SAĞLIK
Uzm. Dr. Ümit Çakmak: "Böbrekler bozulana kadar belirti vermiyor düzenli kontrol hayat kurtarıyor" 11 Mart 2026 Çarşamba - 12:19:23 Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, "12 Mart Dünya Böbrek Günü" nedeniyle "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" diyerek böbrek sağlığının önemini anlattı. Memorial Antalya Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, 12 Mart Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek sağlığının önemine dikkat çekti. Böbreklerin vücudun en hayati organlarından biri olduğunu belirten Çakmak, "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" dedi. Böbreklerin yalnızca idrar üretmekle görevli olmadığını vurgulayan Çakmak, kanın temizlenmesi, su ve tuz dengesinin sağlanması, kan basıncının düzenlenmesi ve hormon üretimi gibi birçok önemli görevi üstlendiğini ifade etti. Kronik böbrek hastalığının erken teşhis edilmemesi durumunda diyaliz veya böbrek nakli gerektiren böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebildiğini kaydetti. Böbrek hastalıkları dünyada hızla artıyor Böbrek hastalıklarının küresel ölçekte önemli bir sağlık sorunu haline geldiğini belirten Çakmak, "Son verilere göre dünya genelinde yetişkin nüfusta kronik böbrek hastalığı 1990 yılından bu yana iki katına çıkarak 2023 yılında yaklaşık 788 milyon kişiye ulaştı. Aynı yıl bu hastalık yaklaşık 1,5 milyon ölüme neden olarak ölüm nedenleri arasında 9’uncu sıraya yükseldi. Türkiye’de ise kronik böbrek hastalığı görülme oranı yüzde 15,7 civarında. Diyabetli hastalarda bu oran yüzde 25’in üzerine çıkıyor" dedi. Belirtiler çoğu zaman fark edilmiyor Böbrek yetmezliğinin erken dönemlerde çoğu zaman belirti vermediğini vurgulayan Çakmak, hastalığın ilerleyen dönemlerinde bazı şikayetlerin ortaya çıkabileceğini ifade ederek, "Böbrekler bozulmaya başladığında vücut aslında bazı sinyaller verir ancak bu belirtiler yavaş geliştiği için çoğu zaman gözden kaçabilir. Yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, idrar miktarında veya renginde değişiklik ve vücutta ödem en sık görülen erken belirtiler arasındadır" diye konuştu. İleri evrede ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor Hastalığın ilerlemesi halinde daha ciddi belirtilerin görülebileceğine dikkat çeken Çakmak, "Bulantı, kusma, mide sorunları, nefes darlığı, ciltte kaşıntı ve kuruluk, kas krampları, kemik ağrıları, konsantrasyon bozukluğu gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bunun yanında yüksek tansiyon, kansızlık, baş dönmesi ve erkeklerde ereksiyon sorunları da görülebilir" ifadelerini kullandı. Çakmak ayrıca böbrek sağlığını korumak için tuz tüketimini azaltmak, yeterli su içmek, düzenli egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanımından kaçınmak, reçetesiz ilaçları bilinçsiz kullanmamak ve özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli kan ve idrar testleri yaptırmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 11:56 Ortopedide eksozom uygulaması umut veriyor Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, son yıllarda gündeme gelen eksozom tedavisi hakkında bilgi verdi. Karalezli, yöntemin hücrelerin iyileştirici sinyallerini kullanarak doku onarımını desteklediğini ancak henüz birçok hastalık için standart tedavi haline gelmediğini söyledi. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, tıpta son yıllarda dikkat çeken eksozom tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu. Eksozomların, hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan çok küçük biyolojik paketler olduğunu belirten Karalezli, bu yapıların iyileşme sürecinde önemli rol oynadığını ifade etti. Prof. Dr. Karalezli, eksozomların hücreler tarafından salgılanan ve iyileşme sinyalleri taşıyan yapılar olduğunu belirterek, "Eksozomlar hücre yenilenmesini destekleyebilir ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir. Bu tedavide doğrudan hücre değil, hücrelerin iyileştirici sinyalleri kullanılır" dedi. Ortopedide ve göz hastalıklarında kullanılıyor Eksozom tedavisinin özellikle ortopedik rahatsızlıklarda kullanılabildiğini belirten Karalezli, "Diz kireçlenmesi (osteoartrit), omuz ve dizde görülen tendon problemleri ile kas ve bağ yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak uygulanabiliyor" diye konuştu. Tedavinin bazı göz hastalıklarında da araştırıldığını ifade eden Karalezli, kuru göz, kornea yüzey hasarı ve bazı retina hastalıklarında bilimsel çalışmaların sürdüğünü söyledi. Uygulama kısa sürede yapılıyor Tedavinin uygulanışına da değinen Prof. Dr. Karalezli, ortopedik rahatsızlıklarda eksozomların genellikle eklem içine veya problemli tendon bölgesine enjeksiyon şeklinde verildiğini belirtti. Göz hastalıklarında ise damla şeklinde ya da bazı durumlarda göz çevresine enjeksiyon şeklinde uygulanabildiğini söyledi. Karalezli, işlemin genellikle kısa sürdüğünü, çoğu zaman lokal anestezi ile gerçekleştirildiğini ve hastanede yatış gerektirmediğini vurguladı. Eksozomların vücutta çeşitli etkiler oluşturabileceğini belirten Karalezli, "Eksozomlar iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir, hasarlı dokunun onarımını destekleyebilir ve hücre yenilenmesini teşvik edebilir. Bu sayede ağrının azalmasına katkı sağlayabilir" dedi. Ancak Karalezli, özellikle ileri derecede kireçlenmelerde tamamen iyileştirici bir sonuç beklenmemesi gerektiğini ifade etti. Etkisi haftalar içinde görülebiliyor Tedavinin etkisinin kişiden kişiye değişebileceğini belirten Karalezli, "Genellikle birkaç hafta içinde etkiler başlar. Bazı hastalarda 2-3 ay içinde belirgin rahatlama görülebilir. Etki süresi ise hastanın durumuna göre farklılık gösterebilir" dedi. Her hasta için uygun olmayabilir Eksozom tedavisinin genel olarak güvenli kabul edildiğini belirten Karalezli, enjeksiyon bölgesinde geçici ağrı, şişlik ve hassasiyet gibi hafif yan etkiler görülebileceğini söyledi. Prof. Dr. Karalezli, sözlerini şöyle tamamladı:"Eksozom tedavisi rejeneratif tıp alanında umut verici bir yöntemdir. Ancak henüz birçok hastalık için standart tedavi değildir ve bazı uygulamalar hâlâ araştırma aşamasındadır. Bu nedenle tedavi öncesinde mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerekir."
11 Mart 2026 Çarşamba - 11:30 Otomobille giderken kafasına kaya yuvarlandı, başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu Kahramanmaraş’ta aracıyla seyir halinde olan genç sürücü, yamaçtan yuvarlanan kaya parçasının araca isabet etmesi sonucu ağır yaralandı. Kafa travması geçiren genç, hastanede gerçekleştirilen başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuştu. Edinilen bilgiye göre olay, Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesi Kazma Bağları Kum Ocağı mevkiinde meydana geldi. İddiaya göre, 33 yaşındaki Muhammed Ekşi, 2 kardeşi ve 1 komşusuyla birlikte 46 AEF 859 plakalı aracıyla Maksutlu Mahallesi’ne gitmek üzere yola çıktı. Ekşi, Kum Ocağı bölgesinden geçildiği sırada, alanda çalışan bir kepçenin hareketiyle yamaçtan kopan büyük bir kaya parçası aniden yola yuvarlandı. Kaya parçası, seyir halindeki aracın ön camını kırarak içeri girdi. Kazada sürücü ile araçta bulunan komşusu İsmail D. ve iki kardeş yaralandı. İhbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekipleri ilk müdahaleyi yaptıktan sonra yaralıları ambulanslarla hastaneye kaldırdı. Otomobil sürücüsü Muhammet Ekşi, HG Hospital Hastanesi’nde gerçekleşen başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Kaza anını anlatan Muhammed Ekşi, köye gitmek üzere kendi aracıyla yolda olduğunu belirterek, "Kaya yuvarlandı. Ben korna çaldım ama dikkat etmediler. Daha sonra jandarma, polis ve köylüler geldi. Ambulansla hastaneye getirildim. Doktorumuza ve yardım eden herkese teşekkür ediyorum. Şu an kendimi iyi hissediyorum, herhangi bir güçsüzlük yok" dedi. "Ameliyat çok başarılı geçti" Hastanın babası Mustafa Ekşi ise oğlunun haber vermesiyle kazayı haber aldığını belirterek, "Bunun üzerine hemen olay yerine gittim. İş makineleri ve araçların aynı anda çalıştığını gördük. O anları görüntüledik ve avukatımıza verdik. Kaya yaklaşık 75-100 metre mesafeden yuvarlandı ve yaklaşık 100-150 kilogram ağırlığındaydı. Aracın ön camına ve yan kısımlarına çarptı, camlar parçalandı. Oğlum hastaneye kaldırıldı. Hocamız ameliyata aldı ve ameliyat çok başarılı geçti. Başta doktorumuz olmak üzere tüm hastane personeline teşekkür ediyorum" diye konuştu. Hastayı ameliyat eden Beyin ve Sinir Cerrah Uzmanı Prof. Dr. İdris Altun, genç hastanın hastaneye getirildiğinde ciddi kafa travması geçirdiğini ve beyninde önemli düzeyde etkilenme bulunduğunu belirtti. "Beyin hasarlarında ilk dakikalar çok çok önemli" Hastanın ellerinde ve ayaklarında güçsüzlük ile bilincinin kapalı olduğunu ifade eden Dr. Altun, "Hastamız bize geldiğinde kafada ciddi bir travması, beyninde büyük bir etkilenmesi ve ellerinde ayaklarında güçsüzlük, kuvvetsizlik ve şuur bilinç kapalılığıyla gelmişti. Genç hastalarda bu kafa travmalarında ve beyin hasarlarında ilk dakikalar, ilk saniyeler çok çok önemli. Hastamız acile gelir gelmez hemen kan değerlerini alıp hızlı bir şekilde ameliyata aldık. Ameliyatta güzelce beyni, beyin dokularını rahatlatarak göz dokusunu, göz sinirlerini rahatlatarak hızlı bir şekilde ameliyatını bitirdik. Ve hastamızı sonra yoğun bakımda takip ettik. Süreç içerisinde hastamız hızlı bir şekilde herhangi bir güçsüzlük, kuvvetsizlik oluşmadan sağlığına kavuştu. Bu tür ameliyatlarda zaman çok çok önemli. Ehil bir yerde kısa sürede ameliyat edildiği zaman hastalarımıza daha faydalı olabiliyoruz" dedi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 11:13 Op. Dr. Baysal: "Özellikle gençlerde son 5 yılda rektum kanseri 4 kat, kalın bağırsak kanseri 2 kat daha fazla görülmeye başlanmıştır" Kalın bağırsak kanserini kırmızı et, sigara ve alkolün tetiklediğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Özellikle gençlerde son 5 yıl içerisinde rektum kanseri 4 kat, kalın bağırsak kanseri 2 kat daha fazla görülmeye başlanmıştır" dedi. Kalın bağırsak kanseri hakkında bilgi veren Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Feridun Baysal, 45 yaş üstünde bulunan herkesin bir defa da olsa kolonoskopi yaptırması gerektiğini belirtti. Özellikle gençlerde son 5 yıl içerisinde rektum kanserinin 4 kat, kalın bağırsak kanserinin ise 2 kat daha fazla görülmeye başlandığını dile getiren Baysal, bunda gıda ve stresin yanı sıra genetik faktörün de önemli olduğunu ifade etti. Kalın bağırsak kanserinin engellenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Baysal, kırmızı et, sigara, alkol ve kabızlığın kalın bağırsak kanseri riskini artıran faktörler olduğunu kaydetti. Mart ayının kolerektal kanser ayı farkındalık ayı olduğunu hatırlatan Op. Dr. Feridun Baysal, "Kolerektal kanserler engellenebilir ve önlenebilir hastalıklardır. Bu nedenle farkındalık ayına çok önem veriyoruz. 45 yaş üstündeki herkesin bir kolonoskopi yaptırmalarını öneriyoruz. Ailelerinde kolon kanseri varsa ve erken yakalandılarsa bu yaşı daha da erkene çekebiliriz. Bazı genetik rahatsızlıklarda, A, P ve C gen mutasyonu gibi rahatsızlıklarda familyal polipozis olabileceği için çok daha erken yaşlarda kolonoskopi taramalarına başlıyoruz. Ailenizde kalın bağırsak kanserine yakalanmış kişi, diyelim ki 40 yaşında, birinci derece yakınınız ve kalın bağırsak kanserine yakalandı. Ondan 10 yaş geriye geleceksiniz. Bu hastanın yakınları 30 yaşından itibaren kalın bağırsaklarını incelettirmelidirler. Eğer kalın bağırsaklarını bu dönemde inceletmedilerse kalın bağırsak kanseri açısından yüksek risk grubuna girerler. 45 yaşını dolduran herkesin kalın bağırsaklarını inceletmelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle gençlerde son 5 yıl içerisinde rektum kanseri 4 kat, kalın bağırsak kanseri 2 kat daha fazla görülmeye başlanmıştır. Bunda tabii aldıkları gıdanın ve stresin yanı sıra aile genetiğinin faktörü de oldukça büyüktür. Unutmayın kalın bağırsak kanseri engellenebilir bir hastalıktır. Kırmızı et kalın bağırsağı çok etkiler. Kırmızı et kalın bağırsak üzerinde nitrozamin dediğimiz bazı içerikler bulundurur. Onlar kalın bağırsağı geçerek kanserojen başlangıç yapabilirler. Akdeniz tipi diyetler oldukça etkilidir. Kalın bağırsak riskine yakalanmayı çok düşürürler. Bizim en çok önem verdiğimiz; kırmızı et, sigara ve alkol kalın bağırsak riskini arttırır. Kabızlık da kalın bağırsak riskini arttıran bir faktördür" ifadelerini kullandı.
Bayburt Devlet Hastanesine 2025 yılında 535 bin 889 hasta başvurdu
11 Ocak 2026 Pazar - 11:13 Bayburt Devlet Hastanesine 2025 yılında 535 bin 889 hasta başvurdu Bayburt Devlet Hastanesi, 2025 yılına ait hasta başvuru ve sağlık hizmeti verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, 01 Ocak-31 Aralık 2025 tarihleri arasında hastanede toplam 535 bin 889 hasta muayene edildi. 2025 yılı boyunca Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevulu olarak 157 bin 244, MHRS dışı ayaktan başvuru ile 210 bin 304 hastaya sağlık hizmeti sunulurken, acil servise başvuran hasta sayısı 168 bin 341 olarak kaydedildi. Veriler, acil servisin yıl boyunca en yoğun birimler arasında yer aldığını ortaya koydu. Poliklinik bazında değerlendirildiğinde, en fazla başvurunun 45 bin 67 muayene ile iç hastalıkları polikliniğine yapıldığı görüldü. İç hastalıklarını, 34 bin 10 muayene ile ortopedi polikliniği takip ederken, göz hastalıkları polikliniği 32 bin 88, çocuk polikliniği 31 bin 158 ve kadın hastalıkları polikliniği 27 bin 583 muayene ile yoğunluk yaşanan branşlar arasında yer aldı. 01 Ocak - 31 Aralık 2025 tarihleri arasında yapılan muayene sayıları şu şekilde gerçekleşti: Uzman Aile Hekimliği: 12 bin 713 Anestezi Polikliniği: 3 bin 446 Beyin Cerrahi: 17 bin 520 Cildiye Polikliniği: 12 bin 199 Çocuk Cerrahisi: 2 bin 928 Çocuk Polikliniği: 31 bin 158 Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı: 3 bin 369 Enfeksiyon Hastalıkları: 5 bin 882 Fizik Tedavi Polikliniği: 16 bin 396 Genel Cerrahi Polikliniği: 20 bin 669 Göğüs Cerrahisi Polikliniği: bin 689 Göğüs Hastalıkları: 10 bin 287 Göz Hastalıkları Polikliniği: 32 bin 88 İç Hastalıkları Polikliniği: 45 bin 67 Kadın Hastalıkları Polikliniği: 27 bin 583 Kalp Damar Cerrahisi: 4 bin 147 Kardiyoloji Polikliniği: 20 bin 881 Kulak Burun Boğaz Polikliniği: 23 bin 105 Nöroloji Polikliniği: 16 bin 539 Ortopedi Polikliniği: 34 bin 10 Plastik Cerrahi Polikliniği: 2 bin 33 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği: 12 bin 245 Üroloji Polikliniği: 11 bin 594 Acil servis hastası: 168 bin 341 2025 yılı içerisinde hastanede 3 bin 440 ameliyat gerçekleştirildi. Bunların yanı sıra 867 lokal ameliyat, bin 418 endoskopi, 595 kolonoskopi, 89 bronkoskopi ve 812 anjiyo işlemi yapıldı. Ayrıca 14 hastaya kalıcı kalp pili takıldığı, 326 kişinin Gebe Okulu danışmanlık hizmetinden faydalandığı bildirildi.
Ortapedik şikayetlerde diz ağrıları ilk sırada
11 Ocak 2026 Pazar - 11:10 Ortapedik şikayetlerde diz ağrıları ilk sırada BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Akif Çuhadar, her yaştan insanı etkileyen yaygın sorunlardan biri olan diz ağrılarının ortopedi polikliniklerine yapılan başvurular arasında ilk sırada yer aldığını belirterek, "Diz ağrısına eşlik eden eklemde şişlik, kızarıklık, sertlik, ateş gibi belirtiler varsa ve diz ağrısı günlük aktiviteleri engelliyorsa rahatsızlık ilerlemeden doktora başvurulması gerekir" dedi. Op. Dr. Mehmet Akif Çuhadar, menisküs yırtıkları, ön çapraz bağ kopmaları, diz kapağı kıkırdak sorunları ve diz kireçlenmesi gibi sık görülen rahatsızlıklar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Op. Dr. Çuhadar, diz ekleminin yapısı gereği büyük bir yük taşıdığını ve iç-dış menisküsler ile ön-arka çapraz bağların eklem stabilitesinde kritik rol üstlendiğini aktararak, ani burkulma ve dönme hareketleri sırasında en sık menisküs yırtıklarının görüldüğünü ifade etti. Menisküs yırtıklarının; ağrı, takılma hissi, merdiven inip çıkarken zorlanma ve bazı hastalarda eklemde kilitlenme gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Op. Dr. Çuhadar, tanıda fizik muayene ve MR görüntülemenin birlikte değerlendirildiğine dikkat çekti. Günümüzde menisküs tedavisinde genellikle artroskopik (kapalı) cerrahinin tercih edildiğini vurgulayan Op. Dr. Çuhadar, diz içine küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel cerrahi aletler sayesinde hem tanının doğrulandığını hem de yırtık bölgenin onarıldığını, çoğu vakada yırtık kısmın çıkarıldığını; iyileşme potansiyeli olan seçilmiş olgularda ise menisküs tamirinin mümkün olduğunu kaydetti. Özellikle sporcularda yaygın görülen ön çapraz bağ kopmalarına da değinen Op. Dr. Çuhadar, dizde şiddetli şişlik, boşalma hissi ve kontrol kaybının tipik belirtiler arasında yer aldığını ifade ederek, kesin tanının MR ile doğrulandığını, aktif yaşam sürdüren ve dizde instabilite yaşayan hastalarda ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunun artroskopik yöntemlerle gerçekleştirildiğini belirtti. Bu ameliyatlarda hastanın kendi tendonlarının kullanıldığı bilgisini paylaştı. Diz kapağı kıkırdak aşınmalarının da önemli bir sorun olduğunu dile getiren Op. Dr. Çuhadar, merdiven çıkma, uzun süre oturma ve çömelme gibi hareketlerde artan ön diz ağrısının bu tabloyu işaret ettiğini söyleyerek, kilonun kıkırdak üzerindeki baskıyı artırdığını hatırlatarak, uygun egzersiz programları, özel dizlikler ve kıkırdak yapısını destekleyici tedavilerin başarılı sonuçlar sunduğunu aktardı. İleri yaşta daha sık görülen diz kireçlenmesinin eklem deformitesine, hareket kısıtlılığına ve dinlenme ağrılarına neden olabildiğini; tedavi sürecinde egzersiz, kilo kontrolü, ilaç uygulamaları, enjeksiyon tedavileri ve fizik tedavinin önemli yer tuttuğunu ifade eden Op. Dr. Çuhadar, ileri düzey kireçlenmelerde ise total diz protezi ameliyatının gündeme geldiğini, bu cerrahiyle hasarlı eklem yüzeylerinin çıkarılıp yerine özel protezlerin yerleştirildiğini belirtti.
Van’da ‘Mekanik Ventilasyon Kursu’ düzenlendi
11 Ocak 2026 Pazar - 10:24 Van’da ‘Mekanik Ventilasyon Kursu’ düzenlendi Türk Neonatoloji Derneği işbirliği ve Van İl Sağlık Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde "Yenidoğanda Mekanik Ventilasyon Kursu" başarıyla gerçekleştirildi. Türk neonatoloji alanında bilimsel çalışmaları ve eğitim faaliyetleriyle öncü bir konumda bulunan Türk Neonatoloji Derneği’nin katkılarıyla düzenlenen kurs, Dernek Başkanı Prof. Dr. Esin Koç’un başkanlığında gerçekleştirildi. Eğitime, Van genelindeki tüm sağlık tesislerinden çocuk sağlığı ve hastalıkları ile yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde görev yapan hekimler yoğun ilgi gösterdi. Yenidoğan yoğun bakım alanında Türk Neonatoloji Derneği bünyesinde görev yapan ve alanında yetkin akademisyenlerin eğitimci olarak yer aldığı programda, güncel ve uygulamaya dönük başlıklar ele alındı. Kurs kapsamında; solunum fizyolojisi ve temel solunum destek ilkeleri, non-invaziv solunum desteği, konvansiyonel ve hacim garantili/hedefli mekanik ventilasyon modları, yüksek frekanslı osilatuvar ventilasyon (HFO) uygulamaları detaylı şekilde aktarıldı. Ayrıca solunum grafikleri ile monitörizasyon parametrelerinin yorumlanması, kan gazlarının değerlendirilmesi, mekanik ventilatörde hastanın izlenmesi, ventilatör tedavisinin sonlandırılması ve zor vakalar, vaka örnekleri eşliğinde münazara edildi. Eğitimler, hekimlerin klinik karar verme becerilerini artırmayı amaçlayan interaktif bir formatta gerçekleştirildi. Van İl Sağlık Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde düzenlenen kursa, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun ile Kamu Hastaneleri Başkanı Uzm. Dr. Sevcan Sağlam da katılarak süreci yakından takip etti. Yetkililer, bu tür bilimsel eğitimlerin yenidoğan sağlığına doğrudan katkı sunduğunu vurgulayarak, sağlık çalışanlarının mesleki gelişimini destekleyen organizasyonların önemine dikkat çekti.
Uzman Dr. Serpil Arslan: "Eskiye nazaran bir değişim var, grip vakalarımız çok ağır geçiyor"
11 Ocak 2026 Pazar - 09:52 Uzman Dr. Serpil Arslan: "Eskiye nazaran bir değişim var, grip vakalarımız çok ağır geçiyor" Eskiye nazaran bir değişim olduğunu ve grip vakalarının çok ağır geçtiğini aktaran İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Arslan, "Grip eskisi gibi ilaç kullansak da kullanmasak da bir haftada geçer sözü maalesef gerçek değil. İlk 48 saat içerisinde başvurursak erken tedaviyle çok hızlı düzelme gösterebilir" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Arslan, kış mevsiminde sık görülen grip hastalığı hakkında bilgiler verdi. Grip hastalıklarının soğuk havalarla beraber görülme sıklığının arttığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Serpil Arslan, "Hatta vakalarda yaz dönemine göre 2 kat daha fazla artış var. Çünkü viral enfeksiyonlar 0-5 derece arası daha sık görülüyor. Aynı zamanda güneşten uzak olduğumuz ve soğuğun da etkisiyle vücut direncimiz düştüğü için vakalara kış aylarında daha sık rastlıyoruz. Bu yıl özellikle influenza vakalarını çok sık görüyoruz. İnfluenza da bildiğimiz klasik grip olarak başlıyor. Üşüme, titreme, kas ağrısı, eklem ağrısı, iştahsızlık ve bazen eşlik eden bulantı ve kusma aynı zamanda öksürük ve hapşırma kendini gösteriyor. Korunmak için kapalı ortamlarda özellikle de kalabalık ortamda çok fazla vakit geçirmemek gerekiyor. El hijyenine sık bir şekilde dikkat etmek gerekiyor. Ayrıca mümkünse hasta belirtileri gösteren kişilerin kendini koruması, maske takması ve salgınlı kişilerden uzak durması gerekiyor. Damlacık yoluyla bulaşan bir rahatsızlık olduğu için yayılımı çok hızlı. Bu konuda dikkat etmeleri gerekiyor" diye konuştu. "Düzenli beslenme ve bol sıvı tüketmek de direncimizi güçlendirmek açısından çok önemlidir" diyen Uzman Dr. Arslan, "Eskiye nazaran bir değişim var. Grip vakalarımız çok ağır geçiyor. Grip eskisi gibi ilaç kullansak da kullanmasak da bir haftada geçer sözü maalesef gerçek değil. İlk 48 saat içerisinde başvurursak erken tedaviyle çok hızlı düzelme gösterebilir. Çünkü vakalar 3 günden sonra ağırlaşabiliyor. Özellikle immün yetmezliği olan kronik hastalığı olan vatandaşlarımızda bu olay sinüzit, bronşit ve zatürreye kadar ilerleyebiliyor. Özellikle yaşlı hastalar, genel durumu düşkün ve kronik hastaların ilk 24 hatta 48 saat içerisinde hastanelere başvurmalarını istiyoruz. Özellikle kronik rahatsızlığı olan diyabet ve kalp rahatsızlığı olan hastalarımızın bronşit ya da zatürre gibi daha kötü bir sonuçla karşılaşmamak için grip sezonundan önce mutlaka grip aşılarını yaptırmalarını tavsiye ediyoruz. Gençler immünetesini yükseltecek sağlıklı beslenme, düzenli uyku, kalabalık ortamlardan uzak durma şeklinde kendilerini koruyabilirler. Grip hastalığına çocukluk döneminde ve özellikle 65 yaş üstü dirençleri daha düşük olduğu için daha rahat yakalanıyorlar. Bunların ekstra dikkat etmesi gerekiyor. Kış mevsimine uygun giyinmeleri lazım. Terleyip soğumamaları gerekiyor. Günlük C vitamini mutlaka almaları gerekiyor. Bunu mümkünse taze sıkılmış meyve sularından elde etmeleri gerekiyor. Bunun yanında bol su tüketmeleri de gerekiyor. Kronik rahatsızlığı kalp, diyabet, tansiyon ve KOAH’a ekstra dikkat etmeleri gerekiyor" şeklinde konuştu.
Astım tedavisinde yeni yaklaşımlar masaya yatırıldı
11 Ocak 2026 Pazar - 09:28 Astım tedavisinde yeni yaklaşımlar masaya yatırıldı Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen "Astımda Tanı, Tedavi ve Yönetim" etkinliği ile uzmanlar, hasta yönetimine ilişkin güncel yaklaşımları ele aldı. Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi, hekimlerin mesleki bilgi ve becerilerini güncel tutmaya yönelik eğitim çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Tıp Fakültesi ve Sürekli Tıp Eğitimi kapsamında düzenlenen "Astımda Tanı, Tedavi ve Yönetim" başlıklı etkinlik, astım hastalığına yönelik güncel tanı ve tedavi yaklaşımlarının ele alındığı bir eğitim programı olarak gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte; Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Fikri Koray konuşmacı olarak yer aldı. Dr. Koray, astımın tanı sürecinde dikkat edilmesi gereken klinik bulgular, tedavi seçenekleri ve hasta yönetimine ilişkin güncel uygulamalar hakkında katılımcılara bilgi verdi. Etkinliğin danışmanlığını, Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nerin Nadir Bahçeciler Önder üstlenirken; moderatörlüğünü Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan ile Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Koordinatörü Prof. Dr. Emrah Ruh yaptı. Soru-cevap bölümüyle interaktif bir şekilde tamamlanan etkinlik, hekimlerin güncel bilimsel veriler ışığında bilgi paylaşımında bulunmasına ve klinik uygulamalara yönelik deneyimlerini geliştirmesine katkı sağladı. Astımda tanı ve klinik değerlendirme Etkinlikte konuşmacı olarak yer alan Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Fikri Koray, astım hastalığının tanı sürecinde doğru öykü alımı ve klinik bulguların değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Sunumunda, astımın farklı yaş gruplarında gösterdiği klinik özellikleri ele alan Dr. Koray; güncel kılavuzlar doğrultusunda uygulanan tedavi yaklaşımları, ilaç tedavisinde doğru planlama ve bireyselleştirilmiş hasta yönetimi konularında kapsamlı bilgiler paylaştı. Ayrıca astım ataklarının önlenmesine yönelik koruyucu stratejiler, tedaviye uyumun artırılması ve hasta-hekim iletişiminin tedavi başarısındaki rolü üzerinde duran Dr. Koray, klinik uygulamalarda sık karşılaşılan sorunlara ilişkin örnekler de sundu.
Denizli Tekden gazetecileri geleneksel etkinlikte bir araya getirdi
10 Ocak 2026 Cumartesi - 12:24 Denizli Tekden gazetecileri geleneksel etkinlikte bir araya getirdi Denizli’de görev yapan yerel ve ulusal medya kuruluşu temsilcileri, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü nedeniyle Özel Denizli Tekden Hastanesi tarafından organize edilen geleneksel kahvaltıda bir araya geldi. Denizli’de Özel Tekden Hastanesi tarafından 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle kahvaltı düzenlendi. Düzenlenen geleneksel kahvaltının açılış konuşmasını yapan Özel Denizli Tekden Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Cemal Işık, hastane olarak 23 yıldan bu yana her yıl kendilerini yenileyerek büyüyen Denizli’ye en kaliteli sağlık hizmeti sunmaya devam ettiklerini söyledi. Denizli’de en iyi hastane olma hedeflerinden bir tanesini misyon edindiklerini ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününde gazetecilerin gününü kutlayan Özel Denizli Tekden Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Cemal Işık, "10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü münasebetiyle 10’unusunu düzenlediğimiz kahvaltımızda bizleri yalnız bırakmadınız. Sizler sağlık sektörünün emekçilerisiniz, bizlerde aynı şekilde. Aşağıya yukarı yaptığımız işler aynı. Bizimde gecemiz gündüzümüz yok. Sizlerde gece gündüz demeden çalışıyorsunuz. 2003 yılından beri Denizli’de faaliyet gösteren bir işletmeyiz. Özel Tekden Hastanesi Denizli, Denizli’nin ilçeleri ve birçok illerdeki vatandaşlarımızın gönlünü kazanmış bir kurumdur. Yapmış olduğumuz işin en iyisini yapma mücadelesinin gayreti ile çalışıyoruz. Bugün için Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Tekden aramızda yok ama bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyor. Biz yaptığımız işin en iyisini yapma mücadelesi içerisindeyiz yani Denizli’de en iyi hastane olma hedeflerinden bir tanesine misyon edindik. Denizli’de olmaktan mutluyuz. Yenilikleri yakından takip ediyoruz. Bizleri yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ediyoruz" dedi. Özel Denizli Tekden Hastanesinin basın mensuplarına verdiği değerin önemini vurgulayan Denizli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Osman Nuri Boyacı ise "Bu etkinlik artık geleneksel hale geldi. Çarşamba gününden beri 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyoruz. Programları yaparken öncelikli rezervasyonumuz Tekden Hastanesi. 10 yıldır bu etkinliği düzenliyorlar. Her yıl Özel Tekden Hastanesi gazetecilerin yanında. Görev yapmak yani haber yapmak için sağlıklı olmak lazım. Sağlıklı olmayan bireylerin sadece gazetecilik değil diğer meslekleri icra etmesi mümkün değil. Özel Tekden Hastanesi, Denizli’nin sağlık konusunda önemli kuruluşlardan birisi. Dilerim ki bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, diğer yıllarda çok daha rahat ortamda yazabildiğimiz, daha iyi işler yapabildiğimiz ve daha da büyüdüğümüz 10 Ocaklarda kutlayalım" diye konuştu.
Klinik tıp ile hızla gelişen teknoloji buluşması
10 Ocak 2026 Cumartesi - 12:04 Klinik tıp ile hızla gelişen teknoloji buluşması Çocuk sağlığında yaşanan dönüşüm, ’Pediatri 2.0: Değişim Başladı’ temasıyla tüm yönleriyle masaya yatırıldı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "15 yaş altındaki çocukların sosyal medya uygulamalarından korunmasını destekliyoruz. Sosyal medyanın çocukların ruhsal, sosyal ve zihinsel gelişimi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabildiğini biliyoruz" dedi. Prof. Dr. A. Çiğdem Aktuğlu Zeybek de "Amacımız, klinik tıp ile hızla gelişen teknolojiyi bir araya getirmek" dedi. Yapay zekânın klinik pratikteki yeri, genetik ve moleküler tanıda güncel yöntemleri, biyolojik ve hedefe yönelik tedavileri, adölesan sağlığı, beslenme ve beden algısı, acil pediatri, solunum yetersizliği ve travma yönetimi, ayrıca aşılama ve küresel sağlık dinamikleri alanında uzman konuşmacılarla birlikte güncel bilimsel veriler ışığında değerlendirildi. Bilimsel programda, ileri teknolojik gelişmeler pediatristlerin sahada karşılaştıkları klinik sorunlarla birlikte ele alınacak şekilde kurgulandı. Prof. Dr. Kasapçopur, "Çocuk sağlığı ve hastalıklarını yalnızca bir bilim dalı olarak değil, çocukların yaşam hakkını ve geleceğini koruyan bir sorumluluk alanı olarak görüyoruz. Bugün 5. Cerrahpaşa Pediatri Günleri’nde bu sorumluluğun bilinciyle büyük bir heyecan ve gurur yaşıyoruz. Çocuklar, yaşamın en kırılgan grubudur. Yoksulluk, çevresel etkiler, yanlış beslenme, dijital bağımlılık, zararlı alışkanlıklar ve bilim dışı uygulamalar çocukları yetişkinlere göre çok daha derinden etkiler" dedi. Kasapçopur, "15 yaş altındaki çocukların sosyal medya uygulamalarından korunmasını destekliyoruz. Sosyal medyanın çocukların ruhsal, sosyal ve zihinsel gelişimi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabildiğini biliyoruz. Aynı şekilde 18 yaş altındaki çocukların ultra işlenmiş, paketli ve sağlıksız gıdalardan korunması gerektiğini savunuyoruz. Bunun yanı sıra, toplumda hızla yaygınlaşan elektronik sigara ve benzeri ürünlerin çocuklar ve gençler için ciddi bir tehdit oluşturduğunu özellikle vurgulamak istiyoruz. Bizim temel amacımız, çocukları yaşamın her alanında korumak; onları bilimsel, çağdaş ve etik hekimlik anlayışıyla geleceğe hazırlamaktır. Çağdaş ve bilimsel tıp bu ülkenin tüm çocukları için bir haktır" dedi. Kongre Başkanı Prof. Dr. A. Çiğdem Aktuğlu Zeybek de, "Bu yıl kongremizin ana temasını özellikle farklı bir bakış açısıyla belirledik. Amacımız, klinik tıp ile hızla gelişen teknolojiyi bir araya getirmekti. Tıp ve teknoloji son derece hızlı ilerliyor; biz hekimler de bu dönüşümün bir parçası hâline geliyoruz. Artık hastalarımız acil servislere ya da polikliniklere internetten araştırma yaparak geliyor, hatta zaman zaman ‘ChatGPT böyle söyledi’ diyerek karşımıza çıkıyor. Bizler de bu yeni dijital dünyayı tanımak, doğru kullanmak ve klinik pratiğe bilimsel çerçevede entegre etmek zorundayız. Elbette yapay zekâ hiçbir zaman hekimin yerini alamaz. Ancak önemli olan, bu teknolojileri klinik karar süreçlerine nasıl doğru ve güvenli biçimde dahil edebileceğimizdir. Genç pediatristlere ve uzman meslektaşlarımıza bu dönüşümü nasıl aktaracağımız da bu kongrenin temel başlıklarından biridir. Bu yılki programımızda yalnızca teknolojik gelişmeleri değil, aynı zamanda bu dönüşümün çocuk sağlığı üzerindeki etkileri de masaya yatırıldı. Dijitalleşmeyle birlikte çocukların daha az hareket etmesi, sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artması ve yeni sağlık sorunlarının ortaya çıkması önemli bir risk alanı oluşturuyor. Bu nedenle kongremizde, bu sorunlara karşı alınabilecek önlemleri ve doğru yaklaşımları da ele aldık. Hedefimiz; bilimsel, güncel, sahada karşılığı olan ve çocuk sağlığına gerçek katkı sağlayan konuları bir araya getirmekti" dedi. Genetik ve metabolizmada yeni teknolojiler Genetik ve Metabolizma Oturumu kapsamında çocuk sağlığının geleceğinin genetik bilimi ışığında ele alındığını belirten Kongre Sekreteri Doç. Dr. Nilay Güneş, oturumda yeni nesil ve uzun okuma dizileme teknolojileri, genomik yaklaşımlar ve yapay zekâ destekli varyant yorumlama araçlarının değerlendirildiğini ifade etti. Nadir genetik ve metabolik hastalıklarda hedefe yönelik tedavilerin güncel verilerle münazara edildiğini vurgulayan Doç. Dr. Nilay Güneş, genetik tanının klinik pratiğe entegrasyonu ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının pediatrik hasta yönetimine katkılarının değerlendirildiğini belirtti. Doç. Dr. Güneş, metabolik hastalıklarda erken tanının kritik rolüne değinerek, oturumda ileri teknolojilerin yanı sıra genetik danışmanlık ve etik boyutların da ele alındığını ekledi. Çocuklarda uyku bozukluklarının büyüme, öğrenme ve kalp-akciğer sağlığını doğrudan etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ayşe Ayzıt Kılınç, geleneksel yöntemlerin çocuklar için zahmetli ve erişimi sınırlı olabildiğine dikkat çekti. Günümüzde uyku tıbbının yeni nesil teknolojilerle bir dönüşüm sürecine girdiğini belirten Doç. Dr. Ayşe Ayzıt Kılınç, "Giyilebilir sensörler, evde uygulanabilen uyku testleri ve yapay zekâ destekli analiz sistemleri, çocukların daha doğal uyku ortamlarında değerlendirilmesine imkan sağlamaktadır" dedi. Bu yöntemlerin özellikle prematüre bebekler ve nörogelişimsel bozukluğu olan çocuklar için alternatif sunduğunu kaydeden Doç. Dr. Kılınç, bu gelişmelerin çocuk sağlığında uyku tıbbının geleceğini yeniden şekillendirdiğini ifade etti. Spor yapan adölesanlarda beslenme yaklaşımları Spor yapan adölesanlarda beslenmenin temel amacının kısa vadeli performans artışı değil, sağlıklı büyüme ve gelişmenin desteklenmesi olduğunu söyleyen Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tanyel Zübarioğlu, önceliğin her zaman doğal ve dengeli besinler olması gerektiğini vurguladı. Yanlış takviye kullanımının sağlık riskleri oluşturduğunu, yetersiz beslenmenin ise büyüme geriliğine yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Tanyel Zübarioğlu, "Çocuklar küçük birer erişkin değildir; bu nedenle erişkin sporcu beslenme önerilerinin doğrudan çocuklara uygulanması doğru değildir" uyarısında bulundu. Süreçte spor hekimi, diyetisyen ve ruh sağlığı profesyonellerinin iş birliğinin önemine değinen Doç. Dr. Zübarioğlu, doğru bilgi okuryazarlığının güçlendirilmesini hedeflediklerini belirtti. Küresel sağlıkta enfeksiyon dinamikleri ve aşılama Küreselleşme, iklim değişikliği ve göçlerin enfeksiyonları küresel bir tehdit haline getirdiğini ifade eden Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Deniz Aygün, aşılamanın toplumları korumadaki en etkili yol olduğunu belirtti. Küresel aşılama oranlarındaki düşüşün aşı ile önlenebilir hastalıklarda artışa neden olduğu uyarısını yapan Doç. Dr. Deniz Aygün, antimikrobiyal dirençle mücadelede aşıların stratejik bir rol üstlendiğini vurguladı. Önlemenin tedavi etmekten daha kolay olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Aygün, güçlü bağışıklama programları ve akılcı antibiyotik kullanımının çocukları geleceğin tehditlerine karşı korumanın anahtarı olduğunu ifade etti.
Uzmanından uyarı: "Her unutkanlık demans değildir"
10 Ocak 2026 Cumartesi - 10:22 Uzmanından uyarı: "Her unutkanlık demans değildir" Demansın ‘40 yaşına düştüğü’ yönündeki söylemlerin klinikte sıkça dile getirildiğini ancak 40-55 yaş aralığında unutkanlık şikayetiyle başvuran hastaların büyük çoğunluğunda demans saptanmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Zülküf Önal, bu yakınmaların en sık depresyon ve anksiyete ile post-COVID benzeri tablolardan kaynaklandığını vurguladı. Toplumda ‘gençlerde unutkanlık arttı’ algısının büyük ölçüde demans dışı nedenlerle sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruların artmasından ve tanı yöntemlerine daha erken ve kolay erişilmesinden kaynaklandığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Zülküf Önal, manyetik rezonans görüntüleme olanaklarının yaygınlaşması, bilişsel tarama testlerinin artması ve hekim ile toplum farkındalığının yükselmesiyle birlikte daha fazla vakanın tanı aldığını, bunun da ‘demans genç yaşlara indi’ algısını güçlendirdiğini söyledi. "Unutkanlığın seyri önemli" Genç başlangıçlı demansın 45-64 yaş aralığında görüldüğünü, 45 yaş altının ise ‘çok genç başlangıçlı’ olarak ayrıca değerlendirildiğini belirten Önal yaşlılığın tanımının değişmesi ile demansın artık sadece Alzheimer hastalığı ile birlikte görülen bir belirti olmadığını vurguladı. Önal, "1970’lerde 60 yaş ‘yaşlı’ kabul edilirken, bugün 65 yaş yaşlılığın başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Genç başlangıçlı demans nadirdir. Sistematik derlemeler, 30-64 yaş için prevalansı yaşla birlikte hızla arttığını ancak genç yaşlarda oldukça düşük seyrettiğini göstermektedir. Bu nedenle değerlendirmede işlev kaybı, unutkanlığın seyri ve objektif test bulguları esas alınmalıdır. Depresyon veya anksiyete ile demansı ayırt etmek çoğunlukla ek tetkiklere gerek kalmadan muayene ile mümkündür. Yakınmalar dalgalı seyrediyor, gün gün değişiyor ve stresle artıyorsa; motivasyon, enerji, uyku belirgin şekilde bozulmuşsa ve hasta yakınları ‘isteksiz/dağınık’ olduğunu ifade ediyorsa depresyon ve/veya anksiyete düşünülmelidir. Buna karşın sinsi başlangıçlı, aylar ya da yıllar içinde yavaş ama belirgin ilerleyen bir tablo; yeni bilgileri öğrenmede belirgin güçlük, aynı soruların tekrarı ve günlük yaşam işlevlerinde kayıp nörodejeneratif bir süreci akla getirmelidir. Genç yaşta ‘psödo demans’ sanılan tablo depresyon olabileceği gibi tam tersi şekilde depresyon ya da kişilik değişimi olarak etiketlenen bir demans tablosu da gözden kaçabilir. Bu nedenle hasta yakını gözlemleri, nöropsikolojik testler ve beyin MR ile değerlendirme önemlidir" değerlendirmesinde bulundu. "Deli dana hastalığı da olabilir" Unutkanlık şikayeti olan genç bir hastada iş veya okul performansında belirgin düşüş, günlük yaşam işlevlerinde kayıp; nesne adlandıramama, anlam kaybı ve akıcılık bozukluğu gibi dil sorunları; tanıdık yerleri bulamama gibi yönelim bozuklukları ya da dürtüsellik, sosyal uygunsuzluk ve empati kaybı gibi kişilik ve davranış değişiklikleri varsa demans olasılığının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirten Önal, şu ifadeleri kullandı: "Buna ek olarak yeni başlayan fokal güçsüzlük, denge bozukluğu, epileptik nöbet, hızlı progresyon gibi nörolojik bulguların eşlik ettiği ve haftalar-aylar içinde hızla kötüleşen tablolar deli dana hastalığını akla getirmelidir. Ailede özellikle 60 yaş altında demans öyküsü varsa bu durum ayrıca dikkatle incelenmelidir. Şikayetlerin 4-6 haftayı aşması ve ilerleyici bilişsel bozulma ile işlev kaybının eşlik etmesi halinde acil ve ayrıntılı nörolojik değerlendirme gereklidir."
Kızılcık tüketimi, yağlı karaciğer hastalığının etkilerini azaltıyor
10 Ocak 2026 Cumartesi - 10:14 Kızılcık tüketimi, yağlı karaciğer hastalığının etkilerini azaltıyor İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hatice Merve Bayram, Pınar Enstitüsü’nün 2025 Bilimsel Makale Ödülleri kapsamında Birincilik Ödülü’nü kazandı. Makalede, kızılcık tüketiminin karaciğer hastalığına sahip bireyler üzerindeki olumlu etkileri ele alındı. 2021-2024 yılları arasında hakemli dergilerde yayımlanan bilimsel makaleleri; bilime katkı, toplumsal yarar ve uygulanabilirlik kriterlerine göre değerlendiren Pınar Enstitüsü, Doç. Dr. Hatice Merve Bayram’ın çalışmasını bu kriterler doğrultusunda inceleyerek birincilik ödülüne layık gördü. "Yalnızca mesleki değil, insani açıdan da güvende hissettiren bir akademik ortam" Bayram, "Marmara Üniversitesi’nde doktora tez sürecim kapsamında yürüttüğüm bu çalışma, akademik yolculuğumun önemli bir aşamasını temsil etmektedir. Kurumumun sunduğu teşvik edici yaklaşım, güçlü dayanışma kültürü ve nitelikli akademik paylaşım iklimi; çalışmamın sabırla olgunlaşmasında ve bilimsel bir yayına dönüşmesinde önemli bir motivasyon ve güç kaynağı olmuştur. Bu sürece katkı sunan ve her aşamada destek olan kurumuma içten teşekkürlerimi sunarım" dedi Kızılcığın sağlık üzerindeki etkileri bilimsel yöntemlerle ele alındı SCIE kapsamında taranan ve Q1 kategorisinde yer alan Journal of Ethnopharmacology dergisinde yayımlanan, ödüllü "Effects of Cornus mas L. on anthropometric and biochemical parameters among metabolic associated fatty liver disease patients: A randomized clinical trial" başlıklı makale; toplumda yaygın görülen metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer hastalığına sahip bireylerde, geleneksel olarak tüketilen kızılcık (Cornus mas L.) meyvesinin antropometrik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkilerini bilimsel yöntemlerle inceliyor. Sessiz ve yaygın bir hastalığa beslenme temelli çözüm Türkiye’de neredeyse her iki yetişkinden birini etkileyen metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer hastalığı için günümüzde kesin bir ilaç tedavisi bulunmuyor. Uzmanlar, temel yaklaşımı beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri üzerine kuruyor. Bu çalışmada, kızılcığın beslenme tedavisiyle birlikte ya da tek başına kullanımının vücut ölçüleri ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkileri ayrıntılı biçimde incelendi. Beş farklı grupla klinik araştırma Araştırma, beş ayrı grup merkezinde geçekleştirildi: Diyet yapan ve kızılcık tüketen bireyler, sadece diyet uygulayan bireyler, sadece kızılcık tüketen bireyler, herhangi bir müdahale almayan grup, sağlıklı kontrol grubu. Araştırma ekibi, kızılcığı liyofilize ederek toz formda ve standart dozda katılımcılara verdi; süreç boyunca olası yan etkileri yakından takip etti. Sekiz haftalık uygulama sonunda elde edilen sonuçlar dikkat çekici bulgular ortaya koydu. Çalışma sonuçları, kızılcık tüketen ve/veya diyet uygulayan gruplarda kilo, bel çevresi ve vücut yağ oranında azalma olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, kan şekeri, insülin direnci ve kolesterol değerlerinde anlamlı iyileşmeler tespit etti. Karaciğer enzimleri düşüş gösterirken, sadece kızılcık tüketen grupta bile kan şekeri kontrolü iyileşti. Hiçbir müdahale almayan grupta ise birçok parametrede olumsuz değişimler ortaya çıktı.
Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi taşınıyor
10 Ocak 2026 Cumartesi - 10:11 Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi taşınıyor Aydın’ın Efeler ilçesinde yapımı tamamlanan ve ayda ortalama 450 bin hastaya hizmet verecek Aydın Şehir Hastanesi’ne ilk taşınan hastane Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi olurken, 12 Ocak Pazartesi günü hizmet vermeye başlayacak. Aydın ve Ege Bölgesi’nin uluslararası kalitede bir sağlık kampüsü haline gelmesi beklenen Şehir Hastanesi’nde taşınma çalışmaları 24 saat esasına göre tüm hızıyla devam ediyor. Geçtiğimiz 22 Aralık 2025 yılında vatandaşlara kapılarını açan hastane, her geçen gün tam kapasite hizmet vermeye yaklaşırken, Efeler ilçesindeki hastanelerde de taşınma süreçleri devam ediyor. Bu kapsamda açıklama yapan Aydın İl Sağlık Müdürlüğü, 12 Ocak Pazartesi günü itibariyle Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nin taşınarak Şehir Hastanesi’nde hizmet vermeye başlayacağını duyurdu. Pazatesi itibariyle hastanede bünyesinde sunulan poliklinik, acil servis ve yataklı servisler, artık Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesinde hizmet vermeye başlayacak. Aydın İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi bünyesinde sunulan poliklinik, acil servis ve yataklı servisler, 12 Ocak Pazartesi günü saat 08.00 itibarıyla Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesinde hizmet vermeye başlayacaktır. Taşınma süreciyle birlikte Kadın Hastalıkları ve Doğum, Çocuk Hastalıkları ve yan dal branşlarında sunulan tüm sağlık hizmetleri, Aydın Şehir Hastanesi’nin modern mimarisi, ileri teknolojiye sahip tıbbi cihazları, konforlu hasta alanlarında hizmet verecektir" ifadeleri yer aldı.