ASAYİŞ - 30 Ocak 2026 Cuma 11:27

İzmir’de fırtına bilançosu: 9 fabrika ve 5 konutta hasar oluştu

A
A
A
İzmir’de fırtına bilançosu: 9 fabrika ve 5 konutta hasar oluştu

İzmir’de dün etkili olan şiddetli fırtına ve sağanak yağış hayatı olumsuz etkilerken, Kemalpaşa ilçesinde yapılan incelemelerde 9 fabrika, 5 konut ve 5 araçta hasar meydana geldi. İzmir Valisi Süleyman Elban zarar gören bölgelerde incelemede bulundu.


İzmir genelinde dün gün boyu etkisini sürdüren şiddetli fırtına ve sağanak yağış, özellikle Kemalpaşa ilçesinde zor anlar yaşattı. Fırtınanın şiddetiyle ilçedeki evlerin çatıları uçtu, iş yerlerinin dış cephe tabelaları yerinden söküldü. Yağışın etkisiyle meydana gelen su baskınlarında derelerde taşkınlar oluştu. Bölgede yapılan hasar tespit çalışmalarında; Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren 9 fabrikada değişik çaplarda hasar meydana geldiği, ilçe genelinde ise fırtına ve yağış nedeniyle 5 konut ve 5 aracın zarar gördüğü tespit edildi. İzmir Valisi Süleyman Elban, sabah saatlerinde hasar tespiti ve incelemelerde bulunmak üzere bölgeye gitti. Vali Elban, fırtına ve selden en çok etkilenen noktalar olan Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi ve Ulucak Mahallesi’ni ziyaret etti. Bölgedeki vatandaşlarla bir araya gelen Elban, esnaf ve vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. Afetin izlerinin silinmesi ve yaraların sarılması için bölgede çalışmalar aralıksız sürüyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ekipler, iş makineleri ve vidanjörler yardımıyla tıkanan dereleri açma çalışmalarını yürütüyor. Ekipler ayrıca cadde ve sokaklarda biriken sel sularını pompalarla tahliye ediyor.


Maddi hasar oluştu


Bölgedeki son duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan İzmir Valisi Süleyman Elban, dün akşam saat 20.00 sıralarında il genelinde yoğun yağış ve fırtınanın etkili olduğunu belirterek, "Söz konusu hava muhalefeti, Kemalpaşa ilçemizdeki Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) kısmi bir alanda hortuma dönüşmüştür. Meydana gelen hortum felaketi nedeniyle Organize Sanayi Bölgesi’ndeki 9 fabrikada çeşitli düzeylerde hasar oluşmuştur. Kemalpaşa’da yağış, fırtına ve hortumun etkisiyle ayrıca 5 araç ile 5 konutta zarar tespit edilmiştir." ifadelerini kullandı.


6 vatandaş selden kurtarıldı


İl genelindeki su baskınlarına ve kurtarma çalışmalarına da değinen Vali Elban, yoğun yağışlar neticesinde 298 ev ve iş yerinde su baskınları yaşandığını aktardı. Elban, "4’ü araç içinde, 2’si yaya olmak üzere toplam 6 vatandaşımız sel sularına kapılmış; ancak ekiplerimizin hızlı müdahalesiyle bu vatandaşlarımızın tamamı yara almadan kurtarılmıştır." şeklinde konuştu.


Yaşanan afetlerde can kaybı veya yaralanma olmamasının en büyük tesellileri olduğunu vurgulayan Elban, özellikle hortum nedeniyle Kemalpaşa OSB’deki iş yerlerinde ciddi oranda maddi hasar oluştuğuna dikkat çekti. Elban, sahadaki çalışmalarla ilgili olarak, "Dün akşamdan bu yana ekiplerimiz, hem su baskınlarından etkilenen vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi hem de hasar tespit çalışmaları konusundaki faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedir. Daha büyük felaketlerin yaşanmamasını temenni ediyor, tüm şehrimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum." açıklamasında bulundu.


(AD-

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Emine Erdoğan: "Gazze’de iki senede 54 bine yakın çocuk yetim kaldı" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Bahçelievler’de, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı Şeyh Zayed Çocuk Evleri Sitesi’nin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) hükümetinin desteğiyle yapımı tamamlanan ek yaşam birimlerinin açılış programına katıldı. Bahçelievler’de Birleşik Arap Emirlikleri Hükümeti’nin desteği ile yapılan Şeyh Zayet Çocuk Evleri Sitesi’nin açılışı Emine Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşti. Programa Emine Erdoğan’ın yanı sıra, Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile BAE Devlet Bakanı Maitha Bint Salem Al Shamsi de katıldı. Programda konuşma yapan Emine Erdoğan, son yıllarda Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkilerin, liderler düzeyinde ortaya koyulan ortak vizyonla güçlü bir ivme kazandığını belirterek, iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarının her geçen gün daha da güçlendiğini görmenin kendilerini ziyadesiyle memnun ettiğini söyledi. Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a, Birleşik Arap Emirlikleri’nin yetkililerine, projede emeği geçenlere ve kurumdaki çocuklara kol kanat geren her kademedeki fedakar personele teşekkürlerini sundu. Programda kurumda kalan çocukları da ağırladıklarını dile getiren Erdoğan, "Sevgili çocuklar, sizleri burada görmekten çok mutlu olduğumu ve hepinizi ayrı ayrı çok sevdiğimi bilmenizi isterim. Sizler de programımıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Türkiye, insan onurunu merkeze alan, her şartta çocuğun üstün yararını gözeten köklü bir devlet geleneğine sahiptir. Ne zaman bir çocuk dara düşse, devletimiz tüm imkanlarıyla onun yanında yer alır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın farklı ihtiyaçlara karşılık veren birçok hizmet modeli var. Kuruluş bakım hizmeti, koruyucu aile hizmeti, sosyal ve ekonomik destek hizmetleri gibi çeşitli modellerle, çocuklarımıza güven içinde, sevgiyle büyüyebilecekleri bir ortam sağlıyoruz. Bugün, 15 bin 508 çocuğumuz, kuruluşlarımızda devletimizin koruması altındadır. Ancak şu bir gerçek ki, bir çocuk için ailenin manevi iklimi, her şeyin üzerindedir" dedi. "2025 Aralık ayı sonu itibariyle 10 bin 841 çocuğumuz, 9 bin 96 ailenin sıcak yuvasında sevgiyle büyüyor" Bu anlayışla 16 yıl önce kendilerinin himayesinde Gönül Elçileri Projesini başlattıklarını kaydeden Erdoğan, "İstedik ki her evladımız kendini ait hissettiği bir aile ocağında büyüsün, kırık kalpleri aile sevgisiyle iyileşsin. Yüreğinde umudu, neşeyi taşısın, yarınlara küsmesin. Ne mutlu ki halkımız bu çağrıya kayıtsız kalmadı, gönüllülük kültürümüzün ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. 2002 yılında 515 çocuk koruyucu aile yanındayken, 2025 Aralık ayı sonu itibariyle 10 bin 841 çocuğumuz, 9 bin 96 ailenin sıcak yuvasında sevgiyle büyüyor. Bu evlatlarımızın 1207’si, aralarında ağır engelli çocukların da bulunduğu, özel gereksinimli çocuklardır. Ayrıca, savaş mağduru olarak ülkemizde bulunan 894 çocuk da koruyucu aile yanındadır. Çocuk haklarının iyileştirilmesine yönelik tüm uluslararası girişimlere ve Birleşmiş Milletler nezdinde yürütülen çalışmalara her zaman gönülden destek veriyoruz. UNICEF tarafından örnek proje gösterilen Gönül Elçileri projemizi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 79. Oturumunda düzenlediğimiz etkinlikle küresel bir vicdan çağrısına dönüştürdük. Çünkü inanıyoruz ki dünya üzerindeki her çocuğu içine düştüğü çıkmazdan kurtarmak, insanlığın ortak mesuliyetidir. Ve istisnasız her çocuk, insanlık ailesine emanettir. İşte biz de bu emanete sahip çıkma gayesindeyiz" diye konuştu. Emine Erdoğan, artan küresel krizlerle birlikte, dünya çocuk karnesinin ne yazık ki her geçen gün daha fazla kırık notla dolduğunu anlatarak, "Bugün, 473 milyondan fazla çocuk, yani her 6 çocuktan 1’i, çatışmalardan etkilenen bölgelerde yaşıyor. Göçe zorlanmış 50 milyondan fazla çocuk var. 2018-2024 yılları arasında 2 milyondan fazla çocuk hayata gözlerini mülteci olarak açtı. Bir vatana, bayrağa, toprağa ait olmak ne demek, hiç bilmediler" ifadelerini kullandı. "Gazze’de iki senede 54 bine yakın çocuk yetim kaldı" Dünyadaki yetim çocuk sayısının 150 milyonu geçtiğini bildiren Erdoğan, "150 milyonu söylemek dile kolay. Bu rakam, büyük bir ülkenin nüfusuna denktir. Dünyada kolu kanadı kırık ne çok çocuk var değil mi? Henüz bu çocuklar için bir çözüm bulamamış, onlara haklarını eksiksiz teslim edememişken, bir de modern tarihin en büyük yetim kriziyle karşı karşıyayız. Gazze’de iki senede 54 bine yakın çocuk yetim kaldı. Orada daha önce eşi benzeri görülmemiş öyle bir vahşet yaşandı ki, sözlükteki hiçbir kelime olanları anlatmaya yetmedi. O yüzden yeni tanımlar icat edildi. Artık literatürde, ’Hayatta Ailesi Kalmayan Yaralı Çocuk’ diye bir ifade var" şeklinde konuştu. Programda, Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile BAE Devlet Bakanı Maitha Bint Salem Al Shamsi de birer konuşma yaptı. Bakan Göktaş, koruma altındaki çocuklar tarafından Osmanlı kaftanlarının desen ve ihtişamını yansıtan kağıt rölyef yöntemiyle üç boyutlu tasarlanmış bir çalışmayı Emine Erdoğan’a takdim etti. BAE Devlet Bakanı ise Şeyha Fatıma Bint Mubarek adına BAE’nin doğal çevresi ile kentsel yaşamı arasındaki ilişkiyi yansıtan, sanatçı Asma Belhamar tarafından hazırlanan bir çalışmayı günün anısına Emine Erdoğan’a hediye etti. Konuşmaların ardından Emine Erdoğan ve beraberindekiler, yerleşkede çocukların robotik kodlama, 3D yazıcı kullanımı, algoritma oluşturmaya yönelik düzenli olarak eğitimler aldığı Bilim ve Teknoloji Evi’ni gezdi. Erdoğan, grup evinde kendi elleriyle yaptıkları kek ve kurabiyeleri ikram eden çocuklarla keyifli bir sohbet gerçekleştirdi. Çocuklar, grup evlerini tanıtarak, yaptıkları resimleri Erdoğan’a gösterdi. BAE temsilcisi Mühendis Mohammed Ahmed Al Dhaheri’nin, kurumda hayata geçirilen projelere ilişkin sunum yaptığı program, aile fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
İzmir Bayındır Kıbrıs Gazisi’ni uğurladı İzmir’in Bayındır ilçesinde hayatını kaybeden 73 yaşındaki Kıbrıs Gazisi Muammer Özçıtır dualarla toprağa verildi. Kıbrıs Gazisi Muammer Özçıtır, Bayındır’da düzenlenen askeri törenle son yolculuğuna uğurlandı. Furunlu Cami’nde öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazında ailesi, yakınları ve çok sayıda vatandaş hazır bulundu. Törene katılan Bayındır Kaymakamı Murat Mete, Özçıtır ailesine başsağlığı dileklerini ileterek acılarını paylaştı. Gazi Özçıtır’ın Türk bayrağına sarılı naaşı, Furunlu Mahalle Mezarlığı’nda dualarla toprağa verildi. Törene yoğun katılım oldu Cenaze töreni, Kıbrıs Gazisi Muammer Özçıtır’a duyulan saygının bir göstergesi olarak geniş bir katılımla gerçekleşti. Bayındır Furunlu Mahalle Cami’nde kılınan cenaze namazına ailesi ve yakınlarının yanı sıra Ege Ordu Komutanlığından rütbeli subaylar, gaziler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve vatandaşlar da katıldı. Kaymakam Murat Mete’de törende hazır bulunarak aileye destek verdi, taziyelerini iletti. Askeri törenle uğurlandı Cenaze namazının ardından Özçıtır için askeri tören düzenlendi. Tören sırasında Türk bayrağına sarılı naaş, askerlerin omzunda taşındı. Saygı duruşunun ardından yapılan dualarla Gazi Özçıtır, son yolculuğuna uğurlandı. Askeri tören, hem saygının hem de minnettarlığın bir ifadesi olarak anlam taşıdı. Bayındır’da toprağa verildi Kıbrıs Gazisi Muammer Özçıtır’ın cenazesi, Furunlu Mahalle Mezarlığı’nda dualar eşliğinde defnedildi. Mezar başında yapılan kısa dua ve veda konuşmalarıyla Özçıtır ailesi son görevini yerine getirdi. Kıbrıs Gazisi’ne son veda, gözyaşları ve dualarla gerçekleşti.
Kastamonu Kastamonu’da yerel eylem guruplarına 33 milyon liralık hibe desteği Kastamonu Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu tarafından Araç Yerel Eylem Grubu, Taşköprü Yerel Eylem Grubu ve Şenpınar Yerel Eylem Grubu derneklerine 33 milyon liralık hibe desteği sağlanacak. Kastamonu Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) IPARD-III Programı Proje İmza Programı, Valilik Makamında Vali Meftun Dallı’nın başkanlığında yapıldı. Düzenlenen proje imza programına Vali Meftun Dallı, Kastamonu Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu İl Koordinatörü Ahmet Kuyulu, Pınarbaşı Belediye Başkanı Serkan Arı ve diğer ilgili kişiler katıldı. TKDK IPARD-III Programı Projesi hakkında bilgi veren Vali Meftun Dallı, "Bu kurumun tamamı hibe şeklinde verdiği bir destek ve adı üzerinde Yerel Eylem Grupları’na tam da bir inisiyatif tanımışlar. Yerelin özelliklerine göre faaliyet alanlarını ne yapacaklarını da kendileri seçiyorlar, belirliyorlar ve o şekilde çalışacaklar. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu tarafından Yerel Eylem Grupları destekleniyor. Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye Cumhuriyeti eş finansmanında yürütülen IPARD-III Programı 6. Çağrı Yerel Kalkınma Stratejilerinin Uygulanması (LEADER) tedbiri kapsamında Yerel Eylem Grupları desteklenmektedir. İlimizden 7 yerel eylem grubu başvuru yapmış ve tamamı sözleşme imzalamaya hak kazanmıştır. 3’ü sözleşme imzalama aşamasına gelmiş, 4 yerel eylem grubunun başvuru işlemleri devam etmektedir. Yerel eylem hruplarının kendi hazırladıkları stratejileri ile ilgili yapacakları harcamalar yüzde 100 oranında desteklenmektedir. Bu derneklerin yönetim kurulları, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşuyor. Ayrıca yönetim kurulunda bir kadın ve bir genç üye bulunuyor. Dernekler, faaliyet bölgelerinin kalkınması için bir Yerel Kalkınma Stratejisi oluşturdular. Bu stratejiler kabul edildi. LEADER yaklaşımı çerçevesinde belirlenen temalara uygun olarak yürütülecek olan, yerel halkın eğitimi, animasyon ve tanıtım faaliyetlerinin düzenlenmesi, halkın ulusal ve uluslar arası seminer ve çalıştaylara, toplantılara katılımı gibi yetenek kazandırma faaliyetleri, köy festivalleri, fuarlara katılım, çeşitli malzeme alımları, kültürel ve gençlik grupları için malzemeler, topluluk odaları için mobilya alımları, topluluk binalarının küçük ölçekli yenilenmesi, tarihi binaların restorasyonu için tasarım planları gibi küçük ölçekli projeler yerel paydaşların katılımıyla hayata geçirilecek. Ayrıca yerel eylem gruplarının işletme giderleri, demirbaş alımları gibi giderlerde destek kapsamında yer alıyor. IPARD- II döneminde Kastamonu’da 8 Yerel eylem grubu faaliyette bulundu. Bu YEG’lere toplam 35,35 milyon TL hibe ödemesi yapıldı. İmzalanacak olan sözleşmelerin YEG’lerimize ve ilçelerimize hayırlı olmasını dileriz" dedi. TKDK İl Koordinatörü Ahmet Kuyulu ise, "3 tane yerel eylem gurubumuz var. Bunlardan birisi olan Araç Yerel Eylem Grubu, Araç-İhsangazi ve köylerini kapsıyor. Taşköprü Yerel Eylem Grubu ise Taşköprü ve Hanönü ilçesindeki faaliyetleri yürütülecekler. Şenpınar Yerel Eylem Grubu Derneği de Pınarbaşı-Şenpazar ilçe ve köylerini kapsıyor. Bunların üçünün toplam bütçesi 33 milyon 168 bin TL’dir. Bu bütçeleri kullanacaklar. Biz de yüzde 100 oranında hibe vereceğiz. Kendi stratejilerini belirledikleri stratejileri doğrultusunda faaliyetlerini yürütecekler. Bunlar, eğitim faaliyetlerinden, kendi ihtiyaçlarını karşılamadan kooperatiflerin, birliklerin, diğer derneklerin ihtiyaçlarını karşılama yönelik projeleri üretmeye, yetenek kazandırma faaliyetleri gibi birçok faaliyetler yapacaklar ve biz bunları destekleyeceğiz. Hatta kendi çalışanların tutun da derneklerin ofislerinin kirasına kadar destek kapsamında hepsi destek kapsamında yerelde kendi iş dinamikleriyle faaliyetlerini tetikleyecek projeleri biz destekleyeceğiz" diye konuştu.
Kayseri Başkan Gülsoy: "2026’da hedefimiz Kayseri’yi sadece bir üretim merkezi değil, bir ‘akıllı ticaret merkezi’ yapmaktır" Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Ocak Ayı Meclis Toplantısı’nda yaptığı konuşmasında, dünyanın diken üstünde olduğunu söyleyerek, "Belirsizlik rekabet şartlarını ağırlaştırdı" dedi. 2026 yılının ilk meclis toplantısına KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yönetim kurulu üyeleri ve oda üyeleri katıldı. Konuşmasında son günlerde dünyanın diken üzerinde olduğunu söyleyen Başkan Gülsoy, "Küresel ekonomideki gelişmelere bakacak olursak. Bu dönemde dünya siyasetinin de ne kadar keskin ve kuralsız bir viraja girdiğine hep birlikte şahitlik ediyoruz. Venezuela’da yaşanan durum buna bir örnektir. Meşru ya da gayrimeşru seçilmiş bir devlet başkanı bir operasyon ile eşiyle birlikte alınıyor. Son günlerde yine dünya diken üzerinde. ABD ile İran arasında tırmanan gerilim, Orta Doğu’yu bir kez daha geniş çaplı bir savaşın eşiğine getirmiş durumda. Ardı ardına yaşanan toplumsal gerilimler, bölgesel belirsizliği maalesef canlı tutmaya devam ediyor. Terörsüz Türkiye sürecine girmişken Suriye’de sahadaki yeni güvenlik gelişmeleri ve artan hareketlilik de ona keza. Rusya-Ukrayna savaşı, Çin-Filipinler. Yaşanan gelişmeler küresel ölçekte ekonomik ve siyasi risklerin aynı anda tırmandığı bir sürece işaret ediyor. Bu durum enerji koridorlarından emtia fiyatlarına, ticaret yollarından finansal piyasalara kadar pek çok alanda hızlı ve öngörülemez değişimlere yol açabiliyor. Tüm bu olumsuz tablolara rağmen iş dünyamızın en büyük gücü zorlukları görürken umudunu kaybetmemesidir. Belirsizliğin arttığı bu dönemde üretmekten ve rekabetten vazgeçmemeliyiz. Ancak şunu net bir biçimde ifade etmeliyim ki: rekabetin şartları da ağırlaşmıştır. Bu nedenle üretim yaparken yalnızca kendi maliyetlerimizi değil dünyanın içinde bulunduğu bu yeni ve belirsiz düzeni de dikkate almak zorundayız. Kanayan yaramız, Çin ile olan ticaretimiz konusuna da görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Rakamlar ürkütücü. 2025 yılı sonu itibarıyla Çin ile olan dış ticaret açığımız 42 milyar dolara ulaştı. Türkiye’nin toplam dış ticaret açığının yarısından fazlası (%51) tek başına Çin’den kaynaklanıyor. Daha acısı ne biliyor musunuz? Çin, ihracat sıralamamızda Slovenya gibi küçük ülkelerin bile gerisinde kalarak 22. sıraya düşmüştür. Çinli şirketler sadece iç pazarımızı değil, en büyük kalemimiz olan Avrupa pazarındaki payımızı da adeta dümdüz ederek elimizden alıyor. Bu durum, Türk sanayicisinin yatırım yapma mecalini bitiriyor. Buradan açıkça ifade ediyorum Bu sorunu görmezden gelemeyiz. İthalatı mikro düzeyde ürün ürün, marka marka analiz etmeliyiz. Gerekiyorsa gümrük vergilerini, gerekiyorsa ticaret engellerini Trump gibi bir kararlılıkla ama stratejik bir akılla masaya koymalıyız. Bizim ihtiyacımız sadece korumacılık değil, körelen rekabetçiliğimizi geri kazanacak bir Büyük İmalat Sanayi Hamlesidir. Bugün baktığımızda ABD ile Çin arasındaki çekişme, artık klasik bir rekabetin çok ötesindedir. Bugünün savaş cephesi çipler, yarı iletkenler ve nadir toprak elementleridir. Bakınız, Güney Kore örneği önümüzde duruyor; petrolü yok ama yüksek teknolojisi ve rafinasyon kapasitesiyle dünyanın en büyük enerji ihracatçılarından biri haline geldi. Biz de Kayseri olarak ‘bizim petrolümüz yok’ diyerek hayıflanamayız. Bizim petrolümüz girişimci ruhumuz, zekâmız, inovasyonumuz ve üretme iştahımızdır. Diğer taraftan AB ile Hindistan arasında yapılan anlaşma Türkiye’nin dış ticaret dengeleri açısından kritik bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Taslak metinlerin yayımı sonrası başlayacak olan hukuki inceleme sürecini takiben, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte; otomotiv, tekstil, mobilya, kuyumculuk, kimya, deri ve metalurji gibi stratejik sektörlerde sağlanan gümrük muafiyetleri ve kota esneklikleri, Türk ihracatçısı üzerinde ciddi bir rekabet baskısı oluşturacaktır. Bu anlamda, Türkiye’nin pazar payını korumaya yönelik proaktif tedbirlerin ve stratejik hamlelerin ivedilikle hayata geçirilmesi elzemdir" dedi. Gülsoy, "Ülke ekonomimize baktığımızda 2025 yılı gerek ülkemiz gerekse küresel ekonomi açısından zorlukların yaşandığı bir yıl oldu. 2025 yılını dezenflasyon süreciyle, küresel ticaret savaşlarıyla ve dijitalleşmenin yakıcı hızıyla mücadele ederek kapattık. Yeni yılın bu ilk ayında dikkatle yönetilmesi gereken başlıkların varlığını koruduğunu hep birlikte görüyoruz. Bugün belirsizliğin bir istisna olmaktan çıkıp "yeni normalimiz" haline geldiği, bildiğimiz tüm ticaret kurallarının yeniden yazıldığı bir dönemin tam ortasındayız. Şimdi önümüzde, bu riskleri fırsata çevirmemiz gereken kritik bir 2026 ajandası var. Artık ticaret, sadece mal alıp satmak değil; bir güç savaşı haline geldi. Demir-çelikten otomotive kadar birçok stratejik sektörde, gümrük duvarlarının yükseldiğini görüyoruz. Enflasyonla mücadele kapsamında atılan adımların etkilerini kademeli olarak görmeye başlasak da fiyat istikrarı konusunda hâlâ kat etmemiz gereken önemli bir mesafe olduğunu biliyoruz. Finansmana erişim ise geçtiğimiz yıl iş dünyamızın ana gündem maddelerinden biri oldu. Faiz oranlarının nakit akışı ve yatırım iştahı üzerindeki etkisi sahada güçlü biçimde hissedildi. Resmî verilere baktığımızda büyüme oranlarımızın ve millî gelirimizin arttığını, 2025 yılının sonuna doğru enflasyonun son yılların en düşük seviyelerine gerileyerek yüzde 30,9 seviyelerinde gerçekleştiğini görüyoruz. Ancak sahadaki yansımaların bu verilerin ortaya koyduğu tabloyla aynı ölçüde hissedilmediğini de açıkça ifade etmemiz gerekiyor. Küresel ölçekte de 2025 yılı oldukça zorlu bir sınav oldu. Artan üretim maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler, enflasyon oranının çok altında kalan döviz kuru ve güçlü TL dengesi ihracatçılarımızın kârlılığını düşürdü. Bu süreçte birçok firma yurt dışı borçlanmaya yönelmek zorunda kaldı. Özellikle emek yoğun sektörlerde ciddi kayıplar yaşandı. 2026’da ekonomi ve siyasetin birbirinden ayrılmaz bir bütün olacağını biliyoruz. Ana gündemimiz yine enflasyon. Bizim talebimiz net. Ekonomik programa olan güven perçinlenmeli, rasyonel zemin terk edilmemelidir. Enflasyon canavarından kurtulmadan sürdürülebilir bir büyüme hayaldir. Değerli arkadaşlar, Kayseri olarak 2025’i tüm zorluklara rağmen 3 milyar 847 milyon dolar ihracatla kapattık. Geçen seneye oranla yüzde 2,54 oranında bir artış yaşandı. İş dünyası olarak tüm gücümüzle üretim, ihracat ve istihdamın sürdürülebilirliği için olağanüstü mücadele veriyoruz. Bu başarı, alın teriyle üretim yapan sanayicimizin ortak emeğinin bir yansımasıdır. Dünya için üreten, ülkemiz için rekabet eden tüm firmalarımıza, çalışanlarına ve emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Ancak 2026’da vites artırmak zorundayız. 2026’da bizim hedefimiz, Kayseri’yi sadece bir üretim merkezi değil, bir ‘akıllı ticaret merkezi’ yapmaktır" ifadelerini kullandı. Marmara bölgesine alternatif bir güvenli liman oluşturulması gerektiğini söyleyen Gülsoy, "Özellikle altını çizmek istediğim bir konu var. 2019 yılından bu yana her platformda, her Ankara ziyaretimizde adeta bir ’memleket meselesi’ olarak savunduğumuz o hayati konuya gelmek istiyorum; Orta Anadolu Üretim Havzası. Hatırlayacaksınız, bu kürsüden defalarca dile getirdim. Dedik ki; Marmara Bölgesi artık doldu, taştı. Sanayiyi tek bir bölgeye hapsetmek, Marmara’nın omuzlarına bu kadar yük yüklemek hem o bölgeye hem de Türkiye’nin geleceğine yazıktır. Allah korusun, Marmara’da yaşanacak yıkıcı bir deprem, Türkiye ekonomisinin şalterini indirmek demektir. Ülkemizin ekonomik ve sosyal yaşantımızı riske atmamak için, yumurtaların hepsini aynı sepete koymamalıyız. İşte biz bu riskleri gördüğümüz için 2019’dan beri diyoruz ki Marmara’ya alternatif, deprem riski düşük, sanayi tecrübesi yüksek bir ’Güvenli Liman’ oluşturulmalı. "Orta Anadolu Üretim Havzası kurulmalı" dedik. Kırıkkale’den Ankara’ya, Konya’dan Aksaray’a, Niğde’den Mersin’e ve elbette bu işin kalbi olan Kayseri’ye uzanan bir üretim koridoru şarttır. Biz bu talebimizi sadece buralarda konuşmadık. Ankara ziyaretlerimizde, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz ile yüz yüze görüşmemizde de bu dosyayı bizzat sundum. ’Kayseri’nin müteşebbis ruhu hazır, sanayi altyapısı hazır; bize sadece hızlı demir yolu, otoban ve lojistik merkez gibi elzem projelerin önünü açın. Ulaşım olmadan ticaret olmaz’ dedik. Nihayet sesimiz karşılık buldu! Yıllardır verdiğimiz bu mücadele, Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle artık vücut bulmaya, somut bir devlet politikasına dönüşmeye başladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan ‘Ulusal Sanayi Alanları Master Planı’ ile Marmara’daki sanayi kümelenmesinin risk haritası çıkarılacak kapsamlı bir çalışma başlatıldı. Buna göre İstanbul, Tekirdağ, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Yalova, Kocaeli ve Sakarya illerinde bulunan 77 Organize Sanayi Bölgesi ile birlikte büyük sanayi tesisleri ve kritik altyapılar; ulaşım ve enerji bağlantıları da dikkate alınarak incelenecek. Marmara’daki yoğunluğu azaltma hedefi doğrultusunda, İç Anadolu ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere yeni sanayi havzaları oluşturulması planlanıyor. Kayseri’mizin de içinde bulunduğu 16 ili kapsayan bu stratejik hamle, Türkiye’nin ikinci büyük sanayi koridorunu inşa edecektir. Kayseri, sahip olduğu sanayi kültürüyle, çevresindeki 13 ili doğrudan, 20’den fazla ili ise dolaylı olarak etkileyen bir ’çekim merkezidir’. Biz bu yatırımları sonuna kadar hak ediyoruz. Bu vizyoner kararla hem bölgesel kalkınma farkları azalacak hem de Türkiye ekonomisi deprem riskine karşı sigortalanmış olacaktır. Bu vesileyle; 2019’dan beri sabırla ve kararlılıkla dile getirdiğimiz bu ’Orta Anadolu Üretim Havzası’ projesini sahiplenen, Kayseri’nin ve İç Anadolu’nun sesine kulak veren, bu stratejik dönüşümün mimarı Sayın Cumhurbaşkanımıza, şahsım ve Kayseri iş dünyası adına en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Sanayi ve Teknoloji Bakanımıza da teşekkür ediyorum. Bu proje, Kayseri ticaretinin ve sanayisinin önümüzdeki 100 yılını kurtaracak bir dönüm noktasıdır. 2026 yılı, küresel belirsizlikleri, teknolojik dönüşümü ve iç siyasi takvimi aynı anda yönetmemiz gereken bir "stratejik zekâ" yılı olacaktır. Kayseri Ticaret Odası olarak 130 yıllık birikimimizle, bu fırtınalı denizde üyelerimizin haklarını savunmaya devam edeceğiz. Yeşil dönüşümü tozlu raflara kaldırmadan, Dijitalleşmeyi odağımıza alarak Ve en önemlisi, üretkenliğimizi artıracak yatırımlara odaklanarak bu yılı bir "yeniden yükseliş" yılına çevirebiliriz. Biz devletimize, milletimize ve kendi potansiyelimize güveniyoruz. Türkiye, bu zorlu eşiği de birlik içinde aşacak ve geleceğin parlayan yıldızı olacaktır" dedi. Yapay zekanın ulusal üretkenliğin merkezinde olduğunu söyleyen Başkan Ömer Gülsoy, "2026’da yapay zekâ artık sadece bir Ar-Ge başlığı değil; ulusal güvenlik ve ekonomik üretkenliğin merkezindedir. Büyük teknoloji şirketlerinin hamleleri emtia piyasalarını ve enerji fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Kayseri Ticaret Odası olarak üyelerimizi bu dönüşüme hazırlamak, yapay zekâyı bir maliyet artışı olarak değil, verimlilik aracı olarak konumlandırmak zorundayız. Bu yılda dijitalleşme ve yapay zeka konusunda etkinliklerimizi geçmişte olduğu gibi artırarak devam ettireceğiz. Bir başka hayati konu ise kapımıza dayanan, hatta artık içeri giren ’Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’dır. Biliyorsunuz, yıllardır ’geliyor’ dediğimiz o büyük değişim günü geldi çattı. En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği’nin bu düzenlemesi, 1 Ocak 2026 itibarıyla tüm mali yükümlülükleriyle birlikte resmen yürürlüğe girdi. Bu ne demek? Eğer karbon ayak izimizi düşüremezsek, sınırda ek vergilerle karşı karşıya kalacağız demektir. Bu düzenlemenin ihracat maliyetlerimiz üzerinde ciddi bir baskı oluşturacağı gün gibi ortadadır. Ancak biz bu süreci yalnızca bir risk veya bir maliyet yükü olarak değil, aynı zamanda küresel ligde yerimizi sağlamlaştıracak ’büyük bir dönüşüm fırsatı’ olarak görmek zorundayız. Eğer yükümlülüklerimizi zamanında ve doğru şekilde yerine getirirsek, üreticimizin rekabet gücü sadece korunmakla kalmayacak; rakiplerimizin önüne geçerek daha da güçlenecektir. Artık sadece ’ucuz’ veya ’kaliteli’ mal üretmek yetmiyor; artık ’temiz’ üretmek zorundayız. Fabrikalarımızı sürdürülebilir altyapılarla donatmalı, enerjimizi yeşil kaynaklardan sağlamalıyız. Üretimimizi çevreyle uyumlu, sıfır atık odaklı ve karbon ayak izi düşük bir yapıya kavuşturmak, çocuklarımıza bırakacağımız geleceğin ötesinde, ticari varlığımızı sürdürmek için de ertelenemez bir zorunluluktur. Bu dönüşümü hep birlikte bir ’Yeşil Sanayi Hamlesine’ dönüştürmeliyiz. Odamızın danışmanlık birimleri ve ilgili kurumlarımızın destekleriyle bu süreçte her bir üyemizin yanında olduğumuzun bilinmesini isterim" ifadelerini kullandı. Başkan Gülsoy’un konuşmasının ardından meclis toplantısına konuk olarak katılan SGK İl Müdürü Mustafa Türkoğlu ile İl Göç İdaresi Müdürü Enver Tutel, kurum çalışmaları hakkında üyeleri bilgilendirdi.
İstanbul Voleybolun geleceği Antalya’da konuşuldu Eczacıbaşı Spor Kulübü bünyesinde ilk kez düzenlenen Eczacıbaşı Geleceğe Smaç Takımları Turnuvası, farklı kampüslerden sporcuları Antalya’da bir araya getirdi. 21 Ocak-1 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilen turnuva Antalya Nirvana Cosmopolitan Hotel’de yapıldı. Antalya’da 10 gün boyunca, üç dönem halinde gerçekleştirilen turnuva kapsamında; her dönemin sonunda Eczacıbaşı Dynavit’in başarılı sporcuları Ebrar Karakurt, Elif Şahin, Simge Aköz ve Yaprak Erkek, uzaktan bağlantıyla genç voleybolcularla bir araya gelerek kariyer yolculuklarını paylaştı ve onlara ilham verdi. Turnuvanın kapanış gününde ise Dilay Özdemir ve Meliha Diken de uzaktan bağlantıyla sporcularla buluşacak. Voleybolun geleceği ve mirası Turnuvanın kapanış etkinliğinde Eczacıbaşı Spor Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Eczacıbaşı’nın ev sahipliğinde, genç sporcuların katılımıyla voleybolun geleceği ve mirası odağında kapanış etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Faruk Eczacıbaşı, "‘Birlikten kuvvet doğar’ diye bir söz vardır. Gücü birlikte üretmek, ortak bir hedef doğrultusunda birlikte çalışabilmek ve bir takımın vazgeçilmez bir parçası olabilmek son derece değerlidir. Bu yalnızca spor hayatınızda değil, özel hayatınızda da geçerlidir. Bir bütünün vazgeçilmez bir parçası olmanın ne kadar önemli olduğunu, böyle ortamlarda çok daha iyi göreceğinize inanıyorum. Bu deneyimler, hayatınıza yön verecek önemli kazanımlar sağlayacaktır. Toplum içinde, arkadaşlık ilişkilerinizde, ileride kuracağınız ailede ve hayatınız boyunca üstleneceğiniz her rolde; bir bütünün vazgeçilmez parçası olmayı en iyi şekilde yine bu tür ortamlar sayesinde öğreneceksiniz. Sizler, tüm dünyaya gençlerin ve özellikle Türk kadınlarının neler başarabileceğini, ne kadar güçlü ve kararlı olabileceğini göstereceksiniz. Önünüzde uzun ve dolu dolu bir hayat var. Hayat yalnızca spordan ibaret değil; bireysel ve toplumsal olarak da anlam kazanan bir yolculuk. Toplumun vazgeçilmez bir parçası olmayı başardığınızda, hayatın en değerli amaçlarından birini gerçekleştirmiş olacaksınız. İyi bir birey olmak; aranan, sevilen ve ‘onsuz olmaz’ denilen biri haline gelmek, hayat yolculuğunuzun en önemli rehberlerinden biri olacaktır" dedi. Eczacıbaşı Spor Kulübü, Geleceğe Smaç Okulları ile genç sporcuları voleybolla buluşturmaya, onların sportif ve kişisel gelişimlerine katkı sağlamaya ve Eczacıbaşı geleneğini yeni nesillere aktarmaya devam ediyor. 30 bin genç kız voleybol ile tanıştı 2015 yılında, Eczacıbaşı Spor Kulübü, ES Voleybol Spor Kulübü iş birliğiyle Geleceğe Smaç projesini hayata geçirdi. Temmuz 2025 itibarıyla Geleceğe Smaç, tamamen Eczacıbaşı Spor Kulübü bünyesinde faaliyet gösteren Geleceğe Smaç Spor Okulları yapısına dönüştü. Bu dönüşümle birlikte spor okulları, kulübün altyapı sistemiyle daha güçlü bir entegrasyon sağlayarak kız çocuklarının erken yaşta voleybol ile tanışmasını, spor kültürü kazanmasını ve lisanslı sporcu olarak gelişimlerini sürdürmeleri hedefleniyor. O tarihten bu yana, 24 kampüste yürütülen program kapsamında 30 bin genç kız voleybol ile tanıştı. 2015 yılından itibaren programa 10 bine yakın sporcu katılım sağladı; bunların 4.951’i voleybol okullarında eğitim alırken, 2.100’ü lisanslı sporcu oldu. Eczacıbaşı Spor Kulübü bünyesinde Antalya’da ilk kez düzenlenen Geleceğe Smaç Takımları Turnuvası’na; İstanbul başta olmak üzere Ataşehir, Beykoz, Koşuyolu, Şerifali, Florya, Maltepe ve İzmir kampüsleri (Gaziemir, Bornova, Karşıyaka) ile Ankara, Adana, Mersin ve Eskişehir’den toplam 13 kampüs ve 625 sporcunun katıldı.