Son Dakika
|
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Shakira, İspanya’da vergi savaşını kazandı
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Van’da 4 metrelik karla mücadele
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Beşiktaş bu sezon yine hayal kırıklığı yaşadı
Susurluk’ta yolcu otobüsü devrildi: 25 yaralı
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
SAĞLIK
Yenidoğan canlandırma eğitimi başarıyla tamamlandı
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:27:27
Sinop İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen NRP eğitimiyle sağlık personelinin bilgi ve becerileri güçlendirildi. Sinop İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Birimi tarafından, doğum sırasında yaşanabilecek asfiksiye (oksijensiz kalma) bağlı bebek ölümleri ve kalıcı hasarların önlenmesi amacıyla düzenlenen Yenidoğan Canlandırma Programı (NRP) Eğitimi başarıyla tamamlandı. 12-14 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen eğitime, doğumda aktif görev alan sağlık personelleri yoğun ilgi gösterdi. Eğitim programına 17’si hekim olmak üzere toplam 48 sağlık çalışanı katıldı. Uzman eğitmenler tarafından verilen eğitimlerde, yenidoğana doğru ve hızlı müdahale teknikleri uygulamalı olarak aktarıldı. Program ile katılımcıların bilgi ve becerilerinin artırılması hedeflenirken, doğum anında oluşabilecek risklerin en aza indirilmesi amaçlandı.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:08
Bayramda en büyük risk yanlış beslenme ve hijyen hataları
Kurban Bayramı’nda bir anda artan kırmızı et tüketimi, göz ardı edilen hijyen kuralları ve acemi kasap kazaları, bayram sevincini acil servislerde sonlandırabiliyor. Toplumdaki bu risklere dikkat çekmek için "Bayramda Kurban Siz Olmayın" panelini düzenleyen Medipol Sağlık Grubu; kardiyolojiden acil tıbba, enfeksiyon hastalıklarından beslenmeye kadar birçok branştan uzmanı bir araya getirerek hastalıksız ve kazasız bir bayramın yol haritasını çıkardı.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:00
Dalaman Kargınkürü Mahallesi’ndeki içme suyu şebeke hattı yenilendi
MUSKİ Genel Müdürlüğü, Dalaman Kargınkürü Mahallesi Kıryer Mevkiinde ekonomik ömrünü tamamlayan ve vatandaşların parsellerinden geçtiği için yaşanan arızalara müdahale güçlüğü yaşatan 2 bin metre uzunluğundaki içme suyu şebeke hattı yeniledi. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, kullanım ömrünü tamamlamış olan eski içme suyu hatlarının modernleştirilerek vatandaşlara kesintisiz su sağlanmasına yönelik talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü projelerine Dalaman’da devam ediyor. Bu kapsamda Kargınkürü Mahallesi Kıryer mevkiinde, kullanım ömrünü tamamladığı için sık arızalara neden olan ve vatandaş parsellerinden geçtiği için arızalara müdahale zorluğu yaşatıp kesinti sürelerinin uzamasına yol açan 2 bin metre uzunluğundaki içme suyu hattını kamusal alana taşıyarak yeniledi. Tamamlanan yenileme projesi sayesinde kesintisiz içme suyu Dalaman ilçesi Kargınkürü Mahallesi Kıryer Mevkiinde, zamanla yıpranarak ekonomik ömrünü tamamlayan ve sık sık arızalara neden olan 2 bin metre uzunluğundaki içme suyu hattı yenilendi. Vatandaş parsellerinden geçen eski hat arıza durumlarında müdahaleyi zorlaştırarak hem iş gücü kaybına yol açıyordu hem de müdahale süresi uzadığı için kayıp-kaçak oranını artırıyordu. Bölgenin artan nüfusla birlikte eski ve yetersiz kalan hatlarda yaşanan arızalar daha sık hale gelirken, aynı zamanda yüksek kotta bulunan bölgelere su ulaştırılmasında zaman zaman aksamalara neden oluyordu. Yaşanan sıkıntıların giderilmesi amacıyla 2 bin metre uzunluğundaki hatlar vatandaşların arazilerinden çıkarılıp yol kenarına alındı. Bu sayede muhtemel arıza durumlarında hem arızanın tespiti daha hızlı hale getirildi hem de teknik personelin müdahalesinde bir zorluk söz konusu olmayacak. Aynı zamanda yenilenen şebeke hattının çapları da büyütülerek yüksek kotlara ulaştırılması için gerekli basınca dayanıklı hale getirilmiş oldu. İşletmeler 3. Bölge Daire Başkanı Doğan Ayan, "Daha hızlı müdahale sağlayacağız" Değiştirilen içme suyu şebeke hattı sayesinde bölgede yaşanan sıkıntıların sona ereceğini söyleyen İşletmeler 3. Bölge Daire Başkanı Doğan Ayan, "Dalaman ilçemiz Kargın Kırı Mahallesi Kariyer Mevkiimize vatandaşlarımız ve muhtarımızın talebi doğrultusunda vatandaş parsellerinden geçen şebeke hattımızı projelendirerek 2 kilometre kadastral yollara taşıdık. Bu sayede hem ekonomik ömrünü tamamlayan boruları yenilemiş olduk hem de vatandaş parsellerinden çıkararak buraları kadastral yollara alıp arızalara bu sayede daha hızlı müdahale sağlayacağız. Minimum arıza ve minimum su kesintisi doğrultusunda çalışmalarımıza devam etmekteyiz." diye belirtti. Kargınkürü Mahallesi Mahalle Muhtarı Vedat Dursun, "Ekipler hızlıca harekete geçti" MUSKİ Genel Müdürlüğü’ne taleplerine hızla yerine getirerek hatlarının yenilenmesiyle mutluluğunu vurgulayan Kargınkürü Mahallesi Mahalle Muhtarı Vedat Dursun, "Bizim Kıryer bölgesinde, ana hat üzerinde bir içme suyu hattımız vardı. Ancak bu hat tarla içinden geçtiği için ulaşımı zor bir güzergahtaydı ve arıza durumlarında müdahale etmek oldukça güç oluyordu. Özellikle yaz aylarında tarla içinde meydana gelen patlaklar geç fark edildiği için vatandaşlarımız uzun süre susuz kalabiliyordu. Bu durumu yetkililerimize ilettik. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın talimatlarıyla, MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül ve ilgili ekipler hızlıca harekete geçti ve hat yol güzergahına alındı. Önceden 60’lık olan hat, artan nüfus ihtiyacına uygun şekilde 110’luğa çıkarıldı. Yapılan bu çalışmanın en önemli faydası, arıza durumlarında artık çok daha hızlı müdahale edilebilecek olması. Ekipler hattın bulunduğu noktaya kolayca ulaşabilecek ve tarlaya girmeye gerek kalmadan yol üzerinden müdahale edilebilecek. Bu da hem zaman kazandıracak hem de vatandaşlarımızın mağduriyetini önleyecek. Başta Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras olmak üzere, MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e, bölge müdürümüz ve emeği geçen tüm ekip arkadaşlarımıza köyümüz adına teşekkür ediyorum. Gerçekten çok memnunuz" dedi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 12:51
Medical Point’te robotlar iş başında
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, teknolojiyi sağlık hizmetlerinin her alanında kullanmaya devam ediyor. Hastane bünyesinde kullanılmaya başlanan yeni nesil temizlik robotu, özellikle yoğun kullanım alanlarında hızlı ve etkin temizlik performansıyla dikkat çekiyor. Sabahın erken saatlerinde çalışmaya başlayan robot, lobi başta olmak üzere hastanenin ortak kullanım alanlarını kısa sürede temizleyerek hijyen standartlarının korunmasına katkı sağlıyor. Akıllı navigasyon sistemi sayesinde bulunduğu alanı analiz ederek hareket eden robot, düzenli ve sistematik bir temizlik süreci sunuyor. Kendi suyunu temizleme ve bakımını otomatik olarak gerçekleştirebilme özelliğine sahip olan sistem, operasyonel süreçlerde de kolaylık sağlıyor. Böylece hem zamandan tasarruf ediliyor hem de kesintisiz hijyen desteği sunuluyor.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
17 Mayıs 2026 Pazar- 11:12
Şifa dağıtırken kendi yaralarını sardı
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
4
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 15:28
Eş dost tavsiyesiyle ilaç almak yerini, yapay zeka destekli sahte uzmanlara bıraktı
Toplumda sıklıkla görülen diyabet, yüksek tansiyon, obezite, metabolik sendrom, kolesterol ve damar kireçlenmesi gibi pek çok hastalık, aynı anda hem kalp hem böbreği olumsuz yönde etkileyerek, sağlık durumunun bozulmasına zemin oluşturuyor. Türk Böbrek Vakfı, Türk Kalp Vakfı ve Türk Nefroloji Derneği ‘Kardiyorenal Sendrom’ ve ilişkili sağlık sorunlarının risk faktörleri, belirtileri, korunma ve tedavilere dair halkı bilgilendirmek için ortak çalışmada buluştu. Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Türkiye dünyanın hatırı sayılır obez ülkelerinden biri haline geldi. Maalesef, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, obezite ve kronik böbrek hastalığı; adeta mahşerin dört atlısı gibi bizi kuşattı. Bir Akdeniz ülkesi olmamıza ve Akdeniz tipi beslenmenin ne kadar sağlıklı olduğunu bilmemize rağmen basit karbonhidrat ve tatlı ağırlıklı beslenmeden vazgeçemedik. Kötü alışkanlıklarımızın toplamı, sağlığımıza mal oluyor. Vücudumuz saat gibi çalışan, kusursuz bir mekanizmaya sahip. Ancak iç organlarımızdaki en ufak bir sorun, adeta bir domino taşı etkisi göstererek birbirini olumsuz etkiliyor. Bugün kalp ve böbrek sağlığı arasındaki kritik ilişkiye parmak basmak üzere bir araya geldik. Bundan sonraki süreçte de konuyla ilgili tüm detayları masaya yatıracak, sebep-sonuç ilişkisini, neler yapmamız gerektiğini ayrıntılarıyla ele alacağız" dedi. Erk, "Bugün dikkat çekmek istediğim bir diğer önemli konu da kişilerin maalesef hekim görüşü almadan, kulaktan dolma bilgilerle tedavilerine yön vermeleridir. Yakın zamana kadar eş dost tavsiyesiyle ilaç alan veya tıbben doğrulanmamış bitkisel ürünler kullananlardan bahsediyorduk. Bugün dijital medyanın ve yapay zekanın yükselişiyle birlikte, özellikle sosyal medyada takviyeler, ürünler, tedavi yöntemleri önerenleri görüyorum. Çok takipçili bu hesaplarda uzman olmayan kişilerin yapay zekadan destek alarak hazırladıkları videolar adeta bir uzman hekimmişçesine verdikleri tavsiyeler ve kontrolsüzce pazarladıkları bu ürünler, yazılan yorumlar ile ciddi anlamda tehlike içeriyor. Hatırlatmak istiyorum; uzman hekim haricinde size tavsiye edilen ilaçlar ve tedaviler tehlike arz etmektedir. İlaç kullanımında doz, kullandığınız diğer ilaçlar, eşlik eden hastalıklar, alerjileriniz gibi farklı değişkenler de uzmanınız tarafından değerlendirilmeli ve tedaviniz belirlenmelidir" dedi. Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen de, "Dünyada 700 milyon kronik böbrek hastası, 500 milyon da diyabet hastası olduğu biliniyor. 60 milyon civarında da kalp yetersizliği hastası olduğu tahmin ediliyor. Rakamlar korkutucu boyutlarda. Türkiye’de ise 2011-12 yıllarında yapmış olduğumuz tüm coğrafi bölgelerden örneklenme usulüne göre yapılan yaklaşık 10 bin hastayı içeren kronik böbrek hastalığı sıklığı yüzde 17. Her 6 kişiden 1’in de böbrek yetersizliği tespit etmek mümkün. İlerleyen dönemlerde de bu hastaların en ileri aşamaya gidip diyaliz ya da nakil ihtiyacı duymaları mümkün. Dolayısıyla çok yoğun bir hasta popülasyonu var. Bu hastalarla bağlantılı olabilecek diyabet sıklığı Türkiye’de yüzde 13-15 civarında. 6-7 kişiden birinde diyabet olduğunu varsaymak gerekiyor. Hipertansiyon sıklığı biraz daha fazla. O da erişkin popülasyonunda yüzde 32 civarında. Her 3 kişiden 1’inde hipertansiyon saptıyoruz. Bu rakamları bilerek konuşmak ve ileriye bakmak gerekiyor. Eğer bu hastalıkları tedavi etmezseniz sonuçları çok kötü oluyor. Birincisi devlete, Sağlık Bakanlığı’na çok büyük bir mali yük getiriyor. İkincisi de bu hastaların yaşam süreleri kısalabiliyor. 3 hastalıkta da son döneme ulaşılırsa diyaliz hastaları, kalp yetersizliği, kalp krizi, inme, felç gibi durumlar oluyor ve hastanın hayatı tehlikeye girmiş oluyor. Bu nedenle zamanında tespit edip önlemini alabilirsek mücadele edip ölüm oranını azaltmamız mümkün olur. Türkiye’de bu konularda yapacak çok şey var. Yararlılığı kanıtlanmış bazı ilaçlar yeni yeni kullanıma giriyor. Bazı ilaçlar izinle alınabiliyor fakat ilaçların etkinliğini gösteren kanıtlar arttıkça ilaçların geri ödemeye alınması ve hastalarımızın kullanması mümkün oluyor" dedi. Türkmen, "Türkiye’de her sene milyon nüfus başına 150 hasta diyalize gidiyor. Yaklaşık 11-12 bine yakın bir rakam. Diyalize giren hastalarımızın yaklaşık yüzde 10’unu kaybediyoruz. Özellikle kalp-damar hastalarını kaybediyoruz. 7-8 bin hasta diyalizde hayatını kaybediyor yerine 12-13 bin hasta giriyor. Bu durum da diyaliz hasta popülasyonu arttırmaktadır. Bir diyaliz hastasının devlete maliyeti senede genellikle 20-25 bin dolar arasıdır. Dolar olarak söylememizin nedeni ise kullandığımız sarf malzemelerin hepsi yurt dışından geliyor olması. Hastalığı 3-4 evrede yakalamamız gerekiyor. Bu hastaların tamamını nefrologlar görmüyor. Görse hastalıkların yönetimi çok kolay oluyor. Hastaların uzun süre diyalize ihtiyaçları olmadan takipleri mümkün olabiliyor. Onun için bu konularda ciddi düzenlemeler gerekiyor. Özellikle hipertansiyon ve diyabet bu bahsettiğim kronik böbrek yetersizliklerinin altındaki temel neden. Bu hastalıklar çok büyük bir kesimi ilgilendirdiği için erken tanınması lazım. Diyabetin ve hipertansiyonun bu kadar yoğun olduğu bir ülkede sık taramalar yapmak gerekiyor" dedi. Türk Kalp Vakfı Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Deniz Kılıç ise kardiyologların böbrek hastalıkları açısından yaşadığı zorluklardan söz etti. Dr. Kılıç, "Kronik böbrek hastalığı ve yetersizliği kardiyovasküler hastalıklar açısından büyük bir risk faktörü. Böbrek hastalığının ağırlığına göre kardiak risk 2 ila 4 kat arasında artıyor. Bizler kardiyolog olarak kronik böbrek yetersizliği olan hastalarda bir takım zorluklarla karşılaşıyoruz. Örneğin böbrek yetersizliği anemiye sebep oluyor. Anemi bizim açımızdan kalbin kasılma ve gevşeme fonksiyonlarını bozan bir durum. Bu da hastaların ileride kalp yetersizliği yaşamalarını tetikleyen bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Biz böbrek yetersizliği olan hastalarda koroner anjiyografi yapmaktan çekiniyoruz. Çünkü bizim kullandığımız kontrast maddeler, böbrek fonksiyon bozukluğu başlamış olan hastada böbrek tablosunun aniden bozulmasına neden oluyor. Bu nedenle çok zorda kalmadığımız sürece invaziv işlemlerden kaçınıyoruz. Özetle böbrek yetersizliği olan bir hastanın kardiyoloji kontrolü dikkat gerektiren zorlu bir süreç" dedi. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay da, "Kronik böbrek hastalıklarının yüzde 34’ü diyabet, yüzde 27’i hipertansiyon kaynaklı olarak yer almaktadır. Yani değerleri topladığımızda yüzde 55-60 oranında. Hipertansiyon ve diyabetin ülkemizdeki böbrek popülasyonuna sebep olduğunu biliyoruz. Bu oranlara bakarak bu iki hastalığın erken evrede ve etkin tedavi edilmesi ile kalp ve böbrek komplikasyonlarının önlediğini biliyoruz. Bu iki hasta grubunun erken dönemde tedavi edilmesi çok önemlidir. Şeker hastalığına bağlı böbrek hastalığı hem tip1 hem de tip 2 diyabet grubunda olmaktadır. Her iki grupta 15-20 yıllık süreçte toplamda yüzde 20-25 diyabet hastası böbrek yetersizliğine ilerlemektedir. Erken evredeki tedavilerde bütün amacımız hastanın böbrek yetmezliğinin son evreye yani diyalize gitmesini engellemektir. Çünkü bu aşamadaki sürecin 15-20 yıl gibi uzun bir zamanı vardır. 55-60 yaşlarındaki insanın diyaliz hastası olması var, 70-80’li yaşlara kadar iyi bir tedavi ile hiç diyaliz hastası olmaması var. Dolayısı ile erken evrenin önemi hastalar için son derece mühim" dedi. Alpay, "Ülkemizin tüm bölgelerinde yapılan bir çalışma var. Tuz tüketimi ortalama 16-18 gr civarında. Biz hipertansiyon hastalarında 2 gram tuzdan bahsediyoruz. Tuz tüketiminin tansiyon hastalığı ile ilişkisini biliyoruz. Şeker hastalığının da ilaçları ve tedavisi çok önemlidir. Böbreklerin etkilemesi ile ilgili hastalıklarda böbrekler son evreye gelene kadar vücutta hiçbir klinik bulgu vermeyebilir. Bu nedenle özellikle hipertansiyon ve diyabet hastalarının böbrek tutulumu açısından periyodik tarama yapılması gereklidir. Her tansiyon ve şeker hastasında kan tahlillerinin yanında idrar tahlili de yapılması çok önemlidir. Özellikle tek bir idrar tahlilinde kişinin böbrek hastası olup olmadığını, riskini söyleyebiliyoruz. Bu anlık verilen bir idrarda bakılan mikroalbumin testidir. Sonuç olarak hastalarımızı bu testlerle tarayarak böbrek yetmezliği durumu ve evresini tespit ediyoruz. Her tespit ettiğimiz evrede çok iyi ilaçlarımız var, tedavi ve takiple son evre olan evre 5’e gitmesini engelleyebiliyoruz" dedi.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 14:33
Yüksekova’da sağlık taraması için köy köy geziyorlar
HAKKARİ (İHA) – Hakkari’nin Yüksekova İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri, mobil sağlık hizmetleri çerçevesinde köy köy dolaşarak, vatandaşları sağlık taramasından geçiriyor. Yüksekova İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri, mobil sağlık hizmetleri çerçevesinde Köşkünü köyündeki vatandaşlarla bir araya geldi. Burada vatandaşların şeker ve tansiyon ölçümünü yapan ekipler; muayene, reçete yazımı gibi temel sağlık hizmetlerinin yanı sıra sağlık eğitimi, beslenme danışmanlığı ve sigara bırakma desteği konuşlarında da bilgilendirmelerde bulundu. Kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla mobil sağlık hizmetlerinin düzenli olarak süreceğini belirten yetkililer, vatandaşların eğitimlere gösterdiği ilginin memnuniyet verici olduğunu söylediler. "Hedefimiz yerinde hizmetle toplum sağlığını güçlendirmek" Yüksekova İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, "Mobil sağlık ekiplerimizle vatandaşlarımıza yerinde sağlık hizmeti sunmaya devam ediyoruz. Amacımız toplum sağlığını güçlendirmek ve sağlık hizmetini herkes için ulaşılabilir kılmaktır" denildi. Bu uygulama ile sağlık hizmetlerinin artık ayaklarına kadar geldiğini belirten vatandaşlar ise yetkililere teşekkür ettiler.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 13:23
Vücut dönüp kendine saldırıyor: Lupus hastalığı bu organları vuruyor
Bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması sonucu ortaya çıkan lupus hastalığının özellikle cilt, göz ve iç organlar üzerinde belirtiler gösterdiğini ifade eden uzmanlar, lupus hastalığının etkileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. Bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması sonucu ortaya çıkan lupus hastalığı, vücudun birçok organını etkileyerek ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor. Lupus, özellikle cilt, göz, kas iskelet sistemi ve iç organlarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Yıldırım, Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Balevi ve Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Meryem Can, lupus hastalığının cilt, göz ve iç organlarda oluşturduğu etkileri ve tedavi yöntemlerini anlatarak hastalığın çok yönlü tedavi gerektirdiğini vurguladı. Lupus hastalığı göz sağlığını da tehdit ediyor Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Yıldırım, lupus hastalığının göz sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti. Lupusun gözün ön tarafından arka tarafına kadar pek çok bölgeyi etkileyebileceğini belirten Prof. Dr. Yıldırım, "Gözün yüzey kısmında kızarıklıkla seyreden tablolar ortaya çıkabilir. Bunun dışında yüzeyde bozulmalar ve kuru göz sendromu da lupusun neden olabileceği sorunlar arasındadır" dedi. Bazı hastalarda gözün iç tabakalarında tutulum olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Yıldırım, özellikle retina ve görme siniri üzerinde tahribata yol açabileceğini ifade etti. Göz şikayetlerinde erken müdahale önemli Lupus hastalarında göz tutulumu meydana geldiğinde erken teşhisin büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Yıldırım, gözde batma, kızarıklık, ağrı veya görme kaybı yaşandığında mutlaka göz hekimine başvurulması gerektiğini söyledi. "Lupus hastalığının sistemik olarak kontrol altına alınması, göz tutulumu riskini de azaltır" diyen Prof. Dr. Yıldırım, göz sağlığını korumak adına düzenli göz muayenelerinin aksatılmaması gerektiğini vurguladı. Göz yüzeyi etkilenmişse gözyaşı damlaları kullanılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yıldırım, retinada veya görme sinirinde bir problem varsa immün modülatör tedavilerle hastalığın kontrol altına alınabileceğini belirtti. Lupus hastalığında cilt belirtileri ön planda Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Balevi, lupus hastalığının vücuttaki birçok sistemi etkileyebileceğini belirterek, özellikle deri üzerinde belirgin bulgular oluşturduğunu ifade etti. Hastalığın farklı evreleri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Balevi, "Lupusun akut döneminde burun üstünde başlayıp burun kenarlarına doğru yayılan kelebek kanadı şeklinde kızarıklık olabilir. Bununla birlikte yine aynı dönemde ağızda yaralar ve bazı hastalarda yaygın kızarık döküntüler meydana gelebilir. Bu dönemde ateş bulgusu ve sistemik tutulum daha çok beklenir. Subakut dönemde de vücutta mantar, sedef benzeri kızarık ve halkalar oluşuyor. Kronik dönemde de Discoidlupus denilen baş boyun bölgesi, güneş gören bölgelerde kızarık kahverengi, plaklar oluşuyor. Yüzde leke bırakabiliyor. Saçta kalıcı dökülme yapabiliyor. Deri altında yağ dokusunu iltihap yapıp, Özellikle bacak bölgesindeki deride şişlikler oluşturabiliyor. Elde, ayaklarda, soğuk havalarda tetiklenen kırmızı, pembe veya mor şişlikler oluşuyor. Daha nadir görülen form da intermittent formu. O da özellikle ultra büyü ile ışınlar ile daha doğrudan ilişkili olabilecek şekilde yuvarlak, kızarık halkalar oluşuyor. Lupus, fotosensitif bir hastalık. Güneşe karşı hassasiyeti oluşuyor. Mutlaka hastalığın güneş kremi kullanması gerekmektedir. Aksi takdirde atak geçirebilirler" diye konuştu. Tedavide lokal kortizonlu kremler veya da ilaçlar kullanılabileceğini belirten Prof. Dr. Balevi, lupus hastalığının küretif bir tedavisinin olmadığını ve multidisipliner yaklaşımla takip edilmesi gerektiğini vurguladı. Lupus hastalığı kadınlarda daha sık görülüyor Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Meryem Can, lupus hastalığının kronik iltihaplı romatizmal bir hastalık olduğunu belirterek, özellikle kadınlarda daha sık görüldüğünü ifade etti. Kadın erkek oranının yaklaşık 9’a 1 olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Can, "Lupus, bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması sonucu ortaya çıkar. Bu nedenle vücutta iltihaplanma ve organ hasarları meydana gelir" dedi. Hastalığın en çok cilt, kas iskelet sistemi, akciğerler, kalp, beyin ve böbreklerde sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Can, lupus hastalığının ömür boyu sürebileceğini ancak etkin tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabileceğini kaydetti. Belirtiler ve tedavi yöntemleri Lupus hastalığında en sık karşılaşılan belirtilerin deri döküntüleri, saç dökülmesi, halsizlik ve yorgunluk olduğunu belirten Prof. Dr. Meryem Can, özellikle güneşe maruz kaldığında yüzde döküntülerin belirginleştiğini söyledi. Bazı hastalarda açıklanamayan düşükler ve kansızlık da görülebileceğini ifade eden Prof. Dr. Can, "Tedavi sürecinde düzenli olarak romatoloji uzmanına başvurulması çok önemlidir. Özellikle 15-40 yaş arasındaki kadınlarda daha sık rastlanmakla birlikte, her yaşta görülebilir. Lupus hastaları ömür boyu tedavi görmeli ve düzenli kontrollerini ihmal etmemelidir" diye konuştu.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 13:08
Etlik Şehir Hastanesi’nde ‘Ulusal Bütünleşik 2’nci Hemşirelik Ebelik Kongresi’ düzenlendi
Etlik Şehir Hastanesi Konferans Merkezi’nde ‘Ulusal Bütünleşik 2’nci Hemşirelik Ebelik Kongresi’ düzenlendi. Etlik Şehir Hastanesi Konferans Merkezi’nde 08-10 Mayıs tarihleri arasında ‘Ulusal Bütünleşik 2’nci Hemşirelik Ebelik Kongresi’ düzenlendi. Etkinlik, ‘Sağlık Hizmetlerinde Bütünleşik Bakım: Sağlıklı Geleceğe Bir Adım’ sloganıyla ikinci defa hemşireler ve ebeler için düzenlenen kongreye Ankara İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe, Etlik Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Doç. Dr. Mustafa Sırrı Kotanoğlu ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan katıldı. Programda açılış gösterilerinin ardından açılış konuşmaları gerçekleştirildi. "Hemşireler cefakarca fedakarca ve özveriyle çalışıyorlar" Ankara İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe, açılmasının üzerinden henüz 3 yıl geçmemiş olan bir hastanede ikinci kongreyi yapıyor olmanın büyük bir mutluluk ve gurur vesilesi olduğunu kaydederek, "Bu kongreyi düzenleyen planlayan, emek harcayan tüm arkadaşlarımıza tek tek teşekkür ediyorum. Özellikle sağlık bakım hizmetleri ve onların ekibine, tüm destek hizmetlerine, koordinatör başhekimlik ekiplerine, tüm arkadaşlara şükranlarımı sunuyorum. Burada olmak benim için büyük bir mutluluk. Tabii konu hemşirelik ebelik olunca herkesin söyleyeceği çok şey var ama hiçbir şey bu söyleyeceklerimizin karşılığında onların verdiği emeklerin yerini tutmaz açıkçası. Arkadaşlarımız sahada, hastanede, aile sağlığı merkezlerinde, sağlıklı hayat merkezlerinde, birçok alanda cefakarca fedakarca ve özveriyle çalışıyorlar. Biz bunlara her zaman her yerde şahit oluyoruz" diye konuştu. "Hemşire ve ebeleri çok şey öğrendiğim insanlar olarak hatırlıyorum" Hemşirelerin ve ebelerin sahada ortak çalıştığını bu yüzden birbirinden bağımsız görülmemesi gerektiğini dile getiren Etlik Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Doç. Dr. Mustafa Sırrı Kotanoğlu ise "Şimdi, hemşirelik ve ebelik aslında burada bütünleşik yazmasının bir anlamı yok. Bu benim şahsi görüşüm. Zaten sahada, bir birileriyle çalışmalarıyla, birlikte çalışan, birbirileriyle hasbihal eden birbirleriyle bir şeyleri paylaşan, fedakarlıkları birlikte paylaşan iki meslek grubu gibi görünüyor. Fakat ben otuz beş yıllık, otuz dört yıllık hekimimi. Yüzlerce arkadaşım oldu ebe, hemşire kadrosundan. Hangisi ebe, hangisi hemşire hala bilmiyorum. Ben, onları hep böyle bir flu, ulaşılmaz, çok şey öğrendiğim insanlar olarak hatırlıyorum" ifadelerini kullandı. "‘İnsanı yaşat ki dünya yaşasın’ felsefesindeyiz" Sağlık alanlarına bakıldığında bu topraklarda Hipokrat’tan İbni Sina’ya, ilk Osmanlı hekimlerinden Cumhuriyet’in ilk hemşirelerine kadar, sağlık alanına yön vermiş kişilerin bu topraklarda yetiştiğini vurgulayan TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, "Hepinizin kendi ecdadından temel bir felsefesi var, ‘İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın’ Bu felsefeyle bugün geldiğimiz noktada, biz artık Türkiye olarak Etlik Şehir Hastanesi gibi, Bilkent Şehir Hastanesi gibi, Cumhurbaşkanımızın ‘hayalim’ dediği hastanelerde, ‘İnsanı yaşat ki Devlet Yaşasın’ felsefesinin sınırının dışına çıktık. ‘İnsanı yaşat ki dünya yaşasın’ felsefesindeyiz. Bu felsefe doğrultusunda bugüne kadar hep hizmet üretiyorduk, hizmet veriyorduk. Ama birazda işin resmini değiştirmeye çalışıyoruz" açıklamasında bulundu.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 13:05
Erzurum’da "Beyin ölümü tespiti ve donör bakımı farkındalık" sempozyumu düzenlendi
Erzurum Şehir Hastanesinde "Beyin Ölümü Tespiti ve Donör Bakımı Farkındalık" sempozyumu" düzenlendi. Organ ve Doku Nakli Erzurum Bölge Koordinasyon Merkezince hastanenin konferans salonunda düzenlenen sempozyumda konuşan Sağlık Bakanlığı Doku, Organ Nakli ve Diyaliz Hizmetleri Daire Başkanı Doç. Dr. Erkan Ölçücüoğlu, Erzurum ve bölge insanın organ bağışı konusunda fedakar olduğunu belirterek, "Ülkemizde organ bekleyen çok hasta var, ve bu insanlara çözüm üretmemiz lazım. Kadavradan istediğimiz yere doğru gidemiyoruz, canlıdan daha fazla organ nakli yapılıyor" dedi. Ölçücüoğlu, kadavradan organ bağışına yoğunlaştıklarını ifade ederek, "Organ nakli nakil anlamında çok güçlü alt yapımız var ama biz hala canlıdan alıyoruz, ama tıbbın temel kuralının aksine canlıdan aldığımız sağlıklı kişiye zarar veriyoruz. Böbreği, karaciğeri sağlıklı kişiye hastanelerin en riskli alanında, ameliyathanede ’gel organlarını ver’ diyoruz. Şimdi böyle en riskli alanda yapılan işi mi tercih etmeliyiz, yoksa beyin ölümü gerçekleşmiş artık hayata dönmesi mümkün olmayan insanlardan mı organ alacağız." şeklinde konuştu. İl Sağlık Müdürü Gürsel Bedir de organ naklinin önemine değinerek, "Bir insanın başka bir insana verebileceği en önemli şey, en önemli hediye bir organdır. Bu inanılması güç bir olay ama bunu yapıyoruz. İnsanların hayatına dokunuyoruz, olağanüstü işler yapan kıymetli hocalarımıza da şükranlarımı sunuyorum. Vatandaşın bize vereceği destek, hayat kurtarmak üzerine sadece karar vermek. Bir insanı kurtarmak insanlığı kurtarmak gibi bir şeydir. Bir kişinin hayatına bile dokunmak bizim için paha biçilemez mutluluk duygusu." dedi. Hastane Başhekimi Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör de modern tıbbın, beyin ölümünü dönüşü olmayan bir durum olarak tanımladığını, bu tanının, sadece bilimsel bir süreç değil, aynı zamanda etik ve vicdani bir sorumluluğun da başlangıcı olduğunu ifade etti. Beyin ölümü tanısı konan her bireyin, aynı zamanda başka hayatlara umut olabilecek potansiyel bir organ donörü olduğunu anlatan Tör, şöyle devam etti: "Ülkemizde yılda yaklaşık 2 bin beyin ölümü bildirimi yapılmakta, ancak donör dönüşüm oranı ne yazık ki yüzde 25-30 seviyelerinde. Organ bağışı, yalnızca tıbbi bir tercih değil, aynı zamanda ahlaki bir duruş, vicdani bir sorumluluk, toplumsal bir medeniyet göstergesidir. Her donör, birden fazla insana hayat olabilir. Her bağış, bir çocuğa annesini, bir babaya evladını, bir hastaya yeniden umudu verebilir. Bu dünyadan ayrılırken ardında sadece bir beden değil, bir iyilik zinciri bırakmak isteyenlerin adıdır bağışçılar. Bu zinciri biz ne kadar güçlendirirsek, milletimizin vicdanı o kadar yükselir." Sempozyum kapsamında, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Organ, Doku Nakli ve Diyaliz Hizmetleri Daire Başkanı Doç. Dr. Erkan Ölçücüoğlu, "Kadaverik donör temininde globaldeki yerimiz, neler yapılabilir?"; Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazim Doğan "Beyin Ölümü Tanı Süreci Ve Donor Bakımı"; Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Radyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Fahri Aydın, "Beyin ölümü tespitinde radyolojik incelemeler"; SBÜ, Erzurum Tıp Fakültesi, Psikiyatri Ana Bilim Dalı Doç Dr. Sertaç Zengil, "Beyin ölümü tespiti sonrası aile görüşmesi"; ve Organ ve Doku Nakli Erzurum Bölge Koordinasyon Merkezi sorumlusu Uz. Dr. Abdullah Can "Erzurum BKM yapılanma ve faaliyetleri" konusunda sunum yaptı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:50
Uzmanlar uyardı: ’’Ateş bir hastalık değil bulgudur, vücudun savunma mekanizmasıdır’’
Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde görevli Çocuk Sağlığı Uzm. Dr. Mustafa Kılıç, çocuklarda yüksek ateşe dikkat çekerek, ’’Ateş bir hastalık değil bir bulgudur, vücudun savunma mekanizmasıdır. Belirli br dereceye kadar müdahale edilmesi çok önerilmiyor" dedi. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde gece pediatri polikliniği yapan Çocuk Sağlığı Uzm. Dr. Mustafa Kılıç, çocuk ve yetişkinlerde ateş ve beraberinde getirdiği durumlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ateşin, normal vücut sıcaklığının olması gerekenin üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıktığını belirten Uzm. Dr. Kılıç, normalde vücut sıcaklığının 35 veya 37 derece arasında sabit olduğunu bazı hastalıklarda vücut ateşinin yükselebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Kılıç, "Ateşin sebebi enfeksiyonlardır. Genelde viral enfeksiyonlar oluyor. Üst solunum yolu enfeksiyonu dediğimiz grip, nezle, orta kulak iltihabı, boğaz iltihabı olabiliyor bazen idrar yolu iltihabı ve bulantı kusmayı da ishaldeki giden gastroenterite olabiliyor en sık sebep bunlardır. Bazen özel durumlarda sıcak çarpması çocukları arabanın içinde unutulabiliyor bunlar olabiliyor bazen de kafa travmasından sonra gelişebiliyor bazen romatizmal hastalıklar nadirdir ama görebiliyoruz bazen kötü hastalıklarda da görülebiliyor" diye konuştu. ’’Evde ateş ölçüm teknikleri bilinmeli’’ Ateş ölçüm teknikleri ile ilgilide bilgi veren Uzm. Dr. Kılıç, "Ateşi ölçüm teknikleri normalde ağızdan ölçüm, kulaktan ölçüm, alından ve makattan ölçüm olarak yapılıyor ama en sık şu an günümüzde dijital termometrelerin yaygınlaşmasıyla beraber genelde kulaktan, alından ve koltuk altından ölçülüyor. Koltuk altından ölçtüğümüzde eğer 38 derecenin üzerinde ise bunu ateş kabul ediyoruz kulaktan ölçtüğümüzde eğer 38 buçuk derecenin üzerinde ise bunu da ateş kabul ediyoruz. Peki, ne yapmalıyız ateşi var çocuğun çocuk ama iyi genel durumu kötü değil yiyebiliyor, oynayabiliyor, susturula biliyor, avutula biliyorsa eğer çocuk biraz soyacağız ince kıyafetler giydireceğiz edeceğiz ev sıcak sıcaklığını düşüneceğiz sıvı alımını arttıracağız bunları uyguladık ama ateşi düşmüyor o zaman ne yapmamız lazım o zaman ateş hücreleri kullanabiliriz. 0-3 ay arası ateş düşürücü vermiyoruz çocukları eğer 0-3 ay arasında ateş varsa direk çocuk uzmanına başvuruyoruz bir hekime görünmek lazım" ifadelerini kullandı. ’’Yüksek ateş esnasında ebeveynler sakinliğini korumalı’’ Ailelerin ateşten çok korktuğunu dile getiren Kılıç sözlerine şöyle devam etti: "Şimdi aileler ateşten çok korkuyor. Öncelikle ateş bir hastalık değil bir belirtidir. Eğer genel durumu kötüyse, uykuya meyili varsa, çocuk avutulamıyorsa, sürekli ağlıyorsa, dirençli bir ateşi varsa 39 derecenin üzerinde ise 3 ayın altındaysa, dirençli kusması, baş ağrısı varsa, döküntüleri varsa ilk yapımız gereken şey hastaneye başvurmaktır. Yüksek ateş esnasında ebeveynler sakinliğini korumalı. Çocuk eğer büyükse banyoda oynayabiliyorsa suyu 30 derece ayarlanıp oynamasına müsaade edilebilir, vücudu silinebilir, küçük çocuklarda vücut silinebilir ama 30 derece civarı bir suyla yapılması önerilir. Soğuk suyla önerilmez soğuk suyla yapıldığında ateş hızı düşer evet ama daha da yükseğe çıkar daha sonrasında vücut reaksiyon gösterir. Öncelikle havale şanstır ailesel oluyor genelde çok yüksek ateşlerde görülebiliyor kimin başına geleceği belli olmuyor. Ne yapmak lazım eğer dikkat etmek lazım eğer olurda çocuk evde havale geçirirse gözlerde kayma, titreme, gözüm beyazı giderse, ağızda kitleme olursa, yan yatırmak lazım çocuğu ağzında bir şey varsa çıkartmak lazım yoksa gerek yok, eğer 5 dakikayı da geçerse nöbet 112’yi aramak lazım. Dediğim gibi ateş bir hastalık değil bir bulgudur vücudun savunma mekanizmasıdır belli dereceye kadar müdahale edilmesi çok önerilmiyor"
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:38
Uzmanlar Uyardı: ’’Ateş bir hastalık değil bulgudur, vücudun savunma mekanizmasıdır’’
Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde görevli Çocuk Sağlığı Uzm. Dr. Mustafa Kılıç, çocuklarda yüksek ateşe dikkat çekerek, ’’Ateş bir hastalık değil bir bulgudur, vücudun savunma mekanizmasıdır. Belirli br dereceye kadar müdahale edilmesi çok önerilmiyor" dedi. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde gece pediatri polikliniği yapan Çocuk Sağlığı Uzm. Dr. Mustafa Kılıç, çocuk ve yetişkinlerde ateş ve beraberinde getirdiği durumlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ateşin, normal vücut sıcaklığının olması gerekenin üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıktığını belirten Uzm. Dr. Kılıç, normalde vücut sıcaklığının 35 veya 37 derece arasında sabit olduğunu bazı hastalıklarda vücut ateşinin yükselebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Kılıç, "Ateşin sebebi enfeksiyonlardır. Genelde viral enfeksiyonlar oluyor. Üst solunum yolu enfeksiyonu dediğimiz grip, nezle, orta kulak iltihabı, boğaz iltihabı olabiliyor bazen idrar yolu iltihabı ve bulantı kusmayı da ishaldeki giden gastroenterite olabiliyor en sık sebep bunlardır. Bazen özel durumlarda sıcak çarpması çocukları arabanın içinde unutulabiliyor bunlar olabiliyor bazen de kafa travmasından sonra gelişebiliyor bazen romatizmal hastalıklar nadirdir ama görebiliyoruz bazen kötü hastalıklarda da görülebiliyor" diye konuştu. ’’Evde ateş ölçüm teknikleri bilinmeli’’ Ateş ölçüm teknikleri ile ilgilide bilgi veren Uzm. Dr. Kılıç, "Ateşi ölçüm teknikleri normalde ağızdan ölçüm, kulaktan ölçüm, alından ve makattan ölçüm olarak yapılıyor ama en sık şu an günümüzde dijital termometrelerin yaygınlaşmasıyla beraber genelde kulaktan, alından ve koltuk altından ölçülüyor. Koltuk altından ölçtüğümüzde eğer 38 derecenin üzerinde ise bunu ateş kabul ediyoruz kulaktan ölçtüğümüzde eğer 38 buçuk derecenin üzerinde ise bunu da ateş kabul ediyoruz. Peki, ne yapmalıyız ateşi var çocuğun çocuk ama iyi genel durumu kötü değil yiyebiliyor, oynayabiliyor, susturula biliyor, avutula biliyorsa eğer çocuk biraz soyacağız ince kıyafetler giydireceğiz edeceğiz ev sıcak sıcaklığını düşüneceğiz sıvı alımını arttıracağız bunları uyguladık ama ateşi düşmüyor o zaman ne yapmamız lazım o zaman ateş hücreleri kullanabiliriz. 0-3 ay arası ateş düşürücü vermiyoruz çocukları eğer 0-3 ay arasında ateş varsa direk çocuk uzmanına başvuruyoruz bir hekime görünmek lazım" ifadelerini kullandı. ’’Yüksek ateş esnasında ebeveynler sakinliğini korumalı’’ Ailelerin ateşten çok korktuğunu dile getiren Kılıç sözlerine şöyle devam etti: "Şimdi aileler ateşten çok korkuyor. Öncelikle ateş bir hastalık değil bir belirtidir. Eğer genel durumu kötüyse, uykuya meyili varsa, çocuk avutulamıyorsa, sürekli ağlıyorsa, dirençli bir ateşi varsa 39 derecenin üzerinde ise 3 ayın altındaysa, dirençli kusması, baş ağrısı varsa, döküntüleri varsa ilk yapımız gereken şey hastaneye başvurmaktır. Yüksek ateş esnasında ebeveynler sakinliğini korumalı. Çocuk eğer büyükse banyoda oynayabiliyorsa suyu 30 derece ayarlanıp oynamasına müsaade edilebilir, vücudu silinebilir, küçük çocuklarda vücut silinebilir ama 30 derece civarı bir suyla yapılması önerilir. Soğuk suyla önerilmez soğuk suyla yapıldığında ateş hızı düşer evet ama daha da yükseğe çıkar daha sonrasında vücut reaksiyon gösterir. Öncelikle havale şanstır ailesel oluyor genelde çok yüksek ateşlerde görülebiliyor kimin başına geleceği belli olmuyor. Ne yapmak lazım eğer dikkat etmek lazım eğer olurda çocuk evde havale geçirirse gözlerde kayma, titreme, gözüm beyazı giderse, ağızda kitleme olursa, yan yatırmak lazım çocuğu ağzında bir şey varsa çıkartmak lazım yoksa gerek yok, eğer 5 dakikayı da geçerse nöbet 112’yi aramak lazım. Dediğim gibi ateş bir hastalık değil bir bulgudur vücudun savunma mekanizmasıdır belli dereceye kadar müdahale edilmesi çok önerilmiyor"
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:26
Bursa Hayat Hastanesi’nde anneler günü kutlaması
Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul, Anneler Günü dolayısıyla hastanede yeni doğum yapan anneleri ziyaret ederek bu özel günlerini kutladı. Sevginin, sabrın ve fedakârlığın sembolü olan annelere duyulan minneti ifade eden Uzm. Dr. Özkul, annelere çeşitli hediyeler takdim etti. Hastanenin doğum servisinde gerçekleşen ziyarette, annelerle yakından ilgilenen Uzm. Dr. Ahmet Özkul, "Anneler, hayatımızın her anında karşılıksız sevginin ve özverinin en güzel temsilcisidir. Bugün burada yeni bir hayata merhaba diyen annelerimizi ziyaret etmek, onların sevinçlerine ortak olmak bizim için büyük bir mutluluk. Siz hayatsınız iyi ki varsınız. Tüm annelerimizin Anneler Günü’nü içtenlikle kutluyorum" dedi. Ziyaret boyunca hastanede duygusal anlar yaşanırken, yeni anneler gösterilen ilgi ve nazik jestlerden dolayı memnuniyetlerini dile getirdi. Ziyaretlerde Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul’a, Hastane Müdürü Nurten Molla, Başhemşire Yardımcıları Emine Tütüncü ve Melike Şen ile Doğum Servisi hemşireleri eşlik etti.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:19
Derik’te Dünya Çölyak Günü etkinliği
Mardin’in Derik ilçesinde Dünya Çölyak Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte, çölyak hastalığına dikkat çekilerek glütensiz beslenmenin önemi vurgulandı. Derik İlçe Sağlık Müdürlüğü koordinesinde düzenlenen program, Mardin Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Kadın Aile Destek Merkezi (KADEM) pastacılık kursiyerlerinin katkılarıyla gerçekleştirildi. Derik’in Küçükpınar Mahallesi’nde bulunan Kadın Aile Destek Merkezinde yapılan etkinlikte, kursiyerler tarafından glütensiz ürünler hazırlandı. Etkinlikte günün anlam ve önemine dair konuşmalar yapılırken, diyetisyen Bahar Kayra çölyak hastalığı hakkında katılımcılara bilgi verdi. Kayra, toplumda çölyak farkındalığının artırılması gerektiğini belirterek, glütensiz beslenmenin önemine dikkat çekti. Restoranlardan okul kantinlerine, gıda üreticilerinden kamu politikalarına kadar birçok alanda çölyak hastalarının desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Kayra, "Etiketlerde netlik, glutensiz ürünlere erişim, sosyal anlayış ve kapsayıcılık çok kıymetli. Çölyak hastalığıyla mücadelede en büyük gücümüz farkındalık. Unutmayalım: Farkındalık hayat kurtarır" dedi. Programa İlçe Sağlık Müdürlüğü Diyetisyeni Bahar Kayra ve pastacılık kursiyerleri katıldı. Etkinlik, glütensiz tariflerin katılımcılara ikram edilmesiyle sona erdi.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:55
Güvenli olmayan gıdalar nedeniyle her yıl 600 milyon insan hastalanıyor
Yakın Doğu Üniversitesi tarafından düzenlenen seminerde "Gıda Güvenliği Yönetiminin Uluslararası Boyutu" ele alındı. Güvenli olmayan gıdalar nedeniyle yaşanan hastalıklara dikkat çekilen seminerde akıllı tarımın önemi vurgulandı. Yakın Doğu Üniversitesi İrfan Günsel Araştırma Merkezi, düzenlenen "Gıda Güvenliği Yönetiminin Uluslararası Boyutu" semineri ile gıda güvenliği ve kalitesini ele aldı. Tarladan sofraya uzanan süreçteki denetim ve yönetim uygulamalarının uluslararası boyutuyla ele alınmasının gerekliliği vurgulanan seminerde, katılımcılara güncel gelişmeler aktarıldı. Seminer kapsamında, dinleyicilere küresel düzeydeki gıda güvenliği standartlarını tanıma ve değerlendirme fırsatı da sunuldu. Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı ve İrfan Günsel Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Beyza Hatice Ulusoy’un sunumuyla gerçekleştirilen seminerde; gıda güvenliğinin yalnızca yerel ölçekte değerlendirilemeyecek kadar geniş kapsamlı bir konu olduğuna dikkat çekildi. Akademisyen ve öğrencilerin katılımıyla yapılan seminer, karşılıklı soru-cevap şeklinde son bulurken, seminerde Yakın Doğu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı ve İrfan Günsel Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Özge Özden de yer aldı. Prof. Dr. Özge Özden, merkezin Kıbrıs’a özgü tarım değerlerinin korunması ve bilimsel temelde gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Beyza Hatice Ulusoy ise sunumunda gıda güvenliği konusunda farklı ülkelerde uygulanan politikaları karşılaştırmalı olarak ele alarak, güvenli gıda üretiminin uluslararası iş birliği ve bilgi paylaşımı ile daha sürdürülebilir hale geleceğini ifade etti. Prof. Dr. Özge Özden: "Tarım, gıda ve kırsal kalkınma konularındaki paylaşımlarımız devam edecek" Prof. Dr. Özden, merkezin Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat Günsel’in babası İrfan Günsel’in Kıbrıs’a, Kıbrıs kültürüne, tarımına ve toprağa olan bağlılığını yaşatmak amacıyla kurulduğunu vurguladı. İrfan Günsel’in özellikle arıcılıkla ilgilendiğini anımsatan Prof. Dr. Özden, bu alanda inovatif projelerin konuşulacağı etkinliklerin de planlandığını söyledi. Tarım, gıda ve kırsal kalkınma konularında ulusal ve uluslararası iş birlikleri ile araştırmalar yürüterek, yerel değerleri yaşatmak ve bunları toplumla paylaşarak yaygınlaştırmak amacında olduklarını belirten Prof. Dr. Özden, merkezin aynı zamanda KKTC’nin AB uyum sürecine katkı sunacak bilimsel üretim hedeflediğini de ifade etti. Prof. Dr. Beyza Hatice Ulusoy: "Gıda güvenliği için yasal düzenlemeler de önemli" "Gıda Güvenliği Yönetiminin Uluslararası Boyutu" sunumunda küreselleşmenin ve teknolojik ilerlemelerin gıda güvenliği yönetimi üzerindeki etkilerini ayrıntılı biçimde ele alan Prof. Dr. Beyza Hatice Ulusoy, özellikle soğuk zincir sistemleri ve lojistik altyapıdaki gelişmelerin bozulabilir ürünlerin güvenli taşınmasında büyük rol oynadığını söyledi. "Blockchain teknolojisi sayesinde, ürünün tarladan sofraya kadar olan yolculuğu artık şeffaf biçimde izlenebiliyor" diyen Prof. Dr. Ulusoy, dijitalleşmenin tüketiciye güven sağladığını ve üretim süreçlerini daha hesap verebilir hale getirdiğini kaydetti. Prof. Dr. Ulusoy, bununla birlikte, akıllı tarım uygulamalarının üretim verimliliğini arttırdığını ve küresel pazar erişimini kolaylaştırdığını da vurguladı. Gıda güvenliğinin sağlanmasında yalnızca teknolojik altyapının değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde uyumlu yasal düzenlemelerin de büyük bir rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Ulusoy, bu düzenlemelerin sürecin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Avrupa Birliği’nin 178/2002 sayılı düzenlemesi ile Türkiye’deki 5996 sayılı yasanın bu alandaki örnek uygulamalar arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Ulusoy, "Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre; dünyada her yıl yaklaşık 600 milyon insan, güvenli olmayan gıdalar nedeniyle hastalanıyor" sözleriyle konunun toplumsal etkisine dikkat çekti. Prof. Dr. Ulusoy, sunumunda sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle doğrudan ilişkili olan gıda güvenliğinin, sağlıklı yaşam hakkının temel bir parçası olduğunu vurguladı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:54
Medical Point’te ’Kaizen’ etkinliği
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi bünyesinde, Kaizen ve Kalite İyileştirme ve Geliştirme Müdürlüğü koordinasyonuyla gerçekleştirilen özel bir ’Kaizen’ etkinliği düzenlendi. Etkinliğe hastane yöneticilerinin yanı sıra Sürdürülebilirlik Komitesi üyeleri de aktif katılım sağladı. Japon kökenli "Kaizen" yaklaşımı, sürekli iyileştirme felsefesine dayalı bir yönetim anlayışını temel alırken; bu etkinlikte yalın düşünce ve süreçlerde sadeleşme vurgusu ön plandaydı. Konuk olarak katılan Kaizen Enstitü Türkiye Genel Müdürü Dr. Muhsin Güneşlik, süreç iyileştirme uygulamalarına dair bilgi ve tecrübelerini katılımcılarla paylaşarak, küçük ama sürekli yapılan değişikliklerin sağlık hizmetlerinde nasıl büyük etkiler oluşturabileceğini somut örneklerle anlattı. Etkinliğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Veysi Kubba, şunları kaydetti: "Sağlıkta sürdürülebilir başarı, sürekli iyileştirme anlayışını kurum kültürüne yerleştirmekten geçiyor. Kaizen yaklaşımıyla hem süreçlerimizi sadeleştiriyor hem de hasta ve çalışan memnuniyetini artırmayı hedefliyoruz. Bu anlayışın tüm kurum genelinde yaygınlaşmasını desteklemeye devam edeceğiz." İEÜ Medical Point Hastanesi, Kaizen ve Kalite İyileştirme ve Geliştirme Müdürlüğü koordinasyonunda, sürdürülebilir gelişimi destekleyen bu tür uygulamaları önümüzdeki dönemde de artırarak sürdürmeyi amaçlıyor.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:53
Vatandaşlar, ’Sağlık İçin Hareket Et Günü’nde doğada buluştu
Mersin’de vatandaşlar ’Sağlık İçin Hareket Et Günü’nde doğada buluştu. Toplum sağlığını önceleyen etkinliklerle vatandaşları aktif ve sağlıklı bir yaşama teşvik etmeyi sürdürdüğü belirtilen Mersin Büyükşehir Belediyesinin, her yıl dünya genelinde farkındalıkla kutlanan ’10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü’ kapsamında doğada keyifli bir etkinlik gerçekleştirildiği bildirildi.Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde Kuyuluk Tabiat Parkı’nda düzenlenen etkinlikte, uzmanlar eşliğinde ilk olarak fiziksel aktiviteler yapan katılımcılar, daha sonra müzik eşliğinde eğlendi. Ormanda doğa yürüyüşüne de çıkan katılımcılar, hem fiziksel, hem de ruhsal anlamda yenilenme ve tazelenme imkanı buldu. "Koruyucu hekimliğe önem veriyoruz" Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Hülya Atila, Mezitli Kadın Sağlığı Danışma Merkezi, Tarsus Atatürk Parkı Sağlıklı Yaşam Merkezi, Tarsus, Erdemli ve Mezitli emekli evi üyelerinin katıldığı güzel bir organizasyon gerçekleştirdiklerini söyledi. Sağlık İçin Hareket Et Günü’nün fiziksel hareketliliğe ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek için gerçekleştirilen bir gün olduğunu belirten Atila, "Sağlık için beslenmemize önem vermek, fiziksel aktivitelerimizi gerçekleştirmek, koruyucu hekimliğe önem vermenin bir parçası. Biz, koruyucu hekimliğe önem veriyoruz ve hastalıkların oluşmasını önlemek için de birçok aktivite düzenliyoruz. Hangi yaşta olursa olsun insanları buna özendirmek ve toplumu bilinçlendirmek için doğal bir ortamda, ormanlık alanda temiz havada günümüzü kutluyoruz" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder