SAĞLIK - 02 Nisan 2024 Salı 12:19

C vitamininin aşırı yetersizliği skorbüte yol açıyor

A
A
A
C vitamininin aşırı yetersizliği skorbüte yol açıyor

C vitamininin vücudumuzdaki kan damarları, kıkırdak ve kaslar ile kemiklerde bulunan, doku bakımı ve onarımında rol alan kolajen proteininin sentezi için gerekli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gülcan Güntaş, C vitamininin aşırı derecede yetersizliğine bağlı olarak skorbüt hastalığı geliştiğini söyledi. Hastalığın yaraların geç kapanması, diş kaybı, diş eti kanaması, cilt problemleri, anemi ve eklemlerde şişlik gibi bulgularla seyrettiğini ve C vitamini eksikliğinin temel olarak kötü beslenmeden kaynaklandığını, narenciye, kivi ve mango gibi meyveler ile biber ve brokoli gibi sebzelerin C vitamini açısından oldukça zengin olduğunu ifade etti.



C vitamini diyetle alınması gereken bir vitamin


“Askorbik asit” olarak da bilinen C vitamininin, vücutta depo edilmeyen, suda çözünen ve ısyıya dayanıksız bir vitamin olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Gülcan Güntaş, “İnsan vücudunda sentezlenemediği için muhakkak diyetle alınması gereken bir vitamindir. C vitamini, vücudumuzdaki kan damarları, kıkırdak ve kaslar ile kemiklerde bulunan, doku bakımı ve onarımında rol alan kolajen proteininin sentezi için gereklidir. Dolayısıyla C vitamini yaraları iyileştirmeye, dişleri, cildi ve kıkırdağı onarmaya ve korumaya yardımcı olur” dedi.



Bağışıklık sisteminde önemli bir rolü bulunuyor


Barsaklardan demir emilimini arttıran vitamin C’nin, bağışıklık sistemindeki rolü ile de vücut direncinin artmasına katkıda bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Gülcan Güntaş, “Güçlü antioksidan özelliği nedeniyle vücudumuzun temel yapıtaşları olan DNA, proteinler ve lipidler gibi hücresel moleküllerin oksidatif hasardan korunmasında çok önemli bir katkısı olduğu düşünülmektedir. Her ne kadar oksidatif hasarın kalp damar hastalıkları ve kanser gibi çeşitli kronik hastalıkların hem başlangıcı hem de ilerlemesiyle ilişkili olduğuna inanılsa da C vitamininin klinik uygulamasının uygunluğu konusunda nihai bir sonuca varılmamıştır” diye konuştu.



Biber ve brokoli C vitamininden zengin


Diğer birçok vitaminin aksine çeşitli gıdalardaki C vitamini içeriğinin genel olarak nispeten yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Gülcan Güntaş, “Narenciye, kivi ve mango gibi meyveler ile biber ve brokoli gibi sebzeler C vitamini açısından oldukça zengindirler. Dolayısıyla genel olarak belirgin C vitamini eksikliği nadir görülse de yetersiz beslenme, kötü beslenme alışkanlıkları, kronik hastalıklar, bağırsak bozuklukları veya kimyasal bağımlılıkları olan kişilerde yüksek sıklıkta görülebilir” uyarısında bulundu.



Aşırı yetersizliği skorbüt hastalığına yol açabilir


C vitamininin aşırı derecede yetersizliğine bağlı olarak skorbüt hastalığı geliştiğini kaydeden Prof. Dr. Gülcan Güntaş, “Bu hastalık yaraların geç kapanması, diş kaybı, diş eti kanaması, cilt problemleri, anemi ve eklemlerde şişlik gibi bulgularla seyreder. Skorbüt hastalığı belirtileri tipik olarak acil damar yoluyla tedaviyi gerektiren derin bir C vitamini eksikliğini yansıtır. Şiddetli ve uzun süreli C vitamini eksikliğinin diğer daha az spesifik semptomları arasında ise halsizlik ve yorgunluk veya uyuşukluk ve moral bozukluğu yer alır. Vitamin C eksikliği bağışıklık sisteminde zayıflamaya yol açabileceği için enfeksiyonlara yatkınlığı da arttırabilir” dedi.



Kötü beslenmeye dikkat


C vitamini eksikliğinin temel olarak kötü beslenmeden kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Gülcan Güntaş, “Eğer diyette yeterince vitamin C yoksa veya çeşitli kronik hastalıklara bağlı olarak vücut C vitaminini doğru şekilde emmiyorsa ya da hamilelik ve sigara içenlerde olduğu gibi artan ihtiyaç nedeniyle vitamin eksikliği yaşanmaması için dışardan C vitamini takviyesi almak gerekir” uyarısında bulundu.



Günlük 200 miligram C vitamini alınmalı


Günlük C vitamini ihtiyacının meyve ve sebzelerden karşılanabileceğini belirten Prof. Dr. Gülcan Güntaş, “Kadınlar ve erkekler için önerilen miktarı sırasıyla 75 ve 90 mg/gün, hamile ve emziren kadınlar (19 yaş ve üzeri) için tavsiye edilen miktar ise sırasıyla 85 ve 120 mg/gün olarak belirlenmiştir. Ancak yapılan çalışmalar ışığında, bu vitaminin potansiyel sağlık yararlarını en üst düzeye çıkarmak için yetişkin nüfusun çoğunluğu için optimum C vitamini alımının günde 200 mg olduğu sonucuna varılmıştır. Eğer tavsiye edilen beş porsiyon meyve ve sebze tüketiliyorsa, takviyeye ihtiyaç duymadan günlük 200 mg C vitamini alımı sağlanabilir” dedi.



Böbrek taşı oluşumuna yatkın olanlar takviyeden kaçınmalı


C vitamininin genellikle toksik olmadığını ve yüksek dozlarda bile iyi tolere edildiğini ifade eden Prof. Dr. Gülcan Güntaş, böbrek taşı oluşumuna yatkın olanların C vitamini takviyesinde kaçınmalarını tavsiye ederek sözlerini şöyle tamamladı:


“Mevcut tolere edilebilir üst alım seviyesi 2000 yılında 2 g/gün olarak belirlenmesine rağmen, yakın zamanda Avrupa Gıda ve Güvenlik İdaresi toksisite kanıtı olmaması nedeniyle C vitamini için üst alım seviyesini tamamen kaldırmıştır. Bazı bireylerde daha yüksek dozlarda geçici mide barsak rahatsızlıkların ortaya çıktığı bilinmektedir. Günde birkaç gramlık bir alımın böbrek taşı riskini artırdığından şüphelenilmiştir ancak bu şüphe doğrulanmamıştır. Bununla birlikte böbrek taşı oluşumuna yatkın olanların C vitamini takviyelerinden kaçınmaları önerilmektedir.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Kanserle mücadeleye yeni vakıf: Önleme, erken tanı ve bilimsel araştırma hedefleniyor Kanserle mücadelede önleme, erken tanı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın tanıtımı Bahçeşehir Üniversitesi’nde yapıldı. Tanıtım toplantısında uzmanlar, kanserin yalnızca tıbbi değil toplumsal bir boyutu olduğuna dikkat çekerek çevresel faktörler, bilinç eksikliği ve toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Türkiye’de kanserle mücadeleye bilimsel ve bütüncül katkı sağlamak amacıyla ‘Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’ (TKÖAV ) kuruldu. Kurucu başkanlığını Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın üstlendiği vakfın tanıtımı, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde düzenlenen toplantıyla gerçekleştirildi. Vakıf; kanserin önlenmesi, erken tanının yaygınlaştırılması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefliyor. Vakfın tanıtım toplantısına; AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Halit Yerebakan, AK Parti İstanbul Milletvekili Avukat Şengül Karslı, TKÖAV Kurucusu Prof. Dr. Berrin Pehlivan, TKÖAV Mütevelli Heyet Başkanı ve Üyesi Prof. Dr. Türker Kılıç, BAU Mütevelli Heyeti üyesi Saygın Şenel, BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç ve Tiyatro Oyuncusu Mert Fırat katıldı. Prof. Dr. Berrin Pehlivan: "Kanser örgütlü mücadeleden korkuyor" "Onkoloji, hayatımın merkezine yerleşti. Bunun ilk nedeni, en çok emek verdiğim alan olması" diyen Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "İkinci nedeni ise en çok yaşadığım alan olması. Çünkü ailemde, sevdiklerimde ve çevremde kanserle ilgili yaşananlar, bu hastalığın yalnızca bir meslek olarak kalmasına izin vermedi; neredeyse hayatımın tamamı haline geldi" dedi. Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "Bu nedenle kansere bir radyasyon onkoloğu, bir akademisyen, bir hasta yakını ve bir insan olarak pek çok açıdan bakmak durumunda kaldım. Öğrendiklerim ise oldukça çarpıcıydı. İlki; kanser aslında yalnızca bir hastalık değil, bir fenomen. İkincisi; sadece hastayı değil, çevresini de derinden etkiliyor. Son olarak ve belki de en önemlisi; kanser, örgütlü mücadeleden çok korkuyor. Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı; bilimin ve insan hikâyelerinin kesiştiği bir noktada doğdu. Çünkü biz kanserin yalnızca bir hastalık olmadığını gördük. Bir aileyi, bir çocuğu, bir hayatı kökten değiştiren derin bir süreç olduğunu yaşayarak öğrendik" açıklaması yaptı. Kanserle mücadelenin yalnızca tedaviyle kazanılmayacağını belirten Prof. Dr. Pehlivan, "Önleme, farkındalık, erken tanı ve bilinç bu mücadelenin en kritik unsurlarıdır. Doğru bilginin doğru zamanda ve doğru şekilde verilmesi bir hayatı değiştirebilir" diyerek sözlerini sonlandırdı. Prof. Dr. Türker Kılıç: "Kanser önemli bir halk sağlığı problemi" Her gün yaklaşık 650 kişinin kanser tanısı aldığını belirten Prof. Dr. Türker Kılıç ise şunları söyledi: "350 kişi ise kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de her yıl her 100 bin kişiden yaklaşık 220’sine kanser tanısı konuluyor. Bu yönüyle kanser, önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkıyor. Kanser yalnızca tanı alan kişiyi değil, çevresini de etkileyen bir hastalık. Bu nedenle ben de bir beyin cerrahı olarak kanserle mücadele eden grubun içindeyim. Akademi tarafında uzun yıllardır edindiğim deneyimle şunu söyleyebilirim: Her akademisyenin kendi alanında gelişmenin yanı sıra bir enstitü kurma hedefi olmalı ve bu yapıyı bir vakıf aracılığıyla desteklemelidir. Bu düşünceyi her platformda dile getirdim. Berrin Hocamız da bu çağrıya kulak vererek bu vakfın kurulmasına öncülük etti." Dr. Özlem Koç: "Mücadele yalnızca tıbbi değil, toplumsal" Dr. Özlem Koç, "Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın ilk resmi etkinliğinde yer almaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bu vakfın, bilimi ve insan hayatını odağına alan güçlü bir vizyonun ürünü olduğunu düşünüyorum. Kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi bir konu olmadığını; aynı zamanda toplumsal bilinç oluşturma süreci olduğunu biliyoruz" şeklinde konuştu. "Erken tanı, doğru bilgiye erişim ve farkındalık son derece önemli" diyen Koç sözlerini "Ancak bunun yanında toplumsal dayanışmanın da güçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim, toplumu geliştiren en büyük güçtür ve biz de bu bilinçle hareket ediyoruz" şeklinde sonlandırdı. Prof. Dr. Esra Hatipoğlu: "Önleme vurgusu daha da güçlenmeli" Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da "Bugün önemli bir vakfın açılışına tanıklık ediyoruz. Özellikle ‘önleme’ kavramının altının daha güçlü çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü son dönemde bu hastalıkla ilgili çok daha fazla örnekle karşılaşıyoruz. Kanserle mücadele eden bireyler ve yakınları çoğu zaman tıbbi destekten çok, sosyal yaşamlarını sürdürebilmek ve kendilerini iyi hissedebilmek adına destek arıyor. Bu nedenle erken tanının yanı sıra önleme konusunun da daha fazla vurgulanması gerekiyor. Bu mücadelenin ancak bütüncül bir yaklaşımla ve toplumsal iş birliğiyle yürütülebileceğine inanıyorum" dedi. Mert Fırat: "Farkındalık ve önleme hayati önem taşıyor" Kanserle ilgili Türkiye’de atılan her adımın son derece önemli olduğuna dikkat çeken Mert Fırat, "Her gün yaklaşık 350 kişiyi bu hastalık nedeniyle kaybettiğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Çevresel faktörlerden beslenmeye kadar pek çok unsur kanser riskini artırıyor. Bu nedenle farkındalık oluşturmak, araştırma yapmak ve önleyici adımlar atmak büyük önem taşıyor" dedi. Fırat sözlerini şöyle sonlandırdı: "Türkiye’nin bu alanda önemli bir birikimi var. Bu vakfın, önlenebilir vakaların azaltılması ve mevcut vakaların daha etkili yöntemlerle ele alınması konusunda önemli çalışmalara öncülük edeceğine inanıyorum."
Diyarbakır Diyarbakır’da kız ve erkek öğrenciler aldıkları eğitimlerle otomotiv sektörüne giriyor Diyarbakır’da, Muhammet Yurtoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin motor bölümünde kız ve erkek öğrenciler araç bakımlarını yaparak otomotiv sektörüne girmeye hazırlanırken, elde edilecek gelirle okulun döner sermayesine katkı sağlanması hedefleniyor. Okulun motor bölümünde 160 öğrenci eğitim görüyor. Kız ve erkek öğrencilere burada araç bakımlarından, araç yıkmaya kadar dersler anlatılıp uygulamalı yaptırılıyor. Yaklaşık 10 yıldır eğitim-öğretime açılan okulda, bu bölümden mezun olan öğrencilerin kimisi kendi iş yerini açıyor, kimisi üniversitelerin mühendislik bölümlerine yönelip işi daha ileriye götürmek istiyor, kimisi de otomotiv firmalarının servis ve bayilerine yönlendirilip kalifiyeli eleman olarak değerlendiriliyor. Okul, bu bölümde daha da ilerleyip kazanç sağlayarak hem öğrencilere maddi kazanç sağlamayı, hem de döner sermayeye katkı sağlanmasını hedefliyor. Muhammet Yurtoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Zahid Demir, İHA muhabirine, altı bölümleri olduğunu, amaçlarının ülke ekonomisine katkıda bulunmak olduğunu açıkladı. Bununla da motor bölümüyle başladıklarını belirten Demir, teknik ve araç yıkamayla hizmet vermekte olduklarını ifade etti. Demir, araçların bakım ve onarımını yapmakta olduklarına değinerek, "Bu şekilde öğrencileri deneyimleyerek hayata kazandırmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda kendilerini geliştirmekte imkan vermekteyiz. İlerde rahatlıkla iş yerlerini açabilecek kapasiteye sahip olmaktadırlar. Motor bölümümüzde oto yıkama var, detaylı iç temizliğimiz, far ayarımız var. Oto lastik değişimi, mekanik bakımlarımız ustalarımız (öğretmenlerimiz) eşliğinde var" dedi. Her şekilde hizmet vermeyi amaçladıklarını aktaran Demir, "Hem resmi kurumlarla protokol yapıp bu şekilde hizmet sunmayı düşünüyoruz. Hem de dışarıdan gelecek vatandaşlarımıza yönelik de çalışmalarımız var. Randevu sistemiyle çalışıyoruz. Bizi arayan herkese de yardımcı olmaya çalışıyoruz" diye konuştu. Motorlu araçlar alan şefi Cihan Birbir, öğrencilerle birlikte hem döner sermaye kapsamında, hem de öğrencilerin sanayi ortamına hazırlanması için çalışmalar yaptıklarını kaydetti. Bunlar için de okul idaresi tarafından döner sermayenin açıldığını belirten Birbir, araç çeşitliliği için dışarıdan araç kabulü de yapmakta olduklarını söyledi. "Özel servisler bizden kalifiye eleman istiyor" "Öğrencilerimize araç alt bakımlarını, basit bakımlar, araç muayenesine gidecek araçlara ön hazırlık da olabilir" diyen Birbir, "Araç muayeneye gitmeden önce eksikleri tespit edilip, arızaları giderilip araç muayeneye tek seferde gidip çıkmaları da sağlanabilir. Öğrencimize maddi olarak buradan bir ücret alacaklar. Bu, devletin bir hesaplamasına göre, üstün körü bir hesaplama yapılmayacak. Manevi açıdan ise çocuklar burayı bitirdikten sonra en azında araçla ilgili birçok bilgiye sahip olacak. Birçok özel servis bizden kalifiye eleman istiyorlar. Kişi en azında aracın ne olduğunu bilsin. Satış elemanı, servis elemanı, hasar danışmanı gibi elemanlar istiyorlar. Öğrencilerimiz okulu bitirdikten sonra bu alanda. Yine sanayi bölgesinde dükkanlarını açan öğrencilerimiz var" ifadelerini kullandı. İsteyen yerlere öğrenci yolladıklarını söyleyen Birbir, "Motor bölümünde toplam 160 öğrencimiz var. Hedefimiz öğrencilerimiz sanayiye veya üniversiteye. Döner sermaye hizmetimiz daha yeni açıldı. Okulumuz yaklaşık 10 yıldır aktif. Fakat döner sermayemiz daha yeni açıldı. Bunun yanına büyük ihtimalle egzoz emisyon muayenesini de ekleyeceğiz. Onu da eklesek her halde Diyarbakır’da ilkiz, Türkiye’de ya üçüncü, ya da dördüncü okul olacağımızı biliyorum" şeklinde konuştu. Öğrencilerden Ceren Su Dere, araçların nasıl çalıştığını merak ettiği için bu konuda meslek edinmek istediğini belirterek, buradan mezun olduktan sonra üniversitede mühendislik alanında eğitim görmek istediğini ifade etti. Öğrencilerden Muhammed Ali Güneş de, okulda motor bölümünde okuduğunu dile getirerek, "Hocamız bizi araç bakım ve oto yıkamaya verdi. Müşterilerimizi memnun ediyor, dışarıdan gelen bütün araçları tertemiz ediyoruz. Okulu bitirdiğim zaman bu işi yapmaya devam edeceğim. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gideceğim. Mühendis olup bu işi çok temiz yapmak istiyorum" dedi.