omurga cerrahileri başarıyla uygulanırken, aynı teknikle skolyoz (omurga eğriliği) ameliyatlarının da yapılabildiği bildirildi. Düşme sonucu omurga kırığı (vertebra fraktürü) oluşan 83 yaşındaki Semiha Ersoy, yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu. Riskli yaş grubunda olmasına rağmen gerçekleştirilen operasyonun başarılı geçtiği bildirildi. Hastanın oğlu Yaşar Ersoy, Ahlat’tan geldiklerini belirterek, "Annem düşerek omurgasını kırmıştı. Ameliyatın riskli olduğunu biliyorduk. Ancak doktorlarımız ve hastane personeli bizimle çok iyi ilgilendi. Çok şükür şu an hastamızın durumu iyi. Tüm hocalarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Muhammet Enes Gürses, Tatvan Devlet Hastanesi’nde birçok yeni cerrahi yöntemi hayata geçirdiklerini ifade etti. Dr. Gürses, "Ekibimizle birlikte hastanemizde endoskopik (kapalı kameralı) disk ameliyatlarına başladık. Geçtiğimiz haftalarda ise tam kapalı enstrümantasyon cerrahisi gerçekleştirdik. Bu yöntemde, omurgada kayma olan hastamızın omurgasını, ciltte çok küçük kesiler (insizyonlar) açarak, tamamen açık ameliyat yapmadan kapalı şekilde düzelttik" ifadelerini kullandı. Dr. Gürses, bölgede nadir gerçekleştirilen cerrahilere de başladıklarını belirterek, "Bunun yanında beyin tümörü cerrahileri ve anevrizma (beyin baloncuğu) ameliyatlarını da hastanemizde yapmaya başladık. Sağlık yatırımları ve idaremizin desteğiyle artık hastalarımızı ileri merkezlere sevk etmeden ilimizde tedavi edebiliyoruz. Bu sayede hastalar kendi bölgelerinde, ailelerinden uzak kalmadan sağlıklarına kavuşuyor. Ayrıca şehir dışından Bitlis’e ameliyat olmak için gelen hastalarımız da var" diye konuştu.
Polisten bu defa dumansız hava sahası operasyonu
30 Ocak 2026 Cuma - 08:43 Polisten bu defa dumansız hava sahası operasyonu Erzurum Emniyet Müdürü Onur Karaburun tarafından hayata geçirilen "Hayata Yeniden Merhaba Projesi" kapsamında 170 polis sigarayı bıraktı. Emniyet Müdürü Onur Karaburun, projeyi beş aşamada hayata geçirdiklerini belirterek, "Önce sorunu tespit ettik. Birimlerde görev yapan personelin ne kadarının sigara içtiğini, bunu nasıl azaltabileceğimizi, bağımlılıkla mücadele konusunda ne yapabileceğimizi, yöntem tespit yaptıktan sonra yöntemi uygulama adımları, hangi personel üzerinde bunu hedef alacağımızı ve sonuçtaki hedeflerimizi tespit ettik. Daha sonra sigara bırakma konusunda farkındalık oluşturmak istedik ve bırakmaya gönüllü personelin desteklenmesi için neler yapılabilir diye çalışma yürüttük. İlimizdeki toplam personelin yüzde 49’u olan 1493 kişinin sigara kullanmadığı, yüzde 51’i olan 1547 kişinin sigara bağımlısı olduğunu anketle tespit ettik ve 13 Kasım 2025’te projeye start vermiş olduk. İl Sağlık Müdürlüğü, Yeşilay ve Allen Carr temsilcileriyle görüştük. Anketle, personelin günlük ne kadar sigara kullandığı ve ne kadar zamandır bağımlılığı sürdürdüklerini tespit ettik" şeklinde konuştu. "170 polis sigarayı bıraktı" Karaburun, teşkilat içinde 10 yıl ve üzeri sigara kullanan ve bağımlı olan 612 kişiden 121’inin sigarayı bırakma konusunda yardım almayı düşünmelerinin kendilerini gayretlendirdiğini vurgulayarak, ""Toplamda 241 personelimiz bu konuda destek arayışı içinde olduğunu söyledi. Yaptığımız çalışmalar sonucunda destek isteyen 241 personelin yüzde 71’i olan 170 personelimiz bugün itibarıyla sigarayı bıraktığını ifade ettiler. Sigara içen personelimizin de yüzde 11’i olan 170 kişi sigarayı bırakmış oldu. Biz burada aile bireylerini de işin içine kattık. Sigarayı bırakan personeli yeniden başlamasın diye takip edeceğiz. Böylece bağımlılıkla mücadele konusunda bir farkındalık hareketi başlattık. Herkesi bu konuda duyarlı ve katkıda bulunmaya davet ediyoruz" dedi.
Demirkent’e modern sağlık kompleksi açıldı
29 Ocak 2026 Perşembe - 17:02 Demirkent’e modern sağlık kompleksi açıldı Erzincan’ın Demirkent Mahallesi’nde yapımı tamamlanan Aile Sağlığı Merkezi ile 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılış törenine AK Parti Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman, Erzincan Vali Yardımcısı Hüseyin Aydın, İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin, kurum amirleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Törende konuşan İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin, Demirkent Aile Sağlığı Merkezi’nin önemli bir ihtiyacı karşıladığını belirterek, daha önce belediyeye ait bir binada hizmet verildiğini, yeni merkezle birlikte modern ve müstakil bir yapıya kavuşulduğunu söyledi. Merkezde 4 aile hekiminin görev yapacağını ifade eden Tekin, yaklaşık 11 bin vatandaşa hizmet sunulacağını kaydetti. Tekin ayrıca, bölgede ilk kez 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonunun hizmete alındığını belirterek, Erzincan genelinde 24, merkezde ise 9 adet 112 istasyonu bulunduğunu söyledi. Vakaya ulaşım oranlarının merkezde yüzde 90, kırsalda ise yüzde 93 seviyelerinde olduğunu vurgulayan Tekin, bu oranların Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu ifade etti. Erzincan Vali Yardımcısı Hüseyin Aydın da kentte sağlık yatırımlarının sürdüğünü belirterek, son üç ayda üçüncü sağlık tesisinin açılışının gerçekleştirildiğini söyledi. Türkiye’nin güçlü bir sağlık altyapısına sahip olduğunu dile getiren Aydın, Erzincan’da bu altyapının her geçen gün daha da güçlendiğini kaydetti. AK Parti Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman ise sağlık yatırımlarının kentin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Erzincan’a toplam 12,2 milyar TL’lik yatırım yapılacağını açıklayan Karaman, Demirkent’te açılan merkezin kentteki altıncı aile sağlığı merkezi olduğunu söyledi. Karaman ayrıca, Erzincan’da yalnızca çocuk yan dallarında hekim ihtiyacı bulunduğunu belirterek, bu konuda Sağlık Bakanlığı ile görüşmelerin sürdüğünü ifade etti. Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından kurdele kesilerek tesisin açılışı gerçekleştirildi. Açılış sonrası protokol üyeleri merkezi inceleyerek yetkililerden bilgi aldı.