SAĞLIK
Medicana Sohbetleri’nin konuğu Deniz Celep oldu 22 Mayıs 2026 Cuma - 17:57:28 Medicana International İzmir Hastanesi’nin düzenlediği Medicana Sohbetleri söyleşi serisinin "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı oturumuna konuk olan TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Deniz Celep; yönetiminde yer aldığı tesiste yüzde 89 kadın istihdamı sağladıklarını ve İzmir’in kadın girişimciliğinde öncü olduğunu belirtti. Kadınların iş dünyasındaki rolünü artırmak için yürütülen projelere ve küresel hedeflere dikkat çeken Celep, "Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor" mesajını verdi. Medicana International İzmir Hastanesi’nin gelenekselleşen "Medicana Sohbetleri" söyleşi serisinin Mayıs ayı konuğu, tarım ve gıda sektörünün öncü girişimcilerinden, TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) İcra Kurulu Başkanı Deniz Celep oldu. Gazeteci Banu Şen’in moderatörlüğünde gerçekleşen "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı söyleşide, kadınların iş hayatındaki gücü, sürdürülebilirlik, inovasyon ve kadın girişimcilerin desteklenmesinin önemi masaya yatırıldı. Söyleşinin açılışında İzmir’in tarih boyunca Amazonlardan bu yana kadına değer veren ve kadın öncülüğünü destekleyen bir şehir olduğunu vurgulayan TOBB İzmir KGK Başkanı Deniz Celep, kentin girişimcilik istatistiklerine dikkat çekti. İş İnsanı Girişimci Deniz Celep, "İzmir’de kadın girişimci oranı yüzde 39 ile Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Ancak küresel ölçekte henüz istediğimiz sıralamalarda değiliz. Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor. Biz de kurul olarak ‘Eşitlik Yıldızları’ gibi projelerimizle eşit işe eşit ücret ve cinsiyet eşitliği konularına odaklanıyor, kadınlarımızın uluslararası temsiliyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz" dedi. Yüzde 89 kadın istihdamı ve dünyanın 35 ülkesine ihracat Ailesinin tarım sektörüne nasıl başladığını ve sektördeki dönüşümünü paylaşan Deniz Celep, 1953 yılında dedesinin kurduğu ilk çiftçi fabrikasından bugüne, 3. kuşak olarak tarıma dayalı sanayide büyümeye devam ettiklerini belirtti. Abisi ile birlikte yönettikleri tesiste Ege Bölgesi’nin ürünlerini dünyanın 35 ülkesine ihraç ettiklerini ifade eden Deniz Celep, şirketteki kadın gücünü şu sözlerle aktardı: "400 çalışanımız içinde yüzde 89 kadın çalışan oranına sahibiz. Ne kadar güçlü bir teknoloji altyapımız olursa olsun, bizim için kadın emeği önceliklidir. Tarımda sürdürülebilirliği, planlamayı ve disiplini sağlayan en büyük güç kadın çalışanlarımızın varlığıdır." Kadın girişimcisinin önündeki en büyük engel: Finansmana erişim Kadın girişimcilerin e-ticaret alanına olan ilgisine ve bu alanda İzmir’den çıkan Tire’deki iğne oyası üreticisi İpek Hanım ile ödüllü bebek taşıma çantası tasarımı yapan Duygu hanım gibi başarı hikayelerine değinen Deniz Celep, en büyük zorluğun finansman olduğunu belirterek, "Kadın girişimciliğinde en kritik nokta finansmana erişim ve nakit akış yönetimidir. Sermaye gücü düşük başlayan kadınlarımızı güçlendirecek projeler üretiyoruz. İş hayatının temel kuralı, gerçekleştirebileceğiniz vaatlerde bulunmaktır. Kısa sürede zengin olma hayalleri yerine, planlı ve kaliteli hizmet sunarak uzun soluklu iş birlikleri kurmalıyız. Bu süreçte kadınların ‘Ben yaptım, sen de yapabilirsin’ diyerek birbirine deneyim aktarması çok kıymetli" sözlerini kaydetti. Kurumların ortak sinerjisi ve gençleri kentte tutma hedefi İzmir’deki oda, borsa ve yerel yönetimlerin kadın projelerine çok büyük destek verdiğini belirten Deniz Celep; EİB, İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarının altını çizdi. İzmir’in Urla, Çeşme, Foça gibi parlayan bölgeleriyle yeniden bir cazibe merkezi olduğunu ifade eden Deniz Celep, genç istihdamını kentte tutmak için TOBB Genç Girişimciler Kurulu ile ortak projeler yürüttüklerini ve Medicana gibi şehre değer katan yatırımların bu anlamda çok önemli birer rol model olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.
22 Mayıs 2026 Cuma - 17:08 Uzmanından bayramda diyabet ve tansiyon hastalarına uyarı Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Emine Hande Öksüz, özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bayram sürecinde beslenme düzenlerini korumaları gerektiğini söyledi. Bayram dönemlerinde artan kırmızı et, tatlı ve ikram tüketiminin kronik hastalıklarda sağlık risklerini artırabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Öksüz, vatandaşlara önemli tavsiyelerde bulundu. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarına dikkat çeken Uzm. Dr. Öksüz, "Bayramlar; ikramların, tatlıların ve düzensiz öğünlerin arttığı özel dönemlerdir. Ancak özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bu süreçte beslenme ve yaşam düzenlerine daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Artmış kırmızı et, şerbetli tatlı ve ikramların fazlaca tüketilmesi hastalarımızın tedavilerinde aksaklıklara yol açmaktadır" dedi. "Gün içerisinde yeterli su tüketin" Dikkat edilmesi gereken hususları vurgulayan Uzm. Dr. Öksüz, "Bu hususta dikkat edilmesi gereken noktalar, diyabet hastalarımız için öğün saatlerini mümkün olduğunca düzenli sürdürün. Uzun süre aç kalmayın. Şerbetli tatlılar, şekerlemeler ve çikolataları kontrollü tüketin. Mümkünse sütlü tatlıları tercih edin ve küçük porsiyonlar kullanın. Bayram diye ilaç ve insülin dozunuzu aksatmayın, tedavilerinizi düzenli alın. Gün içerisinde yeterli su tüketin. Bayram ziyaretlerinde kısa yürüyüşler yapmak kan şekeri kontrolüne katkı sağlar. Kan şekeri ölçümlerinizi ihmal etmeyin. Halsizlik, aşırı susama, çarpıntı gibi belirtilerde mutlaka kan şekeri ölçümlerinizi yapın. Hipertansiyon hastalarımız için artmış kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinin tüketimi kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyonla ilişkili bulundurulmuştur. Tuzlu yiyecekler, salamura ürünler, işlenmiş etler, aşırı çay-kahve tüketiminden kaçının. Ağır ve yağlı yemekler yerine dengeli porsiyonlar tercih edin. İlaçlarınızı düzenli kullanmaya devam edin. Tansiyon takibinizi ihmal etmeyin; baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı gibi belirtilerde tansiyon ölçümünüzü yapın. Yeterli uyku ve dinlenme sağlamaya çalışın. Aşırı stres ve uykusuzluk tansiyonunuzda yükselmelere yol açabilir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün en sık tüketilmesi gereken besinleri; sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyatlar olarak belirlediğini dile getiren Öksüz, "Bu besinler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak mikrobiyatasını destekler, kolesterol düşürücü etkiye sahiptir ve kan şekerinizdeki dalgalanmaların önüne geçer. Son olarak; tuzu günlük bir çay kaşığını geçmeyecek şekilde tüketmek böbrek sağlığının korunmasında ve hipertansiyonun önlenmesinde yardımcı olur. Unutmayın, bayram sofralarında önemli olan miktar değil, paylaşım ve keyiftir. Sağlıklı tercihlerle bayramınızı güvenle ve huzurla geçirebilirsiniz" ifadelerine yer verdi.
22 Mayıs 2026 Cuma - 16:06 Kurban bayramı’nda sağlıklı beslenmenin püf noktaları Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, Kurban Bayramı’nda artan et ve tatlı tüketimine karşı vatandaşları uyardı. Porsiyon kontrolü, doğru pişirme yöntemi, su tüketimi ve hareketin önemine dikkat çeken Kaleli, bayramın yasaklarla değil dengeyle geçirilmesi gerektiğini söyledi. Bursa, Kurban Bayramı’nda sofralarda kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, bayram sürecinde yasaklarla değil dengeyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaleli, "Amaç kendimizi mahrum bırakmak değil, porsiyon kontrolünü sağlayarak sağlıklı bir bayram geçirmek" dedi. "Kurban eti tüketiminde porsiyon uyarısı" Kırmızı etin yüksek doymuş yağ ve kolesterol içerdiğine dikkat çeken Dyt. Enes Çağrı Kaleli, günlük et tüketiminin 100-150 gramı geçmemesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kolesterol, tansiyon ve gut hastalarının daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kaleli, "Yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğündeki porsiyon ideal kabul ediliyor" diye konuştu. "Et mutlaka dinlendirilerek tüketilmeli" Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceğini söyleyen Kaleli, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kaleli, "Ette oluşan ölüm sertliği hem pişmesini zorlaştırır hem de sindirimi olumsuz etkiler. Dinlendirilmiş et mide ve bağırsak sağlığı açısından çok daha uygundur" dedi. "Pişirme yöntemine dikkat" Kavurma yapılırken ekstra yağ kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kaleli, "Et kendi yağıyla pişirilmeli. Izgara, haşlama ve fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli" ifadelerini kullandı. "Etin yanında mutlaka salata tüketin" Et tüketiminin yanında lifli besinlerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Kaleli, bol limonlu mevsim salatasının sindirimi desteklediğini söyledi. C vitamininin demir emilimini artırdığını belirten Kaleli, "Salataya limon sıkılması veya yanında yeşil biber tüketilmesi oldukça faydalı. Yemekten hemen sonra içilen çay ve kahve ise demir emilimini azaltıyor" dedi. "Tatlı tüketiminde "tadımlık" önerisi" Bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlı tüketiminin kontrolsüz şekilde artabildiğini belirten Dyt. Enes Çağrı Kaleli, vatandaşlara porsiyon kontrolü önerdi. Kaleli, "Her ikramı tamamen tüketmek yerine tadımlık miktarlarda yemek ya da porsiyonu paylaşmak daha sağlıklı bir yöntem olacaktır" diye konuştu. "Su tüketimi ve yürüyüş önerisi" Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Kaleli, günlük en az 2.5-3 litre su içilmesini tavsiye etti. Çay ve kahvenin su yerine geçmediğini ifade eden Kaleli, akşam yemeklerinden sonra yapılacak yürüyüşlerin sindirimi kolaylaştıracağını söyledi. "Önemli olan dengeyi koruyabilmek" Bayramda bir öğünde fazla kaçırmanın büyük bir sorun olmadığını ifade eden Kaleli, "Önemli olan ertesi gün kendinizi cezalandırmak değil, sağlıklı beslenme düzenine kaldığınız yerden devam etmek. Bayram, sevdiklerimizle geçirilen özel bir zaman dilimi" açıklamalarında bulundu.
‘Menenjit aşısı hayati önem taşıyor’
29 Nisan 2025 Salı - 10:52 ‘Menenjit aşısı hayati önem taşıyor’ Meningokok (menenjit) aşısının önemine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Aytaç Uras, "Meningokok menenjit sıklıkla hayatın ilk yılında görülür, ardından gençlik yıllarında ikincil zirvesini yapar. Çoklu organ yetmezliği ile geri dönüşsüz şok gelişimi, akut meningokok enfeksiyonlarında ölümcül sonuçlara yol açar. Ülkemizde de yaygın olarak görülen bu hastalık için meningokok menenjit aşısını çocuklarımıza önermekteyiz" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Aytaç Uras, Dünya Aşı Haftası’nda meningokok (menenjit) aşısı hakkında bilgilendirdi. Uzm. Dr. Uras, "Neisseria Meningitidis, menenjit (beyin zarı iltihabı) veya kan dolaşımı enfeksiyonuna (septisemi) yol açabilen bir bakteri türüdür. Ayrıca zatürre (pnömoni), göz enfeksiyonu (konjonktivit), eklem iltihabı (septik artrit) ve kalp kası iltihabına (miyokardit) da yol açabilmektedir. Meningokok menenjit sıklıkla hayatın ilk yılında görülür, ardından gençlik yıllarında ikincil zirvesini yapar. Çoklu organ yetmezliği ile geri dönüşsüz şok gelişimi, akut meningokok enfeksiyonlarında ölümcül sonuçlara yol açar. Meningokoklar serolojik olarak gruplara ayrılırlar. A, B, C, Y VE W en sık görülenleridir. Birçok çocukta birkaç saat ile birkaç gün içinde şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, bulantı, kusma ve stupor (koma) görülür. Ciltte alacalı görünüm, basmakla solmayan döküntü olabilir" diye konuştu. "Özellikle 1 yaş altı çocuklar risk altında" Risk grubundaki çocuklardan bahseden Uzm. Dr. Uras, "Meningokok enfeksiyonu herkesi etkileyebilir ancak özellikle 1 yaş altı bebekler olmak üzere 5 yaşın altındaki çocuklarda ve 15-19 yaş arası çocuklarda artan bir risk vardır. Ülkemizde B grubu, A, C, W ve Y gruplarına karşı koruma sağlayan aşılar uygulanmaktadır. B grubu meningokoklara karşı koruma sağlayan aşı en erken bebeklere 8. haftalarında uygulanmaya başlanmaktadır. Aşıların zamanlaması ve doz şeması başlandığı yaşa göre değişiklik göstermektedir" şeklinde konuştu. "Meningokok menenjit aşısını çocuklarımıza öneriyoruz" Uzm. Dr. Uras, "Meningokok aşısından sonra yüksek ateş, ishal, kusma, döküntü, huzursuzluk görülebilir ancak çoğunlukla bir yan etki yaşanmaz. Görülen yan etkilerin hiçbiri ciddi boyutlarda değildir ve kısa sürede düzelir. Ülkemizde de yaygın görülen bu hastalık için meningokok menenjit aşısını çocuklarımıza önermekteyiz" ifadelerini kullandı.
Muğla EAH’ta ‘Tıbbi Laboratuvar Çalışanları Haftası’ kutlandı
29 Nisan 2025 Salı - 10:20 Muğla EAH’ta ‘Tıbbi Laboratuvar Çalışanları Haftası’ kutlandı 21-27 Nisan Tıbbi Laboratuvar Çalışanları Haftası kapsamında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesinde laboratuvar çalışanları ve yönetim ekibinin katıldığı etkinlik düzenlendi. Düzenlenen etkinlikte Başhekim Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Alaşan, Op. Dr. Süreyya Kolcuoğlu, Op. Dr. Alper Gölbel, Uzm. Dr. Hurşide Uslu, Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Özlem Palancıoğlu ve yardımcıları ile Destek ve Kalite Hizmetleri Müdür Yardımcılarının katılımıyla; hastalıkların tanısında önemli bir yere sahip olan tıbbi laboratuvar çalışanları ziyaret edilerek, Tıbbi Laboratuvar Çalışanları Haftası kutlandı. Tıbbi Biyokimya uzmanı Doç. Dr. Ercan Saruhan’ın ‘Tıbbi Laboratuvar Çalışanları Haftası’ ile ilgili yaptığı konuşmasında, sağlık hizmetlerinde doğru teşhis ve tedavinin yapılabilmesi için laboratuvar hizmetlerinin büyük öneme sahip olduğunu belirterek, "Sağlık sektöründe riskin en yüksek olduğu alanda çalışan gizli kahramanlarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Sonuç kağıdında yazan rakamlar, insanların hayatlarına atılmış imzalardır. Bu meslekte büyük emek ve çaba göstererek çalışan siz değerli çalışanlarımızın sağlık hizmetlerinde üstlendikleri görevleri çok önemli. Bugüne kadar yapmış olduğunuz değerli hizmetleriniz için hepinize teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız" dedi. Tıbbi Laboratuvar Çalışanları Haftası nedeniyle meslekte 30 yıl ve üzeri çalışan personele teşekkür belgesi verildi.
Prof. Dr. Sarpel: "Diz protezi ameliyatlarında robotik yöntem ile iyileşme hızlanıyor"
29 Nisan 2025 Salı - 10:16 Prof. Dr. Sarpel: "Diz protezi ameliyatlarında robotik yöntem ile iyileşme hızlanıyor" Dizde ileri seviyede kireçlenmeye karşı yapılan diz protezi ameliyatlarında robotik yöntemin giderek daha başarılı sonuçlar verdiğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Yaman Sarpel, "Robotik yöntem klasik yönteme göre daha az ağrı, daha hızlı bir iyileşme ve daha uzun protez kullanım süresi sağlıyor" dedi. Acıbadem Adana Ortopedia Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Yaman Sarpel, ileri evre diz kireçlenmesine bağlı ağrı ve hareket kısıtlılığını gidermek için uygulanan Robotik Total Diz Protezi (TDP) hakkında bilgi verdi. Gonartroz olarak bilinen dizde kıkırdak kaybı ve dejenerasyon sorunlarının tedavisinde TDP ameliyatının günümüzde altın standart kabul edildiğini ve yaygın bir şekilde kullanıldığını aktaran Prof. Dr. Sarpel "Bu operasyonda hedefimiz ağrıyı kesmek ve fonksiyonel iyileşmeyi sağlamaktır. Ancak klasik yöntemde hastaların yüzde 15’inde ağrı devam etmekte, yüzde 4-13.1’inde neden tespit edilememektedir. Bu da hasta ve cerrahı mutsuz etmektedir. Daha iyi bir sonuç alabilmek için yıllardır yapılan çalışmalarda gerek cerrahi tekniğin gelişmesi, gerekse de protez tasarımlarının değişmesiyle önemli ilerlemeler kaydedilmiştir" diye konuştu. İlk olarak 1997 yılında başlayan bilgisayar yardımlı TDP ameliyatlarında, teknolojideki gelişmeler, dijital uygulamalar ve yapay zeka çalışmaları ile bugün artık robot kullanımının yaygınlaştığını söyledi. "Hedef sıfır hata payı" Dünyada olduğu gibi ülkemizde giderek daha çok uygulanan robotik TDP ameliyatlarının birçok avantaj içerdiğine dikkat çeken Sarpel "Ameliyatlarda önemli olan cerrahın deneyimidir ancak teknolojiyi kullanarak yapılan ameliyatların önemli artıları vardır. Robotik diz protezi ameliyatlarında amaç kesin doğruluk ve hata payı olmaksızın, kişinin anatomik yapısına uygun protezin doğru yerleştirilmesidir" diye konuştu. Robotik TDP ile yumuşak dokuların daha az gevşetilmesi, kemiklerin içinin oyulmaması, damarlar içinde pıhtı oluşması şeklinde açıklanabilen derin ven trombozu, kanamanın ve ağrının daha az olması gibi önemli kazanımlar sağlandığını vurgulayan Sarpel, ayrıca deformasyonların kişiye özel olarak düzeltilebileceğini, bunun da protezin uzun dönem sağ kalımı olanağı sağlayacağı şeklinde değerlendirildiğini kaydetti. "Daha az ağrı, daha hızlı iyileşme" Bu metodun özelliklerinden bahseden Prof. Dr. Sarpel "Erken dönem rehabilitasyon, eklem hareketlerinin daha hızlı kazanılması ve erken dönem iyileşme klasik tekniğe oranla hasta memnuniyetini artırmaktadır. Robotik diz protezi uygulamasında, ameliyat sonrası ağrı daha az olmakta, daha az ağrı kesici kullanılmaktadır. Fizik tedavi süreci daha hızlı seyretmekte, ideal diz hareketlerine daha rahat ve kısa sürede ulaşılabilmektedir" şeklinde konuştu. Total diz protezinin, ileri derecede gonartroz tedavisinde tek seçenek olduğunu anlatan Prof. Dr. Sarpel, kilo ve sigara ürünleri tüketiminin sonuçları olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Ameliyat öncesinde hastanın psikolojik ve organik olarak incelenerek ameliyata hazırlandığını dile getirdi. Sonrasında ise ilk 1,5 aylık süreçte fizik tedavinin etkin uygulanması gerektiğine değinen Sarpel 1,5 aydan sonra hastanın günlük yaşantısını daha rahat sürdürebilir hale geleceğini, bu süreçlerin kişisel özelliklere bağlı olarak hastadan hastaya değişebileceğini de sözlerine ekledi. "Dayanıklılık oranı yüzde 95’ten fazla" Kullanılan protezin, cerrahi teknik, hastanın yaşantısı, kilosu, yaşayabileceği olumsuzluklara bağlı olmakla birlikte 20 yıl üstünde sorunsuz dayanabileceğini aktaran Prof. Dr. Sarpel, robotik TDP yönteminde bu sürenin uzayabileceğini dile getirerek bu yöntemle ameliyat olan hastaların erken dönemde, klasik protez cerrahisi geçirmiş hastalara göre daha memnun olduğunu ve benzer durumdaki hastalara tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. Aynı yöntemle total kalça protezi yapıldığından da bahseden Sarpel, robotik yöntemin; erken evre iyileşme, yürüme potansiyelinin daha iyi olması, başarı oranı ve hasta memnuniyetinin yine ciddi oranda arttığını kaydetti.
Köşk’te kan bağışı kampanyası düzenlendi
29 Nisan 2025 Salı - 10:05 Köşk’te kan bağışı kampanyası düzenlendi Aydın’ın Köşk ilçesinde lise öğrencileri, gerçekleştirilen kan bağışı kampanyasına destek vererek bağışın önemine dikkat çekti. Her geçen gün kan bağışının önemi bir kez daha gün yüzüne çıkarken, Köşk’te liseli gençler kan bağışına dikkat çekti. Köşk Mesleki ve Anadolu Teknik Lisesi tarafından Kızılay Aydın Kan Bağış Merkezi işbirliği ile Kent Meydanı’nda kan bağışı kampanyası düzenlendi. Gerçekleştirilen kampanyaya destek veren öğrenciler ise "kanın bir gün değil her gün ihtiyaç" olduğuna dikkat çekerek kan bağışı çağrısında bulundu. Kan bağışında bulunarak farkındalık oluşturan gençler, öğretmenler ve okul yöneticileri, desteklerinin devam edeceğini vurguladı. Kızılay Kan Bağış Aracında Görevli Dr. Mahmut Farha, kanın her zaman ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek "Özellikle kanser, talasemi gibi hastalıklar sebebi ile tedavi gören vatandaşlar için kanın düzenli olarak ihtiyaç olduğunu bağışçılarımıza özelikle duyuruyoruz. 18-60 yaş arası erkek bağışçılarımız 3 ayda bir kadın bağışçılarımız 4 ayda bir kan bağışında bulunabilirler. Aydın’da kan bağışı beklenen seviyenin altında kaldı. İl genelinde bulunan Kızılay kan stoklarının kritik seviyeye ulaşmakta, bugün Köşk Kent Meydanı’nda hazır bulundurulan mobil kan bağış aracına vatandaşların ilgisi yoğun oldu. Köşk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğretmen ve öğrencilerine destekleri için teşekkür ediyoruz" dedi. Köşk Mesleki ve Anadolu Teknik Lisesi Okul Kızılay Kulübü Öğretmeni Şerife Çoban ise "Okulumuz öğretmen ve öğrencileri, Kızılay’ı düzenlediği kan bağış kampanyasına büyük bir destek verdi. Kampanya kapsamında öğretmenlerimizden Alev Aydın, Yunus Yıldırım, Şerife Çoban ve Nevin Yıldırım gönüllü olarak kan bağışında bulunurken, öğrencilerimizden etkinliğe katılarak farkındalık çalışmamıza katkı sağladılar. Toplum sağlığına duyarlılık gösteren tüm öğretmen ve öğrencilerimize teşekkür ediyor, Kızılay’ı yürüttüğü bu anlamlı çalışmaya verdiğimiz desteğin artarak devam edeceğini duyururuz" ifadelerine yer verdi. "Üç kişiye can olmak, insanlık adına önemli" İnsanların yarın kendisine de kan lazım olabileceği bilincinde olması gerektiğini ifade eden bağışçılardan Yunus Yıldırım da "Kan vermek, güzel bir eylem. Ben ilk verdiğimde de çok heyecanlanmıştım. Sonrasında bana mesaj gelmişti ‘3 kişiye can oldunuz’ diye. Bu beni çok mutlu etmişti. Kesinlikle 3 kişiye can olmak, kan olmak insanlık adına gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Yarın bir gün bizlerin de ihtiyacı olabilir. İnsanların bunun bilincinde olması gerektiğini düşünüyorum" dedi.
Kanserin şifreleri çözülüyor: Genetik yatkınlık ve yapay zekâ erken teşhiste öne çıkıyor
29 Nisan 2025 Salı - 09:59 Kanserin şifreleri çözülüyor: Genetik yatkınlık ve yapay zekâ erken teşhiste öne çıkıyor 12.Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi’nde uzmanlar, kanser oluşumunda genetik yatkınlığın önemine ve yapay zekâ destekli bireyselleştirilmiş erken teşhis yöntemlerinin geleceğine dikkat çekti. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, "Tüm kanserlerin yüzde 10-15’i kalıtsal nedenlere bağlı" derken, Dernek Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, "Yapay zekâ, kişiye özel risk profilleri oluşturarak bireyselleştirilmiş izlem programları geliştirmemize imkân sağlayacak" ifadelerini kullandı. 23-27 Nisan tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen 12.Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi’nde kanserle mücadelede genetik yatkınlıkların rolü ve yapay zekâ teknolojisinin gelecekte sağlık alanındaki yeri masaya yatırıldı. Uzmanlar, kişiye özel risk profili oluşturulmasının ve bireyselleştirilmiş takip programlarının hastalıkların erken tanısında kritik rol oynayacağını vurguladı. "Kanser vakalarının yüzde 10-15’i kalıtsal faktörlere bağlı" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, kanser oluşumunda genetik faktörlerin önemine dikkat çekerek, "Neden bir insan kanser olur? Tüm kanserlerin yüzde 10-15’inde herediter faktörler var" dedi. Karadurmuş, özellikle meme, yumurtalık ve rahim kanserlerinde BRCA1 ve BRCA2 genleri gibi mutasyonların etkili olduğunu belirterek, "Bugün akıllı ilaçların yüzde 90’ı, bir biyobelirteç üzerinden hastaya özgü geliştiriliyor. DNA tamirat mekanizmasındaki bozukluklar kansere yol açarken, aynı zamanda hedefli tedavilerle bu hastalık baskı altına alınabiliyor" diye konuştu. Akciğer kanserinde noktasal mutasyonlar, melanomda cilt kanserlerinde spesifik gen değişimleri ve bağırsak kanserlerinde çoklu mutasyonların etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Karadurmuş, "Bu genetik değişiklikler her geçen gün reçetelenebilir yeni ilaçlar için fırsat oluşturuyor" dedi. "Bazen bir insanın doğduğu gün kansere yakalanacağı bellidir" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise kanser oluşumunda yalnızca genetik mirasın değil, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin de etkili olduğunu söyledi. "Bazen bir insanın doğduğu gün kansere yakalanacağı bellidir. Ancak bazen kanseri tek bir nedene bağlamak mümkün değildir. Halk arasında duyulan ’şu kişi beni çok üzdü, kanser oldu’ gibi ifadelerin bilimsel bir karşılığı yoktur" diyen Karabulut, neden-sonuç ilişkisini doğru kurmanın tedavi başarısında kilit önemde olduğunu vurguladı. "Yapay zekâ ile kişiye özel takip programları oluşturulacak" Karabulut, yapay zekâ teknolojisinin sağlık alanında sunduğu imkânlara da dikkat çekerek, "Yapay zekâ, aile soy ağaçlarını ve genetik verileri analiz ederek bireye özgü kanser risk profilleri oluşturabiliyor. Bu sadece genetik mutasyonları olan bireylerde değil, ailevi öyküsü bulunan ama genetik yatkınlığı olmayan bireylerde de uygulanabilecek. Gelecekte, kişiye özel izlem programları geliştirerek kanseri erken teşhis etmek mümkün olacak" dedi. Karabulut, yapay zekânın risk tahmini yaparken gün, saat gibi net teşhis tarihi vermesinin ise henüz mümkün olmadığını, bu konudaki beklentilerin gerçekçi olması gerektiğini ifade etti. "Bilimsel temeli olmayan tedavilere karşı uyarı" Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser tedavisinde bilimsel dayanağı olmayan alternatif uygulamalara karşı da uyarıda bulundu. Karabulut, "Alternatif tıpta bazı bitkisel ürünler laboratuvar ortamında kanser hücresini öldürebilir. Ancak insan vücudunda aynı etkiyi göstermez ve ciddi yan etkilere yol açabilir. Örneğin zakkum bitkisi, laboratuvar ortamında kanser hücrelerini öldürebiliyor. Ancak bu doz, insan vücuduna uygulandığında öldürücü etkiye sahip oluyor. Bu nedenle yalnızca yarar değil, zarar verip vermediği de mutlaka araştırılmalıdır. Yapay zekâ, bu tür güvenlik verilerinin ayrıştırılmasında da önemli bir destek aracı olacak" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Karabulut ayrıca, gelecekte yapay zekâ ile kişiye özel yaşam tarzı önerilerinin daha net ve yönlendirici hale geleceğini de belirtti.
Uzmanından yüzdeki kızarıklık uyarısı
29 Nisan 2025 Salı - 09:52 Uzmanından yüzdeki kızarıklık uyarısı Medical Point Gaziantep Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Mehmet Uzun, rosacea’nın başlangıçta basit bir kızarıklık gibi görünebileceğini, ancak zamanla daha ciddi cilt sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Dr. Uzun, "Bu hastalık çoğu zaman akneyle karıştırılır. Ancak doğru tanı konulmazsa tedaviye geç başlanabilir ve bu da kalıcı cilt hasarlarına neden olabilir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Mehmet Uzun, rosacea hastalığı ile ilgili bilgi verdi. Dr. Uzun, "Erken dönemde tedaviye başlanması, ciltte kalıcı hasar oluşumunu engeller. Rosacea, genellikle yanak, burun, alın ve çene bölgelerinde belirginleşen kızarıklıklar, damar genişlemeleri ve sivilce benzeri kabarıklıklarla kendini gösterir. Özellikle 30 yaş üstü bireylerde yaygın olan bu hastalık, çoğu zaman akne ile karıştırılabilir. Ancak doğru tanı ve tedavi ile kontrol altına alınabilir" ifadelerini kullandı. "Hassas ciltler için uygun bakım ürünlerinin kullanılması da tedavi sürecini kolaylaştırır" Dr. Uzun, "Bu faktörlerin etkisiyle hastalık hızla tetiklenebilir ve ilerleyebilir. Bu yüzden hastaların mümkün olduğunca bu tetikleyicilerden kaçınmaları gerekmektedir. Ayrıca, hassas ciltler için uygun bakım ürünlerinin kullanılması da tedavi sürecini kolaylaştırır. Rosacea’nın gelişimine güneş ışığı, ani sıcaklık değişiklikleri, stres, baharatlı yiyecekler, alkol tüketimi ve sıcak içecekler gibi birçok çevresel faktör katkıda bulunabilir" şeklinde uyarıyor. "Erken tedaviyle, rosacea tamamen geçmese de başarılı bir şekilde kontrol altına alınabilir" Dr. Uzun, tedavi sürecinde topikal ve oral ilaçlar kadar, gelişmiş lazer tedavilerinin de büyük rol oynadığını belirterek, "Lazer tedavisi ile damar genişlemeleri azaltılabilir ve ciltteki kızarıklıklar hafifletilebilir. Erken dönemde yapılan müdahaleler, hastalığın ilerlemesini engeller. Bu nedenle uzun süreli kızarıklık ve yanma hissi yaşayanlar, bir dermatologa başvurmalıdır" ifadelerine yer verdi. "Rosacea, yalnızca cilt sağlığını değil, psikolojik sağlığı da doğrudan etkileyebilecek bir rahatsızlıktır" Dr. Uzun, "Bu hastalık, hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyebilen bir durumdur. Sosyal yaşamı ve kişisel ilişkileri etkileyebilir. Bu yüzden tedavi sürecinde sadece fiziksel değil, psikolojik destek de göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle yüz bölgesinde görüldüğü için, özgüven kaybı, utanma, kaygı gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir" şeklinde konuştu. "Erken tanı ve kişiye özel tedavi: Rosacea ile yaşamak artık kolay" Dr. Uzun, rosacea ile ilgili farkındalığın artırılmasının önemini vurgulayarak, "Erken tanı ve kişiye özel tedavi planı ile bu hastalık büyük ölçüde kontrol altına alınabilir. Düzenli dermatolojik kontroller, cilt sağlığını korumada ve hastalığın ilerlemesini engellemede kritik bir rol oynar" diye konuştu.
Sigara Bırakma Polikliniği ile sağlıklı bir hayata kavuşuyorlar
29 Nisan 2025 Salı - 09:50 Sigara Bırakma Polikliniği ile sağlıklı bir hayata kavuşuyorlar Van’ın İpekyolu İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren ‘Sigara Bırakma Polikliniği’, vatandaşlara sağlıklı bir yaşam imkanı sunuyor. İpekyolu İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Sigara Bırakma Polikliniği’nde psikososyal destek ve ilaç tedavisiyle yüzde 93’e varan oranda tiryakilere sigara bıraktırılıyor. Kliniğin 2024 yılı başında açıldığını ifade eden Sigara Bırakma Polikliniği Hekimi Ferhat Denli, kliniğe rağbetin her geçen gün arttığını belirterek, "Burada sigara bırakmak isteyenlere ilaç tedavisinde bulunuyoruz. Vatandaşlar istedikleri zaman İpekyolu İlçe Sağlık Müdürlüğüne başvurarak aynı gün randevularını alabiliyorlar. Bizlerde ilaçlarını temin ediyoruz. İlacımızı temin ettikten sonra, ilacın nasıl kullanıldığını anlatıyoruz. Bir ay içinde de kendilerini tekrar kontrollere çağırıyoruz. Ayrıca ‘Alo 171’ tarafından da yılda toplam 6 defa kontrol sağlıyoruz" dedi. Şimdiye kadar çok güzel geri dönüşler aldığını aktaran Denli, "Genelde sigarayı bırakıyorlar. Ya kendileri geliyor ya da bir yakını gelip sigarayı bıraktıklarını ve kendilerinin de bırakmak istediklerini söylüyorlar. Bazı vatandaşlar ise 2-3 gün ilacı kullandıktan sonra iradelerine yenik düşüyorlar ve bir sigaradan bir şey olmaz deyip tekrar içiyorlar sonra da ilacın işe yaramadığını söylüyorlar. Halbuki ilaç gerçekten de çok etkili. Her kullanandan çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Buradan vatandaşlara tavsiyemiz, ilaçlarını düzenli bir şekilde sonuna kadar kullanmalarıdır. Aksi taktirde ilaç etkisini göstermez ve sigara içme isteği tekrar ortaya çıkar. Bu nedenle ilaç son güne kadar düzenli bir şekilde kullanılmalıdır. Bu anlamda sağlıklı bir yaşam için herkesi sigara bırakmaya davet ediyoruz. Sizde sigarayı bırakın, hayatınız uzatın" ifadelerini kullandı. 40 yıldır içtiği sigarayı ilaç sayesinde bıraktığını ve kontrole geldiğini belirten Hacı Yurtsever isimli vatandaş ise "Sigarayı bırakalı bir ay oldu. Sigara nedeniyle yürümede, nefes almakta zorlanıyordum yeme içmede tat alamıyordum. Bu nedenle bırakmaya karar verdim. Şimdi kendimi çok iyi hissediyordum. İnsan istedikten sonra her şeyi bırakabilir. Nasıl sigara içmenin yaşı yoktur deyip erken yaşta başlıyorlarsa, bırakmanın da yaşı yoktur" dedi. 20 yıldır sigara tiryakisi olduğunu ifade eden ve polikliniğe başvuran M. Salih Akkuş da, "Sigara, belli bir süreden sonra vücutta oluşturduğu yan etkilerden dolayı yaşam kalitemizi düşürüyor. Biz de yaşam kalitemizi yeniden arttırmak için böyle bir yola başvurduk. Burada hocalarımız tarafından bilgilendirildik. Sağlık Bakanlığı tarafından da sigara bırakma ilacı ücretsiz veriliyor. Ben de bu ilaçları kullanıp sigarayı bırakacağım inşallah. Benim gibi sigara bırakmak isteyenler de gelip buraya başvurabilirler" diye konuştu.