POLİTİKA - 03 Ağustos 2021 Salı 12:11

AK Parti Ankara Milletvekili Arslan’dan yangınlarla ilgili provokasyon uyarısı:

A
A
A
AK Parti Ankara Milletvekili Arslan’dan yangınlarla ilgili provokasyon uyarısı:

AK Parti Ankara Milletvekili Ali İhsan Arslan, yangınlar nedeniyle yaşanan ülke genelinde yaşanan derin üzüntünün provokasyonlara alet edilebileceğine dikkati çekerek, “Birlik ve beraberliğimizi bozmayı, insanlarımızı birbirinden ayrıştırmayı, bununla da yetinmeyip birbirine düşürmeyi hedefleyen provokasyonlara itibar etmemeliyiz” uyarısında bulundu.

AK Parti Ankara Milletvekili Ali İhsan Arslan, yangınlar nedeniyle yaşanan ülke genelinde yaşanan derin üzüntünün provokasyonlara alet edilebileceğine dikkati çekerek, “Birlik ve beraberliğimizi bozmayı, insanlarımızı birbirinden ayrıştırmayı, bununla da yetinmeyip birbirine düşürmeyi hedefleyen provokasyonlara itibar etmemeliyiz” uyarısında bulundu.


Milletvekili Arslan, orman yangınlarıyla ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, göçmenlerin durumunu ve yabancı düşmanlığını da değerlendirdi.


Yangınların milletin yüreğini dağladığını, sadece Türkiye değil, başta Avrupa olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde peş peşe korkunç orman yangınları yaşandığını dile getiren Milletvekili Arslan, “İnsanlık, küresel ısınmanın, doğada yapılan tahribatların ve ihmallerin bedelini ödüyor” ifadesini kullandı.


Ali İhsan Arslan, 1990’larda çokça zikredilmeye başlanan küresel ısınmanın doğru olduğunu, gaz salınımı, kimyasal maddeler, sanayi atıklarının arıtılmaması gibi pek çok bileşenin sellere, yangınlara, buzulların erimesine neden olduğunu anlattı. Arslan, bu süreçte Türkiye’nin de kuzeyinde sel ve heyelan felaketleri, güneyinde orman yangınları, denizlerinde müsilaj, insanlarda korona salgını ile mücadele ettiğini vurguladı.


“Doğa adeta insanlıktan intikam alıyor!” diyen Milletvekili Ali İhsan Arslan, şöyle devam etti:


“Türkiye’miz, yüksek bir ülke olması hasebiyle, heyelana, sele, erozyona, her tür afete zaten açık bir ülke. Gerekli önlemler tabii ki alınıyor. Ama afetlerin boyutlarının bu önlemleri yetersiz kılması da söz konusu olabiliyor. Yangınların, Avustralya’dan ABD ve Avrupa’ya pek çok ülkeyi çaresiz bıraktığı günler yaşıyoruz. Kanada geçtiğimiz aylarda neredeyse 50 derecelik bir çöl sıcağına muhatap oldu. Küresel düzeyde etkisini hissettiren bu felaketlerde, kapitalist tüketim ve işletmeciliğin salt kazanç uğruna çevrede yol açtığı tahribatların da büyük payı var. Yangınların en büyük handikaplarından biri de rüzgarlar. Yalnız bizde değil Avustralya’da, Batıda buna şahitlik ettik. Rüzgarın olduğu bir ortamda yangın uçaklarının müdahalesi bile maalesef fazla bir işe yaramıyor.”



“Ülkemizdeki yangınların her biri titizlikle inceleniyor”


Ali İhsan Arslan, yangınların sadece küresel ısınmadan kaynaklanmadığını, ihmal ve kusurların yangına yol açabildiği gibi bazen sabotaj sonucunda da yangınların yaşandığını kaydederek, “Bu nedenledir ki ülkemizdeki yangınların her biri titizlikle inceleniyor. Bir ihmal ya da bir fail söz konusuysa, bu elbette ortaya çıkarılır. Yargı da gereken cezayı verir. Yangın çıkarmak, yangına sebebiyet vermek, sadece maddi hasardan ibaret değildir. Can kayıplarına sebep olan, doğa ve insanlık düşmanlığının göstergesi olan bu tür bir cürmün failleri elbette cezasız bırakılmaz” değerlendirmesinde bulundu.


Milletvekili Arslan, “Yangınlar nedeniyle milletçe hepimizin derin üzüntü içinde olduğu bu atmosferin provokasyonlara alet edilmesine, halkımızın birbirine düşürülmesine asla izin veremeyiz. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, ırkçı söylemlerle fesat peşinde koşanların, etnik düşmanlığı körüklemeye çalışanların oyununa gelmemeliyiz” ikazında bulundu.


Arslan, bu tür ortamları terör örgütlerinin de kullanabileceğine dikkati çekerek, toplumsal huzuru bozmak için etnik ayrışmanın körüklenebileceğinin akıllardan çıkarılmaması gerektiğini hatırlattı.


Doğa ve çevreyi korumanın tüm insanlığın meselesi olduğunu, Türkiye’de de 83 milyon vatandaşın doğa ve çevreye hep birlikte sahip çıkmak zorunda olduğunu vurgulayan Milletvekili Arslan, değerlendirmelerine şöyle devam etti:


“Bu tür konuları bir siyaset malzemesi yapmanın, siyasi rakibi yıpratma umuduyla olayları çarpıtmanın, provokasyon peşinde koşmanın son derece yanlış olduğu ortadadır. Yaşanan yangınlar, bizim insanlarımızın felaket anlarında tüm farklılıkları bir kenara iterek nasıl birbirinin yardımına koştuğunu bir kez daha gösterdi. Birlik ve beraberliğimizi bozmayı, insanlarımızı birbirinden ayrıştırmayı, bununla da yetinmeyip birbirine düşürmeyi hedefleyen provokasyonlara itibar etmemeliyiz.”



“Her olayın faturasını göçmenlere kesmek, tehlikeli bir yaklaşım”


Göç sorunu ve yabancı düşmanlığı konularına da değinen Milletvekili Arslan, adaletsiz gelir dağılımı, savaşlar, çatışmalar ve yoksulluğun arttığı ortamlarda göçün kaçınılmaz tercih haline geldiğini anlattı.


Göç sorunundan Türkiye’nin de etkilendiğini ifade eden Ali İhsan Arslan, “Ancak işsizlikten orman yangınına varana dek her olayın faturasını yalan yanlış iddialarla hemen göçmenlere kesmek, son derece tehlikeli bir yaklaşımdır. Bunun adı, yabancı düşmanlığıdır. Avrupa ülkelerinde bazı siyasetçilerin ırkçı söylemlerinin ve yabancı düşmanlığının, farklı bir şekilde de olsa bizim ülkemizde de filizlenme belirtisi göstermesi endişe vericidir” ifadelerine yer verdi.


ABD’nin Afganistan’ı terk etmesi ve Taliban’ın ilerlemesiyle Afganistan’dan göçlerin arttığına dikkati çeken Milletvekili Arslan, “Cep telefonuyla yapılmış bazı çekimlerin sosyal medyada gizemli ve abartılı sunulması, toplumsal korkuya yol açabiliyor. Taliban’dan kaçanlar, Afganistan’ın sınır komşuları olan İran ve Pakistan’a yığılmış durumdalar. Bunların bir bölümü Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaşmak umuduyla transit olarak bizim ülkemizden geçmeye çalışıyor” bilgisini paylaştı.



“Göçmenlerin varlığı, yabancı düşmanlığını meşrulaştırmaz”


“Sorunları çözmek istiyorsak, öncelikle teşhisi doğru koymak ve o doğrultuda en iyi çareyi bulmak zorundayız” ifadesini kullanan Milletvekili Arslan, şöyle devam etti:


“Sorunları reddetmek, yok saymak ile mesafe alınamıyor. Örneğin Suriyeliler ile Afganlıları aynı kategoride değerlendirmek doğru olmaz. Suriyeliler fiili bir Esed tehdidinden kaçıp bize sığınmışlardı. Afganları ise Afganistan’dan ABD’nin çekilmesi, Taliban’ın ilerlemesi gibi faktörlerin etkisiyle hızlanan bir göç dalgasının uzantısı olarak görmek gerekiyor. Göçmenlerin varlığı, yabancı düşmanlığını meşrulaştırmaz. Hatırlarsanız, 2008’deki ekonomik krizinden sonra Batıda İslam-mülteci-yabancı düşmanlıkları başlamasına tanık olmuştuk. Şimdi de Türkiye’mizde, özellikle salgının yol açtığı ekonomik zorlukların da katkısıyla, bazı siyasetçilerin en zayıf halka olan yabancıları hedef tahtası haline getirdiklerini görüyoruz.”


Türkiye’de gençlerin işsiz kalmasının sebebi olarak yabancıları göstermenin gerçeği çarpıtmaktan başka bir şey olmadığını aktaran Milletvekili Ali İhsan Arslan, “Türkiye’mizde ara eleman ve alt hizmet dallarında personel sıkıntısı yaşanıyor. Tıpkı ABD ve Avrupa’da olduğu üzere bizde de ara ve alt eleman ihtiyacının, göçmenlerin istihdamıyla karşılanmaya başlandığını görüyoruz. Nitekim esnaf ve zanaatkarlarımız bazı işler için Suriyelileri istihdam etmek durumunda kalırken, hayvancılık sektöründe çalışanlar arasında da Afganların ön plana çıktığını müşahede ediyoruz” ifadelerine yer verdi.



“Milletimiz yabancı düşmanlığını körükleyenlere itibar etmemeli”


Milletvekili Arslan, “Suriyeliler veya Afganlar üzerinden ırkçı söylemlere başvurmak, siyasi rant elde etme umuduyla toplumsal huzuru dinamitlemekten başka bir şey değildir. Milletimiz bu hususta duyarlı olmalı; yabancı düşmanlığını körükleyenlere itibar etmemelidir” vurgusunda bulundu.


Türk milletinin tarih boyunca mazlumlara ve ihtiyaç sahiplerine daima el uzattığının ve Türkiye’nin de garibanlara, sürülenlere ve zulme uğrayanlara kapılarını açmaktan yüksünmediğinin altını çizen Arslan, değerlendirmelerini şöyle tamamladı:


“Savaş ve kaos ortamında canlarını kurtarabilmek için sınırımıza dayanmış insanlara kapılarımızı kapatmak, onları ölümle baş başa bırakmak, insanlıkla bağdaşmaz. Ülkemize sığınmış durumdaki bu Suriyeliler, memleketlerindeki savaş ve kaos ortamı nihayete erdiklerinde elbette geri döneceklerdir. Ama bizde kimi siyasetçiler, muhalefet yapma adına hadiseleri tümüyle çarpıtmaktan çekinmiyorlar. Onları dinleyen zanneder ki Türkiye, ülkemizdeki tüm yabancı göçmenlere maaş veriyor! Tabii ki böyle bir durum söz konusu değil. Külfet paylaşımı konusunda, yeterli düzeyde olmasa da Birleşmiş Milletler’in ve Avrupa Birliği’nin de katkıları var. Kamplarda kalanların sayısı eskiye kıyasla artık çok azaldı. Sığınmacıların kahir ekseriyeti, ekonominin içinde çalışarak kendi ekmek paralarını kendileri kazanıyor. Bu gerçekleri görmek, insanlarımızı doğru bilgilendirmek lazım. İktidarı karalamak adına yalan yanlış iddialar ortaya atmak, siyaset değildir. Bunun adı muhalefet de olamaz. Ama bazı siyasetçilerimiz maalesef bu kötü alışkanlıktan kurtulamıyorlar.”

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Canik’te Geleneksel Mangala Turnuvası başlıyor Samsun’un Canik ilçesinde geleneksel hale gelen Mangala Turnuvası, bu yıl da çocukları, gençleri ve aileleri aynı masa etrafında buluşturarak hem rekabeti hem de kültürel mirası yaşatmaya hazırlanıyor. Canik Belediyesi tarafından düzenlenen ve ilçede artık bir gelenek haline gelen Canik Mangala Turnuvası, 10 Mayıs Pazar günü saat 10.00’da başlayacak birinci tur karşılaşmalarıyla start alacak. Canik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirilecek organizasyonda, katılımcılar strateji ve zekâ gerektiren bu kadim oyunda kıyasıya mücadele edecek. Turnuvaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, mangalanın sadece bir oyun olmadığını, aynı zamanda kültürel bir miras taşıdığını vurgulayarak, "Canik Mangala Turnuvası’yla sevince ortak oluyor, aile içi iletişimin güçlendirilmesine katkı sağlıyoruz" ifadelerini kullandı. 4 bin yıllık geçmişiyle dikkat çeken ve UNESCO tarafından "İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası" olarak tescillenen mangalanın, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde bilişsel gelişime katkı sunduğuna dikkat çekilirken, turnuva kapsamında çeşitli sosyal ve kültürel etkinliklerin de düzenleneceği belirtildi. Canik’te her yıl yoğun ilgi gören turnuva, bu yıl da ailelerin katılımıyla hem rekabet hem de dayanışma atmosferi oluşturacak şekilde gerçekleştirilecek.
İstanbul Bakır yerine kaldırım taşı dolandırıcılığı davası devam ediyor Çin’e gönderilmesi gereken bakır külçeler yerine kaldırım taşı gönderilerek, 36 milyon dolarlık vurgun yapıldığı iddiasıyla açılan dolandırıcılık davası devam ediyor. Davada müşteki avukatı olarak görev yapan ve davaya ilişkin açıklamalarda bulunan şikayetçi firma avukatı Kazım Yiğit Akalın, "Tek bir mağdura karşı Cumhuriyet tarihinde işlenen en büyük dolandırıcılık suçu. Tam 36,5 milyon dolar. Başka büyük suçlar var ama onlarda birçok mağdur var. Bu konuda tek bir mağdur var. Bu suçu işleyen kişi hakkında adli kontrol yurt dışı yasakları bile kalktı" dedi. Çin’e bakır yerine kaldırım taşı göndererek 36 milyon dolarlık vurgun yaptığı iddia edilen ve Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 sanığın yargılandığı davanın görülmesine devam edilirken, mahkeme, yabancı şirketlerin Çin ile bağlantı noktasının açıklanmadığı, evrakta şirketin Çince adı, kayıtlı adresi, irtibat kişisi ve iletişim bilgileri gibi detaylı bilgilere yer verilmediği, belgelerin ve olay özetinin ayrıntılı olarak açıklanmadığı gerekçesiyle resmi makamlardan gelecek yazının beklenmesine karar verdi. Bir sonraki duruşmasının 22 Ekim’de görüleceği davaya ilişkin ise dolandırılan firmanın avukatı Kazım Yiğit Akalın açıklamalarda bulundu. "Çin’e 7 gemi ile bakır gidecekti, açıldığı zaman kaldırım taşı olduğu tespit edildi" Sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunan avukat Kazım Yiğit Akalın, "Birleşen bir dava vardı. 10 sanık dinlendi. Bakır yerine kaldırım taşı çıktığını gören tanıklar dinleniyor. Önümüzdeki celsede tanıkların dinlenmesine devam edilecek. Kaldırım taşlarını ilgili fabrikaya taşıyan şoförler dinlenecek. Aslında dosya sonuçlandı ama mahkeme bu konuda ısrarcı oldu. Çin’e 7 gemi ile bakır gidecekti. Çin’de konteynerler açıldığı zaman kaldırım taşı olduğu tespit edildi. Buna ilişkin olarak, müvekkil olan firma da konuya dair girişimlerde bulundu. Çin’de noterlik kurumu gibi bir kurum var. Bu kurum gemi ile gelenlerin kaldırım taşı olduğunun tespitini gerçekleştirdi. Mahkeme de Çin adli makamlarına yazı yazarak, orada yapılan tespitlerin tercümesini istedi. Noterlik kurumunun gerekli yetkilendirmesinin olup olmadığına dair, gerçekten bir noter mi değil mi buna ilişkin bir resmi belge istendi. Aslında biz bunların hepsini tercümeli bir şekilde sunmuştuk" dedi. "Her şey fotoğraflandı, tutanak altına alındı ve açıkça kaldırım taşı yazıldı" Konteynerler daha gitmeden iki farklı konteynerde aynı ikiz mührün vurulduğunun tespit edildiğini belirten Akalın, "Gümrük bunda bir yanlışlık olduğunu görünce durdurdu. İkiz mühürlü iki konteyner de orada bulunan görevliler tarafından açıldı. Açıldığı zaman zaten kaldırım taşları ortaya çıktı. Bunların hepsi fotoğraflandı, tutanak altına alındı ve açıkça kaldırım taşı yazıldı. Daha sonra firma o konteynerleri dışarı çıkardı. Daha sonra bunun da tespiti yapıldı. Buna dair de tanıklar dinlendi. Konteynerler yakın bir park alanına çekildi. O ikiz mühürler sökülerek, yerine iki farklı mühür takılarak, birkaç sonra gümrük sahasına tekrar sokuldu. Bu şekilde tekrar Çin’e gönderildi. Aslında Türkiye’de hepsi tespit edildi. Kaldırım taşlarını üreten firmanın sahibi, kaldırım taşı olarak satıldığını ve bu firmaya naklettiğini anlattı. Tanıklık yaparak, şu kadar milyonluk ürün sattım dedi. Bu ürünü sattıkları firmanın kaldırım taşlarını kullanmasının mümkünatı yok. Ortada bu kadar delil varken hala Çin’de ısrar ediliyor. Kabul etmek mümkün değil ama maalesef şu anda mahkemenin böyle bir tutumu var. Tek bir mağdura karşı Cumhuriyet tarihinde işlenen en büyük dolandırıcılık suçu. Tam 36,5 milyon dolar. Başka büyük suçlar var ama onlarda birçok mağdur var. Bu konuda tek bir mağdur var. Bu suçu işleyen kişi hakkında adli kontrol yurt dışı yasakları bile kalktı" ifadelerini kullandı. İddianameden Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, merkezi İsviçre’de bulunan şirket ile Tekirdağ’da bulunan şirket arasında saf bakır alımına ilişkin sözleşme yapıldığı belirtildi. Sözleşme gereği saf bakırların Tekirdağ’dan Çin’in Lianyungang kentine 36 milyon dolar ödeme karşılığında gönderileceği anlatıldı. İddianamede, sevkiyatın ulaştığı sırada konteynerlerde saf bakır yerine maddi değeri olmayan kaldırım taşları gönderildiğinin tespit edilmesi üzerine soruşturma başlatıldığı kaydedildi. Savcılık, örgüt yöneticisi oldukları öne sürülen sanıklar Hasan Kayacıköse ile Soner Çokyiğit’in "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "nitelikli dolandırıcılık" ve "zincirleme şekilde özel belgede sahtecilik" suçlarından 33 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Diğer sanıklar Saime Çokyiğit, Dursun Çokyiğit, Muammer Karaman, Orhan Mollaoğlu, Ferhat Ulusoy, Başak Yeşilbaş, Sinan Çokyiğit, Ufuk Çatalbaş, Tayfun Gıcır, Ramazan Öner ve Vedat Ulusoy’un ise "örgüte üye olma", "nitelikli dolandırıcılık" ve "zincirleme şekilde özel belgede sahtecilik" suçlarından ayrı ayrı 29 yıl 3 aya kadar hapisleri istendi. Sanıklar Sedat Uzun, Çağrı Koçoğlu ve Bora İbiş hakkında ise "örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme", "nitelikli dolandırıcılık" ve "zincirleme şekilde özel belgede sahtecilik" suçlarından aynı oranda hapis cezası talep edildi.
İstanbul Küçükçekmece’de silahlı saldırıda ölen Muhammet Mutluay davasında olay yerinde keşif yapıldı İstanbul Küçükçekmece’de halı sahaya giderken maskeli şahısların açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Muhammet Mutluay davasında bugün olay yerinde keşif yapıldı. Mutluay ailesi ve avukatları, sanıkların "olası kast" ile değil "kasten öldürme" suçundan yargılanmasını talep etti. İstanbul Küçükçekmece’de 30 Ekim 2024’te yaşanan olayda çalıntı araçtaki maskeli şahıslar çevreye rastgele ateş açmış, o sırada arkadaşlarıyla halı sahaya gitmek için başka bir otomobille yoldan geçen Muhammet Mutluay başına isabet eden kurşunla yaşamını yitirmişti. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, sanıkların eylemi "olası kast" ile gerçekleştirdiği belirtilmişti. 19 yaşındaki Muhammet Mutluay’ın ölümüyle sonuçlanan silahlı saldırıyla ilgili davada kritik bir gelişme yaşandı. Mahkeme heyeti, ailenin talebi üzerine olay yerinde bilirkişi eşliğinde keşif gerçekleştirdi. "Doğrudan aracı hedef aldılar" Keşif sonrası açıklamalarda bulunan Mutluay ailesinin avukatı Şeyda Karayazgan, iddianamedeki suç vasfına itiraz ettiklerini belirtti. Karayazgan, "Dosyayı incelediğimizde şüphelilerin doğrudan aracı hedef alarak ateş ettiklerini net bir şekilde görüyoruz. İddianame her ne kadar olası kast üzerinden düzenlenmiş olsa da bu incelemelerden sonra suçun ’doğrudan kast’a döneceğine inanıyoruz. Evladımızı göz göre göre öldürdüler" dedi. "Tasarlayarak ve kastla hareket ettiler" Ailenin diğer avukatı Ertuğrul Aydoğan ise sanıkların olay yerine hazırlıklı ve maskeli geldiklerine dikkat çekerek, "Sanıklar buraya belli bir hazırlık yaparak geldiler. Dolayısıyla eylemi tasarlayarak gerçekleştirdiler. Öldürme kasıtlarının olduğu ve tüm eylemlerini doğrudan bu amaçla yaptıkları sabittir" ifadelerini kullandı. "Bu kasten işlenen bir cinayettir" Oğlunu kaybeden baba Tanju Mutluay, adaletin yerini bulmasını beklediklerini vurguladı. Keşif sonucunda suçun kasten işlendiğinin tescilleneceğini umduğunu belirten acılı baba, "Bu zaten kasten işlenen bir cinayettir. Temennimiz sanıkların en ağır cezayı almalarıdır. Sadece failler değil; uyuşturucu temini sağlayanlar ve suç aleti satanlara yönelik cezalar ağırlaştırılmadıkça maalesef her akşam yeni bir ölüm haberi dinlemeye devam edeceğiz" dedi.