ÇEVRE - 13 Mart 2023 Pazartesi 10:03

Doç. Dr. Sançar, Yedisu, Malatya, Ovacık ve Nazımiye faylarına dikkat çekti

A
A
A
Doç. Dr. Sançar, Yedisu, Malatya, Ovacık ve Nazımiye faylarına dikkat çekti

Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerin ardından bölgede arazi incelemeleri gerçekleştiren Jeolog Doç.

Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerin ardından bölgede arazi incelemeleri gerçekleştiren Jeolog Doç. Dr. Taylan Sançar, özellikle Malatya, Yedisu, Ovacık ve Nazımiye faylarına dikkat çekti.


Kahramanmaraş’ta 6 Şubatta meydana gelen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin ardından bölgede incelemelerde bulunan Munzur Üniversitesinde görevli jeolog Doç. Dr. Taylan Sançar, deprem sonrası yapılması gereken en önemli işlerden birinin arazideki yüzey kırıklarının dağılımını tespit etmek, yüzey kırıkları üzerinde meydana gelen hareketin ne kadar, fay zonu boyunca nasıl dağıldığını öğrenmek olduğunu söyledi. Meydana gelen ikinci depremde Göksun’dan başlayan hattın Doğanşehir’in güneyinden Yeşilyurt’a doğru hareket etiğini öğrendiklerini belirten Sançar, ’’Bu şu anlama geliyor, aslında Malatya fayı üzerinde bu depremlerde herhangi bir hareket meydana gelmedi. Dolasıyla meydana gelen deprem, Malatya fayının üzerine biraz da enerji yüklemiş oldu. Bu, Malatya fayının üzerinde hareket olmaması, kırık sisteminin gelişmemesi, üstüne de enerji transfer etmiş olması halihazırda deprem tehlikesi taşıyan Malatya fayı için birazcık daha tehlikeyi artırdı. Her ne kadar biz deprem riskinden bahsediyorsak da bunun zamansal bir ölçeği çok zor. Yaklaşık 5-6 senedir bu fay üzerinde dikkat çekmeye çalışıyoruz. Şunu da belirtmek gerekir ki öngörülebilir bir gelecekte depremlerin ne zaman olacağı, nerede olacağı veya nasıl olacağı gibi bir takım sorulara net cevaplar vermek mümkün değil. Ne zaman olacağını kesinlikle bilmiyoruz. Nerede olacağından merkez üssü nedir bilmiyoruz. Nasıl olacağında da kasıt bir mevcut deprem öncü deprem midir değil midir bunu ayırmak çok mümkün değil. Ana şok olmadan öncü depremleri söyleyemiyoruz” dedi.



’’Malatya fayı, ciddi deprem beklenen birinci dereceden önemli bir fay haline geldi’’


Malatya fayı üzerinde yaptıkları araştırmalarda son 10 bin yıl içerisinde 4 yüzey kırığı oluşturan deprem olduğunu gördüklerini kaydeden Doç. Dr. Taylan Sançar, ’’Bu depremlerin tekrarlanma aralığı ve Malatya fayı üzerinde meydana gelen son depremi dikkate aldığımız zaman artık fayın çok ciddi bir deprem tehlikesi içerdiğini görüyoruz. Dolasıyla son olan depremlerle birlikte artık Malatya fayı ciddi deprem beklenen, Türkiye açısından birinci dereceden önemli bir fay haline gelmiş oldu. Bir takım değerlendirmeler yapıldı. Malatya fayı üzerinde deprem olursa Ovacık fayı, bölgedeki diğer fayları etkiler, tetikler gibisinden. Bu aslında tam tersi durum için de geçerli. Biliyorsunuz bizim ilimiz için en önemli tehlikelerden birisi de Yedisu fayı. Yedisu fayı Kuzey Anadolu fay zonu üzerinde Marmara segmentiyle, Marmara’nın içinde yer alan fay kesimi ile birlikte kırılmayan iki koldan bir tanesi. Erzincan’ın Üzümlü ilçesinin birazcık batısından başlıyor ve Bingöl’ün Yedisu ilçesine kadar yaklaşık 75 kilometre uzunluğu olan bir fay. Bu fay üzerinde meydana gelecek depremin en az 7.2 olmasını bekliyoruz. Tarihi kaynaklara baktığımız zaman en son deprem 1784 yılında bir önceki deprem 1583 yılında olmuş. Daha önceki depremlere baktığımız zaman bu fayın düzenli bir deprem üretme davranışının olmadığını görüyoruz. Bazen bir deprem arası 100 yıl, bazen 150 yıl, bazen de 200 yıl oluyor. Son depremin yaklaşık 240 yıl önce olduğunu dikkate alırsak bu da çok çok ciddi bir deprem tehlikesi taşıdığını gösteriyor” diye konuştu.



’’Yedisu depreminin Ovacık fayına enerji aktarması çok muhtemel’’


Yedisu fayı ile Ovacık fayının Erzincan yakınlarında birbirine çok yaklaştığına vurgu yapan Doç. Dr. Taylan Sançar, ’’Dolayısıyla Yedisu’da meydana gelecek bir depremin Ovacık fayı üzerine enerji aktarması çok çok muhtemel. Bu durumda eğer Ovacık fayının deprem üretmesi gerçekleşirse bu tam tersi Malatya’yı tetikleyecek gibi geliyor. Malatya üzerine ciddi bir enerji aktaracak gibi geliyor. Tetiklemekten bizim kastımız üzerine enerji yüklemesi ve meydana gelebilecek depremi biraz daha yakına çekmesi. Yedisu üzerindeki yıkıma baktığımız zaman bunun tarihteki verilerle karşılaştırınca çok daha rahat anlayabiliyoruz. 1784 depreminde Erzincan’da 10 bine yakın ölüm olduğu söyleniyor. Bütün Erzincan’da 500-600 binasının ayakta kaldığı söyleniyor. Dönemin Erzurum valisi ve vali yardımcılarının depremde hayatlarını kaybettiklerini biliyoruz. Ve yapılan hasar dağılımına baktığımız zaman Erzincan’dan Muş’a kadar çok geniş bir alanda bu depremin etkilerinin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu fay, ilimiz merkezine yaklaşık 50-55 kilometre mesafede. Bunun dışında Pülümür’e oldukça yakın. Bunun dışında Erzincan-Tunceli yolu bizim şehrimizin anayollarından bir tanesidir. Bu yol üzerinde ciddi hasarlardan dolayı muhtemel bir afet durumunda bizim kuzeyden gelecek yardım yollarının çok ciddi bir şekilde etkileneceğini düşünüyorum. Çok eski kar tünelleri var. Bu kar tünellerinde de meydana gelebilecek en ufak bir hasar bile ulaşımı uzun süre aksatacak. O anlamda çok dikkat etmemiz gereken bir durum Yedisu’da meydana gelebilecek bir deprem’’ şeklinde konuştu.



’’Ovacık fayının ivedilikle araştırılması gerekiyor’’


Ovacık fayıyla ilgili durumun biraz farklı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Taylan Sançar, “Yedisu fayı ve Malatya fayı üzerinde bir deprem sırasında meydana gelebilecek yüzey kırığının bütün fay boyunca ilerlemesini engelleyecek bir bariyer söz konusu değil. Fakat Ovacık fayında bu bariyerlerden bir kısım mevcut. Erzincan’dan başlayıp Ovacık’ı geçerek, Ovacık’ın batısına kadar tek hat geliyor. Bundan sonra birazcık daha farklı kollara ayrılıyor. Şöyle bir hesap yapmıştık. Erzincan’dan başlayıp Ovacık’ın 20-25 kilometre batısına kadar giden hat üzerinde hiçbir bilgimiz yok. Tarihsel ya da aletsel dönemde olmuş bir deprem bilmiyoruz. Paleoosismolojik çalışmalarımız da maalesef yok. Eğer bu fay üzerinde bir deprem olursa oluşturacağı depremin 7.2 büyüklüğünde olduğunu öngörebiliyoruz. Bu kol daha batıya doğru Malatya fayına doğru gelince dört parçaya ayrılıyor. Bu dört parçanın birisinde sadece paleosismoloji çalışması yapabildik. Bu çalışma bize diyor ki Ovacık fayının bu bölümünde milattan önce 50 yılından sonra bir deprem meydana gelmiş. Bu depremin ne zaman meydana geldiğini bilmiyoruz. Veya bu depremin Ovacık fayının diğer hatları üzerinde kırık oluşturup oluşturmayacağını bilmiyoruz. Yalnız elimizde son 2 bin, 2 bin 500 yüzyıllık kayıtlara baktığımız zaman Ovacık fayının kaynaklık etmiş olabileceği bir depremin izlerine rastlamıyoruz. Bu veriler bir yerde ne kadar yıkım olduğunu, ne kadar can kaybı olduğunu ifade eden veriler. Ve bunlardan biz bir şiddet haritası hazırlıyoruz. Şiddetten oluşturduğumuz eş şiddet haritasına bakarak bu depremlere kaynaklık etmiş olabilecek fayı tahmin etmeye çalışıyoruz. Yani 1784’de meydana gelen depremin biz Yedisu fayına atfediyoruz fakat bu atfettiğimiz şeyi aynı zamanda paleosismolojik verilerde bulabiliyoruz. Tarih kayıtlarında Ovacık fayı üzerine atfedebileceğimiz herhangi bir deprem olmaması buradaki depremin riskini şu aşamaya getiriyor. Ovacık fayının çok ivedilikle araştırılması gerekiyor. Çünkü Ovacık fayı üzerinde olacak bir depremin sadece Tunceli değil çevre illerde Erzincan’da, Elazığ’da, Muş’ta kısmen biraz daha kuzey bölgesinde Sivas, Gümüşhane ve Trabzon gibi illerde hissedileceğini, zemin ve bina koşuluna bakarak da yıkım oluşturabileceğini söyleyebiliriz” dedi.


Ovacık merkezli yaptıkları çalışmada fay hızının yaklaşık iki buçuk milimetre civarında olduğunu hesapladıklarını kaydeden Doç. Dr. Taylan Sançar, “Bu da şu demek Malatya fayından neredeyse iki buçuk kat daha hızlı çalışan bir fay. Dolayısıyla Malatya fayından daha sık deprem üretmesi gereken bir fay. Zaten bizim Ovacık fayının batısında yaptığımız çalışmalarda bu fayın Malatya fayına göre daha sık aralıklarla depremler ürettiğini söyleyebiliyoruz” diye konuştu.



’’Nazımiye fayı, Ovacık, Malatya, Çardak fayından çok daha hızlı çalışıyor’’


Tunceli’yi tehdit eden bir diğer fayın Nazımiye fayı olduğunu anlatan Doç. Dr. Taylan Sançar, “Nazımiye fayı 2012 yılında Türkiye diri fay haritasına işlendi. Bunun doğusunda yer alan Karakoçan fayını biliyorduk. Şimdi bu sistem artık Karakoçan-Nazımiye fayı gibi de algılanmaya başlandı. Burada önemli olan husus şu, bizim yakınlarda yaptığımız çalışmada Nazımiye fayının aslında iki büyük koldan oluştuğunu tespit ettik. Bunlardan kuzeyde kalan kol yaklaşık olarak Karakoçan’dan geliyor, Yukarı Doluca, Gökçek ve Tunceli’nin yaklaşık 8-10 kilometre kuzeyinden devam ederek Ovacık fayına doğru gidiyor. Güneyde yer alan kol ise Tunceli merkezin içinden geçiyor. Tunceli merkeze bir kilometre uzaklığı olan bir kol. Ve kuzey kola neredeyse paralel şekilde uzanıyor. Bizim bu fay üzerinde yaptığımız çalışmalar bu fayın hızının Ovacık fayından da Malatya fayından da çok daha hızlı olduğunu söylüyor. Yaklaşık 3 buçuk, 4 milimetre hızlar hesaplıyoruz bunun üzerinde. Bu şu demek bu fay Ovacık fayından da Malatya fayından da veya 6 Şubatta ikinci depreme kaynaklık eden Çardak fayından da çok daha hızlı çalıştığını gösteriyor. Aslında bu fayın bizim ova bölgesi diye adlandırdığımız Tuz Gölü’nün doğusu ile Karlıova’nın batısı arasında Kuzey Anadolu fayı ile Doğa Anadolu fayı arasında kalan faylardan çok daha hızlı çalıştığını biliyoruz. Tabi burada yine tarihsel dönem kayıtlarına baktığımız zaman Nazımiye fayıyla ilişkilendireceğimiz herhangi bir depreme rastlamıyoruz aletsel dönemde de bu yok. İlimizde sözlü tarih çalışmaları çok yoğun. Sözlü tarih çalışmalarında da yine çok büyük, yıkıcı bir depremden bahsedilmiyor. Ki zaten Nazımiye fayı hem Malatya hem Elazığ’a hem de Bingöl’e yakınlığından dolayı bu fayın oluşturacağı bir depremi biz tarihsel kayıtlarda bir şekilde görmeliydik diye düşünüyorum. Dolasıyla Nazımiye fayı üzerinde hendek çalışmalarına uygun yer yok. Bunun ancak çok yüksek bütçeli çalışmalarla, çok detaylı şekilde çalışılması gerekiyor. Bu yapılabilirse bu fayın ilimize oluşturduğu tehdidi, tehlikeyi ya da riskin durumunu ortaya çıkarabilelim” şeklinde konuştu.



’’Depremlerden yerleşim yerlerinin nasıl etkileneceğini 6 Şubat depremleriyle gördük’’


Depremlerin yerleşim yerlerini nasıl etkileyeceğinin 6 Şubat depremlerinde net şekilde ortaya çıktığını dile getiren Doç. Dr. Taylan Sançar, “Mesela Elbistan’ı gezdiğiniz zaman, Elbistan’ın gevşek zemini yani kil, kum, çakıl gibi çok gevşek zemin olan yerlerde yıkımın çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Ama kaya zemin olarak tabir ettiğimiz daha sert zeminlerde yıkımın çok daha az olduğunu görüyoruz. Tabi bu şu demek değil. Kaya olduğu zaman bina ayakta kalır ya da yumuşak zemin olduğu zaman bina yıkılır anlamında değerlendirilmesin. Sadece zemin koşullarına uygun üstyapı yapıldığı taktirde bir sıkıntı olmayacağını söyleyebiliriz. Ama benim kendi gözlemlerim özellikle Tunceli’de Atatürk Mahallesi veya merkezdeki gibi dere yataklarına ya da ince kum, çakıl içeren gevşek zeminlerde yer alan yapıların çok büyük ölçüde zarar gördüğü, binaların sağlam olmasına rağmen zemin koşullara dikkate alınmadığı için binalarda yan yatmalar ya da öne doğru devrilmeler görülüyor. Bunlar çok sağlam binalardı ama bu kadar kötü zemin koşullarında bir de mühendislik kurallarına uygun olmayan binalar yapıldığı zaman çok ciddi can kayıplarına yol açtığını görüyoruz. Buna ilişkin çok güzel bir örnek var elimizde. İkinci depremin merkez üssü diyebileceğimiz bir köyde neredeyse evlerin camları bile kırılmamış. Çünkü binalar gerekli mühendislik kurallarına uygun yapılmış. Fakat bu depremin merkez üssüne neredeyse 100 kilometre uzaklıkta olan Malatya ilinin en yeni yerleşim alanı, en iyi binalar, deprem şartlarına uygun şekilde yapıldığı iddia edilen binalarda çok ciddi zarar ve yıkımlar görüyoruz. Dolayısıyla Tunceli merkezine baktığımız zaman Atatürk Mahallesi oldukça gevşek zemine sahip. Özellikle yolun alt kısımları. Dereye yakın kısımlarında bazen dolgu zeminler olduğunu biliyoruz. Yapılan temel kazılarının aslında çok sığda kaldığını ve zemin içerisinde sıkıntıya sebebiyet verebilecek sıvılaşma gibi dezavantajlı oluşumların önlenmesi için herhangi bir girişimde bulunulmadığını, yani zeminden, temelden suyu uzaklaştırmak gibi bir mühendislik girişiminin Tunceli içerisinde yapıldığına ben çok şahit olmadım. Tunceli merkez dere yatağıdır. Çok ciddi gevşek zemine sahiptir. Burada yapılan binaların mühendislik kurallarına uygun olmaması durumunda yıkımın çok acı bir tablosuyla biz de herhangi bir deprem sırasında Yedisu, Ovacık, ya da Nazımiye veya Malatya fayının oluşturacağı depremle biz bunlara şahitlik edeceğiz. Zeminin göreceli sağlam olduğu yerler Cumhuriyet Mahallesi’nin biraz daha üst kesimleri. Fakat buralarda da dediğim gibi çok ciddi mühendislik hatası varsa binalarda buradaki yıkım da yine kaçınılmaz olacaktır. Burada önemli olan zeminin ne kadar sağlam olduğu değil binanın zemine uygun yapılıp yapılmadığı, zemin koşulları dikkate alınmadan yapılacak bir üstyapı deprem sırasında mutlaka zarar görecektir” dedi.



’’Depreme karşı dirençli olmak için dirençli yerleşim yerleri yapmak lazım’’


Depreme karşı daha dirençli olmanın depreme dirençli yerleşim yerleri yapmaktan geçtiğine vurgu yapan Doç. Dr. Taylan Sançar, “Bunların iki adım var. Bir tanesi yeni yapılacak binaların ya da yeni yerleşime açılacak yerler üzerinde yapacağımız çalışmalar. Bir tanesi de mevcut binaların korunmasına yönelik çalışmalar. İlkine bakacak olursak çok ucuz maliyetlerle şehir içerisine ivme ölçerler kuruluyor. Farklı farkı yerlerde, farklı zemin koşullarına sahip binaların üzerine takılan ivme ölçerlerle birlik, ikilik, üçlük, beşlik, altılık depremde oradaki ivme değerini belirliyor. Bu ivme değerleri aslında inşaat mühendislerine nasıl bir bina yapmaları gerektiği konusunda önemli ipuçları sağlıyor. Genel standartlarda 0.3 civarı ivme dikkate alınır ama ikinci depremde 0.6 ivme ortaya çıktı. Dolayısıyla bu ivme değerleri de zemin koşullarına göre oldukça değişkenlik gösteriyor. Tunceli’de benim de yaşadığım bir bina vardı. Bu binanın altından su çıkıyordu. Bu suyu uzaklaştırmak için bir şekilde temel etrafında drenaj sistemleri gibi veya kolon, kirişi eksik yapılan, hatalı yapılan veya gerekli statik hesapları yapılmayan yerler incelenerek buralarda bina güçlendirilmesi veya zemini sudan korumak için gerekli mühendislik girişimlerinin yapılması meydana gelecek herhangi bir depremde yapıdaki hasarı engellemese de can kaybına sebebiyet verecek bir yıkımın ya da bir hasarın olmasının önüne geçecektir. Fakat bunun için de birazcık bilinçli bir şekilde hareket etmek gerekiyor. Hatalı binayı yapan bir mühendisten, müteahhitten binayı düzeltmek gibi bir hizmet almak bana çok akıllıca gelmiyor. Bunun için belediyenin bir takım koşulları yerine getirmiş firmaları belirlemesi, şehirde sadece bu tür firmaların çalışmasına izin vermesi; gerekirse bir yaptırım gibi uygulama yapması lazım. Bunun için de yerel yönetimlerin kamuda valiliğin, özel idarenin, belediyenin bir araya gelip burada ne tür kontroller yapılmalı, bu kontrolleri yapacak firmaların ya da mühendislerin özellikleri ne olmalı gibi bir takım kriterler belirleyip şehirde bu tür çalışmaların yapılmasını hızla başlatmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.



’’Pütürge ve Çelikhan arası iyi çalışılmalı’’


6 Şubatta meydana gelen ilk depremin Doğu Anadolu fay zonu üzerinde gerçekleştiğini hatırlatan Sançar, “Buranın yüzey kırığını haritalamak bizim için çok önemliydi. Çünkü yüzey kırığının Kuzeydoğuda ulaştığı uç ile 2020 Elazığ depreminin güneybatısındaki uç arasındaki mesafeyi bilmek önemli. Eğer bu iki deprem arasında oluşan yüzey kırıkları birbiriyle örtüşüyorsa bu bölgede, Çelikhan ile Pütürge arasında büyük bir deprem olmayacağı anlamına geliyor. Ama yapılan bazı modelleme çalışmalarına göre 2020 depreminin yüzey kırığı ile 6 Şubat depremleriyle ilk deprem arasında yaklaşık 35-40 kilometrelik bir boşluk kaldı. Bu da en az 6.8 büyüklüğünde bir deprem üreteceği anlamına gelir. Ama bazı modelleme çalışmaları der ki 2020 depreminin olduğu yüzey kırığı ile 6 Şubatta meydana gelen ilk depremin yüzey kırığı neredeyse birbirine çok yakın bir konumdalar, neredeyse birleşti sayılırlar. Burada artık büyük deprem meydana gelmeyecek. Dolayısıyla bu tür model çalışmalarını biz arazide kontrol ettiğimiz zaman Mutlu’nun kuzeydoğusunda birkaç kilometre daha yüzey kırığının gittiğini biliyoruz. Ama daha kuzey taraflarında arazi koşulları bu çalışmaya izin vermediği için yüzey kırığının nereye kadar gittiği konusunda net veri toplayamadık. Bütün bunlar yine Pütürge ile Çelikhan 35-40 kilometrelik kesimin çok dikkatli bir şekilde yeniden çalışılması gerektiğinin altını çiziyor” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Aydın Atça’da atıklar sanata dönüştü Aydın’ın Sultanhisar ilçesine bağlı Atça Mahallesi’nde düzenlenen "Sıfır Atık" etkinliğinde öğrenciler, geri dönüşüm malzemelerini sanatsal ürünlere dönüştürerek çevre bilinci oluşturdu. Aydın’ın Sultanhisar ilçesine bağlı Atça Mahallesi’nde çevre bilincini artırmaya yönelik düzenlenen "Sıfır Atık" etkinliği yoğun ilgi gördü. Öğrenciler, atık malzemeleri geri dönüştürerek birbirinden güzel ürünler ortaya çıkardı. Atça Şehit Mutlu Uçar Anadolu Lisesi öğretmenleri Esma Sevgili ve Demet Eymir koordinesinde yürütülen "Yeşil Vatan" projesi kapsamında, Sultanhisar Halk Eğitimi Merkezi iş birliğiyle örnek bir etkinlik gerçekleştirildi. Halk Eğitimi Merkezi el sanatları öğretmeni Hatice Özkulak yönetiminde düzenlenen "Sıfır Atık" etkinliğinde öğrenciler, kullanılmayan materyalleri yeniden değerlendirerek sanatsal çalışmalara dönüştürdü. Etkinlik kapsamında hazırlanan çalışmalarla geri dönüşüm bilincinin artırılması hedeflenirken, öğrencilerin el becerileri ve üretkenliklerinin gelişmesine de katkı sağlandı. Konu ile ilgili Sultanhisar Halk Eğitimi Merkezi’nden yapılan açıklamada "Atça’da çevre bilincini artırmaya yönelik anlamlı bir etkinlik daha hayata geçirildi. Etkinlikte öğrenciler, geri dönüşüm bilincini pekiştirmek amacıyla atık malzemeleri yeniden değerlendirerek estetik ürünler ortaya koydu. Kullanılmayan materyallerin sanatsal çalışmalara dönüştürülmesiyle hem çevreye duyarlılık artırıldı hem de öğrencilerin el becerileri ve üretkenlikleri desteklendi. Eğitimde iş birliği ve üretim odaklı çalışmaların güzel bir örneği olan bu etkinlik, çevreye duyarlı bireyler yetiştirme yolunda önemli bir adım oldu" ifadeleri yer aldı.
Gaziantep GAÜN Hastanesi’nde Dünya Ebeler Günü Paneli düzenlendi Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’nde Dünya Ebeler Günü kapsamında "Geleceğe Yatırım: Bir Milyon Daha Fazla Ebe" başlıklı panel düzenlendi. GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi, GAÜN Hastanesi ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlik, yoğun katılımla GAÜN Hastanesi oditoryumunda gerçekleştirildi. GAÜN Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Derya Aydın Şahin’in de katıldığı panelde; akademisyenler, sağlık çalışanları ve öğrencilerin yanı sıra alanında uzman isimler konuşmacı olarak yer aldı. Program kapsamında; Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zehra Ünal, Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü’nden Doç. Dr. Burcu Avcıbay Vurgeç, Prof. Dr. Şule Gökaydız Sürücü, Şehitkamil İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden Dr. Elif İmran Arpacı Kızıldağ ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelli, Yaşlı ve Sağlık Hizmetleri Daire Başkanı Yusuf Çelebi konuşmacı olarak yer aldı. Açılışta konuşan GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Şen, ebelik mesleğinin insan hayatının en hassas anlarında büyük sorumluluk üstlendiğini belirterek, "Ebelik; yalnızca klinik bir görev değil, bilgi, deneyim ve insani yaklaşımın bir araya geldiği özel bir meslektir. Sağlıklı toplumlar, güçlü birinci basamak sağlık hizmetleri ve nitelikli insan kaynağıyla mümkündür. Ebeler bu yapının en kritik unsurlarındandır" dedi. GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Semra Çevik ise konuşmasında, Dünya Ebeler Günü’nün mesleğin önemini vurgulamak adına önemli bir fırsat olduğunu ifade ederek, "Bir milyon daha fazla ebe çağrısı; annelerin güvenli doğumlara erişimi ve yenidoğanların sağlıklı bir başlangıç yapabilmesi için hayati bir gerekliliğe işaret etmektedir" diye konuştu. Panelde, ebelik mesleğinin mevcut durumu, toplum sağlığındaki rolü ve gelecekteki ihtiyaçlar ele alınırken, sahadan deneyimler ve akademik bilgiler katılımcılarla paylaşıldı. Düzenlenen panel, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Gaziantep Dr. Evirgen: "İdrar yolu enfeksiyonlarına dikkat" Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, idrar yolu enfeksiyonlarının toplumda en sık görülen enfeksiyon hastalıkları arasında yer aldığını belirterek önemli uyarılarda bulundu. Doç. Dr. Ömer Evirgen, özellikle kadınlarda daha sık görülen idrar yolu enfeksiyonlarının erken teşhis edilmediğinde böbreklere kadar ilerleyebileceğini ifade etti. En sık görülen belirtiler arasında idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, kasık ağrısı, kötü kokulu idrar ve ateşin yer aldığını belirten Evirgen, "İdrar yolu enfeksiyonları genellikle bakterilerin idrar yollarına ulaşması sonucu gelişmektedir. Basit gibi görünen şikayetler ihmal edildiğinde enfeksiyon ilerleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle yüksek ateş, bel ağrısı ve mide bulantısı gibi belirtiler böbrek enfeksiyonunu düşündürebilir" dedi. Yetersiz su tüketimi, uzun süre idrar tutma, hijyen kurallarına dikkat edilmemesi ve bilinçsiz antibiyotik kullanımının enfeksiyon riskini artırdığını söyleyen Doç. Dr. Evirgen, risk grubunda kadınlar, hamileler, diyabet hastaları ve bağışıklık sistemi zayıf bireylerin bulunduğunu kaydetti. Antibiyotiklerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini vurgulayan Evirgen, "Her hastada aynı tedavi uygulanmaz. Gereksiz antibiyotik kullanımı direnç gelişimine neden olabilir. Bu nedenle doğru tanı ve uygun tedavi büyük önem taşımaktadır" dedi. Doç. Dr. Ömer Evirgen, idrar yolu enfeksiyonlarından korunmak için bol sıvı tüketilmesini, kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesini ve belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden doktora başvurulmasını önerdi.
İstanbul ING Türkiye’nin aktif büyüklüğü 283.3 milyar TL’ye ulaştı ING Türkiye, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin konsolide finansal sonuçlarını açıkladı. En sevilen dijital banka olma hedefiyle ilerleyen ING Türkiye’nin 2026’nın ilk çeyreğinde konsolide aktif büyüklüğü 283.3 milyar TL, özkaynakları ise 25 milyar TL olarak gerçekleşti. Türkiye’nin en sevilen dijital bankası olmayı hedefleyen ING Türkiye, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin konsolide finansal sonuçlarını açıkladı. Dijitalleşmeyi stratejisinin merkezine alan bankanın 2026 yılı birinci çeyrek konsolide aktif toplamı 283.3 milyar TL, vergi öncesi kârı ise 1.1 milyar TL oldu. Toplam özkaynakları 25 milyar TL olarak gerçekleşen banka, 2025 yılının birinci çeyreğinde Türkiye ekonomisine 160.7 milyar TL’si nakdi olmak üzere toplam 189.3 milyar TL’lik kredi desteği sağladı. Bankanın mevduat büyüklüğü ise 177.4 milyar TL olarak gerçekleşti. ’’Güçlü finansal performansla ilerlerken masrafsızlık bankacılığı stratejimizin merkezine alıyoruz’’ Finansal sonuçlara ilişkin değerlendirmede bulunan ING Türkiye Genel Müdürü Alper Gökgöz, "Yılın ilk çeyreğinde küresel ekonomi; jeopolitik gerilimler ve piyasa oynaklığıyla şekillenirken, Türkiye’de bölgesel gelişmelerin etkisini sınırlamak için atılan hızlı ve kapsamlı adımlar öne çıktı. Banka olarak biz de global gelişmeleri yakından takip ederken, Türkiye’nin en sevilen dijital bankası olma hedefimiz doğrultusunda ilerlemeyi ve reel ekonomiye katkı sağlamayı sürdürdük" dedi. Güçlü finansal performansı ile ilerlerken müşterilerinin yanında olma anlayışının yansıması olan masrafsız bankacılık yaklaşımını stratejilerinin merkezine aldıklarını aktaran Gökgöz, "Dijitalleşmenin sunduğu imkânlarla müşterilerimize somut fayda üretmeye odaklandık. Bu doğrultuda, bankacılığı görünmez kılma hedefiyle ING Mobil’den EFT, havale, FAST işlemlerini ömür boyu ücretsiz sunarken, kredi kartı aidatını kaldırdık. Bu görünmez maliyetleri ortadan kaldırarak günlük bankacılık işlemlerinde masrafsız bankacılığı müşterilerimiz için yeni standart haline getirdik" dedi. ING Türkiye, iştiraki ING Leasing’in sermayesini 500 milyon TL artırdı Yapılan açıklamaya göre banka, bireysel müşterilerin yanı sıra işletmeleri de desteklemeyi önceliklendiriyor. Bu kapsamda banka, sanayinin dönüşümünü ve reel sektörü desteklemek amacıyla iştiraki ING Leasing’in sermayesini yıl sonunda 500 milyon TL artırdı. Bu sermaye artışıyla birlikte teknoloji, otomasyon ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlara hız verilmesi hedefleniyor. Banka, ayrıca tüzel müşterileri için de masrafsız, zahmetsiz ve dijital bankacılık anlayışı ile ilerliyor ve yeni kurulan işletmeleri desteklemeyi önceliklendiriyor. Yeni İşim Hesabı ile yeni iş kuranlara, kuruluş aşamasında ihtiyaç duyulan finansal ve operasyonel unsurları bir araya getiren bütüncül bir çözüm sağlıyor. İşletmeler 7/24 ücretsiz para transferiyle masrafsız bankacılıktan yararlanıyor. Dijital Öğretmenler Projesi, daha geniş kapsam, zengin içerik ve etki alanı odağında yenilendi Banka, bu dönemde değer oluşturma hedefiyle toplumsal yatırım çalışmalarını da sürdürdü. Bu kapsamda ING Türkiye’nin Habitat Derneği ve ODTÜ iş birliğiyle 2020 yılından bu yana gerçekleştirdiği Dijital Öğretmenler Projesi daha geniş kapsamı, güçlü yapısı ve zengin içeriği ile yenilendi. Bugüne kadar 10 binden fazla öğretmene dijital okuryazarlık eğitimi sunulan proje ile Türkiye’nin dijital dönüşüm sürecine katkı sağlanması hedefleniyor. Yenilenen proje kapsamında ilkokul ve ortaokul öğretmenlerinin yanı sıra okul öncesi ve lise öğretmenleri de programa dahil edildi, eğitim içerikleri dijital zekâ odağında oluşturuldu.