SAĞLIK
Medicana Sohbetleri’nin konuğu Deniz Celep oldu 22 Mayıs 2026 Cuma - 17:57:28 Medicana International İzmir Hastanesi’nin düzenlediği Medicana Sohbetleri söyleşi serisinin "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı oturumuna konuk olan TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Deniz Celep; yönetiminde yer aldığı tesiste yüzde 89 kadın istihdamı sağladıklarını ve İzmir’in kadın girişimciliğinde öncü olduğunu belirtti. Kadınların iş dünyasındaki rolünü artırmak için yürütülen projelere ve küresel hedeflere dikkat çeken Celep, "Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor" mesajını verdi. Medicana International İzmir Hastanesi’nin gelenekselleşen "Medicana Sohbetleri" söyleşi serisinin Mayıs ayı konuğu, tarım ve gıda sektörünün öncü girişimcilerinden, TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) İcra Kurulu Başkanı Deniz Celep oldu. Gazeteci Banu Şen’in moderatörlüğünde gerçekleşen "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı söyleşide, kadınların iş hayatındaki gücü, sürdürülebilirlik, inovasyon ve kadın girişimcilerin desteklenmesinin önemi masaya yatırıldı. Söyleşinin açılışında İzmir’in tarih boyunca Amazonlardan bu yana kadına değer veren ve kadın öncülüğünü destekleyen bir şehir olduğunu vurgulayan TOBB İzmir KGK Başkanı Deniz Celep, kentin girişimcilik istatistiklerine dikkat çekti. İş İnsanı Girişimci Deniz Celep, "İzmir’de kadın girişimci oranı yüzde 39 ile Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Ancak küresel ölçekte henüz istediğimiz sıralamalarda değiliz. Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor. Biz de kurul olarak ‘Eşitlik Yıldızları’ gibi projelerimizle eşit işe eşit ücret ve cinsiyet eşitliği konularına odaklanıyor, kadınlarımızın uluslararası temsiliyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz" dedi. Yüzde 89 kadın istihdamı ve dünyanın 35 ülkesine ihracat Ailesinin tarım sektörüne nasıl başladığını ve sektördeki dönüşümünü paylaşan Deniz Celep, 1953 yılında dedesinin kurduğu ilk çiftçi fabrikasından bugüne, 3. kuşak olarak tarıma dayalı sanayide büyümeye devam ettiklerini belirtti. Abisi ile birlikte yönettikleri tesiste Ege Bölgesi’nin ürünlerini dünyanın 35 ülkesine ihraç ettiklerini ifade eden Deniz Celep, şirketteki kadın gücünü şu sözlerle aktardı: "400 çalışanımız içinde yüzde 89 kadın çalışan oranına sahibiz. Ne kadar güçlü bir teknoloji altyapımız olursa olsun, bizim için kadın emeği önceliklidir. Tarımda sürdürülebilirliği, planlamayı ve disiplini sağlayan en büyük güç kadın çalışanlarımızın varlığıdır." Kadın girişimcisinin önündeki en büyük engel: Finansmana erişim Kadın girişimcilerin e-ticaret alanına olan ilgisine ve bu alanda İzmir’den çıkan Tire’deki iğne oyası üreticisi İpek Hanım ile ödüllü bebek taşıma çantası tasarımı yapan Duygu hanım gibi başarı hikayelerine değinen Deniz Celep, en büyük zorluğun finansman olduğunu belirterek, "Kadın girişimciliğinde en kritik nokta finansmana erişim ve nakit akış yönetimidir. Sermaye gücü düşük başlayan kadınlarımızı güçlendirecek projeler üretiyoruz. İş hayatının temel kuralı, gerçekleştirebileceğiniz vaatlerde bulunmaktır. Kısa sürede zengin olma hayalleri yerine, planlı ve kaliteli hizmet sunarak uzun soluklu iş birlikleri kurmalıyız. Bu süreçte kadınların ‘Ben yaptım, sen de yapabilirsin’ diyerek birbirine deneyim aktarması çok kıymetli" sözlerini kaydetti. Kurumların ortak sinerjisi ve gençleri kentte tutma hedefi İzmir’deki oda, borsa ve yerel yönetimlerin kadın projelerine çok büyük destek verdiğini belirten Deniz Celep; EİB, İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarının altını çizdi. İzmir’in Urla, Çeşme, Foça gibi parlayan bölgeleriyle yeniden bir cazibe merkezi olduğunu ifade eden Deniz Celep, genç istihdamını kentte tutmak için TOBB Genç Girişimciler Kurulu ile ortak projeler yürüttüklerini ve Medicana gibi şehre değer katan yatırımların bu anlamda çok önemli birer rol model olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.
22 Mayıs 2026 Cuma - 17:08 Uzmanından bayramda diyabet ve tansiyon hastalarına uyarı Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Emine Hande Öksüz, özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bayram sürecinde beslenme düzenlerini korumaları gerektiğini söyledi. Bayram dönemlerinde artan kırmızı et, tatlı ve ikram tüketiminin kronik hastalıklarda sağlık risklerini artırabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Öksüz, vatandaşlara önemli tavsiyelerde bulundu. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarına dikkat çeken Uzm. Dr. Öksüz, "Bayramlar; ikramların, tatlıların ve düzensiz öğünlerin arttığı özel dönemlerdir. Ancak özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bu süreçte beslenme ve yaşam düzenlerine daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Artmış kırmızı et, şerbetli tatlı ve ikramların fazlaca tüketilmesi hastalarımızın tedavilerinde aksaklıklara yol açmaktadır" dedi. "Gün içerisinde yeterli su tüketin" Dikkat edilmesi gereken hususları vurgulayan Uzm. Dr. Öksüz, "Bu hususta dikkat edilmesi gereken noktalar, diyabet hastalarımız için öğün saatlerini mümkün olduğunca düzenli sürdürün. Uzun süre aç kalmayın. Şerbetli tatlılar, şekerlemeler ve çikolataları kontrollü tüketin. Mümkünse sütlü tatlıları tercih edin ve küçük porsiyonlar kullanın. Bayram diye ilaç ve insülin dozunuzu aksatmayın, tedavilerinizi düzenli alın. Gün içerisinde yeterli su tüketin. Bayram ziyaretlerinde kısa yürüyüşler yapmak kan şekeri kontrolüne katkı sağlar. Kan şekeri ölçümlerinizi ihmal etmeyin. Halsizlik, aşırı susama, çarpıntı gibi belirtilerde mutlaka kan şekeri ölçümlerinizi yapın. Hipertansiyon hastalarımız için artmış kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinin tüketimi kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyonla ilişkili bulundurulmuştur. Tuzlu yiyecekler, salamura ürünler, işlenmiş etler, aşırı çay-kahve tüketiminden kaçının. Ağır ve yağlı yemekler yerine dengeli porsiyonlar tercih edin. İlaçlarınızı düzenli kullanmaya devam edin. Tansiyon takibinizi ihmal etmeyin; baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı gibi belirtilerde tansiyon ölçümünüzü yapın. Yeterli uyku ve dinlenme sağlamaya çalışın. Aşırı stres ve uykusuzluk tansiyonunuzda yükselmelere yol açabilir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün en sık tüketilmesi gereken besinleri; sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyatlar olarak belirlediğini dile getiren Öksüz, "Bu besinler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak mikrobiyatasını destekler, kolesterol düşürücü etkiye sahiptir ve kan şekerinizdeki dalgalanmaların önüne geçer. Son olarak; tuzu günlük bir çay kaşığını geçmeyecek şekilde tüketmek böbrek sağlığının korunmasında ve hipertansiyonun önlenmesinde yardımcı olur. Unutmayın, bayram sofralarında önemli olan miktar değil, paylaşım ve keyiftir. Sağlıklı tercihlerle bayramınızı güvenle ve huzurla geçirebilirsiniz" ifadelerine yer verdi.
22 Mayıs 2026 Cuma - 16:06 Kurban bayramı’nda sağlıklı beslenmenin püf noktaları Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, Kurban Bayramı’nda artan et ve tatlı tüketimine karşı vatandaşları uyardı. Porsiyon kontrolü, doğru pişirme yöntemi, su tüketimi ve hareketin önemine dikkat çeken Kaleli, bayramın yasaklarla değil dengeyle geçirilmesi gerektiğini söyledi. Bursa, Kurban Bayramı’nda sofralarda kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, bayram sürecinde yasaklarla değil dengeyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaleli, "Amaç kendimizi mahrum bırakmak değil, porsiyon kontrolünü sağlayarak sağlıklı bir bayram geçirmek" dedi. "Kurban eti tüketiminde porsiyon uyarısı" Kırmızı etin yüksek doymuş yağ ve kolesterol içerdiğine dikkat çeken Dyt. Enes Çağrı Kaleli, günlük et tüketiminin 100-150 gramı geçmemesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kolesterol, tansiyon ve gut hastalarının daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kaleli, "Yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğündeki porsiyon ideal kabul ediliyor" diye konuştu. "Et mutlaka dinlendirilerek tüketilmeli" Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceğini söyleyen Kaleli, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kaleli, "Ette oluşan ölüm sertliği hem pişmesini zorlaştırır hem de sindirimi olumsuz etkiler. Dinlendirilmiş et mide ve bağırsak sağlığı açısından çok daha uygundur" dedi. "Pişirme yöntemine dikkat" Kavurma yapılırken ekstra yağ kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kaleli, "Et kendi yağıyla pişirilmeli. Izgara, haşlama ve fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli" ifadelerini kullandı. "Etin yanında mutlaka salata tüketin" Et tüketiminin yanında lifli besinlerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Kaleli, bol limonlu mevsim salatasının sindirimi desteklediğini söyledi. C vitamininin demir emilimini artırdığını belirten Kaleli, "Salataya limon sıkılması veya yanında yeşil biber tüketilmesi oldukça faydalı. Yemekten hemen sonra içilen çay ve kahve ise demir emilimini azaltıyor" dedi. "Tatlı tüketiminde "tadımlık" önerisi" Bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlı tüketiminin kontrolsüz şekilde artabildiğini belirten Dyt. Enes Çağrı Kaleli, vatandaşlara porsiyon kontrolü önerdi. Kaleli, "Her ikramı tamamen tüketmek yerine tadımlık miktarlarda yemek ya da porsiyonu paylaşmak daha sağlıklı bir yöntem olacaktır" diye konuştu. "Su tüketimi ve yürüyüş önerisi" Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Kaleli, günlük en az 2.5-3 litre su içilmesini tavsiye etti. Çay ve kahvenin su yerine geçmediğini ifade eden Kaleli, akşam yemeklerinden sonra yapılacak yürüyüşlerin sindirimi kolaylaştıracağını söyledi. "Önemli olan dengeyi koruyabilmek" Bayramda bir öğünde fazla kaçırmanın büyük bir sorun olmadığını ifade eden Kaleli, "Önemli olan ertesi gün kendinizi cezalandırmak değil, sağlıklı beslenme düzenine kaldığınız yerden devam etmek. Bayram, sevdiklerimizle geçirilen özel bir zaman dilimi" açıklamalarında bulundu.
Denizli’de "Okulumda Kan’panya" projesiyle kan bağışına dikkat çekildi
29 Nisan 2025 Salı - 13:56 Denizli’de "Okulumda Kan’panya" projesiyle kan bağışına dikkat çekildi Denizli’de veliler ve öğrencilerin kan bağışının önemi konusunda bilgilendirildiği projenin tanıtımında konuşan Vali Ömer Faruk Coşkun, "İnşallah bundan sonra da hep birlikte bütün kurumlarımızda, okullarımızda bu kampanyaların sürdürülmesi için gayret içerisinde olacağız" dedi. Denizli’de İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Kızılay Kan Bağışı Merkezi iş birliğinde başlatılan "Okulumda Kan’panya" projesi kapsamında veliler ve öğrencilere kan bağışının önemi anlatıldı. "Okulumda Kan’panya" projesi çerçevesinde Doğan Demircioğlu Emsan İlkokulu’nda düzenlenen kan bağışı etkinliğinde veliler ve öğretmenler yoğun ilgi gösterdi. Önemli bir farkındalığa imza atan öğretmen ve velilere teşekkür eden Vali Ömer Faruk Coşkun, kan bağışına verdikleri desteklerden dolayı okul müdürlerine plaket takdim etti. "Hep birlikte bu kampanyaların sürdürülmesi için gayret içerisinde olacağız" Kan bağışında bulunan bütün vatandaşlarımıza teşekkürlerini ileten ve bu tür kampanyaların sürdürülmesi için gayret içerisinde olacaklarını belirten Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, "Öncelikle kan bağışında bulunan bütün hemşehrilerimize, vatandaşlarımıza ve velilerimize çok teşekkür ediyorum. Kızılay Kan Bölge Müdürlüğümüz, Kızılay başkanlığımızla birlikte okullarımızda velilerimize yönelik olarak kan kampanyası yürütüyorlar. Bizde bu vesileyle hem bağışçılarımıza teşekkür etmek, şükranlarımızı sunmak hem de öğretmenlerimizi, idarecilerimizi, velilerimizi bu anlamda bir motivasyon sağlamak için ziyaret ettik. Ben tekrar bütün bağışçılarımıza teşekkür ediyorum. Kan ikamesi olmayan bir ürün. Dolayısıyla bunu sadece bağış yaparak temin edebiliyoruz. Hastalarımıza şifa oluyor. Bu anlamda çok önemli, yeri ayrı olan bir bağış. Bu farkındalığın artırılması hem de vatandaşlarımızın, hemşehrilerimizin özendirilmesi için bu faaliyetlerimizi yürütmeye çalışıyoruz. Ben bu faaliyetlerde emeği geçen Bölge Müdürlüğümüze çok teşekkür ediyorum. İnşallah bundan sonra da hep birlikte bütün kurumlarımızda, okullarımızda bu kampanyaların sürdürülmesi için gayret içerisinde olacağız" dedi. Okulda düzenlenen etkinliğe, Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, Pamukkale Kaymakamı Uğur Bulut, İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, Güney Ege Bölge Kan Merkezi Bölge Müdürü Dr. Ferda Korkut ve Kızılay Şube Başkanı Pınar Gökçe ile veliler katıldı.
"Artan aşı reddi halk sağlığı açısından ciddi riskler oluşturuyor"
29 Nisan 2025 Salı - 13:42 "Artan aşı reddi halk sağlığı açısından ciddi riskler oluşturuyor" Son yıllarda küresel çapta azalan aşı güveni ve artan aşı reddinin halk sağlığı açısından ciddi riskler oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Nur Baran Aksakal, aşılama programlarının her yıl milyonlarca hayat kurtardığının altını çizdi. Prof. Dr. Nur Baran Aksakal yaptığı açıklamada, son yıllarda küresel çapta azalan aşı güveni ve artan aşı reddinin halk sağlığı açısından ciddi riskler oluşturduğunu ve bu durumun bilimsel kanıtlar yerine kulaktan dolma bilgilere dayanan ve sosyal medyada hızla yayılan asılsız iddiaların etkisiyle daha da karmaşık hale gelmekte olduğunu vurguladı. Aksakal, "Bağışıklama, bireyleri hastalıklara karşı korumak için bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlayan bir yöntem. Bağışıklama doğal ve kazanılmış olmak üzere ikiye ayrılıyor: Doğal bağışıklık, hastalık geçirildikten sonra gelişirken, kazanılmış bağışıklık aşılarla kazanılıyor. Aşılar, en yaygın kazanılmış bağışıklama yöntemidir ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde hayati bir rol oynuyor" dedi. Özellikle çocukluk çağı aşılamalarında aşı tereddüdünün ve reddinin artması, toplum sağlığı üzerinde büyük tehdit oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Nur Baran Aksakal, "Aşı reddinin artışı, sadece bireysel bir tercih olarak değerlendirilmemelidir. Bu durum toplum bağışıklığını zayıflatarak kızamık, boğmaca, gibi önlenebilir hastalıkların tekrar yayılmasına ve salgın riskinin artmasına neden olabiliyor. Geçmişte bu hastalıklar nedeniyle büyük kayıplar yaşanırken, aşılar sayesinde bu hastalıklar büyük ölçüde kontrol altına alındı. Ancak, bilgi eksikliği, yanlış yönlendirmeler ve bilimsel olmayan kaynaklara duyulan güvenin artışı, aşılara olan inancı sarsmaktadır" dedi. "Doğru bağışıklama programları her yıl milyonlarca hayat kurtarıyor" Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, aşılama programlarının her yıl milyonlarca hayat kurtardığını belirten Prof. Dr. Nur Baran Aksakal, "Çocukluk çağı aşılamaları, kızamık, çocuk felci ve difteri gibi ölümcül hastalıkları büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Gebelik döneminde uygulanan aşılar ise hem anne hem de bebeğin sağlığını koruyarak, yeni doğan ölümlerini azaltmada önemli bir rol oynar. Doğru bağışıklama programları yalnızca bireyleri değil, toplumun tamamını koruyarak salgın hastalıkların önüne geçiyor. Halk sağlığının korunması ve olası salgınların önlenmesi için toplumun tüm kesimlerini kapsayan sağlık okuryazarlığının artırılması, bilimsel gerçekler ışığında doğru bilgilendirmenin sağlanması büyük önem taşıyor. Bu doğrultuda, ülkemize özel bir yol haritası belirlenerek geniş kapsamlı bir kamuoyu bilinçlendirme kampanyası yürütülmelidir. Aşı konusunda bilgi eksikliğini gidermek ve artan aşı reddi vakalarını kontrol altına almak için bilim insanları, sağlık otoriteleri, eğitim kurumları ve medya iş birliği içinde hareket etmeli; toplumda güven ortamı oluşturacak şeffaf ve bilimsel iletişim stratejileri uygulanmalıdır" dedi. "Aşılar toplum bağışıklığını desteklemede hayati önem taşıyor" Prof. Dr. Nur Baran Aksakal aşıların, bireyin enfeksiyonlara karşı korunmasını sağlamanın yanı sıra toplum bağışıklığını da desteklediğini, özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan bebekler, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler için aşıların hayati önem taşıdığını söyledi. Aksakal, "Pandemiler ve salgın hastalıklarla mücadelede en güçlü silahımız, toplumun aşılanmasını sağlayarak bulaşıcı hastalıkların yayılmasını durdurmaktır. Türkiye’de çocukluk çağı aşı takvimi, dünya standartlarında gelişmiş ve kapsamlı bir program. Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz olarak sunulan bu program, bebeklik ve çocukluk döneminde bireyleri zatürreden hepatite, difteriden boğmaca aşılarına kadar birçok hastalığa karşı koruyarak toplum sağlığını güvence altına alıyor. Ancak, bu başarının sürdürülebilmesi için aşı reddinin kritik seviyelere ulaşmasını engelleyecek bilinçlendirme çalışmalarının güçlendirilmesi gerekmekte. Bilimsel gerçeklere dayalı doğru bilgiye ulaşmak, sağlıklı bir toplumun temelidir. Aşılar hayat kurtarır, aşı reddi ise salgınlara kapı aralar. Aşıların bireysel ve toplumsal sağlık için vazgeçilmez olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, toplumun her kesimini aşı konusunda bilinçli olmaya davet ediyorum" dedi. "Aşılar hakkında çokça yanlış algı ile karşılaşıyoruz" Aksakal, "Toplumda en sık karşılaşılan yanlış algılardan biri, aşıların hastalıklara neden olduğu yönündeki inanıştır. Oysa aşılar hastalık yapmaz; aksine bağışıklık sistemini eğiterek vücudu hastalıklara karşı hazır hale getirir. Bazı aşılar tamamen hastalığı engelleyemese de hastalığın seyrinin ağırlığını ve süresinin azaltabilir ve ölümlerin önüne geçer. Bir diğer yaygın yanılgı, aşıların uzun vadeli yan etkilerinin bilinmediği yönünde. Ancak aşılar, yıllar süren klinik araştırmalardan sonra onaylanır ve kullanıma sunulur. Aynı zamanda aşılar, dünya genelinde en sıkı denetimlerden geçen tıbbi ürünler arasındadır. Üretimden uygulamaya kadar birçok aşamada güvenlik testlerinden geçirilir. Bugüne kadar yapılan araştırmalar, aşıların hastalıkları önlemede son derece etkili ve güvenli olduğunu gösteriyor. Çocuk felci gibi hastalıkların neredeyse tamamen ortadan kalkması, aşıların başarısını kanıtlar niteliktedir." "Bağışıklamanın geleceği: mRNA teknolojisi ve yeni nesil aşılar" Prof. Dr. Nur Baran Aksakal, "En son aşı teknolojileri arasında, mRNA aşılarının yanında hastalık yapıcı mikropların zararsız parçalarını kullanarak bağışıklık oluşturan protein aşıları, laboratuvarda özel hücrelerde üretilen aşılar, mikropların dış yüzündeki parçalardan bağışıklık sistemine daha iyi tanıtmak için tasarlanan gelişmiş aşılar, monoklonal antikorlar gibi hastalıklara karşı doğrudan koruyucu antikorlar sağlayan tedaviler ve birden fazla hastalık yapıcı maddeye karşı aynı anda koruma sağlayan çok yönlü aşılar bulunuyor. Bu yeni teknolojiler, çeşitli bulaşıcı hastalıklara karşı daha güçlü ve güvenli koruma sağlamayı hedefliyor" dedi.
İl Sağlık Müdürü Zeren’den aşı uyarısı
29 Nisan 2025 Salı - 12:29 İl Sağlık Müdürü Zeren’den aşı uyarısı Manisa İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Fatih Zeren 24-30 Nisan Dünya Aşı Haftası sebebiyle yaptığı açıklamada, "Aşılama her çocuk için hayatidir, her çocuğun sağlıklı yaşama hakkı vardır. Çocuklarını aşılatmak ebeveynlerin en önemli sorumluluklarından biridir" dedi. Aşıların insanları hastalıklardan korumak için uygulanan ve her yıl milyonlarca insanın hayatını kurtaran en başarılı ve etkili sağlık müdahalelerinden biri kabul edildiğine dikkat çeken Manisa İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Fatih Zeren, "Ülkemizde 1981 yılından bu yana yürütülen Genişletilmiş Bağışıklama Programı (GBP) sayesinde coğrafi konumu veya sosyoekonomik durumu ne olursa olsun her çocuğun, hayat kurtaran aşılara eşit erişimini sağlamaya önemli bir çaba sürdürülmektedir. Bu program kapsamında ülkemizde çocukluk döneminde Difteri, Boğmaca, Tetanoz, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Tüberküloz, Çocuk Felci, Hepatit-B, Hepatit A Suçiçeği, Haemophilus İnfluenzae Tip B ve Pnömokoka Bağlı Hastalıklar olmak üzere toplam 13 aşı uygulaması yapılmaktadır. İlimizde 10 Nisan 2025 tarihinde Sağlık Müdürlüğümüz ve Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi ortaklığında Aşı Karşıtlığı ve Kararsızlığı Sempozyumu düzenlenerek dünyada, ülkemizde ve bölgemizde aşı karşıtlığı ve kararsızlığının sıklığı ile nedenleri tartışılmış; aşı kararsızlığı olgularına tıbbi, hukuki, psikososyal yaklaşımlar ve aşı kararsızlığının önlenmesine yönelik çözüm önerilerinin değerlendirilmiştir." diye konuştu. Aşılamanın her çocuk için hayati olduğunu vurgulayan İl Sağlık Müdürü Zeren açıklamasını şöyle tamamladı: "Aşılama her çocuk için hayatidir, her çocuğun sağlıklı yaşama hakkı vardır. Çocuklarını aşılatmak ebeveynlerin en önemli sorumluluklarından biridir. Hemşehrilerimizi aşı konusunda duyarlı olmaya davet ediyorum."
Selçuk Tıp’ın ameliyathane kapasitesi artırıldı
29 Nisan 2025 Salı - 12:22 Selçuk Tıp’ın ameliyathane kapasitesi artırıldı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin ameliyat kapasitesi 5 yeni ameliyathane odasıyla yaklaşık yüzde 30 arttırıldı. Yeni ameliyathanelerle birlikte sağlık hizmetine erişim daha da hızlandı. Bölgenin sağlık güvencesi olma vizyonuyla hareket eden Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, tıp alanındaki her türlü gelişme ve yenilikleri yakından takip ederek kendisini sürekli yeniliyor. Yakın dönemde Konya’da önemli bir açığı kapatan robotik cerrahi sisteminin hizmete alındığı hastanede ameliyat kapasitesinin arttırılması için de yeni bir adım atıldı. Yapımı tamamlanan 5 yeni ameliyathane ve Ameliyat Öncesi Hazırlık Polikliniğinin de açılmasıyla hastaların bu alandaki ihtiyaçlarına daha hızlı cevap verilebiliyor. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İlhan Ece, hastanenin hem sürekli devam eden modernizasyon çalışmaları hem de yeni üniteler sayesinde tıbbi hizmette gücünün daha da arttığını söyledi. Prof. Dr. Ece, "Hastanemizde 20 olan ameliyathane odasına 5 yeni oda ekledik. Bu odalar sayesinde günlük 100 olan ameliyat kapasitemiz 130’lara kadar ulaştı. Bu sayede hastalarımız daha kaliteli hizmeti daha kısa sürede alacaklar" dedi. İlhan Ece, yeni ameliyathanelerin hizmete alınmasındaki katkılarından dolayı Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz’a teşekkür etti.
Medical Point’te kalın bağırsak polipleri ileri endoskopik yöntemle temizlendi
29 Nisan 2025 Salı - 12:20 Medical Point’te kalın bağırsak polipleri ileri endoskopik yöntemle temizlendi İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi’ne karın ağrısı ve dışkıda kan şikayetiyle başvuran hasta Meral Kaşarcı, kalın bağırsağında iki farklı bölgede tespit edilen kitlesel polipoid lezyon başarılı bir operasyonla alınmasıyla yeniden sağlığına kavuştu. Şikayetini anlatan Meral Kaşarcı, "Bir sabaha karşı değişik bir karın ağrısıyla uyandım. Üşüttüğümü düşündüm. Ancak tuvalet ihtiyacım sırasında sümüksü ve hafif kanlı bir dışkı fark edince hemen seyahatimi iptal edip sağlık ocağına başvurdum. Şikayetlerim devam edince Medical Point Hastanesi’ne geldim. Kolonoskopi yapıldı ve sonrasında ameliyat ihtimaliyle karşı karşıya kaldım. Çok korktum. Torba takılma riski ya da kanser endişesi yaşadım. Ancak Doç. Dr. Ömer Burçak Binicier’in desteğiyle bu süreci moral ve güvenle atlattım." dedi. İEÜ Medical Point Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ömer Burçak Binicier, yapılan kolonoskopi sonucunda kalın bağırsakta biri orta bölgeye, diğeri makat bölgesine yakın olmak üzere iki ayrı 5 ve 10 cm’lik polip saptandığını belirtti. Orta kesimdeki polip endoskopik mukozal rezeksiyon ile temizlenirken, makat bölgesine 1-2 santim mesafede yer alan daha büyük boyuttaki polip özel bir teknikle çıkarıldı. Doç. Dr. Binicier, "Hastamızda, makat bölgesine çok yakın olan geniş tabanlı lezyon nedeniyle torba takılma riski vardı. Ancak son değerlendirmemizde, lezyonun alt dokulara yayılmadığını gördük. Endoskopik submukozal diseksiyon yöntemiyle, özel bıçaklar kullanarak lezyonu tamamen temizledik. Şu an torba takılma riski bulunmamaktadır. Patoloji sonucu temiz çıktı. Yayılma olmadığı için torbasız, ameliyatsız hastamızı izlemeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. Dr. Binicier, kalın bağırsak poliplerinin belirti vermeden ilerleyebileceğini belirterek, 45 yaşından sonra hiçbir şikayet olmasa dahi düzenli kolonoskopik taramanın önemine dikkat çekti.
Küresel ısınma polen alerjisinin zamanını da etkiledi
29 Nisan 2025 Salı - 12:11 Küresel ısınma polen alerjisinin zamanını da etkiledi Polen alerjisinin normal zamanda Şubat ayında başlayıp birkaç ay sürdüğünü belirten İmmünoloji İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Şadan Soyyiğit, "Küresel iklim değişikliğiyle birlikte bunun zamanlaması yıl boyu da artık yayılmış durumda" dedi. Ağaçların çiçek açmasıyla beraber ortaya çıkan polenler insanların sosyal yaşamını kısıtlarken birtakım sağlık problemlerine de neden olabiliyor. Alerjisi olan kişiler astım hastalığı belirtileri, burun tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı gibi sorunlar yaşıyor. Bilkent Şehir Hastanesi İmmünoloji İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Şadan Soyyiğit, genetik olarak yatkınlığı olan kişilerin alerjiyi daha yoğun yaşadığını söyleyerek, alerjik belirtileri ve tedavi yöntemlerini İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine anlattı. Polen alerjisinin yakınmalarının daha çok solunum yoluyla alınan organlarda görüldüğünü anlatan Soyyiğit, burun akıntısı, hapşırık, kaşıntı, burun tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı, kızarıklık, gibi sorunlara neden olduğunu söyledi. Alerjinin astım benzeri şikayetlere de neden olabileceğini dile getiren Soyyiğit, tedavi edilemezse nefes darlığı öksürük gibi yakınmalara da sebep olabileceğini belirtti. "Genetik olarak alerjiye yatkınlığı olan kişilerde daha çok görülür" Prof. Dr. Soyyiğit, polen alerjisinin genetik olarak alerjik yatkınlığı olan kişilerde kendini gösterdiğini aktararak, "Ailesinde polen alerjisi ya da başka alerjik hastalık öyküsü olan gruplarda daha fazla görülüyor. Hastalıklı olan kişilerde polene karşı bağışıklık yanıtı oluşuyor kalıtsal olarak. O nedenle onlar da polene karşı bir aşırı duyarlılık reaksiyonu veriyorlar. Aşırı duyarlılık şikayetleri veriyorlar. Bu nedenle bu gruplarda daha fazla görülüyor" şeklinde konuştu. "Hiç şikayeti olmayan birinde erişkin çağda da yakınmalar başlayabilir" Alerjinin sadece doğuştan gelişmediğini söyleyen Soyyiğit, "Doğuştan görülebilir, yaşla birlikte artabilir. Çocuklarda da görülebilir. Ama hiç şikayeti olmadan erişkin çağda da yakınmalar başlayabilir. Hastalar, daha önce böyle hiçbir şikayetim yoktu ama sonrasında gelişti diyorlar. Bu zaman aslında kişinin duyarlandığı dönemdir. Yani polenle karşılaşır, ona karşı bir duyarlılık geliştirir, sonra da şikayetleri başlar" ifadelerini kullandı. "Bir gün önce şikayetleri yokken ertesi gün şikayetleri başlayabilir" Prof. Dr. Soyyiğit çocuk yaşta ciddi alerjik reaksiyon gösteren kişilerin hekime başvurması gerektiğine dikkati çekerek sözlerine şöyle devam etti: "Polenlerin uçuştuğu Ocak sonu Şubat başı polen alerjisinin oluştuğu zamandır. hastalarımızda küresel iklim değişikliğiyle birlikte zamanlamanın biraz fark ettiğini görüyoruz. Daha erken polen alerjisi başlayabiliyor ama hastalar onu ilişkilendiremeyebiliyorlar. Ağaçların çiçeklenmesi, polenlerin uçuşması ile birlikte bu süre Eylül’e kadar uzuyor ama en şiddetli Haziran’da görülüyor. Bir gün önce şikayetleri yokken ertesi gün şikayetleri başlayabiliyor. Küresel iklim değişikliğiyle birlikte bunun zamanlaması yıl boyuna yayılmış durumda. Ama onlar polen alerjisiyle bunun ilişkili olabildiğini anlayamıyorlar. Biz ancak testler yaptığımızda anlayabiliyoruz." "Polenlerin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmamalı" Şikayetlerin artmasıyla birlikte tedavi yöntemlerinin önemli rolü olduğuna değinen Soyyiğit, "Alerjik hastalıkların tedavisinde polenden korunmayı öneriyoruz başlangıçta. Ama yeterli olmuyor. Polenlerin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmayacak, sabah öğlen, pencereyi açmayacak, dışarıda şapka takacak, gözlük takacak, dışarıda çamaşır kurutmayacak, dışarıdan gelince üstünü değiştirecek, gerekirse duş alacak. Araçların polen fitresini sık değiştirmek, aracın camlarını açmamak gibi korunma yöntemleri var" ifadelerini kullandı. "Erken tedavi olanlar alerji dönemini rahat geçiriyor" Önceki yıllarda polen alerjisi yaşayan kişilerin erkenden doktora gelmesini önerdiklerini dile getiren Soyyiğit, "Şikayetlerin başlamadan ilaç tedavisine başlayalım, hazırlıklı gir diyoruz. Bunun için burun spreylerimiz var, alerji ilaçları var. Bunlar da birtakım hastalarımıza faydalı oluyor. Polen dönemini rahat geçiriyor" şeklinde konuştu. "Aşı, uzman doktor gözetiminde güvenle uygulanabilir" Prof. Dr. Soyyiğit alerjik rahatsızlığı ilerleyen hastalarda ilaç tedavisinin de etkili olmadığını belirterek şunları kaydetti: "Polene karşı bir aşı tedavisi uyguluyoruz hastalarımıza. Bu da alerji hastalık uzmanı denetiminde uygulanan en önemli tedavi yöntemlerinden biri. Aşıda biz poleni veriyoruz aslında. Vücuda poleni küçük küçük vererek alıştırıyoruz. Ona tolerans göstermesini sağlıyoruz. Alerji uzmanı denetiminde uzun süren bir tedavi yöntemi bu. Enjeksiyon şeklinde ya da ağızdan alınabiliyor. Enjeksiyon tarzında olanda yan etki olabileceği için hastaların yarım saat gözlem altında tutulması öneriyoruz. Doktor gözetiminde, özellikle alerji uzmanı doktorun gözetiminde olursa güvenle uygulanabilir."
Bahar alerjisi ve solunum problemlerine çözüm
29 Nisan 2025 Salı - 11:27 Bahar alerjisi ve solunum problemlerine çözüm Denizli Özel Egekent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emrah Yücel, bahar aylarında ortaya çıkan alerjik rahatsızlıklar ve yaşanan solunum problemlerinin çözümü konusunda önemli uyarı ve tavsiyelerde bulundu. Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada artan polenlerin alerjik reaksiyonlara yol açarak yüzlerce kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini belirten Özel Egekent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emrah Yücel, bu sorunların doğru tedavi ve alınacak önlemlerle büyük ölçüde hafifletilebileceğine dikkat çekti. KBB Uzmanı Op. Dr. Emrah Yücel, "Bahar aylarında artan polenler, özellikle alerjik hastalıkları tetikleyebilir. Özellikle alerjik rinit, sinüzit ve astım hastalıkları bu dönemde şiddetlenebiliyor. Bu rahatsızlıklar, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve solunum güçlüğü gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Bu dönemde alerjenlere maruz kalmayı mümkün olduğunca azaltmak önemli. Pencere ve kapıları kapatmak, polen filtresi olan hava temizleme cihazları kullanmak ve dışarı çıkarken maske takmak gibi basit önlemler, şikayetlerin şiddetini azaltabilir. Ayrıca, doktorların önerdiği ilaç tedavileri ve gerekirse alerji aşısı gibi yöntemler, hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırabilir" dedi. "Erken teşhis ve uygun tedavi önem taşıyor" Bahar alerjisi ve solunum problemlerinin tedavisinde erken teşhis ve uygun yöntemin önemine işaret eden Op. Dr. Emrah Yücel, şu yarılarda bulundu: "Erken teşhis ve uygun tedavi, kronik solunum ve alerji sorunlarının ilerlemesini engeller. Özellikle kronik sinüzit, astım veya alerjik rinit hastaları, bu dönemde semptomlar artarsa mutlaka bir KBB uzmanına başvurmalı. Tedavi edilmediği takdirde yaşam kalitesini düşürebilecek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Baharın tadını çıkarırken sağlığınızı korumanın en etkili yolu, bilinçli yaşam ve uzman desteği almak"
İzmir’den yurt dışına ilk kardiyoloji canlı yayını
29 Nisan 2025 Salı - 11:21 İzmir’den yurt dışına ilk kardiyoloji canlı yayını Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Kompleks PCI Toplantısı pek çok kardeş ülkeden canlı olarak takip edildi ve büyük bir ilgi ile karşılandı. Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nazif Erkan Konferans Salonu’nda düzenlenen "Kompleks PCI" (zorlu kalp damar açma) konulu bilimsel toplantı büyük bir başarıyla tamamlandı. Kardiyoloji alanında pek çok uzman hekimin katkı ve katılım sağladığı toplantıda önemli bilimsel sunumlar yapılırken katılımcıların deneyimleri paylaşıldı. İzmir’den yurt dışına ilk kardiyoloji canlı yayını gerçekleştirildi Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Anjiyografi Laboratuvarında gerçekleştirilen zorlu kalp damar açma işlemleri, eş zamanlı olarak hem Konferans Salonunda Pakistan Kardiyoloji Kongresine katılım sağlayan hekimlere hem de uluslararası izleyici kitlesine canlı olarak aktarıldı. İşlem sırasında, hem dış ülkedekiler hem de salonda ki katılımcılar müdahale ile ilgili sorularını sorup cevaplarını aldı. Bu önemli organizasyonun, İzmir’in Kardiyoloji alanındaki uluslararası tanınırlığını artıran bir dönüm noktası olduğu bildirildi. "Gururla temsil etmeye devam edeceğiz" İzmir Bakırçay Üniversitesi Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlker Gül, böylesi prestijli bir etkinliğin gerçekleşmesinde destek veren idarecilere, organizasyon sürecinde fedakârca çalışan hastane personeline, kliniğin değerli takım arkadaşlarına ve organizasyon komitesine teşekkür etti. Bilimsel paylaşımların ve deneyim aktarımının ön planda olduğu bu önemli etkinlikte bir araya gelmenin mutluluğunu yaşayan Gül, gelecekte de benzer nitelikte toplantılarla buluşmaların devam edeceğini hem kurumumuzu hem de ülkemizi uluslararası alanda gururla temsil etmeye devam edeceklerini dile getirdi.
Malatya’daki hastaneler deprem anında izolatörlerle kesintisiz hizmet sunuyor
29 Nisan 2025 Salı - 11:11 Malatya’daki hastaneler deprem anında izolatörlerle kesintisiz hizmet sunuyor Malatya’da Sağlık Bakanlığı’na bağlı kamu hastaneleri, sismik izolatör sistemleri sayesinde depremler sırasında bile sağlık hizmetlerini kesintisiz sürdürüyor. Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesindeki Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi ile Battalgazi Devlet Hastanesi’nde toplam 476 sismik izolatör aktif olarak kullanılıyor. Malatya’da Sağlık Bakanlığına bağlı kamu hastaneleri, sismik izolatör sistemleri sayesinde depremler sırasında bile sağlık hizmetlerini kesintisiz sürdürüyor. Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesindeki Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi ile Battalgazi Devlet Hastanesi’nde toplam 476 sismik izolatör aktif olarak kullanılıyor. Sismik izolatör sistemleri, bina ile zemin arasındaki etkileşimi azaltarak sarsıntının şiddetini önemli ölçüde düşürüyor. Bu sayede, özellikle ameliyathane, yoğun bakım gibi kritik birimlerde hizmetin aksaması engelleniyor. 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerden etkilenen Malatya’da, Battalgazi Devlet Hastanesi hasar almadan hizmet vermeye devam etti. 60 bin metrekare kapalı alana sahip, 300 yatak kapasiteli hastanede 12 ameliyathane, 36 yoğun bakım ünitesi ve çok sayıda poliklinik bulunuyor. Battalgazi Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Abdullah Ercan, hastane binasında 222 adet sismik izolatör bulunduğunu belirterek, bu sistemlerin deprem etkisini yüzde 90’a kadar azalttığını söyledi. Başhekim Ercan, "İzolatörler sayesinde hastanemiz hasar almadan tüm servisleriyle hizmet vermeye devam etti. Bu sistem, deprem sırasında binanın taşıyıcı sistemlerini ikiye ayırarak yatay salınımları sönümler ve yapının ayakta kalmasını sağlar" ifadelerini kullandı. Başhekim Ercan, deprem bölgesinde sağlık hizmetlerinin aksamadan sürdürülebilmesi açısından sismik izolatörlü yapıların afetlere karşı dirençli şehirlerin inşasında hayati bir rol oynadığını kaydetti.