Son Dakika
|
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
Trump: "İran için zaman daralıyor"
Bakan Fidan Almanya’ya gidiyor
Galatasaray’ın efsaneleri, UEFA Kupası’nın 26. yıl dönümünde bir araya geldi
Pakistan İçişleri Başkanı Naqvi’den Tahran’a resmi ziyaret
Sözcü Çelik’ten Tekirdağ’da şehit olan polisler için başsağlığı mesajı
Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu saldırıda detaylar ortaya çıktı
SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
4
17 Mayıs 2026 Pazar- 09:53
Eşyalarla kurulan tehlikeli bağın perde arkası
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 10:15
Göz hastalıklarında doğru bilinen yanlışlar
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:53
Yaşlı hastalar doktora değil, doktor hastanın evine gidiyor
Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ‘Evde Sağlık Hizmeti’ çerçevesinde hastaneye gidemeyen yaşlı ve engelli kişilere sunulan ağız ve diş sağlığı hizmetiyle Konya’da başvurular tek tek uzman hekim ve ekibi tarafından incelenerek evde tedavi ediliyor. Evde diş tedavisi hizmeti alan kişiler ise memnuniyetlerini ifade etti. Evde sağlık hizmetleri çerçevesinde çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle hastaneye gidemeyen kişilere sunulan ağız ve diş sağlığı hizmeti vatandaşların hayatını kolaylaştırıyor. 444 38 33 numaralı Evde Sağlık Hizmetleri İletişim Merkezi’ne ağız ve diş problemleriyle ilgili hasta veya yakınları tarafından başvurusu yapılan kişilerin adresine giden ekip, ilk olarak sağlık sorununu belirleyerek evde hareketli protez, protez tamiri, uygun dişlerin çekimi gibi tedaviler gerçekleştiriliyor. Yaklaşık 1 haftalık süreç boyunca yaşlı ve engelli vatandaşlar evlerinde sağlığına kavuşuyor. "Hastane ayağımıza geldi" Anne ve babası evde sağlık hizmeti alan Heybet Bulut, böyle bir hizmet olduğunu bilmediklerini, sonradan öğrendiklerini ve çok memnun kaldıklarını belirterek, "Annemin yürüme sorunu olduğu için hastaneye zor gidip geliyorduk. Ama böyle bir hizmet olduğu için çok memnun kaldık. Tüm diş tedavisi yapıldı. Memnunuz, Allah’ım devletimize zeval vermesin. Önceden gidiyorduk, sıra bulamıyorduk veya uygun doktor bulamıyorduk ama bu şekilde olduğu zaman hazırlıklı olarak onlar eve geliyor, çok rahat oldu. Burada hem çekim oluyor, hem muayenesi hatta röntgeni dahi evde oluyor. Hastane ayağımıza geldi. Yaşlılarımız için gerçekten çok güzel bir uygulama" dedi. "Böyle bir hizmet bizim için nimet" Evde sağlık hizmetinden çok memnun olduklarını bu sayede dişlerinin tedavisinin yapldığını anlatan 85 yaşındaki Temir Bulut, "Aradıktan 2 saat sonra geldiler. Benim dişlerimin ağrıdığını söyledim. Çektiler, çektikten sonra da geldiler ölçüleri aldılar. Daha sonra prova yaptılar. Şimdi de geldiler taktılar. Allah razı olsun, böyle bir hizmet bizim için nimet. Yoksa ben ne diş tedavisine gidebilirim ne de diş tedavimi yaptırırdım. Çocuklarım çalışıyor, geldiği zaman oluyor gelemediği zaman oluyor" şeklinde konuştu. "Hem hastalarımız hem de biz mutlu oluyoruz" Hastaların evlerine kadar ekibi ile giderek tek tek muayene eden Diş Hekimi Ali Osman Ardıç, "Bizim çok ağır hastalarımız da var, engelli hastalarımız da var, aileleri tarafından tam ilgiyi görememiş yalnız hastalarımız var. Biz bu şekilde hizmet verince gerçekten çok mutlu oluyorlar. Herkes götürüp getiremez. Bazılarının çocukları yanlarında, yakınlarında olmuyor. Bu hastalarımıza ulaşınca biz de gerçekten duygulanıyoruz, duygulu anlar yaşıyoruz. Hem hastalarımız hem de biz mutlu oluyoruz. Hastalarımızın bazılarına kanal tedavisi dahi yapıyoruz. Çekim, dolgu, hareketli protezler gibi tedavilerin hepsini yapıyoruz" diye konuştu. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ‘Evde Sağlık Hizmeti’ çerçevesinde Konya’da, 2025 yılının ilk 4 ayı içerisinde eve ve yatağa bağımlı 375 hastaya, 562 ev ziyareti gerçekleştirilerek 492 diş hekimi muayenesi, 71 tam protez, 32 bölümlü protez, 6 protezde kırık veya çatlak bağlı tamir, 3 kroşe ilavesi, 19 diş ilavesi, 75 oklüzal aşındırmalar, 13 düşmüş krom köprü simantasyonu, 82 anestezili diş çekimi, 38 lokal anestezi uygulaması hizmetleri verildiği öğrenildi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:42
Kalp hastaları dikkat: Ölümlerin yüzde 30’u sağlıksız beslenme
Koroner kalp hastalığından kaynaklanan ölümlerin yaklaşık yüzde 30’unun sağlıksız beslenmeden kaynaklandığını belirten Beslenme ve Diyetisyen Uzmanı Pakize Gizem Akgül, "Kalbi korumak ve güçlü bir kalp için damar tıkanıklığını önleyen, kolesterolü ve tansiyonu dengeleyen besinler tüketilmelidir" dedi. Kalp hastalığı dünyada ölüm nedenlerinin en başında yer alıyor. Kalp sağlığını korumada sağlıklı beslenmenin rolünün de büyük olduğu belirtiliyor. Acıbadem Adana Hastanesi’nde görevli Beslenme ve Diyet Uzmanı Pakize Gizem Akgül, sağlıklı beslenmenin kalp sağlığına etkisiyle ilgili İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. "Sağlıklı beslenme alışkanlıkları önemli bir faktör" Dünyada 2 milyardan fazla kişinin kalp hastalığı riski taşıdığına değinen Diyetisyen Akgül "Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSO) en son verilerine göre Türkiye’de bulaşıcı olmayan hastalıklardan ölüm sebebi olarak birinci sırada kalp ve damar hastalıkları gelmektedir. Yapılan çalışmalar, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 80’inin tütün kullanımı, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik, obezite, diyabet gibi kontrol edilebilen ve önlenebilen risk faktörlerine bağlı olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla sağlıklı yaşam tarzının benimsenmesi, risk faktörleri ile mücadele edilmesi, hastalıklara erken dönemde tanı koyulması ve uygun şekilde tedavi edilmesi yoluyla kalp sağlığı korunabilir ve erken yaşta ölümlerin önüne geçilebilir. Kardiyovasküler hastalıkların neden olduğu ölümlerin yaklaşık yüzde 30’unun sağlıksız beslenme alışkanlıkları kaynaklı olduğu tahmin edilmektedir" ifadelerini kullandı. "Ağırlık artışı da kalp hastalığı riskini arttırıyor" Doymuş ve trans yağ tüketiminin kalp sağlığını olumsuz etkilediğinin altını çizen Diyetisyen Akgül, koroner kalp hastalıkları için en önemli risk faktörlerinden birinin doymuş yağların yüksek miktarda tüketimi ve aktivite yetersizliğine eşlik eden kan kolesterolü düzeyinin artması olduğunu kaydetti. Vücut ağırlığındaki her 5-8 kilogram artış ile birlikte koroner kalp hastalığı riskinin yaklaşık yüzde 25 arttığına dikkat çeken Akgül, "Ülkemizde son yıllarda yapılan çalışmalarda gençler arasında doymuş yağ, tuz ve enerji içeriği yüksek, lif içeriği düşük, yetersiz kalsiyum, A ve C vitaminleri yönünden yetersiz olan fast food tüketimi arttı. Bunlarla beraber çocuklarda obezite, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı gibi kronik hastalık risklerinin arttığı tespit edilmiştir" diye konuştu. "En az haftada bir kere balık tüketin" Kalp sağlığını korumak için zeytin ve zeytinyağlı yemek tüketiminin önemli olduğunu belirten Akgül, "Bir araştırmada haftada en az bir kere balık tüketen bireylerde daha az balık tüketenlere göre koroner kalp hastalığı riskinin yüzde 16 azaldığı tespit edilmiştir. LDL kolesterolün düşmesine ve HDL’nin yükselmesine yardımcı olmak için haftada 2-3 kez ton balığı, uskumru, sardalya ve somon gibi yağ asidi içeriği zengin balıkların tüketilmesi önemli. Balık tüketemeyen bireyler ise keten tohumu, çiya tohumu, ceviz yağı, kanola yağı gibi omega-3 içeren bitkisel besinlerden da faydalanabilir ancak; bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan omega-3’ün etkisi balığa göre daha azdır. Önerilen miktarın üzerinde omega-3 kullanımı özellikle kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalar için sorun oluşturabilir. Özellikle ilaç kullanan bireylerin vitamin, mineral takviyelerini kullanırken hekimlerine sormaları önemlidir" şeklinde konuştu. Öte yandan Diyetisyen Akgül, kuru baklagiller, sebze ve meyveler, sert kabuklu yemişler ve çay, kahve tüketiminin yeterli ve dengeli şekilde planlanmasının kalp sağlığı ve sağlıklı uzun bir yaşam için önemli olduğunu dile getirdi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:40
Kalbinizi sıcak havalardan korumanın yöntemleri
Ölüme sebebiyet veren hastalıkların başında kalp damar hastalıklarının geldiğini belirten Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özgür Mete, yaz aylarında ise daha dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Kalp damar hastalarını aşırı sıcaklara karşı uyaran Medicana Bursa Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzm. Dr. Özgür Mete, "Aşırı sıcak ve nemli havalarda kalp krizi geçiren ve kalp damar hastalığı sebebiyle ölen hasta sayısı artış göstermektedir. Bilhassa yaşlı ve ek hastalığı olanlarda bu sayı daha da artmaktadır. Yaz aylarında havanın ısınması damarlarda genişlemeye, sıvı ve tuz kaybına, kalp atışlarının hızlanmasına, kalbin iş yükünün artmasına ve kanın pıhtılaşmaya meyli artar. Risk grubunda olanların kalp krizi geçirme riski bu sebeple daha fazladır" dedi. "Yeterli sıvı alımına özen gösterilmeli" Sıcağa karşı en etkili yöntemin vücudun terlemesi olduğunu belirten Uzm. Dr. Özgür Mete, "Nemli deriden su buharlaşırken cilt soğumaya başlar. Bu şekilde damarlarda dolaşan sıvı miktarının azalması böbreklerden geçen kan hacminin azalmasına yol açar. Bu da yeterli sıvı alınmadığı takdirde böbrek ve böbreküstü bezlerden salgılanan maddelerle damarların büzülmesine ve ani tansiyon yükselmesi ile kalp yetersizliği belirtilerinin artmasına yol açar. Terlemenin fazla olduğu sıcak havalarda hipertansiyonu ve kalp yetersizliği bulunan, idrar söktürücü ilaç kullanan hastaların yeterli miktarda sıvı almaları gerekmektedir. Aksi takdirde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve ani tansiyon düşmeleri olabilir. Bu ilaçları kullananlarda fazla sıvı kaybı sonucunda sodyum ve potasyum eksikliği oluşur. Bu da kalpte ritim bozukluğu, bilinç de bozulmalar yapabilir" diye konuştu. "Ağır spor yapılmamalı" Daha önceden kalp damar hastalığı olan hastaların mümkün olduğu kadar serin yerlerde kalmaları, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi şikâyetleri başlarsa, zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Özgür Mete, "Kalp ve damar hastalarının sıcak yaz aylarını daha sağlıklı geçirmeleri için özellikle güneşin dik olduğu saatlerde direkt güneşin altında dolaşmayıp bu saatlerde serin ve gölgelik yerlerde bulunması gerekir. Ağır güç gerektiren spor türlerinden uzak durulmalıdır. Sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde 30 dakika yüzülebilir. Ağır, yağlı yemeklerden kaçınıp az ve sık aralıklarla sebze ağırlıklı beslenilmelidir. Günlük sıvı ihtiyacı olan 2-2,5 litre sıvı tüketimine özen gösterilmelidir. Deniz ve havuza sabah ve akşam saatlerinde aç karna girilmelidir. Yemekten sonra hemen denize girilmemelidir" şeklinde konuştu.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:31
Manisa’da obeziteyle mücadele programı başladı
Sağlık Bakanlığı tarafından ülke genelinde başlatılan "Obezite ile Mücadele Programı" Manisa’da hayata geçirildi. "Obezite ile Mücadele Programı" kapsamında ülke genelinde 10 milyon vatandaşın boy-kilo ölçümleri yapılarak vücut kitle indeksleri hesaplanacak. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, kentte programın başlatıldığını ve çalışmaların tüm hızıyla sürdüğünü belirtti. İl Sağlık Müdürü Zeren yaptığı açıklamada, "Bu programla, ilimizde farkındalık oluşturmayı ve fazla kilolu vatandaşlarımızı Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendirerek diyetisyen desteğiyle sağlıklı yaşam sürecine dahil etmeyi hedefliyoruz. Ayrıca saha eğitimleriyle vatandaşlarımızı bilinçlendirmeyi, aile sağlığı merkezleri aracılığıyla gerekli takipleri sağlamayı amaçlıyoruz" dedi. Obezitenin yalnızca estetik bir problem olmadığını vurgulayan Zeren, obezitenin kalp hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, eklem hastalıkları, solunum problemleri ve bazı kanser türlerinin görülme riskini ciddi şekilde artırdığına dikkat çekti. Zeren, programın sadece obeziteyi önlemeye yönelik olmadığını, aynı zamanda toplumun genel sağlık bilincini artırmayı hedeflediğini ifade etti. Program süresince Manisa genelindeki tüm ilçelerde ölçümler yapılacak ve fazla kilolu bireyler Sağlıklı Hayat Merkezlerine yönlendirilerek uzman diyetisyenler tarafından takip edilecek. Manisa İl Sağlık Müdürü Zeren, vatandaşları sağlıklı yaşam konusunda daha duyarlı olmaya ve programa aktif şekilde katılmaya davet ederken programın 2 ay boyunca devam edeceğini söyledi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:30
Yerli ve yabancı doktorlar böbrek naklini canlı izledi
Bursa’da organ nakli ile ilgili toplantıya katılan yerli ve yabancı doktorlar, böbrek nakli ameliyatını canlı olarak izledi. Bursa’da doktorlar organ nakli ile ilgili bilimsel bir toplantıda bir araya geldi. Acıbadem Bursa Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nce düzenlenen organizasyonda, böbrek nakli cerrahisindeki yeni gelişmeler ve naklin önemi konusunda bilgi paylaşımı yapıldı. ’5. Bursa Acıbadem Organ Nakli’ toplantısına Afrika ülkeleri başta olmak üzere yurt dışından ve Türkiye’nin birçok noktasından gelen doktorlar, ameliyathanede üç boyutlu laparoskopik yöntemle gerçekleştirilen nakil operasyonunu canlı olarak izleme imkanı buldu. Yabancı doktorlar canlı böbrek nakli ameliyatını izledi Acıbadem Bursa Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oktay, "2016 yılından itibaren Acıbadem Bursa Hastanesi olarak böbrek nakli toplantıları yapıyoruz. Bu toplantıların en büyük özelliği toplantı sırasında canlı cerrahi yapılıyor olması. Ameliyat görüntüleri canlı olarak salona aktarılıyor. Bu esnada da izleyici hekimlerin soruları cevaplanıyor. Bugün yaklaşık 100 kişiye yakın davetlimiz var. Ayrıca bu yıl yurt dışından gelen doktor arkadaşlarımız var. Türkmenistan, Fildişi Sahilleri, Nijerya, Gabon, Burkina Faso, Azerbaycan’dan gelen 15 arkadaşımız bugün bize katıldı ve bilgi alışverişi yapma fırsatı bulduk" ifadelerini kullandı. "Yabancı doktorların katılımından ülkemiz ve Bursa adına kıvanç duyduk" Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oktay, "Bursa, organ nakli bağışında önde gelen illerimizden biri. Bağışın çok olması, daha çok sayıda nakil ameliyatının olması anlamına geliyor. Bu da nakil ekibinin tecrübesini ve başarısını artırıyor. Biz, 2016 yılından bu yana Acıbadem Bursa Hastanesi’nde böbrek nakli yapıyoruz. Çok sayıda ameliyat yaptık ve birçok hastanın hayata tutunmasına katkı sağladık. Bu yüksek deneyimi organ nakli yapan meslektaşlarımıza aktarmaya da çok önem veriyoruz. Bilgilendiriyoruz, toplantılar düzenleyerek yüz yüze aktarıyoruz. Aynı zamanda onların da izleyebileceği canlı nakil cerrahisi yaparak anlık olarak neler yapıldığını gösteriyoruz ve sorularını yanıtlıyoruz. Bu yıl yine Türkiye’nin yanı sıra yurt dışından doktorlar geldi bu toplantımıza. Yabancı doktorların katılımından ülkemiz ve Bursa adına kıvanç duyduk. Onlar, deneyimlerimizden yararlanmak üzere geldiler. Türk tıbbının böbrek nakli konusunda elde ettiği başarının da bir göstergesi oldu" dedi. "Böbrek sağlığı hakkında bilgi veriyoruz" ’5. Bursa Acıbadem Organ Nakli’ toplantısı nedeniyle açıklama yapan Acıbadem Bursa Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik ise, "15 yıldır böbrek nakli yapan bir ekibiz. Böbrek sağlığı çok önemli. Son dönem böbrek yetmezliği yaşamı tehdit eden bir hastalık. Hastalığın oluşmaması için kişilerin dikkat etmesi gerekenler var. Ancak oluştuktan sonra da nakil seçeneği, hastayı hayata bağlıyor. O nedenle bağış oranının artması, organ nakli sırasında bekleyen çok sayıda hastanın hayatını kurtarıyor. Bir yandan bağış oranının artması için halkı bilinçlendirmeye çalışıyoruz bir yandan da nakil ameliyatlarının başarısını artırmaya yönelik bilimsel çalışmalar yapıyoruz. Bu toplantılar da yeni uzmanların yetişmesi, daha çok bilgi sahibi olması açısından çok değerli" diye konuştu.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:28
Hayat Hastanesi ve Mudanya Üniversitesi arasında işbirliği
Hayat Hastanesi ve Mudanya Üniversitesi arasında uygulamalı eğitim ve staj işbirliği protokolü imzalandı. Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul ile Mudanya Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Gıyasettin Bingöl tarafından imzalanan protokol ile , öğrencilerin mesleki beceri ve tecrübelerini geliştirmek üzere ön lisans, lisans ve lisansüstü programları çerçevesinde yapılacak uygulamalı eğitimler doğrultusunda, üniversite öğrencilerinin Hayat Hastanesi’nin altyapı imkanlarından yararlanarak uygulamalı eğitim ile stajlarını tamamlayarak meslek hayatlarına hazır hale getirmek, üniversite ve hastaneye yetkileri yetkinliklerini yükseltmek, kaynak kullanımı gibi önemli alanlardaki faaliyetlerin verimini, kalitesini karşılıklı olarak artırmak hedefleniyor. Protokol imza törenine, Mudanya Üniversitesi Prof. Dr. Emin Karip ile Genel Sekreteri Ali Mollasalih , Hayat Hastanesi Başhekimi Uzman Dr. Fatih Özkul ve eşi Seda Özkul katıldı. İmza töreninde konuşan Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul, bu hedefler doğrultusunda Özlüce‘de inşaatı devam eden yeni hastane binasının, akademik çalışmalara uygun şekilde planlandığını söyledi. Mudanya Üniversitesi mütevelli heyet başkanı Gıyasettin Bingöl ise, "Bursa’nın sağlık alanında marka kuruluşlarından olan Hayat Hastanesi ile Mudanya Üniversitesi arasında Uygulamalı Eğitim ve Staj İş Birliği protokolü imzalamış olmaktan çok mutluyuz. Öğrencilerimizin uygulamalı eğitimlerine destek verecek değerli büyüğüm Ahmet Özkul ile evlatları Fatih Özkul ile Betül Kabalar’a teşekkür ederim" şeklinde konuştu.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:22
"Hastanelerde yaşanan yığılmalarla ilgili önce aile hekimine gidin" uyarısı
Trabzon İl Sağlık Müdürü Hakan Usta, hastanelerde yaşanan yığılmalarla ilgili öncelikle vatandaşları aile hekimine gitmesi uyarısında bulunarak "Lütfen aile hekimine gidin. O gerek görürse sizi kendisi de randevu alarak ilgili hastaneye uzmana gönderebilir" dedi. En çok serzeniş aldıkları konuların başında randevu sisteminin geldiğini belirten Usta, "Randevu sisteminin uygulanmaya başlaması yaklaşık 14 yılı buluyor. Covid 19’dan önce vatandaşımıza ‘Randevu sistemimiz var randevu alarak gelin’ dediğimizde kimse randevu almıyordu. Yüzde 15-20 oranında kullanılıyordu. Covid salgınında ‘randevu almadan gelme’ olayını söyledik. Çünkü o dönem temaslar birikmeler yüz yüze görüşmeler sıkıntı oluşturabiliyordu. Covitten sonra tekrar aynı düzende hizmetlerin devamlılığını sağlamaya gayret ettik. Bu seferde randevu sisteminde, bir hekime açabileceğimiz kapasitemiz belli. Maksimum 40-42 randevu açabiliyorsun. Bu da her hastaya 10 dakikalık zaman ayırma demektir. Her hastanın 10 dakikalık süre hakkı vardır, dememiz gerekiyor. Hasta yoğunluğumuz çok olduğu için iki katı hasta ile muhatap olunduğundan hekimlerimiz de özveriyle gelen hasta yoğunluğuna bakma dürtüsünde olduklarından ortalama bir hekim 80 hastaya bakmakta. 40’ını randevu ile baktığına göre diğer 40’ı randevusuz gelen hastalardan oluşmakta. Yani randevusuz olan hastalarda eskiden olduğu gibi geldiğinde muayene olabilmektedir" dedi. Bazı branşlarda hekim sıkıntımız var Bazı branşlarda hekim sıkıntısı yaşadıklarını belirten Usta, "Bir kısım branşlarda hekim eksikliğimiz bulunuyor. Özellikle Cildiye, Kulak Burun Boğaz, Kardiyoloji gibi. Bunlarla alakalı kadrolarımıza göre taleplerimizi yapmaktayız. Bakanlığımız aile hekimliği sistemini bu kadar güçlendirmişken her bir vatandaşımızın hasta olduğunda önce aile hekimine gitmesi aile hekiminin bakması durumunda uzmana ihtiyaç var dediğinde sevkini sağlayabilirsek hastanelerde bu tür yığılmalar olmayacaktır. Randevu ile gelen hastalara arzu ettiğimiz hastanın hakkı olan 10 dakika ayrılabilecek çok daha konforlu çok daha verimli bir tedavi şeklini hekimlerde hastalar da bulabilecektir. Bu anlamda lütfen aile hekimine gidin. O gerek görürse sizi kendisi de randevu alarak ilgili hastaneye uzmana gönderebilir" diye konuştu.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:22
"Türk kadınları Avrupa’da obezite oranında ilk sırada"
Türkiye’nin, obezite sıralamasında Avrupa’da en üst sıralarda yer aldığına dikkat çeken Doç. Dr. Mustafa Atabey, "Özellikle Türkiye’de kadınlarda obezite oranı, Avrupa’da birinci sıradadır. Genel nüfusta ise Türkiye, OECD ülkeleri arasında ilk üçtedir. Bu durum hem sağlık sistemi hem de toplumsal farkındalık açısından alarm verici bir tablodur. Türkiye’de erişkin nüfusta obezite oranı yüzde 30’un üzerindedir. Kadınlarda bu oran yüzde 40’lara kadar çıkarken, erkeklerde yaklaşık yüzde 30 civarındadır. Daha da önemlisi, çocuk ve gençlerdeki obezite oranı da giderek artmaktadır. Bu, gelecekte daha büyük bir sağlık krizine işaret etmektedir" dedi. VM Medical Park Maltepe Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Atabey, 17 Mayıs Avrupa Obezite Günü nedeniyle obezite hakkında açıklamalarda bulundu. Obezitenin tanımını yapan Doç. Dr. Atabey, "Obezite, vücudun ihtiyacından fazla yağ biriktirmesiyle ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi, ‘sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikimi’ olarak tanımlar. Genellikle vücut kitle indeksi (VKİ) 30’un üzerinde olan bireyler obez kabul edilir. Ancak obezite yalnızca kilo meselesi değildir; metabolik, hormonal ve psikolojik yönleriyle çok boyutlu bir hastalıktır. Hem bireyin yaşam kalitesini düşürür hem de pek çok ciddi hastalığa zemin hazırlar" diye konuştu. "Dengesiz ve yüksek kalorili beslenme, obeziteye zemin hazırlar" Obeziteye yol açan nedenlerin kişiden kişiye değişebileceğini söyleyen Doç. Dr. Atabey, "En sık görülen etkenler arasında dengesiz ve yüksek kalorili beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, stres, uyku bozuklukları ve genetik yatkınlık yer alır. Ancak günümüzde özellikle fast food tüketiminin artması, porsiyonların büyümesi, ekran başında geçirilen sürenin uzaması gibi yaşam tarzı faktörleri obezitenin yayılmasında başlıca rol oynamaktadır. Ayrıca duygusal yeme davranışı da kilo alımını körükleyen önemli bir etkendir" şeklinde konuştu. "Nefes darlığı ve horlama görülebilir" Hastalığın belirtilerinden bahseden Doç. Dr. Atabey, "Obez bireyler genellikle hızlı yorulma, nefes darlığı, terleme, uyku apnesi, horlama, bel ve diz ağrıları gibi fiziksel şikâyetlerle doktora başvururlar. Kadınlarda adet düzensizliği, erkeklerde testosteron düşüklüğü gibi hormonal bozukluklar da görülebilir. Ayrıca, obezite kişinin sosyal yaşamını da olumsuz etkiler. Beden algısındaki bozulma, depresyon ve özgüven eksikliği gibi psikolojik sorunlara yol açabilir" dedi. "Obezitenin neden olduğu hastalıklara dikkat" Obezitenin tek başına 200’den fazla hastalıkla ilişkili bir durum olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Atabey, "Bunların başında Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kalp damar hastalıkları, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ve infertilite gelir. Kadınlarda polikistik over sendromu, erkeklerde cinsel fonksiyon bozuklukları da yaygındır. Ayrıca, bazı kanser türleri, özellikle meme, rahim, pankreas ve kolon kanserleri ile obezite arasında doğrudan ilişki vardır" dedi. "Türkiye, obezite sıralamasında Avrupa’da en üst sırada" İstatistiki veriler hakkında bilgi veren Doç. Dr. Atabey, şu bilgileri paylaştı: "Türkiye, obezite sıralamasında Avrupa ülkeleri arasında en üst sıralarda yer almaktadır. Özellikle kadınlarda obezite oranı Avrupa’da birinci sıradadır. Genel nüfusta ise Türkiye, OECD ülkeleri arasında ilk üçtedir. Bu durum hem sağlık sistemi hem de toplumsal farkındalık açısından alarm verici bir tablodur. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi tarafından açıklanan, 2022 Avrupa Obezite Raporu’na göre Türkiye’de yetişkinlerin yaklaşık yüzde 59’u aşırı kilo veya obezite sorunu ile karşı karşıya bulunuyor. Obezite görülme oranı erkeklerde yüzde 30, kadınlarda ise yüzde 40 civarında seyrediyor. Daha da önemlisi, çocuk ve gençlerdeki obezite oranı da giderek artmaktadır. Bu, gelecekte daha büyük bir sağlık krizine işaret etmektedir." "Hareketsizlik, sağlıksız ve hızlı beslenme alışkanlıkları neden olabilir" Obezitede artışın olduğuna da değinen Doç. Dr. Atabey, "Özellikle son 10 yılda çocukluk çağı ve ergenlikte obezite oranlarında ciddi artışlar görülmektedir. Bilgisayar ve telefon bağımlılığı, spor alışkanlığının azalması, hazır gıda tüketiminin artması ve düzensiz uyku gibi faktörler bunda etkilidir. Bu çocuklar ileri yaşlarda hem fiziksel hem de psikolojik sağlık problemleriyle karşılaşma riski altındadır" açıklamasında bulundu. "Ölümcül sonuçları olabilir" Obezitenin doğrudan ölüme yol açmasa da beraberinde getirdiği hastalıklar nedeniyle ölümcül olabileceğini dile getiren Doç. Dr. Atabey, şunları söyledi: "Kalp krizi, inme, ani kardiyak ölüm, kanserler, ciddi enfeksiyonlar ve kontrolsüz diyabet gibi durumlar obezitenin yol açtığı hayatı tehdit eden sonuçlardır. Ayrıca ileri derece obez bireylerde cerrahi müdahaleler, doğumlar ve travmalar da daha riskli hale gelir. Ailesinde obezite öyküsü bulunanlar, çocukluk çağında fazla kilolu olanlar, hareketsiz yaşam sürenler ve sağlıksız beslenen bireyler daha yüksek risk altındadır. Ayrıca gece çalışanlar, düzensiz uyuyanlar ve yoğun stres altında yaşayanlar da obezite açısından risklidir. Kadınlarda, özellikle doğum sonrası dönemde kilo vermekte zorlanan bireylerde daha sık görülmektedir. Bunun dışında, şehir yaşamı süren, masa başı çalışan ve fiziksel aktivitesi az olan bireylerde de obezite yaygındır. Ayrıca, sosyoekonomik düzeyi düşük gruplarda da sağlıksız ve ucuz gıdalara yönelim nedeniyle obezite oranı yüksektir. Obeziteyi önlemek, tedavi etmekten çok daha kolaydır. Erken yaşta sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması, okul çağında çocukların sporla iç içe olması, ailelerin bilinçlendirilmesi büyük önem taşır. Ayrıca porsiyon kontrolü, aktif yaşam tarzı, düzenli uyku ve stres yönetimi gibi basit ama etkili önlemlerle obezite engellenebilir." "Tedavide ilk adım hastaya özel beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri" Tedavi yollarından bahseden Doç. Dr. Atabey, "Obezite tedavisinde ilk adım hastaya özel beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin planlanmasıdır. Ancak ileri derecede obez bireylerde bu yöntemler çoğu zaman yetersiz kalır. Vücut kitle indeksi ameliyat için uygun olmayan hastalarda daha etkili ve kalıcı çözümler olan mide balonu uygulamaları ya da cerrahi tedaviler gündeme gelir. Günümüzde mide balonu ve obezite cerrahisi, özellikle kalıcı ve etkili sonuç arayan hastalarda ön plana çıkmaktadır. Laparoskopik Sleeve Gastrektomi (tüp mide ameliyatı), mide hacmini azaltarak hem erken doyma sağlar hem de hormonal mekanizmalar üzerinde etkili olur. Mini Gastrik Bypass ve Roux-en-Y Gastrik Bypass gibi ameliyatlar ise hem mide hacmini küçültür hem de bağırsak geçiş yolunu değiştirerek daha fazla kilo kaybı ve diyabet kontrolü sağlar. Vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olan bireylerde ya da 35’in üzerinde olup Tip 2 diyabet, hipertansiyon gibi yandaş hastalıkları olan kişilerde cerrahi tedavi, multidisipliner bir ekibin önerisi olduğu takdirde düşünülmelidir. Bu ameliyatlar, sadece kilo vermeyi değil, aynı zamanda obezitenin neden olduğu metabolik hastalıkların tedavisini de amaçlar."
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:21
Yerli ve yabancı doktorlar böbrek naklini canlı izledi
Bursa’da organ nakli ile ilgili toplantıya katılan yerli ve yabancı doktorlar, böbrek nakli ameliyatını canlı olarak izledi. Bursa’da doktorlar organ nakli ile ilgili bilimsel bir toplantıda bir araya geldi. Acıbadem Bursa Hastanesi Organ Nakli Merkezi tarafından düzenlenen organizasyonda, böbrek nakli cerrahisindeki yeni gelişmeler ve naklin önemi konusunda bilgi paylaşımı yapıldı. ‘5. Bursa Acıbadem Organ Nakli’ toplantısına Afrika ülkeleri başta olmak üzere yurt dışından ve Türkiye’nin birçok noktasından gelen doktorlar yerini aldı. Ameliyatların hastaya ve hekime sağladığı avantajlar üzerine bilgilerin verildiği toplantıya katılan hekimler, ameliyathanede üç boyutlu laparoskopik yöntemle gerçekleştirilen nakil operasyonunu canlı olarak izleme imkanı buldu. Yabancı doktorlar canlı böbrek nakli ameliyatını izlediler Acıbadem Bursa Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oktay, "2016 yılından itibaren Acıbadem Bursa Hastanesi olarak böbrek nakli toplantıları yapıyoruz. Bu toplantıların en büyük özelliği toplantı sırasında canlı cerrahi yapılıyor olması. Ameliyat görüntüleri canlı olarak salona aktarılıyor. Bu esnada da izleyici hekimlerin soruları cevaplanıyor. Bugün yaklaşık 100 kişiye yakın davetlimiz var. Ayrıca bu yıl yurt dışından gelen doktor arkadaşlarımız var. Türkmenistan, Fildişi Sahilleri, Nijerya, Gabon, Burkina Faso, Azerbaycan’dan gelen 15 arkadaşımız bugün bize katıldı ve bilgi alışverişi yapma fırsatı bulduk" ifadelerini kullandı. "Yabancı doktorların katılımından ülkemiz ve Bursa adına kıvanç duyduk" Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oktay, "Bursa, organ nakli bağışında önde gelen illerimizden biri. Bağışın çok olması, daha çok sayıda nakil ameliyatının olması anlamına geliyor. Bu da nakil ekibinin tecrübesini ve başarısını artırıyor. Biz, 2016 yılından bu yana Acıbadem Bursa Hastanesi’nde böbrek nakli yapıyoruz. Çok sayıda ameliyat yaptık ve birçok hastanın hayata tutunmasına katkı sağladık. Bu yüksek deneyimi organ nakli yapan meslektaşlarımıza aktarmaya da çok önem veriyoruz. Bilgilendiriyoruz, toplantılar düzenleyerek yüz yüze aktarıyoruz. Aynı zamanda onların da izleyebileceği canlı nakil cerrahisi yaparak anlık olarak neler yapıldığını gösteriyoruz ve sorularını yanıtlıyoruz. Bu yıl yine Türkiye’nin yanı sıra yurt dışından doktorlar geldi bu toplantımıza. Yabancı doktorların katılımından ülkemiz ve Bursa adına kıvanç duyduk. Onlar, deneyimlerimizden yararlanmak üzere geldiler. Türk tıbbının böbrek nakli konusunda elde ettiği başarının da bir göstergesi oldu" dedi. "Böbrek sağlığı hakkında bilgi veriyoruz" ‘5. Bursa Acıbadem Organ Nakli’ toplantısı nedeniyle açıklama yapan Acıbadem Bursa Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik ise, "15 yıldır böbrek nakli yapan bir ekibiz. Böbrek sağlığı çok önemli. Son dönem böbrek yetmezliği yaşamı tehdit eden bir hastalık. Hastalığın oluşmaması için kişilerin dikkat etmesi gerekenler var. Ancak oluştuktan sonra da nakil seçeneği, hastayı hayata bağlıyor. O nedenle bağış oranının artması, organ nakli sırasında bekleyen çok sayıda hastanın hayatını kurtarıyor. Bir yandan bağış oranının artması için halkı bilinçlendirmeye çalışıyoruz bir yandan da nakil ameliyatlarının başarısını artırmaya yönelik bilimsel çalışmalar yapıyoruz. Bu toplantılar da, yeni uzmanların yetişmesi, daha çok bilgi sahibi olması açısından çok değerli" diye konuştu. (AB-
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:20
Hemşirelik Haftası’nda hemşirelerin önemi anlatıldı
18 Mayıs Hemşireler Haftası dolayısıyla "Hemşireler Günü" etkinliği düzenledi. Tıp Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğin açılış konuşmasını yapan Dr. Öğretim Üyesi Meryem Aydın, hemşirelik mesleğinin tarihi süreç içerisinde yalnızca bireysel sağlık hizmetleri sunmakla kalmadığını; toplum sağlığının korunması, geliştirilmesi ve sürdürülebilirliğinde de kritik rol oynadığını ifade etti. "Hemşireliğe önem vermek, ekonomileri güçlendirir" Uluslararası Hemşirelik Konseyi’nin (ICN) 2025 yılı için belirlemiş olduğu "Hemşireliğe Önem Vermek, Ekonomileri Güçlendirir" temasını paylaşan Meryem Aydın, hemşirelik mesleğine yapılan yatırımın küresel boyutta etkiye sahip olduğuna dikkat çekti. Hemşireliğin profesyonel niteliğini artırmaya yönelik bilimsel çalışmaların, politika geliştirme süreçlerinin ve eğitim faaliyetlerinin kararlılıkla sürdürülmesinin önemine vurgu yapan Aydın, "Hemşirelik Haftası’nın, mesleğimizin görünürlüğünü ve saygınlığını artıran, ortak değerler etrafında bizleri daha da kenetlendiren bir dönüm noktası olmasını temenni ediyorum" dedi. "Öğrencilerimizin çalıştığı yerlerden olumlu bildirimler alıyoruz" Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şerif Demir, hemşirelik mesleğinin tıbbın ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte çağdışılıktan ve eleman olmaktan çıktığının altını çizdi. Hemşirelik mesleğinin ilerlemesi için gelişen teknolojinin yanında, sahada çalışan hemşirelerin de geri bildirimlerine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Demir, çalışan hemşirelerin karşılaştığı olumsuzlukların bildirilmesi tavsiyesinde bulundu. Pandemide, afetlerde hayatını kaybedenlere ve bugüne kadar mesleğe hizmet eden tüm hemşirelere teşekkür eden Şerif Demir, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak yetiştirdiğimiz hemşirelerin çalıştığı yerlerden bize olumlu geri dönüşleri oluyor. Bizim için gurur verici bir durum. Bu vesile ile ben kurumumuzda çalışan hemşirelerimiz başta olmak üzere tüm hemşirelerin gününü kutluyorum" ifadelerine yer verdi. Afetlerde hemşirenin önemi Açılış konuşmalarından sonra program sunumlarla devam etti. Programın ilk sunumunu yapan Düzce İl Sağlık Müdürlüğü Acil ve Afetlerde Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Uzm. Ahmet İyi "Afetlerde Hemşirelik" adlı sunumu gerçekleştirdi. Afet ve acil durum yönetiminin amaçlarını; "Toplumun afetlerden en az hasarla kurtulabilmesi, sürdürülebilir bir afet yönetimin oluşturulması, toplumda afet ve farkındalığı bilinci oluşturulması, afet sonrası can kaybının en aza indirgenmesi ve afet sonrası dönemde hızlı bir şekilde normalleşmeyi sağlama" şeklinde sıraladı. Afet öncesi, muhtemel afetlerden korunma amaçlı risk yönetimi yapılmasının önemine vurgu yapan İyi, afet sonrasında ise uygulanması gereken kriz yönetiminin altını çizdi. Afet hemşireliğinin önemi üzerinde duran Ahmet İyi, afet hemşireliğini; "Fiziksel, duygusal ve sağlık ihtiyaçlarını kötü yönde etkileyecek doğal ya da insan kaynaklı afetler öncesi afet planlarının hazırlanmasına katkıda bulunmak, afet sırasında ve sonrasında ise gerekli olan müdahale, bakım ve genel hemşirelik hizmetlerinin verilmesi ile topluma ihtiyacı olan profesyonel hemşirelik görevinin sunulması" ifadeleri ile tanımladı. Afet hemşireliğinin 8 yeterlilik alanın olması gerektiğinin altını çizen Ahmet İyi, bunları hazırlık ve planlama, iletişim, olay yönetim sistemleri, emniyet ve güvenlik, değerlendirme, müdahale, kurtarma, hukuk ve etik olarak sıraladı. Afetlerde hemşirenin; müdahale öncesi, müdahale sırası ve müdahale sonrası olmak üzere temel görevleri hakkında da bilgi veren İyi, hemşirenin müdahale öncesinde; eğitim ve tatbikatlara katılma, acil durum planlarının oluşturulması, toplumun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi görevleri varken, müdahale sırasında ise ilk yardım ve triyaj, yaralıların bakımı ve nakli, psikososyal destek, hijyen ve enfeksiyon kontrolü gibi sorumlulukları olduğunu ifade etti. Müdahale sonrasında da hemşirenin görevinin bitmediğinin altını çizen Ahmet İyi, müdahale sonrasında rehabilitasyon sürecine destek, travma sonrası stres bozukluğu yönetimi ve toplumun yeniden yapılanmasına katkı sağlamak olduğunu dile getirdi. Afetlerde çocukların savunmasız oldukları için daha fazla etkilendiğini hatırlatan Ahmet İyi, çocukların korunması ve sağlıklı gelişiminin sürdürülebilmesi için özel çaba harcanması gerektiğinin altını çizdi. Afetlerde psikolojik dayanıklılık Aksaray Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yunus Kaya ise; "Afetlerde Psikolojik Dayanıklılık (Resilience)" başlıklı çalışmasını katılımcılarla paylaştı. Kaya, kriz anlarında yeniden ayağa kalmanın üzerinde durarak, varoluşçu psikoterapinin bireylerin zorlayıcı olaylar sonrasında yaşamlarında bir takım olumlu değişimlerin geliştiği söylemini hatırlattı. Afetlerde ve afet sonrasında psikolojik sağlamlığın (Resilience) önemine değinen Kaya, "İnsanlar yaşamlarının belirli dönemlerinde bazı olumsuz, örseleyici sarsıcı ve stresli yaşam durumlarıyla karşı karşıya kalabilmektedir. Karşılaşılan zorlayıcı olaylara bireyler, kişisel özellikleri nedeniyle farklı tepkiler verebilmekte ve bu durumlarla başa çıkabilmek için birbirinden farklı stratejiler uygulayabilmektedir. Bazı bireyler travmatik ve stresli olaylar karşısında olayın etkisi ile uzun süre kendilerini toparlayamayıp, depresyon ve anksiyete gibi çeşitli ruhsal bozukluk belirtileri gösterebilirken, bazı bireyler ise bu olumsuz olayların meydana getirdiği ruh halinden kendilerini toplayabilme becerilerine sahip olabilmektedirler. Böylelikle eskisinden de daha da farkında ve anlamlı olarak yaşamlarına devam etmektedir" diyerek insan hayatındaki kriz anlarının iyi değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Psikolojik sağlamlık nasıl artırılır? Psikolojik sağlamlığı; "Pozitif psikoloji fikirlerin değerlendirildiğinde, insanların sıkıntılı ve zor yaşam durumlarından sonra kendilerini toparlayarak normal hayatlarına dönebilme becerisi psikolojik sağlamlık ile ifade edilmektedir. Psikolojik sağlamlık; Latince ‘resilire’ kökenli bir kavram olup ‘esnek olma’ anlamına gelmektedir" şeklinde tanımlayan Kaya, zorluklarla başa çıkmak için psikolojik sağlamlığın geliştirilebileceğini ifade etti. Psikolojik sağlamlığın gelişebilmesi için; bireyin zorluklarla mücadele edebilme ve zorlanma toleransının yüksek olması gerektiğini vurgulayan Kaya, anne-babanın çocuğu adına her şeyi yapmaması, zaman zaman çocuğun zorlanacağı görevler vermesi ve zorlanma toleransını artırması gerektiğini vurgulayarak, psikolojik sağlamlığın gelişmesi için zorlanma ve risk almanın önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Psikolojik sağlamlığın doğuştan gelen bir özellik olmadığını, geliştirilebilen bir özellik olduğunu vurgulayan Kaya, psikolojik sağlamlığın artırılmasında; "Bireysel, ailevi ve çevresel etmenler. Aile içi ilişkiler. Anne-baba tutumları, ilişkiler, eğitim seviyesi ve çocuk sayısı. Ekonomik durum. Anne-babanın hayatta olup olmaması. Fiziksel ya da ruhsal hastalık öyküsü. Kişiler arası ilişki ve sosyal destek. İhmal, istismar ve zorbalık yaşantısı. Kendini, bedenini ve duygularını tanıma. İhtiyaçlarını tanıma ve bu ihtiyaçlarını karşılamak için sorumluluk. Atılgan olmak, hayır demek ve gerektiğinde destek talep edebilmesi. Benlik saygısının yüksek olması. Etkili stresle baş etme ve problem çözme becerisi. Anlamlı bir yaşama sahip olma. Şimdi ve burada, anda yaşama" gibi etkenlerin yer aldığını ifade etti. Gerçekleştirilen sunumların ardından Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğrencileri Sahra Basatoğrul, Zeynep Sena Yılmaz ve Cemre Nur Çinik sergiledikleri konser ile etkinlik sona erdi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:19
PAÜ Denizli OSB Polikliniğine ameliyathane müjdesi
Denizli İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Berna Öztürk, Denizli OSB Yönetimini ziyaret ederek görevlerinde başarılar diledi. Denizli OSB Yönetim Kurulu Başkanı Derya Baltalı ziyarette Müdür Berna Öztürk’e, PAÜ OSB Polikliniği’ne kazandırılması planlanan ameliyathane projesi ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Bölge Müdürlüğü’nde gerçekleşen ziyarette Denizli İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Berna Öztürk’ü, Denizli OSB Yönetim Kurulu Başkanı Derya Baltalı, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Selim Yaymanoğlu Yönetim Kurulu Üyeleri Mehmet Çalışkan, İsmail Aslan ve Bölge Müdürü Ahmet Taş ağırladı. Ziyarette, PAÜ OSB Polikliniği’nin hizmet kapasitesinin artırılmasına yönelik önemli bir proje gündeme geldi. Denizli OSB Yönetim Kurulu Başkanı Derya Baltalı, polikliniğe kazandırılması planlanan ameliyathane projesi hakkında İl Sağlık Müdürü Berna Öztürk’e ayrıntılı bir sunum gerçekleştirdi. Denizli OSB Başkanı Derya Baltalı, özellikle Bölge’de çalışan binlerce emekçiye daha hızlı, kaliteli ve kapsamlı sağlık hizmeti sunabilmek amacıyla böyle bir projeye ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Projenin hayata geçirilmesiyle birlikte, PAÜ OSB Polikliniği bünyesinde cerrahi müdahalelerin gerçekleştirilebileceği modern bir ameliyathane kurulması hedefleniyor. PAÜ OSB Polikliniği tam donanımlı hale getirilirken, sağlık hizmetlerine erişim konusunda çıta daha da yukarı taşınmış olacak. Göz, KBB (Kulak Burun Boğaz) ve mikrocerrahi alanlarında gerçekleşebilecek ameliyatlar ile uzmanlaşacak olan hastane, acil müdahale imkanı da sunmuş olacak. Bu kapsamda hem çalışanların hem de bölge halkının hastaneye gitmeden bazı tıbbi işlemleri OSB içinde gerçekleştirebilme imkânına kavuşması bekleniyor. Aynı zamanda, polikliniğin daha aktif kullanılması ve üniversite ile sanayi iş birliğinin sağlık alanında da güçlendirilmesi amaçlanıyor. Denizli İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Berna Öztürk, ziyarette yaptığı açıklamada, sağlık hizmetlerinin sanayi bölgelerinde yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Öztürk, "PAÜ OSB Polikliniği zaten halihazırda bölgede önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor. Bu polikliniğin donanımının güçlendirilmesi, ameliyathane gibi ileri düzey sağlık hizmetlerinin burada sunulması, hem çalışanlarımız hem de sağlık sistemimiz açısından ciddi bir katkı sağlayacaktır. İl Sağlık Müdürlüğü olarak, projeye gereken desteğin verilmesi noktasında iş birliğine hazırız" dedi. "Sağlıkla güçlenen bir sanayi, kalkınmanın en sağlam temelidir" Nazik ziyaretlerinden dolayı Müdür Berna Öztürk’e teşekkür eden Denizli OSB Yönetim Kurulu Başkanı Derya Baltalı ise "Denizli Organize Sanayi Bölgesi, sadece şehrimizin değil, ülkemizin üretim gücüne önemli katkılar sağlayan, dinamik ve öncü bir yapıya sahip. Bu kadar yoğun bir üretim ortamında, sanayi çalışanlarımızın sağlığı ve iş gücü verimliliği açısından kaliteli sağlık hizmetlerinin erişilebilir ve kapsamının geniş olması, bizler için son derece önemli. Bu noktada PAÜ OSB Polikliniğimize kurulacak olan ameliyathane sayesinde hem cerrahi müdahalelerin bu merkezde yapılabilmesi mümkün olacak, hem de üniversite-sanayi iş birliğinin sağlık hizmetleri alanında daha somut bir hale gelmesini sağlayacağız. Aynı zamanda bu yatırım, polikliniğin kapsamının genişletilmesi ve daha çok vatandaşımıza hizmet ulaştırılması açısından da büyük bir potansiyele sahip. Ayrıca ameliyatların yapılmaya başlanmasıyla yeni sağlık personellerinin de istihdamı sağlanacak. Bölgemizde sağlık altyapısını güçlendirecek, OSB Polikliniğimizin kapasitesini arttıracak projemizi en kısa sürede hayata geçirmek için kolları sıvadık. İnanıyoruz ki; sağlıkla güçlenen bir sanayi, sadece üretimin değil, kalkınmanın da en sağlam temelidir" diye konuştu. Ziyaret, fikir alışverişinde bulunulması ve proje kapsamında izlenecek yol haritasının değerlendirilmesiyle sona erdi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:10
Mide kanaması geçirdiğini düşündü, kolon kanseri çıktı
Mide kanaması geçirdiğini sanarak gittiği hastanede kolon kanseri tanısı alan Manisalı 2 çocuk babası 32 yaşındaki Emre Kundak, adeta şok oldu. Genç yaşında aklına bile gelmeyen bu hastalığı geride bırakmak ve bir an önce memleketine, ailesine geri dönmek istedi. Tedavi yöntemlerini araştıran Kundak, robotik cerrahi ile ameliyat oldu. Manisa’da makine pres operatörü olarak çalışan Emre Kundak, daha 30’lu yaşların başında "kanser" tanısı almanın şokunu yaşadı. Gaitasında kan görmesi üzerine doktora başvuran Kundak’ın mide ve bağırsaklarını incelemek amacıyla gastroskopi ve kolonoskopi yapıldı. Kundak, uzun süredir mide şikayetleri olduğu için gaitasında görülen kanın mide kanamasından kaynaklandığını düşünüyordu. Ama incelemeler, sorunun midesinde değil, bağırsaklarında olduğunu gösterdi. Kundak’a konan tanı, bağırsak (kolerektal) kanseriydi. Hiç gecikmeden ameliyat olması gerektiği söylendi. Beklemediği bir tanıyla karşı karşıya kalan Kundak, İzmir’e gelerek Acıbadem Kent Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’ne başvurdu. Ameliyat seçeneklerini sorup öğrenen Kundak tercihini robotik cerrahi yönteminden yana kullandı. Kundak, Prof. Dr. Sinan Ersin, Doç. Dr. Tayfun Yoldaş ve Prof. Dr. Özgür Fırat’tan oluşan genel cerrahi ekibi tarafından ameliyata alındı. 4 saat süren robot cerrahisi ile yapılan kapalı yöntem ameliyatı sonrasında Kundak, servise alındı. Kundak, yaşadıklarını şöyle anlattı: "Mide şikayetlerim hep vardı. Mide ağrısı çekerdim, geçerdi. Büyük abdestimde kan görünce yine midemden şüphelendim, mide kanamasıdır dedim. Ne olur ne olmaz diye düşünerek ihmal etmeden doktora gittim. Yapılan tetkikler sonrasında ‘kalın bağırsak kanseri’ tanısı koyuldu. Bu yaşımda böyle bir hastalık bana çok kötü bir sürpriz oldu, allak bullak oldum desem yeridir. Bu hastalık 50-60 yaşlarında görülüyor diye biliyordum. Hatta kayınpederim de 65 yaşında bu hastalıktan operasyon geçirmişti. Eşim Ayşe’yi, biri 3, diğeri 7 yaşındaki çocuklarımı düşündüm. Bizler çok gençtik, çocuklarımız çok küçüktü. Doktorla adeta pazarlık ettim, önce ameliyat olmak istemedim, ilaçla tedavi yapsanız dedim. Doktorlarım mutlaka ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Kayınpederimi de ameliyat eden Doç. Dr. Tayfun Yoldaş’a başvurdum. Hızla iyileşmek istiyordum. Birçok soru sordum kendisine. Ayrıca daha önce açık ameliyat olmuş hastaları bildiğim için alternatif yöntemleri de sordum. Bana robotik cerrahiden bahsetti. Hastaya sağladığı imkanları anlattı. İleri bir yöntem olması, ameliyat izinin küçük olması, kanama riskinin düşüklüğü gibi özelliklerinden söz etti. Ben de robotik cerrahi olmaya karar verdim. Ameliyatın üzerinden 24 saat geçmeden yürüdüm. Doğru karar vermişim." Hastaya olduğu kadar cerraha da kolaylıklar sağlayan yöntem Robotik cerrahi operasyonu sonrasında hastasının sağlık durumunun çok iyi olduğunu belirten Doç. Dr. Tayfun Yoldaş hastası ve ameliyat yöntemi konusunda şunları söyledi: "Maalesef kalın bağırsak kanserini genç erişkinlerde daha çok görmeye başladık. Erken başlangıçlı kalın bağırsak kanseri görülme sıklığında artış var ve bu artışa dair kesin nedenler henüz bilinmiyor. Emre Kundak da 32 yaşında, çok genç bir hasta. Hiç beklemediği anda böyle bir hastalıkla karşı karşıya gelmiş ve tedavi konusunda da haklı olarak kaygıları vardı. Robotik cerrahi ile ameliyatını gerçekleştirdik. Daha az kanama, daha az enfeksiyon, ağrısız, küçük kesi, hızlı iyileşme, hızla normal yaşama dönme gibi hasta açısından oldukça fayda sağlayan bir yöntem. Hastaya sağladığı yararlar kadar cerraha da yarar sağlıyor. Hemen şunu belirtmeliyim ki, robotik cerrahi deyince, ameliyatı robot yapıyor gibi algılanabiliyor. Ama öyle değil. Ameliyatı cerrah yapıyor, robot da cerrahın ameliyat için kullandığı bir yöntem. İleri ve gelişmiş bir cerrahi yöntem. Daha net görüntü veriyor, görüntüyü 16 kat büyütebiliyor. Böylece cerraha daha geniş ve ayrıntılı çalışma imkanı sağlıyor. Robot enstrümanları insan bileğine göre çok daha fazla bükülebilme, açılanma imkanı tanıyor, minyatür olduğu için dar ve derin alanlarda çalışmayı kolaylaştırıyor. Robotik cerrahi ile kolon kanserinin yanı sıra genel cerrahinin alanına giren rektum kanseri, mide, özefagus, pankreas kanserleri, karın duvarı fıtıkları, obezite gibi pek çok ameliyatını gerçekleştirebiliyor. Hastamız ağrısız ve kısa sürede normal hayata dönebilme olanağı veren bu yöntemi tercih etti. Biz de en kısa sürede taburcu edeceğiz, durumu gayet iyi. Bundan sonraki tedavisini de diğer ilgili hekimlerimizle birlikte takip edeceğiz."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder