EKONOMİ
18 Nisan 2026 Cumartesi - 18:12 Mersin’de tarımın geleceği jeopolitik gelişmeler ışığında ele alındı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Mersin’in yüz ölçümünün yüzde 20’sinin tarıma uygun olduğunu ve bunun yaklaşık 3 milyon 330 bin dönüme denk geldiğini belirterek, "Bunun yarısı da sulanabiliyor. Su demek ürün fazlalığı, ürün artışı ve kalite artışı demek. Anamur’a gidin, orada tropikal meyve yetiştirin, Tarsus’a gelin incir, zeytin yetiştirirsiniz, Mut’ta kayısı var, aşağı ovaya inersiniz örtü altı domates ve biber var" dedi. Başkan Seçer, tarımın geleceğini konuşmak ve sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla, Büyükşehir Belediyesi, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), Akdeniz İhracatçılar Birliği (AKİB), Mersin Ziraat Odası, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi ve TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Mersin Şubesi iş birliğinde bu yıl 5.’si düzenlenen ‘Üretmezsek Tükeniriz’ konferans serisinin ‘Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde Tarımın Geleceği’ başlıklı programına katıldı. Mersin Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde düzenlenen konferansta, jeopolitik gelişmeler ışığında tarımın geleceği, üretimde yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri ele alınırken, sürdürülebilir tarım için iş birliği ve desteklerin önemi vurgulandı. Konferansta alanında uzman isimler, Finans Gazetecisi Açıl Sezen, Tarım ve Gıda Editörü İrfan Donat ve Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım konuşmacı olarak yer aldı. Dünyada yaşanan gelişmelerin tarım ekseninde değerlendirildiği konferansta, tarım kenti Mersin’in durumu, tarımdaki sorunlara çözüm önerileri ve tarımın geleceği konuşuldu. Paydaşların iş birliğinde verimli bir konferans serisinin oluşması takdir edilirken, kurumlar arası iletişimin kentteki gücüne dikkat çekildi. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayında düzenlenen konferansa, Başkan Seçer’in yanı sıra, siyasi parti temsilcileri, tarım, ziraat, ticaret, sanayi, gıda ve hayvancılık alanındaki oda, birlik, konsey, kooperatif ve dernek başkanları, sivil toplum örgütü temsilcileri, meclis üyeleri, muhtarlar ve üreticiler katıldı. "Tarım denilince akla Mersin gelir" Tarım denilince akla Türkiye ve Türkiye’de de Mersin’in geldiğini söyleyen Başkan Seçer, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir tarım ülkesi olarak kurulduğunu, gelişmelerle sanayi ve teknolojiye de yatırımların artırıldığını ancak tarımsal anlamda Türkiye’nin biraz gerilediğini savundu. Tarımın, Gayri Safi Milli Hasılada (GSMH) payının diğer sektörlere göre düşük olduğunun altını çizen Seçer, "Tarımın payı, yüzde 10-12’lerden, 5-6 seviyelerine geriledi. Türkiye’nin cirosunda tarımsal üretimin payı rakamsal olarak düşük olabilir ama tarım, Türkiye’nin önemli bir milli güvenlik meselesi haline geldi" dedi. Tarımın aynı zamanda önemli bir sosyal sektör de olduğunu vurgulayan Seçer, "Her 4 kişiden 1’inin geçindiği, direkt ya da dolaylı olarak çalıştığı, evinin rızkını çıkarttığı bir sektörü elinizin tersiyle itemezsiniz, ‘olursa olur, olmazsa olmaz’ bir sektör olarak değerlendiremezsiniz" diyerek, tarım konusunda da çağa ayak uydurarak sanayi ve teknoloji ile bütünleştirmek gerektiğini söyledi. "İyi sanatçılar, bilim insanları yetiştirebilmemiz için kendi kendine yeten bir ülke olmamız lazım" Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ sözünü hatırlatan Seçer, "Bu düsturla elbette ki çocuklarımıza iyi eğitim verdireceğiz, iyi bilim insanları, mühendisler, şairler, sanatçılar yetiştireceğiz. Çünkü dünyada bizi maruf yapacak, dünyada bizi tanıtacak olan bunlardır. Ama bütün bunların olabilmesi için de kendimize yeten bir ülke, karnımızı doyurabilecek bir üretimin olması lazım. Jenerasyonların sağlıklı devamı için bir tarımsal üretimin ve güçlü bir gıda sektörünün olması lazım" diyerek bunlar olmazsa güçlü bir toplumun var olamayacağını söyledi. "İktidarlar dünyadaki gelişmelere yönelik önlemler almazsa tarım gibi hayati sektörler devam edemez" Dünyada yaşanılan gelişmelerin Türkiye’yi etkilediğini ve bu gelişmelere önlemler alınmasının önemli olduğunu ifade eden Seçer, "Jeopolitik kırılmalar, savaşların etkileri ve savaşlar dolayısıyla alınan kararlar oluyor. Bu üretimi ve lojistiği etkiliyor. İran, İsrail ve Amerika savaşında Hürmüz Boğazının oluşturduğu tehditler nedeniyle petrol geçiş yapamadı, fiyatları arttı. Petrol demek hayatın ta kendisi demek. Su nasıl hayatın ta kendisiyse; yaptığımız tarımsal üretim, domates, buğday, mısır, meyve aklınıza ne gelirse hayatın ta kendisi ise şu anda da enerji böyle" diyerek, petrol fiyatları nedeniyle her sektörün etkilenmesinin yanı sıra belediyelerin, devletlerin dahi maliyetlerinin arttığını vurguladı. İktidarların bu gelişmeleri öngörüp önlemler alması gerektiğini hatırlatan Seçer, önlem alınmazsa tarım gibi hayati sektörlerde üretimin devam etmesinin mümkün olmayacağını söyledi. "Mersin’in yüzde 20’si tarımsal üretime uygun" Mersin’in yüz ölçümünün yüzde 20’sinin tarıma uygun olduğunu ve bunun yaklaşık 3 milyon 330 bin dönüme denk geldiğini ifade eden Seçer, "Bunun yarısı da sulanabiliyor. Su demek ürün fazlalığı, ürün artışı ve kalite artışı demek. Anamur’a gidin, orada tropikal meyve yetiştirin, Tarsus’a gelin incir, zeytin yetiştirirsiniz, Mut’ta kayısı var, aşağı ovaya inersiniz örtü altı domates ve biber var. Allah daha ne verecek güzel Mersinime? Her şeyi yapabiliriz" dedi. "Tarıma bu yıl yüzde 71 artışla 367 milyon TL ayırdık" ‘Çalışırsak elimizden hiçbir iş kurtulmaz’ anlayışıyla çalıştıklarına dikkat çeken Seçer, çiftçi ve ziraatçı olduğuna da değinerek, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine geldiği günden bu yana bu gerçekle belediye başkanlığı yaptığına dikkat çekti. Büyükşehir Belediyesi tarafından tarımsal desteklere ayrılan bütçenin ciddi oranda artırıldığını belirten Seçer, "Geçtiğimiz yıl 215 milyon destek bütçesi ayırmıştık, bu yıl yüzde 71 artışla 367 milyon TL ayırdık. Oysa bizim kümülatif bütçemizde bu kadar artış olmadı. Bir önceki yılın bütçesine göre Mersin Büyükşehir Belediyesinin yüzde 30 civarında artışı oldu. Ama tarımsal destekler farklı. Çünkü girdi fiyatları her geçen gün artıyor" şeklinde konuştu. "Tarım artık sadece üretim değil; stratejik bir alan haline geliyor" MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır ise değişen dünya düzeninde tarımın stratejik öneminin daha da arttığını vurguladı. Su kaynaklarının azalması, iklim değişikliği, savaşlar ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların doğrudan tarımsal üretimi etkilediğine dikkat çeken Çakır, tarımın artık sadece ekonomik bir faaliyet değil aynı zamanda gıda güvenliği açısından stratejik bir alan olduğunu söyledi. Tarımın diğer sektörlerle aynı ölçekte değerlendirilemeyeceğini belirten Çakır, "Tarım olmazsa sanayi olmaz, turizm olmaz, lojistik olmaz. Tarım bir sektör değil, korunması gereken bir varlıktır" değerlendirmesini yaptı. Planlı üretim ve uluslararası iş birliklerinin önemine değinen Çakır, özellikle Akdeniz havzasındaki ülkelerle üretim planlaması konusunda daha güçlü iş birlikleri kurulması gerektiğini ifade etti. Her ülkenin her ürünü üretmeye çalıştığı bir modelin sürdürülebilir olmadığını belirten Çakır, birbirini tamamlayan üretim modellerinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Çakır ayrıca tarımda sadece üretimin değil tüketim alışkanlıkları ve israfın da tartışılması gerektiğine dikkat çekerek, "Bir tarafta üretim maliyetlerinden şikayet ediyoruz, diğer tarafta ürettiğimizi israf ediyoruz. İsrafı azaltmadan üretimi doğru yönetemeyiz" diye konuştu. Mersin’in sahip olduğu iklim, üretim kültürü ve lojistik avantajlarıyla akıllı ve planlı tarımın merkezi olabilecek potansiyele sahip olduğunu ifade eden Çakır, bu dönüşümün kamu, yerel yönetimler, odalar, kooperatifler ve üreticilerin ortak çalışmasıyla mümkün olabileceğini söyledi. Alanında uzman isimler, jeopolitik gelişmeler kapsamında tarımı konuştu Açılış konuşmalarının ardından başlayan ve moderatörlüğünü Ali Ekber Yıldırım’ın yaptığı konferansta, alanında uzman isimler Açıl Sezen ve İrfan Donat konuşmalarını gerçekleştirdi.
18 Nisan 2026 Cumartesi - 16:45 Başkan Dumandağ, "Elazığ’ı daha ileriye taşınması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" Şehrin kalkınması adına kamu kurumları, yerel yönetimleri ve sektör temsilcileriyle birlikte istişare kültürünü güçlendirerek hareket etmeye devam edecekleri vurgulayan Elazığ Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Ali Dumandağ, "Ortak akıl ve iş birliğiyle Elazığ’ın tarım ve hayvancılık başta olmak üzere tüm alanlarda daha ileriye taşınması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi. Elazığ Ticaret Borsası, şehrin ekonomik ve tarımsal kalkınmasına yön verecek önemli bir istişare toplantısına ev sahipliği yaptı. Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu ile Elazığ AK Parti Milletvekilleri Prof. Dr. Erol Keleş, Ejder Açıkkapı ve Mahmut Rıdvan Nazırlı, MHP Elazığ Milletvekili Semih Işıkver ve borsa yönetiminin katılımıyla gerçekleştirilen istişare toplantısında, tamamlanan ve planlanan projeler kapsamlı şekilde ele alındı. Ziyaret kapsamında, Elazığ Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Dumandağ tarafından yürütülen çalışmalar ve hayata geçirilen projeler hakkında detaylı bilgilendirme yapıldı. Toplantıda özellikle Besi Organize Tarım Bölgesi ve Fırat HÜTTMER projeleri başta olmak üzere, Elazığ’ın üretim kapasitesini artıracak ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlayacak yatırımlar değerlendirildi. Toplantıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Borsa Başkanı Dumandağ, "Elazığ’a kazandırılan ve kazandırılması hedeflenen projelerin ilimize hayırlı olmasını diliyor; başta valimiz olmak üzere, milletvekillerimize ve emeği geçen tüm paydaşlara teşekkür ediyoruz. Şehrimizin kalkınması adına kamu kurumlarımız, yerel yönetimlerimiz ve sektör temsilcilerimizle birlikte istişare kültürünü güçlendirerek hareket etmeye devam edeceğiz. Ortak akıl ve iş birliğiyle Elazığ’ın tarım ve hayvancılık başta olmak üzere tüm alanlarda daha ileriye taşınması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" diye konuştu.
Bursa kestanesinin geleceği konuşuldu
09 Aralık 2025 Salı - 17:56 Bursa kestanesinin geleceği konuşuldu Bursa Büyükşehir Belediyesince düzenlenen Bursa Kestanesinin Geleceği Paneli’nde kestane üretimi, sorunları, hastalıkları ve yapılması gerekenler konuşuldu. Bursa Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi Yıldırım Salon’da düzenlenen Bursa Kestanesinin Geleceği Paneli’nde Bursa kestanesinin üretiminden pazarlanmasına tüm yönleri ele alındı, sorunları, fırsatları ve çözüm önerileri masaya yatırıldı. Sektör temsilcilerinin ve bilim insanlarının katıldığı buluşmada üreticiler ve katılımcılara, dünyada, Türkiye ve Bursa’da kestane üretimi, zararlılar ve hastalıkla mücadele yöntemleri anlatıldı. Bursa Uludağ Ünicersitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevriye Mert, ilk kez ekonomik anlamda kestane yetiştiriicliğinin yapıldığı kentin Bursa olduğunu söyledi. Kestane denilince ilk akla kestane şekerinin geldiğini belirten Mert, bunun yanında börek pilav, çorba ve et yemekleri gibi birçok yemekte kestane kullanıldığını anlattı. Genellikle kestanenin orman alanlarındaki yabani ağaçların aşılanmasıyla bahçeler oluşturulduğunu dile getiren Mert, kapama bahçe sayısı ve aşılı fidan bahçesinin azlığına dikkati çekti. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesinden emekli öğretim üyesi Doç. Dr. Himmet Tezcan ise mürekkep hastalığı, kestane kanseri, gal arısı zararlısı hakkında bilgile r aktardı. Diğer kestane hastalıkları ve zararlıları hakkında da konuşan Tezcan, kanser olan dalların uzaklaştırılması konusunda katılımcılara bazı yöntemlerden bahsetti. Bursa Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Bursa Teknik Üniversitesi Orman Fakültesinden de uzmanlar göüşlerini ve yapılması gerekenleri anlattı. Programa Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ile üreticiler ve ziraat odalarının temsilcileri katıldı.
Paslanmaz çelik sektöründen "anti-damping" çağrısı
09 Aralık 2025 Salı - 17:03 Paslanmaz çelik sektöründen "anti-damping" çağrısı Kibar Holding CEO’su Haluk Kayabaşı, paslanmaz çelik sektöründe Uzak Doğu kaynaklı düşük fiyatlı ürünlerin haksız rekabete yol açtığını belirterek, yerli üreticinin korunması ve dışa bağımlılığın azaltılması için anti-damping önlemlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Yüzde 70’i Posco, yüzde 30’u Kibar Holding ortaklığıyla yönetilen, Türkiye’nin en büyük paslanmaz çelik üreticilerinden Posco Assan tarafından, İzmit’teki fabrikada basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısında, sektördeki ithalat baskısı ve çözüm önerileri ele alındı. Holding CEO’su Kayabaşı: "Bin 700’ü aşkın yerli tedarikçimiz var" Kibar Holding CEO’su Haluk Kayabaşı, şirketin istihdam verilerine ilişkin, "Posco Assan olarak 500 kişinin üzerinde direkt istihdam yapıyoruz. Bin 700’ü aşkın yerli tedarikçimiz var. Çelik sektöründe bire 9-10 olan istihdam çarpanıyla binlerce kişiye dolaylı iş imkanı sunuyoruz. Sürdürülebilirlik ilkelerine bağlı, sıfır atık uygulamalarıyla çevreye duyarlı, iş sağlığı ve güvenliği kurallarında oldukça hassas, toplumsal cinsiyet eşitliğine inanan ve fayda sağlayan bir şirket olarak faaliyetlerimizi devam ettirmeye çalışıyoruz" dedi. "Hedefimiz 1 milyon ton kapasiteye ulaşmak" Fabrikanın 350 milyon doları aşan yatırımla kurulduğunu bildiren Kayabaşı, "Mevcut yıllık üretim kapasitemiz 300 bin ton. Yatırımın ikinci ve üçüncü fazları tamamlandığında bu rakamı 1 milyon tona çıkararak, Türkiye’nin entegre paslanmaz çelik üreticisi olma hedefini koruyoruz" ifadelerini kullandı. "Demir çelik sektörü, uzun süredir haksız bir ithalat baskısıyla mücadele ediyor" Paslanmaz çeliğin savunma sanayisinden enerjiye, otomotivden gıdaya kadar birçok stratejik alanda kullanıldığına dikkati çeken Haluk Kayabaşı, bu ürünün yerli imkanlarla üretilmesinin ekonomik bağımsızlık ve ulusal güvenlik açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Paslanmaz çeliğin kullanılmadığı hiçbir alanın bulunmadığının altını çizen Kayabaşı, şunları kaydetti: "Altını çizerek söylemek isterim ki paslanmaz çelik, kat edilen bu yolun, ulaştığımız bu büyümenin omurgasını oluşturan sektörlerden biri. Ancak potansiyelin kullanılması konusunda birtakım teşviklere ve stratejik korumaya ihtiyacı var. Ülkemizin kalkınma hedefleri doğrultusunda bu stratejik üründe yerli üretimi güçlendirmek, ithalata bağımlılığı azaltmak ve katma değerli üretimi artırmanın bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu tartışmak benim açımdan gerçekten lüzumsuzdur. Demir çelik sektörü uzun süredir haksız bir ithalat baskısıyla mücadele ediyor ve ayakta kalmaya çalışıyor. Dünya paslanmaz çelik piyasalarında yaşanan arz fazlası, bazı ülkelerin iç talep yetersizliği nedeniyle ürünlerini dampingli fiyatlarla ihraç etmesine yol açıyor. Dampingli paslanmaz çelik ürünleri, Türkiye pazarını domine etmek için maliyetinin altında ülkemize ithal ediliyor." "Dampingli ithalat tüm değer zinciri için büyük tehdit oluşturuyor" Kayabaşı, yerli üreticinin ayakta kalmakta zorlandığını vurgulayarak, "Çin ve Endonezya olmak üzere bazı ülkelerden gelen dampingli ithalat, bilhassa Türkiye’deki yerli üreticilerin sürdürülebilirliği için oldukça büyük tehlike oluşturuyor. Piyasa fiyatlarının altında yapılan dampingli ithalat, sadece firmalarımızı değil, tüm değer zinciri için büyük tehdit oluşturuyor. Ayakta kalmakta zorlanan yerli üretici ne yazık ki, kuruluşundan bu yana zararına satış yapıyor" diye konuştu. "İç pazar ihtiyacının yüzde 70’ini karşılayabilecek kapasitedeyiz" Türkiye’nin yıllık soğuk haddelenmiş paslanmaz çelik tüketiminin 450 bin ton civarında olduğunu aktaran Kayabaşı, "Ancak bu tüketimde ithalat yüzde 80 gibi bir paya sahip. Posco Assan olarak, iç pazar ihtiyacının yüzde 70’ini karşılayabilecek kapasitedeyiz. Diğer yerli üretici ile birlikte yüzde 90’ı rahat karşılayabiliriz tam kapasite çalıştığımızda. Yerli üretimi güçlendirmek hem cari açık açısından hem de sanayimizin stratejik bağımsızlığı açısından oldukça önemlidir" şeklinde konuştu. "Onlar bizim aksimize anti-damping vergileri uyguluyor" Kibar Holding CEO’su Haluk Kayabaşı, damping baskısının yerli üretici için adaletsiz bir rekabet ortamı oluşturduğuna dikkati çekerek, rakip ülkelerin Türkiye’nin aksine korumacı politikaları hayata geçirdiğini vurguladı. Bu konuda Endonezya’nın attığı adımların örnek alınması gerektiğini belirten Kayabaşı, şöyle konuştu: "Dampingli çelik ve paslanmaz çeliğin önemli üreticilerinden Endonezya Anti-Damping Komitesi, bir diğer üretici Çin’den yapılan sıcak haddelenmiş sac ithalatına yönelik 5 yıl süren soruşturmasını 2024 yılında tamamladı. Soruşturma sonucunda, Çin çeliğinin Endonezya’ya, Çin iç pazarına kıyasla yüzde 10 daha düşük fiyatla satıldığı ortaya konuldu. Bu tespit üzerine Komite, Çin menşeili ürünlere karşı anti-damping vergilerinin yüzde 50’ye kadar artırılmasına karar verdi." "Yerli üreticinin devletimizin uygulayacağı bu koruma kalkanına gerçekten çok ihtiyacı var" CEO Kayabaşı, gerekli kurumlara başvurularını yaptıklarını belirterek, "Bu ülkede üretim yapan tüm şirketlerin eşit şartlarda rekabet edebilmesini sağlayacak bir piyasa yapısının oluşturulması için talebimizi sürdüreceğiz, sürdürmeye devam edeceğiz. Yerli üreticinin devletimizin uygulayacağı bu koruma kalkanına gerçekten çok ihtiyacı var" ifadelerini kullandı. "AB’ye giremeyen standart dışı çeliğin adresi Türkiye olacak" Avrupa Birliği’nin 2026’da devreye alacağı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın oluşturacağı riske değinen Kayabaşı, "Standartlara uymayan dampingli ürünlerin çok daha yüksek oranlarda Türkiye pazarına girmesi bekleniyor. Bu demek oluyor ki, AB’ye giremeyen, SİBEM’e uygun olmayan çeliğin adresi Türkiye olacak. Yani baskı çok daha fazla artacak. Türk üreticiler, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin koyduğu standartlara uygun üretim yapıyor. SİBEM’e uymayan dampingli ürünlerin Uzak Doğu’dan Türkiye pazarını domine etmesine de engel olunması gerektiğini savunuyoruz" dedi. "Türkiye’nin bölgesel üretim üssü olmasını hedefliyoruz" Anti-damping uygulamalarının sadece üreticileri değil; hammadde tedarikçilerinden lojistiğe, yan sanayiden istihdama kadar geniş bir ekosistemi güçlendireceğini vurgulayan Kayabaşı, bu düzenlemenin sektör için stratejik bir kalkan oluşturacağını belirtti. Kayabaşı, son 3 yılda yapılan modernizasyon ve otomasyon yatırımlarıyla verimliliği artırdıklarını ifade ederek, şöyle konuştu: "Soğuk hadde hattımız, tavlama teknolojilerimiz ve kalite kontrol sistemlerimizle Avrupa standartlarında üretim yapabilecek konuma ulaştık. Bu vizyonumuz, yalnızca ekonomik büyümeye değil, Türkiye’nin paslanmaz çelikte bölgesel bir üretim üssü olma yolculuğuna da katkı sağlayacaktır." Özdemir: "Türkiye’nin en büyük 68. sanayi kuruluşu oldu" Posco Assan CEO’su Ufuk Özdemir, şirketin yüzde 70 Posco, yüzde 30 Kibar Holding ortaklığıyla yönetildiğini belirtti. Şirketin kuruluş ve üretim sürecine ilişkin bilgi veren Özdemir, "Şirket 2011’de kuruldu, 2013’te üretime başladı, 2014’te de yaklaşık 11 yıl önce tam kapasite üretime başladık. 2018’de 1 milyonuncu ton üretimini, 2023’te de 2 milyonuncu ton üretimini yaptı. Bunu yaparken 2021 rakamlarıyla birlikte, ki o zaman da tam kapasite değildik ama optimum seviyede üretim yapıyorduk, Türkiye’nin en büyük 68. sanayi kuruluşu oldu. İş sağlığı güvenliği de zaten ilk önceliğimiz. Bu kapsamda da sadece Türkiye’de değil sektöründe, dünyadaki en iyi uygulamalar arasına girdi. 2023 yılında da Türkiye’de örneği olmayan yaklaşık bin günlük bir iş kazasız gün sayısına ulaştık" dedi. "Maksimum 1550 milimetre genişliğinde üretim yapıyoruz" Fabrikanın teknik altyapısını detaylandıran Özdemir, 0.3 ila 5 milimetre kalınlığında ve maksimum 1550 milimetre genişliğinde üretim yapabildiklerini söyledi. Özdemir, üretim parkuruna ilişkin şunları aktardı: "Fabrikamızda 3 ana süreç var. Birincisi haddeleme. Yaklaşık 100 bin tonu aşkın haddeleme kapasitesi olan ve bunu besleyen yan ünite ile birlikte 4 temel hattımız bulunuyor. İkinci süreç olan iki tane tavlama hattımız var. Bunlardan BA, kurulduğu zaman Avrupa’nın en büyük parlak tavlama hattıydı. İlk defa gelen kişiler belki de ’Ne kadar büyük bacası var’ demiş olabilir ama aslında o baca değil, bir üretim hattı. Diğer hattımız da APF yani mat tavlama hattımız. Bu da 600 metreyi aşkın uzunlukta, demir çelik sektöründeki tek başına olan en uzun hatlardan biridir. Bunun da kapasitesi yıllık 200 bin tondur." "Üretimimizin yüzde 30’unu ihraç ediyoruz" Ürün dağılımı ve pazar payına değinen Özdemir, "Üretimimizin yüzde 60’ını 300 serisi, yüzde 40’ını ise 400 serisi oluşturuyor. Ağırlıklı olarak iç pazara çalışmakla birlikte üretimimizin yüzde 30’unu ihraç ediyoruz. Ürünlerimiz yüzde 50 oranında servis merkezlerine, kalanı ise beyaz eşya, mutfak eşyaları ve otomotiv sektörüne gidiyor" ifadelerini kullandı. Choi: "Bizim için hala bu sektörde zor dönemler ve şartlar devam etmektedir" Posco Assan CEO’su Ji Seob Choi ise "Asya’dan Avrupa’ya" vizyonuyla 15 yıl önce Türkiye’ye yatırım yaptıklarını hatırlattı. Sektördeki zorlu şartlara dikkati çeken Choi, şunları kaydetti: "Bizim için hala bu sektörde zor dönemler ve şartlar devam etmektedir fakat elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret gösteriyoruz. Türkiye paslanmaz çelik sektörüne, buradan da Avrupa ve diğer ihracat ülkelerine kadar malımızı ulaştırmak için çalışıyoruz. Her şeyden daha önemli olanın, ülke içinde özellikle imalat sanayinin güçlendirilebilmesi olduğunu düşünüyorum. Bir ülke için en önemlisi, o ülkenin üretiminin devam etmesi ve güçlenmesidir. Bunun mümkün olabilmesi için yerli üretimin ve sanayinin güçlenebilmesi için önlemlerin alınması, sanayinin korunması çok önemlidir."
"Dünya altına, altın da dünyaya yön veriyor"
09 Aralık 2025 Salı - 16:59 "Dünya altına, altın da dünyaya yön veriyor" Geçen yıl 2 bin-2 bin 500 dolar seviyelerinde gezen altın, 2025’in sonuna doğru 4 bin 200 dolara kadar yükseldi. Sektör temsilcilerinden Ahmet Cumhur Kitiş, "Bu yıl altın yalnızca fiyat olarak değil, fonksiyon olarak da yükseldi. Ulus devletler altını yeniden rezerv sisteminin merkezine koydu. 4 bin 200 dolar artık geçici bir zirve değil, yeni bir dönemin başlangıç noktasıdır" ifadelerini kullandı. 2025 yılında altın, 4 bin 200 dolarlık ons fiyatıyla tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Sektör temsilcileri tarafından altının yalnızca bir yatırım aracı değil, küresel güç dengelerinin yeniden kurulduğu yeni bir dönemin sembolü haline geldiği belirtildi. DEMAŞ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cumhur Kitiş, altının bu seviyelere ulaşmasını yeni bir dönem olarak yorumladı. "Ulus devletler altını yeniden rezerv sisteminin merkezine koydu" Altının yeniden rezerv sisteminin merkezine geldiğini DEMAŞ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cumhur Kitiş, "Altının ons fiyatı Aralık 2025 itibarıyla 4.200 dolar seviyelerinde dengelenirken, yıl boyunca yaşanan fiyat hareketleri, dünya ekonomisinin geçirdiği dönüşüm ve yatırımcı davranışlarındaki değişim dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. 2024 ABD seçimlerinin ardından yeni yönetimin ekonomi politikalarının şekillenmesi, FED’in faiz kararlarında daha temkinli bir strateji izlemesi ve küresel gerilimlerin tırmanması, 2025 yılı boyunca altını sürekli destekleyen bir zemin oluşturdu. Bu yıl altın yalnızca fiyat olarak değil, fonksiyon olarak da yükseldi. Ulus devletler altını yeniden rezerv sisteminin merkezine koydu. 4 bin 200 dolar artık geçici bir zirve değil, yeni bir dönemin başlangıç noktasıdır. Aynı dönemde gümüş, endüstriyel talep (özellikle güneş enerjisi ve batarya teknolojileri) nedeniyle daha volatil olmakla birlikte güçlü bir yukarı yönlü eğilim gösterdi" dedi. "4 bin 200 dolar bir ‘tavan’ değil, yeni normalin eşiğidir" 2025 yılında altının yükseliş nedenlerini sıralayan Kitiş, "2025’e girerken altın 3 bin 950 ila 4 bin 50 dolar bandında hareket ederken, yılın ikinci çeyreğinde jeopolitik riskler, küresel tedarik kırılmaları ve merkez bankalarının altın rezervlerini hızla artırması fiyatı yukarı taşıdı. Arz artmıyor, ancak talep hiç olmadığı kadar güçlü. Bu nedenle altın, geri çekilmelerde alıcı bulan yapısal bir yükseliş döngüsüne girdi. 4 bin 200 dolar bir ‘tavan’ değil, yeni normalin eşiğidir. FED’in 2024 seçimleri sonrası istikrar amaçlı temkinli duruşu, faizleri uzun süre sabit tutması ve 2026’da planlanan indirim beklentileri de altını güçlü kıldı" dedi. "Geleceğin teknolojik altyapısıyla birlikte okumak gerekiyor" Gümüşün gelecekteki değerine dikkat çeken DEMAŞ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cumhur Kitiş, "Gümüş yıl boyu 30-35 dolar aralığında dalgalı bir seyir izledi. Güneş paneli üretimindeki talep artışı ve batarya teknolojilerinde kullanılan gümüş miktarının yükselmesi fiyatlara doğrudan yansıdı. Gümüş yalnızca güvenli liman değil; artık enerji dönüşümünün omurgasında. Bu metali altınla birlikte değil, geleceğin teknolojik altyapısıyla birlikte okumak gerekiyor" ifadelerine yer verdi. "2026’da altın, merkez bankalarının stratejik güvenlik alanı olmaya devam edecek" Uluslararası finans kuruluşlarının 2025-2026 yılındaki öngörülerini sıralayan Kitiş, "Dünya finans devleri, altının yapısal yükselişini 2026’ya taşıyan analizler yayımlamaya başladı. Goldman Sachs: 2025 kapanışı 4 bin 350-4 bin 500 dolar, JP Morgan: 2026 ilk çeyrekte 4 bin 500 dolar üzerinde kalıcılık bekliyor, UBS: Altında rezerv politikaları nedeniyle ‘uzun vadeli boğa trendi’, Citibank: Jeopolitik şoklarda 4 bin 600-4 bin 700 dolar potansiyeli. Uluslararası kuruluşlar teknik analiz yapıyor, ama asıl belirleyici unsur devletlerin altına yönelimi. 2026’da altın, merkez bankalarının stratejik güvenlik alanı olmaya devam edecek" dedi. "Altın düştüğünde alım yapan kazanıyor" Altına talebin hiç azalmadığını belirten DEMAŞ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Kitiş, "Fiziki altın talebi yıl boyunca hiç zayıflamadı. Altın artık psikolojik değil, stratejik bir yatırım. Türk yatırımcısı da dünyadaki eğilime uydu: Altın düştüğünde alım yapan kazanıyor. Faizleri ani indirmekten çekinen FED, altını doğal bir sigorta aracı hâline getirdi. Piyasa ‘faiz sabit, altın güçlü’ denklemine çok hızlı uyum sağladı. Çok kutuplu yeni düzenin para ayağı altına doğru kayıyor. BRICS’in attığı adım, altını yeniden sistemik güç merkezi hâline getiriyor. Veri merkezi yatırımlarının enerji talebini artırması maliyetleri yükseltti. Bu durum, 2025-2026 için daha yüksek enflasyon beklentilerini tetikledi. Piyasa istikrarlı giderse altın yıl sonunu 4 bin 400 dolar civarında kapatır. Jeopolitik baskı artarsa, fiyatlar sert sıçrayabilir. Gümüşte 38-40 dolar aralığı mümkün. Kalıcı bir düşüş beklemek doğru değil; fiziki talep altına sürekli destek veriyor. 2025 yılı altın ve gümüş açısından yalnızca fiyatların yükseldiği değil, küresel ekonomik mimarinin yeniden şekillendiği bir dönem olarak tarih yazıyor. 2025, altının yeniden parasal güç hâline geldiği bir yıl. 2026’ya girerken altının rolü artık tartışma konusu değil; dünya altına, altın da dünyaya yön veriyor" diye konuştu.
Metal işçisinin toplu sözleşme görüşmelerinde işveren tarafının teklifi reddedildi
09 Aralık 2025 Salı - 16:12 Metal işçisinin toplu sözleşme görüşmelerinde işveren tarafının teklifi reddedildi Türk Metal Sendikası ile Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) arasında ekim ayında başlayan toplu iş sözleşmesi sürecinde işçi tarafı, işveren tarafının teklifini yetersiz bularak reddetti. Türk Metal Sendikası, Türk Metal - MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi süreci ile ilgili gelinen aşamayı değerlendirmek üzere Başkanlar Kurulu Toplantısı gerçekleştirdi. Toplantının ardından işveren tarafının en son verdiği teklif değerlendirilerek, buna ilişkin bir yazılı açıklama yayımlandı. Açıklamada, Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinde bugüne kadar yapılan 5 oturumda, 54 madde ve sözleşmenin eki niteliğindeki iki yönetmelikte anlaşma sağlandığı, 38 madde ve sözleşmenin eki niteliğindeki bir yönetmelikte ise anlaşma sağlanamadığı hatırlatıldı. Ayrıca anlaşma sağlanamayan maddelerin başında ücret artışına ilişkin maddeler ve sosyal haklara bağlı olan parasal maddelerin olduğu kaydedildi. "Ücret ve sosyal haklara ilişkin yapılan bu teklifler heyetimizce reddedilmiştir" Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) tarafından yapılan son teklifin kabul edilemeyeceği aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Sendikamızın birinci altı ay için saatlik ücretlere yüzde 20 artı seyyanen 35 liralık artış teklifine karşılık, yüzde 5 artı 11 lira 50 kuruş oranında bir artış önermiştir. Bu artışın oransal karşılığı yüzde 10’a tekabül etmektedir. Diğer altı aylar içinse herhangi bir teklifte bulunulmamıştır. Sosyal yardımlarda ise ilk yıl için yüzde 25 teklif edilmiş, ikinci yıl için yine herhangi bir teklifte bulunulmamıştır. Ücret ve sosyal haklara ilişkin yapılan bu teklifler heyetimizce reddedilmiştir. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik koşullarda, MESS’in yaşam şartları gün geçtikçe ağırlaşan üyelerimiz için teklif ettiği bu oranları kabul etmeyen Türk Metal Sendikası, sergilenen bu tutum nedeniyle sözleşme masasını terk etmiş, bu yaklaşıma karşı tavrını açıkça ortaya koymuş, uyuşmazlık tutanağını tutarak resmi arabulucu sürecini başlatmıştır."
Viranşehir’e 80 milyon TL tutarında yatırım
09 Aralık 2025 Salı - 16:00 Viranşehir’e 80 milyon TL tutarında yatırım Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde Dicle Elektrik, 2025 yılı yatırım programı kapsamında 80 milyon TL’lik şebeke yenileme, bakım ve onarım çalışmalarını tamamladı. Dicle Elektrik, Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde 2025 yılı yatırım planı kapsamında altyapı yenileme çalışması gerçekleştirdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) düzenlemeleri doğrultusunda hayata geçirilen bu yatırımla, ilçeye bağlı Eyyüp Nebi Mahallesi’nin elektrik altyapısı baştan sona yenilendi. Yaklaşık 80 milyon TL’lik yatırım sayesinde enerji arz güvenliği artırılması hedeflendi. 6 yeni trafo kuruldu Yatırım kapsamında Eyyüp Nebi Mahallesi’ne toplamda 6 yeni trafo kazandırıldı. Bu trafo merkezlerine bağlı olarak 10 bin metre alçak ve bin metre orta gerilim kablosu döşendi. Ayrıca 7 bin metre abone kablosu çekilirken, 107 adet direk üstü sayaç otomasyon panosunun da montajı tamamlandı. Yeni yatırımla mahallede yaşanan aşırı yük kaynaklı arıza ve kesintilerde ciddi oranda azalma gözlemlendi. Cadde ve sokak aydınlatmaları yenilendi Yatırımlara ilişkin açıklamalarda bulunan Dicle Elektrik Şanlıurfa İl Müdürü Naci Obut, "Yatırım çalışmalarımız kapsamında Viranşehir’de cadde ve sokakların aydınlatmasını da yenileyerek ilçenin estetik dokusuna ve gece aydınlatmasına katkı sağladık. Özellikle Eyyüp Nebi Mahallesi’nde toplam 320 yeni aydınlatma direğini devreye alarak mahallemiz daha aydınlık, güvenli ve konforlu bir yaşam alanına dönüştü" dedi. 2 bin 370 kilometrelik hattın bakımı tamamlandı Yatırımların sadece yeni şebeke kurulumu ile sınırlı kalmadığını da vurgulayan Naci Obut, "Viranşehir’de toplam 2 bin 114 kilometre orta gerilim, 256 kilometre alçak gerilim hattının bakımını tamamladık. Ayrıca 285 trafo postası, 97 bina ve dahili trafo, 2 bin 344 saha dağıtım kutusu ve 300 aydınlatma armatürünün bakım ve onarımını gerçekleştirdik" ifadelerini kullandı.
Bakan Bayraktar’dan YEKA-RES yarışmalarına ilişkin açıklama
09 Aralık 2025 Salı - 15:55 Bakan Bayraktar’dan YEKA-RES yarışmalarına ilişkin açıklama Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Yaklaşık 1,5 milyon hanenin elektrik ihtiyacı bugün kapasite tahsis edilen projelerden karşılanacak. Projelerin toplam büyüklüğü, 1,1 milyar dolar" dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İstanbul’da düzenlenen 15. Türkiye Enerji Zirvesi’nde konuştu. Bayraktar, Türkiye’nin sondaj ve sismik araştırma kapasitesine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, Türkiye’nin dünya genelinde en büyük dördüncü deniz sondaj ve sismik araştırma filosuna sahip konuma geldiğini bildirdi. Bayraktar, Karadeniz’de yürütülen hidrokarbon arama ve üretim çalışmalarına değinerek, sahada birinci fazın tamamlandığını belirtti. Arama-üretim faaliyetlerinin planlandığı şekilde ilerlediğini ifade eden Bayraktar, Türkiye’nin enerji alanında kendi kaynaklarını devreye alma hedefinde kararlılıkla yol aldığını vurguladı. Bakan Bayraktar, zirve programının ardından Rüzgar Enerji Santrallerine (RES) tahsis edilen 6 Yenilenebilir Kaynak Alanı (YEKA) yarışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Bayraktar, bugün düzenlenen YEKA RES-2025 yarışmalarıyla birlikte hayata geçirilecek olan projelerin büyüklüğünün 1,1 milyar dolar olduğunu ifade etti. YEKA RES-2025 yarışmalarından devletin 208 milyon euroluk bir katkı payı alacağını belirten Bakan Bayraktar, "Sadece 2025 yılı içerisinde yaptığımız yarışmalara baktığımızda, devlete yaklaşık 530 milyon euroluk bir katkı payı almış oluyoruz" dedi. Bakan Bayraktar, Türkiye’nin 2035 yılına kadar rüzgar ve güneş kurulu gücünü 120 bin megavata çıkarma hedefi bulunduğunu hatırlattı. "Bugüne kadar aldığımız en yüksek fiyat teklifini aldık" İki hafta önce Güneş Enerjisi Santrallerine yönelik 650 megavatlık kapasite tahsis ettiklerini belirten Bayraktar, bugün de rüzgâr enerjisi santrallerine yönelik 6 sahada 1.150 megavatlık yarışmaları tamamladıklarını ifade etti. Yarışmalardaki rekabet düzeyinin yüksek olduğuna dikkat çeken Bayraktar, "Bugüne kadar aldığımız fiyat tekliflerinin en üstüne ulaşmış olduk" dedi. "Devletimize 208 milyon euroluk katkı payı gelecek" YEKA RES-2025’in megavat başına 180 bin euroluk bir ortalama katkı bedeliyle sonuçlandığını ifade eden Bayraktar, "Bugün yaptığımız rüzgâr ihalesinden devletimize 208 milyon euroluk bir katkı payı gelecek" diye konuştu. Bakan Bayraktar, "Sadece 2025 yılı içerisinde yaptığımız yarışmalara baktığımızda, 20 yıl boyunca düşük fiyatlı bir enerji ve aynı zamanda devlete yaklaşık 530 milyon euroluk bir katkı payı almış oluyoruz" dedi. "Yılda 1 milyar metreküp gaz tasarrufu olacak" Yapılacak olan yatırımlarla yılda yaklaşık 1 milyar metreküplük doğal gazdan tasarruf edeceklerini anlatan Bayraktar, "Çünkü bu elektriği, biz ancak 1 milyar metreküp doğal gaz kullanarak elektriğe dönüştürebilirdik. Doğal gaz tasarrufu anlamında 25 yıl boyunca da yaklaşık 8,5 milyar dolarlık bir katkı bize yapmış olacak" ifadelerini kullandı. "1,5 milyon hanenin elektrik ihtiyacı projelerden karşılanacak" Bakan Bayraktar, "Yaklaşık 1,5 milyon hanenin elektrik ihtiyacı bugün kapasite tahsis edilen projelerden karşılanacak. Projelerin toplam büyüklüğü, 1,1 milyar dolar" bilgisini paylaştı. 2026’da yeni kapasite tahsisleri Yapılan yarışmaların hayırlı olmasını dileyen Bayraktar, 2026 ve sonrasında da yeni bir kapasite tahsis sürecine gireceklerini kaydetti. YEKA-RES Yarışmaları Balıkesir, Aydın-Denizli, Kütahya ve Sivas’ta bulunan toplam 1.150 kapasiteli 6 adet bağlantı kapasitesi, yatırımcılara tahsis edildi. Yarışmalar canlı olarak sosyal medya üzerinden de yayınlandı. 20 yılı kapsıyor Yarışmayı kazanan şirketler, sözleşme imza tarihinden itibaren ürettikleri elektriği 72 ay süre ile serbest piyasada satabilecek. Daha sonra 20 yıl süreyle üretilen elektrik, kilovatsaat başına 3,50 euro/cent fiyat ile iletim sistemine verilecek.
Manisa TSO Başkan Dutlulu’yu ağırladı
09 Aralık 2025 Salı - 15:27 Manisa TSO Başkan Dutlulu’yu ağırladı Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası’nda iş insanları ile bir araya geldi. İmardan, sanayi parsellerine, trafikten şehirleşmeye kadar birçok konunun görüşüldüğü toplantıda kentin geleceğine yönelik başlıklarda fikir alışverişinde bulunuldu. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde düzenlenen istişare toplantısında iş dünyasının temsilcileriyle buluştu. Meclis üyeleri, sanayici ve girişimcilerin katıldığı toplantıda, Manisa’nın gelecek vizyonu ele alındı. "Manisa her yıl büyüyor" Toplantının açılış konuşmasını yapan Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Yılmaz, Manisa’nın her yıl büyüdüğünü belirterek, büyümenin planlı bir şekilde olması gerektiğini vurguladı. Görüşülen konuların sadece bugünü değil, şehrin geleceğine yönelik vizyonunu da şekillendireceğini söyleyen Mehmet Yılmaz, konut imarının şehirdeki yaşam maliyetlerini doğrudan etkilediğini belirterek, konut arzındaki yetersizliğin kira fiyatlarını artırdığını ve nitelikli işgücünün şehirde kalmasını zorlaştırdığını savundu. Sanayi parseli ihtiyacına da değinen Başkan Yılmaz, "Yeni yatırımcının karşısına çıkan en büyük engel, uygun sanayi parseli bulamamaktır. Bu durum Manisa açısından istihdam ve ekonomik fırsatların kaçırılması anlamına geliyor" dedi. Trafik ve ulaşım konularına da değinen Başkan Yılmaz, yeni yolların, kavşak düzenlemelerinin ve akıllı ulaşım projelerinin önemine vurgu yaptı. "Manisa’yı tüm paydaşlar ile yönetmek istiyoruz" İş dünyasının görüşlerinin kendileri için önemli olduğunu söyleyen Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Manisa’nın gelişimi için ortak akıl anlayışı ile hareket edeceklerini söyledi. Konut imarı, yeni sanayi alanları ve trafik düzenlemelerine yönelik çalışmaların devam ettiğini belirten Başkan Dutlulu, "Manisa’da iki adet, Akhisar ve Turgutlu’ya birer adet olmak üzere battı çıktı projelerimiz devam ediyor. Bu çalışmalarla trafiğin yoğun olduğu bölgelerde, trafik akışını rahatlatmayı ve trafik yoğunluğunu azaltmayı düşünüyoruz" dedi. "Halkın katılımını önemsiyoruz" Halkın katılımına önem verdiklerini vurgulayan Başkan Dutlulu, "Manisa’yı tüm paydaşlar ile yönetmek istiyoruz. Bu şehirde hep birlikte yaşıyoruz ve geleceğimizi ortak akılla şekillendirmek istiyoruz. Bunu her platformda dile getiriyorum, halka karşı değil halkla birlikte bu şehri yönetmek istiyoruz. Bu nedenle her projede vatandaşlarımızın görüşlerini alıyoruz. Muhtarlardan başlayarak talepleri görüşleri alıyoruz. İstenmeyen projeleri yapmadık, yapmayacağız" diye konuştu. "Şehrin geleceği için imar çalışmasını tamamladık" Konut sorununa da değinen Başkan Dutlulu, yıllardır yapılmayan imar planlarını yaptıklarını hatırlatarak, "Mahkemeden geri dönmemesi için gerekli düzenlemeleri yaptık. Şehrin imar planları, bu şehrin geleceği demektir. Yıllardır yapılmayan imar planları için vatandaşlar bekliyor. Mağduriyetlerin yaşanmaması için elimizden geleni yapıyoruz. İmar planlarını yaparak, şehrin önünü açıyoruz. Bunu da yine halka giderek yaptık. İstenmeyen uygulama yok planlarda. Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak, Manisa için çalışmaya, Manisa’nın geleceğinin önünü açmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz" diye konuştu. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun, iş insanları ile buluştuğu programın soru cevap kısmında, Başkan Dutlulu kendisine yöneltilen soruları yanıtlayarak, bilgilendirmede bulundu. Hediye takdiminin yapıldığı program sonunda çekilen hatıra fotoğrafı ile program sona erdi.
Başkan Çondur pamuk, incir ve su yönetimi için stratejik destek talep etti
09 Aralık 2025 Salı - 15:06 Başkan Çondur pamuk, incir ve su yönetimi için stratejik destek talep etti TOBB Müşterek Konsey Toplantısı’nda konuşan Aydın Ticaret Borsası Başkanı Fevzi Çondur, pamukta artan maliyetler karşısında üreticinin ciddi gelir kaybı yaşadığını vurgulayarak, Aydın’da derinleşen kuraklık nedeniyle acil ve bütüncül su yönetimi çağrısında bulundu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Müşterek Konsey Toplantısı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın teşrifleriyle TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun başkanlığında, konsey üyelerinin geniş katılımıyla Ankara’da gerçekleştirildi. Toplantıya katılan TOBB Ticaret Borsaları Konsey Başkan Yardımcısı ve Aydın Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Çondur, Aydın’ın ve Türkiye’nin önemli tarımsal ürünleri olan pamuk ve incirde yaşanan sorunlarla birlikte Aydın’ın tarımsal üretimini tehdit eden kuraklık krizi ve buna bağlı su arzı sorunlarını toplantı gündemine taşıdı. TOBB Ticaret Borsaları Konsey Başkan Yardımcısı ve Aydın Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Çondur, pamukta uygulanan yeni destekleme modelinde fiyatın bin 98 TL seviyesinde sabit tutulmasının üretici açısından sürdürülebilir olmadığını vurguladı. Borsaların ve ziraat odalarının ortak çalışmasıyla gerçekleştirdiği maliyet analizlerine göre pamuğun kilogram maliyetinin 35,63 TL seviyesinde olduğunu, buna karşın üreticinin pamuğu ortalama 26 TL’ye satabildiğini belirten Çondur, bu tablo karşısında üreticinin ayakta kalabilmesi için en az 9,63 TL prim desteğine ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Çondur, destekleme mekanizmasında gerekli iyileştirmeler yapılmadığı takdirde, 2007-2008 döneminde yaşanan üretimden çekilme sürecinin yeniden yaşanabileceğini ve üreticinin pamuk ekiminden vazgeçebileceğini söyledi. Bu durumun yalnızca tarım sektörü açısından değil, tekstil ve yağ sanayi başta olmak üzere pek çok sektörü doğrudan etkileyeceğini belirterek pamuk üretiminin stratejik önemine dikkat çekti. "İncir, ülkemizin tarımsal ihracat kimliğinin en güçlü simgelerinden biri" Konuşmasında kuru incir sektöründe yaşanan sorunlara da değinen Çondur, Aydın’ın yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en büyük kuru incir üreticisi olduğunu dile getirdi. Ancak son yıllarda yaşanan aşırı sıcaklık ve şiddetli kuraklığın, incirde doğal olarak toksin seviyelerinin artmasına yol açtığını ifade etti. Çondur, Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye’den gönderilen incirlerde aşırı derecede sıkı analiz uyguladığını; buna karşın kendi iç pazarlarında benzer ürünlerde aynı seviyede inceleme yapılmadığını belirterek ciddi bir çifte standardın var olduğunun altını çizdi. Türkiye’den gönderilen ürünlerde kontrol sıklığının yüzde 80’lere kadar ulaştığını, ancak AB’nin kendi pazarında bu tür kontrollerin yok denilecek kadar az olduğunu ifade etti. Bu nedenle, AB Tarım Bakanlıkları nezdinde diplomatik girişimlerin başlatılması gerektiğini söyleyen Çondur, ihracattan geri dönen kuru incirlerin yeniden işlenmesi ve değerlendirilmesi konusunda ihracatçılara destek verilmesinin önemini vurguladı. Çondur, incirin Türkiye için yalnızca ekonomik bir ürün olmadığını; aynı zamanda ülkemizin tarımsal ihracat kimliğinin en güçlü simgelerinden biri olduğunu ifade etti. "Bölgenin su yönetimi konusu artık ertelenemez" Çondur, Aydın’ın son dört yılın üçünde ağır meteorolojik kuraklık yaşadığını belirterek bölgedeki tarımsal üretimin her geçen gün daha büyük risk altına girdiğini aktardı. Aydın’ın geniş baraj kapasitesine sahip olmasına rağmen, yağışlardaki ciddi azalmanın barajları dolduramadığını ve üreticinin su temininde güçlük yaşadığını vurguladı. Bu nedenle bölgenin su yönetimi konusunun artık ertelenemez bir zorunluluk haline geldiğini ifade etti. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Muğla Dalaman Çayı’nın Bozdoğan Kemer Barajı’na bağlanması projesinin, Aydın için son derece anlamlı ve stratejik bir adım olduğunu dile getiren Çondur, projenin hızlandırılarak faaliyete geçirilmesini talep etti. Bu projenin hayata geçmesiyle tarımsal sulama kapasitesinin artacağını, üretimin sürdürülebilirliğinin güçleneceğini ve bölgedeki kuraklık sorununun önemli ölçüde hafifleyeceğini belirtti. Üretim, ihracat ve sürdürülebilirlik için ortak çözüm çağrısı Toplantıda yaptığı konuşma boyunca tarımsal üretimden dış ticarete kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulunan Fevzi Çondur, pamuk ve incir sektörlerinde yaşanan sorunların yalnızca üreticiye yüklenemeyecek kadar geniş etkileri olduğunu vurguladı. Artan maliyetler, iklim kaynaklı riskler, uluslararası pazar baskıları ve destekleme mekanizmalarındaki yetersizlikler birlikte ele alınmadığı sürece sektörlerde kalıcı iyileşme sağlanamayacağını ifade etti. Çondur, Türkiye’nin bu alanlarda dünya liderliğini pekiştirebilmesi için hem merkezi yönetimin hem sektör temsilcilerinin hem de ihracatçıların uyumlu bir şekilde hareket etmesi gerektiğini belirterek, üretim ve ihracatın sürdürülebilirliği adına kapsamlı çözüm paketlerinin hayata geçirilmesinin kritik önemde olduğunu söyledi.
Başkan Şadi Özdemir sanayi bölgeleri temsilcileriyle bir araya geldi
09 Aralık 2025 Salı - 15:04 Başkan Şadi Özdemir sanayi bölgeleri temsilcileriyle bir araya geldi Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, ilçede faaliyet gösteren organize sanayi bölgelerinin yöneticileriyle bir araya gelerek sanayi-kent ilişkisini, sürdürülebilir büyümeyi ve ortak çalışma alanlarını değerlendirdi. Toplantıda, güçlü ve dengeli bir Nilüfer için kurumsal iş birliğinin önemi vurgulandı. Nilüfer Belediyesi Halk Evi’nde gerçekleşen buluşmaya; Bursa Organize Sanayi Bölgesi (Bursa OSB), Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB), Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi (HOSAB), Kayapa Organize Sanayi Bölgesi, Tekstil Boyahaneleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (TOSAB) ile Beşevler Sanayi Sitesi Kooperatifi yöneticileri katıldı. Başkan Şadi Özdemir’e toplantıda Nilüfer Belediyesi Başkan Yardımcıları Mahmut Demiröz, Serpil Altun ve Emre Karagöz de eşlik etti. Sanayi, kentin en önemli paydaşlarından biri Toplantıda konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sanayi bölgelerinin kentin ekonomik ve toplumsal yapısındaki yerine dikkat çekerek, sanayi olmadan üretimin, istihdamın ve küresel rekabetin mümkün olamayacağını ifade etti. Nilüfer’in mevcut sanayi yapısını güçlendirmeyi önemsediklerini belirten Başkan Şadi Özdemir, enerji maliyetleri, girdi fiyatları ve insan kaynağına ilişkin sorunların sanayide sürdürülebilirliği zorladığını vurguladı. Ticaretin içinden gelen bir isim olduğunu ve geçmişte Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Üyeliği yaptığını hatırlatan Başkan Şadi Özdemir, sahadaki sorunları yakından bildiğini dile getirdi. Başkan Şadi Özdemir, Nilüfer Belediyesi’nin temel yaklaşımının, tüm paydaşlarıyla birlikte kente değer katan, eşit, erişilebilir ve sürdürülebilir bir yerel yönetim anlayışı olduğunu ifade etti. Nilüfer’in bugün sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin de cazip yaşam merkezlerinden biri haline geldiğini belirten Başkan Şadi Özdemir, bu durumun kente olan talebi artırdığını söyledi. Başkan Şadi Özdemir, yüksek yaşam kalitesini korurken, üretimi ve istihdamı sürdürülebilir biçimde desteklemenin öncelikleri arasında yer aldığını kaydetti. Kalıcı ve düzenli iletişim şart Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Emre Karagöz, OSB’lerle yürütülen ziyaretlerin sahadaki gerçek ihtiyaca dayanarak planlandığını belirtti. Karagöz, kurumsal iletişimin güçlendirilmesi ve istişare mekanizmasının düzenli hale getirilmesi için bu toplantıları periyodik olarak sürdürmek istediklerini ifade etti. Teknik başlıklar masaya yatırıldı Nilüfer Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü Emine Aksoy da, OSB’lerle daha sağlıklı bir bilgi akışı kurulmasının önemine dikkat çekti. Ruhsat süreçleri, denetimler, kaçak yapılaşma, ilan ve reklam vergileri ile elektrik ve havagazı tüketim vergilerine ilişkin mevzuatın karşılıklı olarak değerlendirildiğini belirten Aksoy, bu görüşmelerin kurumsal farkındalığı artırmayı hedeflediğini söyledi. Toplantıda ayrıca, ortak proje alanları ve teknik süreçlerde yaşanan başlıkların birlikte ele alınması konusunda görüş birliğine varıldı. OSB Toplantıları iki ayda bir yapılacak Toplantı sonunda, sanayi bölgeleriyle yapılacak istişare toplantılarının iki ayda bir düzenli olarak gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu kapsamda bir sonraki toplantının 10 Şubat’ta Hasanağa OSB’de, ardından 11 Nisan’da NOSAB’ta yapılması planlandı.
Bozbey: "Bursa artık su şehri değil"
09 Aralık 2025 Salı - 14:52 Bozbey: "Bursa artık su şehri değil" Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Bursa’nın artık su şehri olmadığını belirterek, "Uludağ’a 20 santim kar yağdı diye oraya çıkıp oyun oynuyor Tiktok’tan seviniyorlar. Bursa bu mu" dedi. Başkan Bozbey, Gökdere Millet Bahçesi’ndeki Bursa Tarımsal Ürünler Tanıtım ve Eğitim Merkezinde (BUTATEM) "Toprak Ana Günü" temasıyla düzenlenen "Bursa Tarım Şenliği’ne kortej yürüyüşüyle geldi. "Yerelde Üret, Yöreseli Koru" sloganıyla gerçekleştirilen şenlikte halk oyunları gösterisi sunuldu, ardından protokol konuşmalarına geçildi. Kırsalda tarımla uğraşanların yaş ortalamasının 60 olduğuna dikkati çeken Bozbey, gençlerin tarımdan gelecek umut etmelerini, ailesinin yaşamını sağlayacak geliri kazanabileceklerine inanmasını istediklerini kaydetti. Hollanda’nın Konya kadar toprağa sahip olmasına rağmen 120 milyar dolar civarında tarım ihracatı bulunduğunu dile getiren Bozbey, "Biz niye yapamıyoruz. Biz aslında yakın zamana kadar dünyada kendi kendine yeten ilk 7 ülke arasındaydık. Ne oldu da bugünlere geldik" dedi. Büyükşehir Belediyesi olarak tarıma ve üreticilere destek verdiklerini anlatan Bozbey, gençleri o alanda mutlu edecek, gelecekle ilgili kaygı duymayacak hale getirmek zorunda olduklarını söyledi. "Çiftçiye destek vermek boynumuzun borcu" Tarımsal üretim biterse başka ülkelerin zeytinine, peynirine ve buğdayına muhtaç olunacağını vurgulayan Bozbey, şöyle konuştu: "Makineyi yiyemezsiniz. Makine de araba da üretilir ama öncelik sıralamasında tarımı gerilerde bırakmayalım. Pandemide bazı şeyleri çok net gördük. Gıdaya ve enerjiye erişimde çok ciddi sıkıntılar yaşadık. Toprağın kıymetini o zaman anladık. Birçok insan bir dönüm yer alayım da ekeyim biçeyim o üründen faydalanayım derdine düştü. Aile işletmelerimizi geliştirmeye yönelik projeler hazırlıyoruz, hayata geçiriyoruz." "Çiftçiye destek vermek boynumuzun borcu" diyen Bozbey, "Çünkü toprağı koruyorlar sahip çıkıyorlar ve ülkemizin geleceğine katkı sağlama mücadelesi veriyorlar" ifadesini kullandı. "Çimleri içme suyuyla suladık" Bozbey, yıllardır büyük parkların, bahçelerin sulamasında içme suyu kullanıldığını belirterek, şöyle devam etti: "Doğancı Barajı’ndan aldığımız, getirip Doburca’da arıttığımız suyla parklarımızı suladık. İçme suyunu arıtma tesisinden geçirdiğimiz sularla çimleri, ağaçları suladık. Bundan genel olarak vazgeçtik daha doğru işler yapıyoruz. Kuraklık bugünün sorunu değil. Aslında dün belliydi. Bilim insanları yıllardır bunları anlattılar. İklim değişikliklerinin sonuçlarını hep dile getirdiler. Yöneticiler anladı mı anlamadı. ’Bursa su şehri’ deniliyordu artık su şehri değil. Kim yaptı bunu insanlar yaptı. Ülkemizin geleceğini de iyi planlayamadık. Marmara’ya 30 milyonu yığdık, sanayiyi, insanları buraya getirdik. Tarım alanlarını kirlettik, yetmedi havayı kirlettik." "Uludağ’da kar yağdı diye oynuyorlar" Bozbey, "Uludağ’a 20 santim kar yağdı diye oraya çıkıp oyun oynuyor Tiktok’tan seviniyorlar. Bursa bu mu? İnsanların kendine yaptığına bakın" dedi. Kent olarak gri su uygulamalarının yaşamın bir parçası haline gelmesi gerektiğini vurgulayan Bozbey, şunları söyledi: "Bununla mı kalacağız. Hayır. Tarımda ürün değişikliklerini önümüze koymamız lazım. Tarımda eğitim çalışmaları yapıyoruz. Bilinçli tarım önemli. Sulamayı, toprağın nasıl korunduğunu bileceğiz. Fazla suya ihtiyaç duyan çok suya ihtiyaç duyan ürünlerden Bursa olarak yavaş yavaş uzaklaşacağız. Suya az ihtiyaç duyan ürünlere yönelmeliyiz." "Çınarcık Barajı da yetmeyecek" Bozbey, içme suyunun sağlandığı 2 barajdaki su miktarının ortalamaların çok altında olduğuna dikkati çekerek, "Yeni barajımız onun da havzası belli. 2-3 sene ya da 4-5 sene sorun olmayacak ama aynı kuraklık sürerse o da yetmeyecek Çınarcık da yetmeyecek. Alternatif kaynakları düşünerek hareket etmeliyiz. Tüketimde de radikal değişikliklere gitmeliyiz. Ürün değişikliği ise ürün değişikliği yapacağız, çiftçimizi koruyarak bunu yapacağız" diye konuştu. Bursa Ovası’nın kaybedildiğini belirten Bozbey, "Bursa Ovası, toprak kalitesi açısından Türkiye’de en verimli ovalardan birisiydi. Bu toprakların yok edilmesine göz yumduk" dedi. Bozbey, çiftçiye gübre, mazot, ilaç, sulama borusu gibi desteklerinin süreceğini belirterek, üretilen ürünlere pazar bulma konusunda da çalışmalar yapacaklarını kaydetti. Bozbey ile katılımcılar, zeytin kırma ve zeytinyağı sabunu yapma atölyesi ile kooperatiflerin stantlarını gezdi, bilgi aldı.
Gayrimenkul sektörünün köklü oyuncularından Zeray GYO’da halka arz için geri sayım başladı
09 Aralık 2025 Salı - 14:46 Gayrimenkul sektörünün köklü oyuncularından Zeray GYO’da halka arz için geri sayım başladı Konut sektöründe özgün ve estetik projeler yapan Zeray GYO, sermaye piyasalarına adım atıyor. 2 milyar 38 milyon TL büyüklüğe ulaşması beklenen halka arz için 10-11-12 Aralık tarihlerinde talep toplanacak. Zeray GYO Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Zeray, "Biz kurulduğumuz günden bu yana çeyrek asırdır, hiçbir dönemde durmadan, gece gündüz çalıştık. Ürettiğimiz her yuvanın kutsallığına ruhumuzu katarak; hayatlar inşa ettik, güven inşa ettik, geleceği inşa ettik. Bugün geldiğimiz nokta ise, azmin, sabrın ve güvenin bir simgesidir. Bugün halka arzımıza hazırlanırken; bu değerlerimizi, bu vizyonumuzu ülkemizin dört bir yanındaki milyonlarca yatırımcıyla buluşturmanın heyecanını yaşıyoruz" dedi. Zeray Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Zeray GYO), halka arz öncesi İstanbul’da bir otelde lansman düzenlendi. Programa; Zeray GYO Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Zeray, Zeray GYO CEO’su Furkan Bozan, Ziraat Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Harun Dereli ve İntegral Yatırım Genel Müdür Yardımcısı İlker Savuran katıldı. Zeray GYO’nun halka arzında talep toplama tarihleri 10-11-12 Aralık olarak belirlendi. Pay başına 13,00 TL sabit fiyatla talep toplanacak olan halka arz, Ziraat Yatırım Menkul Değerler A.Ş. ve İntegral Yatırım Menkul Değerler A.Ş. liderliğinde gerçekleştirilecek. Zeray GYO’nun halka arzında 2 milyar 38 milyon 400 bin TL büyüklüğe ulaşılması hedefleniyor. Halka arzda, Zeray GYO’nun çıkarılmış sermayesinin 510 milyon TL’den 626 milyon TL’ye çıkarılması nedeniyle artırılacak 116 milyon TL nominal değerli pay ile ortakların sahip olduğu 40 milyon 800 bin TL nominal değerli pay olmak üzere toplam 156 milyon 800 bin TL nominal değerli pay satışa sunulacak. Halka arz sonrası halka açıklık oranının ise yüzde 25,05 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Payların yüzde 50’si yurtiçi bireysel yatırımcıya, yüzde 50’si ise yurtiçi kurumsal yatırımcıya tahsis edileceği halka arza yatırımcılar ZERGY koduyla katılım sağlayabilecek. En az yüzde 50 kar dağıtım taahhüdü Katılım endeksine uygun gerçekleşecek halka arzda şirket paylarının Borsa İstanbul (BİST) Yıldız Pazar’da işlem görmesi planlanıyor. Ayrıca şirketin kar dağıtım politikası kapsamında uzun vadeli yatırım planları dikkate alınarak dağıtılabilir karının en az yüzde 50’sini nakit ve/veya pay olarak dağıtılması taahhüdü bulunuyor. Ayrıca, şirket paylarının Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladığı tarihten itibaren 1 yıl boyunca Zeray GYO paylarına yönelik olarak hâkim ortak tarafından herhangi bir hisse satışı yapılmayacak ve bedelli ve bedelsiz sermaye artırımları da dahil olmak üzere şirket payları, dolaşımdaki pay miktarının artmasına yol açacak şekilde satışa veya halka arza konu edilmeyecek. Payların borsada işlem görmeye başlamasından itibaren 15 gün boyunca fiyat istikrarını sağlayıcı işlemlerin yapılması planlanıyor. Bu işlemlerde hâkim ortak Zekeriya Zeray’ın pay satışı yoluyla elde edeceği brüt halka arz gelirinin tamamı ve Zeray GYO’nun sermaye artışı yoluyla elde edeceği brüt halka arz gelirinin yüzde 20’sinin kullanılması planlanıyor. Bu tutar yaklaşık 832 milyon TL ile toplam halka arz büyüklüğünün yüzde 40,8’ine tekabül ediyor. 12 lüks projeden oluşan 17,1 milyar TL’lik portföy değeri Zeray GYO’nun 17 milyar 127 milyon 674 bin 866 TL değere sahip portföyünde, 12 lüks konut projesi yer alıyor. Bu projelerden Esil Kartepe, Mahal Kartepe, Dora Hill, DilasaOrman, Country Akmeşe, Harmony City, Miracle Garden, Residence, Gazania Life 1 ve Gazania Life 2 Kocaeli’de; Future Deluxe City ve Next Capital ise Ankara’da yer alıyor. Zeray GYO, yeni projelerin geliştirilmesi için yerine getirilmesi gereken en önemli şartlardan birisi uygun arsa temini konusunda, kamu ihaleleri de dahil olmak üzere arsa satışlarına ilişkin ilan ve duyurular düzenli bir şekilde takip ediyor. Bu çerçevede gerek imar durumu gerek konumu gerekse değer hazırlama potansiyeli yüksek olan arsaların şirket bünyesine kazandırılması suretiyle Zeray GYO’nun gayrimenkul portföyünün güçlendirilmesi hedefleniyor. Halka arz gelirinin yüzde 20-30’u ile portföyünü güçlendirecek Zeray GYO, geliştirileceği projeler için arsa temininin yanı sıra bir diğer alternatif olan hasılat paylaşımı veya kat karşılığı arsa satışı sözleşmeleriyle başka kişilere ait arsalar üzerinde proje gerçekleştirme imkanlarını da değerlendiriyor. Bu çerçevede Zeray GYO tarafından elde edilecek halka arz gelirinin yüzde 20 ila yüzde 30 arasındaki kısmının şirketin gayrimenkul portföyünün güçlendirilmesi amacıyla yeni arsa alınması ve/veya mülkiyeti başkasına ait arsalarda geliştirilecek projelerin finansmanı için kullanılması planlanıyor. "Zeray’ı 300 yıl ve ötesine taşıyacak sürdürülebilirlik planımızı kamuoyuyla paylaşmayı hedefliyoruz" Zeray GYO Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Zeray, gelişmiş ülkelerdeki asırlık kurumların, ortak bilinciyle hareket ettiklerini belirterek, "Bizim için gelişim; ömrü bizden uzun, evrensel bir serüvendir. Yakın gelecekte; ‘Gelecek 300’ adını verdiğimiz, Zeray’ı 300 yıl ve ötesine taşıyacak sürdürülebilirlik planımızı da kamuoyuyla paylaşmayı hedefliyoruz. Bugün ise halka arzımız; ekonomik bir adımdan öte, güvenimizi tazeleyen, geleceğe uzanan ortak bir taahhüdün, yeni bir sözleşmenin de imzasıdır. Biz kurulduğumuz günden bu yana çeyrek asırdır, hiçbir dönemde durmadan, gece gündüz çalıştık. Ürettiğimiz her yuvanın kutsallığına ruhumuzu katarak; hayatlar inşa ettik, güven inşa ettik, geleceği inşa ettik. Bugün geldiğimiz nokta ise, azmin, sabrın ve güvenin bir simgesidir. Bugün halka arzımıza hazırlanırken; bu değerlerimizi, bu vizyonumuzu ülkemizin dört bir yanındaki milyonlarca yatırımcıyla buluşturmanın heyecanını yaşıyoruz" ifadelerini kullandı. "En büyük motivasyonumuz kurumsallıkla ülkemize mal olan bir firma olmak" Zeray CEO’su Furkan Bozan ise, "Sektörde bulunduğumuz tüm bölgelerde öncü bir konumda olduğumuzu çok rahatlıkla ifade edebilirim. Çünkü bulunduğumuz bölgedeki en iyi en katma değerli arsalarda projeler geliştiriyoruz. GYO dönüşümümüzü kurumsallığımızdaki en büyük adımı olarak görüyoruz. SPK denetimi altında halka arz olan bir firmanın kurumsal şeffaflıklarıyla ki geçmiş dönemde de zaten tüm planlamalarımızı, tüm ilkelerimizi bu yönde yönetiyorduk. Bunun başarı teşkilini de görüyoruz. Dolayısıyla en büyük motivasyonumuz kurumsallıkla ülkemize mal olan bir firma olmak. Halka arz gelirimiz tamamıyla büyüme odaklı bir fon kullanımı şeklinde değerlendirilmiş durumda. Bunun yüzde 20 ile yüzde 30’unu genel itibariyle yeni arsalarda, otel, avm gibi portföyümüzle çeşitlendirecek unsurlarda kullanmayı planlıyoruz. Devam eden yatırımlarımızın birçoğu tamamlanmaya yakın olduğu için, inşaatları belli bir ilerlemelerde olduğu için, özellikle 4 tane projemiz 1’er blokluk maliyet üzerinden değerlenmiş durumda. Bunların tüm ruhsatlarının alınması ile portföyümüze bu kadar daha yeni bir değer kazandıracaktır. Dolayısıyla bunları da yeni bir portföy, yeni bir geliştirici araç olarak düşünüyoruz" diye konuştu.
Gayrimenkul sektörünün köklü oyuncularından Zeray GYO’da halka arz için geri sayım başladı
09 Aralık 2025 Salı - 14:40 Gayrimenkul sektörünün köklü oyuncularından Zeray GYO’da halka arz için geri sayım başladı Konut sektöründe özgün ve estetik projeler yapan Zeray GYO, sermaye piyasalarına adım atıyor. 2 milyar 38 milyon TL büyüklüğe ulaşması beklenen halka arz için 10-11-12 Aralık tarihlerinde talep toplanacak. Zeray GYO Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Zeray, "Biz kurulduğumuz günden bu yana çeyrek asırdır, hiçbir dönemde durmadan, gece gündüz çalıştık. Ürettiğimiz her yuvanın kutsallığına ruhumuzu katarak; hayatlar inşa ettik, güven inşa ettik, geleceği inşa ettik. Bugün geldiğimiz nokta ise, azmin, sabrın ve güvenin bir simgesidir. Bugün halka arzımıza hazırlanırken; bu değerlerimizi, bu vizyonumuzu ülkemizin dört bir yanındaki milyonlarca yatırımcıyla buluşturmanın heyecanını yaşıyoruz" dedi. Zeray Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Zeray GYO), halka arz öncesi İstanbul’da bir otelde lansman düzenlendi. Programa; Zeray GYO Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Zeray, Zeray GYO CEO’su Furkan Bozan, Ziraat Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Harun Dereli ve İntegral Yatırım Genel Müdür Yardımcısı İlker Savuran katıldı. Zeray GYO’nun halka arzında talep toplama tarihleri 10-11-12 Aralık olarak belirlendi. Pay başına 13,00 TL sabit fiyatla talep toplanacak olan halka arz, Ziraat Yatırım Menkul Değerler A.Ş. ve İntegral Yatırım Menkul Değerler A.Ş. liderliğinde gerçekleştirilecek. Zeray GYO’nun halka arzında 2 milyar 38 milyon 400 bin TL büyüklüğe ulaşılması hedefleniyor. Halka arzda, Zeray GYO’nun çıkarılmış sermayesinin 510 milyon TL’den 626 milyon TL’ye çıkarılması nedeniyle artırılacak 116 milyon TL nominal değerli pay ile ortakların sahip olduğu 40 milyon 800 bin TL nominal değerli pay olmak üzere toplam 156 milyon 800 bin TL nominal değerli pay satışa sunulacak. Halka arz sonrası halka açıklık oranının ise yüzde 25,05 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Payların yüzde 50’si yurtiçi bireysel yatırımcıya, yüzde 50’si ise yurtiçi kurumsal yatırımcıya tahsis edileceği halka arza yatırımcılar ZERGY koduyla katılım sağlayabilecek. En az yüzde 50 kar dağıtım taahhüdü Katılım endeksine uygun gerçekleşecek halka arzda şirket paylarının Borsa İstanbul (BİST) Yıldız Pazar’da işlem görmesi planlanıyor. Ayrıca şirketin kar dağıtım politikası kapsamında uzun vadeli yatırım planları dikkate alınarak dağıtılabilir karının en az yüzde 50’sini nakit ve/veya pay olarak dağıtılması taahhüdü bulunuyor. Ayrıca, şirket paylarının Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladığı tarihten itibaren 1 yıl boyunca Zeray GYO paylarına yönelik olarak hâkim ortak tarafından herhangi bir hisse satışı yapılmayacak ve bedelli ve bedelsiz sermaye artırımları da dahil olmak üzere şirket payları, dolaşımdaki pay miktarının artmasına yol açacak şekilde satışa veya halka arza konu edilmeyecek. Payların borsada işlem görmeye başlamasından itibaren 15 gün boyunca fiyat istikrarını sağlayıcı işlemlerin yapılması planlanıyor. Bu işlemlerde hâkim ortak Zekeriya Zeray’ın pay satışı yoluyla elde edeceği brüt halka arz gelirinin tamamı ve Zeray GYO’nun sermaye artışı yoluyla elde edeceği brüt halka arz gelirinin yüzde 20’sinin kullanılması planlanıyor. Bu tutar yaklaşık 832 milyon TL ile toplam halka arz büyüklüğünün yüzde 40,8’ine tekabül ediyor. 12 lüks projeden oluşan 17,1 milyar TL’lik portföy değeri Zeray GYO’nun 17 milyar 127 milyon 674 bin 866 TL değere sahip portföyünde, 12 lüks konut projesi yer alıyor. Bu projelerden Esil Kartepe, Mahal Kartepe, Dora Hill, DilasaOrman, Country Akmeşe, Harmony City, Miracle Garden, Residence, Gazania Life 1 ve Gazania Life 2 Kocaeli’de; Future Deluxe City ve Next Capital ise Ankara’da yer alıyor. Zeray GYO, yeni projelerin geliştirilmesi için yerine getirilmesi gereken en önemli şartlardan birisi uygun arsa temini konusunda, kamu ihaleleri de dahil olmak üzere arsa satışlarına ilişkin ilan ve duyurular düzenli bir şekilde takip ediyor. Bu çerçevede gerek imar durumu gerek konumu gerekse değer yaratma potansiyeli yüksek olan arsaların şirket bünyesine kazandırılması suretiyle Zeray GYO’nun gayrimenkul portföyünün güçlendirilmesi hedefleniyor. Halka arz gelirinin yüzde 20-30’u ile portföyünü güçlendirecek Zeray GYO, geliştirileceği projeler için arsa temininin yanı sıra bir diğer alternatif olan hasılat paylaşımı veya kat karşılığı arsa satışı sözleşmeleriyle başka kişilere ait arsalar üzerinde proje gerçekleştirme imkanlarını da değerlendiriyor. Bu çerçevede Zeray GYO tarafından elde edilecek halka arz gelirinin yüzde 20 ila yüzde 30 arasındaki kısmının şirketin gayrimenkul portföyünün güçlendirilmesi amacıyla yeni arsa alınması ve/veya mülkiyeti başkasına ait arsalarda geliştirilecek projelerin finansmanı için kullanılması planlanıyor. "Zeray’ı 300 yıl ve ötesine taşıyacak sürdürülebilirlik planımızı kamuoyuyla paylaşmayı hedefliyoruz" Zeray GYO Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Zeray, gelişmiş ülkelerdeki asırlık kurumların, ortak bilinciyle hareket ettiklerini belirterek, "Bizim için gelişim; ömrü bizden uzun, evrensel bir serüvendir. Yakın gelecekte; ‘Gelecek 300’ adını verdiğimiz, Zeray’ı 300 yıl ve ötesine taşıyacak sürdürülebilirlik planımızı da kamuoyuyla paylaşmayı hedefliyoruz. Bugün ise halka arzımız; ekonomik bir adımdan öte, güvenimizi tazeleyen, geleceğe uzanan ortak bir taahhüdün, yeni bir sözleşmenin de imzasıdır. Biz kurulduğumuz günden bu yana çeyrek asırdır, hiçbir dönemde durmadan, gece gündüz çalıştık. Ürettiğimiz her yuvanın kutsallığına ruhumuzu katarak; hayatlar inşa ettik, güven inşa ettik, geleceği inşa ettik. Bugün geldiğimiz nokta ise, azmin, sabrın ve güvenin bir simgesidir. Bugün halka arzımıza hazırlanırken; bu değerlerimizi, bu vizyonumuzu ülkemizin dört bir yanındaki milyonlarca yatırımcıyla buluşturmanın heyecanını yaşıyoruz" ifadelerini kullandı. "En büyük motivasyonumuz kurumsallıkla ülkemize mal olan bir firma olmak" Zeray CEO’su Furkan Bozan ise, "Sektörde bulunduğumuz tüm bölgelerde öncü bir konumda olduğumuzu çok rahatlıkla ifade edebilirim. Çünkü bulunduğumuz bölgedeki en iyi en katma değerli arsalarda projeler geliştiriyoruz. GYO dönüşümümüzü kurumsallığımızdaki en büyük adımı olarak görüyoruz. SPK denetimi altında halka arz olan bir firmanın kurumsal şeffaflıklarıyla ki geçmiş dönemde de zaten tüm planlamalarımızı, tüm ilkelerimizi bu yönde yönetiyorduk. Bunun başarı teşkilini de görüyoruz. Dolayısıyla en büyük motivasyonumuz kurumsallıkla ülkemize mal olan bir firma olmak. Halka arz gelirimiz tamamıyla büyüme odaklı bir fon kullanımı şeklinde değerlendirilmiş durumda. Bunun yüzde 20 ile yüzde 30’unu genel itibariyle yeni arsalarda, otel, avm gibi portföyümüzle çeşitlendirecek unsurlarda kullanmayı planlıyoruz. Devam eden yatırımlarımızın birçoğu tamamlanmaya yakın olduğu için, inşaatları belli bir ilerlemelerde olduğu için, özellikle 4 tane projemiz 1’er blokluk maliyet üzerinden değerlenmiş durumda. Bunların tüm ruhsatlarının alınması ile portföyümüze bu kadar daha yeni bir değer kazandıracaktır. Dolayısıyla bunları da yeni bir portföy, yeni bir geliştirici araç olarak düşünüyoruz" diye konuştu. (ŞK-RU