SAĞLIK - 09 Ağustos 2024 Cuma 20:43

Kütahya OSB’den kan bağışı kampanyasına destek

A
A
A
Kütahya OSB’den kan bağışı kampanyasına destek

Kütahya Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) düzenlenen kan bağışı kampanyasına yoğun katılım oldu.


Kütahya Organize Sanayi Bölgesi’nin ev sahipliği yaptığı kan bağışı kampanyasına Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu ve Bölge Müdürü Tunahan Ergin de bizzat katılarak kan bağışında bulundu. Kan bağışının sadece bir insana değil, bir topluma can verdiğine dikkat çeken Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, Kütahya OSB olarak bu tür projelere öncülük etmenin kendileri için gurur kaynağı olduğunu ifade etti.


Bölge Müdürü Tunahan Ergin da, “Bir damla kan bir hayat kurtarır. Bu bilinçle hareket ediyor ve çalışanlarımızla birlikte bu kampanyaya destek veriyoruz. Kütahya OSB, toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinden birini sergiliyor ve sergilemeye de devam edecektir" dedi.


Kütahya Organize Sanayi Bölgesi yetkilileri tarafından yapılan açıklamada ise, “Gerçekleştirilen kan bağışı kampanyası toplumsal dayanışmanın ve yardımlaşmanın en güzel örneklerinden birini sunmuştur. Yoğun katılımla gerçekleştirilen etkinlik, birçok hayatın kurtarılmasına vesile olacak. Kütahya OSB, gelecekte de bu tür sosyal sorumluluk projeleriyle fark oluşturmaya devam edecek” ifadelerine yer verildi.



Kütahya OSB’den kan bağışı kampanyasına destek

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Van Hakkari yolundaki heyelan riskine karşı ’mühendislik’ uyarısı Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, 2026 yılındaki aşırı yağışların Hakkari kara yolundaki heyelan riskini artırdığını belirterek, yol inşaatlarında coğrafi şartlara uygun yeni mühendislik yöntemlerinin kullanılması gerektiğini söyledi. Bu yıl bölgede etkili olan rekor yağışlar, Van ve Hakkari arasındaki ulaşımın ana damarı olan kara yolunda ciddi aksamalara neden oldu. Dik yamaçların arasından geçen yolda, toprağın aşırı yağmur ve kar suyunu emerek ağırlaşması sonucu dev toprak kütleleri yola aktı. Yaşanan bu heyelanlar nedeniyle bölgedeki ulaşım güvenliği tehlikeye girerken, uzmanlar mevcut yol yapım yöntemlerinin coğrafi şartlarla uyumlu hale getirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Konuyu bilimsel açıdan değerlendiren Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, özellikle bu yıl toprağın suya doymasının felaketi tetiklediğini ifade etti. "Yolların heyelanlara maruz kalması beklenen bir sonuçtu" İHA muhabirine konuşan Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Hakkari yolunun bir vadi içerisinden geçtiğini hatırlatarak, "Bu durum, güzergâh boyunca yoğun bir eğime sahip yamaçların varlığını beraberinde getirmektedir. Özellikle 2026 yılı itibarıyla bölgenin çok yoğun kar ve yağmur yağışı alması, toprağın suya doymasına neden olmuştur. Toprak suya doyduğunda ve mevcut jeolojik yapıyla birleştiğinde, eğim doğrultusunda taşınamayacak bir yük oluşmaktadır. Bu yük eşiği aşıldığında, toprak doğal bir süreç olarak akışa geçmektedir. Eğimin alt kısmında akarsu, akarsudan hemen önce de kara yolu bulunduğu için, söz konusu yolların bu yıl yoğun şekilde heyelanlara maruz kalması beklenen bir sonuçtur" dedi. "Doğanın potansiyel etkilerini dikkate almamız gerekiyor" Heyelanların önüne geçmek için mühendislik projelerinin revize edilmesi gerektiğini dile getiren Alaeddinoğlu, "Buradaki temel mesele, yol sistemlerinin bu tür yoğun yağışlı dönemler dikkate alınarak, mühendislik açısından farklı yöntemlerle, insan hayatına ve sağlığına zarar vermeyecek şekilde dizayn edilmesidir. Ancak sorunun ana kaynağı bölgedeki eğimden kaynaklanmaktadır. Bu eğim var olduğu ve yollar buradan geçtiği sürece, her yağışlı dönemde toprak suya doyacak ve taşıyamayacağı bir ağırlığa ulaştığında eğim doğrultusunda akarak heyelan dediğimiz doğa olayını gerçekleştirecektir. Bu, doğanın kendi işleyişi içerisinde gayet doğal bir süreçtir. Dolayısıyla bizlerin, tüm yol inşaatlarında ve insana ait her türlü yapılaşma sürecinde doğanın bu normal işleyişini ve potansiyel etkilerini dikkate almamız gerekmektedir. Aksi takdirde bu süreçler, sadece yolların kapanmasıyla sınırlı kalmayıp, can ve mal kayıplarına yol açabilecek ağır sonuçlar doğurabilir" diye konuştu.
İstanbul Uzmanlardan çocuklarda şiddet eğilimine karşı önemli uyarı: "Sanal ortam suçun merkezi haline geldi" Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta iki okulda gerçekleşen silahlı saldırı tüm Türkiye’nin gündemine otururken uzmanlar, çocuklarda şiddet eğilimine karşı önemli uyarılarda bulundu. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, çocuğun büyüdüğü ortamdan etkilendiğini belirtirken online dünyanın gerçeklik algısı üzerindeki etkisine dikkat çekti. Sanal dünyadaki şiddet içerikli oyunların çocukların dünyasında büyük etkiler oluşturduğunu belirten Pekuz, çocukların online ya da çeşitli toplu alanlarda şiddet içerikli oyun gibi unsurlardan uzak tutulması gerektiğini belirtti. Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık ise, "Sanal ortam bildiğiniz üzere suçun merkezi haline geldi. Bu da ciddi bir tehdit" dedi. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta iki okulda gerçekleşen silahlı saldırı Türkiye’de büyük yankı uyandırırken, sanal dünyada veya toplu alanlardaki şiddet içerikli oyunların çocukları etkilediği ifade edildi. Çocukların mümkün olduğu kadar şiddetten, şiddet oyuncaklarından uzak yetiştirilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, ailelere çok önemli görev düştüğünü; çocuğu mutlaka kontrollü bir şekilde cihazlara maruz bırakılması gerektiğinin altını çizdi. "Çocuklarımızı mümkün olduğu kadar şiddetten uzak yetiştirmemiz gerekiyor" ‘Ülkemizde son zamanlarda kötü olaylar yaşadık öncelikle herkese baş sağlığı diliyorum’ diyerek sözlerine başlayan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzman Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, "Çocuklarda gelişimsel olarak dürtü kontrolü frontal korteksin olgunlaşmasıyla başlar. Küçük çocuklarda çarpma, vurma gibi hareketler normaldir ama bunlar çevreye, kendine zarar vermeye başladığı zaman patolojiktir. Bunun genetik sebepleri olması yanında biyopsikososyal sebepleri de vardır. Eğer aile içinde şiddet eğilimi varsa, sesler yükseliyorsa çocuk çok küçük yaştan itibaren şiddet unsuru olabilecek şeyleri görüyorsa bu çocuğun gelişimini etkiler. Sosyal medya, televizyon, bilgisayar, diziler, filmlerde çok fazla şiddet unsurunun olması çocukları oldukça tetikleyen bir durum. Çocuklarımızı mümkün olduğu kadar şiddetten, şiddet oyuncakları da dahil olmak üzere uzak yetiştirmemiz gerekiyor. Oyunların çok vurdulu, kırdılı olması ve çocuk gördüğünü taklit eder, bunun eğiliminde olması biraz şiddet olaylarını artırıyor. Eğitim ilk önce ailede başlıyor sonra okulda devam ediyor" dedi. "Vurdulu, kırdılı oyunlar çok tetikleyen hareketler" Şiddet eğilimli oyunların çocuklara etkisi üzerine konuşan Uzm. Dr. Yönetci Pekuz, "Dünya genelinde de ülkemizde de çok etkiliyor. Bir dönem internet kafeler vardı, şiddet eğilimi olan vurdulu, kırdılı oyunlar oynanırdı. Onlar da çok tetikleyen hareketler. Yaş sınırlamalarının getirilmesi, erişimin bir şekilde engellenmesi bence şiddeti engellemekte en önemli aşamalardan biri. Sosyal medya erişim engeliyle ilgili yasa çalışmaları da bununla alakalı aslında çok doğru ve yerinde bir karar. Dijital çağda yaşadığımız için hayatımızdan tableti, televizyonu, bilgisayarı çıkaramayız, burada önemli olan geçirilen süre kadar o sürede ne yapıldığı. Ailelere burada çok önemli bir görev düşüyor, çocuğunuzu mutlaka kontrollü bir şekilde cihazlara maruz bırakmalıyız. Kontrol mekanizmasını aktif tutmak gerekiyor" diye konuştu. "Toplu ortamlarda şiddet içeren unsurların yer almaması gerekiyor" ‘Özellikle 0-2 yaşta hiçbir şekilde televizyon, tablet, ekran kullanımı olmasını önermiyoruz’ diyen Uzm. Dr. Yönetci Pekuz, "Tüm çocukların olabileceği bir ortamda gelişimsel açıdan çocukların bunu bir oyun olarak algılamaması gerekiyor esas söylemek istediğim ana fikir o. Çocuklarda gerçeklik algısı çok geç oluşur. Toplu alanlarda, alışveriş merkezi, lunapark gibi eğlence merkezlerine şiddet eğilimi olan oyuncakların bence hiç yer almaması gerekiyor. Oyunların da aynı şekilde yer almaması gerekiyor çünkü bir şekilde çocuklar gördüğünü taklit eder. Gerçek ve oyun kavramını ayırt etmek oldukça zor bir ayrım. Mümkün olduğu kadar toplu ortamlarda şiddet içeren unsurların yer almaması gerekiyor. 2 yaşından sonra da aileler böyle yerlere giderken araştırma yaparsa hem çocuklarını riske atmamış olurlar hem de çocuk bunu yanlış örnek olarak almaz. Önce aile içi şiddeti engellemek lazım, çocuk bizim aynamızdır" ifadelerini kullandı. "Küresel ölçekteki platformlardaki şiddet içerikli diziler, çocukların yanlış yönlendirilmesine neden olmaktadır" Son dönemde dijital platformlarda yayınlanan şiddet içerikli yapımlar, özellikle çocuk ve gençlerin ruh sağlığı ile toplumsal güvenliği tehdit eden ciddi bir risk unsuru oluşturduğunu ve sanal ortamın artık suçun merkezi haline geldiğini kaydeden Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, son dönemlerde çocuklar ve gençler için dizilerin ciddi bir riski de beraberinde getirmeye başladığını belirtti. Kırık, "Küresel ölçekteki platformlardaki şiddet içerikli diziler, çocukların yanlış yönlendirilmesine ve olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır. Dijital platformlar özellikle geleneksel yayın kuruluşları gibi denetlenemiyor. Bu durum ister istemez çocukların, gençlerin ve hatta yetişkinlerin çeşitli problemlerle karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır. Aslında geleneksel hepimizin çocukken oynadığı oyunların reel hayata taşınmış şekli diyebiliriz. Bu dizilere yönelik bazı ülkelerde 16 yaş, bazı ülkelerde de 18 yaş sınırı söz konusu. Fakat bu dizi aynı zamanda çok fazla çocuklar tarafından da izlendiği için okullarda da bu oyunları kendi hayatlarına çekmeye çalışan çocuklar mevcut" dedi. "Sanal ortam bildiğiniz üzere suçun merkezi haline geldi" Sanal ortamın suçun merkezi haline geldiğini belirten Kırık, "Oyun olduğu için nasıl olsa aileler de şunu diyor. ’Ya işte izlesin, oyun içerikli herhalde bir dizi’ diyor. Aslına bakarsanız içerik çok daha ciddi sorun ve problemleri beraberinde getiriyor. Çünkü burada şiddet ve gerçek oyunların bu noktada suça özendirmesi söz konusu oluyor. Biliyorsunuz son dönemlerde yaşanan olayları, okul saldırılarını gördüğünüzde ya da akran zorbalıklarını gördüğünüzde artık şiddetin ilkokul, ortaokullara kadar düştüğünü görüyoruz. Medyada, özellikle de bu tarz dijital platformlardaki kontrol edilmeyen diziler, üzülerek söylemek gerekirse buna sebebiyet veriyor. Bir alışveriş merkezinde bu dizinin karakterlerinin yer aldığı bir sistem, stant oluşturulmuş ve burada dediğim gibi buraya giriyorlar. Genelde de çocukların buraya yoğun ilgi gösterdiğini görüyorum. Dolayısıyla hani aileler belki onları eğlendirmek için bu sistemin içerisinde dahil ediyorlar ama daha sonra çocuk merak duyguları içerisinde "Ya bu dizi nasıl bir dizi acaba? Nereden ulaşabilirim, nereden izleyebilirim?" diyor ve dolayısıyla bu diziyi izlemeye başlıyor. 11-12 yaşındaki bir çocuk bu diziyi izlediğinde ister istemez yavaş yavaş çocuk o şiddetle tanışmış oluyor ve etrafına, çevresine akran zorbalığı gerçekleştirmiş oluyor. Bundan sonraki süreçte de eğer aile denetimi söz konusu değilse, çocuk bu noktada yavaş yavaş suç merkezine kaymaya başlıyor. Sanal ortam bildiğiniz üzere suçun merkezi haline geldi. Bu da ciddi bir tehdit" diye konuştu. "Denetlenmeyen şiddet içerikli diziler maalesef çocukların ruh hallerini olumsuz bir şekilde etkiliyor" Kırık, denetlenmeyen şiddet içerikli dizilerin çocukların ruh hallerini olumsuz bir şekilde etkilediğini söyleyerek, "Bu denetlenmeyen şiddet içerikli diziler maalesef çocukların ruh hallerini olumsuz bir şekilde etkiliyor, okul başarılarını düşürüyor, moral motivasyonlarını düşürmüş oluyor ve tabiri caizse asi bir gençlik yetişmesine sebebiyet veriyor. Maalesef dijital platformlarda denetim olmadığından dolayı çocuk gayet, çok rahat bir şekilde bu platformu açıp bu dizileri izleyebiliyor, oradaki sahnelere maruz kalabiliyor ve gerçekle sanal da iç içe geçtiğinden dolayı en sonunda o oyunları okullarda da oynamaya başlıyor. Ama o oyunlar ölümcül oyunlar. Özellikle aileler, çocukların oynadığı oyunları, izlediği dizileri, filmleri mutlak surette takip etmelidir. Ebeveyn denetimi son derece önemlidir. Bildiğiniz üzere ilk eğitim ailede başlar. Bir de şunu söylememiz lazım; dijital platformlar maalesef günümüzde bu tarz içerikleri çok fazla yaygınlaştırıyor. Niye? Şiddet daha fazla izleniyor, şiddet daha fazla reyting alıyor, şiddet daha fazla abone oluşturuyor kaygısıyla bu tarz dizilerin yaygınlaştığını görüyoruz. Ve yaş doğrulama kriterlerinin de platformlarda istenen düzeyde olmadığını görüyoruz. Başta Squid Game olmak üzere, şiddet içerikli dizilerin kontrolü, içeriklerin analiz edilmesi ve yaş gruplarına uygun bir şekilde bunların izletilmesi son derece önemli. Ailelerin bu noktada izlediği içeriklere dikkat etmesi son derece önemlidir. RTÜK’ün akıllı işaretlerinin çok daha dikkatli bir şekilde incelenmesi, irdelenmesi gereklidir ve dijital platformlar mutlak surette denetim ve kontrol altına alınmalıdır. Geleneksel yayın kuruluşları için denetim neyse dijital platformlarda da o olmalı" şeklinde konuştu. "Diziler gibi çevrim içi oyunlarda da suça meyleden hareketlerin var olduğunu görüyoruz" Diziler gibi çevrim içi oyunların da suça meyleden hareketlerin olduğuna değinen Kırık, "Diziler gibi çevrim içi oyunlarda da suça meyleden hareketlerin var olduğunu görüyoruz. Oyun içi denetimlerin istenen düzeyde olmaması ve oyunlar içerisinde grup, topluluk, klanlar oluşturulması, anonim bir şekilde kullanıcıların yer alması karşı tarafın yaş aralığını bile bilmememize sebebiyet veriyor. Dolayısıyla kötü niyetli kişiler, masum görünen oyunların içerisine sızarak çocukları, gençleri yanlış yönlendirebiliyorlar, onları suça sevk edebiliyorlar. Orada tanışıyorlar, etkiliyorlar. Biliyorsunuz önce ikna süreci devreye girmiş oluyor. Neden? Online oyunlarda nasıl olsa karşınızdaki kişi belli değil. Belki bir pedofili, belki bir istismarcı, belki bir terörist. Bunu bilmeden çocuklar gayet masumane bir şekilde oyun oynuyor. Fakat olay daha sonra meydana geliyor. Yavaş yavaş artık taraflar birbirini tanımaya başladıktan ve güven duymaya başladıktan sonra yavaş yavaş sanal platformlara, sosyal medya mecralarına ve tabii ki nerelere kayıyor; Telegram gibi Discord gibi platformlara kayıyor" ifadelerini kullandı.
Mersin Kurbanlıklar satışa çıktı, pazarlıklar kızıştı Kurban Bayramı’nın yaklaşmasıyla birlikte Mersin’de kurbanlık satışları başladı, hayvan pazarlarında yoğunluk ve pazarlıklar arttı. Küçükbaş hayvanlar 20 ila 40 bin lira arasında alıcı bulurken, büyükbaş kurbanlıkların fiyatı 130 bin liradan başlayıp 400 bin liraya kadar çıkıyor. 2026 yılı Kurban Bayramı, 26 Mayıs Salı günü arife olmak üzere 27-30 Mayıs tarihleri arasında idrak edilecek. Bayrama haftalar kalmasına rağmen kent genelindeki kurban satış noktalarında hareketlilik şimdiden hız kazandı. Vatandaşların bir kısmı belediyelerin belirlediği hayvan pazarlarını tercih ederken, bazıları ise kasaplarda satışa sunulan kurbanlıklara yöneliyor. Kurbanlık alımını son günlere bırakmak istemeyen vatandaşlar, erken davranarak satış merkezlerine gidip bütçelerine uygun hayvanları seçmeye başladı. Çetin pazarlıklar oluyor Merkez Toroslar ilçesindeki kurban satış alanlarında da yoğunluk yaşanıyor. Özellikle küçükbaş hayvanların ağırlıkta olduğu pazarda, alıcı ile satıcı arasında sıkı pazarlıklar yapılıyor. Vatandaşlar bütçelerine uygun kurbanlığı almak için uzun süre pazarlık yaparken, satıcılar da erken satışlardan memnun olduklarını dile getiriyor. Satıcılar talepten memnun Bu yıl kurbanlığa olan talebin iyi olduğunu söyleyen Muzaffer Ekici, bayramdan yaklaşık 1 ay önce başlamalarına rağmen satışların iyi olduğunu belirtti. Her bütçeye uygun kurbanlıkların bulunduğunu ifade eden Ekici, "Şu anki durumdan memnunuz. İnsanlar burayı tercih ediyor. Çünkü hayvanlarımız kaliteli, hizmet var ve fiyatlarımız uygun. Küçükbaş kurbanlıklarımız 25 bin TL’den başlıyor 30, 35 ve 40 bin liraya kadar çıkıyor. Ama iyi bir hayvan kesmek isteyen 30-35 bin lirayı gözden çıkarmalı" dedi. Yetkililer ise vatandaşları kurbanlık alırken dikkatli olmaları konusunda uyardı. Küpesi olmayan, sağlık kontrolünden geçmemiş hayvanların tercih edilmemesi gerektiği vurgulanırken, denetimsiz ve kayıt dışı kesim hizmetlerinden uzak durulması istendi.