SAĞLIK
Kurban Bayramı’nda beslenmeye dikkat 25 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:17:57 SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Elemanı Arş. Gör. Yeşim Köylüoğlu, Kurban Bayramı süresince değişen beslenme alışkanlıklarının sağlık üzerinde önemli etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek bayramda dengeli beslenme uyarısında bulundu. Bayram boyunca beslenme düzenindeki değişikliklerin başta kalp-damar, hipertansiyon, diyabet ve böbrek hastaları olmak üzere tüm bireyleri etkileyebileceğini söyleyen Arş. Gör. Köylüoğlu, en sık karşılaşılan sağlık sorunlarının ise hazımsızlık, mide rahatsızlıkları, kabızlık, yüksek tansiyon ve kan şekeri dengesizlikleri olduğunu belirtti. Yeni kesilmiş kurban etinin saklama şartları ve pişirme yöntemleri hakkında da önemli bilgiler paylaşan Arş. Gör. Köylüoğlu, "Yeni kesilmiş kurban etinin hemen tüketilmesi özellikle mide rahatsızlıklarına neden olabilmektedir. Bu nedenle kurban etlerinin buzdolabında en az 24 saat dinlendirilerek tüketilmesini öneriyoruz. Aynı zamanda etlerin doğru şartlarda muhafaza edilmesi ve uygun yöntemlerle çözdürülmesi, besin zehirlenmelerinin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Etler buzlukta yaklaşık 1-2 hafta, derin dondurucuda ise daha uzun süre saklanabilmektedir. Ancak çözdürme işleminin mutlaka buzdolabında yapılması gerekmektedir. Oda sıcaklığında çözdürülen ya da çözüldükten sonra tekrar dondurulan etler sağlık açısından ciddi risk oluşturabilmektedir. Doymuş yağ açısından zengin olan kırmızı etin kızartma ve kavurma yerine haşlama, fırında pişirme veya ızgara yöntemleriyle hazırlanması daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca etlerin ateşe çok yakın şekilde ve uzun süre pişirilmesi bazı kanserojen oluşmasına ve vitamin kayıplarına neden olabileceğinden pişirme yöntemlerine dikkat edilmesi gerekmektedir" dedi. Bayram sofralarında porsiyon kontrolünün sağlanmasının önemine de vurgu yapan Arş. Gör. Köylüoğlu, aşırı kırmızı et tüketiminin doymuş yağ ve kolesterol alımını artırdığını, et yemeklerinin yanında sebze, salata ve yoğurt gibi besinlere yer verilmesinin öğünlerin dengelenmesine, posa alımının artmasına ve tokluk hissinin sağlanmasına katkı sunduğunu belirtti. Dengeli beslenme ve hareket önemli Tatlı tüketiminde de ölçülü olunması gerektiğinin altını çizen Arş. Gör. Köylüoğlu, özellikle diyabet hastalarının şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıları veya meyveyi tercih etmelerinin daha sağlıklı bir seçenek olacağını ifade etti. Arş. Gör. Köylüoğlu, gün içerisinde aşırı çay ve kahve tüketimi yerine vücudun ihtiyaç duyduğu yeterli miktarda suyun alınmasının önemli olduğunu söyledi. Arş. Gör. Köylüoğlu, "Bayram sürecinde fiziksel aktivitenin ihmal edilmemesi gerekiyor. Özellikle yemeklerden sonra yapılacak kısa yürüyüşler hem sindirimin düzenlenmesine hem de kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olacaktır" diye konuştu.
25 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:57 Bayram sofralarında yaşanan aşırı ısrar sağlığı etkileyebiliyor Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, bayram ziyaretlerinde tüketilenlere karşı uyararak, "Özellikle ‘azıcık tadına bakmak’ düşüncesiyle tüketilen yiyecekler biriktiğinde günlük enerji ihtiyacının çok üzerine çıkılabiliyor. Bu durum bayram sonrasında kilo artışı, ödem ve sindirim problemleri olarak geri dönebiliyor" dedi. Bayram sofralarında yaşanan "ısrar kültürü", kimi sağlık zaman sorunlara yol açabiliyor. Bu gibi durumlarda sağlıklı beslenmenin yolu yalnızca ne yendiğinden değil, sosyal baskıyı yönetebilmekten de geçiyor. Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, "Az ama dengeli tüketim" yaklaşımının bayramda sağlığı korumada büyük önem taşıdığını söyleyerek uyarı ve önerilerde bulundu. "Hayır" demeyi bilmek gerekiyor Klinik Diyetisyen Özbay, misafire ikramda bulunmanın önemli bir gelenek olduğunu ancak "bir tabak daha ye", "tatlıdan da almalısın" gibi iyi niyetli ısrarların kimi zaman sağlık açısından risk oluşturduğunu belirterek, "Kişi tok olsa bile sosyal baskı nedeniyle yemeye devam edebiliyor. Bu durum ise sindirim problemlerinden kan şekeri dalgalanmalarına, ödemden tansiyon yükselmesine kadar birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Bayram ziyaretlerinde gün boyunca sık aralıklarla yemek tüketmek kan şekeri üzerinde ani dalgalanmalara neden olabiliyor. Özellikle diyabet hastaları, hipertansiyon hastaları ve yaşlı bireyler bu durumdan daha fazla etkileniyor. Aşırı tuzlu, yağlı ve şekerli besinlerin kontrolsüz tüketimi tansiyon yükselmelerine ve halsizlik şikayetlerine yol açabiliyor" diye konuştu. Sürekli atıştırmak günlük enerji alımını artırıyor Kısa süre içinde farklı evlerde ikramların tüketildiği bayram ziyaretlerinde yenilen şerbetli tatlılar, şekerli içecekler, çikolatalar veya hamur işlerinin gün sonunda fark edilenden çok daha fazla kalori alımına neden olabildiğini belirten Özbay, "Bayram boyunca çay, kahve ve gazlı içecek tüketimi belirgin bir şekilde fazlalaşıyor. Ancak bu içeceklerin suyun yerini tutmadığını unutmamak gerekiyor. Yeterli miktarda su tüketilmemesi ise halsizlik, baş ağrısı, ciltte kuruluk ve yorgunluk hissini arttırıyor. Gün içerisinde düzenli su içmek hem sindirimin desteklenmesine hem de tokluk hissinin korunmasına katkı sunuyor. İkramlıkların yanında şekerli içecekler yerine suyun tercih edilmesi ise en doğru tercih oluyor. Bayram döneminde çocukların beslenme düzeni de sık sık değişebiliyor. Şeker, çikolata, gazlı içecek ve işlenmiş gıda tüketiminin artması çocuklarda mide problemleri, iştahsızlık ve enerji düşüşlerine yol açabiliyor. Bunun önüne geçebilmek için çocukların tamamen kısıtlanması yerine porsiyon kontrolü sağlanması daha doğru bir yaklaşım oluyor. Ayrıca, bayram boyunca çocukların ana öğün düzeninin korunması ve fiziksel aktivitelerinin desteklenmesi de önem taşıyor" şeklinde konuştu.
25 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:15 Siirt’te böbrek taşı hastasına ’nokta atışı’ müdahale Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Ürolog Op. Dr. Samir Jafarguliyev, 51 yaşındaki hastasının böbreğini tamamen kaplayan onlarca taşı, kapalı yöntemle başarıyla temizledi. Şiddetli sağ yan ağrısı şikayetiyle Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran 51 yaşındaki erkek hastanın yapılan tetkiklerinde, sağ böbreğinin tamamını dolduran, tıp dilinde "staghorn" olarak adlandırılan onlarca böbrek taşı tespit edildi. Hastanın durumunu değerlendiren Ürolog Op. Dr. Samir Jafarguliyev, hastaya "perkütan nefrolitotomi" yani kapalı böbrek taşı ameliyatı uygulanmasına karar verdi. Gerekli bilgilendirmelerin ardından operasyon hazırlıkları tamamlandı. Sırt bölgesinden açılan sadece 1 santimetrelik küçük bir kesiden girilerek gerçekleştirilen operasyonla ilgili bilgi veren Op. Dr. Jafarguliyev, "Hastamızın böbreğindeki onlarca taşı, kapalı yöntemle tamamen temizledik. Böbreği ’stone-free’ yani tam anlamıyla taşsız bir duruma getirdik" dedi. Operasyonun başarılı geçtiğini belirten Op. Dr. Jafarguliyev, "Ameliyat sonrası ikinci gün hastamızı taburcu ettik. Herhangi bir komplikasyon gelişmedi ve hastamızın genel durumu gayet iyi" ifadelerini kullandı. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan bu modern cerrahi yöntem, hastaların hastanede kalış süresini kısaltırken, iyileşme sürecini de oldukça konforlu hale getiriyor.
25 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:10 Siirt’te böbrek taşı hastasına ’nokta atışı’ müdahale Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Ürolog Op. Dr. Samir Jafarguliyev, 51 yaşındaki hastasının böbreğini tamamen kaplayan onlarca taşı, kapalı yöntemle başarıyla temizledi. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne şiddetli sağ yan ağrısı şikayetiyle başvuran 51 yaşındaki erkek hastanın yapılan tetkiklerinde, sağ böbreğinin tamamını dolduran, tıp dilinde "staghorn" olarak adlandırılan onlarca böbrek taşı tespit edildi. Hastanın durumunu değerlendiren Ürolog Op. Dr. Samir Jafarguliyev, hastaya "perkütan nefrolitotomi" yani kapalı böbrek taşı ameliyatı uygulanmasına karar verdi. Gerekli bilgilendirmelerin ardından operasyon hazırlıkları tamamlandı. Sırt bölgesinden açılan sadece 1 santimetrelik küçük bir kesiden girilerek gerçekleştirilen operasyonla ilgili bilgi veren Op. Dr. Jafarguliyev, "Hastamızın böbreğindeki onlarca taşı, kapalı yöntemle tamamen temizledik. Böbreği ’stone-free’ yani tam anlamıyla taşsız bir duruma getirdik" dedi. Operasyonun başarılı geçtiğini belirten Op. Dr. Jafarguliyev, "Ameliyat sonrası ikinci gün hastamızı taburcu ettik. Herhangi bir komplikasyon gelişmedi ve hastamızın genel durumu gayet iyi" ifadelerini kullandı. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan bu modern cerrahi yöntem, hastaların hastanede kalış süresini kısaltırken, iyileşme sürecini de oldukça konforlu hale getiriyor. (ÜD-AKK-Y)
Depresyon ve anksiyeteye umut veren yeni tedavi
21 Nisan 2025 Pazartesi - 10:54 Depresyon ve anksiyeteye umut veren yeni tedavi Kahramanmaraş HG Hospital, bölgede yaşanan deprem felaketinin ardından artan psikiyatrik rahatsızlıklara yönelik önemli bir adım atarak Transmanyetik Stimulasyon (TMS) cihazını hizmete aldı. Hastane Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Nuri Öksüz, yaptığı açıklamada cihazın özellikle depresyon, anksiyete bozuklukları ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunlarda umut verici sonuçlar elde edilmesini sağladığını belirtti. Kahramanmaraş merkezli depremin ardından psikiyatrik rahatsızlıklarda artış gözlenirken, HG Hospital Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği önemli bir adım attı. Hastanede yaklaşık 2 aydır hizmet vermeye başlayan TMS cihazı, özellikle depresyon ve anksiyete bozukluklarında danışanın klinik durumuna göre ilaçsız ve yan etkisiz bir tedavi yöntemi olarak dikkat çekiyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Öksüz, cihazın depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, panik atak, travma sonrası stres bozukluğu gibi birçok hastalıkta etkin bir şekilde kullanıldığını belirtti. TMS cihazının depresyon için FDA onaylı olduğunu belirten Dr. Öksüz, "Cihaz, beynin belirli bölgelerine elektromanyetik uyarılar göndererek sinir hücrelerini aktive ediyor. Bu sayede depresyon gibi rahatsızlıklarda beyin aktivitesinin yeniden dengelenmesini sağlıyoruz. Seanslar sırasında hasta uyanık kalıyor, anestezi gerekmiyor. Bu yönüyle Elektroşok (EKT) tedavisinden farklı" dedi. ’Transmanyetik Stimülasyon cihazı ile tedavi’ TMS tedavisinin beyindeki belirli bölgelere manyetik darbelerle sinir hücrelerini uyararak nöronların ve ileti sisteminin daha sağlıklı çalışmasına yardımcı olduğuna vurgu yapan Dr. Öksüz, "Yaklaşık iki aydır kullanılmakta olan TMS cihazı, hastalara destek amacıyla hizmet veriyor. TMS cihazı, beynin belirli bölgelerine coil adı verilen başlıklarla transmanyetik darbeler uygulayarak, sinir hücrelerinin uyarılmasını sağlıyor. Bu sayede beyindeki nöronlar ve ileti sistemi daha sağlıklı çalışıyor. Bu cihaz, dünyada ve Türkiye’de girişimsel psikiyatri alanında yaygın olarak kullanılıyor. Özellikle depresyon tedavisi için FDA onayı bulunuyor. Bunun yanı sıra kliniklerde anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, nöropatik ağrı, migren ve geçmeyen baş ağrılarında da kullanılmakta. TMS tedavisi sırasında hastalar uyanık oluyor ve herhangi bir anestezi uygulanmıyor. Bu yönüyle elektroşok tedavisi (EKT) ile karıştırılmaması gerekiyor. Güvenli bir tedavi yöntemi olan TMS, hamile ve emziren annelerde de kullanılabiliyor. Belirgin bir yan etkisi bulunmuyor. Sadece epilepsi hastaları ve kafa içi şantı bulunan kişilerde bu yöntem tercih edilmiyor. Çoklu ilaç kullanan veya ilaçlara dirençli depresyon hastalarında da TMS tedavisi kullanılabiliyor. Özellikle yaşlı ve polifarmasi (birden fazla ilaç kullanımı) olan hastalarda ilaçların sadeleştirilmesine yardımcı oluyor. Bipolar depresyon gibi dirençli vakalarda da klinik değerlendirme doğrultusunda TMS tedavisi uygulanıyor. Tedavi süreci, hastanın klinik durumuna göre planlanıyor. Genellikle haftada 5-6 seans olmak üzere toplamda 20-30 seans arasında değişiyor. Bazı hastalarda bu sayı 20 seansta tamamlanırken, bazı vakalarda 30 seansa kadar çıkabiliyor. TMS tedavisi, ilaç tedavisine ek olarak da kullanılabiliyor" diye konuştu.
Depresyon ve anksiyeteye umut veren yeni tedavi
21 Nisan 2025 Pazartesi - 10:35 Depresyon ve anksiyeteye umut veren yeni tedavi Kahramanmaraş HG Hospital, bölgede yaşanan deprem felaketinin ardından artan psikiyatrik rahatsızlıklara yönelik önemli bir adım atarak Transmanyetik Stimulasyon (TMS) cihazını hizmete aldı. Hastane Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Nuri Öksüz, yaptığı açıklamada cihazın özellikle depresyon, anksiyete bozuklukları ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunlarda umut verici sonuçlar elde edilmesini sağladığını belirtti. Kahramanmaraş merkezli depremin ardından psikiyatrik rahatsızlıklarda artış gözlenirken, HG Hospital Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği önemli bir adım attı. Hastanede yaklaşık 2 aydır hizmet vermeye başlayan TMS cihazı, özellikle depresyon ve anksiyete bozukluklarında danışanın klinik durumuna göre ilaçsız ve yan etkisiz bir tedavi yöntemi olarak dikkat çekiyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Öksüz, cihazın depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, panik atak, travma sonrası stres bozukluğu gibi birçok hastalıkta etkin bir şekilde kullanıldığını belirtti. TMS cihazının depresyon için FDA onaylı olduğunu belirten Dr. Öksüz, "Cihaz, beynin belirli bölgelerine elektromanyetik uyarılar göndererek sinir hücrelerini aktive ediyor. Bu sayede depresyon gibi rahatsızlıklarda beyin aktivitesinin yeniden dengelenmesini sağlıyoruz. Seanslar sırasında hasta uyanık kalıyor, anestezi gerekmiyor. Bu yönüyle Elektroşok (EKT) tedavisinden farklı" dedi. ’Transmanyetik Stimülasyon cihazı ile tedavi’ TMS tedavisinin beyindeki belirli bölgelere manyetik darbelerle sinir hücrelerini uyararak nöronların ve ileti sisteminin daha sağlıklı çalışmasına yardımcı olduğuna vurgu yapan Dr. Öksüz, "Yaklaşık iki aydır kullanılmakta olan TMS cihazı, hastalara destek amacıyla hizmet veriyor. TMS cihazı, beynin belirli bölgelerine coil adı verilen başlıklarla transmanyetik darbeler uygulayarak, sinir hücrelerinin uyarılmasını sağlıyor. Bu sayede beyindeki nöronlar ve ileti sistemi daha sağlıklı çalışıyor. Bu cihaz, dünyada ve Türkiye’de girişimsel psikiyatri alanında yaygın olarak kullanılıyor. Özellikle depresyon tedavisi için FDA onayı bulunuyor. Bunun yanı sıra kliniklerde anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, nöropatik ağrı, migren ve geçmeyen baş ağrılarında da kullanılmakta. TMS tedavisi sırasında hastalar uyanık oluyor ve herhangi bir anestezi uygulanmıyor. Bu yönüyle elektroşok tedavisi (EKT) ile karıştırılmaması gerekiyor. Güvenli bir tedavi yöntemi olan TMS, hamile ve emziren annelerde de kullanılabiliyor. Belirgin bir yan etkisi bulunmuyor. Sadece epilepsi hastaları ve kafa içi şantı bulunan kişilerde bu yöntem tercih edilmiyor. Çoklu ilaç kullanan veya ilaçlara dirençli depresyon hastalarında da TMS tedavisi kullanılabiliyor. Özellikle yaşlı ve polifarmasi (birden fazla ilaç kullanımı) olan hastalarda ilaçların sadeleştirilmesine yardımcı oluyor. Bipolar depresyon gibi dirençli vakalarda da klinik değerlendirme doğrultusunda TMS tedavisi uygulanıyor. Tedavi süreci, hastanın klinik durumuna göre planlanıyor. Genellikle haftada 5-6 seans olmak üzere toplamda 20-30 seans arasında değişiyor. Bazı hastalarda bu sayı 20 seansta tamamlanırken, bazı vakalarda 30 seansa kadar çıkabiliyor. TMS tedavisi, ilaç tedavisine ek olarak da kullanılabiliyor" diye konuştu.
Balkan Sağlık İş Formuyla bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi amaçlanıyor
21 Nisan 2025 Pazartesi - 10:07 Balkan Sağlık İş Formuyla bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi amaçlanıyor Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenecek olan ve 13 ülkenin katılacağı Balkan Sağlık İş Formunda bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Sağlık Bakanlığının himayesinde düzenlenen Balkan Sağlık İş Forumu, 26-27 Nisan tarihlerinde Edirne’de yapılacak. Organizasyonunu USHAŞ’ın (Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ) üstlendiği forum ile sağlık alanında yenilikçi gelişmelere yön verecek ortak çalışmalar yapılmasına zemin hazırlamak ve bölgesel iş birliğini güçlendirmek amaçlanıyor. Ayrıca 13 ülkenin bir araya geleceği Forum’la, Balkan ülkeleri için ortak bir sağlık vizyonu oluşturulması ve bölgedeki sağlık hizmetlerinin gelişimine öncülük edilmesi de hedefleniyor. Forumda, ‘Tanıtım Politikaları, Sağlık Yatırımları, Türkiye ve Balkan Ülkeleri Arasındaki Stratejik İş Birlikleri, Üreten Sağlık, Yerli ve Milli Teknoloji, Sağlıkta Türkiye Yüzyılı Vizyonu, Türkiye’de Sağlık Hizmetleri Standartları ve Kamu-Özel Sağlık Hizmet Sunumu, Trakya Bölgesi Özelinde Sağlık Yatırımları ve Sağlık Turizminin Geliştirilmesi ve Sağlık Turizminde İnsan Kaynağı, Bilgi Sistemleri ve İnovasyon’ konuları ele alınacak. Forumda, Türkiye’nin, Macaristan’ın ve 11 Balkan ülkesinin Sağlık Bakanları ve üst düzey yetkilileri yer alacak. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya, Romanya, Sırbistan, Slovenya ve Yunanistan olmak üzere Balkan ülkelerinin katılacağı Forum’a ayrıca Macaristan davet edilecek.
Uzm. Dr. Şensoy: "Her baş ağrısı migren değildir"
21 Nisan 2025 Pazartesi - 09:42 Uzm. Dr. Şensoy: "Her baş ağrısı migren değildir" Medical Point Gaziantep Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Figen Şensoy, baş ağrısı ve migren arasındaki farklar hakkında önemli uyarılarda bulundu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Figen Şensoy, baş ağrısı ve migren arasındaki farklar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Şensoy, "Her baş ağrısı migren değildir, ancak migren genellikle hafife alınır" diyerek, doğru tanı ve zamanında tedavinin yaşam kalitesini ciddi şekilde artırdığını vurguladı. Baş ağrısının stres, uykusuzluk, açlık ve yoğun çalışma gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirten Uzm. Dr. Figen Şensoy, migrenin ise nörolojik bir hastalık olduğunu ve baş ağrısından çok daha fazlasını kapsadığını ifade etti. Migrenin sıklıkla başın tek tarafında zonklayıcı şekilde hissedildiğini, bulantı, kusma, ışığa ve sese karşı hassasiyet gibi belirtilerle seyrettiğini aktardı. "Tedavi kişiye özel olmalı" Migren tedavisinde standart bir reçeteden söz edilemeyeceğini söyleyen Uzm. Dr. Figen Şensoy, "Bazı hastalar atak sırasında kullanılan ilaçlarla rahat ederken, bazıları için koruyucu tedavi şarttır. Aynı zamanda stres yönetimi, sağlıklı beslenme ve düzenli uyku gibi yaşam tarzı değişiklikleri de tedavinin önemli bir parçasıdır" dedi. "Migrenle yaşam mümkün" Migrenin kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu belirten Şensoy, erken tanının önemine değinerek, "Doğru tanı ve düzenli tedavi ile migren ataklarını en aza indirmek mümkün. Hastalarımızın şikâyetlerini ciddiye alarak en uygun çözümü birlikte belirliyoruz" diye konuştu.
"Fazla vitamin tüketimi farklı hastalıklara neden olabilir"
21 Nisan 2025 Pazartesi - 09:33 "Fazla vitamin tüketimi farklı hastalıklara neden olabilir" Gereksiz vitamin takviyesi kullanımının bireyin sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Güven Koç, "B grupları yüksek dozlarda alınırsa zehirlenme semptomları kişide gözlemlenebilir. Bu belirtiler arasında gözde ışık hassasiyeti, ishal, kalp çarpıntısı, cilt problemleri, baş ağrısı gelişebilir. C grubunun yüksek dozda alınması ise demir düzeyinin kanda yükselmesine neden olabilir. Ayrıca böbrek taşı oluşma riski artabilir ve enzim eksikliği yaşayan kişilerde kan hücreleri parçalanmaya başlayabilir" dedi. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Güven Koç, vitamin takviyeleri hakkında açıklamalarda bulundu. Vitaminlerin vücudumuzda gerçekleşen tüm işlemlerde anahtar rol oynayan, vücutta bir oranda sentezlenmeyen, yaşam için gerekli, çok küçük miktarlarıyla hücre metabolizmasında önemli tepkimeleri uyaran organik bileşikler olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Koç, "Vitaminlerin çoğu, vücut tarafından yapılamadığı için tükettiğimiz besinlerle alınması gerekmektedir. Yeterli ve dengeli bir beslenmeyle vücudun vitamin ihtiyacı çoğunlukla karşılanabilir. Ancak gebelik, yaşlılık gibi bazı fizyolojik durumlarda, bazı çevresel faktörlerle, bazı hastalıklar veya ilaç tedavisi durumlarında vitamin ihtiyacı artabilir. Bu durumlarda vitamin takviyesi gerekebilir" diye konuştu. "Doktor kontrolünde ek vitamin alınmalı" Hangi durumlarda vitamin takviyesi alınması gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Koç, "Sağlıklı bireylerin gıdalarına ek olarak vitamin almalarına gerek yoktur. Kişinin vitamin eksikliği varsa isteğine bağlı olarak değil doktor kontrolünde ek vitaminleri alması gerekmektedir. Bu yüzden besin gruplarının dengeli olarak vitamin kayıplarına neden olmadan tüketilmesi önemlidir. Kronik hastalıklar gibi durumlarda, vitaminlerin bağırsaklardan emiliminin bozulduğu durumlarda, yaşamın sağlıklı sürdürülmesi açısından vitamin takviyelerinin alınması gerekmektedir" şeklinde konuştu. "Vücuda zarar verebilir" Bilinçsiz vitamin takviyesi kullanımının olumsuz etkileri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Koç, "Vitaminler vücutta büyük oranda üretilemediğinden besinlerle alınması gerekir, eğer besinlerle alınmasında sorun varsa veya besinlerle alınmasına rağmen vücutta emilemiyorsa dışarıdan ama doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Doktor kontrolü olmadan, hastanın kontrolsüz vitamin kullanması özellikle yağda eriyen D vitamini, A vitamini gibi hormonların toksik seviyelere çıkmalarına ve vücuda zarar vermelerine sebep olabilmektedir" dedi. "Vitamin takviyeleri kullanımı nitelikli çalışanlarda daha fazla" İstatistiki verilerden bahseden Uzm. Dr. Koç, "Araştırmalara göre gıda takviyesi kullanım oranı kadınlarda yüzde 18, 18-34 yaş grubundaki gençlerde yüzde 15, bekârlarda yüzde 33, üniversite mezunlarında yüzde 23’tür. Nitelikli işlerde ve profesyonel mesleklerde çalışanlarda kullanım oranı ortalamadan yüksektir. Bu oranlar diğer ilaç gruplarına göre oldukça yüksektir. Bunun büyük bir oranı gerekli olmadan kontrolsüz kullanıma bağlıdır" açıklamasında bulundu. "Vitaminler fazla alındığında yan etkiler görülebilir" Vitamin takviyelerinin vücuda gereğinden fazla alınmasının, bazı yan etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Koç, şu bilgileri paylaştı: "Suda çözünen B ve C vitamini fazlalığı, genelde vücutta böbrek yolundan çabuk atıldıklarından büyük yan etkiler oluşturmaz. B grupları yüksek dozlarda alınırsa zehirlenme semptomları kişide gözlemlenebilir. Bu belirtiler arasında gözde ışık hassasiyeti, ishal, kalp çarpıntısı, cilt problemleri, baş ağrısı gelişebilir. C grubunun yüksek dozda alınması, demir düzeyinin kanda yükselmesine neden olabilir. Ayrıca böbrek taşı oluşma riski artabilir ve enzim eksikliği yaşayan kişilerde kan hücreleri parçalanmaya başlayabilir. Yağda eriyen D vitamininin fazla alınması, kanda kalsiyum birikmesine neden olur. Bu durum da böbrek taşına, damar problemlerine, kalp ve böbrek yetmezliğine sebebiyet verebilir. Fazla alıma bağlı toksisitesinin oluşması için 1-2 ay boyunca 10.000 IU’den fazla alınması gerekir. Kişide kronik toksisite varsa cinsel isteksizlik, kemik ağrısı, gözde kızarıklık ve ışığa hassasiyet, psikolojik problemler görülebilir. A vitamininin fazla alınması durumunda da, kısa vadeli dudak ve ellerde soyulma, aşırı cilt kuruluğu, karaciğer ve dalak büyümesi, kemik ağrıları kan basıncının yükselmesi, görme bozukluğu, baş dönmesi ya da ağrısı oluşturabilir. E vitaminin fazla alımı ise kanın pıhtılaşmasını azaltabilir ve kanamalara neden olabilir. Tam tersi K vitaminin fazla alınması da kan pıhtılaşmasını artırabilir." "Takviyelerin doğru kullanımı önemli" Takviyelerin doğru ve akılcı kullanımının nasıl olması gerektiğini açıklayan Uzm. Dr. Koç, "Herhangi bir takviyeye başlamadan önce mutlaka vücuttaki düzeyi ölçülmeli, eksikliğinde doktor kontrolünde kullanılmaya başlanmalıdır. Vitamin ve minerallerin hem birbirleriyle hem de kullanılan ilaçlarla etkileşimi göz önünde bulundurulmalıdır. Güvenilir ürün kullanımı açısından, mutlaka Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından onaylı ürünler kullanılmalıdır. D ve K vitaminin birlikte alınması, kemiğe kalsiyum girebilmesini artırabilir, dolayısıyla D vitaminin etkisini artırabilir. Yağda eriyen A, D, K ve E vitaminleri tok karnına alınması gerekirken, suda eriyen B ve C vitaminlerinin bol su ile günün erken saatlerinde alınması uygun olacaktır. Demir preparatlarının C vitamini ile beraber alınması durumunda, demir emilimi artacaktır. A ve E grubu ürün içeriklerinin K grubu ile aynı gün alınması ise çok tavsiye edilmez" dedi. "C ve D vitamini aynı anda alınmamalı" C ve D vitaminin aynı anda alınmaması uyarısında bulunan Uzm. Dr. Koç, "Bu iki grubun vücutta faydaları zıt yönlüdür. C grubunun suda çözünen ve kanı sulandıran özelliği vardır. Diğer yandan D grubunun ise kalsiyum birikimini kanda artırdığı için pıhtılaşmayı artıran yönü vardır. Bu yüzden bu iki grubun aynı anda alınması önerilmezken, en az 3-4 saat zaman farkı bırakılması tavsiye edilir" ifadelerini kullandı. "Doktor kontrolünde takip edilmelidir" Vitamin takviyelerinin hekim kontrolü olmadan kullanılmaması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Koç, "Gelişen toplumlarda sanayileşmenin de etkisiyle toprağın verimsizleşmesi beslenme ile karşılanan vitamin ve minerallerin yetersizliklerine neden olmaktadır. Dolayısıyla, çocukluk, yaşlılık, gebelik gibi fizyolojik durumlarda ve bazı kronik hastalıklarda vitamin takviyelerinin alınması gerekebilmektedir. Fakat bunun doktor kontrolünde ve kan seviyelerinin belli aralıklarla takip edilerek yapılması gerekmektedir" dedi.
USHAŞ ve Bahreyn’den sağlıkta güçlü iş birliği mesajı
20 Nisan 2025 Pazar - 19:14 USHAŞ ve Bahreyn’den sağlıkta güçlü iş birliği mesajı Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ (USHAŞ), Bahreyn Kraliyet Sağlık Hizmetleri Komutanı Tuğgeneral Shaikh Fahad Al Khalifa başkanlığındaki heyeti İstanbul’da Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesinde bulunan HealthTürkiye Ofisi’nde ağırladı. Görüşmede, iki ülke arasındaki sağlık alanına yönelik mevcut iş birliğinin artırılmasına dair önemli değerlendirmelerde bulunuldu. Türkiye ile Bahreyn arasında sağlık alanında süregelen iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla kapsamlı istişareler gerçekleştirildi. Bu çerçevede, Ekim 2024 tarihinde USHAŞ ile Bahreyn arasında imzalanan ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemeleri tedarikine yönelik stratejik anlaşmanın uygulanmasına dair güncel gelişmeler ele alındı. Bu iş birliği, iki ülke arasındaki karşılıklı güvenin ve uzun vadeli ortaklık vizyonunun somut bir yansıması olarak değerlendirildi. Ayrıca taraflar, gelecekteki stratejik iş birliğinin çerçevesini belirlemek üzere mutabakata vardı. Yeni dönemde medikal onkoloji, mikrobiyoloji ve patoloji gibi alanlarda sağlık profesyonellerinin eğitimi ve uzmanlık kapasitesinin artırılmasına yönelik ortak eğitim faaliyetlerinin başlatılması gündeme geldi. Gerçekleştirilen temaslar, Türkiye ile Bahreyn arasındaki sağlık diplomasisini ileri bir seviyeye taşıyacak yapıcı ve somut bir adım olarak değerlendirildi. Bu doğrultuda, iki ülke arasında sağlık alanındaki iş birliğinin USHAŞ’ın katkılarıyla daha da güçlenerek devam etmesi hedefleniyor.
Kalbinizin sesine kulak verin
20 Nisan 2025 Pazar - 17:59 Kalbinizin sesine kulak verin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre kalp ve damar hastalıkları, dünya çapında sık görülen sağlık sorunları arasında ilk sırada yer alıyor. Kalp hastalıklarının hem dünya genelinde hem de Türkiye’de en sık görüldüğünü belirten Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 18 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor" dedi. Son yıllarda kalp hastalıklarının görülme sıklığında artış yaşanıyor. Her yıl yaklaşık 18 milyon kişinin kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayata veda ettiği bildiriliyor. Kalp hastalıklarının hem dünya genelinde hem de Türkiye’de en sık görüldüğünü belirten Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 18 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2023 verilerine baktığımızda ise ülkemizdeki ölümlerin yaklaşık üçte biri dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı. Bu oran, konunun ne kadar önemli olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor" ifadelerini kullandı. Tengiz: "Kalp hastalıklarını önlemek mümkün" Kalp hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir olduğunun altını çizerek risk faktörlerinin kontrol altına alınmasının önemini şu sözlerle dile getiren Tengiz, "Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve stres; kalp ve damar sistemini ciddi biçimde tehdit ediyor. Ancak bu risk faktörlerinin önemli bir bölümü bireysel önlemlerle kontrol altına alınabilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla kalp hastalıklarının gelişimini geciktirmek hatta tamamen önlemek mümkün" diye konuştu. Günümüzde daha sık görülüyor Son yıllarda kalp hastalıklarının görülme sıklığındaki artışa dikkat çeken Tengiz, "Koroner arter hastalığı, kalp kasına kan taşıyan damarların kolesterol birikimiyle daralması sonucu gelişir. Bu damarlarda oluşan plaklar yırtıldığında kan pıhtısı ile damar tamamen tıkanabilir ve ani kalp krizi meydana gelebilir. Kalp yetmezliği ise kalbin vücuda yeterli miktarda kan pompalayamaması durumudur. Genellikle kronik ilerler ancak zaman zaman akut ataklarla da ortaya çıkabilir. En sık nedeni koroner arter hastalığı olmakla birlikte, hipertansiyon, kalp kapak hastalıkları ve kalp kası hastalıkları da etken olabilir. Kalp kapağı hastalıklarının günümüzdeki en sık nedeninin yaşlanmaya bağlı dejenerasyon olduğuna işaret eder. Kapaklarda daralma ya da yetmezlik görülebilir. Aritmiler ise kalbin çok hızlı, çok yavaş ya da düzensiz atmasıyla seyreder. Bazı aritmiler hafif olabilirken, bazıları ciddi ritim bozukluklarına ve hatta ani ölümlere yol açabilir" şeklinde konuştu. Teknolojik gelişmeler büyük rol oynuyor Tanı yöntemlerinin çeşitlendiğini ve artık daha erken evrede hastalıkların tespit edilebildiğini belirten Tengiz, "EKG, ekokardiyografi, efor testi, ritim ve tansiyon holterleri gibi girişimsel olmayan testlerin yanı sıra gerektiğinde anjiyografi gibi girişimsel işlemler de uygulanabiliyor. Özellikle BT koroner anjiyografi gibi modern görüntüleme teknikleriyle erken ve doğru tanı şansı artıyor" dedi. Tedavi yaklaşımlarının hastalığın türüne ve hastanın genel sağlık durumuna göre belirlendiğini vurgulayan Prof. Dr. İstemihan Tengiz, şöyle devam etti: "İlaç tedavisi, kalp hastalıklarının temel tedavi yöntemlerinden biridir. Yüksek tansiyon, kolesterol, ritim bozuklukları ve pıhtı önleme ilaçları uygun hastalarda kullanılır. Ancak bazı durumlarda ilaç tedavisi yeterli olmaz. Bu hastalarda anjiyoplasti ve stent uygulamaları gibi girişimsel işlemler ya da by-pass cerrahisi gündeme gelebilir. Uygun vakalarda robotik cerrahi de kullanılabilir." Kalp sağlığı için harekete geçin Kalp hastalıklarından korunmak için yapılabilecekler konusunda da önerilerde bulunan Tengiz, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: "Tuzu ve doymuş yağı azaltan, sebze ve meyve açısından zengin bir beslenme düzeni benimseyin. Haftada en az beş gün, günde 45-60 dakika tempolu yürüyüş yapın. Sigara ve tütün ürünlerinden kesinlikle uzak durun, alkol tüketimini sınırlandırın. Ağırlığınızı kontrol altında tutun, beden kitle indeksinizi izleyin. Kan basıncı, kolesterol ve kan şekeri düzeylerinizi düzenli olarak takip edin. Stresle başa çıkma yöntemleri geliştirin ve kaliteli uykuya önem verin. Bu alışkanlıklar, kalp sağlığı için temel koruyucu adımlardır. Kalbiniz için bugün bir adım atın. Yaşam tarzınızı gözden geçirin, düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin ve sevdiklerinizle birlikte sağlıklı bir gelecek inşa edin."
2025 yılı denetim seferberliği çerçevesinde ‘2. Genel Teftiş’ süreci başlatıldı
20 Nisan 2025 Pazar - 11:43 2025 yılı denetim seferberliği çerçevesinde ‘2. Genel Teftiş’ süreci başlatıldı Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun talimatıyla ‘2. Genel Teftiş’ süreci başlatıldı. 12 ilde 105 hastane teftiş kapsamına alındı, eş zamanlı denetimler için 53 müfettiş görevlendirildi. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun talimatıyla harekete geçen Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, 2025 yılında devreye alınan denetim seferberliği çerçevesinde ‘2. Genel Teftiş’ sürecini başlattı. Bakanlık, 12 ilde 105 hastaneyi denetim kapsamına aldı, eş zamanlı teftiş sürecini yürütmek amacıyla 53 müfettiş görevlendirdi. ‘2. Genel Teftiş’ denetimlerinde riskli ve kritik alanlara öncelik verildi. Özellikle acil sağlık hizmetleri, poliklinik hizmetleri, hasta hakları hizmetleri, ameliyathane ve merkezi sterilizasyon birimleri, yoğun bakım hizmetleri, nöbet ve mesai sistemleri, sağlık kurulları, tıbbi malzeme ve cihaz yönetimi gibi alanlar denetleniyor. Denetlerken eğiten ve rehberlik eden bir yaklaşım benimsendi ‘Koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modeli’ ile Sağlıklı Türkiye Yüzyılı programı çerçevesinde sağlık hizmetlerinin daha etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi amaçlanıyor. Mevcut denetim seferberliği de bu amaç doğrultusunda hizmet kalitesini artırmak üzere gerçekleştirildi. Denetim seferberliği çerçevesinde Teftiş Kurulu Başkanlığı ‘denetlerken eğiten ve rehberlik eden’ bir yaklaşım benimseniyor. Başkanlık, aynı zamanda denetim standartlarını güncelleyerek rehberler hazırlamakta ve denetim tekniklerini geliştirmek suretiyle rehberlik ve denetim misyonunu güçlendiriyor.