ASAYİŞ - 02 Haziran 2026 Salı 09:32

Adana’da 13 yaşındaki Ela Naz’dan 4 gündür haber alınamıyor

A
A
A
Adana’da 13 yaşındaki Ela Naz’dan 4 gündür haber alınamıyor

Adana’da 4 gündür kayıp 13 yaşındaki Ela Naz Suci’yi arama çalışmaları sürerken annesi Gonca Sözbir (48), kızının hayatından endişe ettiğini belirterek yardım çağrısında bulundu.


Edinilen bilgiye göre, merkez Çukurova ilçesi Huzurevleri Mahallesi’nde yaşayan 13 yaşındaki Ela Naz Suci’den cumartesi gününden bu yana haber alınamıyor. Ailenin kayıp başvurusunda bulunmasının ardından polis ekiplerince çalışma başlatıldı. Ancak aradan geçen 4 güne rağmen kız çocuğuna ait bir ize rastlanmadı.


Kızının bulunması için çağrıda bulunan anne Gonca Sözbir, "Cumartesi günü eski mahallemize gitmiştik. Kızım, oradaki parkta arkadaşlarıyla oturacağını söyledi. Daha sonra kendisinden haber alamadık. Gitmek istese daha önce de evden gidebilirdi. Başına bir şey gelmiş olabilir. Kızımı görüp haber veren olursa çok sevinirim. Kızım 13 yaşında, çok saf bir çocuk. Giderken üzerinde siyah tişört, altında ise bol paça pantolon vardı. Birinin götürdüğünü düşünüyorum. Çünkü benden hiç ayrı kalmadı. Çok kötü durumdayım. Uykuyu unuttuk. Aramadığımız yer kalmadı. Ne diyeceğimi bilemiyorum" dedi.


Kızına çağrıda bulunan Sözbir, "Beni dinliyorsan; kendi iradenle gittiysen ya da birileri seni zorla götürdüyse, fırsatını bulursan kaç. Hayatından endişe ediyorum. Çocuğum daha çok küçük, aklıma kötü şeyler geliyor. Kim götürdüyse kızımı geri getirsin. Söz veriyorum, şikayetçi olmayacağım" diyerek gözyaşlarına boğuldu.


Polis ekiplerinin kayıp kızın bulunması için çalışmalarını sürdürdüğü öğrenildi. Aile ise Ela Naz’ı gören veya yerini bilenlerin güvenlik güçlerine bilgi vermesini istedi.



Adana’da 13 yaşındaki Ela Naz’dan 4 gündür haber alınamıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir İzmir Ekonomi’li akademisyene prestijli ödül İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Umut Can Adısönmez, Uluslararası İlişkiler Konseyi (UİK) tarafından verilen ve alanının en saygın ödülleri arasında gösterilen ‘2026 Genç Bilim İnsanı Teşvik Ödülü’nün sahibi oldu. Uluslararası ilişkiler alanında kimlik-güvenlik ilişkisi, ontolojik güvenlik, dış politikada kimlik ve sosyal hafızanın rolü gibi konularda çalışmalar yürüten Dr. Adısönmez, yalnızca politikaya değil teoriye de katkı sunan, gelecek vadeden çalışmalarıyla ödüle layık görüldü. Başarısıyla İzmir Ekonomi’ye büyük bir gurur yaşatan Dr. Adısönmez, "Yaptığım çalışmaların bilim çevrelerince görülmesi, takdir edilmesi ve böylesine prestijli bir ödülü üniversiteme kazandırmam benim için büyük mutluluk" diye konuştu. Akademik kariyeri boyunca uluslararası ilişkilerde duygular, politik psikoloji ve Ortadoğu siyaseti üzerine çalışmalar yürüten Dr. Adısönmez; 20’ye yakın uluslararası yayına imza attı, 310’dan fazla atıf aldı ve çok sayıda araştırma hibesi kazandı. Başarılı çalışmalarıyla dikkat çeken Dr. Adısönmez, UİK tarafından uluslararası ilişkiler alanında bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan ve gelecek vadeden isimlere verilen ‘2026 Genç Bilim İnsanı Teşvik Ödülü’nü almaya hak kazandı. Başarıda üniversite faktörü İzmir Ekonomi Üniversitesi’ndeki güçlü akademik dayanışmanın, başarısında önemli rol oynadığını ifade eden Dr. Adısönmez, "Uluslararası ilişkiler alanında, özellikle ‘ontolojik güvenlik teorisi’ üzerine çalışmalar yürütüyorum. Bu ödülü kazanmamda, söz konusu alana sunduğum katkıların yanı sıra, ampirik bölge çalışmalarının ötesine geçerek teorik çerçevede gerçekleştirdiğim çalışmaların etkili olduğunu düşünüyorum. Üniversitemizdeki güçlü akademik dayanışma, çalışma arkadaşlarımın desteği ve özgür tartışma ortamı da bu başarıda önemli rol oynadı" diye konuştu. "Mutlu ve gururluyum" Halen üzerinde çalıştığı bir makale ile ontolojik güvenlik alanında kapsamlı bir kitap projesi bulunduğunu belirten Dr. Adısönmez, "Hazırladığım kitabın, uzun soluklu ve uluslararası ölçekte başvurulan önemli kaynaklardan biri olmasını hedefliyorum. Teorik alanda yaptığım çalışmaların bilim çevreleri tarafından değer görmesi, benim için son derece mutluluk verici. Alanın en saygın ve prestijli kurumlarından biri olarak kabul edilen UİK’ten böyle bir ödül almak büyük gurur. Bu süreçte beni başvuru yapmaya teşvik eden ve her zaman destekleyen çalışma arkadaşlarıma da ayrıca teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Muğla MEAH’ta "Dünya Tütünsüz Günü" seferberliği Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, " Dünya Tütünsüz Günü" kapsamında toplumsal farkındalık oluşturmak ve tütün ürünlerinin zararlarına dikkat çekmek amacıyla anlamlı bir etkinlik düzenlendi. Hastane bünyesinde görev yapan Aile Hekimliği ekibi tarafından, vatandaşlar ve sağlık çalışanlarına yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla bilgilendirme standı kuruldu. Yoğun ilgi gören etkinlikte; tütün ve tütün ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri, sigara kullanımının neden olduğu kronik hastalıklar, pasif içiciliğin çevreye ve çocuklara verdiği zararlar ile tütün bağımlılığıyla mücadelede izlenebilecek bilimsel yöntemler hakkında detaylı bilgiler paylaşıldı. Aile Hekimliği ekibi tarafından yürütülen bilgilendirme faaliyetlerinde, sigarayı bırakma sürecinde uygulanabilecek güncel yöntemler, nikotin bağımlılığı tedavileri ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemi üzerinde duruldu. Katılımcılara hastane bünyesindeki sigara bırakma polikliniklerinde sunulan hizmetler anlatıldı. Etkinlik boyunca katılımcıların merak ettiği sorular uzman sağlık personeli tarafından tek tek yanıtlanırken, tütünsüz bir yaşamın sağlık ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkilerine ilişkin bilgilendirici broşürler dağıtıldı. Kurulan bilgilendirme standını, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetim ekibinden Başhekim Yardımcıları Doç. Dr. Ercan Saruhan ve Op. Dr. Alper Gökbel de ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Ziyaret sırasında tütün kullanımının azaltılmasına yönelik farkındalık faaliyetlerinin hayati önemine dikkat çeken Başhekim Yardımcıları, toplum sağlığının korunması ve gelecek nesillerin dumansız bir hava sahasında büyümesi adına bu tür etkinliklerin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Yönetim, anlamlı etkinlikte emeği geçen tüm Aile Hekimliği ekibine teşekkür etti.
Yozgat Şehir hayatını bıraktılar, köyde hem huzuru hem kazancı buldular Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Bahadın beldesinde yaşayan çift, pandemi döneminde Ankara’daki yaşamlarını geride bırakarak yerleştikleri köylerinde organik çilek üretiminde başarı hikayesi yazdı. KOP desteğiyle kurdukları çilek bahçesinde iki yıldır üretim yapan çift, hem kendi ekonomik geleceklerini kurdu hem de bölgedeki üreticilere örnek oldu. Kovid-19 salgını döneminde Ankara’dan Bahadın’a kesin dönüş yapma kararı alan Gökhan ve Gül Akyol çifti, ilk olarak domates üretimiyle başladıkları tarımsal faaliyetlerini daha sonra çilek üretimiyle sürdürdü. Yaşadıkları sel felaketine rağmen üretimden vazgeçmeyen çift, bugün tamamen organik yöntemlerle yetiştirdikleri çilekleri tüketicilerle buluşturuyor. "Ankara’da yaşadığımızı hissetmiyorduk" Ankara’daki yaşamlarını geride bırakıp köye yerleşme kararını anlatan Gül Akyol, şehir hayatının kendilerini yorduğunu belirterek şunları söyledi: "Ankara’daki yaşantımızı korona döneminde sonlandırdık. 3 gün içinde karar verip buraya Bahadın’a eşimle birlikte geldik. 4 dönüm domates yaparak başladım. 3 yıl başarılı da olduk. Ondan sonra eşim de kendi inşaat işini kurdu o süreçte. Sonra çileği deneyelim dedik. 2 yıldır çilek yapıyorum. İki bahçem vardı. Birini geçen sene sel aldı götürdü. Bu bahçede işte ilk ürünlerini bu sene verdi. Köyde yaşamak Ankara’dan daha kolay aslında. Ankara’da gündüz işe gidiyorsunuz. Akşama kadar çalışıyorsunuz, yemek yiyorsunuz, televizyon izliyorsunuz, yatıyorsunuz. Ben 10 yıl güneş görmemişim düzenli işim olduğu sürece. Ama buraya geldiğinizde doğayı kokluyorsunuz, nefes alıyorsunuz, para kazanıyorsunuz." "Ailem ve arkadaşlarım köye yerleşeceğimi duyunca şaşırdı" Ankara’da doğup büyüdüğünü belirten Akyol, köye yerleşme kararının ailesini ve yakın çevresini şaşırttığını ifade ederek, "Arkadaşlarımdan öte ailem çok şaşırdı. Çünkü ben doğma büyüme Ankara’dayım. Aslen işte burası eşimin memleketi. Ben Sivas Şarkışla’nın Kaymak köyündenim. Abilerim, ablam, annem falan hepsi bir şaşırdılar köye yerleşeceğim deyince. Çünkü ben üniversiteyi de Ankara’da okudum. İşim de Ankara’daydı. Hayatım hep Ankara’da oldu yani. Hiçbir yere de göçmedik. Şöyle bir tereddütle baktılar. Hatta yerleştiğimizde ilk yıllar ağabeyim yaz tatillerinde hep yokluyordu burayı. Korkuyorlar, başaramazlar, bir şeye ihtiyacı olur istemez vesaire diye zannedersem böyle güvende olduğumuzu düşünmek istiyorlardı" dedi. "Üç yılda evimizi yaptık" Köyde üretim yaparak ekonomik anlamda da önemli kazanımlar elde ettiklerini söyleyen Gül Akyol, şöyle devam etti: "Gelip burada bizim para kazandığımızı, bir şeyler yapabildiğimizi hatta 3 yıl içerisinde kendi evimizi yapabilecek parayı biriktirdik. İşimizi kurduk. İyi para kazanıyoruz. Ankara’da mümkün değil. İnsanlar 20-30 yıl çalışıp bir ev sahibi olabiliyorlar. Burada doğru işi doğru zamanda doğru şekilde yaptığınızda gerçekten para kazanıyorsunuz. Birkaç işiniz olması gerekiyor ki bizim de öyle birkaç işimiz var ama Ankara’daki kadar da yıpranmıyoruz. Ve yaşadığımızı hissediyoruz. Nefes alıyorum. Kuş sesleriyle uyanıyorum. Gün batımını izliyorum. Fotoğraf çekiyorum. Yürüyüşler yapıyoruz. Gerçekten böyle iliklerime kadar hissediyorum. Ailem de görüyor bunu. Buraya geldiklerinde çocuklar da mutlu oluyorlar." "KOP projesiyle iki dönümlük bir alanda çilek yaptık" Bahadın’a dönüş yaptıktan sonra farklı tarımsal üretim alanlarını denediklerini belirten Gökhan Akyol ise KOP desteğiyle kurdukları çilek bahçesinin bugün önemli bir üretim merkezi haline geldiğini söyledi. Akyol, "KOP projesiyle iki dönümlük bir alanı çilek yaptık geçen sene. Bir sel felaketinden sonra bugün çileklerimiz çok iyi duruma geldi. Bölge halkımızda daha çok buğday ve arpa ekimi var. Hem halkımıza örnek olsun hem de farklı ürünleri deneyelim diye çileğe girdik. Şu anda da gayet iyi çileklerimiz var. Sanırım başardık bu sene." Akyol, üretim sürecinde destek aldıklarını belirterek, "Belediye Başkanımız Sami Eroğlu bu projenin başında KOP desteği olduğunu bize iletince biz de hemen kolları sıvadık. İç Anadolu Tarım öncelikle bize organik gübre desteği verdi. Diğer alet edevatları ve çilek fidelerini verdi. Bununla başladık. Şu an hiçbir ilaç kullanmadan tamamen organik üretim yapıyoruz" dedi. Bayram tatili için Bahadın’a gelen ve çilek hasadına katılan gurbetçi Haydar Altınkaynak da yapılan üretimin bölge için önemli olduğunu söyledi. Altınkaynak, "Yurt dışında yaşıyorum. Bu köyümüzün güzelliklerinden yararlanmaya geldik. Bayram tatiline geldik. Gelmişken de bu çilek tarlamız var bağlarımızın içinde. Kendi ellerimizle çileklerimizi topladık. Çok güzel bir katkıda bulunmuşlar köyümüze. Başkanımıza, vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum bize böyle bir güzellik sundukları için." Ankara’dan Bahadın’a uzanan üretim hikâyesiyle dikkat çeken Akyol çifti, doğal yaşam ve tarımsal üretimin bir arada sürdürülebileceğini gösterirken, organik çilek üretimiyle de bölgedeki çiftçilere örnek olmaya devam ediyor.
Balıkesir Havran’da öğretmenlere yapay zeka atölyesi Balıkesir’in Havran ilçesinde, Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve Havran Belediyesi Havran Bilim ve Teknoloji Merkezi’nde gerçekleştirilen proje kapsamında öğretmenlere yönelik geniş kapsamlı bir yapay zeka eğitimi düzenlendi. Eğitim Teknolojileri Uzmanı İhsan Tahiroğlu koordinesinde gerçekleştirilen atölyede, yeni müfredat modeline uygun, etik ve etkili yapay zeka kullanımı ile dijital materyal üretimi uygulamalı olarak ele alındı. Eğitimde dijital dönüşüm ve yenilikçi yaklaşımlar, Balıkesir’in Havran ilçesinde düzenlenen eğitim ile masaya yatırıldı. Avrupa Birliği destekli proje kapsamında bir araya gelen öğretmenler, yapay zekanın eğitim süreçlerine entegrasyonu, ders materyali geliştirme ve teknolojinin ahlaki değerlere uygun kullanımı konusunda uygulamalı bir atölye çalışmasına katıldı. "Yapay zekayı etkili, etik ve ahlaki değerlere uygun aktarmalıyız" Atölyenin açılışında konuşan ve bilgisayar-öğretim teknolojileri alanındaki yüksek lisans tecrübesiyle eğitime yön veren İhsan Tahiroğlu, teknolojinin pedagojik boyutuna dikkat çekti. Tayroğlu, "Avrupa Birliği tarafından desteklenen projemiz kapsamında bugün burada, öğretmenlerimize yapay zeka kullanımıyla ilgili kapsamlı bir eğitim vermek üzere toplandık. Temel amacımız; bu yapay zeka teknolojilerini derslerimizde kullanırken etkili, etik ve ahlaki değerlere uygun olacak şekilde öğrencilerimize en doğru biçimde nasıl aktarabileceğimizi deneyimlemek. Özellikle yeni gelen eğitim sistemine ve marif modele göre en etkili, en uygun materyal aktarım şekillerini burada hep birlikte deniyoruz" dedi. Hikayeden müziğe, videodan sunuma dijital üretim Geleneksel eğitim kalıplarının dışına çıkılarak hazırlanan atölyede, öğretmenlerin kendi ders içeriklerini yapay zeka ile zenginleştirmesi sağlandı. Geniş kapsamlı bir üretim üssüne dönüşen atölye hakkında detaylar paylaşan Tahiroğlu, "Buradaki eğitimimiz içerisinde katılımcı öğretmenlerimizin kendi eğitsel materyallerini oluşturması, kendi hikayelerini yazması hedefleniyor. Bununla da sınırlı kalmayarak yapay zeka araçları vasıtasıyla müzik, video, sunum ve etkileşimli dijital materyal oluşturma süreçlerini içeren çok yönlü bir atölye çalışması gerçekleştiriyoruz" ifadelerini kullandı. Havran’daki eğitimcilerin yoğun ilgi gösterdiği atölye programı, üretilen dijital materyallerin sunumu ve değerlendirmelerle son buldu.
Bilecik BŞEÜ 19 yaşında BŞEÜ Rektör Prof. Dr. Zafer Asım Kaplancıklı, 2007 yılında kurulan ve kurulduğu günden bu yana bilimin rehberliğinde, köklü medeniyet değerlerin ışığında yol alan Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’nin (BŞEÜ) yıl dönümünü kutlamanın gururunu ve mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. BŞEÜ Rektör Prof. Dr. Zafer Asım Kaplancıklı yaptığı yazılı açıklamada, geride bıraktıkları 19 yıl boyunca üniversitede eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme, toplumsal katkı ve uluslararasılaşma alanlarında önemli başarılara imza atıldığını söyledi. Sürekli gelişen yapısı ve yenilikçi vizyonuyla yükseköğretim alanında saygın bir konuma ulaştığını anlatan Kaplancıklı sözlerine şöyle devam etti; "2026 yılının, Anadolu’da ahlak, hikmet ve devlet anlayışının oluşumunda önemli bir etkiye sahip olan Şeyh Edebali’nin vefatının 700. yıl dönümü dolayısıyla UNESCO tarafından anma ve kutlama programları kapsamına alınmış olması, adını bu büyük düşünce ve gönül insanından alan Üniversitemiz için ayrı bir anlam taşımaktadır. Üniversitemiz, Şeyh Edebali’nin insanı merkeze alan yaklaşımını, bilgiye verdiği önemi ve toplumsal sorumluluk anlayışını akademik ve kurumsal çalışmalarına yansıtarak geleceğe taşımayı sürdürmektedir. Bugün geldiğimiz noktada Üniversitemiz, yalnızca bilgi üreten değil; aynı zamanda doğru bilgiye ulaşmanın yol ve yöntemlerini öğreterek, bu bilgiyi insan refahına hizmet edecek bir değere dönüştürme becerisi kazandıran güçlü bir bilim merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Üniversitemizin kalite odaklı yönetim anlayışı doğrultusunda 19’uncu kuruluş yıl dönümünde elde ettiği kurumsal akreditasyon başarısı, akademik ve idari süreçlerde ulaştığımız kurumsal yetkinliğin en somut göstergelerinden biri olmuştur. Bu başarı; ortak akla, katılımcı yönetime, sürekli iyileştirme kültürüne ve nitelikli eğitim anlayışına verdiğimiz önemin bir sonucudur. Öğrencilerimizin çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve donanıma sahip bireyler olarak yetişmesi; akademik çalışmalarımızın ulusal ve uluslararası düzeyde daha görünür hale gelmesi ve üniversitemizin bölgesel kalkınmaya katkı sunan öncü bir kurum olarak güçlenmesi en temel hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Üniversitemizin bugünlere ulaşmasında emeği bulunan tüm akademik ve idari personelimize, öğrencilerimize, mezunlarımıza ve kıymetli paydaşlarımıza en içten teşekkürlerimi sunuyor; birlik ve beraberlik içerisinde üniversitemizi daha güçlü yarınlara taşıyacağımıza yürekten inanıyorum."