POLİTİKA
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:21 MHP’li Yalçın’dan Bülent Arınç’a sert tepki: "FETÖ’ye kuryelik ve aracılık yaptığı günlerin karşılığını vermeye çalışıyor" MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın KHK’lılarla ilgili açıklamalarına sert tepki gösterdi. Yalçın, Arınç’ın "yanlış adrese gönderme yaptığını" belirterek, "Kendini gündemde tutmaya çalışıyor" ifadelerini kullandı. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilenlere ilişkin değerlendirmelerine tepki gösterdi. Yalçın paylaşımında, Arınç’ın "kendini unutturmamak ve gündemde kalmak için çaba gösterdiğini" savunarak, "Siyaset fosili Bülent Arınç; kendisini unutturmamak, politika müzesinin teşhir salonunda bulunmak için elinden geleni yapıyor" ifadelerini kullandı. Arınç’ın açıklamalarını eleştiren Yalçın, şu ifadeleri kullandı: "Sabık Meclis Başkanı Arınç, sabıka ekilmiş tarlalardan zehirli çiçekler devşirip hastalıklı bünyelere deva ekstreleri üreterek gündemde kalmaya çalışıyor. Aynı zamanda da FETÖ’ye kuryelik ve aracılık ettiği günlerde elde ettiği politik kazanımların karşılığını vermeye çabalıyor. Arınç, KHK’lılarla ilgili yanlış adrese gönderme yapıyor. Baltayı taşa vurmakla kalmıyor, kendi ayağına kurşun sıkıyor. Kim bilir, belki de bazı hamlelerin yerini yapıyor. Peki, kimler Bülent Arınç’ın avukatlığına soyunduğu bu KHK’lılar? Terör örgütleriyle iltisak, irtibat veya üyelik gerekçesiyle kamu görevinden ihraç edilen veya kapatılan kurumlarda çalışan kişiler. Fazla söze ne hacet."
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:50 Cumhurbaşkanı Erdoğan:"Anayasa’yı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkartıp, toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız" Cumhurbaşkanı Erdoğan:"Anayasa’yı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkartıp, toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız"-Cumhurbaşkanı Erdoğan:-" Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkanıyla önümüzde duruyor"-"Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik, cumhur ile cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Türkiye’nin çıkarını, geleceğini, huzurunu gözetmek mecburiyetindeyiz"-"İdari yargı da, devlet ile vatandaş arasındaki ilişkide bir denge unsurudur" ANKARA (İHA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır" dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıldönümü ve Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni’ne katıldı. Törende konulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidara geldikleri andan itibaren yargıda birçok reform yaptıklarını söyledi. Anayasa hakkında da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni bir anayasa yapılması gerektiğini dile getirdi."Devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolu, kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir limandır"Danıştay’ın 158.kuruluş yıl dönümünü ve idari yargı gününü tebrik ederek sözlerine başlayan ve Danıştay’ın idari makamlara ve alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlikten bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hukuk devletinin en genel tanımı bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulmasıdır. Bu tarifi kuvveden fiile, idealden hakikate çıkaran kurumsal güvencelerin başında adil ve etkin işleyen bağımsız ve tarafsız bir yargı organının varlığı gelmektedir. Devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolu, kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir limandır. Danıştay da bu yolun bidayet, nihayet çizgisindeki son duruğudur. Bundan tam 158 yıl evvel Şura-i Devlet adıyla kurulduğunda Sultan Abdülaziz adına okunan Nutk-ı Hümayunda hukuki güvenlik, adil ve eşit idare ilkelerinin altı çizilmiş toplumda sınıf farkı gözetmeksizin hukukun herkes için korunacağı taahhüt edilmişti. Önce Şura-i Devlet ardından Cumhuriyet Türkiye’sinde Danıştay bu taahhüdü takip ederek hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi ve kökleşmesi için mühim hizmetler ifa etmiştir. Zamanla Danıştay’ın idari ve istişari rolü zayıflamış buna mukabil yargısal denetim fonksiyonu öne çıkmıştır. Yürüttüğü hukuka uygunluk denetimiyle Danıştay’ın gerek idari makamlara gerek alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlik halen önemini koruyor" ifadelerini kullandı."İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur"Türkiye’yi ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ şiarı ile yönettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Günümüzde hukuku insanın doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini dikkate almadan kamilen tanımlayamıyoruz. Zira hukuk özü ve meşruiyetini evrensel nitelikteki bu değerlerden alıyor. Hak ve özgürlükler bir bakıma insanın korunaklı alanını belirleyen, bireysel güvenliği temin eden kurallar kümesidir. Bunun için bireysel güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermeden, kolektif güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya imkan yoktur. Üstelik bu bizim için yeni öğrenilmiş bir ders değildir. Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali’nin ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız. Farkında olduğumuz bir diğer husus devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibariyle eşitler arası bir ilişki olmadığıdır. İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur. Adliye mahkemelerinden farklı olarak, idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir. Dolayısıyla idari yargının adil ve etkin işleyişi kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir" diye konuştu."Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık"Profesör Doktor İlhan Özay’ın ‘gün ışığında yönetim’ kavramına atıfta bulunan Erdoğan, şöyle devam etti:"Devletin güneşle remz edilmesi ve temel vasıflarının gün ışığına nispetle tarifi esasen hukuk devletinin zarif ve bilgece ifadesidir. Modern anlamıyla hukuk devleti gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır. Herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır. Eskiler tam da bu sebeple ‘Allah devlete zeval vermesin’ demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değildir. Adil ve eşitlikçi karakteridir. Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur. Ümitsizlik yoktur, çaresizlik yoktur. Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz. Göz hizasında konuşur. Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler hukukun kapsama alanı dışında onlar yoktur. Hukuk karşısında eşitlik vardır. Bu düzende idareci vatandaşın efendisi değildir hizmetkarıdır. Bu düzende aslolan millettir. Milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir. Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek durumdayım; Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine hamdolsun ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik. İyi yönetim ideali bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır.""Reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür"Türkiye’ye yargı alanında birçok reform ve yenilik getirdiklerini ifade eden ve bunlardan bazılarını sıralayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dilekçe ve bilgi edinme hakkı, Kamu Denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin öne açılmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi kurul ve düzenlemelerle vatandaşımıza ilave güvenceler sağlanmıştır. İdari usul açısından önemli haiz pek çok kural ve müessese hükümetlerimiz döneminde hayata geçirildi. İdari yargı yolunu güçlendirmek için attığımız adımları sizler zaten çok iyi biliyorsunuz. Burada sadece birkaç tanesini hatırlatmakta fayda görüyorum. Mahkeme sayısını 126’dan 245’e çıkartarak yüzde 68 oranında artırdık. İdare Mahkemesi Kurulu İl Sayısını yetmiş 72’ye, Vergi Muhakemesi Kurulu İl Sayısını da 39’a yükselttik. Sistemdeki en büyük yeniliği 10 yıl önce İstinaf yolunu getirerek yaptık. İki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçiş Danıştay’ın İçtihat Mahkemesi vasfını güçlendirmiş iş yükünü ciddi manada azaltmıştır. İstinaf öncesi sistemde açılan dosya sayısı 186 bine yaklaşmışken 2025 yılı sonu itibariyle bu rakam 82 bine düşmüştür. Şunun bilinmesini isterim ki; reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür. Kamu idaresinde etkinliği hesap verilebilirliği katılımı ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz. Kamu idaresi yanında idari yargı yolunun etkinliğini artırma hedefi de reform gündemimiz içindeki öncelikli yerini koruyor. İçinde bulunduğumuz dönemde daha etkin, daha hızlı, daha adil bir idari yargı sistemi için çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı."Yargı yetkisinin kullanımına, hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz"Adalet ve doğrulukla hükmetmenin, kamusal yetkileri bir tahakküm aracı olarak değil, halka hizmetin bir vasıtası olarak görmenin, milletin emanetini ve sorumluluğunu taşıyan herkesin asli vazifesi olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı:"Yargı organlarının objektif, adil, anayasanın ve yasaların çizdiği sınırlar içerisinde kalarak hareket etmesi şüphesiz diğer tüm kurum, kuruluş ve şahısların tavırlarından çok daha önemlidir. Bu konuda oluşabilecek en küçük ihmalin veya ihlalin faturasını sadece ilgili merciler değil, millet ve devlet olarak hepimiz ödüyoruz. Madem hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız, öyle ise Türkiye’nin çıkarını, Türkiye’nin geleceğini, Türkiye’nin huzurunu gözetmek mecburiyetindeyiz. Türkiye kalkınacaksa büyüyecekse muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa bu ancak topyekun bir mücadeleyle gerçekleşebilir. Bunu özellikle şunun için söylüyorum; Başta Yassıada ve 12 Eylül olmak üzere yargı tarihimizin her bir safhasının iftihar tablolarıyla dolu olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Aynı şekilde yakın dönem siyasi tarihimizde Danıştay’ın da hedef alındığı çeşitli provokasyonlara maruz kaldık. 17-25 Aralık’ta olduğu gibi yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükümeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık. Yargı yetkisi kullanılırken yorumda sınırların zorlandığı hukuki mütalaa ile siyasi mülahaza arasındaki çizginin bulanık hale geldiği hadiselere tanık olduk. Bunların hepsi ve daha fazlası halen hafızalarımızdadır. Şu bir gerçek ki; yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber yargının yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi de yoktur. Anayasamız yargı yetkisini hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı tutmuş bu yetkinin bir yerindelik denetim şeklinde kullanılamayacağını belirtmiştir. Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken, idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur. Kuşkusuz bu iki konuyu birbirinden kesin sınırlarla tefrik etmenin zorluğu bazen tartışmalı kararlara ve eleştirilere neden olabilmektedir. Ancak bu tartışmalardan korkulmaması gerektiğine inanıyorum. Tam tersine yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız. Sosyal medyada artık iyice çığırından çıkan giderek daha seviyesiz bir hal alan linç kültürünü elbette bunun dışında tutuyorum. Çünkü bu linç kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte. Hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır."Hukuk devletinin, hukuk üstünlüğünün ve iyi yönetim ilkelerinin temel DNA’da anayasal metinler olduğunu ifade eden ve yeni bir anayasa yapımının gerekli olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kanun-ı Esasi’yi takip eden dört anayasaya rağmen Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi halen dinmemiştir. Kurucu anayasalarımız dışında son iki anayasanın maalesef darbelerin, hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür. Bu demokratik ayıbı gidermek Türk siyasetinin boynunun borcudur. Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkanıyla önümüzde duruyor. Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır. Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde zihnimizde ve reform gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:45 Bakan Işıkhan: "Dönüşümü yöneten, çalışanı koruyan ve insan odaklı bir yaklaşımı merkeze alan politikalar geliştirmek zorundayız" Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan yapay zeka hakkında, "Dönüşümü yalnızca izleyen değil; yöneten, çalışanı koruyan ve insan odaklı bir yaklaşımı merkeze alan politikalar geliştirmek zorundayız" dedi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın faaliyet ve çalışma alanları için oluşturulan Bilim Kurulu Bakan Işıkhan’ın Başkanlığında toplandı. Reşat Moralı Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda konuşan Işıkhan, Bilim Kurulu’nun 5’inci toplantısında Bilim Kurulu üyeleriyle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Gerçekleştirilen toplantının hem mevcut çalışmalara hem de geleceğe yönelik yeni politikalara ev sahipliği yapacağını belirten Bakan Işıkhan, söz konusu çalışmanın yalnızca akademik bir araştırma değil; aynı zamanda politika geliştirme süreçlerine de katkı sunacak önemli bir yol haritası olarak değerlendirdiklerini dile getirdi. "Çalışmayı, politika geliştirme süreçlerimize de katkı sunacak önemli bir yol haritası olarak değerlendiriyoruz" Yapay zekanın ve dijitalleşmenin yeni fırsatlar ürettiğini belirten Bakan Işıkhan, "Bilim Kurulumuz, Bakanlığımızın çalışma hayatına ilişkin politikalarının bilimsel bir perspektifle değerlendirilmesine, güncel gelişmelerin çok boyutlu biçimde ele alınmasına ve kanıta dayalı politika üretim kapasitemizin güçlendirilmesine önemli katkılar sunmaktadır. Bugün gerçekleştireceğimiz bu toplantının da hem mevcut çalışmalarımıza yön vereceğine hem de önümüzdeki döneme ilişkin yeni politika alanlarını şekillendireceğine inanıyorum. Söz konusu çalışmayı, yalnızca akademik bir araştırma değil; aynı zamanda politika geliştirme süreçlerimize de katkı sunacak önemli bir yol haritası olarak değerlendiriyoruz. Rapora ilişkin değerlendirmelerinizin ardından ise dijital dönüşüm, yapay zeka teknolojileri ve bunların işgücü piyasaları üzerindeki etkilerini değerlendirme fırsatı bulacağız. Özellikle beceri dönüşümü, mesleklerin geleceği, yeni nesil çalışma modelleri ve sosyal koruma sistemlerinin bu dönüşüme nasıl uyum sağlayacağı gibi başlıkların önümüzdeki dönemin en kritik çalışma alanları arasında yer alacağına inanıyoruz" diye konuştu. "Dönüşümü yöneten, çalışanı koruyan ve insan odaklı bir yaklaşımı merkeze alan politikalar geliştirmek zorundayız" Çalışma hayatının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda teknolojik, demografik ve toplumsal dönüşümlerin etkisi altında yeniden şekillendiğini ifade eden Bakan Işıkhan, "Yapay zeka ve dijitalleşme bir taraftan verimlilik ve yeni fırsatlar üretirken, diğer taraftan beceri uyumsuzlukları, iş dönüşümü ve sosyal koruma ihtiyacı gibi yeni tartışma alanlarını da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, dönüşümü yalnızca izleyen değil; yöneten, çalışanı koruyan ve insan odaklı bir yaklaşımı merkeze alan politikalar geliştirmek zorundayız. Bilim Kurulumuzun ortaya koyacağı katkıların, Bakanlığımızın önümüzdeki dönem çalışmalarına da önemli bir perspektif kazandıracağına inanıyorum" şeklinde konuştu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Açılış Töreni’nin de konuştu
08 Eylül 2025 Pazartesi - 14:40 Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Açılış Töreni’nin de konuştu 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Açılış Töreni’nin de konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Bu yıl iki ana kavramı eğitim öğretim yılının başlangıç dersine aldık. Aile vurgusu ve yeşil vatan vurgusu. Türkiye Yüzyılı’nın okullarını; yüreği vatan muhabbetiyle, zihni ilimle, vicdanı merhametle yoğrulmuş nesillerle buluşturana dek asla durmadan, asla geri adım atmadan çalışmaya devam edeceğiz" dedi.Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi’nde düzenlenen 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Açılış Töreni’nine katıldı.Törende konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Bugün ders başı yapacak tüm evlatlarımıza; emeğiyle yol açan öğretmenlerimize ve eğitim ailemizin bütün mensuplarına sağlık, huzur ve başarılarla dolu, hayırlı bir eğitim-öğretim yılı diliyorum. Ebediyete uğurladığımız öğretmenlerimizi rahmet, minnet ve duayla yad ediyor; fedakarlıklarını örnek kılma ve miras bıraktıkları değerleri yarına taşıma sözümüzü özellikle vurgulamak istiyorum. İnşallah bu yıl; daha çok çocuğumuzun yüzündeki tebessümü çoğaltmak, daha çok öğretmenimizin emeğini taçlandırmak ve daha çok annenin-babanın duasını almak için var gücümüzle çalışacağız. Rabbim gayretimizi bereketli, yolumuzu açık eylesin"dedi.Tekin, "Eğitim, insan onurunun, adaletin, demokrasinin, hukuk devletinin ve ekonomik kalkınmanın ana unsurudur. 2002’den bugüne liderliğinizle eğitimde atılan adımların ülkemizde bu kavramların yerleşmesine büyük katkı yaptığını ifade etmek istiyorum. Sayenizde yapılan devrimlerle eğitimde etnik, dini ya da ideolojik nedenlerle haysiyeti zedelenen kitleler onurlu bir programa sahip oldu. Katsayı zulmü ile ötekileştirilen okullarımız ve öğrencilerimiz adaletle tanıştı. Bu ülkenin asli unsuru olan ama inanç ve kimliklerini gizlemek durumunda kalan dindar Müslümanlar, Alevi vatandaşlarımız, Kürt vatandaşlarımız, gayri müslim vatandaşlarımız bu ülkenin onurlu birer yurttaşı olduğunu hissettiler. Katsayı adaletsizliğini ve başörtüsü zulmünü kaldırarak gençlerimizi inançlarıyla eğitimleri arasındaki ikilemden kurtardınız" diye konuştu."Yaşayan Diller ve Lehçeler" dersleriyle Kürtçe başta olmak üzere bu toprakların kadim dilleri okullarımızın güvenli iklimine girdi" diyen bakan Tekin," Üniversite ve kamu binalarında yıllarca bodrumlara itilmiş ibadet alanları hak ettiği normal katlara taşındı. 1980 darbesinin vesayeti kurumsallaştırmak için dayattığı Milli Güvenlik Dersi yerini "Demokrasi ve İnsan Hakları" dersi aldı. 28 Şubat’ta görevinden uzaklaştırılan öğretmenlerin meslek onuru iade edildi; binlercesi sınıflarına döndü. Ben, burada yukarıda örneklerini vermeye çalıştığım insan onurunu yücelten, demokrasiyi ve insan haklarını merkeze alan bu uygulamalar için; başta eğitim olmak üzere her alanda antidemokratik uygulamaları tarihe gömen dirayetiniz ve kararlılığınız için eğitim ailemiz ve aziz milletimiz adına şükranlarımı arz ediyorum" şeklinde konuştu.Terörün eşitsizliklerden ve güvensizliklerden beslendiğini belirten Tekin,"Yirmi dört yıldır izlenen bu demokratikleşme çizgisi siyasetin ve toplumun nefesini açan bir iklim doğurdu. Yasakları kaldıran, hukuku kuran, demokrasiyi genişleten bu çizgi, "Terörsüz Türkiye" hedefinin de gerçek zemini oldu. Terör, yasaklardan, eşitsizliklerden ve güvensizliklerden beslenir; biz ise sizin liderliğinizde adım adım terörün kaynaklarını kuruttuk. Kuruluşumuzdan beri hareketimizin ana ekseni olan "yasaksız ve demokratik Türkiye" idealini, siz tarihi öngörünüzle devletin kalıcı siyasetine dönüştürdünüz; vesayetin gölgesini dağıttınız, millet iradesinin önünü açtınız.""Kavga eden değil dinleyen bir devlet dili benimsedik"Sözlerine devam eden Tekin, "Dün, bir sanatçının Kürtçe şarkı söylediği için linç edildiği bir ülkeden; bugün TRT Kürdi’nin 24 saat yayın yaptığı, Kültür Bakanlığımızın Kürtçe eserler bastığı, okullarımızda Kürtçe ve Zazaca’nın seçmeli olarak okutulduğu, özel kurslarla öğretilmesinin serbest olduğu bir zemine geldik, hamdolsun. Kavga eden değil dinleyen bir devlet dili benimsedik; bu sayede adaletin sesi yükseldi, eşitlik zemini sağlamlaştı, toplumun devlete güveni tedricen arttı. Hiç şüphesiz bu hakikati büyüten güven, "Terörsüz Türkiye" ufkumuzun asıl dayanağıdır.""Türkiye’nin en büyük yatırımı, evlatlarına yaptığı yatırımdır eğitim, ortak aidiyetimizin mayasıdır"Eğitimin ortak aidiyetin mayası olduğunu vurgulayan Tekin,"Terörden arınmış, huzuru kökleşmiş, kalkınma iklimi güçlenmiş bir Türkiye’nin en büyük yatırımı, evlatlarına yaptığı yatırımdır. Eğitim, ortak aidiyetimizin mayasıdır; Türkiye Yüzyılı’nın en sağlam teminatıdır. Millî Eğitim Bakanlığı olarak attığımız her adımla, "iyiliği kolaylaştıran, kötülüğü zorlaştıran" bir toplumsal düzen hedefliyoruz. Sağlıklı bir eğitim ekosistemi, özgür, huzurlu ve adil bir toplumsal ekosistemle birlikte var olur; biz de politikalarımızı bu bütünlük içinde kurguluyoruz. Malumunuz, bu anlayışın kurumsal karşılığı olarak Türkiye’nin kendi ufkuna yakışan en önemli adımlardan biri, geçtiğimiz yıl eğitim hayatımıza dâhil ettiğimiz Türkiye Yüzyılı Maarif Modelidir. Huzurlarınızda büyük bir memnuniyetle belirtmek isterim ki, Marif modelimiz, eğitimde çağdaş ve milli bir dönüşümün sembolü olarak tüm eğitim camiamızda derin ve güçlü bir karşılık bulmuş, daha şimdiden önemli başarılar elde etmemize imkan sunmuştur."Sözlerine devam eden Tekin, "Modelimiz, eğitimde sadece akademik performansı değil, aynı zamanda karakter gelişimini, ahlaki değerleri ve sosyal sorumluluğu da önceleyen anlayışıyla Türkiye Yüzyılı idealini muştulayan aydınlık bir geleceğin de rehberliğini sunmaktadır. Bu modelle evlatlarımızı değerleriyle güçlü, bilimiyle yetkin kılan; merakını bilime, emeğini üretime, enerjisini spora ve sanata yönlendiren güvenli bir öğrenme zemini kuruyoruz. Böylece milli ve manevi değerlerimizi, adalet duygusunu, emaneti koruma şuurunu, aile ve kültüre sadakati; dilimizin kudretini, tarihimizin hafızasını ve medeniyet birikimimizi birlikte büyütüyoruz" ifadelerini kullandı.İsrail’ilin zulmünü kınayan Tekin, "Geçtiğimiz yıl başlangıç dersini Çanakkale’den Gazze’ye vatan savunması teması ile başlatmıştık. Bugün bir rapordaki veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İsrail’in Gazze’deki zulmü neticesinde yaklaşık 20 bin çocuğumuz şehit oldu. Bunlardan en az bin tanesi bir yaşının altında. Rapordaki veriye göre yaklaşık 52 dakika da bir çocuk şehit ediliyor. İsrail’in bu zulmünü bir kez daha kınamak istiyorum" ifadelerini kullandı." Aile vurgusu ve yeşil vatan vurgusu"Bu yıl eğitim öğretim yılının başlangıç dersinde aile ve yeşil vatan vurgusu yapılacağını belirten Tekin, "Bu yıl iki ana kavramı eğitim öğretim yılının başlangıç dersini aldık. Aile vurgusu ve yeşil vatan vurgusu. Türkiye Yüzyılı’nın okullarını; yüreği vatan muhabbetiyle, zihni ilimle, vicdanı merhametle yoğrulmuş nesillerle buluşturana dek asla durmayacağız, asla geri adım atmayacağız.Bakan Tekin, "Biliyoruz ki bu toprakların dili de, ezgisi de, duası da birbirinin hasmı değil, hasletidir. Biz evlatlarımızı birbirinin diline, inancına, emeğine hürmetkâr yetiştireceğiz. Bilgilerini hikmete, becerilerini iyiliğe, hayallerini insanlığa faydaya çevirecekleri bir iklim kuracağız. Bilginin kıymetini, emeğin izzetini, merhametin kudretini büyüteceğiz. Sınıfta adaleti, okulda güveni, memlekette birliği tahkim edeceğiz. Şehitlerimizin hatırasını, öğretmenlerimizin fedakârlığını, analarımızın duasını baş tacı edip; evlatlarımızın ufkunu Türkiye Yüzyılı’nın ufkuyla birleştireceğiz. Zat-ı alilerinizin liderliğinde; aklı ilimle, kalbi değerle, yüreği vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir nesil için durmadan çalışacağız. Ne cehalete fırsat vereceğiz ne nifaka; ne emeği zayi edeceğiz ne umudu eksilteceğiz. Allah’ın izni, milletimizin duası, devletimizin kudretiyle bu yürüyüşü kararlılıkla sürdüreceğiz. Rabbim gayretimizi bereketli, yolumuzu açık eylesin" dedi.
İletişim Başkanı Duran: "Orta Vadeli Program, Türkiye Yüzyılı vizyonuyla uyumlu yol haritasıdır"
08 Eylül 2025 Pazartesi - 14:38 İletişim Başkanı Duran: "Orta Vadeli Program, Türkiye Yüzyılı vizyonuyla uyumlu yol haritasıdır" Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Orta Vadeli Program, Türkiye Yüzyılı vizyonu ile uyumlu; güçlü, istikrarlı ve sürdürülebilir bir gelecek için milletimizin yol haritasıdır. Tarımdan enerjiye, ihracattan turizme, üretimden arz güvenliğine, gayrimenkulden perakendeye kadar her alanda güçlü adımlar atılacak" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, 2026-2028 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Duran, Türkiye’nin geleceğini şekillendiren programlardan biri olan OVP’nin ekonomik istikrar, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah için güçlü adımlar içerdiğini belirtti. Programın yatırım, üretim ve ihracat odaklı bir stratejiyi öne çıkardığını ifade eden Duran, büyüme hedeflerinin 2026’da yüzde 3,8, 2027’de yüzde 4,3 ve 2028’de yüzde 5 olduğunu hatırlattı. "Enflasyonla kararlı mücadele edilerek tek haneli seviyelere kalıcı olarak inmesi, fiyat istikrarının sağlanması, mali disiplinin güçlendirilmesi ve yapısal reformlarla Türkiye ekonomisi daha dirençli hale gelecektir." diyen Duran, OVP’nin Türkiye Yüzyılı vizyonu ile uyumlu olduğunu vurgulayarak, "Orta Vadeli Program, Türkiye Yüzyılı vizyonu ile uyumlu; güçlü, istikrarlı ve sürdürülebilir bir gelecek için milletimizin yol haritasıdır. Tarımdan enerjiye, ihracattan turizme, üretimden arz güvenliğine, gayrimenkulden perakendeye kadar her alanda güçlü adımlar atılacak. Bu vizyon, sadece ekonomik değil; çevresel ve sosyal açıdan da daha adil ve kapsayıcı bir kalkınmayı hedefliyor." açıklamasını yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin daha güçlü bir geleceğe taşınacağını dile getiren Duran, "Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı 2026-2028 Orta Vadeli Program’ın ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi.
TBMM 22. Dönem Başkanı Bülent Arınç’tan Türk Kızılay’ına tebrik
08 Eylül 2025 Pazartesi - 14:08 TBMM 22. Dönem Başkanı Bülent Arınç’tan Türk Kızılay’ına tebrik TBMM Eski Başkanı Bülent Arınç ve AK Parti MKYK Üyesi ve Manisa Milletvekili Ahmet Mücahit Arınç, Türk Kızılay Manisa İl Merkezi Başkanlığını ziyaret etti. Arınç, Türk Kızılay Genel Merkez Denetim Kurulu Üyesi Selman Keresteci, Türk Kızılay Manisa İl Merkezi Başkanı Öner Gürsel ve Yönetim Kurulu üyeleri tarafından kapıda karşılandı. Ziyaret kapsamında Kızılay Manisa İl Merkezi binasını gezen Arınç, yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Türk Kızılay Genel Merkez Denetim Kurulu Üyesi Selman Keresteci ve Türk Kızılay Manisa İl Merkezi Başkanı Öner Gürsel, kentte sürdürülen projeler ve sosyal yardım faaliyetleri konusunda ayrıntılı sunum yaptı. Bülent Arınç, özellikle "İyiliği Paylaş, Eğitime Destek Ol" kırtasiye kampanyası başta olmak üzere yürütülen çalışmalardan dolayı Türk Kızılay Manisa teşkilatını tebrik etti. Türk Kızılay Manisa İl Merkezi Başkanı Öner Gürsel, ziyaretin kendileri için büyük bir motivasyon kaynağı olduğunu belirterek, "TBMM Eski Başkanımız Bülent Arınç’a ve AK Parti Manisa Milletvekilimiz Sayın Ahmet Mücahit Arınç’a nazik ziyaretlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Türk Kızılay olarak her zaman iyiliği çoğaltmak, ihtiyaç sahiplerine umut olmak için çalışıyoruz. Bu yolda milletimizin desteğiyle daha da güçlü adımlar atmaya devam edeceğiz." Öte yandan, Türk Kızılay Gönüllüsü olan AK Parti Manisa Milletvekili Ahmet Mücahit Arınç’a, Türk Kızılay Genel Merkez Denetim Kurulu Üyesi Selman Keresteci ve Türk Kızılay Manisa İl Merkezi Başkanı Öner Gürsel tarafından, Kızılay Gönüllü yeleği takdim edildi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz: "CHP’nin C’si de Halk’ı da kalmadı"
08 Eylül 2025 Pazartesi - 13:37 AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz: "CHP’nin C’si de Halk’ı da kalmadı" Türkiye Yüzyılı Buluşmaları kapsamında Elazığ’da düzenlenen toplantıda konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, "Ben Cumhuriyet Halk Partisi için artık bir parti olmadığını düşünüyorum. Onun C’si çoktan gitti, cumhurla alakası yok, halkla da yok" ifadelerini kullandı. Türkiye Yüzyılı Buluşmaları kapsamında, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz’un katılımıyla AK Parti Elazığ İl Başkanlığında toplantı yapıldı. Toplantıya, Genel Başkan Yardımcısı Yavuz’un yanı sıra AK Parti Elazığ Milletvekilleri Prof. Dr. Erol Keleş ve Ejder Açıkkapı, Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, AK Parti Elazığ İl Başkanı Şerafettin Yıldırım ile gazeteciler katıldı. Toplantıda konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. "Maalesef Türkiye’de yeniden o krizli kaoslu kargaşalı günler adeta geri gelsin isteniyor" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın direktifleri doğrultusunda çalışmalarına aralıksız devam ettiklerini ifade eden Genel Başkan Yardımcısı Yavuz, "Bizim dur durağımız yok, çünkü biz cumhurbaşkanımıza bakıyoruz ve onun ayak izlerine bakarak yolumuza devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın istirahat yok, rahat yok, dur durağı yok. İlk günden bugüne Türkiye için daha fazla ne yaparım diye bir uğraşın içinde, böyle geceli gündüzü uğraşmasının sonucunda da Türkiye’de gerçekten çok güzel tablolar söz konusu oldu. Hep birlikte çok ilkler, yenilikler ve güzellikler yaşadık. İşte bu ilklerin, güzelliklerin, yeniliklerin devam etmesi için cumhurbaşkanımız başımızda ve biz de sıra dağlar gibi onun yanında, arkasında bulunmak suretiyle var gücümüzle gece gündüz çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz. Bu çalışmalar sonucunda Türkiye’de birçok olmaz iş denilen oldu, birçok pranga kopartıldı, zincirler yerinden sökülüp atıldı ama yapacağımız çok daha fazla işin olduğunu özellikle CHP’ye bakarak anlıyoruz. Hakikaten bir CHP resmi ortaya çıktı, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır partiler, partiler olmasa demokrasilerden bahsedemezsiniz ama parti olacak mesela, böyle bir günde tam da söze buradan başlamak istemezdim ama bir kısım partiler sözüm ona, özellikle CHP’yi kastederek söylüyorum, parti olmayınca hakikaten birtakım handikaplar da peşinden geliyor. Mahkemeler karar veriyor ama CHP ben onu tanımam diyor, birtakım isimler görevlendiriliyor ama CHP asla onu binaya sokmam diyor. Hukuk devleti, hukuk devleti derken bir anda hukukun karşısına dikilmeye başlıyor. Maalesef Türkiye’de yeniden o krizli kaoslu kargaşalı günler adeta geri gelsin isteniyor ve biliyor musunuz daha yeni İzmir’de bir polis merkezi taranıyor ve iki polisimiz şehit oluyor. Türkiye’yi bu kadar germenin, bu kadar tahrik etmenin, manipüle etmenin anlamı yok. Biz o yüzden çok daha yaşanabilir, müreffeh, kardeşlik ruhunun hakim olduğu ortamların teşekkülü için de uğraşıyoruz. Biz onun için Türkiye yüzyılı dedik, biz onun için terörsüz Türkiye dedik, onun için kardeşlik daha da derinleşsin, kökleşsin, çok daha kalıcı olsun Türkiye’de diye istiyoruz. Bu anlamda da yollardayız ve onun için de uğraşıyoruz" dedi. "CHP’nin, C’si çoktan gitti, cumhurla alakası yok, halkla da yok, parti de postrit anlamına geliyor" CHP’nin hukukun karşısında bir tavır aldığını ifade eden Yavuz, " Emin olun Türkiye, bugüne geldiğimiz bu sürece kadar çok önemli süreçlerin içerisinden geçti ve çok büyük badireler atlattık. Mesela 2000’li yıllardan sonraya bir bakın. Nelerle uğraşmışız azıcık bir bakalım. Bizim çok büyük enerjimiz iç mücadelelerle geçmiş. Hatırlayın, gezi olayları değil mi? 17-25 Aralık süreçte, 15 Temmuz hadisesi ve benzeri çok şey var. Töreyle uğraşmışız, FETÖ ile uğraşmışız, CHP ile uğraşmışız, uğraşmaya da devam ediyoruz. Dışarıyla uğraşmışız. Biz sadece hava savunma sistemi anlamında S-400 aldığımız günlerde yaptırımlarla karşılaşmışız. Sonra gezi olayı olmuş, ağaçlar bahane edilmiş, yok öyle bir şey dedikleri kabilden bir şey olmamasına rağmen ağaçlar bahane edilmiş ve kurdukları komite geriye adım atmalarının şartı olarak nükleer santrallerin ortadan kalkmasını istemişler. Üçüncü havalimanı ortadan kalksın demişler. Üçüncü köprü yapılmasın demişler. Anlayabiliyor musunuz ne olduğunu. S-400 almayın diyenler acaba Türkiye’nin nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalsın istiyorlardı. Nükleer santraller kurulmasın, üçüncü köprü, üçüncü havalimanı yapılmasın diyenler, hatta bunun için türlü türlü yalanlar söyleyenler. Ben Cumhuriyet Halk Partisi için artık bir parti olmadığını düşünüyorum. Onun C’si çoktan gitti, cumhurla alakası yok, halkla da yok, parti de postrit anlamına geliyor. O da Binali Yıldırım başkanımızdan alıntıyla söylüyorum, yalanın siyaseti anlamına geliyor. Onun için bütün bu atraksiyonlar ve manipülasyonların maalesef merkezinde tam da CHP var. İşte CHP gibi bir iktidarın Türkiye’ye gelip yeniden krizli kaoslu kargaşalı günler söz konusu olmasın diye, bizi hukuk devleti olma yolundan vazgeçirilmeyelim diye, yeniden ihtilallerin, darbelerin, krizlerin, kaosların, kargaşaların ve bir takım manipülasyonların, dezonformasyonların içinde ne yaptığını bilmeyen bir Türkiye resmi ortaya çıkmasın diye bizim daha çok çalışmamız gerekir diye düşündük. Onun için cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla yollardayız" şeklinde konuştu. "CHP, sandıktan ümidini kesince ihtilallere bel bağlamaya başlıyor" Yavuz, "Sonuçta bu CHP 1940-50’ye geldiğinde iktidar kaybediyor. 1946’da çok partiyle hayata geçtik ama orada hala çok şey değişmemiş. Çünkü 1946 seçimlerinde hala efendim açık oy, gizli sayım devam ediyor. Bu tersine döndü. Yani gizli oy, açık tasnifin olduğu ilk seçim 1950 seçimi ve CHP kaybediyor. CHP 1950’de bu seçimi kaybedince diyor ki olsun 1954 gelecek ve geri alacağız, alamıyor. Ondan sonra 1957’de bir seçim oluyor şimdi alacağız diyor yine alamıyor ve CHP ümidini kesiyor. CHP’nin sandıktan ümidini kesme tarihi 1957’dir. Sandıktan ümidini kesince ihtilallere bel bağlamaya başlıyor ve 1960 ihtilali geliyor. 61 İhtilal Anayasası’na da sindiriyor. CHP öyle bir mekanizmayı Türkiye’de oluşturmak istiyor ki sandıkta iktidarı ele alamasa geçiremese bile iktidar gibi davranabileceği bir kurgunun oluşmasının zemini oluşturmaya çalışıyor. Diyorum ki bir heveslendi bir ara sonra olmadı. Birbirlerine düştüler. Bir parti düşünün. Son yüzyılın yolsuzluğu söz konusu. Az dön bak, neler oluyor neler. Kimseyi hiç suçlama. Açılan davalar var. Bizi hiç ilgilendirmiyor. Bana ne Kemal Kılıçdaroğlu olacak. Özgür Özel mi olacak. Başkası mı olacak CHP’nin başına. Bizi ne ilgilendiriyor. Birbirinden farkı yok zaten. CHP’lilerin kendisi davaları açıyorlar. Diyorlar ki delegenin oyunu alma karşılığında evler, arabalar, telefonlar, işe girmeler verildi. Geleceğe ilişkin siyasi vaatlerde bulunuldu. CHP’nin kendi üyeleri halen büyük delege üyesi olan kişiler bu durumu ortaya koydu. Şimdi şikayet eden veya dava açan CHP. Tanıklıkta bulunan, itirafta bulunan, yolsuzluğu yapan CHP. Kardeşim dön içine bir bak. Kararı veren mahkeme sen polisten ne istiyorsun veya hani hukuk devleti ya burası. Sen de bunun böyle olmasını istiyorsun. Hukuk devleti istiyor. 45. Asli Hukuk Mahkemesi’ydi sanıyorum. Karar veriyor yerden yere vuruyorsun. Yüksek seçim kurulu karar veriyor ha böyle diyorsun. Senin lehine bir şey çıktığında ha böyle. İşin merkezinde görüyor kendini" diye konuştu.
Gazzeli çocuklar için boş sıralar etkinliği yapıldı
08 Eylül 2025 Pazartesi - 13:20 Gazzeli çocuklar için boş sıralar etkinliği yapıldı AK Parti İl Gençlik Kolları tarafından Gazzeli çocuklar için sahil bandında boş sıralar etkinliği yapıldı. AK Parti İl Gençlik Kolları tarafından Gazzeli çocuklar için boş sıralar etkinliği düzenlendi. Sahilde düzenlenen etkinliğe AK Parti Teşkilat Başkanı Mehmet Gök, İl Genel Meclisi Başkanı Necdet Karaveli, AK Parti İl Gençlik Kolları Başkanı Feyyaz Öz, AK Parti İl Kadın Kolları Başkanı Tülay Sayılı ve partililer katıldı. Ardından AK Parti İl Gençlik Kolları Başkanı Feyyaz Öz, basın açıklaması gerçekleştirdi. Gazze’de binlerce öğrencinin sıralara oturamadan hayatını kaybettiğini ifade eden Başkan Öz, "Bugün ülkemizde yeni eğitim-öğretim yılı başlıyor. Milyonlarca çocuğumuz, gencimiz sevinçle okullarına dönüyor, sıralarını dolduruyor. Ancak Gazze’de manzara bambaşka Orada binlerce sıra bomboş, çünkü o sıralara oturacak çocuklar artık hayatta değil. Gazze’de binlerce masum çocuk, sıralarına kavuşamadan öldürüldü ya da yarım kalmış hayallerinin başında susturuldu" dedi. Başkan Öz açıklamasında şu ifadelere yer verdi; "Bugün ülkemizde yeni eğitim-öğretim yılı başlıyor. Milyonlarca çocuğumuz, gencimiz sevinçle okullarına dönüyor, sıralarını dolduruyor. Ancak Gazze’de manzara bambaşka Orada binlerce sıra bomboş, çünkü o sıralara oturacak çocuklar artık hayatta değil. Gazze’de binlerce masum çocuk, sıralarına kavuşamadan öldürüldü ya da yarım kalmış hayallerinin başında susturuldu. Katil İsrail, 7 Ekim’den bu yana 19.000 çocuğu katletti. O çocukların çantaları kapının arkasında asılı kaldı. Defterleri hiç açılmadı. Kalemleri hiç yazmadı. Hayatları, katil İsrail’in bombalarıyla ellerinden alındı. Katil İsrail çocukların geleceğe açılan kapılarını hedef aldı. Gazze’de yüzlerce okul yerle bir edildi, sınıflar enkaza döndü, kütüphaneler kül oldu. Çocukların umutla beklediği teneffüs zilinin yerini, bombaların uğursuz sesi aldı. Eğitim, insanlığın en temel hakkıyken; Gazze’de bu hak barbarca yok edildi. Çocukların dünyasıyla birlikte, yarının öğretmenleri, mühendisleri, doktorları da yok edildi." Programın son bölümünde ise anı defteri konularak vatandaşların duygu ve düşünceleri alındı.
CHP lideri Özel: "Çalışmalarımızı katılımcı, kapsayıcı, dinamik bir süreçle yürüttük"
08 Eylül 2025 Pazartesi - 13:00 CHP lideri Özel: "Çalışmalarımızı katılımcı, kapsayıcı, dinamik bir süreçle yürüttük" Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, "Çalışmalarımızı katılımcı, kapsayıcı, dinamik bir süreçle yürüttük" dedi. CHP Genel Başkanı Özel, parti Genel merkez binasında düzenlenen Örgüt Temsilcileri Meclisi Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Özel, CHP’nin bir program partisi olduğunu ifade ederek, "Partimiz, değişimin, yeniliğin partisidir. 2 yıldır programlarımızda ortaya konulan vizyon, Türkiye’yi dönüştüren eylemlere taşınmıştır. Programlarımız, kuruluşumuzdan bugüne demokratikleşme, kalkınma, adalet, sosyal devlet vizyonlarını hep içermiştir. Kalkınmacı anlayışımız, hamlelerimiz, ‘kimsesizlerin kimsesi’ olan güçlü sosyal devlet arzumuz, adaleti tesis etmek için kararlılığımız, demokrasiyi inşa hedefimiz tüm programlarımızın temelini oluşturmuştur. Kuşkusuz bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı. "Çalışmalarımızı katılımcı, kapsayıcı, dinamik bir süreçle yürüttük" Parti program güncelleme çalışmalarının 1 yıldır devam ettiğini ifade eden CHP Genel Başkanı Özel, "Türkiye’yi gelecek 10 yıllara hazırlayacak olan da budur. Atatürk devrimleri ve altı okumuz üzerine inşa edilmiş, temel ilke ve değerleri içeren kapsamlı bir vizyon hedefi oluşturma metninde son noktaya gelmiş durumdayız. Çalışmalarımızı katılımcı, kapsayıcı, dinamik bir süreçle yürüttük. Partimizin her kademesine uzanan sivil topluma, uzmanlara, akademisyenlere ve yurttaşlara açılan hummalı bir çalışmayı son aşamaya getirdik. Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizde ve dünyada yaşanan gelişmeleri takip eden, yeni ve en geçerli fikirleri eyleme döken partidir. Kurtuluş mücadelesinde, kuruluş dönemindeki siyasi ve ekonomik hamlelerde, 70’lerdeki emek mücadelesinde de hep böyle olmuştur. Şimdi de yeni bir dönemdeyiz. Son 23 yılında ağır bir tahribat yaşayan cumhuriyetimizin sorunlarını doğru tespit eden, dünyadaki gelişmeleri iyi okuyan bir yaklaşımla yeniye uygun bir çalışma yürütüyoruz" diye konuştu. "Türkiye’de artık Erdoğan’ın çıkarları ile milletin çıkarları birbirine karşıt hale gelmiştir" Parti programının krizlerin bitmesi, milleti demokrasiye, adalete ve refaha kavuşması amacıyla hazırladıklarını dile getiren Özel, "Bir yanda bunları yapmaya çalışan bir Cumhuriyet Halk Partisi var. Diğer yanda milletin huzurunu bozan, ekmeğini küçülten, kutuplaştırmadan siyaset uman kötücül bir akılla karşı karşıyayız. Karşımızda yaşlanmış, yorulmuş, aciz, millete umut olamayan, köşeye sıkıştıkça tırmalayan, hırsından aklını kaybetmiş bir iktidar var. Bu iktidarın Türkiye’ye verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Bu ülkeden çok şey aldılar, çok şey çaldılar. Ama bu ülkeye hiçbir şey vermediler, bundan sonra da verebilecekleri hiçbir şey kalmamıştır. Kendi nefsinin esiri olanlar, bu milletin dostu değildir. Türkiye’de artık Erdoğan’ın çıkarları ile milletin çıkarları birbirinden ayrışmış, birbirine karşıt hale gelmiştir" ifadelerine yer verdi. Özel, sözlerine şöyle devam etti: "Cumhurbaşkanı Adayımız ve arkadaşlarımız hapiste. Her yalanı ve iftirayı attılar ama milleti buna inandıramadılar. Halen her dört kişiden üçü, bunu siyasete müdahale, siyasete yargı eliyle müdahale olarak görmektedir. Erdoğan’ın tezlerine inananların sayısı dört kişiden birini, yüzde 22’leri-23’leri asla geçmemektedir. Şimdi bu yüzden bugün de partimize saldırıyorlar. İstanbul il kongremizi iptal ediyorlar. Utanmadan kayyım atıyorlar. İl başkanlığımızın önüne polis gönderiyorlar. CHP’lileri baba evlerine almayıp, evimize, hanemize tecavüz ediyorlar. Hapiste canımıza, dışarıda evimize saldırıyorlar. Erdoğan’a sesleniyorum; değer mi? Kendi çıkarın için milleti ateşe atıyorsun. Değer mi? Türkiye’yi geriye götürüyorsun, milleti fakirleştiriyorsun. Değer mi? Bu ülkede yıllarca iktidarda kalmış biri olarak anılmak varken, ileride ders kitaplarına darbeci olarak geçeceksin. Değer mi? Cumhurbaşkanlığı unvanı üzerindeyken, bu unvanla siyaseti tamamlamak varken cunta başkanı olmaya değer mi? Ne yaparsanız yapın başaramayacaksınız. Enerjimizi bitiremeyeceksiniz. Çelikten irademizi bükemeyeceksiniz. Yürekli insanlarımızı korkutamayacaksınız." Kılıçdaroğlu, toplantıya katılmadı CHP Genel merkez binasında düzenlenen Örgüt Temsilcileri Meclisi Toplantısı’na Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da davet edildi. Kılıçdaroğlu için CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in oturacağı koltuğun yanına isminin yer aldığı bir koltuk ayrıldı ancak Kılıçdaroğlu, toplantıya katılmadı.
Başkan Pütün; "Belediye Başkanlığı koltuğu parti sempatizanlığı yeri değildir"
08 Eylül 2025 Pazartesi - 09:36 Başkan Pütün; "Belediye Başkanlığı koltuğu parti sempatizanlığı yeri değildir" DENİZLİ (İHA) – Denizli’nin Beyağaç Belediye Başkanı Sezayi Pütün, 1,5 yılda söz verdiği icraatların yüzde 30’unu tamamladığını belirterek, "Belediye Başkanlığı koltuğu parti sempatizanlığı yeri değildir" dedi. Beyağaç İlçe Merkezine yapılmakta olan Çarşı Camisinin yakın zamanda açılacağı söyleyen Başkan Pütün, "Bizler seçimlerde Beyağaç halkının önüne çıkarken onlara güler yüzlü bir Beyağaç sözü verdik. Yapacağımız icraatları ilçenin öncelikli ihtiyaçlarını belirleyerek söz verdik. Bir buçuk yıllık hizmetimizde verdiğimiz sözlerin yüzde 30’unu gerçekleştirdik. 2019 yılında ilçemizde yıkılan bir Merkez Camisi vardı. Uzun yıllar yapımı tamamlanamadı. Hizmete geldiğimizden bugüne cami inşaatın yüzde 95‘ini tamamladık ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında da açılışını yapmayı planlıyoruz" diye konuştu. "Belediye Başkanlığı koltuğu parti sempatizanlığı yeri değildir" Parti ayrımı yapmadan her kesime eşit yaklaşmak için seçildiği gün parti rozetini çıkarttığını ifade eden Başkan Pütün, "Bizler burada particilik yapmıyoruz. Göreve geldiğimizde parti rozetimizi çıkarttık. Tüm Beyağaç bizim gözümüzde aynı. Belediye Başkanlığı koltuğu parti sempatizanlığı yeri değildir. Bizler herkesin, her mahallenin sorununu gidermekle sorunluyuz. Çevremizdeki ilçe belediyeler ve Büyükşehir Belediyesi bizden farklı partiden seçildiler. Hatta Ege’de Yeniden Refah Partisinden Belediye Başkanı seçilen tek belediye biziz. Ama hiçbir belediye bizlere farklı partiden seçilmiş gözüyle bakmıyor bizler de onlara o gözle bakmıyoruz ve ikili ilişkilerimizi sıcak tutuyoruz. Bu duruşumuzla da diğer belediyelerle birlik ve beraberlik içerisinde yardımlaşma sağlıyoruz. Bir şeye ihtiyacımız olduğunda Denizli Büyükşehir Belediye Başkanımız Bülent Nuri Çavuşoğlu, Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık ve diğer komşu ilçelerimizden destek istiyoruz. Onların ihtiyaçları olduğunda elimizden geldiğince bizlerde onlara destek olmaya çalışıyoruz" dedi.
RTÜK Başkanı Şahin: "Halkı sokağa çağırmak gibi çok ağır sonuçları olacak olan yayınlara hiçbir şekilde izin verilmeyecektir"
08 Eylül 2025 Pazartesi - 01:56 RTÜK Başkanı Şahin: "Halkı sokağa çağırmak gibi çok ağır sonuçları olacak olan yayınlara hiçbir şekilde izin verilmeyecektir" Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, kamu düzenini tehdit eden, kitleleri tahrik edebilecek ve halkı sokağa çağıran yayınlara izin verilmeyeceğini açıkladı. RTÜK Başkanı Şahin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "Kamu düzenini tehdit eden, şiddeti özendiren, toplumsal hassasiyetleri istismar eden veya kitleleri tahrik edebilecek hele hele halkı sokağa çağırmak gibi çok ağır sonuçları olacak olan yayınlara hiçbir şekilde izin verilmeyecektir. Özellikle emniyet mensuplarını, idari amirleri veya görevi başındaki kamu görevlileri ile yargı mensuplarını hedef gösteren yayıncılık anlayışı, açıkça mevzuat ihlalidir ve ağır yaptırımla karşılaşacaktır. Canlı yayınlarda doğruluğu teyit edilmemiş bilgilerin aktarılması, toplumda paniğe ve bilgi kirliliğine yol açacak bir sorumsuzluk örneğidir. Yayıncılarımızın yayın setinde belirlenen etik kurallardan sapmamaları, haber ve yorum arasındaki sınırları korumaları hukuken zorunludur. Toplumsal barışa ve kamu güvenliğine zarar verecek yayınlara dün olduğu gibi bugün de müsamaha gösterilmeyecek, bu şekilde yayın yapan kuruluşlar hakkında idari para cezaları, yayın durdurma ve en nihayetinde lisans iptali de dahil olmak üzere gerekli tüm yaptırımlar uygulanacaktır" dedi.