ÇEVRE - 26 Mayıs 2025 Pazartesi 13:35

Van Gölü’nün oluşumu ve inci kefalinin mücadelesi

A
A
A
Van Gölü’nün oluşumu ve inci kefalinin mücadelesi

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Su ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, "Eğer değerli, ekonomik olarak para eden bir türseniz maalesef başınız belada çünkü talipliniz çok oluyor. Hele de ekonomik olarak bir getiri getiriyorsanız daha da bir başınız belada. Çünkü sizi avlamak isteyen insan sayısı, avcı sayısı çok fazla" dedi.


Tarım ve Orman Bakanlığının desteğiyle bu yıl 3’üncüsü düzenlenen "Ulusal Yaban Hayvanları Kongresi" Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) ev sahipliğinde yapıldı. 100’e yakın bilim adamı ve 300’e yakın kişinin katıldığı kongrede 14 oturum gerçekleşti. Oturum başkanlığını Van YYÜ Yaban Hayvanlarını Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan’nın yaptığı dördüncü oturumunda Van YYÜ Su ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, ‘İnci kefalinin koruma çalışmalarında yerel kültürüne yeri ve Van’da inci kefalinin serüveni’ hakkında sunum yaptı.



"Van Gölü’nün oluşumu"


Van Gölü özel bir eko sistem, özel olmasa oluşumda olmuyor. Çünkü yaklaşık 1 milyon yıl önce Türkiye’nin olduğu yerde Anadolu iç gölü denilen bir göl var. Bu günkü Tuz Gölü Anadolu iç gölünün son kalıntılarını oluşturuyor. Yaklaşık 800 bin yıl önce Nemrut volkanı patlayınca bu günkü Van Gölü dediğimiz göl oluşuyor. Van Gölü ilk oluştuğunda tamamen tatlı su gölüdür. Kenarına gidip doya doya su içebileceğiniz bir göl. Van Gölü zaman içerisinde birçok süreçten geçiyor. 100 bin yıl önce Tatvan açıklarında küçücük bir su kitlesi olarak kalıyor. Bu gün su altında olan yerlerde insanlar şehirler kuruyor, kaleler inşa ediyor, yerleşim birimleri inşa ediyor. Sonra göl bir yükseliyor ta Erek Dağı’nın eteklerine kadar çıkıyor. Bu günkü Van Gölü kenarında gördüğümüz Muradiye ovası olsun, veya daha geriye gidersek Muş ovası olsun hepsini su tesviye ediyor. Zaten o kadar büyük alanları sudan başka hiçbir şey tesviye edemez. Van Gölü dediğimiz zaman aklımıza gelen şekil aslında son 6 bin yılda oluşmuş bir şekil. Rahva düzlüğünün oldu yer, Nemrut volkanı patlayınca burada inci kefalleri hapsoluyor. Yani dışarıya hiç çıkışı yok. Van Gölü bir balığının hiç yaşamak istemeyeceği bir eko sistem. Yani bir Sibirya’yı düşünelim, birde Antalya’yı düşünelim. Bir insana desek Sibirya’da mı yaşarsın? Antalya’da mı? Her herhalde çok maceraperest, aksi bir adam değilse Antalya diyecektir. İşte Van Gölü aslında balıkların Sibiryası. Çünkü balıklar pH 6.5 ile 8’i genelde ağırlık olarak tercih ederler. Fakat Van Gölü’nde pH 9.2 ve kimi yerlerde pH 10.2’ye yanaşıyor. İnci kefali Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı sularında adapte olur fakat yüzbinlerce yıl öncesinde köken olarak tatlı su balığı dolayısıyla üremek için tatlı suya ihtiyaç duyuyor. Yani inci kefalinin aslında yaşam alanı tatlı su. Dolayısıyla tatlı su olan her yerde yaşar ve ama lütfen Van Gölü’nden çıkartıp ta başka hiçbir göle götürmeyelim. Burdur’a götürmeyelim, başka yere götürmeyelim. Çünkü balıkla beraber neyi götürdüğümüzü bilmiyoruz. Elimizle beraber bir şeyleri taşımış olmayalım" diye konuştu.



"İnci kefali derya kuzusu kadar değil ama hamsi kadar da küçük bir balık değil"


Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, "İnci kefali derya kuzusu kadar değil, ama hamsi kadar da küçük bir balık değil. Van Gölü tuzlu ve sodalı, inci kefali Nisan ve Temmuz aylarında akarsulara göç etmek zorunda. Eğer değerli, ekonomik olarak para eden bir türseniz maalesef başınız belada çünkü talipliniz çok oluyor. Hele de ekonomik olarak bir getiri getiriyorsanız daha da bir başınız belada. Çünkü sizi avlamak isteyen insan sayısı, avcı sayısı çok fazla. İnci kefali Nisan ayından itibaren akarsulara üreme göçü gerçekleştiriyor. 20-30 kilometre yukarılara doğru çıkıyor. Yumurtasını bırakıp geri dönüyor. Taki 2 binli yıllara kadar. 2 binli yılarda dere ağızları kiraya verildi. Trabzon’dan 20-30 tane büyük gırgır teknesi getirildi ve inci kefali bitme noktasına geldi. Bizim hikayelerimiz gelende kötü sonla bitiyor. Evliye Çelebi seyahat namesinde Erek Dağı’ndaki devasa ormanlardan bahsediyor. Trabzon’un derelerindeki 2-3 kiloluk kırmızı beneklilerden bahsediyor. Ama bugün bir hayal gibi bunları dinliyoruz. O noktada Prof. Dr. Mustafa Sarı hoca 25 yıl süren bir çalışma gerçekleştiriyor. Bilinç oluşturuyor ve koruma çalışmaları başlayınca balıklar geri dönüyor" şeklinde konuştu.



"Van Gölü’nün kıyı uzunluğu girinti ve çıkıntılar ile beraber nerdeyse 600 kilometre"


Doğal kaynakları korumadaki en büyük sorumluluklardan birisinin alanın çok çok büyük olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Akkuş, "Van Gölü kıyı uzunluğu karayolu ile değil girinti ve çıkıntılar ile beraber nerdeyse 600 kilometre. Üreme dönemi geldiği zaman siz her bir noktada avcılık yapabilirsiniz. Çünkü balık kıyıya yaklaşıyor, kıyıdan doğru göç hareketleri başlıyor, 600 kilometrenin her bir noktasında avcılık yapabilirsiniz. Balık akarsuya giriyor, 20 kilometre yukarıya çıkıyor, 111 tane dere var ve bu sefer alan hepten genişliyor. Gece olduğu zaman siz 1 kilometre ilerini göremiyorsunuz. Her 500 metreye 7/24 saat esasına göre de ne bir asker dikebilirsiniz, ne bir polis dikebilirsiniz. Bu gün koruma çalışmaları başladıktan sonra Van İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, 7/24 saat esasına göre Van Gölü’ne dökülen derelerin hepsinde nöbet tutuyor. Fakat siz 23 saat bekleyin, 1 saatliğine ayrılıyorsunuz kaçak avcı o saati bekliyor. Siz aşağıya gidiyorsunuz, kaçak avcı yukarı gidiyor. Siz yukarı gidiyorsunuz, kaçak avcı aşağı gidiyor. Bizim koruma çalışmalarında aslında şu soruyu sormamız gerekiyor. Bundan 100 yıl önce ne bu kadar iletişim vardı ne bu kadar ulaşım vardı, ne bu kadar jandarma ve polis vardı. Peki bu kaynaklar niye yok olmuyordu. Elbette insan nüfusu arttı. Kirlilik ve buna benzer etkenleri sayabiliriz ama biz doğadaki belli değerlerimizi kaybettik. Dolayısıyla bizim yerel kültürümüzde balığı sahiplenmeyi yer etmesini artırmamız lazım. Bu noktada biz Van Gölü’ne dökülen en büyük akarsulardan birisi olan Deliçay çevresindeki köylerde inci kefalinin yerel kültürdeki yeri nedir sorusunu sorduk. İnci kefali halkın günlük yaşamında önemli bir ekonomik kaynak olarak yer bulmuş olsa da kültürel hafıza, geleneksel bilgi aktarımı ve sembolik değer açısından ciddi bir eksiklikle karşı karşıyadır. Anket bulguları bu türün yöre halkının bilinç altında yalnızca geçim aracı olarak yer aldığını, ancak toplumsal anlatılarda, şarkılarda, masallarda yada görsel temsillerde kendine yer edinemediğini göstermektedir. İnci kefali göçü gibi dünya çapında nadir görülen doğal olaylardan biri. Yerel halk tarafından yeterince gözlemlenmemekte, tanıtılmamakta ve çocuklara aktarılmamakta. Bu durum, doğal bir zenginliğin kültürel sahiplenme sürecinden dışlandığını ve sürdürebilir koruma yaklaşımlarının zayıf kaldığını göstermektedir. Özetle inci kefali bölgede yaşamakta, fakat hafızalarda ve kimlikte yaşamamaktadır. Sonuç olarak aslında Deliçay özelinde inci kefalin bölge kültüründeki yerini artırmamız, gerekiyorsa ona kutsallık katmamız. Bununla ilgili bol bol hikayeler yazmamız lazım. Toplumun sahiplenmediği değerleri polisle, askerle, kolluk kuvvetleri ile belli bir noktaya kadar koruyabiliyorsunuz. Fakat bugün Bendimahi çayı kenarındaki yerleşim yerlerinin evleri su kenarında. Adam camdan elini ı-uzatsa balığı alacak. Bu nedenle birçok mahalle su kenarında kurulmuş. Dolayısıyla siz askerle, polisle belli bir yere kadar koruya biliyorsunuz belli bir noktadan öteye geçmemiz için bunu kültürde yer ettirmemiz gerekiyor" diyerek sunumunu tamamladı.



Van Gölü’nün oluşumu ve inci kefalinin mücadelesi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Anadolu’nun seramik kültürü Bursa’da konuşuldu Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin Bursa’nın fethinin 700. yılı etkinlikleri kapsamında düzenlediği sempozyumda, Anadolu’nun binlerce yıllık seramik geleneği uzman isimler tarafından kültürel, sanatsal ve tarihi yönleriyle konuşuluyor. Osmanlı’nın ilk payitahtı Bursa’nın fethinin 700. yılını 17 ilçede düzenlediği etkinliklerle kutlayan Bursa Büyükşehir Belediyesi, kültürel mirasa yaraşır bir programa daha ev sahipliği yaptı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen ‘Anadolu Seramik Kültürü Sempozyumu: Topraktan Gelen Hafıza’ sempozyumu, Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde gerçekleştiriliyor. Program, 7-9 Mayıs tarihleri arasında farklı disiplinlerden akademisyenlerin ve uzmanların katkılarıyla düzenleniyor. Sempozyumda; seramik üretim gelenekleri, tarihi gelişim süreçleri ve günümüz sanatına yansımaları kapsamlı bir şekilde değerlendiriliyor. Programın açılış bölümünde konuşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, 2026 yılını Bursa’nın Fethi’nin 700. Yılı’na ithaf ettiklerini hatırlatarak birçok önemli program düzenlendiğini söyledi. "Seramik sanatı, geçmişle gelecek arasında kültür köprüsüdür" Bursa’nın, medeniyetlerin kök saldığı, gelişip büyüdüğü ve şekillenerek bugünlere ulaştığı kadim bir dünya merkezi olduğunu belirten Başkan Vekili Şahin Biba, 700 yıl önce atılan adımların hala Anadolu kültürünü, mutfağını, yaşamını, sanatını ve hafızasını beslediğini ifade etti. Seramik sanatının da tarihin güçlü hafızalarından birisi olduğunu dile getiren Başkan Vekili Biba, "Seramik sanatı, geçmişten bugüne uzanan bir kültür köprüsüdür. Bursamızın adını dünyaya duyuran İznik çinisi de Osmanlı’nın estetik anlayışını ve sanat yaklaşımını ortaya koyan kadim bir mirastır" dedi. "Değerlerimizi yaşatmayı sorumluluk olarak görüyoruz" Bursa’da yürütülen arkeolojik kazılara Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin destek vermeye devam ettiğini anlatan Başkan Vekili Biba, Anadolu’nun en eski yerleşim izlerini taşıyan Aktopraklık Höyüğü’nün ve İznik Çini Fırınları kazılarının önemine değindi. Sempozyumun, kültürel mirasın anlaşılması, korunması ve geleceğe aktarılması noktasında kıymetli bir adım olduğunu söyleyen Başkan Vekili Biba, "Alanında uzman akademisyenlerin, araştırmacıların ve sanatçıların katkılarıyla iki gün boyunca gerçekleştirilecek oturumlar, sunulacak bildiriler ve Bursa gezisi sayesinde geçmişin birikimi ile günümüz kültür-sanat anlayışı arasında güçlü bir bağ kurulacaktır. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak tarihi ve kültürel mirasa her zaman sahip çıktık ve çıkıyoruz. Değerlerimizi yaşatmayı ve gelecek nesillere aktarmayı büyük bir sorumluluk olarak görüyoruz" diye konuştu. "Çinicilik, dünya sanat tarihinde özgün bir yere geldi" Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz ise seramik kültürünün insanın toprakla kurduğu ilişkinin, üretim bilgisinin, estetik anlayışının binlerce yıllık yansıması olduğunu belirtti. Seramik sanatının, insan tarihinin her döneminde ilgi gördüğünü, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ise zirveye ulaştığını anlatan İnceciköz, "Başta İznik olmak üzere Kütahya gibi önemli üretim merkezlerinde gelişen çinicilik, dünya sanat tarihinde özgün bir yere geldi. Özellikle Osmanlı sarayının himayesinde gelişen İznik çinileri, camilerin kubbelerinde, sarayların duvarlarında ve en nadide köşelerinde hayat buldu. Mekanlar yalnızca süslemekte kalınmamış, ortama ruh kazandırılarak anlam katılmıştır. Bursa’nın fethinin 700. yıl dönümünde gerçekleştirilen sempozyumun, Anadolu seramik kültürüne dair yeni akademik açılımlar sağlayacağına inanıyorum" dedi. Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin de seramik kültürünün arkeoloji için taşıdığı değere dikkat çekti. Sempozyumda sunulacak bildirilerin Anadolu seramik literatürüne önemli katkılar sağlayacağını ifade eden Şahin, emeği geçenlere teşekkür etti. Program, açılış konuşmalarının ardından Erhan Öztepe başkanlığında gerçekleştirilen birinci oturumla devam etti. Serkan Gedük, Ayşe Tuba Ökse Fikri Kulakoğlu ve Ali Ozan’ın konuşmacı olduğu oturumla başlayan sempozyum kapsamında, 3 gün boyunca alanında uzman isimlerin katılımıyla toplam 9 oturum yapılacak.
Van Van’da "Benden Sonra Ölüm Gelir" oyunu sahnelendi Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın (TEGV) Muradiye Fatma Tülin-Prof. Dr. Mustafa Gediktaş Öğrenim Birimi’nde geleneksel tiyatro etkinlikleri kapsamında program düzenlendi. Etkinlikte konuşan İzkolektif Tiyatro Topluluğu Yönetmeni ve Eğitmeni Cihat Ölmez, Van’da tiyatroya farklı bir soluk kazandırmak amacıyla yola çıktıklarını belirterek, ilk oyunları olan "Benden Sonra Ölüm Gelir" adlı eseri seyirciyle buluşturmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Kısa sürede genç ve dinamik bir ekiple dört temsil gerçekleştirdiklerini ifade eden Ölmez, tüm oyunların kapalı gişe oynandığını belirtti. Van seyircisinin nitelikli tiyatroya olan ilgisinin kendilerini motive ettiğini kaydeden Ölmez, "Van seyircisinin derinlikli tiyatroya olan özlemini bir kez daha görmüş olduk" dedi. Oyunun insanın iç dünyasına, yalnızlığına ve hayatla ölüm arasındaki ince çizgiye dokunduğunu ifade eden Ölmez, "Seyirciye sadece eğlence sunan değil aynı zamanda düşündüren ve iz bırakan yapımlar ortaya koymayı hedefledik. Van’da tiyatronun gelişmesi ve gençlerin sanatla daha fazla buluşması adına uzun vadeli bir tiyatro anlayışı oluşturmak istiyoruz. Bizim için tiyatro sadece sahneye çıkmak değil; emek, disiplin, eğitim ve ruh meselesidir. Daha güçlü projelerle seyircinin karşısında olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Ölmez, desteklerinden Muradiye Öğrenim Birimi Sorumlusu Buket Müjde başta olmak üzere etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür etti.