EKONOMİ
Bakan Işıkhan: "SGK’ya olan borçlarda mevcutta 36 ay olan tecil-taksitlendirme süresini 72 aya çıkarıyoruz" 07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:25:44 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, "Meclise verilen kanun teklifi ile Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borçlarda mevcutta 36 ay olan tecil-taksitlendirme süresini 72 aya çıkarıyoruz. Teminatsız tecil tutarını da 1 milyon liraya çıkarıyoruz" dedi. Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından ‘Ulusal Yeterlilik Sisteminin Sürdürülebilirliği ve Kalite Güvencesi Çalıştayı’ düzenlendi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla gerçekleşen programda Türkiye’nin ulusal yeterlilik sistemi değerlendirilerek, kalite güvencesi anlayışının daha ileri taşınması amaçlandı. Çalıştayda konuşan Bakan Işıkhan, çalıştayın mesleki yeterlilik alanında kurumlar arasındaki iş birliğini derinleştiren ve geleceğe dair somut, uygulanabilir bir yol haritası ortaya koyan çok kıymetli bir platform olduğunu belirtti. "Dijital ve yeşil dönüşümle birlikte beceri dönüşümünü de içeren bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundayız" Işıkhan, Dünya Ekonomik Forumu’nun raporlarının gelecek dönemde mesleklerin önemli bir kısmının dönüşeceğini, yeni mesleklerin ortaya çıkacağını ortaya koyduğunu hatırlattı. Türkiye’nin bu dönüşümün merkezinde olduğunu ifade eden Işıkhan, "Türkiye’nin beceri politikalarında; karşılıklı öğrenme ve deneyim paylaşımını merkeze alan güçlü bir vizyonu bulunmaktadır. Bir taraftan nüfusumuz hızlı bir şekilde yaşlanmaktadır. Bu durum, işgücü piyasalarını ve beceri politikalarını; meslekleri ve mesleki yeterlilikleri; sosyal koruma sistemlerini ve kamu maliyesini doğrudan etkileyen bir kırılma noktası olacaktır. Bu nedenle dijital ve yeşil dönüşümle birlikte beceri dönüşümünü de içeren bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundayız. Bu dönüşüm, yeni fırsatlar sunmakla birlikte bu fırsatlardan kimlerin nasıl yararlanacağı; büyük ölçüde toplumların bu sürece ne kadar hazırlıklı olduklarına bağlı kalacaktır. Özetle bu üçüz dönüşümü birlikte yönetmek zorundayız" açıklamasında bulundu. "MYK Belgeleri ekonomi için verimlilik unsurudur" Işıkhan, Mesleki Yeterlilik Kurumu’nun meslekleri tanımlayan, becerileri standartlaştıran, ölçen ve belgelendiren ulusal bir kalite altyapısı olduğunun altını çizerek, "Mesleki Yeterlilik Kurumumuz tarafından yürütülen çalışmalar da tam olarak bu çerçevede nitelikli, belgeli ve yetkin iş gücünün yaygınlaştırılması suretiyle ülkemizin kalkınma hedeflerine doğrudan katkı sunmaktadır. Ayrıca Mesleki Yeterlilik Kurumumuz, tecrübesiyle çevre ülkelere de rol model olabilecek çalışmalara da imza atacak seviyeye ulaşmıştır. Bu doğrultuda da çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz. Mesleki Yeterlilik Belgeleri; çalışanlar için bir güven kaynağı, işveren için doğru eşleşmenin anahtarı, ekonomi için verimlilik unsurudur" ifadelerine yer verdi. "3,5 milyon vatandaşımız MYK belgesi sahibi olmuştur" Gerçekleştirdikleri son düzenlemeyle 40 yeni mesleğin daha belge zorunluluğu kapsamına alındığını hatırlatan Işıkhan, "Bu sayıyla belge zorunluluğu bulunan toplam meslek sayısı 244’e yükselmiştir. Bugün itibarıyla 3,5 milyon vatandaşımız MYK belgesi sahibi olmuştur. 27 sektörde 945 meslek standardı ve 697 ulusal yeterlilik hayata geçirilmiştir. 9 ülkede MYK belgeleri, Türkiye’nin güvenini ve kalitesini taşımaktadır. Bu çalışmaları devam ettirerek önümüzdeki dönemde mesleki yeterlilik sistemimizi daha esnek ve verimli hale getirmeyi, yeni nesil becerilere hızlı uyum sağlayan yapılar kurmayı, eğitim-istihdam-üretim bağını daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz" değerlendirmesinde bulundu. "‘Ulusal Yeterlilik Sisteminin Sürdürülebilirliği ve Kalite Güvencesi Çalıştayı’ yeni bir yol haritası oluşturacak" Işıkhan, mesleki yeterlilik konusunda yalnızca ölçen değil, aynı zamanda yön gösteren bir sistem inşa etmek zorunda olduklarını vurgulayarak, "İnanıyorum ki bu çalıştay, sistemimizin güçlü yönlerini daha da pekiştirecek, gelişime açık alanları ortaya koyacak ve ortak akılla yeni bir yol haritası oluşturacaktır. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda nitelikli, belgeli ve yetkin insan kaynağını artırmak en stratejik önceliklerimizden biridir" şeklinde konuştu. "SGK’ya olan borçlarda mevcutta 36 ay olan tecil-taksitlendirme süresini 72 aya çıkarıyoruz" Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim borçlarına ilişkin düzenlemeyle ilgili de bilgi veren Bakan Işıkhan, "Meclise verilen kanun teklifi ile Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borçlarda mevcutta 36 ay olan tecil-taksitlendirme süresini 72 aya çıkarıyoruz. Teminatsız tecil tutarını da 1 milyon liraya çıkarıyoruz. Bu düzenlemeden belediyeler dahil tüm vatandaşlarımız ve firmalarımız yararlanabileceklerdir. Borcu bulunan ve ödemek isteyenler için önemli bir kolaylaştırma sağlıyoruz. Prim tahsilatımızın da bu adımla çok daha fazla artacağını düşünüyorum" diye konuştu. Bakan Işıkhan’ın konuşmasının ardından Bakanlık çalışanlarına hizmetlerinden dolayı onur plaketi takdim edildi. Programa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanı sıra Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, HAK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Kayabaşı ve MYK Başkanı Aşkın Tören katıldı.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:06 Sürat Kargo, dijital dönüşüm ile işlem hacminde yüzde 20 artış sağladı Dijital dönüşüm yatırımlarıyla operasyonel süreçlerini uçtan uca yeniden yapılandıran Sürat Kargo, işlem hacmini yüzde 20 artırdı. Devreye alındığı ilk günden itibaren Sürat Servis Platformu (SSP) ile kurye başına teslimat oranlarını artıran şirket, bu platformu dijital dönüşüm vizyonunun merkezinde konumladı. Dijitalleşmeyi iş yapış şekillerini uçtan uca yeniden tanımlayan bütünsel bir dönüşüm olarak ele alan Sürat Kargo, bu yönde attığı adımlarla operasyonel verimlilikten işlem hacmine, teslimat sürelerinden müşteri deneyimine kadar birçok alanda somut kazanımlar elde etti. Şirket, kurduğu ölçülebilir ve esnek yapı ile işlem hacminde yüzde 20’lik bir artış sağladı. Elde edilen bu sonuçlarda devreye alındığı ilk günden itibaren Sürat Servis Platformu’nun (SSP) çok büyük etkisi oldu. SSP ile birlikte kurye başına teslimat adetlerinde yüzde 15’e yakın bir artış, operasyonel hata oranlarında yaklaşık yüzde 20’ye varan azalma yakalayan şirket, SSP’yi dijital dönüşüm vizyonunun merkezinde konumladı. "Finansal etkisi görünür hale geldi" Dijital dönüşümün etkisiyle hizmet kalitesinde yaşanan artışın müşteri memnuniyetine ve büyümeye pozitif bir yansıması olduğunu ifade eden Sürat Kargo Genel Müdürü Cem Oğuz, "Özellikle e-ticaret hacmindeki artışı karşılayabilecek altyapıyı zamanında kurmuş olmamız, dijital dönüşüm yatırımlarımızın finansal etkisini daha görünür hale getirdi" dedi. Dijital dönüşüm çalışmaları sonrasında elde ettikleri sonuçların maliyet optimizasyonuna doğrudan katkı sunduğunu belirten Oğuz, "Süreçlerin otomasyonu ve dijitalleşmesiyle manuel iş yükünü yaklaşık yüzde 20 oranında azaltırken, operasyonel hataları minimize ederek kaynak kullanımını daha da etkin hale getirdik. Aynı zamanda kurduğumuz esnek ve ölçeklenebilir yapı sayesinde mevcut operasyonel kapasitemizle daha yüksek hacimleri yönetebilir hale geldik ve bu da yüzde 20’nin üzerinde hacim artışını destekledi" değerlendirmesinde bulundu. "SSP stratejik bir dönüşüm programı" SSP, devreye alındığı ilk günden itibaren şirketin operasyonel kabiliyetini güçlendiren ve uçtan uca dijitalleşmeyi mümkün kılan stratejik bir dönüşüm programı olduğuna işaret eden Oğuz sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle toplama ve teslimat operasyonlarının dijitalleştirilmesiyle birlikte saha ekiplerimizin verimliliği artarken, süreçler daha izlenebilir ve yönetilebilir hale geldi. Bu dönüşümün somut çıktıları olarak kurye başına teslimat adetlerinde yüzde 15 seviyesinde artış sağlanırken teslimat başarı oranlarında da anlamlı bir iyileşme gözlemledik. Aynı zamanda operasyonel hata oranlarında yaklaşık yüzde 20’ye varan azalma elde ederek hizmet kalitemizi daha sürdürülebilir hale getirdik. SSP sayesinde operasyonel karar alma süreçlerimizi gerçek zamanlı veri ile destekleyerek hızlandırdık. Kurye mobil uygulamaları, anlık dashboard’lar ve merkezi yönetim yetkinlikleri ile sahadaki operasyonlarımızda bir standardizasyon sağlandı. Bunun sonucunda işlem sürelerinde yaklaşık yüzde 10 seviyesinde kısalma sağlarken daha çevik ve kontrollü bir operasyon yapısına ulaştık. SSP ayrıca modüler ve ölçeklenebilir mimarisi ile gelecekteki büyümemizi destekleyen güçlü bir teknolojik altyapı oluşturdu." "SSP’yi tekil bir platform haline getireceğiz" SSP’yi gönderinin oluşmasından teslimatına kadar tüm operasyonel süreçleri kapsayan tekil bir platform haline getirmeyi planladıklarını kaydeden Oğuz, "Bu yaklaşım sayesinde parçalı sistemlerden uzaklaşıp, tüm süreçlerin tek bir veri modeli ve ortak bir mimari üzerinde yönetildiği daha yalın, daha hızlı ve daha ölçeklenebilir bir yapı kuruyoruz" dedi. Bu dönüşümün en önemli bileşenlerinden birinin veri ve yapay zekâ odaklı karar mekanizmaları olduğunu anlatan Oğuz, "Özellikle üzerinde çalıştığımız yapay zekâ destekli network planlama projeleri ile hat yapımızı, transfer merkezlerimizi ve dağıtım kurgumuzu dinamik olarak optimize etmeyi hedefliyoruz. Bu sayede hem maliyet hem de hız açısından daha verimli bir operasyon yapısına geçerken, talep dalgalanmalarına çok daha hızlı uyum sağlayabilen bir organizasyon oluşturuyoruz" ifadesini kullandı. "Entegre bir cross-border operasyon inşa ediyoruz" Uluslararası gönderiler tarafında da gümrükleme ve operasyon süreçlerini tek bir platformda birleştiren kompakt bir yapı kurmayı planladıklarını anlatan Oğuz şunları söyledi: "Bu sayede farklı sistemler arasında dağılmış süreçleri sadeleştirerek hem operasyonel ekiplerimiz hem de iş ortaklarımız için daha şeffaf, hızlı ve hatasız bir deneyim sunmayı amaçlıyoruz. Özellikle sınır ötesi e-ticaret hacmindeki artışı destekleyecek şekilde, uçtan uca dijital ve entegre bir cross-border operasyon altyapısı inşa ediyoruz. Bununla birlikte, entegrasyon kabiliyetlerimizi sürekli geliştirerek iş ortaklarımızla daha hızlı ve esnek veri alışverişi sağlayan bir ekosistem oluşturuyoruz. Müşteri tarafında ise daha şeffaf takip, daha doğru teslimat öngörüleri ve kişiselleştirilmiş hizmetler sunmaya odaklanıyoruz. Önümüzdeki dönemde yapay zekâ destekli talep tahmini, dinamik fiyatlama ve proaktif müşteri bilgilendirme gibi uygulamalarla dijital dönüşüm yolculuğumuzu daha ileri taşımayı hedefliyoruz."
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:06 "Kurumlar Vergisi indirimi şirketleri yeni yatırımlara yönlendirecek" OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, fiilen üretim yapan şirketler için Kurumlar Vergisi’nin yüzde 25’ten yüzde 12,5’e düşürülmesine ilişkin düzenlemeyi değerlendirdi. Yalçıntaş, kararın özellikle üretim yapan büyük ölçekli ve halka açık şirketler açısından önemli olduğunu belirterek, düzenlemenin yatırımı ve istihdamı teşvik edeceğini, şirketlerin finansal yapısını güçlendireceğini ve kredi ihtiyacını azaltacağını ifade etti. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen vergi düzenlemesiyle, sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapan kurumlar ile zirai üretim faaliyeti yürüten kurumların üretimden elde ettikleri kazançlara uygulanan Kurumlar Vergisi oranı yüzde 25’ten yüzde 12,5’e indirildi. Düzenlemeyi değerlendiren OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, özellikle büyük ölçekli şirketler, İSO 500 kuruluşları ve halka açık şirketler açısından kararın önemli bir eşik olduğunu belirterek, "Bu adım, sermayenin şirket içinde kalmasına, yeniden yatırıma dönüşmesine, kredi yükünün azaltılmasına ve finansal yapıların güçlenmesine önemli katkı sağlayacaktır" dedi. Yeni yatırım ve istihdam için kıymetli bir karar Yalçıntaş, "Vergisini düzenli ödeyen üretici şirketler açısından düzenlemenin yatırımı ve istihdamı teşvik eden, kredi ihtiyacını azaltan yönüyle Türkiye ekonomisi için oldukça kıymetli bir karar olduğu düşüncesindeyim. Son yıllarda kamu maliyesi yönetiminde kullanılmaya başlanan teknoloji ve yapay zeka destekli uygulamalar sayesinde vergi adaletinde önemli gelişmeler kaydedildi. Bu gelişmeler, vergisini doğru hesaplayan ve düzenli şekilde ödeyen şirketlerimizi önemli ölçüde rahatlatırken, vergi tahsilatlarının artmasına da katkı sağladı. İmalat sanayisine yönelik bu indirimin, üretici şirketlerimize önemli bir destek sağlayacağına inanıyorum. Aynı zamanda şirketlerin yeni yatırımlara yönelmesine, sermayelerini daha verimli kullanmalarına ve finansal yapılarını güçlendirmelerine katkı sunacaktır" ifadelerini kullandı.
Anadolu kazına "milli kimlik": Anne hattı Yozgat, baba hattı Bandırma
27 Nisan 2026 Pazartesi - 09:53 Anadolu kazına "milli kimlik": Anne hattı Yozgat, baba hattı Bandırma Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araştırmaları ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü ile Yozgat Bozok Üniversitesi, yerli Anadolu kazının verimini artırmak için önemli bir ıslah projesi yürütüyor. Proje kapsamında, Anadolu kazının hastalıklara karşı dayanıklılığı korunarak et verimi ve tüy kalitesinin dünya standartlarına taşınması hedefleniyor. Türkiye’de yaklaşık 1 milyon 260 bin kaz bulunmasına rağmen, canlı ağırlıkların dünya ortalamasının altında kalması üzerine başlatılan çalışmalarda önemli bir aşamaya gelindi. Mevcut durumda Türkiye’deki kazlar 4 ile 5,5 kilogram arasında değişirken; Çin, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde bu ağırlıklar 10 kilogramın üzerine çıkabiliyor. Islah için "anne" ve "baba" hatları kuruldu Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Müdürü Kerim Kılınç, projenin stratejik bir iş birliğiyle yürütüldüğünü belirtti. Kılınç, baba hattının Bandırma’da, anne hattının ise Yozgat Bozok Üniversitesinde oluşturulduğunu ifade ederek, "Anadolu kazımızın performans özelliklerine dair ölçümleri tamamladık. Şimdi bu iki hattı melezleme çalışmalarına tabi tutarak ülkemize özgü, yüksek verimli bir ırk oluşturacağız." dedi. Kazda gelişmiş ülkelere bakıldığında Anadolu kazının verimlerinin düşük olduğunu aktaran Kılınç, "Tam olarak tanımlanmış ve ıslah edilmiş modelimiz yok. Tarım ve Orman Bakanlığı Bakanlığı da bu yüzden kazla ilgili projenin daha etkin yürütülmesi için harekete geçti." ifadesini kullandı. Hastalığa dirençli, eti verimli yeni ırk Anadolu kazının en büyük avantajının coğrafi şartlara ve hastalıklara karşı yüksek direnci olduğunu vurgulayan Kılınç, şu bilgileri paylaştı: "Amacımız, elimizdeki bu genetik zenginliği koruyarak kısa sürede daha yüksek kesim ağırlığına ulaşan modeller geliştirmek. Tam olarak tanımlanmış ve ıslah edilmiş bir modelimiz henüz yoktu. Bakanlığımız bu ihtiyacı görerek projeyi etkinleştirdi. Kendi coğrafyamızdan seçilen bu kazlarla, hem üreticimizin daha fazla kazanmasını sağlayacağız hem de tüy kalitesini artırarak sanayiye destek vereceğiz. Kendimize ait kaz ırkı modeline geçmek için önümüzde az bir zaman kaldı."
Tavas’ın yöresel değerleri YÖREX’te görücüye çıktı
27 Nisan 2026 Pazartesi - 09:52 Tavas’ın yöresel değerleri YÖREX’te görücüye çıktı Antalya’da düzenlenen YÖREX Fuarı’nda Tavas standı yoğun ilgi gördü. Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık öncülüğünde gerçekleştirilen tanıtımlarda ilçenin dokumaları, yöresel lezzetleri ve kültürel mirası ziyaretçilerle buluşturuldu. Antalya’da düzenlenen ve Türkiye’nin dört bir yanından yöresel ürünlerin, kültürel değerlerin ve coğrafi işaretli ürünlerin tanıtıldığı YÖREX Fuarı’nda Tavas damgası vurdu. Yerel değerlerin ekonomiye kazandırılması, üreticilerin desteklenmesi ve şehirlerin marka değerinin artırılması amacıyla gerçekleştirilen fuarda, Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık da tanıtım çalışmalarına bizzat katıldı. Tavas standında ilçenin meşhur dokumaları, yöresel lezzetleri, el emeği ürünleri ve kültürel ögeleri profesyonel sunumlarla ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Fuara katılan ziyaretçiler, Tavas’ın köklü geçmişini yansıtan ürünlere yoğun ilgi gösterirken, stant gün boyunca kalabalık ziyaretçi akınına uğradı. Fuar süresince siyaset, iş dünyası ve kamu kurumlarından önemli isimler de Tavas standını ziyaret etti. Ziyaretçiler arasında Ali Babacan, Aykut Kaya, Saniye Caran, Ali Çandır, İlhan Karayılan, Ömer Faruk Gündüzalp, Seydi Tahsin Güngör, Mustafa Kandemir ve Uğur Erdoğan yer aldı. Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık, fuarda yapılan görüşmelerde Tavas’ın yöresel ürünlerinin daha geniş pazarlara ulaştırılması, tanıtım ağının büyütülmesi ve ilçenin ekonomik değerlerinin güçlendirilmesi adına önemli temaslarda bulunduklarını belirtti. Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık, "Tavas’ımızın binlerce yıllık geleneğini ve bereketli topraklarımızın sunduğu eşsiz değerleri YÖREX platformunda tüm Türkiye ile buluşturmanın gururunu yaşıyoruz. Gayemiz, Tavas’ın markasını ulusal düzeyde hak ettiği yere taşımaktır. Yerel üreticimizi desteklemek ve kültürümüzü tanıtmak adına çalışmalarımıza devam edeceğiz" dedi.
Bursa’da bol yağışlar çeltik ve ikinci ürün yasağını kaldırdı
27 Nisan 2026 Pazartesi - 09:37 Bursa’da bol yağışlar çeltik ve ikinci ürün yasağını kaldırdı Bursa’nın Karacabey ilçesinde kuraklık endişesiyle geçtiğimiz kasım ayında getirilen çeltik ve ikinci ürün ekimi yasağı, kış ve bahar aylarında etkili olan bol yağışların ardından kaldırıldı. Manyas Barajı ve Gölü’ndeki doluluk oranının yüzde 100 seviyesine yaklaşması, bölge çiftçisine derin bir nefes aldırdı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, şubat ayı uzun yıllar yağış ortalaması 75 kilogram olan Bursa’ya bu yılın aynı ayında 129 kilogram yağış düştü. Tarımsal üretimin önde gelen ilçelerinden Karacabey’de metrekareye 95,3 kilogram, Mustafakemalpaşa’da 105,8 kilogram yağış oldu. Mevsim ortalaması metrekareye 70 kilogram olan martta ise 92,8 kilogram yağış gerçekleşen Bursa’da, Karacabey 127, Kestel 71,9, Mustafakemalpaşa ise 106,2 kilogram yağış aldı. Karacabey ve Mustafakemalpaşa ilçelerindeki yoğun yağışlar, Uluabat Gölü’nün taşmasına ve bazı tarım arazilerinin su altında kalmasına yol açarken, tarımsal sulama rezervlerini ise tamamen doldurdu. "Suyumuz bol, bir sıkıntımız yok" Karacabey Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ramazan Düzen, geçen yıl yaşanan kuraklık nedeniyle Manyas Gölü ve barajındaki su seviyesinin kritik noktalara gerilediğini, bu sebeple Bursa Valiliği kararıyla ekim yasağı getirildiğini hatırlattı. Yağışların durumu değiştirdiğini belirten Düzen, "Hem göl hem de barajdaki durum şu anda gayet iyi. Doluluk oranının yüzde 95 seviyesinde olduğunu öğrendik. Suyumuz bol, bir sıkıntımız yok. Hatta fazlasıyla var, binlerce dönüm arazi şu an su altında." dedi. Ekonomiye ikinci ürün katkısı Yasağın kalkmasının bölge ekonomisi için büyük önem taşıdığını vurgulayan Düzen, şunları kaydetti: "Bölgemizde yaklaşık 25-30 bin dönüm alanda çeltik üretiliyor. Yasağın kalkmasıyla çiftçimiz tarlasını hazırlayıp tohumunu toprakla buluşturacak. Ayrıca ikinci ürün ekimindeki yasak da kalktı. Buğdayını hasat eden çiftçimiz yerine ikinci ürününü ekebilecek. Bu durum hem üreticimizin yüzünü güldürecek hem de ekonomiye ciddi katkı sağlayacak. Bütün çiftçilerimiz adına bereketli bir hasat dönemi diliyorum."
Tozlu arşivlerde unutulan bir gerçek: Hollandalı girişimciye Erzurum, Palandöken ve Toroslar’da petrol izni
27 Nisan 2026 Pazartesi - 09:12 Tozlu arşivlerde unutulan bir gerçek: Hollandalı girişimciye Erzurum, Palandöken ve Toroslar’da petrol izni Cumhuriyet arşivlerinden çıkan 1939 tarihli belge, Türkiye’nin erken dönem enerji politikalarına ışık tutuyor. Hollandalı bir girişimciye, Erzurum’dan Toroslara uzanan geniş bir sahada petrol arama yetkisi verildiği ortaya çıktı. Araştırmacı Taner Özdemir, Cumhuriyet tarihinin dikkat çekici belgelerinden biri daha gün yüzüne çıkardı. 31 Temmuz 1939 tarihli resmî kararnamede, Hollanda tebaasından Y. Roothaan adlı girişimciye, Erzurum-Hasankale (Pasinler)-Tercan hattı ile Adana’nın Toros eteklerini kapsayan bölgede petrol arama izni verildiği görülüyor. Söz konusu belgeye göre, özellikle Palandöken çevresi başta olmak üzere belirlenen sahalarda petrol araştırması yapılmasına devlet tarafından resmî izin sağlandı. Kararın, dönemin Bakanlar Kurulu niteliğindeki İcra Vekilleri Heyeti tarafından alındığı ve ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda şekillendirildiği anlaşılıyor. Belgede, sürecin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir çerçevede ele alındığı dikkat çekiyor. Genelkurmay Başkanlığı’nın muvafakati ve Dahiliye Vekâleti’nin teklifiyle yürütülen izin süreci, petrol aramalarının güvenlik boyutunun da göz önünde bulundurulduğunu ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanının imzası var Kararnamenin altında dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün imzasının yer alması, kararın en üst düzeyde onaylandığını gösteriyor. 1939 yılı, dünya tarihinin kırılma noktalarından biri olan II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesine denk geliyor. Bu süreçte Türkiye’nin yer altı kaynaklarına yönelmesi ve enerji bağımsızlığını güçlendirme arayışı dikkat çekici bir politika olarak öne çıkıyor. Özdemir, Erzurum ve çevresinin petrol potansiyeli açısından değerlendirilmesinin bölgenin ekonomik ve jeostratejik önemini artıran bir unsur olarak ortaya çıktığını ifade etti. Devlet potansiyeli fark etti Belgeyi ortaya çıkaran Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Özdemir, konuyla ilgili değerlendirmesini şu sözlerle genişletti: "Bu belge, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Erzurum’un yalnızca tarihî ve askerî yönüyle değil, yer altı kaynakları bakımından da ciddi şekilde değerlendirildiğini gösteriyor. Özellikle Palandöken ve çevresinin petrol arama sahası olarak belirlenmiş olması, bölgenin jeolojik yapısına yönelik o dönemde dahi önemli tespitlerin yapıldığını ortaya koymaktadır. Erzurum, Doğu Anadolu’nun kırılma hatları, tortul alanları ve yer altı oluşumları bakımından her zaman dikkat çeken bir coğrafya olmuştur. Bu belge, o yıllarda devletin bu potansiyeli fark ettiğini ve uluslararası iş birlikleriyle bunu değerlendirmeye çalıştığını açıkça ortaya koyuyor. Bugün dahi enerji arayışlarının sürdüğü bir dünyada, Erzurum’un bu tarihî arka planı yeniden ele alınmalı ve bilimsel çalışmalarla desteklenmelidir. Ayrıca Erzurum’un yalnızca bir geçiş noktası değil, doğrudan bir enerji sahası olarak düşünülmüş olması son derece dikkat çekicidir. Bu durum, bölgenin ekonomik geleceği açısından geçmişte atılmış ancak zamanla unutulmuş önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir." Ortaya çıkan bu belge, Türkiye’nin enerji arayışlarının köklerinin Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzandığını gösterirken, Erzurum, Palandöken ve Toroslar hattının yaklaşık bir asır önce dahi petrol potansiyeli açısından değerlendirildiğini gözler önüne seriyor. Bu tür arşiv belgeleri, Türkiye’nin ekonomik tarihine dair bilinmeyen pek çok gerçeği gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor.