GÜNDEM - 14 Ocak 2024 Pazar 09:21

Kadın gassal, mesleğini ve deprem sürecinde yaşadıklarını anlattı

A
A
A
Kadın gassal, mesleğini ve deprem sürecinde yaşadıklarını anlattı

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanlığı’na bağlı Cenaze Hizmetleri ve Mezarlıklar Müdürlüğü’nde çalışan üç kadın gassaldan biri olan Fatma Çınar, mesleğini, pandemi ve deprem sürecini anlatarak, “Depremde gelen araçta anne, baba, çocuklar; bütün bir aileyi almak gerçekten bizi çok etkiliyordu. Günlerde geçti, eve gittiğimde yemek hazır olduğunda çocuklarımı çağırdığımda üzülüyordum, çağıramıyordum. Çünkü aklıma geliyordu” dedi.


Büyükşehir belediyesi bünyesinde kentte çalışan üç kadın gassaldan biri olan Fatma Çınar(42), 4 yıldır bu işi yapıyor. Çınar, pandemi ve 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerde kentte hayatını kaybeden insanları yıkadı.


Fatma Çınar, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine, bu işi yapmamın nedeni; manevi yönden insanların acılarını paylaşmak, teselli etmek ve cenaze yıkamanın da sevabını ayrıyeten bildiği için yaptığını söyledi.


Giydiği kıyafettin adli tıptan gelen kanamalı, kokan cenazelerde giydiklerini belirten Çınar, cenaze işleminin kendilerine iletildikten sonra ekip olarak herkesin ayakta olduğunu dile getirdi.


“Mezar kazanından kepçecisine, erkek imamdan tutun kadın gassala kadar ki arkadaşlar, birim olarak hazırlık yaparız” diyen Çınar, “Araç gider cenazeyi alır bizde burada teslim alırız. Burada yıkama işlemini gerçekleştiririz. Ondan sonra aileye yardımcı olabilecek şekilde cenaze aracıyla aile mezarlığı, asri mezarlık, neresi olursa olsun yardımcı olunur. Son dakikaya kadar bütün işlemler yapılır. Normal bir cenazede naylonsuz kefen kullanırız. Ama adli tıptan veya kanamalı cenaze olduğu zaman naylon kullanılır. Ölü, temiz bir cenaze ise 25-30 dakika arasında yıkanılır. Kanamalı ise bizi uğraştıracaksa 40 dakikayı da bulur, süre değişiyor” dedi.


“Ama şu an anlatıyorum, o zamanki ruh halime döndüğümde gerçekten çok çok zordu”


Cesetlerin pandemi de kendilerine tek parça geldiğini, deprem sürecinde ise zarar görmüş halde geldiğini ifade eden Çınar, şöyle konuştu:


“2-3 gün geçtikten sonra koku dayanılmaz bir hal alıyordu. Yıkamadan çıktıktan sonra kıyafetlerimizi ne kadar yıkasak da koku siniyordu. Depremde gelen araçta anne, baba, çocuklar; bütün bir aileyi almak gerçekten bizi çok etkiliyordu. Günlerde geçti, eve gittiğimde yemek hazır olduğunda çocuklarımı çağırdığımda üzülüyordum, çağıramıyordum. Çünkü aklıma geliyordu. Baba ile erkek çocuğunu erkek imama teslim ediyoruz. Kız çocukları ile anneyi ben yıkıyordum. Çok zor bir süreçti. Pandemi de zordu. Ama şu an anlatıyorum, o zamanki ruh halime döndüğümde gerçekten çok çok zordu.”


“Adam gelip eşinin başında ağlar, af diler, helallik diler; çok şeye tanıklık ediyoruz”


Birinci derece bir yakını olduğunda yıkamaya girmek istemediğini kaydeden Çınar, “Bende çok etki bırakıyor. Herkesin hikayesini dinlediğiniz zaman bunu kafanızda tutmamanız lazım. Ayrı ayrı üzüldüğünüz zaman insan artık kendi dengesini kaybediyor. Aklımızda iz bırakanlar oluyor. Adam gelip eşinin başında ağlar, af diler, helallik diler. Çok şeye tanıklık ediyoruz. Bizde çok etki bırakanlarda var. Benimle birlikte 3 kadın gassal var. Vardiya sistemiyle çalışıyoruz. Günde bir kişi geliyor. 16 saat çalışıyoruz, ertesi güne diğer arkadaşımız geliyor. Eğitimi alıp sertifikamızı alıyoruz” diye konuştu.


İlk başladığı zaman adli tıptan cenaze var denildiğinde çok korktuğunu, çekindiğini aktaran Çınar, “Geldiği zaman bakardım, acaba nasıl bir şey yıkayacağız. Deprem sürecinde cenazeler adli tıptan geldiği için süreç bizi buna alıştırdı” ifadelerine yer verdi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya ALKÜ’de uluslararası gençlik projesi başladı Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi’nde (ALKÜ) "Gençlikte Yeşil Adımlar Ortak Yarınlar" başlıklı Gençlik Değişim Programı kapsamında Alanya’ya gelen Irak Al-Mustaqbal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hassan ShakerMajdi ve öğrenciler ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan’ı ziyaret ettiler. "Gençlikte Yeşil Adımlar Ortak Yarınlar" başlıklı Gençlik Değişim Programı, Türkiye (Antalya-Alanya) ve Irak (Babil) arasında gençleri bir araya getirerek sürdürülebilir gelecek vizyonuna katkı sunmayı hedefliyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı koordinasyonunda ve Avrupa Birliği fonları desteğiyle hayata geçirilen proje, uluslararası iş birliği açısından güçlü bir örnek teşkil ediyor. Projenin paydaşları arasında yer alan Muratpaşa Gençlik Merkezi gençlik çalışmaları alanındaki deneyimiyle sürece aktif katkı sağlarken, ALKÜ Enerji Yönetimi ve Sürdürülebilirlik Koordinatörlüğü de projenin akademik ve uygulamalı boyutunda stratejik ortak olarak yer alıyor. Bu kapsamda koordinatörlük, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir kampüs uygulamaları alanlarında eğitim, içerik geliştirme ve saha uygulamalarını yürütüyor. Projeye dahil olan Irak’ta bulunan Al-Mustaqbal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hassan Shaker Majdi, akademisyenler ve öğrencilerle birlikte Alanya’ya gelerek Rektör Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan’ı ve üniversite yönetimini ziyaret ettiler. Ziyarette Rektör Türkdoğan ve Rektör Majdi hediyeleşerek projenin hayırlı olmasını dilediler. Proje kapsamında yürütülen faaliyetler, yalnızca teorik eğitimlerle sınırlı kalmayıp saha uygulamaları ve kültürel etkileşimlerle destekleniyor. İlk gün gerçekleştirilen yenilenebilir enerji eğitimlerinde katılımcılar, güneş enerjisi sistemleri, enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm konularında bilgi edinirken, Alanya’nın tarihi ve turistik alanları gezilerek kültürel farkındalık artırıldı. Programda Akseki Meslek Yüksekokulu önemli bir uygulama merkezi olarak öne çıkıyor. Akseki’de gerçekleştirilecek faaliyetlerde katılımcılar, endemik bitkilerin tanıtımı, doğal ürün geliştirme ve koku üretimi gibi uygulamalı eğitimlere katılacak. Bununla birlikte bölgenin tarihi dokusu, geleneksel mimari yapıları, düğmeli evleri, doğal alanları ve kırsal yaşam kültürü yerinde incelenerek sürdürülebilirlik kavramının yerel ölçekteki yansımaları gözlemlenecek. Bu kapsamda Akseki’nin doğal ve kültürel mirası, projenin çevresel farkındalık boyutuna güçlü bir katkı sunacak. Bilim ve teknoloji boyutunda ise Antalya’da gerçekleştirilen bilim merkezi ziyaretleri, inovasyon atölyeleri ve havacılık alanındaki uygulamalı eğitimler ile gençlerin teknik bilgi ve becerilerinin geliştirilmesi hedeflendi. Programda değerlendirme toplantısı ve sertifika töreni ile katılımcılar edindikleri bilgi ve deneyimleri paylaşırken, Antalya’nın tarihi ve kültürel alanlarına yönelik gezilerle program tamamlandı.
Van Hakkari yolundaki heyelan riskine karşı ’mühendislik’ uyarısı Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, 2026 yılındaki aşırı yağışların Hakkari kara yolundaki heyelan riskini artırdığını belirterek, yol inşaatlarında coğrafi şartlara uygun yeni mühendislik yöntemlerinin kullanılması gerektiğini söyledi. Bu yıl bölgede etkili olan rekor yağışlar, Van ve Hakkari arasındaki ulaşımın ana damarı olan kara yolunda ciddi aksamalara neden oldu. Dik yamaçların arasından geçen yolda, toprağın aşırı yağmur ve kar suyunu emerek ağırlaşması sonucu dev toprak kütleleri yola aktı. Yaşanan bu heyelanlar nedeniyle bölgedeki ulaşım güvenliği tehlikeye girerken, uzmanlar mevcut yol yapım yöntemlerinin coğrafi şartlarla uyumlu hale getirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Konuyu bilimsel açıdan değerlendiren Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, özellikle bu yıl toprağın suya doymasının felaketi tetiklediğini ifade etti. "Yolların heyelanlara maruz kalması beklenen bir sonuçtu" İHA muhabirine konuşan Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Hakkari yolunun bir vadi içerisinden geçtiğini hatırlatarak, "Bu durum, güzergâh boyunca yoğun bir eğime sahip yamaçların varlığını beraberinde getirmektedir. Özellikle 2026 yılı itibarıyla bölgenin çok yoğun kar ve yağmur yağışı alması, toprağın suya doymasına neden olmuştur. Toprak suya doyduğunda ve mevcut jeolojik yapıyla birleştiğinde, eğim doğrultusunda taşınamayacak bir yük oluşmaktadır. Bu yük eşiği aşıldığında, toprak doğal bir süreç olarak akışa geçmektedir. Eğimin alt kısmında akarsu, akarsudan hemen önce de kara yolu bulunduğu için, söz konusu yolların bu yıl yoğun şekilde heyelanlara maruz kalması beklenen bir sonuçtur" dedi. "Doğanın potansiyel etkilerini dikkate almamız gerekiyor" Heyelanların önüne geçmek için mühendislik projelerinin revize edilmesi gerektiğini dile getiren Alaeddinoğlu, "Buradaki temel mesele, yol sistemlerinin bu tür yoğun yağışlı dönemler dikkate alınarak, mühendislik açısından farklı yöntemlerle, insan hayatına ve sağlığına zarar vermeyecek şekilde dizayn edilmesidir. Ancak sorunun ana kaynağı bölgedeki eğimden kaynaklanmaktadır. Bu eğim var olduğu ve yollar buradan geçtiği sürece, her yağışlı dönemde toprak suya doyacak ve taşıyamayacağı bir ağırlığa ulaştığında eğim doğrultusunda akarak heyelan dediğimiz doğa olayını gerçekleştirecektir. Bu, doğanın kendi işleyişi içerisinde gayet doğal bir süreçtir. Dolayısıyla bizlerin, tüm yol inşaatlarında ve insana ait her türlü yapılaşma sürecinde doğanın bu normal işleyişini ve potansiyel etkilerini dikkate almamız gerekmektedir. Aksi takdirde bu süreçler, sadece yolların kapanmasıyla sınırlı kalmayıp, can ve mal kayıplarına yol açabilecek ağır sonuçlar doğurabilir" diye konuştu.
İstanbul Uzmanlardan çocuklarda şiddet eğilimine karşı önemli uyarı: "Sanal ortam suçun merkezi haline geldi" Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta iki okulda gerçekleşen silahlı saldırı tüm Türkiye’nin gündemine otururken uzmanlar, çocuklarda şiddet eğilimine karşı önemli uyarılarda bulundu. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, çocuğun büyüdüğü ortamdan etkilendiğini belirtirken online dünyanın gerçeklik algısı üzerindeki etkisine dikkat çekti. Sanal dünyadaki şiddet içerikli oyunların çocukların dünyasında büyük etkiler oluşturduğunu belirten Pekuz, çocukların online ya da çeşitli toplu alanlarda şiddet içerikli oyun gibi unsurlardan uzak tutulması gerektiğini belirtti. Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık ise, "Sanal ortam bildiğiniz üzere suçun merkezi haline geldi. Bu da ciddi bir tehdit" dedi. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta iki okulda gerçekleşen silahlı saldırı Türkiye’de büyük yankı uyandırırken, sanal dünyada veya toplu alanlardaki şiddet içerikli oyunların çocukları etkilediği ifade edildi. Çocukların mümkün olduğu kadar şiddetten, şiddet oyuncaklarından uzak yetiştirilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, ailelere çok önemli görev düştüğünü; çocuğu mutlaka kontrollü bir şekilde cihazlara maruz bırakılması gerektiğinin altını çizdi. "Çocuklarımızı mümkün olduğu kadar şiddetten uzak yetiştirmemiz gerekiyor" ‘Ülkemizde son zamanlarda kötü olaylar yaşadık öncelikle herkese baş sağlığı diliyorum’ diyerek sözlerine başlayan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzman Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, "Çocuklarda gelişimsel olarak dürtü kontrolü frontal korteksin olgunlaşmasıyla başlar. Küçük çocuklarda çarpma, vurma gibi hareketler normaldir ama bunlar çevreye, kendine zarar vermeye başladığı zaman patolojiktir. Bunun genetik sebepleri olması yanında biyopsikososyal sebepleri de vardır. Eğer aile içinde şiddet eğilimi varsa, sesler yükseliyorsa çocuk çok küçük yaştan itibaren şiddet unsuru olabilecek şeyleri görüyorsa bu çocuğun gelişimini etkiler. Sosyal medya, televizyon, bilgisayar, diziler, filmlerde çok fazla şiddet unsurunun olması çocukları oldukça tetikleyen bir durum. Çocuklarımızı mümkün olduğu kadar şiddetten, şiddet oyuncakları da dahil olmak üzere uzak yetiştirmemiz gerekiyor. Oyunların çok vurdulu, kırdılı olması ve çocuk gördüğünü taklit eder, bunun eğiliminde olması biraz şiddet olaylarını artırıyor. Eğitim ilk önce ailede başlıyor sonra okulda devam ediyor" dedi. "Vurdulu, kırdılı oyunlar çok tetikleyen hareketler" Şiddet eğilimli oyunların çocuklara etkisi üzerine konuşan Uzm. Dr. Yönetci Pekuz, "Dünya genelinde de ülkemizde de çok etkiliyor. Bir dönem internet kafeler vardı, şiddet eğilimi olan vurdulu, kırdılı oyunlar oynanırdı. Onlar da çok tetikleyen hareketler. Yaş sınırlamalarının getirilmesi, erişimin bir şekilde engellenmesi bence şiddeti engellemekte en önemli aşamalardan biri. Sosyal medya erişim engeliyle ilgili yasa çalışmaları da bununla alakalı aslında çok doğru ve yerinde bir karar. Dijital çağda yaşadığımız için hayatımızdan tableti, televizyonu, bilgisayarı çıkaramayız, burada önemli olan geçirilen süre kadar o sürede ne yapıldığı. Ailelere burada çok önemli bir görev düşüyor, çocuğunuzu mutlaka kontrollü bir şekilde cihazlara maruz bırakmalıyız. Kontrol mekanizmasını aktif tutmak gerekiyor" diye konuştu. "Toplu ortamlarda şiddet içeren unsurların yer almaması gerekiyor" ‘Özellikle 0-2 yaşta hiçbir şekilde televizyon, tablet, ekran kullanımı olmasını önermiyoruz’ diyen Uzm. Dr. Yönetci Pekuz, "Tüm çocukların olabileceği bir ortamda gelişimsel açıdan çocukların bunu bir oyun olarak algılamaması gerekiyor esas söylemek istediğim ana fikir o. Çocuklarda gerçeklik algısı çok geç oluşur. Toplu alanlarda, alışveriş merkezi, lunapark gibi eğlence merkezlerine şiddet eğilimi olan oyuncakların bence hiç yer almaması gerekiyor. Oyunların da aynı şekilde yer almaması gerekiyor çünkü bir şekilde çocuklar gördüğünü taklit eder. Gerçek ve oyun kavramını ayırt etmek oldukça zor bir ayrım. Mümkün olduğu kadar toplu ortamlarda şiddet içeren unsurların yer almaması gerekiyor. 2 yaşından sonra da aileler böyle yerlere giderken araştırma yaparsa hem çocuklarını riske atmamış olurlar hem de çocuk bunu yanlış örnek olarak almaz. Önce aile içi şiddeti engellemek lazım, çocuk bizim aynamızdır" ifadelerini kullandı. "Küresel ölçekteki platformlardaki şiddet içerikli diziler, çocukların yanlış yönlendirilmesine neden olmaktadır" Son dönemde dijital platformlarda yayınlanan şiddet içerikli yapımlar, özellikle çocuk ve gençlerin ruh sağlığı ile toplumsal güvenliği tehdit eden ciddi bir risk unsuru oluşturduğunu ve sanal ortamın artık suçun merkezi haline geldiğini kaydeden Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, son dönemlerde çocuklar ve gençler için dizilerin ciddi bir riski de beraberinde getirmeye başladığını belirtti. Kırık, "Küresel ölçekteki platformlardaki şiddet içerikli diziler, çocukların yanlış yönlendirilmesine ve olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır. Dijital platformlar özellikle geleneksel yayın kuruluşları gibi denetlenemiyor. Bu durum ister istemez çocukların, gençlerin ve hatta yetişkinlerin çeşitli problemlerle karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır. Aslında geleneksel hepimizin çocukken oynadığı oyunların reel hayata taşınmış şekli diyebiliriz. Bu dizilere yönelik bazı ülkelerde 16 yaş, bazı ülkelerde de 18 yaş sınırı söz konusu. Fakat bu dizi aynı zamanda çok fazla çocuklar tarafından da izlendiği için okullarda da bu oyunları kendi hayatlarına çekmeye çalışan çocuklar mevcut" dedi. "Sanal ortam bildiğiniz üzere suçun merkezi haline geldi" Sanal ortamın suçun merkezi haline geldiğini belirten Kırık, "Oyun olduğu için nasıl olsa aileler de şunu diyor. ’Ya işte izlesin, oyun içerikli herhalde bir dizi’ diyor. Aslına bakarsanız içerik çok daha ciddi sorun ve problemleri beraberinde getiriyor. Çünkü burada şiddet ve gerçek oyunların bu noktada suça özendirmesi söz konusu oluyor. Biliyorsunuz son dönemlerde yaşanan olayları, okul saldırılarını gördüğünüzde ya da akran zorbalıklarını gördüğünüzde artık şiddetin ilkokul, ortaokullara kadar düştüğünü görüyoruz. Medyada, özellikle de bu tarz dijital platformlardaki kontrol edilmeyen diziler, üzülerek söylemek gerekirse buna sebebiyet veriyor. Bir alışveriş merkezinde bu dizinin karakterlerinin yer aldığı bir sistem, stant oluşturulmuş ve burada dediğim gibi buraya giriyorlar. Genelde de çocukların buraya yoğun ilgi gösterdiğini görüyorum. Dolayısıyla hani aileler belki onları eğlendirmek için bu sistemin içerisinde dahil ediyorlar ama daha sonra çocuk merak duyguları içerisinde "Ya bu dizi nasıl bir dizi acaba? Nereden ulaşabilirim, nereden izleyebilirim?" diyor ve dolayısıyla bu diziyi izlemeye başlıyor. 11-12 yaşındaki bir çocuk bu diziyi izlediğinde ister istemez yavaş yavaş çocuk o şiddetle tanışmış oluyor ve etrafına, çevresine akran zorbalığı gerçekleştirmiş oluyor. Bundan sonraki süreçte de eğer aile denetimi söz konusu değilse, çocuk bu noktada yavaş yavaş suç merkezine kaymaya başlıyor. Sanal ortam bildiğiniz üzere suçun merkezi haline geldi. Bu da ciddi bir tehdit" diye konuştu. "Denetlenmeyen şiddet içerikli diziler maalesef çocukların ruh hallerini olumsuz bir şekilde etkiliyor" Kırık, denetlenmeyen şiddet içerikli dizilerin çocukların ruh hallerini olumsuz bir şekilde etkilediğini söyleyerek, "Bu denetlenmeyen şiddet içerikli diziler maalesef çocukların ruh hallerini olumsuz bir şekilde etkiliyor, okul başarılarını düşürüyor, moral motivasyonlarını düşürmüş oluyor ve tabiri caizse asi bir gençlik yetişmesine sebebiyet veriyor. Maalesef dijital platformlarda denetim olmadığından dolayı çocuk gayet, çok rahat bir şekilde bu platformu açıp bu dizileri izleyebiliyor, oradaki sahnelere maruz kalabiliyor ve gerçekle sanal da iç içe geçtiğinden dolayı en sonunda o oyunları okullarda da oynamaya başlıyor. Ama o oyunlar ölümcül oyunlar. Özellikle aileler, çocukların oynadığı oyunları, izlediği dizileri, filmleri mutlak surette takip etmelidir. Ebeveyn denetimi son derece önemlidir. Bildiğiniz üzere ilk eğitim ailede başlar. Bir de şunu söylememiz lazım; dijital platformlar maalesef günümüzde bu tarz içerikleri çok fazla yaygınlaştırıyor. Niye? Şiddet daha fazla izleniyor, şiddet daha fazla reyting alıyor, şiddet daha fazla abone oluşturuyor kaygısıyla bu tarz dizilerin yaygınlaştığını görüyoruz. Ve yaş doğrulama kriterlerinin de platformlarda istenen düzeyde olmadığını görüyoruz. Başta Squid Game olmak üzere, şiddet içerikli dizilerin kontrolü, içeriklerin analiz edilmesi ve yaş gruplarına uygun bir şekilde bunların izletilmesi son derece önemli. Ailelerin bu noktada izlediği içeriklere dikkat etmesi son derece önemlidir. RTÜK’ün akıllı işaretlerinin çok daha dikkatli bir şekilde incelenmesi, irdelenmesi gereklidir ve dijital platformlar mutlak surette denetim ve kontrol altına alınmalıdır. Geleneksel yayın kuruluşları için denetim neyse dijital platformlarda da o olmalı" şeklinde konuştu. "Diziler gibi çevrim içi oyunlarda da suça meyleden hareketlerin var olduğunu görüyoruz" Diziler gibi çevrim içi oyunların da suça meyleden hareketlerin olduğuna değinen Kırık, "Diziler gibi çevrim içi oyunlarda da suça meyleden hareketlerin var olduğunu görüyoruz. Oyun içi denetimlerin istenen düzeyde olmaması ve oyunlar içerisinde grup, topluluk, klanlar oluşturulması, anonim bir şekilde kullanıcıların yer alması karşı tarafın yaş aralığını bile bilmememize sebebiyet veriyor. Dolayısıyla kötü niyetli kişiler, masum görünen oyunların içerisine sızarak çocukları, gençleri yanlış yönlendirebiliyorlar, onları suça sevk edebiliyorlar. Orada tanışıyorlar, etkiliyorlar. Biliyorsunuz önce ikna süreci devreye girmiş oluyor. Neden? Online oyunlarda nasıl olsa karşınızdaki kişi belli değil. Belki bir pedofili, belki bir istismarcı, belki bir terörist. Bunu bilmeden çocuklar gayet masumane bir şekilde oyun oynuyor. Fakat olay daha sonra meydana geliyor. Yavaş yavaş artık taraflar birbirini tanımaya başladıktan ve güven duymaya başladıktan sonra yavaş yavaş sanal platformlara, sosyal medya mecralarına ve tabii ki nerelere kayıyor; Telegram gibi Discord gibi platformlara kayıyor" ifadelerini kullandı.