SAĞLIK
Kadınlar bilinçlenerek güçlendi 29 Nisan 2026 Çarşamba - 16:07:51 Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından kadınların yaşam kalitesini artırmak ve koruyucu sağlık bilincini yaygınlaştırmak amacıyla hayata geçirilen "Kadın Sağlığı Eğitimi" programı tamamlandı. 10 hafta süren eğitimlerin ardından katılımcılar sertifikalarını aldı. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen programa katılan 19 katılımcı, eğitimi başarıyla tamamlayarak sertifika almaya hak kazandı. Altınova TEK Atölye’de düzenlenen sertifika programında katılımcılara sertifikaları, Sosyal Yardımlar Şube Müdürü Zeliha Tümer ile Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli Sosyal Hizmet Uzmanı Simge Nur Öksüz tarafından takdim edildi. Kadınlara kapsamlı eğitimler verildi Program kapsamında katılımcılara; beden farkındalığı, ruhsal ve fiziksel sağlık, ruhsal iyilik hali, üreme sağlığı, iletişim becerileri ve kadın hakları gibi birçok başlıkta eğitimler verildi. Eğitim sürecinde, kadınların deneyimlerini rahatlıkla paylaşabilecekleri güvenli bir ortam oluşturularak bilgiye çekinmeden erişmeleri sağlandı. Bu sayede katılımcıların sağlık bilinci artırılırken onlara sosyalleşme fırsatı da sunuldu. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın "Sağlıklı kadın, güçlü aile; güçlü aile, güçlü toplum" vizyonuyla hayata geçirilen eğitim programları önümüzdeki dönemde de devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:47 Denizli’de parkinson hastaları için yeni dönem Denizli Büyükşehir Belediyesi, parkinson hastalarının yaşam standartlarını yükseltmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bir iş birliğine imza attı. Denizli Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Spor ve Yaşam Merkezi’nde düzenlenen lansmanla tanıtılan "Parkinson Egzersiz Destek Programı", bilimsel metotlarla hazırlanan özel bir rehabilitasyon sürecini kapsıyor. "ParkinSon değil başlangıç" temasıyla hayata geçirilen proje, DBB Gençlik ve Spor Hizmetleri ile Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlıkları koordinasyonunda, uzman nörologlar, fizyoterapistler ve spor eğitmenleri eşliğinde yürütülecek. "Sporun iyileştirici gücünü hastalarımızla buluşturuyoruz" Programın açılışında konuşan Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Ayşe Sarıkaya, projenin fiziksel kazanımlarına dikkat çekerek, "Sporun iyileştirici gücünü parkinson hastalarımızla buluşturuyoruz. Amacımız, hastalarımızın fiziksel hareketliliğini artırırken denge ve koordinasyon becerilerini en üst seviyeye çıkarmaktır" dedi. "Sosyal bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şenay Polatır ise projenin sosyal belediyecilik boyutuna vurgu yaparak, "Dezavantajlı grupların hayatını kolaylaştırmak bizim önceliğimizdir. Bu programla sadece bir egzersiz protokolü değil, aynı zamanda hastalarımızın sosyal hayata tutunabilecekleri bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" ifadelerine yer verdi. "Klinik denetim ve bilimsel yaklaşım şart" Tıbbi perspektiften programın önemini anlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Göksemin Demir, multidisipliner yaklaşımın altını çizdi. Prof. Dr. Demir, "Parkinson ile mücadelede ilaç tedavisi kadar uzman denetimindeki egzersizler de hayatidir. Nörolojik mekanizmayı destekleyen bu özel hareketler, hastalığın etkilerini minimize ederek yaşam standardını bilimsel olarak yükseltecektir" dedi. Kamu-özel sektör iş birliğine dikkat çeken Prof. Dr. Demir, Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu’na bu önemli iş birliği için teşekkürlerini iletti. Lansmanda egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi Konuşmaların ardından program kapsamında uygulanacak olan yoga ve pilates branşlarından kesitlerin sunulduğu bir egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi. Uzman eğitmenler eşliğinde yapılan egzersizler, katılımcılara hareket kabiliyetlerini yeniden kazanma, denge kontrolünü sağlama ve kas güçlerini artırma noktasında somut bir motivasyon sağladı. Lansman ile start verilen program, parkinson hastalarının düzenli olarak katılacağı eğitim seansları ve takip süreçleriyle Denizli’de toplum sağlığına katkı sunmaya devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:13 Şırnak’ta sağlık alanındaki öncelikler Sağlık Bakanı Memişoğlu’na aktarıldı AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile gerçekleştirdiği görüşmede kentteki sağlık yatırımları ve öncelikli ihtiyaçları değerlendirdiklerini açıkladı. Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nu ziyaret ederek kentin sağlık alanındaki ihtiyaçları ile devam eden yatırımları görüştü. Tatar, görüşmede 500 yataklı Şırnak Devlet Hastanesinin Eğitim ve Araştırma Hastanesine dönüştürülmesine yönelik çalışmaların ele alındığını belirtti. Tatar ayrıca Silopi Kadın Doğum Hastanesinin mayıs ayı sonunda hasta kabulüne başlayacağını ifade etti. Tatar ayrıca yoğun bakım kapasitesinin artırılması, tıbbi cihaz eksiklerinin giderilmesi ve İdil Devlet Hastanesinin statüsünün yükseltilmesine ilişkin taleplerini de Sağlık Bakanı Memişoğlu’na ilettiklerini söyledi. Milletvekili Tatar, amaçlarının vatandaşların sağlık hizmetlerine il dışına gitmeden hızlı ve etkin şekilde ulaşabilmesi olduğunu ifade etti. Tatar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na desteklerinden dolayı teşekkür etti. Beytüşşebap Devlet Hastanesinin bu yıl hizmete açılacağı, Cizre’de Kadın Doğum Hastanesi ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinin yıl içerisinde hizmet vereceği kaydedildi. İdil Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin de yıl içinde vatandaşların hizmetine sunulacağı belirtildi.
Göz hastalıklarında lazer uygulamaları tedavi başarısını artırıyor
25 Mart 2026 Çarşamba - 09:33 Göz hastalıklarında lazer uygulamaları tedavi başarısını artırıyor Göz hastalıklarının tedavisinde lazer teknolojilerinin yıllardır güvenle kullanılan modern yöntemler arasında olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar, göz hastalıklarında lazer uygulamaların hem tedavi başarısını artırmaya hem de klasik cerrahi yöntemlere göre daha az travmatik işlemlerin yapılmasına imkan sağladığını söyledi. Göz hastalıklarının tedavisinde lazer teknolojileri yıllardır güvenle kullanılan modern yöntemler arasında yer alıyor. Belirli bir dalga boyunda yoğunlaştırılmış ışık enerjisi olan lazer, göz dokusunda çok hassas ve kontrollü etkiler oluşturabiliyor. Bu özellik sayesinde hedeflenen dokuda tedavi edici etki oluşturulurken çevredeki sağlıklı dokular mümkün olduğunca korunuyor. Lazer teknolojisinin en yoğun ve en önemli şekilde kullanıldığı branşlardan birisi de gözün çok küçük ve hassas yapılardan oluşmasından dolayı göz hastalıkları oluyor. Medicana Konya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar, günümüzde retina hastalıkları, glokom, katarakt sonrası gelişen sorunlar ve kırma kusurlarının düzeltilmesi gibi birçok durumda farklı lazer türlerinin kullanıldığını, lazer teknolojisinin, göz dokularına mikron düzeyinde hassasiyetle müdahale edilmesine imkan sağladığını söyledi. Özpınar, ayrıca göz hastalıklarında lazer uygulamaların hem tedavi başarısını artırmaya hem de klasik cerrahi yöntemlere göre daha az travmatik işlemlerin yapılmasına imkan sağladığına da dikkat çekti. Retina hastalıklarında kullanılan lazerler Op. Dr. Yavuz Özpınar, retina hastalıklarında en sık kullanılan lazer türlerinden birinin argon lazer ve günümüzde yaygınlaşan diode lazer sistemleri olduğunu belirterek, "Bu lazerler özellikle diyabetik retinopati, retina yırtıkları ve bazı damar hastalıklarının tedavisinde kullanılır. İşlem sırasında hastanın gözüne damla ile anestezi uygulanır ve göz bebeği genişletilir. Doktor özel bir mikroskop ve kontakt lens yardımıyla retinayı görüntüler ve lazer ışınlarını hastalıklı bölgelere yönlendirir. Lazer ışını retina üzerinde küçük kontrollü yanıklar oluşturur. Bu küçük odaklar sayesinde retina dokusu çevre dokulara daha sağlam şekilde tutunur ve yırtıkların ilerlemesi engellenebilir. Diyabetik retinopatide ise lazer uygulaması anormal damar oluşumunu azaltarak hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olur" dedi. Glokom tedavisinde kullanılan lazerler Glokomun, halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen ve göz içi basıncının artmasıyla görme sinirine zarar verebilen bir hastalık olduğunu ifade eden Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Bu hastalığın bazı türlerinde lazer tedavileri önemli bir yer tutar. En sık kullanılan yöntemlerden biri SLT’dir (Selective Laser Trabeculoplasty). Bu işlemde lazer, göz içindeki sıvının dışarı akmasını sağlayan trabeküler ağ bölgesine uygulanır. Lazer enerjisi bu bölgede biyolojik bir yenilenme süreci başlatır ve sıvının drenajını kolaylaştırır. Bunun sonucunda göz içi basıncı düşebilir ve bazı hastalarda ilaç ihtiyacı azalabilir. Bazı glokom türlerinde ise Nd:YAG lazer iridotomi uygulanır. Bu işlemde iris üzerinde lazer ile küçük bir açıklık oluşturularak göz içi sıvısının dolaşımı düzenlenir ve basınç yükselmesi önlenmeye çalışılır’’ ifadelerini kullandı. Katarakt tedavisinde kullanılan lazerler Op. Dr. Özpınar, katarakt tedavisinde lazer teknolojisinin hem ameliyat sırasında hem de ameliyat sonrasında kullanılabildiğini belirterek, "Son yıllarda femtosaniye lazer destekli katarakt cerrahisi (FLACS -Femtosecond Laser Assisted Cataract Surgery) uygulanmaktadır. Bu yöntemde femtosaniye lazer kullanılarak katarakt ameliyatının bazı aşamaları daha hassas şekilde gerçekleştirilebilir. Lazer yardımıyla korneada küçük kesiler oluşturulabilir, lens kapsülünde çok düzgün bir açıklık hazırlanabilir ve kataraktlı lens daha küçük parçalara ayrılabilir. Bu durum cerrahın işlemi daha kontrollü şekilde yapmasına yardımcı olabilir ve bazı hastalarda ameliyatın hassasiyetini artırabilir. Katarakt ameliyatından aylar veya yıllar sonra bazı hastalarda merceğin yerleştirildiği kapsül zarında bulanıklık oluşabilir. Bu durum arka kapsül opasifikasyonu olarak adlandırılır ve görmede tekrar bulanıklığa yol açabilir. Bu durumda uygulanan yöntem Nd:YAG lazer kapsülotomi işlemidir. İşlem sırasında lazer ile bulanıklaşmış zar üzerinde küçük bir açıklık oluşturulur. Böylece ışık tekrar retina üzerine düzgün şekilde ulaşabilir ve hastanın görmesi genellikle hızlı bir şekilde netleşir. İşlem birkaç dakika sürer ve genellikle ağrısızdır’’ diye konuştu.
Ergenliğin çok erken başlaması gelecekteki boyu etkileyebilir
25 Mart 2026 Çarşamba - 09:06 Ergenliğin çok erken başlaması gelecekteki boyu etkileyebilir Çocuklarda ergenlik belirtilerinin beklenenden daha erken yaşlarda görülmesi, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan önemli sonuçlar doğurabiliyor. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. İlker Tolga Özgen, erken ergenliğin özellikle büyüme sürecini etkileyebileceğine dikkat çekerek aileleri uyardı. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. İlker Tolga Özgen, son yıllarda çocuklarda ergenliğin daha erken yaşlarda başladığına dair başvuruların arttığını belirterek, "Normalde kız çocuklarında ergenlik belirtileri 8 yaşından sonra, erkek çocuklarında ise 9 yaşından sonra başlamalıdır. Bu yaşlardan daha önce ortaya çıkan gelişim bulguları erken ergenlik olarak değerlendirilir ve mutlaka uzman hekim tarafından incelenmelidir" dedi. "Erken ergenlik büyüme plaklarının erken kapanmasına yol açabilir" Erken ergenliğin yalnızca fiziksel değişimlerle sınırlı olmadığını ifade eden Özgen, "Ergenlik sürecinde salgılanan hormonlar kemik gelişimini hızlandırır. Ancak bu süreç normalden erken başladığında kemik büyüme plakları da erken kapanabilir. Bu durum çocukların başlangıçta hızlı boy uzaması yaşamasına rağmen erişkin dönemde beklenen boydan daha kısa kalmasına neden olabilir" diye konuştu. "Aileler bazı belirtileri erken fark edebilir" Ailelerin çocuklarında görülebilecek bazı değişikliklere dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Özgen, "Kız çocuklarında meme gelişiminin erken başlaması, erkek çocuklarında testis büyümesi, hızlı boy uzaması, vücut kokusunun belirginleşmesi ve koltuk altı ya da genital bölgede tüylenme gibi belirtiler erken ergenliğin habercisi olabilir. Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk endokrinolojisi uzmanına başvurulması önemlidir" ifadelerini kullandı. "Erken tanı ile büyüme süreci korunabilir" Erken ergenlikte zamanında yapılan değerlendirmelerin büyük önem taşıdığını belirten Özgen, "Günümüzde erken ergenliği kontrol altına alabilen etkili tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Uygun hastalarda uygulanan tedaviler sayesinde ergenlik süreci yavaşlatılabilir ve çocuğun büyüme potansiyeli korunabilir. Bu nedenle erken tanı ve düzenli takip oldukça önemlidir" dedi. Çocuklarda sağlıklı büyüme ve gelişimin düzenli doktor kontrolleriyle yakından takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Özgen, ebeveynlerin çocuklarında beklenenden erken gelişim belirtileri gördüklerinde uzman görüşü almaktan çekinmemeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
"Her az yiyen çocuk iştahsız değil"
25 Mart 2026 Çarşamba - 08:59 "Her az yiyen çocuk iştahsız değil" Her az yiyen çocuğun iştahsız olmadığına dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beyza Pehlivan Kılıç, "Ailelerin ‘çocuğum hiçbir şey yemiyor’ şikâyetiyle başvurduğu vakaların önemli bir kısmında aslında tıbbi bir iştahsızlık yoktur. Eğer çocuk enerjikse, gelişimi normalse ve boy-kilo eğrileri yaşına uygunsa bu durum çoğunlukla gelişimsel bir beslenme davranışı olarak değerlendirilir" dedi. Çocuklarda iştahsızlık, ebeveynlerin en sık kaygı duyduğu konular arasında yer alıyor. Ancak her az yiyen çocuğun gerçekten iştahsız olmadığını belirten VM Medical Park Maltepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beyza Pehlivan Kılıç, önemli uyarılarda bulundu. "Büyümesi normalse endişe edilmeyebilir" Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişimi için yeterli ve dengeli beslenmenin büyük önem taşıdığını belirten Dr. Kılıç, "Çocukların yaşına, gelişimine ve bireysel özelliklerine uygun besinleri tüketmesi sağlıklı büyüme açısından büyük önem taşır. Beslenmede yetersizliğin gelişmesine yol açan nedenlerin başında iştahsızlık gelir. Ancak her az yiyen çocuk iştahsız değildir. Çocuk ebeveynin beklediğinden az yiyebilir fakat büyümesi normal seyrediyorsa bu durum gerçek bir iştahsızlık olarak değerlendirilmez" diye konuştu. "İştahsızlık 1-3 yaş arasında daha sık görülür" İştahsızlığın belirli yaş gruplarında daha sık görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Kılıç, "Tıbbi olarak iştahsızlık; çocuğun yaşına ve büyüme gereksinimlerine uygun miktarda besin tüketmemesi ve buna bağlı olarak kilo alımının yavaşlaması veya durmasıdır. İştahsızlık en sık 1-3 yaş arasında görülür. Bunun en önemli nedeni büyüme hızındaki değişimdir. Bebeklik döneminde hızlı büyüme nedeniyle iştah yüksekken, bir yaşından sonra büyüme hızının yavaşlamasıyla birlikte besin ihtiyacı azalır. Bu nedenle çocukların iştahında doğal bir düşüş görülebilir" şeklinde konuştu. "Her ‘yemiyor’ şikâyeti iştahsızlık değildir" Ailelerin sık dile getirdiği şikâyetlere de değinen Uzm. Dr. Beyza Pehlivan Kılıç, "Ailelerin ‘çocuğum hiçbir şey yemiyor’ şikâyetiyle başvurduğu vakaların önemli bir kısmında aslında tıbbi bir iştahsızlık yoktur. Eğer çocuk enerjikse, gelişimi normalse ve boy-kilo eğrileri yaşına uygunsa bu durum çoğunlukla gelişimsel bir beslenme davranışı olarak değerlendirilir. Önemli olan çocuğun büyüme ve gelişiminin sağlıklı ilerlemesidir. İştahsız çocuğu olan ebeveynlerin kaygılanmak yerine bilinçli bir yaklaşım geliştirmesi ve gerekli durumlarda bir çocuk hekimine başvurması en doğru yaklaşım olacaktır" dedi. "Altta yatan nedenler göz ardı edilmemeli" Bazı durumlarda iştahsızlığın bir sağlık sorununa bağlı olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Kılıç, "Demir eksikliği, bağırsak parazitleri, kronik enfeksiyonlar, reflü, gıda intoleransları, vitamin ve mineral eksiklikleri, kabızlık ve psikolojik stres iştahsızlığın altında yatan nedenler arasında yer alabilir. Bu nedenle uzun süren ve büyümeyi etkileyen iştahsızlık durumlarında mutlaka altta yatan nedenler araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Zorla yedirmek yemek düzenini bozabilir" Yemek saatlerinde yapılan hatalı yaklaşımların süreci daha da zorlaştırabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Kılıç, "Ödül, ceza veya zorla yedirme yöntemleri yemek zamanını çocuk için stresli bir deneyime dönüştürebilir. Bu durum çocuğun kendi açlık ve tokluk sinyallerini tanımasını zorlaştırabilir. Aynı zamanda ilerleyen yaşlarda sağlıksız yeme davranışlarına zemin hazırlayabilir" dedi. "Ekran karşısında beslenme risk oluşturuyor" Günümüzde yaygınlaşan ekran karşısında beslenme alışkanlığına da dikkat çeken Uzm. Dr. Kılıç, "Tablet veya televizyon karşısında yemek yiyen çocuklar genellikle ne kadar yediklerinin farkına varamaz. Doyma hissini algılamakta zorlanabilirler. Bu durum uzun vadede aşırı yeme, obezite ve sindirim sistemi sorunları riskini artırabilir" dedi. "İştah açıcı ürünler kontrollü kullanılmalı" Piyasada yer alan iştah açıcı ürünler konusunda aileleri uyaran Uzm. Dr. Kılıç, "Bitkisel veya kimyasal iştah açıcı ürünlerin çoğunun bilimsel etkinliği sınırlıdır. Hekim önerisi olmadan kullanılan bu ürünler gereksiz ilaç kullanımına ve olası yan etkilere yol açabilir. Bu yüzden bu tür ürünlerin mutlaka çocuk doktoru kontrolünde kullanılması gerekir" açıklamasında bulundu. İştahsız çocukla baş etmenin 5 yolu Ebeveynlere önerilerde bulunan Uzm. Dr. Kılıç, şu bilgileri paylaştı: "Çocuğu yemek yemeye zorlamamak, düzenli öğün saatleri oluşturmak, öğün aralarında atıştırmalıkları sınırlamak, ekransız yemek alışkanlığı kazandırmak ve ailece birlikte yemek yemeye özen göstermek sağlıklı beslenme alışkanlıklarının gelişmesine katkı sağlar."
Veremin tanısı kolay, tedavisi ucuz, ihmali ise ölümle sonuçlanabiliyor
24 Mart 2026 Salı - 16:56 Veremin tanısı kolay, tedavisi ucuz, ihmali ise ölümle sonuçlanabiliyor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Şahin, "144 yıl önce Robert Koch tarafından M. Tuberculosis Basilinin keşfedildiği ve hastalığın teşhis ve tedavisinin yolunu açan 24 Mart 1882 gününe ithafen her yıl 24 Mart ‘Dünya Tüberküloz Günü’ olarak anılmaktadır" dedi. Verem hastalığının tanı ve tedavisi hakkında bilgiler aktaran Prof. Dr. Özşahin, "Verem mikrobik bir hastalıktır. Tanısı kolay, tedavisi ucuz ve ülkemizde parasızdır. Hastalık kesin olarak tedavi edilebilmektedir. Ancak yine de dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişi verem olmakta ve bunların 1/4’ü bu hastalıktan ölmektedir. Yoksulluk, sağlık alt yapısının olmayışı, sağlık personeli eksikliği vb. bu sorunun nedenleridir" diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verem hastalığı için 1993 yılında acil durum ilan ettiğine ve Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisini geliştirdiğine dikkat çeken Özşahin, "Balgam incelemesine dayalı kesin tanı, düzenli sağlanan ilaçlar ile en az 6 ay süre tedavi, ilaçların hastaya gözetim altında yutturulması ve uygun bir kayıt kontrol sistemi, bu stratejinin bileşenleridir. DSÖ’nün hedefi 2050 yılında tüberkülozdan arınmış bir dünyaya kavuşmaktır" dedi. Ülkemizde her yıl, her 100 bin kişiden yaklaşık 15’inin vereme yakalandığının altını çizen Özşahin, "Bu hastalar Verem Savaş Dispanserlerinin takibinde tedavi edilmektedir. Ülkemizde nüfus hareketlerinin yoğunluğu bu sorunun günümüzde ve ileride kontrol altına alınmasını zorlaştırmaktadır. Öksürük, balgam çıkarma, iştahsızlık, zayıflama, terleme gibi yakınmaları olan hastaların sağlık kuruluşlarına başvurmaları tanı ve tedavideki ilk basamaktır" ifadelerini kullandı.
Muğla genelindeki içme suyu depolarında tadilat çalışması
24 Mart 2026 Salı - 15:24 Muğla genelindeki içme suyu depolarında tadilat çalışması MUSKİ Genel Müdürlüğü, il genelinde içme suyu altyapısını güçlendirme çalışmaları kapsamında Yatağan, Kavaklıdere, Ula ve Menteşe ilçelerindeki 13 adet içme suyu deposunda tadilat, bakım ve güçlendirme çalışmalarını sürdürüyor. 2025 yılında 138 depoda yapılan çalışmalarla birlikte toplam 151 deponun bakım onarımı gerçekleştirilmiş olacak. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, vatandaşlara kesintisiz içme suyu ulaştırılarak mağduriyet yaşanmaması talimatı doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, içme suyu depolarındaki tadilat çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Bu kapsamda 2025 yılında 138 depoda yapılan çalışmanın ardından 13 depoda daha iç ve dış yüzeylerin yenilenmesi, izolasyon uygulamaları ile mekanik ekipmanların bakım ve onarımları gerçekleştiriliyor. İçme suyu depoları güçlendiriliyor Mevcut kullanımda olan içme suyu depolarının periyodik tadilat ve bakım çalışmaları kapsamında, çeşitli ilçelerde depoların fiziki ve teknik altyapısı güçlendiriliyor. Çalışma kapsamında Yatağan ilçesine bağlı Yaylaköy, Deştin, Bencik, Gökpınar ve Akgedik mahalleleri; Kavaklıdere ilçesinde Nebiler, Kurucaova ve Çamlıbel mahalleleri; Ula ilçesinde Çiçekli Mahallesi ile Menteşe ilçesinde Doğanköy ve Gülağzı mahallelerinde bulunan içme suyu depolarında tadilat çalışmaları devam ediyor. Mekanik ekipmanların bakım ve onarımı yapılırken, hijyen standartlarının artırılmasına yönelik düzenlemeler de periyodik olarak gerçekleştiriliyor. Yapılan çalışmalarla içme suyu depolarının kullanım ömrü uzatılırken, mevcut hijyen standartlarının korunması ve sürdürülebilirliğinin devamı sağlanıyor. Toplam 13 içme suyu deposunu kapsayan çalışmalar kapsamında depoların iç ve dış yüzeyleri yenilenirken, su yalıtımı ve izolasyon uygulamaları da gerçekleştiriliyor. Yürütülen çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte 2025 yılında 138 depoda yapılan çalışmalarla birlikte toplam 151 deponun bakım onarımı gerçekleştirilmiş olacak. MUSKİ İşletmeler 2. Bölge Daire Başkanı Serdar Aldemir, "En önemli kriterimiz halk sağlığıdır" Depoların hem teknik hem hijyenik açıdan kontrol altında tutulduğunu ve rutin bakım çalışmalarının 7 gün 24 saat esasına göre yürütüldüğünü vurgulayan MUSKİ İşletmeler 2. Bölge Daire Başkanı Serdar Aldemir, "Önceliğimizi belirlerken tüm sahanın envanterini çıkarıyoruz. Bu envanter üzerinden teknik personellerimizle sahaya çıkarak yerinde tespitler yapıyoruz ve gerekli işlemleri bu tespitler doğrultusunda gerçekleştiriyoruz. Öncelik sıralamasında en önemli kriterimiz halk sağlığıdır. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından tarafımıza iletilen eksiklikler doğrultusunda depolarımızı değerlendiriyor, bu eksiklikleri gidermek amacıyla bakım ve onarım çalışmalarını planlayıp uyguluyoruz. Depolarda önceliğimiz, suyun temas ettiği yüzeylerin temiz, sağlıklı ve bakımlı olmasıdır. Bu kapsamda depo içindeki su haznelerinin izolasyonunu yapıyor, suyla temas eden yüzeyleri yeniliyor ve metal aksanların bakım ve onarımını gerçekleştiriyoruz. Dış görünüş ikinci planda olsa da boya, badana ve sıva gibi eksiklikleri de gidermeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor." dedi. "Vatandaşlarımız çeşmeden su içebilir" Şebekenin farklı noktalarındaki klor ölçümleri ile suyun kalitesinin sürekli takip altında tutulduğunu ve içme suyu standartlarına uygunluğunun garanti edildiğini belirten Aldemir, " Tüm depolarımız rutin olarak kontrol edilmekte ve bakım-onarımları düzenli şekilde yapılmaktadır. Bu konuda görevli ekiplerimiz 7 gün 24 saat esasına göre çalışmaktadır. Sürekli dezenfeksiyon işlemleri yapılmakta, şebekenin farklı noktalarında klor ölçümleri ve kontroller gerçekleştirilmektedir. Böylece suyun kalitesi sürekli takip altında tutulmaktadır. Bu sayede elbette vatandaşlarımız çeşmeden su içebilir. Biz içme ve kullanma suyu temin eden bir kurumuz. Şebekeye verdiğimiz su, halk sağlığı kriterlerine uygun, içilebilir niteliktedir. Tüm sularımız kontrol edilmekte ve dezenfeksiyon işlemleri düzenli olarak yapılmaktadır. Bu nedenle vatandaşlarımız gönül rahatlığıyla musluk suyunu kullanabilir." dedi. Yatağan Akgedik Mahalle Muhtarı Aysel Avcı, "Dilekçelerimiz anında karşılık buldu" Mahalledeki içme suyu deposunun tadilat ve bakım çalışmalarının hızla tamamlanmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Yatağan Akgedik Mahalle Muhtarı Avcı, " Mahallemizdeki içme suyu depolarımızın biraz eski olması; yağmur sularının depolara karışması nedeniyle bakım ve onarım çalışmalarının yapılması gerekiyordu. Yoksa bu durum ciddi sağlık riskleri oluşturabilirdi. Ben MUSKİ Genel Müdürlüğü’ne dilekçemizi ilettim. Onlar da hemen işleme aldılar ve kısa sürede dönüş sağlandı. Depolarımızda tadilat yapıldı; düzenlemesi, boyası, badanası, kapısı ve penceresi tamamen yenilendi. Çok teşekkür ediyoruz. MUSKİ Genel Müdürlüğü iletişim taleplerimize yanıt verme konusunda her zaman bizi mutlu ediyor. Olumlu veya olumsuz bir hafta içinde yanıt alıyoruz. Ani bir su baskını ya da acil durumda hemen müdahale ediliyor. Yerinde inceleme yapılıyor ve bir plan sunuluyor. Verdiğimiz dilekçelerin karşılığını mutlaka alıyoruz. Bu konuda Başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras başta olmak üzere, MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül’e çok teşekkür ediyoruz" diye vurguladı.
ERÜ Hastaneleri’nde, minimal invaziv cerrahi yöntemiyle Kayseri’de ilk mitral kapak ameliyatı gerçekleştirildi
24 Mart 2026 Salı - 15:06 ERÜ Hastaneleri’nde, minimal invaziv cerrahi yöntemiyle Kayseri’de ilk mitral kapak ameliyatı gerçekleştirildi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rifat Özmen tarafından Kayseri’de İlk defa minimal invaziv cerrahi yöntemle mitral kapak ameliyatı gerçekleştirildi. ERÜ Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rifat Özmen, yaptığı açıklamada "Bu cerrahi, ana bilim dalımızda ve Kayseri’de ilk defa uygulanması şehrimiz, üniversitemiz ve kliniğimiz adına son derece mutluluk verici olmuştur" dedi. Minimal invaziv (küçük kesi) mitral kapak ameliyatı hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Rifat Özmen, "Göğüs kemiği (sternum) kesilmeden, kaburgalar arasından veya koltuk altından yapılan modern bir kalp cerrahisi yöntemidir. Bu teknik sayesinde daha az doku travması oluşmakta, ameliyat sonrası ağrı azalmakta ve hastaların iyileşme süreci daha hızlı gerçekleşmektedir. Hastalar genellikle 2-3 hafta içinde günlük yaşamlarına dönebilmektedir." dedi. Doç. Dr. Özmen; "Çabuk yorulma ve nefes darlığı şikâyetleri ile kliniğimize başvuran 60 yaşındaki erkek hastanın yapılan tetkik ve değerlendirmelerinde mitral ve triküspit kapaklarında ileri derecede yetmezlik olduğu tespit edildi. Hasta, Kalp Konseyi’nde değerlendirilerek cerrahi müdahale kararı alındı. Ameliyat öncesi hazırlıkları tamamlanan hastanın minimal invaziv kapak cerrahisi için uygun olduğu belirlendi" diye konuştu. Doç. Dr. Rifat Özmen; "Gerçekleştirilen operasyon sırasında onarım için uygun olmayan mitral kapak, mekanik protez kapak ile değiştirildi. Triküspit kapak ise ring anüloplasti yöntemi kullanılarak minimal invaziv cerrahi teknik ile başarıyla tamir edildi. Ameliyat sonrası takip ve tedavi süreci sorunsuz seyreden hasta, şifa ile taburcu edildi" ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Rifat Özmen, minimal invaziv kalp cerrahisi hakkında şunları kaydetti: "Özel ekipmanlar kullanılarak gerçekleştirilen ve anestezi, perfüzyonist ve cerrahi ekiplerin uyumlu çalışmasını gerektiren multidisipliner bir süreçtir. Küçük kesi ile uygulanması yalnızca kozmetik avantaj sağlamakla kalmaz; aynı zamanda kan ve kan ürünü kullanımında azalma, daha az doku hasarı, hastanede kalış sürecinde kısalma ve hastaların günlük yaşamlarına daha erken dönmesi gibi önemli avantajlar sunar. Minimal invaziv cerrahi yöntemleri günümüzde yalnızca mitral ve triküspit kapak hastalıklarında değil; kalp odacıkları arasında bulunan ve ASD olarak adlandırılan deliklerin kapatılmasında, kalbin iyi huylu tümörlerinin cerrahisinde ve aort kapak ameliyatlarında da uygulanabilmektedir." Doç. Dr. Rifat Özmen son olarak "Cerrahi işlemde desteklerinden dolayı üniversite ve hastane yönetimimize, ana bilim dalı öğretim üyeleri ve çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Hastamıza da şifalar diliyorum" ifadelerini kullandı.
Aydın Devlet Hastanesi’nde kapalı bel fıtığı ameliyatı ilk kez uygulandı
24 Mart 2026 Salı - 15:05 Aydın Devlet Hastanesi’nde kapalı bel fıtığı ameliyatı ilk kez uygulandı Aydın Devlet Hastanesi’ nde bel fıtığı ve bel kanal darlığı tedavisinde kullanılan kapalı (endoskopik) ameliyat yöntemi ilk kez başarıyla uygulandı. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Arda Topçam tarafından gerçekleştirilen operasyon sonrası, hastanın şikayetlerinde belirgin iyileşme sağlandı. Ameliyat sonrası herhangi bir komplikasyon gelişmeyen hasta, sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Operasyonu gerçekleştiren Op. Dr. Arda Topçam, yönteme ilişkin yaptığı açıklamada; kapalı (endoskopik) bel ameliyatının bel bölgesine büyük bir kesi yapılmadan, iki küçük giriş noktasından gelişmiş kamera sistemleri ve özel cerrahi cihazlar yardımıyla uygulanan modern bir cerrahi teknik olduğunu belirtti. Ameliyat sırasında büyütülmüş görüntü eşliğinde sorunlu bölgeye net bir şekilde müdahale edilebildiğini ifade eden Topçam, bu sayede kas ve çevre dokulara daha az zarar verildiğini, ameliyat sonrası ağrının en aza indirildiğini vurguladı. Ayrıca hastanede daha kısa kalış süresi ve günlük yaşama daha hızlı dönüşün yöntemin önemli avantajları arasında yer aldığını belirtti. Hastane Başhekimi Prof. Dr. Gülnur Taşçı Bozbaş, gerçekleştirilen bu önemli başarı dolayısıyla operasyonu başarıyla tamamlayan hekimi tebrik ederek hastaya geçmiş olsun dileklerini iletti.
Çanakkale’de nadir görülen sindirim sistemi hastalığına yakalanan hasta sağlığına kavuştu
24 Mart 2026 Salı - 15:03 Çanakkale’de nadir görülen sindirim sistemi hastalığına yakalanan hasta sağlığına kavuştu Çanakkale’de nadir görülen ’Wilkie Sendromu’ hastalığına yakalanan kadın gerçekleştirilen ameliyatla sindirim sistemindeki tıkanıklığın ortadan kaldırılması sonucu sağlığına kavuştu. Çanakkale’de yaklaşık 1 yıldır devam eden bulantı ve kusma şikâyetleri olan 37 yaşındaki hasta Songül Asiltürk, Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesinde yapılan tetkikler sonucunda nadir görülen Wilkie Sendromu (Superior Mezenterik Arter Sendromu) tanısı kondu. Songül Asiltürk, başka merkezlerde kendisine ameliyatın Çanakkale’de gerçekleştirilemeyeceği söylenmesine rağmen öneri üzerine Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Uğur Kahan Öztürk’e danıştı. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Uğur Kahan Öztürk tetkikler ardından hasta için uygun tedavi planı oluşturuldu. Op. Dr. Uğur Kahan Öztürk ve ekibi tarafından gerçekleştirilen laparoskopik duodenojejunostomi ameliyatı başarıyla tamamlandı. Minimal invaziv yöntemle gerçekleştirilen operasyon sayesinde hasta, ameliyat sonrası hızlı bir iyileşme süreci geçirerek 4 gün sonrasında sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Op.Dr. Uğur Kahan Öztürk, Wilkie Sendromu’nun nadir görülen ancak yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir hastalık olduğunu belirterek, "Hastamız uzun süredir ciddi şikâyetler yaşıyordu. Uyguladığımız cerrahi yöntemle sindirim sistemindeki tıkanıklığı ortadan kaldırdık. Laparoskopik teknik sayesinde hastamız daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve hızlı iyileşme avantajı elde etti. Bu tür özellikli ameliyatların hastanemizde başarıyla yapılabiliyor olması hem hastalarımız hem de ilimiz adına önemli bir kazanımdır" dedi. Başhekim Op. Dr. Hasan Keser ise yaptığı açıklamada, "Hastanemizde ileri cerrahi yöntemlerin başarıyla uygulanabiliyor olması, sağlık hizmetlerimizin geldiği noktayı göstermesi açısından son derece kıymetlidir. Alanında uzman hekimlerimiz ve güçlü sağlık altyapımız sayesinde daha önce il dışına sevk edilen birçok hastalığın tedavisini artık kendi ilimizde gerçekleştirebiliyoruz. Hastamızın sağlığına kavuşmuş olması bizler için en büyük mutluluktur. Emeği geçen tüm ekibimize teşekkür ediyor, hastamıza sağlıklı bir yaşam diliyorum" ifadelerini kullandı. Hasta Songül Asiltürk ise ameliyat için başka bir merkeze gitmek zorunda kalmadan kendi ilinde tedavi olabilmenin memnuniyetini dile getirerek, başta Dr. Uğur Kahan Öztürk olmak üzere ameliyat sürecinde emeği geçen tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti.