Son Dakika
|
Artvin’de sağanak taşkınlara neden oldu
Demokrasi şehitleri mağdurları ilk kez Dolmabahçe’de
Arafat'ta 2 milyon Müslüman hacı oldu
Sele kapılan amca ve yeğenin son görüntüleri ortaya çıktı
Fransa’da aşırı sıcaklardan 7 kişi öldü
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Kurban Bayramı mesajı
Hamaney'den ABD mesajı!
ABD'li Bakan Rubio: "İran'la savaşı sona erdirecek anlaşma bugün sağlanabilir"
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atamalar Resmi Gazete’de
ABD basınından Hamaney iddiası!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Transparent Steel Church Revives Belgium’s Historic Herkenrode Abbey
Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kurban Bayramı’nı kutladı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şerif ile telefonda görüştü
Trump: "Sağlık kontrolümü az önce tamamladım, her şey mükemmel"
İran heyeti, Katar’daki temaslarını tamamladı
Milli Savunma Bakanı Güler Edirne’de
MHP Lideri Bahçeli, Kerkük Valisi Ağa’yı kabul etti
İran: "ABD son 48 saat içinde ateşkesi ağır şekilde ihlal etti"
SAĞLIK
Malatya’da ambulans helikopter 82 yaşındaki hasta için havalandı
26 Mayıs 2026 Salı - 20:29:50
Malatya’nın Darende ilçesinde 82 yaşındaki hasta, ani göğüs ağrısı şikayeti üzerine ambulans helikopterle Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’ne sevk edildi. Edinilen bilgilere göre, A.Ö. (82) isimli hasta, Darende ilçesinde rahatsızlanarak göğüs ağrısı şikayetiyle Darende Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından hastanın akciğer embolisi geçirdiği belirlenirken, durumunun ciddi olduğu değerlendirilerek hava ambulansı talep edildi. Kısa sürede ilçeye ulaşan hava ambulansı, hastayı alarak Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’ne götürdü. Hastanın tedavisi burada devam ediyor.
26 Mayıs 2026 Salı - 17:01
"Bir öğünle diyet bozulmaz, asıl sorun vazgeçmek"
Kurban Bayramı öncesi uzmanlardan kritik beslenme uyarıları geldi. Özellikle uzun tatil dönemlerinde kontrolsüz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan, bayram sonrası tartıda görülen hızlı kilo artışlarının büyük bölümünün yağ değil ödem olduğunu belirtti. Demirkan, "Bir öğünle diyet bozulmaz. Bir öğün kaçtı diye bütün düzen bırakılırsa asıl sorun o zaman başlıyor" dedi. Kurban Bayramı yaklaşırken milyonlarca kişi "Bayramdan sonra diyete başlarım" düşüncesiyle sofralara hazırlanırken, konunun uzmanından dikkat çeken bir uyarı geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan’a göre bayramda en büyük tehlike fazla yemek değil, "Bugün zaten diyetim bozuldu" psikolojisi. Bir dilim baklavanın değil, kontrolü tamamen bırakmanın kilo artışına neden olduğunu söyleyen Demirkan, yeni kesilen etin hemen tüketilmesinden koyu çay alışkanlığına kadar yıllardır doğru bilinen birçok yanlışın sindirim sistemini zorladığını anlattı. Bayram sonrası tartıda görülen 2-3 kiloluk artışın büyük bölümünün ise yağ değil ödem olduğuna dikkat çeken Demirkan, "Bir öğünle diyet bozulmaz, asıl sorun vazgeçmek" dedi. "En büyük hata fazla yemek değil, öğün atlamak" Bayram döneminde yapılan en büyük yanlışlardan birinin öğün atlamak olduğunu söyleyen Demirkan, özellikle akşam yemeği için gün boyu aç kalmanın kontrolsüz beslenmeye neden olduğunu ifade ederek, "İnsanlar ‘Nasıl olsa akşam et yiyeceğim’ diyerek gün içinde öğün atlıyor. Bu kez akşam aşırı açlıkla birlikte tıkınırcasına beslenme ortaya çıkıyor. Özellikle Kurban Bayramı’nda eti daha çok öğle öğününde tüketmeyi öneriyoruz. Akşam ise sebze ağırlıklı daha hafif beslenmek sindirimi rahatlatıyor" dedi. "Kurban eti kesilir kesilmez tüketilmemeli" En büyük hatalardan birinin de yeni kesilen etin hemen pişirilmesi olduğunu belirten Demirkan, etin mutlaka dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Demirkan, "Yeni kesilen ette ‘ölüm sertliği’ dediğimiz bir durum oluşuyor. Et kesilir kesilmez tüketildiğinde hem sert oluyor hem de sindirim sistemi daha fazla zorlanıyor. Etin en az 12 saat dinlendirilmesi gerekiyor. Çok sıcak olmayan serin bir ortamda bekletilmeli. Özellikle et hâlâ sıcakken direkt buzdolabına koymak doğru değil" ifadelerini kullandı. "Bayram sonrası görülen 2-3 kilo çoğu zaman yağ değil" Bayram sonrasında tartıda görülen hızlı kilo artışlarının çoğu zaman ödem kaynaklı olduğunu vurgulayan Demirkan, bunun nedeninin artan karbonhidrat, şeker ve tuz tüketimi olduğunu söyleyerek, "Pilav, baklava, hamur işi ve ikramlarla birlikte karbonhidrat tüketimi artıyor. Glikojen depoları dolunca vücut daha fazla su tutuyor. Tuz tüketimi de artınca ödem oluşuyor. Kısa sürede alınan 2-3 kilonun tamamının yağ olması çok sık gördüğümüz bir durum değil" dedi. "Detoks değil denge önemli" Bayram sonrası yapılan sert detoks programlarını önermediğini belirten Demirkan, sürdürülebilir beslenmenin önemine dikkat çekerek, "Bizler yasak koymaktan çok dengeyi öğretmeye çalışıyoruz. Karbonhidratı, proteini ve yağı dengeli şekilde düzenlediğimizde vücut zaten normale dönüyor. Bir gün fazla yemekle her şey bozulmaz. Önemli olan ertesi gün yeniden dengeye dönebilmek" diye konuştu. "Hazmettirmiyor, tam tersine şişkinlik yapabiliyor" Çay ve kahvenin de dikkatli tüketilmesi gerektiğini belirten Demirkan, "Yemek yedikten sonra çayın hazmettirdiği düşünülüyor ama fazla çay şişkinlik ve hazımsızlık yapabiliyor. Kahvenin fazla tüketimi reflü ve mide yanmasına neden olabiliyor. Yemek sonrası su, sade soda ya da ayran gibi daha hafif içecekler tercih edilmeli" şeklinde konuştu. "Günde yaklaşık 10-12 bardak su için" Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Demirkan, günlük en az 2-2,5 litre su içilmesini önererek, "Çay, kahve, çorba ya da soda sıvı alımına katkı sağlar ama suyun yerini tutmaz. Özellikle içilen her bardak çay veya kahve için ekstra bir bardak su tüketmek gerekiyor. Günde yaklaşık 10-12 bardak suyun altına düşülmemeli" ifadelerini kullandı. Rafine şekersiz bayram tatlısı önerisi Bayramda tatlı tüketimini tamamen yasaklanmak yerine daha sağlıklı alternatiflerin tercih edilebileceğini anlatan Demirkan, "Hurmayı sıcak suda bekletip çekirdeğini çıkardıktan sonra içine yulaf kepeği, ceviz, badem veya fındık eklenebilir. Bir miktar tahin ya da fıstık ezmesiyle rondodan geçirip top haline getirilip, Hindistan cevizine bulanarak rafine şekersiz sağlıklı atıştırmalıklar hazırlanabilir" dedi. "Bir öğünle diyet bozulmaz" Toplumda en sık karşılaştıkları yanlış düşüncenin "Diyet bozuldu" psikolojisi olduğunu belirten Demirkan, sürdürülebilir beslenmenin önemine dikkat çekerek, "İnsanlar bir öğün fazla yiyince bütün günü bırakıyor. Oysa bir öğünle diyet bozulmaz. Eğer bir öğün kaçtıysa yapılması gereken şey bütün düzeni bozmak değil, bir sonraki öğünde tekrar dengeye dönmek. Önemli olan mükemmel beslenmek değil, sürdürülebilir şekilde devam edebilmek" diye konuştu.
26 Mayıs 2026 Salı - 15:59
Diyetisyenden Kurban Bayramı’nda sağlıklı sofralar için uyarı
Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, "Sofraların vazgeçilmezi kırmızı et, ölçülü yenildiğinde sağlıklı bir besin kaynağıdır" dedi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, bayram sofralarında et ve tatlı tüketiminde ölçülü olunması gerektiğini belirterek, bayram günlerinde sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. "Ağır etli yemeklerden kaçının" Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, "Kurban Bayramı sofralarının vazgeçilmezi kırmızı et, ölçülü tüketildiğinde sağlıklı bir besin kaynağıdır. Ancak aşırıya kaçmak kolesterol ve kalp-damar hastalıkları riskini artırır. Etin yanında sebze, salata ve tam tahıllı ürünlerle tabağı dengelemek hem sindirimi kolaylaştırır hem de bayram boyunca enerjiyi korur. Bayramda ağır yemekler kaçınılmaz olsa da, öğünleri hafifletmek mümkündür. Yoğurt, ayran, zeytinyağlı sebzeler ve lifli gıdalar sindirim sistemini rahatlatır. Özellikle akşam yemeklerinde daha hafif tercihler yapmak, mideyi yormadan bayram keyfini sürdürmeye yardımcı olur" diye konuştu. "Bol bol su için yürüyüş yapın" Bayram ziyaretlerinde de ikram edilen tatlıların fazla tüketilmesinin kan şekerini hızla yükselteceğini söyleyen Akay, "Bu özellikle diyabet hastaları için risk oluşturmaktadır. Tatlıların küçük porsiyonlarla tadına bakılmasını, mümkünse sütlü tatlıların tercih edilmelidir. Bayram boyunca bol su içmek, vücudu toksinlerden arındırır ve sindirimi destekler. Ayrıca kısa yürüyüşler yapmak hem kan dolaşımını hızlandırır hem de ağır yemeklerin etkisini azaltır. Su ve hareket, bayramın enerjisini yüksek tutmanın en basit ama en etkili yollarıdır" şeklinde konuştu.
26 Mayıs 2026 Salı - 12:20
Gezi teknesinde yaralanan vatandaşa Sahil Güvenlikten tıbbi tahliye
Muğla’nın Fethiye ilçesi açıklarında seyreden gezi teknesinde yaralanan vatandaş Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Fethiye açıklarında gezi teknesinde bulunan ve yaralanan vatandaş için 112 Acil Çağrı Merkezini arayarak yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı sonrası bölgede bulunan Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yaralanan vatandaş kıyıda bekleyen 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
26 Mayıs 2026 Salı- 10:58
Onkoloji bölümü çalışanı kanseri çalıştığı hastanede yendi: "Elime kitle geldi, erken evre çok önemli"
2
22 Mart 2024 Cuma- 09:52
Kalın bağırsak kanseri farkındalık ayı
3
26 Mayıs 2026 Salı- 08:45
18 yıldır nakil kalbiyle yaşıyor: Üç bypasslı hastaya riskli pil operasyonu
4
26 Mayıs 2026 Salı- 11:38
Dermatoloji Uzmanı Dr. Kurt’tan deri kanseri uyarısı
5
11 Mart 2026 Çarşamba- 11:00
"Tedavisi yok" denilen hastalıkta umut
18 Nisan 2025 Cuma - 09:13
Mühürsüz satılan ve kesilen etlere dikkat: İnsan sağlığını tehdit ediyor
Adanalı kebapçı, mühürsüz satılan ve tüketilen etlerin kaçak kesim olduğunu belirterek, "Mühürsüz etin nerede kesildiği ve ne eti olduğu belli değildir. Mühürsüz et tüketiminden kaçınılması lazım" dedi. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından halk sağlığını tehdit eden taklit ve tağşiş yapan firmalar güncel olarak duyuruluyor. Kebabın başkenti Adana’da ise maalesef birçok işletmede kebap harcında taşlık veya tek tırnaklı hayvan eti tespit ediliyor. Hal böyle olunca işini düzgün yapan birçok kebapçı ise zan altında kalıyor. Kent genelinde bazı kasap ve restoranların sattığı veya tükettiği mühürsüz etler halk sağlığını tehdit ediyor. Uzmanlar, mühürsüz satılan etin kaynağı belli olmadığı için dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. "İnsan sağlığı her şeyden önce gelir" Adanalı kebap ustası Yaşar Aydın, konuyla ilgili İhlas Haber Ajansı’na konuştu. Aydın, "Gerçek orijinal Adana Kebap erkek kuzu etiyle yapılır. Bizlerde hep erkek kuzu eti ve kaburgası kullanıyoruz. Ben hep mühürlü et kullanırım. Benim etlerim mezbahane de kesilir, kaçak kesim olmaz. Ben dana eti, dişi erkek veya kuyruk yağı kullanmam. İnsan sağlığı her şeyden önce gelir. Bir işi yaparken gönül rahatlığıyla yapman lazım"dedi. "Hiçbir imkansızlık, sağlıksızlık değildir" Mühürsüz etlerin kaçak kesim olduğuna ve kaçak kesilen etlerin her zaman koyun eti olmadığına vurgu yapan Aydın, "Bir işi yaparken tam yapmanız lazım. Hiçbir imkansızlık, sağlıksızlık değildir. Tavuk kesilen yerin etten ayrı, et kesilen yerin tavuktan ayrı, bıçaklarının da ayrı olması gerekir. Çünkü bu ürünler hemen çapraz bulaşa yatkın. Sebze yeri, et saklama, tavuk saklama yeri ayrı olmalı. Mühürsüz etler kaçak kesim olur. O et dişi midir, ya da başka bir et midir bilinmez. Vatandaşlarda mühürsüz et tüketmemeli" diye konuştu. "Bu işler oyuncak değil" Adana’nın marka değerini yükseltmek için işletmelerinde sağlıklı şartlarda hizmet vermesi gerektiğine dikkat çeken Aydın, "İşletmeler ne kadar hijyenik olursa zaten Adana Kebap’ın lezzetine diyecek yok, marka imajımız daha da artar. Hijyen kurallarına dikkat etmeliyiz. Bu işleri önce kendin için yapacaksın, sağlık her şeyden önce gelir. Bu işler oyuncak değil" ifadelerini kullandı. "Önce hijyen ve temizliğe dikkat ediyorum" Antalya’dan kebap yemeye gelen Kamile Aslan, "İlk kez Adana Kebap yedim ve çok beğendim. Bir mekana gittiğimde önce hijyen ve temizliğe dikkat ediyorum. Hijyen ve temizlik benim için çok önemli" şeklinde konuştu. Müşterilerden Gökhan Aslanise hijyen kurallarına dikkat edilmesinin halk sağlığı açısından önemli olduğuna dikkat çekti. (UMT-HİV-
18 Nisan 2025 Cuma - 08:58
Van’da nadiren uygulanan beyin ameliyatıyla anne ve bebek kurtarıldı
Van’da 8 haftalık hamile olan 33 yaşındaki kadın, beyin kanaması geçirdikten sonra 4 saat süren zorlu ameliyatla bebeğiyle birlikte hayata tutundu. İpekyolu ilçesinde yaşayan 4 çocuk annesi 33 yaşındaki Elif İşnas, beşinci çocuğuna hamile olduğunu öğrendikten bir hafta sonra baş ağrısı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin acil servisine başvurdu. Yapılan tetkiklerde beyin kanaması geçirdiği tespit edilen hasta, ileri tetkik amacıyla ilde bulunan başka bir merkeze sevk edildi. Burada endovasküler girişimle baloncuk kapatma işlemi yapılmak istendi ancak cerrahi müdahalenin daha uygun olacağına karar verildi. Bunun üzerine hasta tekrar Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine gönderildi. Burada Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Sida Doğan tarafından 4 saat süren açık beyin ameliyatı gerçekleştirildi. Yapılan başarılı operasyonun ardından hem annenin hem de bebeğin genel sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Sida Doğan, 33 yaşında ve 8 haftalık hamile olan hastanın kendilerine baş ağrısı şikayetiyle başvurduğunu belirtti. Yapılan tetkiklerde beyin kanaması geçirdiğini tespit ettiklerini ve ilk etapta ileri tetkik amacıyla hastayı dış merkeze yönlendirdiklerini ifade eden Dr. Doğan, "Dış merkezde hastamıza endovasküler girişimle baloncuk kapatma işlemi uygulanmaya çalışıldı ancak cerrahi müdahalenin daha uygun olacağına karar verildi. Bunun üzerine hasta tekrar bize gönderildi ve hastanemizde açık beyin ameliyatı gerçekleştirildi. Şu an ameliyatın 16. günündeyiz ve hastamızın taburculuğu planlanmaktadır. Hastamızın gebeliği devam etmekte olup, bebeğin durumu kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından yakından takip edilmektedir. Genel durumu iyi olarak bildirilmektedir" dedi. "Dünyada nadir olarak kabul edilmektedir" Hem hamile hem de beyin anevrizması açısından dünyada nadir vakalardan biri olduğunu dile getiren Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu tarz vakalar, gebelikte görülen beyin kanaması nedeniyle gerçekleştirilen beyin anevrizması ameliyatları açısından dünyada nadir olarak kabul edilmektedir. Bu da hastanemizde, gebe bir hastaya bu şekilde uygulanan ilk ameliyat olmuştur. Hem hastamızın hem de bebeğimizin genel durumu şu an için iyi." "Hamile olduğumu öğrendikten bir hafta sonra beyin kanaması geçirdim" 18 yıldır evli ve 4 çocuk annesi olduğunu söyleyen Elif İşnas isimli hasta ise "Bu bebeğime yeni hamile kalmıştım. Hamile olduğumu öğrendikten bir hafta sonra beyin kanaması geçirdim. Şiddetli baş ağrısıyla ambulansla hastaneye getirildim. MR çekildi ve beyin kanaması geçirdiğim ortaya çıktı. Hemen yoğun bakıma alındım, ardından başka bir merkeze sevk edildim. Orada renkli MR çekildi ve beyin damarımın patladığı tespit edildi. Sonra tekrar Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirildim. Burada yapılan ameliyat başarılı geçti. Şu an çok şükür iyiyim. Hocama çok teşekkür ediyorum" diye konuştu. "Ameliyat riskliydi ama çok şükür başarılı geçti" Ramazan Bayramı arefesinde eşinin aniden baş ağrısı şikayetiyle hastaneye kaldırıldığını öğrendiğini dile getiren Metin İşnas da, "Doktorla görüştüğümüzde eşimin beyin kanaması geçirdiğini söylediler. Hemen yoğun bakıma alındı. Buradaki doktorumuzla görüştüğümüzde durumun kritik olduğu ve eşimin hamile olması nedeniyle ameliyatın da riskli olabileceği belirtildi. Çok şükür ameliyat başarılı geçti. Eşim şu anda gayet iyi" şeklinde konuştu.
17 Nisan 2025 Perşembe - 19:04
KKTC’ye Lefkoşa Yeni Devlet Hastanesi yapılacak
Sağlık Bakanlığı ile KKTC Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan protokolle 1. Etap Lefkoşa Yeni Devlet Hastanesinin yapımına başlanacağı açıklandı. Sağlık Bakanlığı KKTC Sağlık Bakanlığı arasında, 17 Nisan Perşembe günü, ‘Lefkoşa Yeni Devlet Hastanesi Yapımına ve Dr. Burhan Nalbantoğlu Sağlık Kampüsü Yapılarının Renovasyonuna İlişkin Protokol’ imzalandı. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile KKTC Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek’in imzaladığı protokolle 1. Etap Lefkoşa Yeni Devlet Hastanesinin yapımına başlanacak. Yapımına başlanacak olan Lefkoşa Yeni Devlet Hastanesi’nde 320 yatak, 110 yoğun bakım yatağı, 80 poliklinik, 20 diyaliz yatağı ve 12 ameliyathane bulunacağı kaydedildi.
17 Nisan 2025 Perşembe - 16:02
Elazığ Belediyesi, kalp sağlığının önemine dikkat çekti
Elazığ Belediyesi tarafından düzenlenen etkinlikte kadınlar, 14-20 Nisan Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla doğa yürüyüşü gerçekleştirerek kalp sağlığının önemine dikkat çekti. Elazığ Belediyesi, halk sağlığını yakından ilgilendiren ve farkındalık oluşturan etkinliklere yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu kapsamda Elazığ Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Sağlıklı Yaşam Merkezi tarafından 14-20 Nisan Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla yürüyüş etkinliği düzenlendi. Kalp sağlığına dikkat edilmesi konusunda farkındalık oluşturmak amacı ile gerçekleştirilen programda kadınlar, Elazığ Belediyesi Şehit Polis Fethi Sekin Mesire Alanı’nda doğa yürüyüşü yaptı. "Kalbimiz Sizinle Atıyor" sloganıyla, katılımcılara kalp sağlığını korumak için dikkat edilmesi gerekenler uzmanlar tarafından aktarılırken özellikle düzenli egzersizin kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumlu etkileri de vurgulandı.
17 Nisan 2025 Perşembe - 15:33
Uzmanlar, ‘Olağan Dışı Durumlarda Hemofili Hastalarının Yönetimi Uzlaşı Raporu’nu hazırladı
17 Nisan Dünya Hemofili Günü, hemofiliyle yaşayan bireylerin karşılaştığı görünmeyen zorlukları görünür kılıyor. Özellikle afet gibi olağan dışı durumlarda tedaviye erişimin kesintiye uğraması, hastalar için geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabiliyor. Tam da bu noktada Türk Hematoloji Derneği öncülüğünde, Novo Nordisk’in koşulsuz desteğiyle hazırlanan "Olağan Dışı Durumlarda Hemofili Hastalarının Yönetimi Uzlaşı Raporu" bu riskleri azaltmak için hasta ve sağlık çalışanlarına yönelik önemli çözüm önerileri sunarak bir yol haritası niteliği taşıyor. Her yıl 17 Nisan’da kutlanan Dünya Hemofili Günü, bu yıl da hemofiliyle yaşayan bireylerin özellikle afet gibi olağan dışı durumlarda karşılaştıkları görünmez riskleri gündeme taşıyor. Bu doğrultuda, Türk Hematoloji Derneği’nin öncülüğünde ve Novo Nordisk’in desteğiyle hazırlanan ‘Olağan Dışı Durumlarda Hemofili Hastalarının Yönetimi Uzlaşı Raporu’, hemofili ve nadir kanama bozukluklarıyla yaşayan bireylerin tedaviye kesintisiz erişimini sağlamak amacıyla somut çözüm önerileri sunuyor. Rapor, yalnızca tıbbi bir çerçeve değil, aynı zamanda hasta güvenliğini esas alan uygulanabilir bir yol haritası ortaya koyuyor. Rapor hakkında şu bilgiler paylaşıldı: Afet anlarında yalnızca binalar değil, tedaviye erişim umudu da riske girebiliyor Afetler sırasında yalnızca fiziksel yapıların değil, sağlık hizmetlerine erişimin de ciddi şekilde sekteye uğradığı biliniyor. Hemofili gibi düzenli ve kesintisiz tedavi gerektiren hastalıklarda en küçük bir gecikme bile hayati sonuçlara yol açabiliyor. Bu noktada derneğin hazırladığı Uzlaşı Raporu, hasta ve sağlık profesyonellerinin ihtiyaçlarına yanıt verecek bilimsel ve sahaya dayalı çözüm önerileri sunuyor. Hemofili perspektifinden deprem gerçeği Çukurova Hemofili Derneği ve IPSOS iş birliğiyle hazırlanan ‘Hemofili Perspektifinden Deprem Gerçeği’ başlıklı rapor, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından hemofili hastalarının yaşadığı aksaklıkları gözler önüne serdi. Fokus grup görüşmeleriyle elde edilen veriler, hem fiziksel hem de psikolojik etkileri kapsamlı şekilde ortaya koydu ve Uzlaşı Raporu’nun temel dayanaklarından biri haline geldi. Uzlaşı Raporu, sadece bir belge değil; hemofiliyle yaşayanlar için bir yaşam rehberi Afet gibi olağan dışı durumlarda hemofiliyle yaşayan bireylerin tedaviye kesintisiz erişimini sağlamak için hazırlanan Uzlaşı Raporu, ‘acil durum kartı’ ile tanıtıcı bileklik/künye kullanımının teşvik edilmesinden evde yeterli faktör ve tıbbi gereç bulundurulmasına, ‘kardeş hasta’ modeliyle destek ağlarının güçlendirilmesine kadar hayati çözümler sunuyor. Raporda, afet anlarında hızlı müdahale için dijital hasta verilerinin toplanması, muhtarların bilgilendirilmesi ve hasta dernekleriyle iş birliği öneriliyor. Ayrıca, uzmanlar arası destek zinciri ve şehirlerarası ‘kardeş hastane’ modeliyle sağlık hizmetlerinde koordinasyonun güçlendirilmesi hedefleniyor. Rapora yön veren Çalışma Grubu, hematoloji alanında önemli çalışmalara imza atmış üç değerli ismi bir araya getirdi: Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, Prof. Dr. Selin Aytaç Eyüpoğlu ve Prof. Dr. Serap Karaman. Bilimsel katkıların derinliğini artırmak ve çok boyutlu bir bakış açısı kazandırmak amacıyla oluşturulan Danışma Grubunda ise kıymetli akademisyenler yer aldı: Prof. Dr. Adalet Meral Güneş, Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, Prof. Dr. Ayşegül Ünüvar, Prof. Dr. Ali Bülent Antmen, Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Prof. Dr. Can Acıpayam, Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, Prof. Dr. Hasan Kaya, Prof. Dr. Kaan Kavaklı, Prof. Dr. Selin Aytaç Eyüpoğlu, Prof. Dr. Serap Karaman, Prof. Dr. Vahap Okan. "Afetlere hazırlık, bir tercihten öte; hayat kurtaran bir zorunluluktur" Hemofili ve benzeri nadir kanama bozukluklarıyla yaşayan bireylerin kriz anlarında yalnız kalmaması gerektiğini vurgulayan Prof Dr. Ahmet Muzaffer Demir, "Afetlere hazırlık, bir tercihten öte; hayat kurtaran bir zorunluluktur. Türk Hematoloji Derneği olarak, hemofili ve benzeri nadir kanama bozukluklarıyla yaşayan bireylerin afet anlarında çaresiz kalmaması için Uzlaşı Raporu’nu hazırladık. Bu rehberle hedefimiz, afet yaşanmadan önce gerekli hazırlıkların tamamlanmasını ve kriz anlarında güçlü bir sağlık yönetimi zemini oluşturulmasını sağlamak" diye konuştu. Bir hastanın ilaca ulaşamadığı her dakika, onun için hayati bir risk taşıdığını vurgulayan Çukurova Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Bülent Antmen, "6 Şubat depremlerinin ardından hazırladığımız ‘Hemofili Perspektifinden Deprem Gerçeği: 360 Kalitatif Yaklaşım Raporu’ hem hastaların hem de hematologların yaşadığı zorlukları açıkça ortaya koydu. İlaçsız kalınan her dakika bir hasta için hayati risktir. Bu rapor, gelecekte aynı hataların yaşanmaması için bir uyarı niteliğinde hazırlandı" dedi. Bu önemli çalışmaların yalnızca ulusal ölçekte değil, afet riski taşıyan tüm ülkelerde sağlık sistemlerine stratejik bir yol haritası kazandıracağına inandıklarının altını çizen Novo Nordisk Türkiye Kıdemli Klinik, Medikal ve Ruhsat Direktörü Dr. Ömer Buğra Bahadır, "Şirket olarak hemofili alanındaki sorumluluğumuzu yalnızca tedavi sunmakla sınırlı görmüyor; sürdürülebilir, hasta odaklı ve krizlere dayanıklı sağlık çözümlerine katkı sağlamayı öncelikli görevimiz kabul ediyoruz. Bu raporun, Türkiye başta olmak üzere afet riski taşıyan tüm bölgelerde yol gösterici olacağına inanıyoruz" şeklinde konuştu.
17 Nisan 2025 Perşembe - 13:34
FÜ Hastanesi’nde çocuklar için oyun bahçesi kuruldu
Elazığ Fırat Üniversitesi (FÜ) Hastanesi Hastanesi’nde minikler için oyun bahçesi oluşturuldu. Fırat Üniversitesi Hastanesi, yanık ünitesinde yatan çocuk hastalıkların tedavi sürecini daha konforlu ve keyifli hale getirmek için anlamlı bir projeye imza attı. Hemşirelik Hizmetleri Müdürlüğü öncülüğünde, yanık ünitesinde tedavi gören çocuklar için ‘Minik Kahramanlar Oyun Bahçesi" oluşturuldu. Bahçe, sağlık çalışanlarının katkılarıyla hayata geçirilirken, duvarları çocukların ilgisini çekecek çizgi film kahramanları ile süslendi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Gökhan Artaş, hastanede yatan çocuk hastalıkların tedavi süreçlerinde moral ve motivasyonlarını artırmak için böyle bir projeyi hayata geçirdiklerini özellikle uzun süreli tedavi gören küçük hastalar için hastane ortamının zaman zaman sıkıcı ve stresli olabildiğini, bu kapsamda, çocuk hastaların sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da desteğe ihtiyaçlarının olduğunu söyledi.
17 Nisan 2025 Perşembe - 12:38
Kalp yetmezliği olan hemşire kalp nakli ile hayata tutundu
Ordu’da hemşirelik yapan Gökhan Sürül’e(34), 4 sene önce kalp yetmezliği tanısı kondu. Zaman geçtikçe hastalığı ağırlaşan Sürül, Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan kalp nakli ameliyatı ile yeniden hayata tutundu.
17 Nisan 2025 Perşembe - 12:35
SASAM Manisa’da çok kapsamlı bir çalıştaya hazırlanıyor
Sahipkıran Stratejik Araştırma Merkezi (SASAM), yurtiçi yapılanmaları ile ’Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı, Obezite ile Tip 2 diyabet tehdidine karşı alınacak önlemler’ başlıklı çok kapsamlı bir çalıştaya hazırlanıyor. Hazırlıklar kapsamında SASAM Ege Bölge Koordinatörlüğü heyeti, Manisa Gençlik Spor İl Müdürü Yunus Öztürk, Manisa Sağlık İl Müdürü Operatör Dr. Mehmet Fatih Zeren, Manisa Milli Eğitim İl Müdürü Mehmet Uğurelli ile Manisa Halk Sağlığı Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Ümit Atman’ı ziyaret etti. Heyette SASAM Yurtiçi Yapılanma Sorumlusu Murat Aktaş, SASAM Ege Bölge Koordinatörü Osman Güreser ve SASAM Uzmanı Dr. Ahmet Erdinçli yer aldı. Yapılan ziyaretler kapsamında dört kurum arasında çalıştay işbirliği protokolü yapılması ve en kısa sürede raporlanması hususunda karar alındı. Manisa Gençlik Spor İl Müdürlüğü ev sahipliğinde 4 kurumun işbirliği içinde Manisa’da gerçekleştirilmesi planlanan ’Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı, Obezite ile Tip 2 diyabet tehdidine karşı alınacak önlemler’ başlıklı çalıştayın pilot uygulama olarak ilkinin Manisa’da yapılacağı öğrenildi.
17 Nisan 2025 Perşembe - 12:26
Modern şehir yaşamı, gençleri hareketsizliğe itiyor"
Modern yaşamla birlikte gıda bolluğunun arttığını ancak hareketliliğin azaldığını belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Nuh Baklacı, "Modern şehir yaşamı, gençleri hareketsizliğe itiyor" dedi. Uzmanlar, günümüzde tüm dünyada hızla artan obezite vakalarının, özellikle Türkiye’de alarm verici bir düzeye ulaştığına dikkat çekiyor. Avrupa ülkeleri arasında obezite oranlarında ilk sıraya yükselen Türkiye’de, bu sağlık sorununun sadece bireysel değil, toplumsal bir tehdit haline geldiğini anlatan Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Nuh Baklacı, Türkiye’de toplumun yüzde 75’inin de şişman kategorisinde olduğunun altını çizdi. Obezitenin vücutta yağ oranının erkeklerde yüzde 25, kadınlarda yüzde 35’i aşması olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Nuh Baklacı, "Ancak yağ ölçümü günlük pratikte zor olduğu için Vücut Kitle İndeksi (VKİ) esas alınır. VKİ’nin 18-25 arası normal kabul edilir. 25-30 arası aşırı kilolu, 30’un üzeri ise obezite olarak sınıflandırılır. 40’ın üzeri ise morbid obezite yani ölümcül obezite olarak adlandırılır. Maalesef Türkiye’de VKİ’si 18-25 arasında olan bireylerin oranı yalnızca yüzde 20-30 arasında. Bu da toplumun yaklaşık yüzde 75’inin şişman veya obez olduğunu gösteriyor" ifadelerini kullandı. Obezite bir tercih değil bir hastalık Dünya Sağlık Örgütü’nün de obeziteyi bir hastalık olarak tanımladığını vurgulayan Dr. Baklacı, "Bu konuda toplumda hala ciddi bir farkındalık eksikliği var. Obezite, şeker, tansiyon, kalp hastalıkları, alzheimer, eklem ve sindirim sistemi hastalıkları gibi birçok ciddi hastalığın temelini oluşturuyor. Ülkemizde 1950’lerde yüzde 2 civarında olan diyabet oranı, 2011’de yüzde 16’ya ulaştı. Günümüzde ise bu oran yüzde 30’lara çıktı. En önemli neden ise obezite. Modern yaşamla birlikte gıda bolluğu arttı ancak hareketlilik azaldı. Şehirleşme, sosyal medya bağımlılığı ve gençlerin açık alanlarda yeterince hareket edememesi, obeziteyi tetikleyen faktörlerin başında geliyor. Modern şehir yaşamı, gençleri hareketsizliğe itiyor. Ayrıca gıdalara eklenen tat artırıcı maddeler ve lezzetli hazır yiyecekler, kişide dopamin bağımlılığı oluşturuyor. Bu da açlık hissi olmadan yeme davranışına neden oluyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelede 3 temel adım Obeziteyle mücadelede bireysel sorumluluğun önemine de dikkat çeke Dr. Baklacı, şu önerilerde bulundu: "Düzenli Beslenme: Kahvaltıyı atlamamak, öğün saatlerine uymak ve doğal gıdaları tercih etmek gerekiyor. Egzersiz ve Hareket: Spor, yalnızca yağ yakımı için değil aynı zamanda dopamin salgısı ile iştah kontrolü açısından da kritik. Kötü Alışkanlıklardan Uzak Durmak: Alkol ve katkı maddesi içeren yüksek kalorili gıdalardan uzak durulmalı." "Gençler geleceklerini tehlikeye atmamalı" Obezitenin sadece bugünü değil, yarını da tehdit ettiğinin altını çizen Baklacı "Özellikle 20-25 yaşında obeziteyle karşılaşan bir birey, 40-50 yaşlarında metabolik hastalıklarla yüzleşecektir. Genç yaşta alınan önlemler, gelecekte sağlıklı bir yaşamın anahtarıdır. Lütfen gençlerimiz spor yapsın, düzenli beslensin ve tıbbi yardım almaktan çekinmesin. Vücut Kitle İndeksi 30’un üzerinde olan bireyler kendi başlarına mücadele etmekte zorlanabilir. Tıbbi yardım almak, süreci hızlandırır ve başarı oranını artırır. 15 günlük bir diyetle bile gıdaya olan bağımlılıklar ciddi oranda azaltılabilir" diyerek sözlerini tamamladı.
17 Nisan 2025 Perşembe - 11:51
Hemofili hastalarının sağlıklı bir ömür sürmesi mümkün
Hemofili hastalarının yaşamın her döneminde kanama sebebiyle hayati tehlikesinin bulunduğuna dikkat çeken Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Bilen, hastaların düzenli tedavi ve takip ile sağlıklı bir ömür sürme şansı bulunduğunu söyledi. Dünya Hemofili Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Bilen, hemofilinin çeşitli sebeplerle oluşan kanamaların durdurulması için gerekli olan doğuştan gelen proteinlerin olmaması nedeniyle normalden fazla kanama durumu olduğunu belirtti. Kalıtsal bir hastalık olup anne ve babadan çocuğa aktarıldığına işaret eden Prof. Dr. Bilen, "Bu hastalık daha kolay kanamalar ve daha şiddetli kanamalar şeklinde karşımıza çıkabilir.’ dedi. Hastalıkta birkaç farklı alt tip olmakla birlikte en sık görülen hemofili tiplerinin A ve B grupları olduğu bilgisini veren Bilen, "Hemofili A, 5 bin canlı doğumda bir; Hemofili B ise 30 bin canlı doğumda bir hastada karşımıza çıkmaktadır. Bu eksik faktör nedeniyle hastalar, daha şiddetli kanamalara maruz kalmaktadır. ‘Ağır hemofili’ dediğimiz hastalıkta, doğum esnasında doğum kanalından geçerken beyin kanaması geçirebilmektedir. Sonraki erken yaşlarda ağır hemofililerde mide kanaması, kas içi kanamalar gibi hayatı tehdit eden kanamalar olabilmektedir. Yine sonraki erken çocukluk ve oyun çocukluğu döneminde ise çocuğun eklem içi dediğimiz diz, omuz ve kalça eklemlerinde kanama nedeniyle bu eklemleri kaybetme riski ortaya çıkmaktadır" şeklinde konuştu. Tedavide Umut Var Amacın bu hastalığın erken yaşta teşhis edilerek tedaviyle kanamaların önlenmesi ve sağlıklı bir hayat sürdürülmesi olduğunun altını çizen Bilen sözlerini şu şekilde devam ettirdi: "Hastalık ömür boyu süren bir hastalıktır. Faktörleri yerine koyma tedavisi faktörün ömrüyle sınırlıdır. Eskiden haftada 3 veya 4 defa faktör verirken gelişen modern tıpla birlikte yeni üretilen ilaçlarla sayesinde hastalarımız artık 15 günde bir, ayda bir gibi enjeksiyonlara kadar uğrayabilmektedir. Farklı alt tiplere göre tedavi alternatifleri de değişmektedir. Hastanın düzenli tedavisi ve takibi ile sağlıklı bir ömür sürme şansı günümüz tıbbı ile mümkün ve mevcuttur."
17 Nisan 2025 Perşembe - 11:48
Uzmanından uyarı: Çocuklarda uykudan uyandıran baş ağrısı ciddiye alınmalı
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nde görevli Dr. Öğretim Üyesi Nihal Yıldız, çocukluk döneminde sıkça karşılaşılan baş ağrısının basit bir şikâyet gibi görünse de, altında yatan nedenlerin hayati öneme sahip olabileceğine vurgu yaptı. Yıldız, "Özellikle enseden olan baş ağrıları ya da uykudan uyandıran baş ağrıları ciddiye alınması gereken çocukluk dönemi baş ağrıları bulguları olarak karşımıza çıkabilmektedir" dedi. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nde görev yapan Dr. Öğretim Üyesi Nihal Yıldız, çocukluk döneminde sıkça karşılaşılan baş ağrısı şikayetlerine dair önemli açıklamalarda bulundu. Poliklinikte 0 ila 18 yaş arası hastalarla ilgilendiklerini ifade eden Yıldız, çocuk nöroloji polikliniğine en sık başvuru nedenlerinden biri olan baş ağrısının detaylarına dikkat çekti. Baş ağrısı oranı yaşla birlikte artıyor Toplumda baş ağrısının görülme sıklığının yaş gruplarına göre değiştiğini belirten Dr. Yıldız, "Yüzde 7 ile yüzde 82’ye kadar oranlarla karşılaşabiliyoruz. Özellikle son yıllarda hasta yakınlarının ve çocukların bilinçlenmesiyle birlikte bu oranlar artıyor, polikliniğimize başvurular da buna paralel olarak yükseliyor" dedi. Baş ağrısının, beyindeki bazı sinyaller sonucu oluşan bir belirti olduğunu söyleyen Yıldız, bu durumu "akut" yani ani başlayan ve "kronik" yani uzun süren baş ağrıları olarak ikiye ayırdıklarını kaydetti. "Enseden başlayan veya uykudan uyandıran ağrılar ciddiye alınmalı" Dr. Yıldız, bazı baş ağrısı türlerinin özel olarak dikkatle ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: "Sistemik bulgular ve nörolojik bulguların eşlik etmesiyle baş ağrısıyla ciddi görme bozukluğu, tansiyon yüksekliği, ani görme kayıpları, ilk kez yaşanan şiddetli ağrı, enseden başlayan ağrılar ya da uykudan uyandıran baş ağrıları eşlik ediyorsa, bunlar çocukluk döneminde mutlaka ciddiye alınmalı." 6 yaş altındaki çocuklarda dikkat şart Özellikle 6 yaş altı çocuklarda baş ağrısına ekstra dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Yıldız, baş ağrısının sıklığı, şiddeti, süresi ve buna eşlik eden bulantı, kusma gibi sistemik belirtilerin mutlaka sorgulanması gerektiğini dile getirdi: "Hastanın özellikle ağrıyı nasıl lokalize ettiği nasıl tarif ettiği bizim için klinikte önem arz etmektedir. Baş ağrısının öncelikli olarak akut baş ağrısıyla yani üst solunum yolu enfeksiyonu ve sinüzitte de çocuğun başı ağrıyabilir. İlaç intoksikasyonlarında da baş ağrısı da gelebilir. Ama bunun yanı sıra travma, tümör, kulak enfeksiyonu gibi daha ciddi sebeplerle de çocukların başı ağrıyabilir. Bu yüzden örneğin ateş gibi eşlik eden bulgulara sınırlandığı çocuğu aslında sistemik değerlendirmek çok önemli. Bir çocuğun eğer baş ağrısına eşlik eden bulgulara göre tanıya yönlenebiliyoruz. Bizim bölgemizde de aslında Türkiye genelinde de olmakla beraber çok sık baş ağrısı vakası polikliniğimize gelmekte. Bunların ağır tanıları olabileceği gibi aslında migren gibi birçok çocuk da yine baş ağrısı ile polikliniğe gelebilmekte. Bu yüzden eşlik eden bulgulara göre çocukların tanısına yaklaşıyoruz." Migren, gerilim tipi ve küme tipi baş ağrıları çocuklarda da görülüyor Baş ağrılarının türlerine göre ayrıldığını hatırlatan Dr. Yıldız, özellikle ergenlik dönemine yaklaşan çocuklarda erişkin tipi baş ağrılarına da rastlandığını belirtti. Yıldız, sözlerini şöyle tamamladı: "Tedaviyi ve yaklaşımımızı da buna göre belirliyoruz aslında. Baş ağrıları tabii ki başvuru zamanına göre akut olarak ayırdığımız gibi baş ağrılarını migren baş ağrısı, stres dediğimiz gerilim tipi baş ağrıları ya da erişkin yaşa daha yakın ergenlerde özellikle küme tipi başarıları gözükebiliyor. Özellikle migrenli çocuklarda baş ağrılarına baktığımız zaman bu çocuklar auralı ve aurasız dediğimiz semptomlarla gelebiliyorlar. Yani aura dediğimiz şey işte bu ışık çakmaları, görsel halüsinatif şeyler, bir şeyler duymalar gibi bulguların eşlik edebileceği gibi bulantı kusma, fotofobi, fonofobi dediğimiz ışık ve gürültüden, sesten etkilenme gibi vurgularla da migrenli çocuklar polikliniğimize başvurabilmektedir. Eğer migrense zaten çocukların tanısını koyduktan sonra buna göre tedavilerini veriyoruz, ilaç tedavilerine başlıyoruz."
17 Nisan 2025 Perşembe - 11:47
Uzmanından uyarı: "Çocuklarda uykudan uyandıran baş ağrısı ciddiye alınmalı"
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nde görevli Dr. Öğretim Üyesi Nihal Yıldız, çocukluk döneminde sıkça karşılaşılan baş ağrısının basit bir şikâyet gibi görünse de, altında yatan nedenlerin hayati öneme sahip olabileceğine vurgu yaptı. Yıldız, "Özellikle enseden olan baş ağrıları ya da uykudan uyandıran baş ağrıları ciddiye alınması gereken çocukluk dönemi baş ağrıları bulguları olarak karşımıza çıkabilmektedir" dedi. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nde görev yapan Dr. Öğretim Üyesi Nihal Yıldız, çocukluk döneminde sıkça karşılaşılan baş ağrısı şikayetlerine dair önemli açıklamalarda bulundu. Poliklinikte 0 ila 18 yaş arası hastalarla ilgilendiklerini ifade eden Yıldız, çocuk nöroloji polikliniğine en sık başvuru nedenlerinden biri olan baş ağrısının detaylarına dikkat çekti. Baş ağrısı oranı yaşla birlikte artıyor Toplumda baş ağrısının görülme sıklığının yaş gruplarına göre değiştiğini belirten Dr. Yıldız, "Yüzde 7 ile yüzde 82’ye kadar oranlarla karşılaşabiliyoruz. Özellikle son yıllarda hasta yakınlarının ve çocukların bilinçlenmesiyle birlikte bu oranlar artıyor, polikliniğimize başvurular da buna paralel olarak yükseliyor" dedi. Baş ağrısının, beyindeki bazı sinyaller sonucu oluşan bir belirti olduğunu söyleyen Yıldız, bu durumu "akut" yani ani başlayan ve "kronik" yani uzun süren baş ağrıları olarak ikiye ayırdıklarını kaydetti. "Enseden başlayan veya uykudan uyandıran ağrılar ciddiye alınmalı" Dr. Yıldız, bazı baş ağrısı türlerinin özel olarak dikkatle ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: "Sistemik bulgular ve nörolojik bulguların eşlik etmesiyle baş ağrısıyla ciddi görme bozukluğu, tansiyon yüksekliği, ani görme kayıpları, ilk kez yaşanan şiddetli ağrı, enseden başlayan ağrılar ya da uykudan uyandıran baş ağrıları eşlik ediyorsa, bunlar çocukluk döneminde mutlaka ciddiye alınmalı." 6 yaş altındaki çocuklarda dikkat şart Özellikle 6 yaş altı çocuklarda baş ağrısına ekstra dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Yıldız, baş ağrısının sıklığı, şiddeti, süresi ve buna eşlik eden bulantı, kusma gibi sistemik belirtilerin mutlaka sorgulanması gerektiğini dile getirdi: "Hastanın özellikle ağrıyı nasıl lokalize ettiği nasıl tarif ettiği bizim için klinikte önem arz etmektedir. Baş ağrısının öncelikli olarak akut baş ağrısıyla yani üst solunum yolu enfeksiyonu ve sinüzitte de çocuğun başı ağrıyabilir. İlaç intoksikasyonlarında da baş ağrısı da gelebilir. Ama bunun yanı sıra travma, tümör, kulak enfeksiyonu gibi daha ciddi sebeplerle de çocukların başı ağrıyabilir. Bu yüzden örneğin ateş gibi eşlik eden bulgulara sınırlandığı çocuğu aslında sistemik değerlendirmek çok önemli. Bir çocuğun eğer baş ağrısına eşlik eden bulgulara göre tanıya yönlenebiliyoruz. Bizim bölgemizde de aslında Türkiye genelinde de olmakla beraber çok sık baş ağrısı vakası polikliniğimize gelmekte. Bunların ağır tanıları olabileceği gibi aslında migren gibi birçok çocuk da yine baş ağrısı ile polikliniğe gelebilmekte. Bu yüzden eşlik eden bulgulara göre çocukların tanısına yaklaşıyoruz." Migren, gerilim tipi ve küme tipi baş ağrıları çocuklarda da görülüyor Baş ağrılarının türlerine göre ayrıldığını hatırlatan Dr. Yıldız, özellikle ergenlik dönemine yaklaşan çocuklarda erişkin tipi baş ağrılarına da rastlandığını belirtti. Yıldız, sözlerini şöyle tamamladı: "Tedaviyi ve yaklaşımımızı da buna göre belirliyoruz aslında. Baş ağrıları tabii ki başvuru zamanına göre akut olarak ayırdığımız gibi baş ağrılarını migren baş ağrısı, stres dediğimiz gerilim tipi baş ağrıları ya da erişkin yaşa daha yakın ergenlerde özellikle küme tipi başarıları gözükebiliyor. Özellikle migrenli çocuklarda baş ağrılarına baktığımız zaman bu çocuklar auralı ve aurasız dediğimiz semptomlarla gelebiliyorlar. Yani aura dediğimiz şey işte bu ışık çakmaları, görsel halüsinatif şeyler, bir şeyler duymalar gibi bulguların eşlik edebileceği gibi bulantı kusma, fotofobi, fonofobi dediğimiz ışık ve gürültüden, sesten etkilenme gibi vurgularla da migrenli çocuklar polikliniğimize başvurabilmektedir. Eğer migrense zaten çocukların tanısını koyduktan sonra buna göre tedavilerini veriyoruz, ilaç tedavilerine başlıyoruz."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder