Son Dakika
|
İzmir'de freni boşalan tır 10 araca çarptı
İstanbul'da sokak çetelerine yönelik operasyon
Trump: "İran işleri yoluna koyamıyor, akıllanmaları gerek"
Bartın’da halk otobüsü otomobilin üzerine devrildi: 44 yaralı
Şemdinli’de dereye düşen çocuğun cansız bedeni bulundu
Devler Ligi’nde 9 gollü maçın kazananı PSG
Edirne-İstanbul arası 1,5 saate düşüyor, ilk test sürüşü başarılı geçti
Tefecilere şafak operasyonu: Evden servet çıktı
Bursa’da tekmeli sopalı kavga
Endonezya'da tren kazası: 14 ölü, 84 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
İngiltere Kralı III. Charles 11 Eylül Anıtı’nı ziyaret etti, kurban yakınlarıyla bir araya geldi
ABD ordusu: "Abluka kapsamında 42 gemi geri döndürüldü, İran 6 milyar doları aşkın gelirden mahrum kaldı"
Bakan Fidan, Viyana Diplomasi Akademisi’nde düzenlenen konferansa katıldı
Trump: "(İran’a yönelik) Ablukayı kaldırmak istemiyorum"
İçişleri Bakanı Çiftçi, Atina'da
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Diyanet Vakfına kurban bağışında bulundu
Milli Savunma Bakanlığında "Savunma Sanayii" toplantısı
KÜLTÜR SANAT
Çamurdan sanata, Rize’den dünyaya
30 Nisan 2026 Perşembe - 09:17:48
Rize’nin Çayeli ilçesinde kurulan bir seramik atölyesi, çamuru sanata dönüştürerek Rize kültürünü yeniden yorumluyor. Seramik ve cam sanatçısı Demet Keskin öncülüğünde yöre kültürüne özgü semboller seramiğe işlenerek, yerelden evrensele uzanan bir başarıya dönüşüyor. Geleneksel el sanatlarını modern dokunuşlarla buluşturan Demet Keskin, Rize’nin Çayeli ilçesinde kurduğu Mühredem Sanat Atölyesi’nde çamuru sanata dönüştürüyor. Karadeniz’in zengin kültürel mirasını seramikle harmanlayan bu üretim süreci, sadece estetik bir değer üretmekle kalmıyor; aynı zamanda kadın emeğini güçlendiren, yerel değerleri yaşatan ve bölgeden dünyaya uzanan güçlü bir hikaye ortaya koyuyor. Geleneksel değerleri modern tasarımla harmanlayan Keskin, seramiği bölgeye sevdirmekle kalmadı; aynı zamanda kadınların üretime katıldığı güçlü bir dayanışma alanı oluşturdu. Küçük bir hayalden büyük bir atölyeye Çayeli Halk Eğitim Merkezi’nde cam ve seramik teknolojileri üzerine eğitim veren Demet Keskin, yaklaşık beş yıl önce kendi atölyesini kurdu. Başlangıçta yalnızca kendi tasarımlarını üretmek isteyen Keskin, gördüğü ilgiyle birlikte bu işi büyüttü. Gelişen süreci anlatan Keskin, "Aslında bu işe başlarken büyük bir planım yoktu. Sadece kendi tasarımlarımı yapmak istiyordum. Ama yaptığımız işler bölgede çok ilgi gördü. Çünkü burada daha önce yapılmayan bir şey yaptık. Çayeli’nde bu alanda ilkiz" diye konuştu. Atölyenin en dikkat çeken yönlerinden biri, Karadeniz kültürünü doğrudan ürünlere yansıtması oldu. Horon, tulum, keşan gibi simgelerin yanı sıra çay çiçeği, komar ve lahana çiçeği gibi bir çok yerel unsurlar tasarımlarda kendine yer buldu. Yöreye özgü sembolleri işlerken hikayeleri de araştırdığını söyleyen Keskin, "Bu coğrafya çok zengin bir kültüre sahip. Müziğiyle, horonuyla, çayıyla, yayla çiçekleriyle Hepsi bize ilham verdi. İnsanlarla birebir iletişim kurdum, sözlerini not aldım, bir arşiv oluşturdum. Sonra bunları seramikle buluşturduk" şeklinde konuştu. "Ben değil, biz başardık" Atölyenin başarısında ekip ruhunun önemli olduğunu vurgulayan Keskin, "Bu işi hiçbir zaman tek başıma yapmadım. Çok güçlü bir ekibim var. Ben her zaman ‘ben’ değil ‘biz’ diyorum. Bu atölyede herkesin emeği var. Hatta maddi karşılık beklemeden destek olanlar oldu. Bu dayanışma sayesinde bu noktaya geldik" şeklinde konuştu. Hedef e-ticaret ve dünya pazarı Atölyenin bir sonraki hedefinin e-ticaret olduğunu belirten Keskin, önce Türkiye genelinde ardından yurt dışında satış yapmayı planladıklarını dile getirdi. Keskin, "Karadeniz kültürünün dünyada ilgi göreceğine inanıyorum. Bu emeği daha geniş kitlelere ulaştırmak istiyoruz" diye konuştu. Kadınlar için bir umut kapısı Keskin’in en önemli hedeflerinden biri de kadınların üretime katılımını artırmak. Atölyede birçok kadının meslek öğrenerek kendi yolunu çizdiğini belirten Keskin, bu sürecin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Keskin, "Aynı zamanda bu atölye ile kadınlara dokunmak istiyorum. Kadınların kendi ayakları üzerinde durması benim için çok önemli" dedi. Atölyede üretilen seramik ürünler sadece görsel tasarımlarla değil, üzerlerine işlenen yerel sözlerle de dikkat çekiyor. Bölgeye ait duyguları, aşkı, özlemi ve hatıraları yansıtan bu ifadeler, bardak ve fincanlara adeta birer hikaye kazandırıyor.
30 Nisan 2026 Perşembe - 08:48
Öğrencilerin yıl boyunca emek verdikleri eserler görücüye çıktı
Aydın’ın Efeler ilçesinde öğrenciler, yıl boyunca hazırladıkları eserleri düzenlenen yıl sonu resim sergisinde görücüye çıkardı. Efeler Ortaokulu’nun yıl sonu resim sergisinin açılışı, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Çomruk tarafından gerçekleştirildi. Görsel Sanatlar Öğretmeni Seda Kuzu Turan rehberliğinde hazırlanan sergide, öğrencilerin yıl boyunca emek vererek ortaya koyduğu çalışmalar sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergiyi gezen İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Çomruk, öğrencilerin eserlerini tek tek inceleyerek çalışmaların büyük bir özveri ve yetenek ürünü olduğunu ifade etti. Sanatın öğrencilerin duygu dünyasının gelişimindeki önemine dikkat çeken Çomruk, bu tür etkinliklerin öğrencilerin özgüven kazanmalarına ve kendilerini ifade etmelerine katkı sağladığını belirtti. Öğrencilerin yalnızca akademik alanda değil, sanatsal ve sosyal yönlerden de gelişmesinin önemine vurgu yapan Çomruk, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında çok yönlü bireyler yetiştirmenin güçlü bir geleceğin temeli olduğunu ifade ederek program sonunda emeği geçen öğretmen Seda Kuzu Turan ile öğrencilere teşekkür etti.
30 Nisan 2026 Perşembe - 08:39
"Belleğin Çocukları" sergisi Erzincan’da açıldı
Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım, Erzincan’da düzenlenen "Belleğin Çocukları" isimli resim sergisinin açılışını yaptı. Programa Vali Hamza Aydoğdu ile il protokolü de katıldı. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi (EBYÜ) Erdoğan Büyükkasap Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen açılışta kurdele kesiminin ardından sergi gezildi. Sergide, EBYÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan eserler yer aldı. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan yıkım, yok edilme ve yok olma süreçlerine tanıklık eden çocukların portreleri, karakalem tekniğiyle yeniden yorumlanarak sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Katılımcılar, çizginin dönüştürücü gücüyle hazırlanan eserleri inceleyerek öğrencilerden çalışmalar hakkında bilgi aldı.
30 Nisan 2026 Perşembe - 08:36
Gördes’in tarihine ışık tutacak kitabın geliri öğrencilere bağışlanacak
Manisa’da tarihçi, öğretmen ve eğitim yöneticisi Nurullah Ertuğrul’un kaleme aldığı "Eski Gördes" adlı kitabın basın lansmanı gerçekleştirildi. 27 yıllık vakıf kayıtları araştırmasının ürünü olan kitap, hem Gördes tarihine ışık tutacak hem de satış gelirleriyle öğrencilere burs desteği sağlayacak. "Eski Gördes" kitabının tanıtım toplantısına yazar Nurullah Ertuğrul’un yanı sıra eserin hazırlanış sürecine katkı sunan Süleyman Sami İlker ve Hüseyin Tunçay da katıldı. Uzun yıllar Vakıflar Müdürlüğü görevinde bulunan Nurullah Ertuğrul, lansmanda yaptığı konuşmada göreve başladığında vakıflar konusunda sınırlı bilgiye sahip olduğunu, zamanla vakıfların tarihin en önemli kaynaklarından biri olduğunu fark ettiğini söyledi. 27 yıl boyunca yalnızca Gördes değil, Manisa’nın tüm ilçelerine ait vakıf kayıtlarını incelediğini belirten Ertuğrul, çalışmasını tamamen belgelere dayandırdığını ve kişisel yorumdan özellikle kaçındığını ifade etti. Kitabın ortaya çıkış sürecine de değinen Ertuğrul, Gördes’e ilişkin bölümün kitaplaştırılması fikrinin Süleyman Sami İlker’den geldiğini belirterek, eserin ilçenin kuruluşundan günümüze kadar uzanan vakıf geçmişini belgeleyen önemli bir kaynak olduğunu kaydetti. Süleyman Sami İlker ise Gördes üzerine bugüne kadar çok sayıda eser yazıldığını ancak vakıf perspektifinden hazırlanmış bu kapsamlı çalışmanın bir ilk olduğunu söyledi. İlker, kitabın zengin görsel içeriği ve akademik niteliğiyle araştırmacılar için önemli bir kaynak olacağını ifade etti. Geliri öğrencilere burs olacak İlker, kitabın telif gelirlerinin tamamının Manisa’da üniversite öğrencilerine burs sağlayan Eğitime Katkı Derneği’ne bağışlanacağını açıkladı. Böylece yazar ve katkı sunan isimlerin eserden herhangi bir maddi gelir elde etmeyeceği bildirildi. Hüseyin Tunçay da kitabın uzun yıllara dayanan titiz bir emeğin ürünü olduğunu belirterek, Gördes’in kültür tarihine önemli katkı sunduğunu söyledi. Tunçay, 208 sayfalık eserde 150’yi aşkın fotoğrafın yanı sıra plan, tablo ve krokilerin yer aldığını, kitabın dört ana bölümden oluştuğunu kaydetti. Kitabın ön kapağında Gördes Kalesi ile Pazar (Yahşi Çelebi) Camii, arka kapağında ise Gördesli Şehit Makbule Hanım ve dönemin önemli isimlerinin yer aldığı tarihi bir fotoğraf bulunuyor. Akademik çevrelerden yoğun ilgi gördüğü belirtilen "Eski Gördes" kitabının önümüzdeki günlerde Türkiye genelinde okurlarla buluşacağı öğrenildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
28 Nisan 2026 Salı- 12:27
Tavşanlı Halk Eğitimi Merkezi’nden uluslararası tanıtım atağı
2
23 Nisan 2026 Perşembe- 10:15
Sanayinin başkenti Gebze’de bu kez sanayi değil tarih konuşuldu
3
28 Nisan 2026 Salı- 10:57
Kütahya’da "Tezhip ve Kalem İşi Sanatı" konferansı
4
23 Nisan 2026 Perşembe- 10:28
Athena Heykeli molozlar arasında bulundu
5
29 Nisan 2026 Çarşamba- 10:13
Caminin duvar boşluğundaki sır yüzyıllar sonra ortaya çıktı
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:13
Yozgatlı Kültür Bakanlığı Sanatçısı Raşit Öztürk 19 yıldır ağaç parçalarını hayal gücüyle süslüyor
Yozgat’ın Aydıncık ilçesinde yaşayan Raşit Öztürk, ormanlık alandan topladığı ağaç parçalarına hayal gücüyle şekil veriyor. Raşit Öztürk, emekli olduktan sonra yerleştiği Kösrelik köyünde bağ bahçe işleriyle uğraşırken kağnı figürleriyle başladığı sanatını, odun parçacıklarına şekiller vererek sürdürüyor. Ormanda bulduğu ağaçları, odun parçalarını topluyor, hayal kuruyor, törpülüyor, zımparalıyor ve eserler üretiyor. Aynı zamanda 2016 yılında Kültür Bakanlığı Sanatçısı ilan edilen Öztürk, sanatının daha geniş kitlelerce duyulmasını istiyor. "Ağaçlara bakıp ne yapabileceğimi düşünüyorum" Öztürk, "Kök sanat işleriyle uğraşıyorum. Değnek, baston, hayvan figürleri, ağaç işleri yapıyorum. Bu konuda eğitim almadım. Emekli olduktan sonra köye geldim. Köyde bir şeyler ekip biçtik. Kağnı işleriyle başladım ve ağaç köklerinden bastonlar yaptım. Hayvan figürleri, ağaç kozalakları, otlardan ne bulursam aldım. Kuru ve bazen de yaş ağaçlardan bir şeyler yapmaya çalıştım. Evimiz oturulacak durumda değildi. Buraya Vali Bey geldi, ilgilendiler. Burası daha önce ahırdı. Kesilen ağaçlardan, dağlardan, bayırlardan malzeme topluyorum. Dağda gezerken önce ağacın altına bakıyorum. ‘Bu ağaçtan ne gibi bir şey yapabilirim?’ diye düşünüyorum. Taşları, ağaç parçalarını topluyorum" dedi. "Buradaki ürünler eksilecek ki yeni bir şeyler yapayım" Kök baston sergisine çok sayıda ziyaretçi geldiğini ifade eden Öztürk, "Gelenler memnun dönüyor. Beğeniyor, takdir ediyor. Su kabaklarından da bir şeyler yapmaya çalıştım. Ceviz kütüklerinden yakma makinesiyle hayvan figürleri yapıyorum. Buradaki ürünler eksilecek ki ben de yeni bir şeyler yapayım. Burası yapılalı 4-5 sene oldu. 2006’dan itibaren bu işle uğraşıyorum. 2016’dan beridir Kültür Bakanlığı sanatçısıyım. Unvanı baston, kağnı, hayvan figürleriyle elde ettim. İmtihana çağırdılar. Baston sanatçısı ilan edildim" şeklinde konuştu.
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:08
Yozgatlı Kültür Bakanlığı Sanatçısı Raşit Öztürk 19 yıldır ağaç parçalarını hayal gücüyle süslüyor
Yozgat’ın Aydıncık ilçesinde yaşayan Raşit Öztürk, ormanlık alandan topladığı ağaç parçalarına hayal gücüyle şekil veriyor. Raşit Öztürk, emekli olduktan sonra yerleştiği Kösrelik Köyünde bağ bahçe işleriyle uğraşırken kağnı figürleriyle başladığı sanatını, odun parçacıklarına şekiller vererek sürdürüyor. Ormanda bulduğu ağaçları, odun parçalarını topluyor, hayal kuruyor, törpülüyor, zımparalıyor ve eserler üretiyor. Aynı zamanda 2016 yılında Kültür Bakanlığı Sanatçısı ilan edilen Öztürk, sanatının daha geniş kitlelerce duyulmasını istiyor. "Ağaçlara bakıp ne yapabileceğimi düşünüyorum" Öztürk, "Kök sanat işleriyle uğraşıyorum. Değnek, baston, hayvan figürleri, ağaç işleri yapıyorum. Bu konuda eğitim almadım. Emekli olduktan sonra köye geldim. Köyde bir şeyler ekip biçtik. Kağnı işleriyle başladım ve ağaç köklerinden bastonlar yaptım. Hayvan figürleri, ağaç kozalakları, otlardan ne bulursam aldım. Kuru ve bazen de yaş ağaçlardan bir şeyler yapmaya çalıştım. Evimiz oturulacak durumda değildi. Buraya Vali Bey geldi, ilgilendiler. Burası daha önce ahırdı. Kesilen ağaçlardan, dağlardan, bayırlardan malzeme topluyorum. Dağda gezerken önce ağacın altına bakıyorum. ‘Bu ağaçtan ne gibi bir şey yapabilirim?’ diye düşünüyorum. Taşları, ağaç parçalarını topluyorum" dedi. "Buradaki ürünler eksilecek ki yeni bir şeyler yapayım" Kök baston sergisine çok sayıda ziyaretçi geldiğini ifade eden Öztürk, "Gelenler memnun dönüyor. Beğeniyor, takdir ediyor. Su kabaklarından da bir şeyler yapmaya çalıştım. Ceviz kütüklerinden yakma makinesiyle hayvan figürleri yapıyorum. Buradaki ürünler eksilecek ki ben de yeni bir şeyler yapayım. Burası yapılalı 4-5 sene oldu. 2006’dan itibaren bu işle uğraşıyorum. 2016’dan beridir Kültür Bakanlığı sanatçısıyım. Unvanı baston, kağnı, hayvan figürleriyle elde ettim. İmtihana çağırdılar. Baston sanatçısı ilan edildim" şeklinde konuştu.
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:05
Hurdaları aile mesleği olan balıkçılık figürlerine dönüştürüyor
Eskişehir’de yaşayan Mücahit Diyar Arız, aile mesleği olan balıkçılığı sanatsal bir ifadeye dönüştürerek, metal parçalarla sanat eserleri üretiyor. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü mezunu 22 yaşındaki Mücahit Diyar Arız, Tepebaşı ilçesi Uluönder Mahallesi’ndeki atölyesinde çocukluktan gelen sanat tutkusunu, eğitimini aldığı heykelle birleştiriyor. Sanat hayatına hurdalıkta bulduğu bir yığın kaşıkla başlayan ve esas ilhamını aile mesleği olan balıkçılıktan alan genç sanatçı, eserlerinde özellikle metal malzemeleri kullanıyor. Arız, metali tercih etmesinin nedenini, "Farklı malzemeleri bir araya getirme" fikrinin kendisini cezbetmesiyle açıklıyor. Santçı, sanayi ortamının sunduğu kolay malzeme erişimi ve rahat çalışma şartlarını avantaja çevirerek tutkusunu geliştirmeyi hedefliyor. "Farklı malzemeleri bir araya getirme fikri benim ilgimi çekiyor" Eserlerinde neden metali seçtiğinden bahseden Mücahit Diyar Arız, "Farklı malzemeleri bir araya getirme duygusu beni cezbetti. Bunu mermer veya ahşapta yapamayız. Şöyle açıklayayım, ben bir heykel ürettiğimde dünyanın her yerinden metal toplayıp bir araya da getirebilirim. Bu bir araya getirme fikri benim ilgimi çekiyor, hoşuma gidiyor. Heykel Bölümünü kazandıktan sonra aslında okula başladığım gün dedim ki ’Tamam ben heykel okuyacağım, ben bu mesleği heykel üzerinden yürüteceğim.’ Böyle bir karar verdim" diye ifade etti. "Malzemeyi komşudan alabiliyorum" Sanayinin metal sanatı için tam bir biçilmiş kaftan olduğundan ve burada çalışmanın kolaylığından bahseden Arız, "Her ne kadar da sanayinin bu bölgesi mermer ile ilgili olsa da metal bulmakta zorlanmıyorum. Malzemeye ulaşmam kolay oluyor. Örneğin bir tane aparatım eksik oluyor, komşudan alabiliyorum. Ayrıca sanayi ortamı olduğu için çıkardığım gürültü bir problem olmuyor. Daha rahat çalışabiliyorum. İş hayatı da benim için 10-11 yaşlarımda falan başladı. Balıkçılık bizim aile mesleğimiz. Benim amcalarım da babam da balıkçıydı. Ben de küçüklükten beri onların yanında gide gele gide gele balıkçılık ile ilgili bir şeyler öğrendim. Ama işte o zamanlar balıkçılığı sanatla bağdaştıramadığım için balık benim için çok büyük bir şey değildi. Seviyordum, deniz her zaman beni etkiliyordu ama tam bir anlam ifade etmiyordu" diye belirtti. Bir yığın metalle başlayan sanat Bir gün okulla birlikte hurdalığa gittiğini ve orada malzeme topladığını anlatan Arız, "Okuldan hocam Selçuk Yılmaz ile beraber bir yığın metal bulmuştuk. Bana bu metallerden balık yapılabileceğini söylemişti. Hocam gibi çevremdeki diğer insanlar da aslında balık yapmamı bekliyordu. Metallerden balık yapmaya da ilk o zaman başladım. Metalle çalışmaya başladım, bir denedim ve sonra bir baktım ki dur durak gelmedi. Sevdiğim için ne kadar hızlı çalıştığımı fark ettim. Bu tutkumu geliştirmek ve çok daha iyi yerlere gelmek istiyorum" dedi. (YG-BT-
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:05
"Ekim Geçidi" sergisi Çeşme’de
Türkiye’nin birçok ilinde gerçekleştirilen "Ekim Geçidi" sergisinin 24’üncüsü Çeşme Çarşısı’ndaki tarihi Aya Haralambos Kilisesi’nde açıldı. 20 Ekim’e kadar ziyarete açık olacak sergide, yetişkin sanatçıların eserlerinin yanı sıra çocukların yaptığı resimler de sanatseverlerle buluşuyor. Büyük ilgi gören sergiyi, Namık Kemal İlkokulu öğrencileri de öğretmenleri eşliğinde ziyaret etti. Sergi düzenleyicilerinden ressam Feriha Dağlı, öğrencilere sergi ve resim sanatı hakkında bilgi verirken, miniklerin meraklı sorularını da yanıtladı. Dağlı, sergide eseri bulunan öğrencilere katılım sertifikalarını da takdim etti. "Her çocuğun ruhunda bir iz bırakabildiysek ne mutlu bize" Ziyaretin ardından konuşan ressam Feriha Dağlı, çocukların ilgisinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek, "Bugün miniklerimiz geldi ve gerçekten çok güzel sorular sordular. Aslında tam da istediğimiz buydu; okulların daha çok sanat alanlarına gitmesi, bu alanların çocuklarla dolması. Avrupa’nın herhangi bir şehrine gittiğimde en çok etkilendiğim şey budur: Müzeleri, sergileri gezerken orada öğrencilerin, öğretmenlerin ve hatta yeni doğum yapmış bir annenin bile bebeğini kucağında taşıyıp ona tek tek eserleri gösterdiğini görmek. Belki o an çocuk çok küçük diye düşünüyorsunuz ama aslında değil, gördüğü güzellikler ya da çirkinlikler bilinçaltına yerleşiyor. Bu yüzden çocuklarımıza sanatı göstermek, onları bu ortamlara dahil etmek çok önemli. Eğer bugün burada her çocuğun ruhunda küçücük bir iz bırakabildiysek, ileride o merak duygusuyla öğrenmeye devam edeceklerdir." dedi. Serginin geçmişi hakkında da bilgi veren Dağlı, "Ekim Geçidi"nin 24 yıllık serüvenini şöyle anlattı: "Ekim Geçidi bu yıl 24. yılını kutluyor. İlki 2002 yılında İstanbul’da yapılmıştı. Cumhuriyete olan sanatçı duruşunu sergilemek amacıyla başlatıldı. O günden bu yana 30’dan fazla şehirde, üç-dört bin sanatçının katılımıyla gerçekleştirildi. Sergiler bazen belediyelerin salonlarında, bazen müzelerde, bazen de farklı mekânlarda düzenleniyor. Zaman zaman sponsorlarımız da oldu. Destekler bizleri motive ediyor, birlik duygusunu güçlendiriyor."
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:02
Mardin Kültür Yolu Festivali süresince Artuklu merkezde trafik düzenlemesine gidildi
Mardin Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) tarafından alınan karar doğrultusunda, 18-26 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek Mardin Kültür Yolu Festivali süresince trafik akışında geçici düzenlemeye gidildi. Festival süresince kent merkezinde yoğunluk yaşanmaması ve vatandaşların etkinliklere rahatlıkla katılım sağlayabilmesi amacıyla, her gün 18.00 ile 24.00 saatleri arasında ağır tonajlı araçların Artuklu ilçe merkezine geçişine izin verilmeyecek. Yetkililer, alınan kararın festival süresince hem trafik güvenliğini sağlamak hem de etkinlik alanlarında yaya hareketliliğini kolaylaştırmak amacıyla uygulandığını belirtti. Vatandaşların mağduriyet yaşamamaları için sürücülerin, belirlenen saatlerde alınan karara, trafik işaret ve işaretçilerine uymaları istendi.
16 Ekim 2025 Perşembe - 09:54
’Geleneksel Sea Garden Hasat Günleri’ 7’nci kez düzenlendi
Sağlık ve wellnes alanında dünyaca ünlü isimler, zeytinin yaşam döngüsüne ilham veren yolculuğunu konuşmak için Bodrum’da bir araya geldi. Hapimag Sea Garden Resort Bodrum’un ev sahipliğinde, Türk Hava Yolları sponsorluğunda gerçekleşen 7’nci Sea Garden Hasat Günleri, ’Zeytin ve Sağlıklı Yaşam’ temasıyla doğa, sağlık ve sürdürülebilirlik ekseninde ilham verici bir deneyim sundu. Hapimag Sea Garden Resort Bodrum’un gelenekselleşen Sea Garden Hasat Günleri, bu yıl da doğaya, sağlıklı yaşama ve yerel değerlere odaklanan dolu dolu bir programla gerçekleşti. Türk Hava Yolları sponsorluğunda ’Zeytin ve Sağlıklı Yaşam’ temasıyla düzenlenen etkinlik, zeytinyağının yalnızca mutfakta değil; beslenme, bakım, sağlık ve sürdürülebilir yaşamda da taşıdığı önemi vurguladı. Bodrum’un güzel doğasında iki gün süren etkinlikte katılımcılar, zeytinyağı tadımlarından doğal bakım atölyelerine, sağlıklı yaşam uygulamalarından atıksız mutfak çalıştaylarına kadar uzanan çok yönlü bir deneyim yaşadı. Akademisyenler, sağlık uzmanları, ekolojistler ve şefler, zeytinyağının yaşamın her alanındaki değerini ele aldı. Etkinliğin açılışına Bodrum Kaymakamı Ali Sırmalı, Bodrum Belediye Başkan Yardımcısı Ercan Pehlivan, İlçe Milli Eğitim Müdürü Aslan Korkmaz, İlçe Tarım Müdürü Muammer Bektaş ve Muğla Ticaret Borsası Meclis Başkanı Uğur Özen de katıldı. Hapimag Güney Ülkeleri Tatil Köyü Operasyon Müdürü Kerem Demirkol etkinliğe ilişkin yaptığı açıklamada, "Zeytin ve zeytinyağı, sadece sofralarımızın değil, yaşam kültürümüzün de ayrılmaz bir parçası. Hasat günleri ile bu değerli ürünü wellness bakış açısıyla ele alarak hem sağlığa hem de sürdürülebilirliğe olan katkılarını öne çıkarmayı amaçlıyoruz. Yerel üreticilerimizi desteklerken, zeytinyağının farklı alanlardaki kullanımını daha geniş kitlelerle buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz" dedi. Bu yılın onur konuğu, sağlık ve wellness alanında uluslararası otorite kabul edilen Dr. Simon Poole, açılış konuşmasında Akdeniz diyeti ve zeytinyağının sağlıklı yaşam üzerindeki etkilerini paylaştı. İtalya’dan katılan Emanuela Tamburini ise aile mirası zeytin üretimi konusundaki deneyimlerini aktardı. Oleolog Pelin Omuroğlu moderatörlüğündeki etkinliğin diğer konuşmacıları arasında Prof. Dr. Selçuk Aktürk, Dr. Gökçe Açıkel, Prof. Dr. Özge Samancı, Elif Edes, Diler Söğüt, Katja Meyendorff, Ebru Çatak, Dr. Pınar Nacak, Dr. Şahnur Irmak ve otelin Executive Şefi Orhan Demirok yer aldı.
16 Ekim 2025 Perşembe - 08:43
3. Uluslararası Dicle Belgesel ve Kısa Film Festivali Diyarbakır’da başladı
Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde, Diyarbakır Kültür Yolu Festivali kapsamında düzenlenen 3. Uluslararası Dicle Belgesel ve Kısa Film Festivali, Diyarbakır’da kapılarını sinemaseverlere açtı. İstanbul Gelişim Üniversitesi, SineAkademi ve Dicle Üniversitesi iş birliğiyle 14-17 Ekim 2025 tarihlerinde gerçekleşecek festival; film gösterimleri, paneller, atölyeler, özel söyleşiler ve sosyal sorumluluk etkinlikleriyle dört gün boyunca kentin kültür sanat gündeminde yerini alacak. Festivalin paydaşlarından biri olan İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ), açılış törenine üst düzey bir katılım sağladı. Törene, İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Rektör Prof. Dr. Bahri Şahin ve Halkla İlişkiler ve Tanıtım Daire Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Bülent Deyirmenci’nin yanı sıra Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat, Dicle Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aytaç Coşkun, Diyarbakır İl Kültür ve Turizm Müdürü İrfan Tekin, Lilafix Kurucusu Mehmet Cansız, GNP Mekatronik Genel Müdürü Gülcan Hamkan, Yeşilçam’ın duayeni Ediz Hun, oyuncu Gülser Tuncer ve eşi yönetmen-senarist Engin Ayça da katıldı. Festivalin koordinatörlüğünü İGÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi ve Halkla İlişkiler ve Tanıtım Daire Başkan Yardımcısı Ahmet Bikiç üstlenirken; organizasyon, SineAkademi, Dicle Üniversitesi ve Diyarbakır Valiliği iş birliğiyle yürütülüyor. İGÜ, bu etkinlik aracılığıyla genç sinemacıların üretimlerine destek olmayı, sanatı evrensel bir iletişim dili olarak güçlendirmeyi ve Türkiye’nin kültürel üretim kapasitesine katkı sunmayı amaçlıyor. Binin üzerinde başvuru, prestijli jüri kadrosu Bu yıl festivale farklı ülkelerden binin üzerinde kısa film ve belgesel başvurusu yapıldı. Titizlikle yürütülen ön değerlendirmelerin ardından finalistler festivalin resmi kanalları üzerinden duyuruldu. Jüri kadrosu, sinema dünyasının önemli isimlerinden oluşuyor: Belgesel Jürisi: Coşkun Aral, Osman Nuri Yüce, İrfan Tekin, Ahmet Bikiç, Doç. Dr. Zuhal Akmeşe Ulusal Kısa Film Jürisi: Ediz Hun, Uğur İçbak, Gülsen Tuncer, Erdem Yılmaz, Filiz Zengin Uluslararası Kısa Film Jürisi: Ediz Hun, Uğur İçbak, Filiz Zengin, Ömer Sinir, İlhan Elmacı Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncularından Ediz Hun’un da aralarında yer aldığı jüri, ulusal ve uluslararası yapımların değerlendirilmesinde önemli bir rol üstlenecek. Festival, genç sinemacıların eserlerinin usta isimlerle aynı platformda buluşmasına da zemin hazırlayacak. Dört gün boyunca sinema dolu bir program Festival boyunca kısa film ve belgesel gösterimlerinin yanı sıra usta isimlerle söyleşiler, sinema panelleri ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek. Ayrıca festivalin sosyal sorumluluk boyutu kapsamında cezaevlerinde özel belgesel gösterimleri düzenlenecek. Koordinatör Öğr. Gör. Ahmet Bikiç ve Festival Yürütücüsü Ahmet Cemal Yakut, her geçen yıl daha da büyüyen festivalin Diyarbakır’ın kültür sanat kimliğini güçlendirdiğini belirterek etkinliğin hem yerel hem de uluslararası sinema dünyasında önemli bir karşılık bulduğunun altını çizdi. Festival, 17 Ekim’e kadar sinemaseverleri Diyarbakır’da bir araya getirerek kültür, sanat ve sinemanın birleştirici gücünü hep birlikte yaşatacak.
15 Ekim 2025 Çarşamba - 16:24
Başkan Arslan Yozgat’ın hiçbir zaman cezalandırılmadığını söyledi
Yozgat Belediye Başkanı Kazım Arslan, Cumhuriyetin ilk yıllarında Yozgat’ın cezalandırıldığı düşüncesinin şehir efsanesi olduğunu, Yozgat’ın cezalandırılmadığın, işini iyi yapmayan insanların Yozgat’ı cezalanmış gibi bir duruma düşürdüğünü söyledi. Mustafa Kemal Atatürk’ün Yozgat’a gelişinin 101’nci yıl dönümü, Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen törenle kutlandı. Programda Yozgat Belediye Başkanı Kazım Arslan konuşma yaptı. Başkan Arslan konuşmasında milli birlik ve beraberlik vurgusu yaparak, "Yozgat’ımızı da iki kez ziyaret etmiştir. İlk ziyareti 15 Ekim 1924’te olmuştur. Çok geç bir vakitte gelmesine rağmen halkımız büyük bir coşku ve heyecanla Atatürk’ü karşılamış ve bağrına basmıştır. O günkü tablo Yozgat insanının Cumhuriyetin değerlerine bağlılığını ve sadakatini gösteren çok önemli bir göstergedir. Aynı şekilde Ankara ile taşra arasındaki birliğin, beraberliğin, gönül bağının da bir göstergesi olmuştur. Yozgat halkı o gün topyekûn şekilde Cumhuriyete sahip çıkmış, Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkacağının işaretini vermiştir. Daha sonra 3 Şubat 1934’te bir defa daha Yozgat’ı ziyaret etti. Yerköy İstasyonu’nda karşılanmıştır. Çok kötü bir hava olmasına rağmen Yozgatlı hemşehrilerimiz coşkuyla karşılamış, bağrına basmıştır. Bütün bunlar Yozgat’ın Cumhuriyet değerlerine bağlılığını ve sadakatini gösterir ifadelerdir." "Hiçbir zaman Yozgat cezalandırılmamıştır" Başkan Arslan Yozgat hakkındaki cezalandırılma iddialarına da değindi. Arslan, "Yozgat gibi bazı Anadolu şehirlerinde anlatılan şehir efsaneleri vardır. Yozgat için de derler ki ‘Atatürk Yozgat’ı cezalandırdı.’ Bunu ben o günkü yöneticilere başta Atatürk olmak üzere haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Hiçbir dönemde hiç kimse ne Yozgat’ı ne başka vilayeti cezalandırmamıştır. İş yapmaktan aciz birtakım bürokratlar, yöneticiler, siyasiler milletin hakkını hukukunu korumaktan aciz yöneticiler kendi başarısızlıklarını böyle bir bahanenin arkasına saklamak üzere gizlemeye çalışmışlardır. Hiçbir zaman Yozgat cezalandırılmamıştır. Ama işini iyi yapamayan insanlar Yozgat’ı cezalanmış gibi bir duruma düşürmüşlerdir" cümlelerini kullandı. Etkinlikte ayrıca, Atatürk’ün Yozgat halkına gönderdiği mektup ve Yozgat halkının cevaben yazdığı mektup okundu. Öğrenciler tarafından Atatürk’ü anlatan şiirler seslendirildi. Kutlamalar, halk oyunları gösterileriyle sona erdi.
15 Ekim 2025 Çarşamba - 15:49
Altın Portakal’ın "Sınırlardan Sınırsızlığa" seçkisinde yer alan filmler açıklandı
62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Sınırlardan Sınırsızlığa’ seçkisinde yer alan filmler belli oldu. 24 Ekim- 2 Kasım 2025 tarihleri arasında bu sene 62.’si gerçekleştirilecek Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu sene de dopdolu programıyla sinemaseverleri karşılayacak. Festival kapsamındaki ‘Sınırlardan Sınırsızlığa’ seçkisinde 5 film festival katılımcılarıyla buluşacak. Altın Portakal’dan Filistin’e özel seçki Altın Portakal’da bu sene ‘Sınırlardan Sınırsızlığa’ seçkisinde, Filistin’deki acıya sanatın diliyle tanıklık eden filmler izleyiciyle bir araya gelecek. ‘Sınırlardan Sınırsızlığa’ seçkisinde; Sepideh Farsi yönetmenliğini üstlendiği, İsrail askeri işgali altındaki Gazze’deki yaşamı tasvir eden ‘Put You Soul on Your Hand And Walk’, 2025 Venedik Film Festivali Giornate degli Autori bölümünde dünya prömiyerini yapan, Cyril Aris’in yönetmenliğindeki Beyrut’un gölgesinde geçen, umutla kederin iç içe geçtiği otuz yıllık bir aşk hikayesini aktaran, 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk kez Türkiye’de gösterilecek ‘A Sad and Beautiful World’, Venedik Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde prömiyer yapan ve Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan, Gazze’de beş yaşında hayatı yarım bırakılan Hind’in sesi etrafında şekillenen, Kaouther Ben Hania’nın yönetmenliğini üstlendiği ‘The Voice of Hind Rajab’, 2025 Cannes Film Festivali’nin Un Certain Regard bölümünde birçok ödüle aday gösterilen, daha iyi bir hayat arayışıyla Fildişi Sahili’nden Tunus’a göç etmiş üç kadının hikayesini aktaran, Erige Sehiri yönetmenliğindeki ‘Promised Sky’ ve 2025 Sundance Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan, Sidney Film Festivali’nde En İyi Uluslararası Uzun Metraj Ödülü’nü kazanan, Cannes Film Festivali’nin yarışma dışı bölümünde gösterilen, üç kuşak boyunca süren bir aile destanı aracılığıyla, Filistin halkının kolektif hafızasını ve nesiller boyu aktarılan travmalarını derinlemesine işleyen, 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk kez Türkiye’de gösterilecek, Cherien Dabis’in yönettiği ‘All That’s Left of You’ filmleri sinemaseverlerle buluşacak. Altın Portakal’da çocuk filmi kuşağı başlıyor 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali bu sene sabah saat 10.30’daki özel kuşakla çocukları da beyaz perdeyle buluşturuyor. Festival kapsamında her sabah birbirinden eğlenceli ve düşündürücü filmlerle, Antalyalı minik izleyicileri festivalle buluşturacak. Çocuklar için 7 özel film Festival kapsamında çocuklarla buluşacak yapımlar; günümüzden geçmişe yolculuk yapan bir grup arkadaşın gözünden Mustafa Kemal’in Selanik Askeri Rüştiyesi’nden Trablusgarp Savaşı’na uzanan yolculuğunu anlatan ‘Mustafa Kemal’, İrlanda’dan New York’a yeni göç eden iki kardeşin New York’un hareketli sokaklarındaki maceralarını aktaran ‘Buffalo Kids’ ( Kovboy Çocukları), büyük bir tehlike ile karşı karşıya olan ormanı korumak için harekete geçen Orman Çetesi’nin maceralarını işleyen ‘Les As de la Jungle 2’ (Orman Çetesi: Dünya Turu), kaybolan ikiz kardeşini bulmak için macera dolu bir yolculuğa çıkan Zak’ın hikayesini konu alan ‘Zak & Wowo, la légende de Lendarys’ (İkizler Takımı), huzurlu ve uzak bir gelecekten gelen ve yanlışlıkla 2075 yılına geri dönüp tehlikelerle dolu bir dünya keşfeden 10 yaşında bir çocuğun göz kamaştırıcı macerasını anlatan, Türkiye’de ilk defa izleyicilerle Altın Portakal’da buluşacak ‘Arco’ olarak açıklandı. Program kapsamında ayrıca 6 Şubat 2023’te yaşanan büyük depremin ardından, Oyun Sağlayıcı Nedim Buğral’ın bir grup gönüllüyle birlikte Hatay’ın farklı noktalarında kurduğu oyun alanlarında yaşananlara odaklanan ‘HOP Hayal Gücü Oyun Parkı’ ve deprem sonrası büyük yıkım yaşayan Hatay’ın Samandağ ilçesinde, sörf aracılığıyla yeniden hayata tutunan gençleri anlatan ‘Hayatın Çizgisi’ yapımlarını da Altın Portakal özel olarak çocuklarla buluşturacak.
15 Ekim 2025 Çarşamba - 14:38
Bursa festivali, edebiyat ve müziği aynı sahnede buluşturdu
Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) tarafından düzenlenen 63. Uluslararası Bursa Festivali’nde sahne alan Hüsnü Arkan ve Dengin Ceyhan, performanslarıyla Bursalılara müzik dolu bir gece yaşattı. Bu yıl 63.’sü düzenlenen Uluslararası Bursa Festivali, Türkiye genelinde etkili olan yangınlar sebebiyle ertelenen konserlerin sahnelenmesiyle devam ediyor. Festival kapsamında şair ve söz yazarı Hüsnü Arkan ile piyano virtüözü ve besteci Dengin Ceyhan birlikte sahne alarak sanatseverlere müzik dolu bir akşam yaşattı. Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesindeki konsere, Bursalılar yoğun ilgi gösterdi. Arkan’ın edebi dünyası, Ceyhan’ın müzikal derinliğiyle buluşarak, hem kişisel hem toplumsal hikayeleri dokunaklı bestelerle aktarıldı. Vatandaşların büyük beğeniyle takip ettiği konser, şiirle müziğin iç içe geçtiği özel bir deneyim sundu.
15 Ekim 2025 Çarşamba - 14:22
Doğu Türkistan’dan Niğde’ye uzanan yol: Altay köyünde Kazaklar kültürlerini yaşatıyor
Niğde’de 1955 yılında Doğu Türkistan’dan göç eden Kazak Türkleri tarafından kurulan Altay köyünde Kazak kültürü tüm canlılığıyla yaşatılmaya devam ediyor. Kültür ve doğa turizmi açısından önemli bir potansiyele sahip olan Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Altay köyü, her yıl artan ziyaretçi sayısıyla kentin alternatif turizm rotaları arasında öne çıkıyor. 1955 yılında Doğu Türkistan’dan göç eden Kazak Türkleri tarafından kurulan köy, bugün hala geleneksel yaşam biçimini, mutfağını ve değerlerini koruyor. Kazak kültürünün özgün izlerini taşımaya devam eden köyde geleneksel kıyafetlerden yemeklere, müzikten at biniciliğine kadar birçok kültürel unsur korunuyor. Kıl çadırlarda ikram edilen kımız (at sütü), Kazak mantısı, akçay (sütlü çay) ve Özbek pilavı gibi özgün lezzetler, okçuluk, at binme ve geleneksel kıyafetlerle düzenlenen etkinlikler, köyün kültürel kimliğini ziyaretçilerine yaşatıyor. "Türkiye’de tek örnek" Ulukışla Kaymakamı Emir Osman Gökçe, Altay köyünün Türkiye’de benzeri olmayan bir kültürel mirasa sahip olduğunu belirterek, "1955 yılında Kazak Türkü vatandaşlarımızın bu bölgeye göç etmesiyle kurulmuş bir köyümüz burası. Köyümüz kendi karakteristik özelliklerini hala taşımaktadır. Bu yönüyle Türkiye’de tek köy olma özelliği taşımaktadır. Özellikle yemek kültürü hala yaşatılmaktadır. Köyümüzün turistik açıdan geliştirilmesi ve turistik tesislerin artırılması bizim için önem arz etmektedir" dedi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Elif Belkız Baştürk ise, Altay köyünün gastronomi ve kültürel çeşitliliğine dikkat çekerek, "Gerek kültürüyle gerek gastronomisiyle Türkiye’nin pek çok ilinden farklı bir yapıya sahip. Buraya geldiğinizde Kazak mantısı, kımız, akçay, Özbek pilavı gibi özgün tatlarla karşılaşıyorsunuz. Ok atmak, ata binmek, kıl çadırda zaman geçirmek Orta Asya bozkır kültürünü yaşamanızı sağlıyor. Burası adeta yaşayan bir tarih ve herkesin mutlaka deneyimlemesi gereken bir yer" diye konuştu. Altay köyünün ilk bebeklerinden biri olduğunu söyleyen köy sakinlerinden Abdulmennan Balabakan, "1933 senesinde beyimiz Alp Han, Çinliler tarafından öldürüldü. Ardından oğlu Eliz Han dört yıl boyunca Çinlilerle savaştı. Doğu Türkistan’dan Çin zulmünden kaçarak buraya geldik. 1937’de başlayan göç, Hindistan ve Pakistan üzerinden İstanbul’a uzandı. Ben o zaman 45-50 günlük bebekmişim. Türkiye Cumhuriyeti bizi misafir etti, sonra burada ev verildi. Çiftçilik yaparak hayatımıza devam ettik. O günden beri köyümüz, yurdumuz burası. Kültürümüzü burada yaşatıyoruz" diye konuştu. Köy sakinlerinden Musa Erol ise, "Bu Altay köyü ilk kurulunca, ilk dünyaya gelen bebek benmişim. Onun için kendi köyümü bırakmak istemiyorum. Kazak geleneğini yaşatıyoruz" dedi. "Orta Asya’nın kültürünü burada yaşıyoruz" Altay köyünün sadece bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda kültürel bir bellek olduğunu söyleyen ziyaretçiler ise, köydeki atmosferin etkileyici olduğunu belirttiler. Ziyaretçilerden Burçin Eser, "Kazakistan’a gitme şansımız olmadı ama burada o kültürü yaşadık. Okçuluk, ata binme, kımız içme gibi gelenekleri görmek bizi çok mutlu etti. Halk çok sevecen, ortam çok güzel, herkesi buraya bekleriz" dedi. Erdi Çam ise, "Buraya gelip bu kültürü yerinde görmek istiyordum. Kazakistan’a gitmeden bu kültürü tanımak mümkün. Buradaki insanlar çok misafirperver" diye konuştu. Gözde Çam da, "Unuttuğumuz Türk kültürünü böyle köyleri ziyaret ederek hatırlayabiliriz. Gerçekten yaşayan bir değerle karşılaştık. Kıl çadırda, otağlarda Orta Asya kültürünü hissetmek, bir film platosundaymış gibi" dedi. Turizmde yeni bir rota Tur rehberi Serdar Salcıoğlu da bölgenin alternatif turizm açısından büyük potansiyel taşıdığını vurgulayarak, "Rehberlerin ve acentaların klasik rotalardan çıkıp bu tür alternatif rotaları değerlendirmeleri gerekiyor. Ülkemizin her köşesinde olduğu gibi burada da tanıtılmayı bekleyen güzellikler var. Altay köyü, kültürel miras açısından mutlaka görülmesi gereken bir yer" ifadelerini kullandı. Yalnızca Kazak Türklerinin göç hikayesini değil, aynı zamanda Türk kültürünün köklerine uzanan bir yaşam biçimini temsil eden Alay köyü, ziyaretçiler için geçmişin ruhunu bugüne taşıyan bir kültür hazinesi niteliğinde.
15 Ekim 2025 Çarşamba - 14:21
Doğu Türkistan’dan Niğde’ye uzanan yol: Altay Köyü’nde yaşayan Kazak kültürü
Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bir göç hikayesinin yaşayan tanığı Altay Köyü’nde, aradan geçen onca yıla rağmen Kazak kültürü tüm canlılığıyla yaşatılmaya devam ediyor. Kültür ve doğa turizmi açısından önemli bir potansiyele sahip olan Niğde’nin Ulukışla ilçeisne bağlı Altay Köyü, her yıl artan ziyaretçi sayısıyla kentin alternatif turizm rotaları arasında öne çıkıyor. 1955 yılında Doğu Türkistan’dan göç eden Kazak Türkleri tarafından kurulan köy, bugün hala geleneksel yaşam biçimini, mutfağını ve değerlerini koruyor. Kazak kültürünün özgün izlerini taşımaya devam eden köyde geleneksel kıyafetlerden yemeklere, müzikten at biniciliğine kadar birçok kültürel unsur korunuyor. Kıl çadırlarda ikram edilen kımız (at sütü), Kazak mantısı, akçay (sütlü çay) ve Özbek pilavı gibi özgün lezzetler; okçuluk, at binme ve geleneksel kıyafetlerle düzenlenen etkinlikler, köyün kültürel kimliğini ziyaretçilerine yaşatıyor. "Türkiye’de tek örnek" Ulukışla Kaymakamı Emir Osman Gökçe, Altay Köyü’nün Türkiye’de benzeri olmayan bir kültürel mirasa sahip olduğunu belirterek, "1955 yılında Kazak Türkü vatandaşlarımızın bu bölgeye göç etmesiyle kurulmuş bir köyümüz burası. Köyümüz kendi karakteristik özelliklerini hala taşımaktadır. Bu yönüyle Türkiye’de tek köy olma özelliği taşımaktadır. Özellikle yemek kültürü hala yaşatılmaktadır. Köyümüzün turistik açıdan geliştirilmesi ve turistik tesislerin artırılması bizim için önem arz etmektedir" dedi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Elif Belkız Baştürk ise Altay Köyü’nün gastronomi ve kültürel çeşitliliğine dikkat çekerek şunları söyledi: "Gerek kültürüyle gerek gastronomisiyle Türkiye’nin pek çok ilinden farklı bir yapıya sahip. Buraya geldiğinizde Kazak mantısı, kımız, akçay, Özbek pilavı gibi özgün tatlarla karşılaşıyorsunuz. Ok atmak, ata binmek, kıl çadırda zaman geçirmek Orta Asya bozkır kültürünü yaşamanızı sağlıyor. Burası adeta yaşayan bir tarih ve herkesin mutlaka deneyimlemesi gereken bir yer. Altay Köyü’nün ilk dünyaya gelen bebeklerinden biri olduğunu söyleyen köy sakini Abdulmennan Balabakan yıllar öncesine uzanarak o zorlu göçü anlattı. Balabakan; "1933 senesinde beyimiz Alp Han, Çinliler tarafından öldürüldü. Ardından oğlu Eliz Han dört yıl boyunca Çinlilerle savaştı. Doğu Türkistan’dan Çin zulmüne kaçarak buraya geldik. 1937’de başlayan göç, Hindistan ve Pakistan üzerinden İstanbul’a uzandı. Ben o zaman 45-50 günlük bebekmişim.Türkiye Cumhuriyeti bizi misafir etti, sonra burada ev verildi. Çiftçilik yaparak hayatımıza devam ettik. O günden beri köyümüz, yurdumuz burası. Kültürümüzü burada yaşatıyoruz" diye konuştu. Bir diğer köy sakini Musa Erol ise duygularını, "Bu Altay Köyü ilk kurulunca, ilk dünyaya gelen bebek benmişim. Onun için kendi köyümü bırakmak istemiyorum. Kazak geleneğini yaşatıyoruz" sözleriyle ifade etti. Kazak yemeklerini tatma, kıl çadırlarda otantik bir ortamda vakit geçirme, okçuluk ve ata binme gibi etkinliklere katılma imkanı bulan ziyaretçiler, burada hem Kazak bir kültürünü tanıma hem de Anadolu’nun köklü misafirperverliğini deneyimleme fırsatı buluyor. "Orta Asya’nın kültürünü burada yaşıyoruz" Altay Köyü’nün sadece bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda kültürel bir bellek olduğunu söyleyen ziyaretçiler, köydeki atmosferin etkileyici olduğunu belirtti. Ziyaretçilerden Burçin Eser, "Kazakistan’a gitme şansımız olmadı ama burada o kültürü yaşadık. Okçuluk, ata binme, kımız içme gibi gelenekleri görmek bizi çok mutlu etti. Halk çok sevecen, ortam çok güzel, herkesi buraya bekleriz" dedi. Erdi Çam ise, "Buraya gelip bu kültürü yerinde görmek istiyordum. Kazakistan’a gitmeden bu kültürü tanımak mümkün. Buradaki insanlar çok misafirperver" diye konuştu. Gözde Çam da, "Unuttuğumuz Türk kültürünü böyle köyleri ziyaret ederek hatırlayabiliriz. Gerçekten yaşayan bir değerle karşılaştık. Kıl çadırda, otağlarda Orta Asya kültürünü hissetmek, bir film platosundaymış gibi" sözleriyle paylaştı. Turizme yeni bir rota: Altay Köyü Tur rehberi Serdar Salcıoğlu da bölgenin alternatif turizm açısından büyük potansiyel taşıdığını vurgulayarak, "Rehberlerin ve acentaların klasik rotalardan çıkıp bu tür alternatif rotaları değerlendirmeleri gerekiyor. Ülkemizin her köşesinde olduğu gibi burada da tanıtılmayı bekleyen güzellikler var. Altay Köyü, kültürel miras açısından mutlaka görülmesi gereken bir yer" ifadelerini kullandı. Yalnızca Kazak Türklerinin göç hikayesini değil, aynı zamanda Türk kültürünün köklerine uzanan bir yaşam biçimini temsil eden Alay Köyü, ziyaretçiler için geçmişin ruhunu bugüne taşıyan bir kültür hazinesi niteliğinde.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder