GÜNDEM - 31 Mart 2026 Salı 16:03

Ağaoğlu GYO halka arz oluyor: Talep toplama 1-2-3 Nisan’da

A
A
A

Ağaoğlu Avrasya Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. (Ağaoğlu GYO), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) onayının ardından halka arz sürecinde talep toplama aşamasına geçiyor. Şirket, 1-2-3 Nisan tarihlerinde yatırımcılardan talep toplayacak.

Halka arz kapsamında pay başına satış fiyatı 21,10 TL olarak sabitlenirken, Ağaoğlu GYO’nun Borsa İstanbul’da işlem görmesi planlanıyor. Halka arz ile birlikte şirketin sermaye yapısının güçlendirilmesi ve finansal esnekliğinin artırılması hedefleniyor. Şirketten yapılan açıklamada, elde edilecek fonun sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda yeni yatırımların finansmanında kullanılmasının planlandığı belirtildi. Ayrıca halka arzın, kurumsal yönetim ilkelerinin daha ileri seviyeye taşınmasına katkı sağlaması bekleniyor. Ağaoğlu GYO’nun yatırımcılara sunacağı bu süreçle birlikte, gayrimenkul sektöründeki projelerini genişletmesi ve portföyünü çeşitlendirmesi öngörülüyor. Halka arzın, yatırımcılar açısından da yeni bir alternatif oluşturması bekleniyor.

Ağaoğlu Şirketler Grubu CEO’su Burak Kutluğ, halka arz sürecine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

"Ağaoğlu 45 senelik bir firma. Toplam 7 milyon metrekare inşaat bitirmiş, 60 binden fazla konut satmış; ticari gayrimenkul, ofis, birçok gayrimenkul geliştirmiş, Türkiye’de biraz aslında gayrimenkule denk düşen markalardan biri. En önde gelenlerden biriyiz. 12 senedir İtibar Endeksi’nde hala bir çıkan, aralıksız birinci çıkan bir markayız. Dolayısıyla gayrimenkulle biliniyoruz ama bir yandan da tabii enerji yatırımlarımız var, halka açık bir Tatlıpınar Enerji şirketimiz var; turizm yatırımlarımız var, tarım var, teknoloji var. Bu aralar biraz tabii gündemimiz gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın halka arzı."

Bir taraftan büyüyen bir taraftan da temettü dağıtan bir GYO yapma arzusunda olduklarını söyleyen Kutluğ, "Biz aslında şunu yapmak istedik; 2023 Ekim ayında alınan bir karar, kurumsallaşmanın bir adımı olarak yaptık. Ama kurumsallaşma derken sıkıcı olmayan, bir taraftan büyüyen bir taraftan da temettü dağıtan bir GYO yapma arzusundayız. Dolayısıyla 2023 Ekim ayında başlayan süreç, 2024’te halka arz GYO dönüşümüyle tamamlandı. En son da geçen hafta, 2026’nın Mart ayında SPK’dan onayımızı aldık. İnşallah 1, 2, 3 Nisan’da bu halka arzı yapacağız. Bu kaynaklarla ek yatırımlar yapacağız ve mevcut gelirlerimizle; kiralık alanlarımızla, satılık alanlarımızla hem temettü dağıtan hem de büyüyen bir portföy oluşturma arzusundayız. Portföyümüz 19.6 milyar TL büyüklüğünde. Tamamı bitmiş, ruhsatlı, iskanlı, şehrin ana merkezlerindeki gayrimenkullerden oluşuyor. Büyümeye alışık bir firmayız, Ağaoğlu yatırımcılarına kazandırmasıyla bilinen bir firma. GYO’muzu da işte bugün 19.6 milyar, inşallah yanına bir sıfır daha ekleriz" dedi.

Ağaoğlu GYO halka arz oluyor: Talep toplama 1-2-3 Nisan’da

"Biz bize güvenenleri hiç mahcup etmedik. İnşallah herkesi halka arzımızda küçük de olsa büyük de olsa bir tarafında olmasını arzu ederiz"

Ağaoğlu’nun şu anda kendi müşteri tabanında 200 bine yakın müşterisi olduğunu söyleyen Kutluğ, şunları kaydetti:

Ağaoğlu GYO halka arz oluyor: Talep toplama 1-2-3 Nisan’da

"Ağaoğlu’na dokunan insanlar buradan gayrimenkul almış, konut almış, kiralamış; herkes mutlu ve işte geçmişimiz de bununla biliniyor. İnşallah burada yatırımcımızın da mutlu olacağı, şirketimizin kurumsallaşarak daha da büyüyeceği bir yapıdayız. Toplam portföy büyüklüğümüz 3,5 milyar dolar ama GYO’nun içine sadece 19,6 milyar liralık bir kısım koyduk. Aslında biraz içlerinden bu GYO’nun bir hikayesi olsun, Ağaoğlu GYO’nun bir hikayesi olsun, bitmiş gayrimenkullerden oluşsun diye bir arzumuz oldu. Anadolu’da bir düzen vardır; bir aile büyüğüne ev alıyorsanız, bir tane de ’baksın’ diye alınır. Birinde oturur, birinde de o kirasıyla o ona bakar. Biz öyle bir GYO olmak istiyoruz. Bir taraftan ihtiyacı görsün, büyüsün; bir taraftan da cebe temettü dağıtsın. Yani her sene karımızın yüzde ellisini temettü olarak dağıtacağız. Ve zaten portföyümüz bittiği için, yani hepsi bitmiş gayrimenkullerden oluştuğu için de temettü dağıtarak başlamayı arzu ediyoruz. Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Ali Ağaoğlu ile başlayan bir süreç, onun kendi başarıları ortada. Gayrimenkulde biz bir mıknatıs etkisi taşıyoruz. İnşallah bizle ortak olmanın keyfini de sürecekler. Biz de yatırımcılarımızı mahcup etmemek için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. İnşallah 3 Nisan akşamı, şu anda öyle zaten gözüküyor, güzel bir şekilde halka arzımızı kapayacağız. Biz bize güvenenleri hiç mahcup etmedik. İnşallah herkesi halka arzımızda küçük de olsa büyük de olsa bir tarafında olmasını arzu ederiz. Yatırımcılarımızı bekliyoruz inşallah."

Selami Berke Kaya - Metin Başar

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Prof. Dr. Hüseyin Arslan: "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" Türkiye 1 Nisan’da 5G teknolojisine geçmeye hazırlanırken, İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan vatandaşların sağlık endişelerine yanıt vererek, "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" dedi. Türkiye, 1 Nisan itibarıyla 5G teknolojisiyle tanışmaya hazırlanırken, bu yeni nesil ağın beraberinde getirdiği heyecan kadar güvenlik ve sağlık endişeleri de gündeme taşındı. İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, 5G’nin sadece bir haberleşme hızı artışı değil, özellikle ’dikey sektörler’ için tarımdan sağlığa, ulaşımdan bankacılığa kadar tüm dikey sektörleri dönüştürecek bir "nesnelerin haberleşmesi" devrimi olduğunu ifade etti. Vatandaşların önemli endişelerinden biri olan sağlık risklerinin önceki teknolojilerden farklı olmadığını belirten Arslan, asıl kritik noktanın veri güvenliği ve yerli teknoloji üretimi olduğunu ifade ederek Türkiye’nin 6G vizyonu için bugünden atması gereken stratejik adımlara dikkat çekti. "5G’nin sağlığa etkisi şu anda kullandığımız 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, vatandaşların 5G teknolojisiyle ilgili özellikle sağlık endişelerinin yüksek olduğuna değinirken, konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu: "5G bildiğiniz gibi Türkiye’ye geliyor, 1 Nisan itibarıyla operatörler 5G servisi verecek. Tabii halkımızda büyük bir heyecan var, büyük bir de merak var: ’Acaba bu 5G nedir, bize neler getirecek?’ diye. En sık karşılaştığımız sorulardan bir tanesi ve endişelerden bir tanesi ’5G sağlığımıza etki edecek mi?’. Tabii 5G ile beraber yeni frekanslar da devreye giriyor; hem daha geniş frekanslar, bantlar ve hem de daha yeni frekanslar kullanılacak. Burada da bir endişe oluşuyor, ’Acaba bu yeni frekanslar, 5G ile beraber gelen frekanslar sağlığa bir zarar veriyor mu?’ diye. Kısaca şöyle söyleyebilirim: 5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den, şu anda kullandığımız 4.5G’den ya da daha önce kullandığımız 3G ve 2G’den çok daha farklı olmayacak, insanlarımız bu konuda çok endişe etmesin. Tabii 5G ile beraber daha fazla alanda daha çok baz istasyonu görmeye başlayacağız. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, aslında 2G ve 3G, 5G’ye göre daha güçlü sinyal yayıyor. Eğer endişe edeceksek onlardan endişe etmemiz lazım, onları da zaten yıllardan beri kullanıyoruz. Şu ana kadar kesinleşmiş, net bir zararını görmedik. Bu baz istasyonlarında ve cep telefonlarında yayılan sinyal güçleri ve radyasyonlar öyle çok güçlü ve sağlığa etki edecek sinyaller değil." "5G ile birlikte kişiler haberleşmeyecek, nesneler haberleşecek" 5G’nin önceki nesillere göre çok ciddi yenilikler getirecek bir teknoloji olduğunu aktaran Arslan, tarımdan sağlığa pek çok sektörde 5G ile kapsamlı ilerlemeler kaydedileceğini ifade etti. Prof. Dr. Arslan, 5G’nin özellikle dikey sektörlere yansıyacak etkilerinden şu şekilde bahsetti: "5G’yi hem dikey sektörlere hem de normal kullanıcılara çok büyük avantajlar sağlayacak ve hayatımızı daha da iyileştirecek bir teknoloji diye düşünebiliriz. Zaten 5G’nin temel amacı da bu; tarım, sağlık, eğitim, ulaşım ya da elektrik ve su altyapıları gibi pek çok noktayı daha akıllı yapacak, daha dijitalleşecek ve daha verimli hale getirecek bir teknoloji. Veri hızında da tabii ki 5G ile beraber bilgiyi bir noktadan bir noktaya çok daha hızlı şekilde taşıyabileceğiz. Bu noktada aslında bireyler de hem kapasite, hem kapsam hem de veri hızı anlamında 5G’nin nimetlerinden faydalanacaklar. Burada kişiler haberleşmeyecek, nesneler haberleşecek. Örneğin bir aracın içindeki cihazlar kendi içlerinde, başka araçlarla ya da etraftaki yayalarla haberleşebilecek. Bununla beraber "self-driving car" dediğimiz, kendi kendini süren araçlar da olacak. 5G cihazların ve nesnelerin internete bağlandığı, "nesnelerin interneti" konseptinin gelişmesine imkan sağlayacak. Bunu sadece tarımla ve otomotiv sektörüyle kısıtlamak doğru değil; bankacılık da dahil olmak üzere bildiğimiz bütün sektörlere etki edebilecek ve bunların hepsini dijitalleştirecek bir teknolojiden bahsediyoruz. Bu noktada aslında 5G’yi bir çığır açıcı bir teknoloji diye düşünebiliriz." "5G ile ilgili en büyük endişem ilgili siber güvenlik ve veri güvenliği endişesi" 5G teknolojisinin getirdiği en büyük endişenin siber güvenlik ve veri sorunları olabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, "Türkiye’de çok büyük bir heyecan var, herkes heyecanla bekliyor. İnsanlar 5G ile beraber her şey değişeceğini düşünüyor olabilir ancak şu anda o değişimi sağlayacak yeterince veri yok elimizde. Elbette ülkemize 5G’nin gelmesi çok önemliydi ama biz hala 5G’nin nimetlerinden sadece Türkiye’de değil dünyada da tam anlamıyla faydalanabilmiş bir noktada değiliz. Benim 5G ile ilgili en büyük endişem ilgili siber güvenlik ve veri güvenliği endişesi. 5G ile beraber aslında her noktadan veri akışı daha da fazla artacak. Her şey veri üretecek; tarım, sağlık ya da insan vücudu veri üretecek ve internete bağlanacak. Tabii internete bağlanması çok iyi, beynimiz de dahil internete bağlanacak belli bir noktada. Bunların internete bağlanması her şeyi daha da geliştiriyor, iyileştiriyor ve otomatikleştiriyor; fakat internete bağladığımız her şeyde bir risk de var, benim için endişe verici kısım bu" şeklinde konuştu. "Umuyorum ki 5G’ye geçişimiz yerli ve milli olur" 5G’de veri güvenliğinin sağlanması için yerli ve milli teknolojinin önemine dikkat çeken Arslan, "Aslında Türkiye’deki şebekelerin yüzde 80’i Çin menşeli firmalar tarafından sağlanıyor. Bu da tabii ki hem o firmalara hem o firmaların arkasındaki ülkelere çok ciddi bir şekilde avantajlar sağlayacak çünkü bu şebekelerin kontrolü tamamen onların elinde; operatörlerin çok fazla bir kontrolü yok. Bizim verilerimizin, kişilerin ve sektörlerin güvenliğini garantiye alabilmemiz için mutlaka ve mutlaka yerli üretime önem vermemiz lazım, yerli teknolojiye önem vermemiz lazım. İnşallah umuyorum ki 5G’ye geçişimiz sadece yerli değil aynı zamanda milli olur, 5G’ye geçişimiz güvenli olur" dedi. "6G’yi bugünden geliştirmemiz lazım ki 10 yıl sonra yerli ve milli bir şekilde bizim olsun" Dünyada yakın gelecekte 6G teknolojisine geçileceğini aktaran Arslan, Türkiye’de de bu teknolojinin güvenli bir şekilde sağlanabilmesi için yerli ve milli çalışmaların önem taşıdığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı: "Biz 5G’de aslında bir nevi geç kaldık; 5G’yi konuşmaya, düşünmeye ve bununla alakalı çalışmalara 15 yıl önce başlamamız gerekiyordu. Şu anda ne yapabiliriz? Büyük bir ihtimalle 10 yıl sonra 6G gelecek ve 6G kullanılmaya başlanacak. 6G, 5G’nin de çok daha ötesinde ve çok daha fazla yeni hizmetler veren; sadece haberleşme değil radar sistemleriyle ilgili algılamayı da sağlayan bir noktada olacak. Bir taraftan karasal network’ler, uzaydaki network’ler, uydular, alçak irtifa platformları gibi daha kapsamlı, daha geniş ve kabiliyetli bir network geliyor 5-6 yıl sonra dünyaya, 10 yıl sonra da büyük ihtimalle Türkiye’ye. Bu konuda aslında Türkiye olarak geç kalmış değiliz. 5G’de yaptığımız hatayı tekrarlamamak için bütün kurumlarımız ve üniversitelerimizle beraber 6G’ye dört koldan sarılmamız lazım. Bu teknolojiyi geliştirmemiz lazım ki 10 yıl sonra yerli ve milli bir şekilde ’6G bizim, 6G güvenli ve 6G ile ilgili hiç bir endişemiz yok’ diyebilelim."
Balıkesir Edremit Zeytinyağı için küresel markalaşma yol haritası tamamlandı Edremit Ticaret Odası, Türk Patent ve Marka Kurumu ile Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü iş birliğinde yürütülen "Coğrafi İşaretler için Markalaşma ve Ticarileşme Stratejileri Geliştirme Projesi" kapsamında, Edremit Zeytinyağı ve Aydın Memecik Zeytinyağı için küresel ölçekte markalaşma ve ticarileşme yol haritaları oluşturuldu. Türkiye’nin coğrafi işaretli ürünlerinin ulusal ve uluslararası pazarlarda daha güçlü konumlandırılması amacıyla başlatılan projenin ilk fazı tamamlandı. Avrupa Birliği’nde tescilli coğrafi işaretler arasında yer alan Edremit ve Aydın zeytinyağları pilot ürünler olarak belirlenirken, bu ürünlerin markalaşma, dijital görünürlük, ihracata hazırlık ve coğrafi işaret koruması alanlarında kapsamlı çalışmalar gerçekleştirildi. Kapanış etkinliğinde konuşan Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin, "Edremit Ticaret Odası olarak bizler, bölgemizin en önemli değerlerinden biri olan zeytin ve zeytinyağının markalaşması, ulusal ve uluslararası pazarlarda daha güçlü bir şekilde temsil edilmesi ve üreticilerimizin katma değer elde etmesi için çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz" dedi. Proje kapsamında üreticilere yönelik eğitim programları düzenlenirken, yapılan ihtiyaç analizleri doğrultusunda her iki ürün için stratejik yol haritaları hazırlandı. Çalışmaların, ürünlerin katma değerinin artırılması ve uluslararası pazarlarda rekabet gücünün yükseltilmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Projenin kapanış etkinlikleri Edremit’te gerçekleştirildi. Etkinliklerde proje çıktıları paylaşıldı, üreticilere sertifikaları takdim edildi ve ilgili kurumlar tarafından bilgilendirmeler yapıldı. Kapanış etkinliğine, Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak, Geçiş Ülkeleri ve Gelişmiş Ülkeler Direktörü, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) Habip Asan, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emre Uygun, Edremit Ticaret Odası Meclis Başkanı Bayram Kayahan ve çok sayıda davetli katıldı.
Bursa Bursaspor’a PFDK’dan ceza yağdı Bursaspor-Gebze maçının faturası kesildi; PFDK kararlarıyla yeşil-beyazlı kulübe toplamda yüz binlerce liralık ceza çıktı. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), 31 Mart 2026 tarihli toplantısında Bursaspor ile Güzide Gebze Spor Kulübü arasında oynanan TFF 2. Lig Kırmızı Grup karşılaşmasına ilişkin kararlarını açıkladı. Disiplin ihlalleri nedeniyle iki kulübe de çeşitli yaptırımlar uygulanırken, Bursaspor’a kesilen cezaların toplamı dikkat çekti. Bursaspor’a üç ayrı ihlalden ceza 24 Mart 2026 tarihinde oynanan karşılaşmada taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle Bursaspor, Futbol Disiplin Talimatı’nın 53/2. maddesi kapsamında 32 bin lira para cezasına çarptırıldı. Aynı ihlalin sezon içinde ev sahibi olduğu maçlarda ikinci kez gerçekleşmesi cezanın gerekçesi oldu. Merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ihlali ise kulübe çok daha ağır bir fatura çıkardı. Aynı sezon içinde 10. kez tekrarlanan bu ihlal nedeniyle FDT’nin 49/3. maddesi uyarınca 211 bin lira para cezası verildi. Ayrıca tribünlerde seyirci görüşünü engelleyecek şekilde pankart asılması nedeniyle talimatlara aykırılık gerekçesiyle 55 bin lira daha ceza uygulandı. Bu kararlarla birlikte Bursaspor’un toplam cezası 298 bin liraya ulaştı. Gebze temsilcisine de yaptırım Aynı müsabakada Güzide Gebze Spor Kulübü de çeşitli disiplin ihlalleri nedeniyle ceza aldı. Misafir takım taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle kulübe ihtar cezası verildi. Merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ihlalinin sezon içinde dördüncü kez gerçekleşmesi nedeniyle 124 bin lira cezası uygulanırken, tribünlere görüş engelleyici pankart asılması sebebiyle 55 bin lira daha ceza kesildi. Ayrıca taraftarların neden olduğu saha olayları nedeniyle FDT’nin 52/2. ve 46/1. maddeleri kapsamında 55 bin lira para cezası verildi.
İstanbul Prof. Dr. Hüseyin Arslan: "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" Türkiye 1 Nisan’da 5G teknolojisine geçmeye hazırlanırken, İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan vatandaşların sağlık endişelerine yanıt vererek, "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" dedi. Arslan, asıl riskin sağlık değil veri güvenliği olduğunu belirterek, 5G ve 6G teknolojilerinde yerli ve milli üretimin önemine dikkat çekti. Türkiye, 1 Nisan itibarıyla 5G teknolojisiyle tanışmaya hazırlanırken, bu yeni nesil ağın beraberinde getirdiği heyecan kadar güvenlik ve sağlık endişeleri de gündeme taşındı. İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, 5G’nin sadece bir haberleşme hızı artışı değil, özellikle ’dikey sektörler’ için tarımdan sağlığa, ulaşımdan bankacılığa kadar tüm dikey sektörleri dönüştürecek bir "nesnelerin haberleşmesi" devrimi olduğunu ifade etti. Vatandaşların önemli endişelerinden biri olan sağlık risklerinin önceki teknolojilerden farklı olmadığını belirten Arslan, asıl kritik noktanın veri güvenliği ve yerli teknoloji üretimi olduğunu ifade ederek Türkiye’nin 6G vizyonu için bugünden atması gereken stratejik adımlara dikkat çekti. "5G’nin sağlığa etkisi şu anda kullandığımız 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, vatandaşların 5G teknolojisiyle ilgili özellikle sağlık endişelerinin yüksek olduğuna değinirken, konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu: "5G bildiğiniz gibi Türkiye’ye geliyor, 1 Nisan itibarıyla operatörler 5G servisi verecek. Tabii halkımızda büyük bir heyecan var, büyük bir de merak var: ’Acaba bu 5G nedir, bize neler getirecek?’ diye. En sık karşılaştığımız sorulardan bir tanesi ve endişelerden bir tanesi ’5G sağlığımıza etki edecek mi?’. Tabii 5G ile beraber yeni frekanslar da devreye giriyor; hem daha geniş frekanslar, bantlar ve hem de daha yeni frekanslar kullanılacak. Burada da bir endişe oluşuyor, ’Acaba bu yeni frekanslar, 5G ile beraber gelen frekanslar sağlığa bir zarar veriyor mu?’ diye. Kısaca şöyle söyleyebilirim: 5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den, şu anda kullandığımız 4.5G’den ya da daha önce kullandığımız 3G ve 2G’den çok daha farklı olmayacak, insanlarımız bu konuda çok endişe etmesin. Tabii 5G ile beraber daha fazla alanda daha çok baz istasyonu görmeye başlayacağız. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, aslında 2G ve 3G, 5G’ye göre daha güçlü sinyal yayıyor. Eğer endişe edeceksek onlardan endişe etmemiz lazım, onları da zaten yıllardan beri kullanıyoruz. Şu ana kadar kesinleşmiş, net bir zararını görmedik. Bu baz istasyonlarında ve cep telefonlarında yayılan sinyal güçleri ve radyasyonlar öyle çok güçlü ve sağlığa etki edecek sinyaller değil." "5G ile birlikte kişiler haberleşmeyecek, nesneler haberleşecek" 5G’nin önceki nesillere göre çok ciddi yenilikler getirecek bir teknoloji olduğunu aktaran Arslan, tarımdan sağlığa pek çok sektörde 5G ile kapsamlı ilerlemeler kaydedileceğini ifade etti. Arslan, 5G’nin özellikle dikey sektörlere yansıyacak etkilerinden şu şekilde bahsetti: "5G’yi hem dikey sektörlere hem de normal kullanıcılara çok büyük avantajlar sağlayacak ve hayatımızı daha da iyileştirecek bir teknoloji diye düşünebiliriz. Zaten 5G’nin temel amacı da bu; tarım, sağlık, eğitim, ulaşım ya da elektrik ve su altyapıları gibi pek çok noktayı daha akıllı yapacak, daha dijitalleşecek ve daha verimli hale getirecek bir teknoloji. Veri hızında da tabii ki 5G ile beraber bilgiyi bir noktadan bir noktaya çok daha hızlı şekilde taşıyabileceğiz. Bu noktada aslında bireyler de hem kapasite, hem kapsam hem de veri hızı anlamında 5G’nin nimetlerinden faydalanacaklar. Burada kişiler haberleşmeyecek, nesneler haberleşecek. Örneğin bir aracın içindeki cihazlar kendi içlerinde, başka araçlarla ya da etraftaki yayalarla haberleşebilecek. Bununla beraber "self-driving car" dediğimiz, kendi kendini süren araçlar da olacak. 5G cihazların ve nesnelerin internete bağlandığı, "nesnelerin interneti" konseptinin gelişmesine imkan sağlayacak. Bunu sadece tarımla ve otomotiv sektörüyle kısıtlamak doğru değil; bankacılık da dahil olmak üzere bildiğimiz bütün sektörlere etki edebilecek ve bunların hepsini dijitalleştirecek bir teknolojiden bahsediyoruz. Bu noktada aslında 5G’yi bir çığır açıcı bir teknoloji diye düşünebiliriz. "5G ile ilgili en büyük endişem ilgili siber güvenlik ve veri güvenliği endişesi" 5G teknolojisinin getirdiği en büyük endişenin siber güvenlik ve veri sorunları olabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, "Türkiye’de çok büyük bir heyecan var, herkes heyecanla bekliyor. İnsanlar 5G ile beraber her şey değişeceğini düşünüyor olabilir ancak şu anda o değişimi sağlayacak yeterince veri yok elimizde. Elbette ülkemize 5G’nin gelmesi çok önemliydi ama biz hala 5G’nin nimetlerinden sadece Türkiye’de değil dünyada da tam anlamıyla faydalanabilmiş bir noktada değiliz. Benim 5G ile ilgili en büyük endişem ilgili siber güvenlik ve veri güvenliği endişesi. 5G ile beraber aslında her noktadan veri akışı daha da fazla artacak. Her şey veri üretecek; tarım, sağlık ya da insan vücudu veri üretecek ve internete bağlanacak. Tabii internete bağlanması çok iyi, beynimiz de dahil internete bağlanacak belli bir noktada. Bunların internete bağlanması her şeyi daha da geliştiriyor, iyileştiriyor ve otomatikleştiriyor; fakat internete bağladığımız her şeyde bir risk de var, benim için endişe verici kısım bu" şeklinde konuştu. "Umuyorum ki 5G’ye geçişimiz yerli ve milli olur" 5G’de veri güvenliğinin sağlanması için yerli ve milli teknolojinin önemine dikkat çeken Arslan, "Aslında Türkiye’deki şebekelerin yüzde 80’i Çin menşeli firmalar tarafından sağlanıyor. Bu da tabii ki hem o firmalara hem o firmaların arkasındaki ülkelere çok ciddi bir şekilde avantajlar sağlayacak çünkü bu şebekelerin kontrolü tamamen onların elinde; operatörlerin çok fazla bir kontrolü yok. Bizim verilerimizin, kişilerin ve sektörlerin güvenliğini garantiye alabilmemiz için mutlaka ve mutlaka yerli üretime önem vermemiz lazım, yerli teknolojiye önem vermemiz lazım. İnşallah umuyorum ki 5G’ye geçişimiz sadece yerli değil aynı zamanda milli olur, 5G’ye geçişimiz güvenli olur" dedi. "6G’yi bugünden geliştirmemiz lazım ki 10 yıl sonra yerli ve milli bir şekilde bizim olsun" Dünyada yakın gelecekte 6G teknolojisine geçileceğini aktaran Arslan, Türkiye’de de bu teknolojinin güvenli bir şekilde sağlanabilmesi için yerli ve milli çalışmaların önem taşıdığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı: "Biz 5G’de aslında bir nevi geç kaldık; 5G’yi konuşmaya, düşünmeye ve bununla alakalı çalışmalara 15 yıl önce başlamamız gerekiyordu. Şu anda ne yapabiliriz? Büyük bir ihtimalle 10 yıl sonra 6G gelecek ve 6G kullanılmaya başlanacak. 6G, 5G’nin de çok daha ötesinde ve çok daha fazla yeni hizmetler veren; sadece haberleşme değil radar sistemleriyle ilgili algılamayı da sağlayan bir noktada olacak. Bir taraftan karasal network’ler, uzaydaki network’ler, uydular, alçak irtifa platformları gibi daha kapsamlı, daha geniş ve kabiliyetli bir network geliyor 5-6 yıl sonra dünyaya, 10 yıl sonra da büyük ihtimalle Türkiye’ye. Bu konuda aslında Türkiye olarak geç kalmış değiliz. 5G’de yaptığımız hatayı tekrarlamamak için bütün kurumlarımız ve üniversitelerimizle beraber 6G’ye dört koldan sarılmamız lazım. Bu teknolojiyi geliştirmemiz lazım ki 10 yıl sonra yerli ve milli bir şekilde ’6G bizim, 6G güvenli ve 6G ile ilgili hiç bir endişemiz yok’ diyebilelim."