SAĞLIK
Sağlık raporlarında yeni dönem 19 Mayıs 2026 Salı - 10:51:24 ‘Sağlık Raporları Yönetmeliği’ Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. ‘Sağlık Raporları Yönetmeliği’ Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile sağlık raporlarının düzenlenme süreçlerine ilişkin kurallar belirlenirken sahada uygulama birliği hayata geçirildi. Yönetmelik kapsamında tüm raporların başvuru sürecinde yazılı dilekçe ve benzer uygulamaların sona erdirildiği yönetmeliğe göre başvuru süreçleri bundan sonra e-Nabız üzerinden kişisel beyan formunun doldurulmasıyla başlatılacak. Ayrıca düzenleme ile; ‘tek hekim raporları’ öncesinde bir karar destek sistemi oluşturuldu. Tanı, ilaç ve malzeme kullanımı ile ilgili kişisel beyan sorularına verilen yanıtlara göre sistem bir değerlendirmede bulunacak. Bu kapsamda; Kişinin sağlık raporu başvurusunda engel bir tanı, ilaç kullanımı ya da sağlık sorunu beyanı yoksa E-Nabız üzerinden ‘Sağlık Durum Belgesi’ düzenlenebilecek. Kişinin beyanıyla e-Nabız bilgilerinin eşleşmediği durumlarda sağlık raporu için hekime yönlendirme yapılacak. Lisansa tabi olmayan sporlar ve sosyal aktiviteler için de rapor düzenlenmesine gerek kalmadan e-Nabız üzerinden ‘Sağlık Durum Belgesi’ alması mümkün olabilecek. Düzenlemede 2 temel sağlık kurulu tanımlandı Yönetmelikte ‘durum bildirir sağlık kurulu raporu’ süreçleri de yeniden tanımlandı; tam teşekküllü sağlık kurulu ve 3 hekimli sağlık kurulu olmak üzere 2 temel sağlık kurulu oluşturuldu. Bu kapsamda; vatandaşların sağlık kurulu raporu alma süreçleri kolaylaştırıldı; Bakanlık tarafından belirlenen istisnalar dışında raporların 3 hekim tarafından düzenlenebilmesine de imkan tanındı. Hastanelerde ‘rapor başvuru merkezi’ kurulacak Ayrıca, 2’nci ve 3’üncü basamak sağlık hizmetlerinde sağlık raporu işlemlerinin tek bir noktadan başlatılması, takip edilmesi ve sonuçlandırılması sağlandı ve kişilerin hastanede devam eden rapor süreçlerine ilişkin bilgiye kolay erişimi mümkün hale getirildi. Bu amaçla; sağlık kurumlarında ‘Rapor Başvuru Merkezleri’ oluşturulacak ve süreç bu merkezler üzerinden takip edilebilecek. Sağlık kurulu rapor süreçleri kolaylaştırıldı Bakanlık tarafından belirlenen sağlık raporu formatları dışında başka bir formatta rapor düzenlenmesinin de önüne geçildi. Raporların ilgili kişiler tarafından daha kolay değerlendirilmesi sağlanmış ve ülke standardı oluşturuldu. Raporlara İngilizce dil desteği eklenerek uluslararası kullanım imkanı da sağlandı. Düzenlemeyle ayrıca; 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli iş yerlerinde çalışacak olan kişilerin işe giriş raporlarının, Çalışan Sağlığı Merkezi (ÇAŞMER), aile hekimleri ve diğer kamu sağlık hizmeti sunucularında görevli tüm hekimler tarafından düzenlenebilmesinin de önü açıldı.
19 Mayıs 2026 Salı - 10:43 Nazilli’de sağlık çalışanlarına "Kronik Hastalıklar" eğitimi verildi Aydın’ın Nazilli ilçesinde düzenlenen eğitimde, farklı ilçelerde görev yapan aile sağlığı çalışanlarına kronik hastalıkların tanı ve tedavisine yönelik güncel bilgiler aktarıldı. Aydın’ın Nazilli ilçesinde birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi amacıyla aile sağlığı çalışanlarına yönelik "Kronik Hastalıklar Eğitim Programı (HYP)" düzenlendi. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından, Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezi eğitim salonunda gerçekleştirilen eğitimler, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Aile Hekimliği Eğitim ve İzleme Daire Başkanlığı koordinesinde yapıldı. 11-18 Mayıs 2026 tarihleri arasında düzenlenen program kapsamında, Nazilli, Bozdoğan, Yenipazar, Kuyucak, Karacasu ve Buharkent ilçelerinde görev yapan aile sağlığı çalışanlarına eğitim verildi. Eğitimler, Aile Hekimi Uzmanı Dr. Maide Akay Çiftçi tarafından "Tanıdan Tedaviye Güncel Yaklaşımlar" başlığı altında gerçekleştirilirken, kronik hastalıkların tanı, takip ve tedavi süreçlerine ilişkin güncel bilgiler paylaşıldı. Programla, ebe ve hemşirelerin bilgi düzeylerinin artırılması ve uygulamaya yönelik becerilerinin geliştirilmesi hedeflendi. Öte yandan, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Şule Akbaş da eğitimlere katılarak Sağlıklı Hayat Merkezleri hakkında sahadan gelen soruları yanıtladı. Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görev yapan fizyoterapist, sosyal çalışmacı ve çocuk gelişimcisi personeller de katılımcılara çeşitli konularda bilgilendirme yaptı.
19 Mayıs 2026 Salı - 09:30 Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz: "Mantar tüketirken sağlığınızdan olmayın" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bahar yağışlarıyla birlikte doğada mantar oluşumunun arttığını belirterek kontrolsüz yabani mantar tüketiminin ciddi zehirlenmelere yol açabileceği uyarısında bulundu. Gündüz, Türkiye’nin iklim yapısı ve bitki örtüsü nedeniyle yabani mantarların yetişmesi açısından oldukça uygun bir ülke olduğunu ifade ederek yağışların arttığı ilkbahar ve sonbahar aylarında mantar zehirlenmesi vakalarında artış olduğuna dikkat çekti. Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin tüketilen mantarın türüne göre değişebildiğini kaydeden Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bazı türlerde şikâyetlerin ilk birkaç saat içinde ortaya çıktığını, bazı ölümcül türlerde ise belirtilerin 6 ila 24 saat sonra başlayabildiğini söyledi. Zehirlenme durumlarında geç başlayan belirtilerin daha tehlikeli olabileceğini vurgulayan Gündüz, "Özellikle geç başlayan bulgular ciddi karaciğer hasarıyla ilişkili olabilir. Bazı hastalarda ise belirtiler geçici olarak düzelebilir ancak bu yalancı iyilik hali sonrasında ağır organ yetmezlikleri gelişebilir" dedi. "Ölüm meleği mantarı" Gündüz, ölümcül zehirlenmelere en sık "ölüm meleği mantarı" olarak bilinen ’Amanita phalloides’ türü mantarın neden olduğunu ve bu türün zehirsiz mantarlarla çok kolay karıştırılabildiğini belirterek doğadan bilinçsiz mantar toplama, halk arasındaki yanlış inanışlar ve mantarların görüntüsüne bakılarak ayırt edilmeye çalışılmasının riski artırdığını kaydetti. "Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum" "Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında daha fazla görüyoruz. İlkbahar aylarında fazla görülmesinin en önemli nedeni, yağış ve nem oranının yükselmesidir. Bu ortam, mantar yetişmesi için uygun bir iklim oluşturuyor. Orman altlarında ve meralarda ciddi şekilde mantar yetişmesi oluyor. İnsanlarımız da kültürel olarak komşuları ve akrabalarıyla mantar toplama alışkanlığına sahip. Dolayısıyla ortak toplanan mantarlar nedeniyle, aile bireyleri ya da komşular arasında özellikle kümelenme şeklinde zehirlenmelerle karşılaşıyoruz. Mesela bir aileden 4-5 kişi aynı anda zehirlenmiş olabiliyor. Çünkü beraber mantar toplamışlar, eve getirmişler ve akşam pişirip yemişler. Bu durum toplu, aile içi kümelenme şeklinde zehirlenme olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür zehirlenmeleri özellikle sonbahar ve ilkbaharda sık görüyoruz" dedi. "Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor" "Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor" diyen Gündüz, "Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor. Birkaç saat içinde belirti veren mantar türleri olduğu gibi, 6 saat ya da 24 saat sonra belirti veren türler de var. Erken belirti verenler genellikle daha az tehlikeli olsa da geç dönemde belirti veren mantar zehirlenmeleri daha tehlikeli olabiliyor. Bunlar karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi çok ciddi sorunlarla karşımıza gelebiliyor. İlk dönemde zehirlenme belirtileri normale dönebiliyor, kişi kendini iyi hissedebiliyor; ancak sonrasında tekrar kötüleşme görülebiliyor. Özellikle zehirli türlerde bu durum daha sık yaşanıyor. Geç dönem belirti veren mantar zehirlenmelerinde daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü bunlar daha ölümcül sonuçlarla karşımıza çıkabiliyor. Ormanlık ve yeşillik alanların daha fazla olduğu bölgelerde risk artıyor. En çok Karadeniz Bölgesi’nde görülüyor. Karadeniz Bölgesi ilkbahar ve sonbaharda çok yağış alıyor. Yaylalar ve orman altları oldukça nemli oluyor. Bu nemli ve yağışlı ortam, mantarlar için çok uygun bir yetişme alanı oluşturuyor. Bölgemizde ciddi bir mantar çeşitliliği bulunuyor. Karadeniz Bölgesi’nde yüz yıllardır süregelen bir mantar toplama kültürü ve etkinliği var. Ancak mantarların toplanması uzmanlık gerektiriyor. Çünkü zehirli mantarı ayırt etmek bazen uzmanların bile zorlandığı bir durum olabiliyor. Bu nedenle doğadan topladığımız mantarları uzman kontrolünden geçirmeden tüketirsek ciddi zehirlenme riskiyle karşılaşabiliriz. Özellikle Amanita phalloides olarak bilinen "ölüm meleği" türü mantar, masum ve zehirsiz mantarlarla karışma riski çok yüksek olan bir türdür. Karadeniz Bölgesi’nde de bulunabilen bir mantardır. Bu nedenle çok dikkatli olmak gerekiyor. Uzman kontrolü olmadan doğadan toplanıp tüketilen mantarların tamamı zehirlenme riski taşır. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.
19 Mayıs 2026 Salı - 09:21 Kronik hastalıkların ilacı fiziksel aktivite Fiziksel aktivitenin, iskelet kaslarının kasılması sonucu enerji harcanmasına neden olan her türlü vücut hareketi olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, düzenli fiziksel aktivitenin kronik hastalıkların hem önlenmesinde hem de mevcut hastalıkların yönetiminde en güçlü ilaçsız müdahale yöntemlerinden biri olduğunu belirtti. Modern yaşamın ve teknolojik gelişmelerin getirdiği hareketsizlik (sedanter yaşam), dünya genelinde birçok kronik hastalığın temel tetikleyicilerinden biri haline gelirken, kronik hastalıklar terimi çoğu zaman kardiyovasküler hastalıklar, kanser, kronik solunum hastalıkları ve diyabet için kullanılıyor. Bu dört hastalık grubunun erken ölüm sebeplerinin büyük kısmını oluşturduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, kronik hastalıkların ortak risk faktörlerinden birisi olan fiziksel hareketsizliğin, dünya genelinde ölüme neden olan risk faktörlerinin sıralamasında dördüncü sırada yer aldığını belirtti. "Hareketsiz yaşam ve fiziksel aktivite yetersizliği önemli bir halk sağlığı sorunu" Sağlık Bakanlığı tarafından 2011 yılında yapılan bir araştırmaya göre Türkiye genelinde kadınların yüzde 87’si, erkeklerin yüzde 77’sinin yeterli ölçüde fiziksel aktivite yapmadığının belirlendiğini, hareketsiz yaşamın ve fiziksel aktivite yetersizliğinin ülkemiz için önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Düzenli yapılan fiziksel aktivitenin kronik hastalıklara karşı sağladığı temel faydalar ve etkileri vardır. Kalp ve damar sağlığı için düzenli fiziksel aktivite, kalp hastalığı, inme ve yüksek tansiyon riskini önemli ölçüde düşürür. Bazı çalışmalar kardiyovasküler hastalık riskinde yüzde 49’a varan bir azalma olduğunu göstermektedir. Kolesterol kontrolü yapmak, kötü kolesterolü (LDL) düşürürken, iyi kolesterolü (HDL) arttırarak damar sertliğini önler. Orta şiddette fiziksel aktiviteler, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan hipertansiyona karşı koruyucudur. Kan şekeri kontrolü, egzersiz, hücrelerin insülin duyarlılığını artırarak kan şekerini düzenler ve Tip 2 diyabet riskini azaltabilir" dedi. Hareketsiz yaşamın getirdiği sağlık sorunlarının her geçen yıl artarak devam ettiğini, aktiviteyi yaşam biçimi haline getirmenin çok önemli olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Metabolizma hızını artırmak, aşırı kilo alımını önlemek ve obeziteyle ilişkili kronik hastalıkların temelini kurutmaya destek olur. Düzenli fiziksel aktivitenin, başta meme, kolon, mesane ve akciğer olmak üzere en az sekiz farklı kanser türünün görülme sıklığını azalttığı da gösterilmiştir. Dünya üzerindeki kanser olgularının yüzde 25’inin sedanter yaşam tarzı ve aşırı kilodan kaynaklandığı bilinmektedir. Hareketlilik, kemik yoğunluğunu artırarak özellikle menopoz sonrası kadınlarda kemik erimesini önler. Kas kuvvetini koruyarak yaşlılarda düşme ve buna bağlı kırık riskini azaltır. Depresyon ve anksiyete semptomlarını hafifletir, stresi azaltır ve genel ruh halini iyileştirir. Beyne giden kan akışını artırarak bilişsel fonksiyonları korur ve erken bunama riskini düşürür. Ayrıca akciğer hastalıklarında fiziksel aktivite ve egzersiz uygulamaları hastalığın ilerlemesi ve alevlenmelerin önlenmesi, hastaneye yatış sıklığının azaltılması ve kardiyopulmoner kapasitenin artırılmasında önemli yaklaşımlardır" şeklinde konuştu. "Düzenli fiziksel aktivitenin koruyucu etkilerinden faydalanmak için rutin oluşturun" Fiziksel aktivitenin, kronik hastalıkların yönetiminde yalnızca destekleyici bir unsur değil, tedavi protokollerinin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Düzenli egzersiz, kardiyovasküler kapasiteyi artırarak, metabolik dengeyi sağlayarak ve inflamatuar süreçleri kontrol altına alarak hastalığın seyrini olumlu yönde değiştirmekte, komplikasyon riskini minimize etmektedir. Haftada en az 150-300 dakika tempolu yürüyüş, orta yoğunlukta aerobik aktivite veya haftada 75-150 dakika koşu, yine haftada en az 2 gün tüm ana kas gruplarını içeren kuvvet antrenmanları yapmak önemlidir. Hastaların fiziksel bağımsızlığını koruyarak yaşam kalitesini artırması ve psikolojik iyilik halini desteklemesi, aktivitenin bütüncül sağlık üzerindeki kritik rolünü kanıtlamaktadır. Bu nedenle, kronik hastalıklarla mücadele bireye özgü, sürdürülebilir ve multidisipliner bir yaklaşımla planlanan fiziksel aktivite programlarının yaygınlaştırılması hem toplum sağlığının iyileştirilmesi hem de sağlık sistemleri üzerindeki yükün azaltılması açısından stratejik bir öneme sahiptir" diye konuştu.
Aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı çalışması 6 Mayıs’ta başlıyor
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:30 Aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı çalışması 6 Mayıs’ta başlıyor Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklama ile aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı çalışmasının 6 Mayıs’ta başladığını belirtti. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, vatandaşların birinci basamaktaki tüm sağlık hizmetlerinden daha kolay ve etkin şekilde faydalanabilmesi amacıyla ikamet adresinin bulunduğu il ile kayıtlı olduğu aile hekiminin bulunduğu il farklı olan ve son bir yılda hem kayıtlı olduğu aile hekimine hem de kayıtlı olduğu aile hekiminin bulunduğu ildeki herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmamış kişilerin aile hekimliği kayıtları, ikamet adreslerine yakın konumda ve nüfusu uygun olan aile hekimliği birimine aktarılacağı belirtildi. Aile hekimi kaydı ikamet ettiği ilde olmayan vatandaşın kaydı aktarılacak Yapılan açıklamada, aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı çalışması belirli kriterler çerçevesinde yapılacağı ve İl Sağlık Müdürlükleri tarafından yapılacak olan nüfus aktarımı çalışmasının yapılacak çalışma, ikamet adresi ile kayıtlı olduğu aile hekimi aynı ilde olan vatandaşları kapsamayacağı açıklandı. Nüfus aktarımı çalışması ise; ikamet adresinin bulunduğu il ile kayıtlı olduğu aile hekiminin bulunduğu il farklı olan ve son bir yılda hem kayıtlı olduğu aile hekimine hem de kayıtlı olduğu aile hekiminin bulunduğu ildeki herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmamış kişileri kapsayacak olup değişiklik işlemi, bu iki kriteri aynı anda taşıyan kişiler için söz konusu olacağı belirtildi. Çalışma kapsamında olan vatandaşın ise ikamet adresi esas alınarak en yakın konumdaki tüm Aile Sağlığı Merkezleri seçilecek, bunların içerisindeki aile hekimliği birimlerinin nüfuslarına göre nüfusu en uygun aile hekimliği birimine vatandaşın kaydı aktarılacağı açıklamada yer aldı. Vatandaşlar istedikleri takdirde bir ay içinde önceki aile hekimine dönebilecek Açıklamada değişikliği, 06 Mayıs tarihi itibarıyla hayata geçirileceği ve belirlenen kurallar çerçevesinde aile hekimliği kaydı ikamet adresine yakın aile hekimliğine aktarılan vatandaşlar kısa mesaj (SMS) ile bilgilendirileceği açıklandı. Aynı zamanda aile hekimi değişikliği yapılan vatandaşlar herhangi bir aksaklık yaşamadan hem birinci basamak hem de ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti sunucularından hizmet almaya devam edebilecek. Yapılan açıklamada, aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı yapılan vatandaşlar istedikleri takdirde çalışmanın başlatıldığı 06 Mayıs tarihinden itibaren 1 ay içinde önceki aile hekimliği birimine dönebilecek olup vatandaşların https://enabiz.gov.tr/ web sitesi üzerinden e-Devlet veya e-Nabız şifresiyle giriş yaparak önceki kayıtlı olduğu aile hekimine dönüş işlemini yapabilecek. Aile hekimi başına düşen nüfusun 2028 yılına kadar 2 bin 500 kişiye düşürülmesi amaçlanıyor Açıklamanın devamında ise Sağlık Bakanlığı aile hekimine kayıtlı nüfusun düşürülmesi ve aile hekimliğinin daha etkin olabilmesi için çalışmalarını sürdürmekte olduğu Aile Sağlığı Merkezlerinin sayılarının artırılarak kişilerin yaşam alanları içerisinde, 2-6 birimli olacak şekilde ve yaygın olarak konumlandırılmakta, hizmet planlamasında da öncelikle bölgedeki nüfus dikkate alınmakta olduğu açıklandı. Bu sayede sağlık hizmetinin sunumunda kişilerin aile hekimlerine erişimi ve hizmete katılımı kolaylaştığı ve halihazırda aile hekimi başına düşen kayıtlı kişi sayısı 2 bin 942 kişiyken çalışmalar kapsamında bu sayının 2028 yılına kadar 2 bin 500 kişiye düşürülmesinin amaçlandığı açıklamada yer aldı.
Jinekoloji kongresinde ‘müstehcen mesaj’ tepkisi: "Hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz"
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:14 Jinekoloji kongresinde ‘müstehcen mesaj’ tepkisi: "Hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz" Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev yapan doktorlara ait olduğu iddia edilen hastalar hakkındaki Türkiye’nin tepkisini toplayan müstehcen mesajlarla ilgili konuşan Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cihat Ünlü, "Hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz, bunu yapmaya hakkımız yok, bu şekilde yemin ettik. Her meslekte olduğu gibi tabi ki hekimlikte de doğru davranışta bulunmayan meslektaşlarımız olabilir, genellemek çok yanlıştır. Hiçbir meslektaşım kendisine gelen kadın hastayı bir dişi varlık bir kadın olarak görmez, onu bir hasta olarak değerlendirir" dedi. Geçtiğimiz günlerde Antalya’da gerçekleştirilen 15’inci Türk-Alman Jinekoloji Kongresi’nde kadın doğum alanına ilişkin birçok konu çok yönlü olarak konuşulurken etkinlikte Vakıf ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cihat Ünlü gündeme ilişkin de açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Ünlü, geçtiğimiz haftalarda basına yansıyan, tüm Türkiye’de tepkilere neden olan; Sağlık Bakanlığı, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı ve Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü tarafından soruşturma başlatılan iddiaya göre Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Bölümü’nde görev yapan doktorlara ait olduğu söylenen kadın hastalarla ilgili yazışmaları değerlendirdi. Hasta ve hekim arasındaki mahremiyet alanına dikkat çeken Prof. Dr. Ünlü, hasta bilgilerinin 3’ncü kişilerle paylaşılamayacağına aktardı. "Hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz" Hastaların doktorlarla paylaştığı bilgilerin başka kişilere aktarılmasının söz konusu olamayacağını ifade eden Prof. Dr. Ünlü, "Bizim meslek etiğimizde şöyle bir kural vardır; hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz hatta kendi aile yakınlarımızla da paylaşılmaz çünkü o size güvenip gelen hastanın sizinle arasındaki bir sırdır. Hastamız istemediği sürece onun en yakınlarına dahi bunu açmak durumunda değiliz. Biz bu şekilde yemin ettik ve bu şekilde de uygulamalarımızı yaparız. Her meslekte olduğu gibi tabi ki hekimlikte de doğru davranışta bulunmayan meslektaşlarımız olabilir, bunları genellemek bence çok yanlıştır. Kendi branşım olan kadın hastalıkları ve doğum hekimliğinde hasta sırlarının ne kadar iyi saklandığını ve hiçbir kimseyle paylaşılmadığını çok iyi biliyorum. Bunun bir şekilde paylaşılmış olmasını da doğru bulmuyorum" şeklinde konuştu. "Hiçbir meslektaşım hastayı bir dişi varlık bir kadın olarak görmez" Sözlerini sürdüren Prof. Dr. Ünlü, "Hasta mahremiyeti vardır, dolayısıyla bu kadın ya erkek hasta olsun hiç fark etmez branşımda biz sadece kadın hastalarla meşgulüz ve bugüne kadar da hiçbir kadın hastamızdan da bir yakınma almadık. Tüm meslektaşlarımın da belki bundan sonra biraz daha titiz bir şekilde buna uymaları gerekecek çünkü internet ortamında her türlü bilgi de yayılabiliyor ve bunu yapmaya hakkımız yok. Her hastanın hekimini seçme özgürlüğü vardır, bu bir erkek hekim olabilir kadın hekim olabilir ama ben şunu söyleyebilirim ki hiçbir jinekolog meslektaşım kendisine gelen kadın hastayı bir dişi varlık, bir kadın olarak görmez, onu bir hasta olarak değerlendirir. Hepimiz bu şekilde bakarız ve muayene ederiz, asla ve asla cinsel bir yaklaşımda bulunmayız, aklımızın ucundan bile geçmez. Meslektaşlarımızın bu konuda titizliğini de çok iyi biliyorum çünkü 45 yıldır ülkemde tüm camiaların içerisindeyim. Binlerce meslektaşımla görüştüm, görüşüyorum, binlerce hekim yetiştirdim. Onların da bu konudaki titizliğini biliyorum, kadın ya da erkek gözüyle biz hiçbir zaman bakmayız. Hasta sırları hastayla ilgili her türlü bilgi hasta ve benim aramdadır bir 3’üncü kişiye bunlar hiçbir şekilde yansıtılamaz" ifadelerini kullandı. Öte yandan, Selçuk Üniversitesi’nden konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada ise, "Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda yer alan ve üniversitemiz Tıp Fakültesi Hastanesindeki bazı sağlık çalışanlarına ait olduğu iddia edilen yazışmalarla ilgili soruşturma başlatılmış olup iddiaya konu personeller görevden uzaklaştırılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur" ifadeleri kullanılmıştı.
ÇAKÜ Rektörü Çiftçi: "Açılan bu merkez ile vatandaşlarımız, diş tedavileri için artık il dışına gitmiyor"
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:09 ÇAKÜ Rektörü Çiftçi: "Açılan bu merkez ile vatandaşlarımız, diş tedavileri için artık il dışına gitmiyor" Çankırı Karatekin Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi bünyesinde açılan Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi sayesinde hastaların tedavileri için il dışına gitmelerine gerek kalmadığını ifade eden Rektör Prof. Dr. Harun Çiftçi, sadece Çankırı’dan değil komşu illerden de hasta kabul ettiklerini söyledi. Çankırı Karatekin Üniversitesi, (ÇAKÜ) Diş Hekimliği Fakültesi bünyesinde açılan Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi, bölge halkının hizmetine sunuldu. Merkezin açılmasıyla birlikte hastaların tedavi için il dışına gitme zorunluluğunun ortadan kalktığını belirten Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi, sadece Çankırı’dan değil, Kastamonu, Karabük ve Çorum gibi çevre illerden de hasta kabul ettiklerini ifade etti. Prof. Dr. Çiftçi, modern görüntüleme üniteleri, laboratuvar altyapısı ve uzman akademik kadrosu ile merkezin önemli bir ihtiyacı karşıladığını vurgulayarak, "Merkezimiz hem bilimsel araştırmalar hem de ileri düzey tedavi hizmetleriyle bölgeye değer katıyor" dedi. "Açılan bu merkez ile vatandaşlarımız, diş tedavileri için artık il dışına gitmiyor" Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin bölgeye değer kattığını söyleyen Prof. Dr. Çitçi, "Diş Hekimliği Fakültemizde Ağız ve Diş Sağlığı Araştırma Uygulama Merkezi’ni açmış bulunmaktayız. Açmış olduğumu merkez ile Çankırı’daki ağız ve diş sağlığı noktasında birçok hastanın değişik illere gidip tedavi olması noktasındaki sıkıntılarını çözüm olacak şekilde yeni bir yapılanmaya girmiş bulunmaktayız. Görüntüleme merkezlerimiz, laboratuvarlarımız ve bilimsel araştırmalarımız ile merkezimiz ciddi manada çalışma göstermekte. Özellikle, Türkiye’nin çok iyi üniversitelerinden gelen, alanında uzman hocalarımızın da ciddi manada katkı sağladığı merkezimiz, Diş Hekimliği Fakültesi’nde geleceğin diş hekimlerini ve ağız ve diş sağlığı konusunda yetişecek uzmanları burada bilimsel manada yetiştirmiş bulunmaktayız. Ağız ve diş sağlığı noktasında birçok ileri merkezde ne yapılıyorsa, aynısını yapma adına ciddi desteklerimiz söz konusu. Özellikle Çankırı, Kastamonu, Karabük ve Çorum’dan da merkezimizin yoğun hasta aldığını da yapmış olduğumuz istatistikler ile teyit ettik. Dolayısıyla üretilen bilginin ve hizmetin muhatabı olan insanların memnuniyet düzeyi de aslında haz kaynağı. Üniversitemiz bu noktada ağız ve diş sağlığı merkezini her gün güçlenerek ilgili kişilere ulaşıyor ve ulaştırma gayretinde oluyor. Özellikle, merkezimize gelen hastalarımızın sorunlarına çare bulabilmek bizim için gurur kaynağı olmakta. Çankırı Karatekin Üniversitesi, Çankırı ile birlikte büyüyen ve güçlenen, başta Çankırı olmak üzere bölge insanımıza katkı sağlayan bir üniversite misyonunu da yerine getirmiş bulunmaktadır. Merkezimiz açıldığında insanlar üzerinde ciddi bir heyecan olduğuna şahit olduk. Özellikle Çankırı’da birçok hastamızın değişik illere sevkini tespit etmiştik. Bu doğrultuda özellikle görüntüleme merkezinin olmayışı noktasında hastalarımız hem maddi hem de manevi olarak bize ifade ettiler. Dolayısıyla üniversitemizin imkanları kullanarak ilk önce merkezimizi kurduk ve güçlü bir görüntüleme merkezi ile talepleri karşılama noktasında da önemli bir adım attık. Açılan bu merkez ile vatandaşlarımız, diş tedavileri için artık il dışına gitmiyor. Özellikle Türkiye’nin sağlık ve sosyal politikalarına da ciddi manada katkılar sunmaktayız. Biz, inanıyoruz ki insanımız, her şeyin en iyisine, en güzeline layık" diye konuştu.
Gençler hayat kurtarmayı öğretti, vatandaşlar uygulamalı ilk yardım dersi aldı
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:05 Gençler hayat kurtarmayı öğretti, vatandaşlar uygulamalı ilk yardım dersi aldı Burdur’un Gölhisar ilçesinde, Gölhisar Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu tarafından yürütülen ve Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından desteklenen "Bir Adımda Hayat Kurtar: Yabancı Cisme Bağlı Solunum Yolu Tıkanmalarında İlk Yardım" projesi, vatandaşlara yönelik uygulamalı eğitimle hayata geçirildi. ÜNİDES-3 Dönem Projesi kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte, Gölhisar Sağlık Hizmetleri MYO öğrencileri, öğretim görevlilerinin nezaretinde ilçe merkezine kurulan stantta vatandaşlara hem teorik bilgi verdi hem de uygulamalı eğitim gerçekleştirdi. Meydanda açılan stantta, öğrenciler yoldan geçen vatandaşları durdurarak ilk yardım eğitimi konusunda bilgilendirme yaptı. Özellikle solunum yolunu tıkayan yabancı cisimlere müdahalede kullanılan Heimlich manevrası gibi hayati öneme sahip uygulamaları vatandaşlara birebir gösteren öğrenciler, aynı zamanda neden bu tür bilgilerin herkes tarafından bilinmesi gerektiğini de detaylı şekilde anlattı. Eğitim sırasında bazı anlar vatandaşlar ve öğrenciler için eğlenceli görüntülere sahne olurken, verilen mesajların ciddiyeti ise dikkat çekti. Etkinlik boyunca ilk yardım uygulamalarına ilgi yoğun olurken, vatandaşlar aldıkları bilgiden memnun kaldıklarını ifade etti. İlk müdahaleyi bilmek hayat kurtarıyor Yetkililer, yabancı cisimlere bağlı solunum yolu tıkanmalarının özellikle çocuklarda ölümle sonuçlanabilecek acil durumlar arasında yer aldığına dikkat çekerek, bu tür projelerin toplumda farkındalık oluşturması açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Gölhisar Sağlık Hizmetleri MYO tarafından hayata geçirilen projenin, hem öğrencilerin sahada deneyim kazanmasına hem de halkın ilk yardım konusunda bilinçlenmesine katkı sunduğu kaydedildi.
Astım hastaları, polenlerin sık olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamalı
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:14 Astım hastaları, polenlerin sık olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamalı Dünyada 350 milyon kişinin astım hastası olduğunu işaret eden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Taha Güllü, "Astım, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir. İlkbahar ve yaz aylarında havada yoğun şekilde bulunan polenler, astımı olan bireyler için ciddi risk oluşturur. Bu yüzden polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamak, maske kullanmak, pencereleri kapalı tutmak ve ev tozu akarlarına karşı evleri sık havalandırmak korunma yollarındandır" dedi. Her yıl mayıs ayının ilk salı günü kutlanan Dünya Astım Günü dolayısıyla bilgilendirmede bulunan VM Medical Park Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Taha Güllü, "Dünya Astım Günü, nefes almanın ne kadar kıymetli olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Astım, tüm dünyada milyonlarca insanı etkileyen, akciğerdeki hava yollarında mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu daralması sonucu ortaya çıkan kronik bir akciğer hastalığıdır. Ancak doğru yönetildiğinde, kontrol altına alınabilen bir hastalıktır" şeklinde konuştu. "Hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, kuru öksürük ve nefes darlığına dikkat" Hastalığın belirtilerini sıralayan Doç. Dr. Güllü, "Hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, kuru öksürük ve nefes darlığı gibi belirtilerle kendini gösteren astım, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir. Dünyada 350 milyon kişinin astım hastası olduğu, her yıl 400 binden fazla kişinin ölümünün astıma bağlı olduğu bilinmektedir" ifadelerini kullandı. "Polen yoğunluğu fazla olan sabah saatlerinde pencereleri kapalı tutun" Astım ataklarını nelerin tetiklediğine değinen Doç. Dr. Güllü, "Astım ataklarını tetikleyen birçok çevresel faktör vardır. Özellikle ilkbahar ve yaz aylarında havada yoğun şekilde bulunan polenler, astımı olan bireyler için ciddi bir risk oluşturur. Çayır otu, zeytin ağacı, çınar ve pelin otu gibi bitkilerin polenleri, rüzgârla yayılarak solunum yollarını tahriş edebilir. Polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamak, maske kullanmak ve pencereleri kapalı tutmak, korunma yollarındandır" dedi. "Evler düzenli havalandırılmalı" Bir diğer önemli tetikleyicinin ise ev ortamında sıklıkla karşılaştığımız ev tozu akarları olduğunu dile getiren Doç. Dr. Güllü, şu bilgileri paylaştı: "Gözle görülmeyen bu mikroskobik canlılar yatak, yastık, halı, perde ve peluş oyuncak gibi eşyaların içinde yaşar. Özellikle nemli ve havasız alanlarda hızla çoğalırlar. Akarlarla mücadelede evin düzenli havalandırılması, yatak takımlarının sıcak suyla yıkanması ve toz tutan eşyaların azaltılması önerilir. Astım krizlerini tetikleyen diğer unsurlar arasında sigara dumanı, hava kirliliği, hayvan tüyleri, soğuk hava, egzersiz ve stres gibi faktörler de yer alır. Astımı olan bireyler bu riskleri tanımalı ve mümkün olduğunca uzak durmalıdır." "Astım tedavi edilebilir bir hastalık" Astımın aslında korkulacak bir hastalık olmadığının altını çizen Doç. Dr. Güllü, "Doğru ilaç tedavisi, düzenli doktor kontrolleri ve tetikleyicilerden korunma ile astımlı bireyler de sağlıklı bir yaşam sürebilir, spor yapabilir, seyahat edebilir, hatta profesyonel kariyerlerinde dahi başarıyla ilerleyebilir" ifadelerine yer verdi. "Yalnızca astımlı bireyler değil, toplumun geneli bilinçlenmeli" Son olarak astımın kontrolünün mümkün olduğunu sözlerine ekleyen Doç. Dr. Güllü, "Dünya Astım Günü vesilesiyle, yalnızca astımlı bireylerin değil, toplumun genelinin bu konuda bilinçlenmesi büyük önem taşır. Nefes alabilmek, yaşamın en temel göstergesidir. Bugün, bu en basit ama en hayati bu eylemi fark etme günüdür. Nefesiniz hep açık olsun" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
’Horlama, çiftleri ayırabilir’
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:06 ’Horlama, çiftleri ayırabilir’ Toplumda sıkça göz ardı edilen horlamanın yalnızca bir sağlık sorunu olmadığını, aynı zamanda çiftler arasında ciddi ilişki problemlerine yol açabileceğini belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Mukadder Korkmaz, "Gece boyunca düzenli uyuyamayan çiftlerden biri, zamanla psikolojik ve fiziksel olarak yıpranabiliyor. Uyku bölünmeleri, sabah yorgunlukları ve gün içi tahammülsüzlük çiftler arasındaki huzuru zedeliyor. Süreç ilerledikçe horlayan kişi farkında bile olmadan ilişkide uzaklaşmaya sebep olabiliyor" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Mukadder Korkmaz, toplumda sıkça göz ardı edilen horlamanın yalnızca bir sağlık sorunu olmadığını, aynı zamanda çiftler arasında ciddi ilişki problemlerine yol açabileceğine dikkat çekti. Doç. Dr. Korkmaz, "Gece boyunca düzenli uyuyamayan çiftlerden biri, zamanla psikolojik ve fiziksel olarak yıpranabiliyor. Uyku bölünmeleri, sabah yorgunlukları ve gün içi tahammülsüzlük çiftler arasındaki huzuru zedeliyor. Süreç ilerledikçe horlayan kişi farkında bile olmadan ilişkide uzaklaşmaya sebep olabiliyor" diye konuştu. "Ciddi sorunların habercisi olabilir" Horlamanın, genellikle masum gibi görünse de altta yatan ciddi sorunların habercisi olabileceğini söyleyen Doç. Dr. Korkmaz, "Özellikle obstrüktif uyku apnesi sendromu gibi durumların tedavi edilmemesi halinde kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, diyabet gibi sistemik hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Basit horlama ile uyku apnesi arasında fark vardır. Her horlama tedavi gerektirmeyebilir, ancak sürekli ve yüksek sesle horlayan kişiler mutlaka Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmalıdır" ifadelerine yer verdi. "Tedavi mümkün" Doç. Dr. Korkmaz, horlamanın tedavisinin mümkün olduğunu vurgulayarak, "Kilo kontrolü, yaşam tarzı değişiklikleri, alkol ve sigaradan uzak durmak, uyku pozisyonunu değiştirmek gibi önlemlerle horlama azaltılabilir. Gerekli durumlarda burun tıkanıklıkları ya da bademcik büyümesi gibi yapısal problemler cerrahiyle çözülebileceği gibi damak ve burun etlerine müdahalede horlamayı azaltmaya yardımcı olur" diye konuştu. "Çiftler konuşmalı, uzmandan yardım almalı" Horlama şikayetlerinin çiftler arasında bir tabu haline gelmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Korkmaz, "Birçok çift bu problemi konuşmaktan çekiniyor. Oysa ki, horlama tedavi edilebilir bir durumdur. Eşlerin karşılıklı anlayış ve uzman desteği ile bu süreci sağlıklı şekilde yönetmeleri mümkündür" diye konuştu.
Kanser tedavisinde nokta atışı
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:39 Kanser tedavisinde nokta atışı Kanser hastalığında Radyonüklid tedavi, Medical Point Gaziantep Hastanesi de başarıyla uygulanıyor. Kanserle mücadelede klasik yöntemlerin ötesine geçilerek, daha hedefe yönelik, daha az yan etkili ve daha etkin tedavi yöntemleri geliştiriliyor. Bu alandaki en dikkat çekici yeniliklerden biri olan radyonüklid tedavi, Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulanan bu tedavi yöntemi Nükleer Tıp Uzmanı Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy öncülüğünde Medical Point Gaziantep Hastanesi de başarıyla sunuluyor. Radyonüklid tedavi nedir Radyonüklid tedavi, nükleer tıbbın sunduğu imkanlarla, radyoaktif maddelerin doğrudan tümör hücrelerine yönlendirilmesini ve bu hücrelerin içeriden hedef alınarak yok edilmesini sağlayan bir yöntemdir. Bu tedavide kullanılan radyonüklid maddeler, özel taşıyıcı moleküller aracılığıyla tümöre bağlanır ve sadece hastalıklı hücreleri etkileyerek sağlıklı dokuları mümkün olan en az seviyede etkiler. "Akıllı moleküllerle kişiye özel savaş" Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, radyonüklid tedavinin kişiselleştirilmiş onkolojik tedavilerin en etkili örneklerinden biri olduğunu vurgulayarak, "Artık tüm hastalara aynı kemoterapi protokolünü uygulama dönemi geride kaldı. Hastalığın türüne, yayılımına ve hastanın biyolojik yapısına özel planlamalar yaparak tedaviyi doğrudan hedefe yönlendiriyoruz" dedi. Radyonüklid tedavi özellikle şu alanlarda başarılı sonuçlar veriyor: Prostat kanseri: Lutetium-177 PSMA tedavisi, Nöroendokrin tümörler: Lutetium-177 DOTATATE tedavisi, Tiroid kanserleri: I-131 tedavisi, Ağrılı kemik metastazlarında Lutesyum 177 -EDTMP tedavisi. Yan etkiler azalıyor, yaşam kalitesi artıyor Radyonüklid tedavinin klasik kemoterapiye göre en büyük avantajlarından biri, sistemik yan etkilerin oldukça düşük olmasıdır. Mide bulantısı, saç dökülmesi gibi yan etkiler çok daha az görülür, bu da hastaların günlük yaşamlarını sürdürebilmelerine imkan tanır. "Kanser tedavisi artık yalnızca hastalığı yok etmeye değil, hastanın yaşam kalitesini korumaya da odaklanmalı," diyen Doç. Dr. Aksoy, özellikle ileri evre hastalarda bu tedavi yaklaşımının umut verici sonuçlar sağladığını ifade etti. Medical Point Gaziantep bölgenin nükleer tıp üssü Medical Point Gaziantep Hastanesi, ileri teknolojiyle donatılmış nükleer tıp ünitesi, PET/BT görüntüleme cihazları ve özel radyonüklid tedavi alanları ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bu alanda hizmet veren öncü sağlık kuruluşlarından biri konumunda. Tedavi süreci, multidisipliner bir yaklaşımla; nükleer tıp, onkoloji, radyoloji ve iç hastalıkları uzmanlarının koordineli çalışmasıyla yürütülüyor. Geleceğe umut taşıyan yaklaşım Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, radyonüklid tedavilerin yalnızca günümüzün değil, geleceğin de en etkili kanser tedavi yöntemlerinden biri olduğunu belirtti. Dr. Aksoy, "Her hastamızın hikayesi farklı. Biz bu hikâyelere bilimsel ve insani bir yaklaşımla dokunuyoruz. Gaziantep’te dünya standartlarında bir tedavi sunmanın gururunu yaşıyoruz" diye konuştu.
Diş hekiminden aşırı korkan çocuklar için uygulanan anestezi yöntemleri kaygıyı azaltıyor
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:36 Diş hekiminden aşırı korkan çocuklar için uygulanan anestezi yöntemleri kaygıyı azaltıyor Acıbadem Eskişehir Hastanesi Pedodonti Uzmanı Diş Hekimi Kevser Danıştı, diş hekimi korkusu olan çocuklarda sedasyon ve genel anestezi ile yapılan tedavilerin, korku ve kaygı düzeyini azaltarak ilerideki klinik süreçleri kolaylaştırdığını ifade etti. Pedodonti Uzmanı Diş Hekimi Kevser Danıştı, çocuk diş hekimliğinde tedavi başarısının en önemli göstergelerinden birinin "Çocuğun klinikten mutlu ayrılması" olduğunu vurguladı. Diş Hekimi Danıştı, pedodonti (çocuk diş hekimliği) branşının "Süt dişlerinin tedavisi, diş travmaları, çürük önleme uygulamaları, ortodontik yönlendirme ve ağız hijyeni eğitimi" gibi birçok alanda çocuğun ağız sağlığını korumak, gelişimini takip etmek ve travmasız bir klinik deneyimi sağlamak amacıyla 0-13 yaş grubu çocuklara hizmet verdiğini dile getirdi. Ayrıca, çocuklara özel koruyucu uygulamalar (fissür örtücü, flor uygulaması) ve ağız hijyeni eğitiminin de pedodontinin kapsamı içinde olduğunu söyledi. "Diş kontrollerine ilk dişle başlanmalı" Çocukların ilk diş muayenesinin ilk dişinin çıktığı 6. ay itibarıyla yapılmasını tavsiye eden Diş Hekimi Danıştı, "Bu erken dönemde yapılan kontroller, çürük gelişimini önleyici bilgi aktarımı ve bakım alışkanlıklarının kazandırılması açısından büyük önem taşıyor. Daha sonra ise 6 ayda bir düzenli diş hekimi kontrolleri ile çürükler ve diğer ağız içi sorunlar erken aşamada tespit edilebiliyor. Bu da hem daha kısa hem de konforlu tedavi süreçlerini mümkün kılıyor" diye konuştu. "Sedasyon ve genel anestezi uygulanabiliyor" Diş hekimi korkusu, bulantı refleksi, özel bakım ihtiyacı veya sistemik hastalıklar gibi durumların, çocuk hastaların tedavisini zorlaştırabildiğini belirten Diş Hekimi Danıştı, bu gibi durumlarda ileri davranış yönlendirme yöntemleri olan sedasyon ve genel anestezinin devreye girdiğini ifade etti. Sedasyon ya da genel anesteziye karar verilmeden önce, hastanın tıbbi geçmişi, yapılacak tedavi planı, kan tahlilleri ve röntgen sonuçları uzman hekimlerce değerlendirildiğini aktaran Danıştı, kısa süreli ve su gerektirmeyen işlemlerde sedasyon yeterli olurken, uzun ve su kullanılan tedavilerde havayolu güvenliği açısından genel anestezi tercih edildiğini anlattı. Her iki yöntemin de ameliyathane şartlarında, temel ve ileri yaşam desteği ekipmanlarıyla uygulandığını söyleyen Danıştı, "İşlem sırasında çocuğun durumu anestezi uzmanı tarafından takip edilirken, planlanan tüm tedaviler çocuk diş hekimi tarafından gerçekleştirilir. Tedavi sonrası çocuk güvenle uyandırılır, gözlem odasında takip edilir ve taburcu edilmeden önce ağrı kontrolü sağlanır. Anestezi etkisi geçene kadar beslenmeye dikkat edilmesi, uyuşukluk nedeniyle dudak ısırmalarının önlenmesi ve yapılan dolgu ya da çekimlere alışma sürecine zaman tanınması gerekmektedir" ifadelerini kullandı. "Çocuklar diş ağrısıyla yaşamayı öğreniyor" Diş tedavisinin başarısının yalnızca işlemle sınırlı olmadığının altını çizen Diş Hekimi Danıştı, tedavi sonrası ağız hijyenine dikkat edilmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması ve düzenli diş hekimi kontrollerinin uzun vadede ağız sağlığını korumada büyük önem taşıdığını dile getirdi. Araştırmalara göre, diş hekimi korkusu olan çocuklarda sedasyon ve genel anestezi ile yapılan tedavilerin, kaygı düzeyini azaltarak ilerideki klinik süreçleri kolaylaştırdığını vurgulayarak "Ne yazık ki, halen bu yöntemlere ulaşamayan ve diş ağrısıyla yaşamayı öğrenen çocuklar var. Oysa toplumda bu alandaki farkındalığın artması, erken dönemde müdahale ve sağlıklı bireylerin yetişmesi açısından kritik önemde" dedi.
"Sağlığımız ellerimizde"
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:03 "Sağlığımız ellerimizde" Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve El Hijyeni Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Bekir Tunca, "Unutmayalım ki, basit bir el yıkama alışkanlığı, bireysel sağlıktan küresel salgınların kontrolüne kadar pek çok alanda hayat kurtarır" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve El Hijyeni Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Bekir Tunca, 5 Mayıs El Hijyeni günü dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. El hijyenini ellerimizi görünür kirlilikten arındırmanın yanı sıra zararlı mikroorganizmaları uzaklaştırmak için yapılan temizlik uygulamalarının tümü olarak tanımlayan Tunca, "Ellerimiz, gün içinde en çok temas ettiğimiz organlarımızdır. Enfeksiyonlar genellikle temas yoluyla bulaşır. Doğru el hijyeni, solunum yolu enfeksiyonları, ishal, hepatit A gibi hastalıkların yayılmasını engellemesi nedeniyle bireysel ve toplumsal sağlık açısından gereklidir. Örneğin, grip virüsü taşıyan biri hapşırdığında eline mikrobu bulaştırır. Tokalaşma veya ortak kullanılan eşyalarla virüsü diğer insanlara aktarabilir. El yıkama, bu zinciri kırmaktadır" dedi. Bol bol yıkayın El hijyenini sağlamak için yapılması gerekenleri sıralayan Öğretim Üyesi Tunca, "Ellerimizi yemeklerden önce ve sonra, tuvalet kullanımından sonra, hapşırma/öksürme sonrası, toplu taşıma gibi kalabalık ortamlardan çıkınca, hasta birinin bakımını yaptıktan sonra, evcil hayvanlarla temas edince mutlaka yıkamalıyız" şeklinde konuştu. "En az 20 saniye, su ve normal sabunla yıkamalıyız" Doğru el yıkama tekniği hakkında bilgi veren Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Tunca konuşmasında "Ellerimizi yıkarken el sırtı, parmak araları ve uçları gibi bazı alanlar ihmal edilebilmektedir. El yıkarken mutlaka en az 20 saniye boyunca el sırtı, parmak araları ve tırnak uçları dahil su ve sabunla ovalayarak yıkamaya göstermeliyiz" ifadelerine yer verdi. Sabunla el yıkamanın daha etkili bir yöntem olduğunu vurgulayan Tunca, "Eller görünür şekilde kirliyse mutlaka sabun ve su tercih edilmeli. Dezenfektanlar, suya erişilemeyen durumlarda (toplu taşımada, dışarıda) kullanılabilir. Sabun, mekanik ve kimyasal temizlik sağladığı için daha geniş koruma sunmaktadır" ifadelerine yer verdi. "Sağlığımız ellerimizde" El dezenfektanlarının pratik kullanımı nedeniyle sık tercih edilebildiğini bildiren Dr. Öğr. Üyesi Tunca, ancak dezenfektanların sık kullanım sonucunda cildi hassas bireylerde ciltte kuruluk ve tahriş gibi problemler ortaya çıkabildiğine işaret etti. 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü’nün bu konuda farkındalık oluşturmak için önemli bir fırsat olduğuna dikkat çeken Tunca, "Unutmayalım ki, basit bir el yıkama alışkanlığı, bireysel sağlıktan küresel salgınların kontrolüne kadar pek çok alanda hayat kurtarır. Bu alışkanlığı çocuklarımıza da öğreterek, sağlıklı nesiller yetiştirebiliriz. El hijyeni, bir öz bakım rutini değil, toplumsal bir sorumluluktur" ifadeleri ile açıklamasını sonlandırdı.