EKONOMİ - 07 Ocak 2026 Çarşamba 09:00

Türkiye’nin hamsi ihracatında Avrupa ülkeleri ilk sırada

A
A
A
Türkiye’nin hamsi ihracatında Avrupa ülkeleri ilk sırada

Türkiye’nin hamsi ihracatı, son açıklanan istatistiklere göre ağırlıklı olarak Avrupa pazarına yöneldi. Türkiye geneli hamsi ihracat raporuna göre en fazla ihracat yapılan ülkeler arasında gurbetçilerin yoğun olarak yaşadığı Belçika, Fransa ve Almanya ilk sıralarda yer aldı.

Veriler, hamsinin yalnızca iç piyasada değil, uluslararası pazarda da önemli bir ekonomik değer oluşturduğunu ortaya koydu. Avrupa ülkelerinin yanı sıra Birleşik Devletler, Kanada ve Birleşik Krallık gibi ülkeler de Türk hamsisine talep gösteren pazarlar arasında yer aldı. Türkiye’den 2025 yılı Ocak-Aralık ayını kapsayan bir yıllık dönemde, 21 ülkeye 4 milyon 39 bin 477 kilogram karşılığı hamsi ihracatından 16 milyon 172 bin 978 dolar döviz girdisi sağlandı. Bir önceki yılın aynı döneminde ise 21 ülkeye 3 milyon 353 bin 217 kilogram karşılığı hamsi ihracatından 15 milyon 147 bin 738 dolar döviz elde edildi. En fazla hamsi ihracatı 4 milyon 787 bin 912 dolar ile Belçika ilk sırayı alırken, bu ülkeyi 4 milyon 594 bin 218 dolar ile Fransa, 2 milyon 207 bin 522 dolar ile Almanya takip etti. En az hamsi ihracatı ise 444 dolar ile Suriye’ye yapıldı.

Türkiye’nin hamsi ihracatında Avrupa ülkeleri ilk sırada

Trabzon’dan ihracata önemli katkı

Trabzon ili hamsi ihracat raporu incelendiğinde, kentin Türkiye genelindeki ihracata dikkat çekici bir katkı sunduğu görüldü. Trabzon’dan yapılan hamsi ihracatında da Avrupa ülkeleri ön plana çıkarken, ihracatın hem miktar hem de ekonomik değer açısından istikrarlı seyrettiği kaydedildi. 2025 yılında Trabzon’dan 8 ülkeye 231 bin 426 kilogram hamsi karşılığı 662 bin 115 dolar döviz girdisi sağlanırken bir önceki yılın aynı döneminde ise 5 ülkeye 98 bin 715 kilogram karşılığı 417 bin 225 dolar döviz girdisi sağlanmıştı. Trabzon’dan yapılan hamsi ihracatında 415 bin 428 dolar ile Almanya’ya ilk sırayı alırken, bu ülkeyi 79 bin 735 dolar ile Birleşik Krallık, 54 bin 200 dolar ile Ukrayna takip etti.

Türkiye’nin hamsi ihracatında Avrupa ülkeleri ilk sırada

Bekir Koca

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri Osmanlı Kültür Sokağı’na çevre temalı yeni müze Talas Belediyesi; çevre bilincini geleceğe taşıyacak önemli bir projeyi daha hayata geçirmeye hazırlanıyor. Kiçiköy Mahallesi Gölbaşı Meydanı’ndaki Osmanlı Kültür Sokağı’nda yer alan tarihi bir su sarnıcı, çevre ve iklim farkındalığını merkeze alan Çevre Temalı Etkileşimli Müze olarak yeniden işlevlendiriliyor. Bu kapsamda, Orta Anadolu Kalkınma Ajansı tarafından finanse edilen ve TR72 Bölgesinde Çevre Temalı Etkileşimli Müzecilik Altyapısının Geliştirilmesine Yönelik Danışmanlık ve Eğitim Projesi çerçevesinde yürütülen çalışmanın konsept tasarım süreci, yüklenici firma Ardin Müze Tasarım Şirketi tarafından Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın’a sunuldu. Gerçekleştirilen sunumda çevre ve iklim temalı etkileşimli müzecilik anlayışı doğrultusunda tasarlanan mekânsal kurgu ayrıntılarıyla aktarıldı. Ziyaretçiyi pasif bir izleyici olmaktan çıkaran dokunarak, deneyimleyerek ve yaşayarak öğrenmeye dayalı sergileme dili, dijital içerik altyapısı ve müzenin eğitim odaklı yaklaşımı sunumun ana başlıklarını oluşturdu. Projenin, özellikle çocuklar ve gençler başta olmak üzere tüm ziyaretçilerde çevre ve iklim farkındalığını kalıcı hâle getirmeyi hedeflediği vurgulandı. Aynı zamanda Talas’ta çağdaş, sürdürülebilir ve uluslararası vizyona sahip bir müzecilik altyapısının oluşturulmasının amaçlandığı ifade edildi. Uluslararası vizyon, sürdürülebilir gelecek Çevre Temalı Müze Projesi’nin, Avrupa Kültür Mirası Bulutu ile entegrasyon vizyonu taşıdığı da sunumda paylaşıldı. Bu yönüyle proje, Talas’ın kültürel mirasını dijital çağın imkânlarıyla buluşturmayı ve uluslararası ölçekte erişilebilir kılmayı hedefliyor. Sunumun ardından değerlendirmelerde bulunan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, projeye verdikleri önemi şu sözlerle dile getirdi; "Osmanlı Kültür Sokağı’na bir yeni değer daha katıyoruz. Buradaki eski bir su sarnıcında hayata geçireceğimiz Çevre Temalı Müze Projesi kapsamında konsept tasarım sunumunu dinledik. Emekleri ve verdikleri bilgiler için teşekkür ediyorum." Projenin tüm aşamalarının, Başkan Yalçın’ın talimatları doğrultusunda ilgili birimler tarafından titizlikle yürütüldüğü belirtilirken, Çevre Temalı Müze’nin tamamlanmasıyla birlikte Osmanlı Kültür Sokağı’nın kültürel ve eğitsel değerinin daha da artması hedefleniyor.
Manisa Manisa’da esnafın fırtına ve yağmurla imtihanı Manisa’da sabah saatlerinde başlayan şiddetli fırtına ve sağanak yağış hayatı olumsuz etkiledi. Şiddetli fırtına nedeniyle bir çantacı dükkanının önünden uçan valizleri başka bir esnaf kurtarırken, esnaf çareyi çantaları bağlamakta buldu. Manisa’da sabah saatlerinde başlayan şiddetli fırtına ve sağanak yağış hayatı olumsuz etkilerken, cadde kenarlarının adeta dere yatağına dönmesiyle vatandaşlar caddeden kaldırıma geçmekte güçlük çekti. Dükkanların önünde su birikintileri oluşturan yağmur sonrası esnaf kapılarının önlerindeki suları çekerek dükkanlarına girmesine engel oldu. Şiddetli rüzgar nedeniyle şemsiyelerini tutmakta güçlük çeken vatandaşlar büyük zorluklarla kaldırımlarda yürümeye çalışırken, cadde ve sokakların diğer günlere göre oldukça boş olduğu görüldü. Yağmuru beklediklerini ve güzel bir yağış olduğunu söyleyen Manisalı esnaf, yağmurun Manisa’ya bereket getirmesini diledi. Öte yandan, şiddetli fırtına nedeniyle çantacı dükkanının kapısının önünde duran valizler de sokağa savruldu. Yardım isteyen esnafın sokağa savrulan valizleri komşu esnaf tarafından zarar görmeden kurtarıldı. Valizleri kurtaran komşu esnaf Ahmet Cantür, "Son anda yakaladık. Şiddetli bir rüzgar çıktı. Aşağı doğru uçan valizleri son anda yakaladım" dedi. Yağmurun günün ilerleyen saatlerinde de devam etmesi bekleniyor.
İzmir Üç haftayı geçen öksürük veremin habercisi olabilir Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü, Halk Sağlığı Doktoru Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, Veremle Savaş Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada üç haftayı geçen öksürüklerin ciddiye alınması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Verem genetik değil, bulaşıcıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre tüberküloz küresel ölçekte hala ciddi bir halk sağlığı sorunu olup, dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri aktif hastalık gelişmemiş olsa da gizli (latent) verem enfeksiyonu taşımaktadır. Bu nedenle verem hastalığını iyi tanımakta fayda var" mesajını verdi. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önemli bir halk sağlığı sorunu olan verem (tüberküloz), erken tanı ve düzenli tedavi ile tamamen iyileşebilen bir hastalık olmasına rağmen, geç başvuru ve yanlış bilgiler nedeniyle toplum açısından hala risk oluşturuyor. Veremle Savaş Haftası kapsamında hastalığa yönelik farkındalık çalışmalarının önemini vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü, Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, tüberküloz üzerine detaylı bilgi vererek uyarıda bulundu. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Tüberküloz; etkeni ‘mycobacterium tuberculosis’ olan ve solunum yoluyla bulaşan bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu hastalık genetik değildir; yani aileden kalıtsal olarak geçmez. Ancak tedavi edilmediğinde ciddi ve yaşamı tehdit eden sonuçlara neden olabilir. Hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması ya da konuşması sırasında ortaya çıkan damlacıklar aracılığıyla havaya yayılır. Bu damlacıkların solunmasıyla sağlıklı bireyler enfekte olabilir. Burada önemli bir noktanın altını çizmek gerekir: Enfekte olan her kişide hastalık gelişmez. Alınan basiller vücutta uyur halde kalabilir ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönemde hastalığa yol açabilir. Hastalık gelişme riskinin en yüksek olduğu dönem, enfeksiyondan sonraki ilk iki yıldır" dedi. En riskli grup; hasta ile uzun süre aynı ortamı paylaşanlar Hastalığın bulaşma açısından en riskli grubun, verem hastalığına yakalanmış biriyle uzun süre aynı ortamı paylaşan kişiler olduğunu dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Bunların başında aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşları gelir. Tüberküloz: kaşık, çatal, bardak; giysi, çarşaf gibi eşyalar aracılığıyla bulaşmaz. Ancak mikrop, güneş görmeyen, havalandırması yetersiz ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Güneş ışığındaki ultraviyole ışınlar verem mikrobunu kısa sürede etkisiz hale getirir. Bu nedenle kalabalık, kapalı ve havalandırması yetersiz alanlar bulaşma açısından en riskli ortamlardır" diye konuştu. Öte yandan tüberkülozun en sık, toplumun en üretken yaş grubundaki yetişkinleri etkilediğini aktaran Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Ancak tüm yaş grupları risk altındadır. Vakaların ve ölümlerin yüzde 80’inden fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir. DSÖ’nün 2024 yılı verilerine göre; yeni verem vakalarının yüzde 34’ü Güney Doğu Asya Bölgesi’nde, yüzde 27’si Batı Pasifik Bölgesi’nde yüzde 25’i Afrika Bölgesi’nde görülmüştür. Yeni vakaların yaklaşık yüzde 87’si, Tüberküloz yükünün yüksek olduğu 30 ülkede toplanmıştır. Küresel toplamın üçte ikisi; Hindistan (yüzde 25), Endonezya (yüzde 10), Filipinler (yüzde 6.8), Çin (yüzde 6.5), Pakistan (yüzde 6.3), Nijerya (yüzde 4.8), Demokratik Kongo Cumhuriyeti (yüzde 3.9) ve Bangladeş’te (yüzde 3.6) kaydedilmiştir. İlk beş ülke tek başına küresel yükün yüzde 55’ini oluşturmaktadır" sözlerini kaydetti. Sadece bir halk sağlığı sorunu değil Tüberkülozun sadece bir halk sağlığı sorunu olmadığını, aynı zamanda ciddi bir sosyal ve ekonomik yüke neden olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Küresel ölçekte, tüberküloz tedavisi gören kişilerin ve ailelerinin yaklaşık yüzde 50’si, hane gelirinin yüzde 20’sini aşan, felaket düzeyinde maliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde hastalık riski daha yüksektir. DSÖ’nün 2024 yılı verilerine göre yeni Tüberküloz vakalarının: 0.97 milyonu yetersiz beslenme, 0.93 milyonu diyabet, 0.74 milyonu alkol kullanım bozuklukları, 0.70 milyonu sigara, 0.57 milyonu HIV enfeksiyonu ile ilişkilidir. Hastalık en sık akciğerleri tuttuğu için belirtiler çoğunlukla solunum sistemine aittir. 2-3 haftadan uzun süren, tedaviye yanıt vermeyen öksürük, balgam çıkarma, balgamda kan görülmesi, ateş, gece terlemesi, halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, iştahsızlık, nefes darlığı, göğüs ve sırt ağrısı gibi şikayetler hastalığın belirtileri arasında yer almaktadır. Belirtiler genellikle hafif başlar ve yavaş ilerler. Bu nedenle pek çok hasta doktora geç başvurur. Oysa 2-3 haftadan uzun süren öksürük, mutlaka göğüs hastalıkları polikliniğinde ya da verem savaşı dispanserinde değerlendirilmelidir." Tüberküloz tanısının nasıl konulduğuna ilişkin de detayları paylaşan Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Tüberküloz tanısı, balgamda verem mikrobunun gösterilmesiyle konur. Hastanın yakınmaları ve akciğer filmi bulguları hastalıktan şüphelenmeyi sağlar. Ancak kesin tanı için mikrobiyolojik inceleme şarttır. Balgam ya da diğer örneklerde mikrobun görülmesi, kültürde basil üremesi tanıyı kesinleştirir" açıklamasını yaptı. En etkili yöntem doğrudan gözetimli tedavi Tüberküloz tedavisinde ilaçların düzensiz kullanılmasının mikrobun ilaca dirençli olmasına ve de bu durumun tedavi sürecini 18-24 ay kadar uzamasına neden olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, vereme karşı en etkili tedavinin doğrudan gözetimli tedavi olduğunu söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Dünya Sağlık Örgütü, her doz ilacın sağlık çalışanı ya da eğitilmiş bir kişi tarafından içirilmesini önermektedir. Türkiye’de bu uygulama başarıyla sürdürülmektedir" dedi. Türkiye’de tüberküloz ilaçlarının Sağlık Bakanlığı tarafından karşılandığını, Verem Savaşı dispanserleri aracılığıyla bu ilaçların ücretsiz verildiğini ve hastalık takibinin de dispanserler aracılığıyla yapıldığını hatırlatan Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Türk Toraks Derneği’nin açıklamalarına göre; özel diyetler, iklim koşulları ya da istirahat, tedavinin temel unsuru değildir. En önemli faktör; ilaçların doğru, düzenli ve yeterli süre kullanılmasıdır. Tüberkülozdan korunmanın en etkili yolu, bulaştırıcı hastaların erken tanı alıp hızla tedaviye başlamasıdır. Uygun tedavi ile 2-3 haftada bulaştırıcılık büyük ölçüde ortadan kalkar. BCG aşısı, erişkinde hastalığı tamamen önlemez ancak özellikle çocuklarda ölümcül ve ağır formlara karşı koruma sağlar. Türkiye’de BCG aşısı, doğumdan sonra ikinci ayını dolduran bebeklere hayatta bir kez uygulanmaktadır" ifadelerini kullandı. Tüberküloz hastasıyla temaslı olan kişilerin de mutlaka muayene edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Buna temaslı muayenesi denir. Risk taşıyan ancak hasta olmayan kişilere genellikle 6 ay süreyle koruyucu tedavi uygulanır. Düzenli kullanıldığında hastalık gelişme riskini yüzde 90’a varan oranda azaltır. Özellikle çocuklar için hayati önemdedir" açıklamasını yaptı.