SAĞLIK
Dünya Astım Günü’nde uzmanından uyarı: Düzenli takip hayat kurtarıyor 05 Mayıs 2026 Salı - 17:46:12 Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. H. Uğur Boysan, 5 Mayıs Dünya Astım Günü çerçevesinde yaptığı açıklamada, astımın doğru tedavi, düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabilen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Astımın nefes darlığı, öksürük, hırıltı ve göğüste baskı hissi gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, bu şikayetlerin kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini ifade etti. Bazı hastalarda yalnızca gece öksürüğü görülürken, bazılarında ise eforla artan nefes darlığının ön planda olabileceğine dikkat çekti. Tetikleyici faktörlere dikkat Hava yollarındaki kronik hassasiyetin toz, polen, tütün kullanımı, hava kirliliği ve keskin kokular gibi etkenlerle tetiklenebildiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, tedavi başarısı için düzenli takibin şart olduğunu söyledi. Boysan, "Astım tedavisinde temel amaç, hastanın günlük yaşamını kısıtlamadan rahat nefes alabilmesi ve atak riskinin azaltılmasıdır. Bunun için hastaların kontrollerini aksatmaması ve ilaçlarını önerilen şekilde kullanması büyük önem taşır" dedi. İlaç kullanım tekniği başarıyı artırıyor Özellikle inhaler (fısfıs) ilaçların doğru teknikle kullanılmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurgulayan Uzm. Dr. Boysan, hastaların ilaç kullanım yöntemlerini belirli aralıklarla hekimleriyle gözden geçirmeleri gerektiğini belirtti. Sigara dumanından uzak durulması, yaşam alanlarının havalandırılması ve toz yükünün azaltılmasının astım yönetimindeki önemine değinen Boysan, düzenli takip edilen hastalarda hastalığın büyük ölçüde kontrol altında tutulabildiğini ifade etti.
05 Mayıs 2026 Salı - 17:11 "Astım kontrol altına alınabilen kronik bir hastalıktır" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin astıma zemin hazırladığını ifade eden Özşahin, "Çevresel faktörler olarak alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği ve beslenme alışkanlıkları astımın gelişmesinde etkili olmaktadır. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri, küf mantarları ve hamamböceği gibi alerjenlere karşı duyarlılık astımlı hastalarda çok sık görülmektedir. Yaşadığımız ortamlarda rutubet ve küf olması, sigara dumanına maruz kalınması astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Astımlı hastalarda havayolları aşırı duyarlı olup uyaranlara karşı aşırı yanıt vermektedir. Tetikleyici olarak kabul ettiğimiz alerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliği astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır" dedi. Astım hastalığının bulgularını öksürük, nefes darlığı, göğüste sertlik ve hışıltı olarak açıklayan Özşahin, "Bu şikayetlerin uzun sürmesi veya tekrarlaması halinde hastada astım düşünülmelidir. Astımda görülen öksürük, inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha fazladır ve uykudan uyandırabilir. Astım hastalığı kronik olup hasta ve hekim iş birliği ile hastalığın kontrolünün sağlanması mümkündür. Tedavinin hedefi astım belirtilerinin azaltılması ve bireyin normal günlük aktivitelerini yapılabilmesidir. Astım krizlerinin olmaması, acil başvurularının olmaması, gece ve gündüz belirtilerinin kaybolması ve hastanın günlük aktivitelerini zorlanmadan yapması astım kontrolünün temel göstergeleridir. Alerjisi olan bir hastanın alerjenlerden korunması, sigara dumanına maruz kalınmasının engellenmesi, grip aşısının her yıl yapılması, aşırı kilolardan kaçınılması ve ilaçların düzenli ve doğru kullanımı önemlidir. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların büyük bölümü solunum yolu ile alınmaktadır. Bu ilaçların doğru teknikle kullanımı hastalığın kontrolü için çok önemlidir. Unutulmaması gereken en önemli konu ise tedaviye uyumun bozulması yani ilaçların yanlış teknikle ve düzensiz kullanılması hastalığın kontrolündeki başarısızlığın en önemli nedenidir. Astım kronik bir hastalık olduğu için bu sorunların aşılması ancak iyi bir hekim ve hasta iş birliği ile sağlanabilir. Hastanın eğitimi ve hekim ile iyi iş birliğinin kurulması astım kontrolünün sağlanmasının en önemli basamağıdır. Bu sayede astım daha kolay bir şekilde kontrol altına alınabilir" ifadelerine yer verdi.
05 Mayıs 2026 Salı - 16:39 Batman’da sağlık çalışanları, sağlıklı yarınlar için yürüdü Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlık İçin Hareket Et" programı kapsamında, Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ile Kozluk Devlet Hastanesi tarafından "Sağlık İçin Hareket Et Etkinliği" düzenlendi. Etkinlik kapsamında, sağlık çalışanlarının katılımıyla Kozluk Ayn Gebire Şelalesi’nde yaklaşık 2 saat süren doğa yürüyüşü düzenledi. Etkinlik boyunca katılımcılar, Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlık İçin Hareket Et" programı çerçevesinde günlük 10 bin adımın önemine dikkat çekti. Etkinliğe katılan hemşire Kübra Belim, yürüyüşün kendisi üzerindeki olumlu etkilerine değinerek, "Bugün güzel bir yürüyüş yaptım. Uzun zamandır yürümüyordum ancak bu yürüyüş beni adeta kendime getirdi, nefesimi açtı. Yaklaşık 2 saat sürdü. Bu nedenle yürürken bir karar verdim: Bundan sonra her gün en az yarım saat yürümeyi ve bunu düzenli hale getirmeyi düşünüyorum" dedi. Bir diğer katılımcı ebe Semanur Tilki ise etkinlikten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Kozluk Devlet Hastanesi bünyesinde düzenlenen sağlıklı yaşam yürüyüşüne katıldık. Bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Çok güzel bir yürüyüştü, emeği geçen herkesin eline sağlık" ifadelerini kullandı. Sağlık memuru Metin Özmen, "Bugün Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Kozluk Devlet Hastanemizin organizesiyle güzel bir yürüyüş yaptık. Uzun süredir yağmurdan dolayı yürüyüş yapamıyorduk. Bundan sonra günde en az 10 bin adım olacak şekilde yürüyüşlerimizi devam ettirmeyi düşünüyoruz. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Yürüyüşe Batman İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Murat Solmaz, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Selami Yunus Ertek, Batman Halk Sağlığı Başkanı Dr. Tahir Yarba, Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Feyat Tunç, Kozluk İlçe Sağlık Müdürü ve Kozluk Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Fırat Güneş ile çok sayıda sağlık çalışanı katıldı.
05 Mayıs 2026 Salı - 16:28 Dünya Astım Gününde kritik uyarı: "Astım kontrol altına alınabilir" Türk Toraks Derneği, düzenli tedavi ve doğru inhalerle astımın kontrol altına alınabileceğini vurguladı. Astım hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen, nefes darlığı, hırıltı ve öksürükle seyreden kronik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Doğru tanı ve uygun tedavi ile hastalık kontrol altına alınabiliyor. Dünya genelinde yaklaşık 350 milyon kişiyi etkileyen astım, önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Astım Günü kapsamında uzmanlar, astımın kontrol edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Mehmet Sinan Bodur, Astım Günü dolayısıyla Türk Toraks Derneğinde bilgilendirici programlar ve etkinlikler yapıldığını söyledi. Bodur, "Astım, hava yollarında bulunan inflamatuar bir rahatsızlıktır. Hava yollarının inflame olması ile ödemlenmesi sonucu hava yollarında darlık meydana gelir. Bu da hastaların yaşam kalitesini bozmakta ve zaman zaman, özellikle kış mevsimlerinde araya giren enfeksiyonlarla ataklar geçirmesine neden olmaktadır. Astım atakları geçtiği zaman akciğer fonksiyonlarında kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilir. Amacımız astım tanısı alan hastalarımızda tam kontrolü sağlamaktır. Bunun için kullandığımız bir takım inhaler ve tedaviler var. Bu inhaler ve tedavilerde solunum yolu mukozasının stabilizasyonunu uygun doz ve uygun tedavi ile sağlamaya çalışırız. Hastalarımızdan da istediğimiz, tedavilerimize uymaları ve özellikle ilaçlarını kendi başlarına bırakmamalarıdır. Çünkü her bırakılan tedavi bir süre sonra yeni bir atakla ve daha üst basamak tedavilerle araya girmemize neden oluyor. Tekrar söylüyorum astım, hava yolunun duyarlılığıdır. Benzerlik kurulacak olursa, romatoid artritte etken eklemlere yönelerek eklemleri şişirir ve zaman içerisinde eklem disfonksiyonuna neden olur ise astım da aslında enflamatuar bir hastalıktır. Dolayısıyla yıllar içerisinde eğer kontrol edilmezse solunum yollarında kalıcı değişiklikler meydana gelir. Bu da solunum fonksiyonlarını geriletir. Belirtiler olarak da nefes darlığı, hırıltılı solunum, gece öksürükleri ve yaşam kalitesinin bozulması ön planda olmak üzere bu semptomlarla giden hastalar, örneğin sigara içiyorsa durumu sigaraya bağlayabiliyor ancak acil servislere atakla başvurabiliyor. Astım tedavisinin yapılmaması ne yazık ki bazı durumlarda ölüm riskini artırmaktadır. Dolayısıyla biz göğüs hastalıkları uzmanları olarak ve Türk Toraks Derneğinin önerileri doğrultusunda astımın tam kontrol edilebildiğini hastalarımıza söylemek istiyoruz. Düzenli ve etkin tedavi, eğer tedaviden fayda görülmüyorsa basamak artırma ve bazı durumlarda biyolojik tedaviler dediğimiz yeni gelişen ilaçları devreye sokarak alerji ve immünoloji klinikleriyle birlikte hastalarımızı tedavi ve takip ediyoruz. Astım temelinde alerjik ve immünolojik bir patoloji olduğu için genetik yatkınlığı da bulunmaktadır’’ dedi.
İşitme kaybı okul başarısını olumsuz etkiliyor
03 Mart 2026 Salı - 14:57 İşitme kaybı okul başarısını olumsuz etkiliyor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mansur Doğan, 3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. İşitmenin 5 duyu organından biri olup sesin kulak tarafından alınması ve beyinde bu dalgaların anlamlandırılması süreci olduğunu ifade eden Doğan, "Kulak hem işitmede hem de dengede oldukça etkili bir organdır. İşitme duyusu daha anne karnında iken bebek 6 aylık olduğunda başlar. İnsanların iletişimde kullandığı en önemli araç konuşmadır. Konuşmayı öğrenmek için yapabileceğimiz en önemli şey sesleri duymaktır. Konuşma işitme ile başlar. Önce sesleri duyarız, tanımlarını öğreniriz; sonra bu öğrendiklerimizi kelimelere dökerek konuşmaya başlarız. İşitme kaybınız varsa konuşmanızı geliştirme şansınız olmayacaktır. İşitme kaybı tanısı ne kadar erken konursa ve tedavisi ne kadar erken sağlanırsa bireyin zeka ve sosyal gelişimi o kadar iyi olacaktır" dedi. Doğan, "İşitme kaybının erken tanısı önemlidir. Çünkü çocuğun işitme kaybı zeka gelişimini, okul başarısını ve sosyal iletişimini olumsuz etkiler. İşitme kaybı çocuğun içine kapanık olmasına, anlamadığı ve derdini anlatamadığı için daha hırçın olmasına, konuşma bozukluklarına, okul başarısının düşmesine neden olur" diye konuştu. Türkiye’de yenidoğan işitme tarama testinin 2014 yılında uygulamaya başladığını belirten Doğan, "Bebek doğar doğmaz tüm Türkiye’de olduğu gibi bizim hastanemizde de yenidoğan taraması yapılmakta. Bu sayede işitme kayıplı bebekler erkenden tespit edilerek tedavileri erkenden yapılmaktadır" diye konuştu. İşitme engelliliğinin en sık görülen engellilik durumlarından biri olduğunu vurgulayan Doğan, dünyada 32 milyondan fazla, ülkemizde ise 2 milyonu aşkın kişinin işitme engelli olduğunun altını çizerek "İşitme kaybını sadece çocukların yaşadığı bir problem olarak görmemek gerekir. 65 yaşını geçen bireylerin yaklaşık üçte birinde de yaşa bağlı işitme problemleri ortaya çıkmaktadır. Sadece yaşlılarda değil aynı zamanda yüksek sese uzun süre maruz kalan işçilerde, dış kulak yolunu tamamen kapatan kulaklıklarla uzun süreli yüksek sese maruz kalan genç bireylerde de da işitme kayıpları izlenmektedir. Kısacası işitme kaybı her yaşta karşımıza çıkabilmektedir. Bu nedenle işitme kaybı hisseden bireylerin en kısa süre de bir kulak burun boğaz hekimine başvurmaları erken tanı ve tedavi açısından önemlidir" ifadelerine yer verdi.
Yeşilay’dan Uşak’ta farkındalık yürüyüşü
03 Mart 2026 Salı - 13:48 Yeşilay’dan Uşak’ta farkındalık yürüyüşü Yeşilay tarafından Uşak’ta farkındalık yürüyüşü düzenlendi. Uşak Belediyesi Yöresel Ürünler Çarşısı önünden başlayan yürüyüş, 15 Temmuz Şehitler Meydanı’nda sona erdi. Programa Uşak Vali Yardımcısı Barış Demirtaş, İl Milli Eğitim Müdürü ve Yeşilay Uşak Şube Başkanı Halil Yücel, kurum müdürleri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı. Yürüyüş boyunca katılımcılar, "Sağlıklı nesiller bağımsız gelecek", "Beynini kullan uyuşturma", "Bağımlı olma hayatta kal", "Sağlıklı bir hayat sizin elinizde", "Bağımlı tek renk bağımsız rengarenk", "Temiz zihin güçlü gelecek" ve "Sigarayı söndür hayatını sürdür" yazılı dövizler taşıdı. 15 Temmuz Şehitler Meydanı’nda sona eren programda öğrenciler tarafından halk oyunları gösterisi sunuldu. Programda konuşan İl Milli Eğitim Müdürü ve Yeşilay Uşak Şube Başkanı Halil Yücel; Yeşilay Danışmanlık Merkezi bağımlılık sorunu yaşayan vatandaşlarımıza ve ailelerine ücretsiz, gizlilik esasına dayalı psikolojik ve sosyal destek sunarak yeniden hayata tutunmalarına rehberlik etmektedir. Ancak biliyoruz ki bu mücadelede başarı, yalnızca kurumların değil, devletimizin güçlü desteği, yerel yönetimlerimizin katkısı ve toplumun tüm kesimlerinin ortak iradesiyle mümkündür." dedi. Konuşmanın ardından, vatandaşlar Yeşilay Uşak Şubesi tarafından açılan stanttan bilgi aldı.
Her üzüntü depresyon değildir
03 Mart 2026 Salı - 13:21 Her üzüntü depresyon değildir Denizli Özel Egekent Hastanesi Psikolog Özlem Çalhan Özel, depresyonun günlük hayatta sıkça kullanılan bir ifade olmasına rağmen ciddi bir ruh sağlığı bozukluğu olduğunu belirterek, tedavi edilmediğinde ağır sonuçlara yol açabileceğini söyledi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Psikolog Özlem Çalhan Özel, depresyonun ciddi bir ruh sağlığı bozukluğu olduğunu belirterek önemli açıklamalarda bulundu. Depresyonun yoğun üzüntü, keyifsizlik ve mutsuzluk gibi duygularla kendini gösteren bir duygu durum bozukluğu olduğunu ifade eden Psikolog Özlem Çalhan Özel, daha önce zevk alınan aktivitelerden artık keyif alınamaması, uyku problemleri, dikkat ve konsantrasyon sorunları, günlük yaşam rutinlerinin belirgin şekilde aksaması gibi belirtilerle ortaya çıktığını vurguladı. Aynı zamanda depresyonun ilerleyen durumlarda özkıyım düşüncelerine kadar gidebilen nörobilişsel bir bozukluk olduğunu ekledi. "Depresyon, ciddi bir ruh sağlığı sorunudur ve tedavi edilmediğinde çok ciddi sonuçlara kadar varabilir" Son yıllarda depresyon kavramının günlük dilde yaygın şekilde kullanılmaya başlandığını vurgulayan Özel, "Günümüzde ‘Depresyondayım, çok depresif hissediyorum, depresyondan çıkamıyorum’ gibi ifadeleri sıkça duyuyoruz. Ancak depresyon, basit bir mutsuzluk ya da moral bozukluğu değildir. Klinik olarak değerlendirilmesi gereken ciddi bir ruh sağlığı sorunudur ve tedavi edilmediğinde çok ciddi sonuçlara kadar varabilir" diye konuştu. "Depresyon bir ruh sağlığı bozukluğu, üzüntü ise normal bir duygudur; bu ikisini ayırt etmek gerekir" Üzüntü ve depresyon arasındaki farkı anlatan Psikolog Özlem Çalhan Özel, "Üzüntü her insanın hissettiği, evrensel, doğal ve sağlıklı bir duygudur. İşler yolunda gitmediğinde, hayal kırıklığı uğradığımızda, kendimizi kötü hissettiğimizde veya bir yakınımızı kaybettiğimizde bir duygudur. Bu üzüntü depresyon ile tanımlanmamalıdır. Depresyon bir ruh sağlığı bozukluğudur. Üzüntü ise normal bir duygudur. Bu ikisini çok iyi ayırt etmek gerekir" dedi. Depresyonun belirtilerini dile getiren Psikolog Özlem Çalhan Özel, "Enerji kaybı, eskiden zevk veren aktivitelerin artık zevk vermemeye başlaması, sosyal hayatta veya günlük rutinde aksama, uyku problemleri, dikkat ve konsantrasyon problemleri, özkıyım düşünceleri, yoğun ve derin suçluluk hissi, mutsuzluk ve keyifsizlik gibi belirtilerden en az 5 tanesi her gün ve en az 2 hafta süreyle hiç azalmadan var ise ruh sağlığı anlamında destek anlamınız gerekiyor. Bunlar depresyonun kritikleridir" diye konuştu. "Uygun yöntemler ile depresyondan kurtulmak mümkün" Uygun tedavi yöntemleri ile depresyondan kurtulmanın mümkün olduğunu ifade eden Psikolog Özel, "Detaylı psikiyatri muayene ve sonrasında depresyonu tanımlamak için kullandığımız ölçeklerle depresyonun tanısı koyuyoruz. Sonrasında uygun psikoterapi yöntemleri veya gerektiğinde uygun psikiyatri tedavi ile bunu destekleyerek depresyon tedavisini planlıyoruz. Bu yöntemler ile depresyondan kurtulmak mümkün" ifadelerini kullandı.
Uzmanlardan kritik "ekran" uyarısı
03 Mart 2026 Salı - 13:10 Uzmanlardan kritik "ekran" uyarısı Acıbadem Bodrum Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Burak Seven, çocuklarda ekran kullanımının yaşa göre sınırlandırılması gerektiğini belirterek, özellikle yaşamın ilk iki yılında ekran maruziyetinin önerilmediğini söyledi. Seven, "Tablet hiçbir zaman annenin yüzünün yerini tutmaz. Bu dönemde çocuk, en sağlıklı gelişimi gerçek insan temasıyla sağlar" dedi. Poliklinikte ailelerden en sık gelen sorulardan birinin ekran kullanımıyla ilgili olduğunu ifade eden Seven, ailelerin genellikle ya tamamen serbest bıraktığını ya da aniden tamamen yasakladığını belirtti. Seven, "Burada asıl mesele yasak değil, sınır ve dengedir. Doğru yaşta, doğru süreyle ve kontrollü şekilde ekran kullanımı planlanmalıdır" diye konuştu. "İlk 24 ayda ekran kesinlikle önermiyoruz" Yaşamın ilk iki yılının beyin gelişimi açısından kritik bir dönem olduğunu vurgulayan Seven, "İlk 24 ayda ekran kesinlikle önermiyoruz. Bu dönemde bebek; dokunarak, göz teması kurarak ve ses tonunu duyarak öğrenir. Ekran bu gelişim sürecinin yerini tutamaz. Ayrıca ‘zaten izlemiyor’ denilen arka plandaki televizyon bile çocuk için bir uyaran oluşturur ve gelişimi olumsuz etkileyebilir" dedi. "24-36 ay arasında ekran süresi 10-15 dakikayı geçmemeli" İki yaşından sonra ekran kullanımına tamamen yasak koymak yerine kontrollü yaklaşılması gerektiğini belirten Seven, "24-36 ay arasında ekran kullanılacaksa mutlaka ebeveyn eşliğinde olmalı ve günlük süre 10-15 dakikayı geçmemelidir. Çocuk ekrana tek başına bırakılmamalı, izlenen içerik hakkında konuşularak aktif katılım sağlanmalıdır" şeklinde konuştu. "3-5 yaşta günlük ekran süresi 1 saatle sınırlandırılmalı" Okul öncesi dönemde ekran kullanımında düzenin çok önemli olduğunu belirten Seven, "3-5 yaş arasında günlük toplam ekran süresi 1 saati geçmemelidir. Ancak burada süreden çok, düzen önemlidir. Ekran kullanımının başlangıç ve bitiş saatleri net olmalıdır. Belirsiz kullanım çocuklarda krizlere yol açabilir" dedi. Ekran kullanımında iki önemli kurala dikkat çeken Seven, "Uyumadan en az bir saat önce ekran kullanılmamalı ve yemek sırasında kesinlikle ekran olmamalıdır. Bu iki basit kural bile birçok sorunun önüne geçebilir" açıklamasında bulundu. "Telefonla uyuyan çocukların uyku düzeni bozuluyor" Okul çağında ve ergenlik döneminde ekran kullanımının kontrol edilmesi gerektiğini belirten Seven, "Gece telefonla uyumak, uyku kalitesini bozar. Uyku düzeni bozulan çocuklarda dikkat eksikliği, sinirlilik ve akademik performans düşüşü görülebilir. Telefon ve tabletlerin çocuk odasında değil, ortak kullanım alanlarında bulundurulması daha sağlıklı bir yaklaşımdır" ifadelerini kullandı. "Ekranı ödül haline getirmeyin" Ebeveynlerin sık yaptığı hatalardan birinin ekranı ödül olarak kullanmak olduğunu belirten Seven, "‘Sus, telefon al’ veya ‘yemeğini bitir, tablet vereyim’ gibi yaklaşımlar ekranı daha değerli hale getirir ve ileride kontrolü zorlaştırır. Ekran ödül ya da ceza aracı olarak kullanılmamalıdır" dedi. "Çocuklar için en önemli şey hala oyun ve iletişim" Ebeveynlerin çocuklarına rol model olması gerektiğini vurgulayan Seven, "Biz sürekli telefon kullanırken çocuğa ‘çok bakma’ demek etkili olmaz. Ev içinde telefonsuz zaman dilimleri oluşturmak oldukça faydalıdır. Ekran tamamen yasaklanması gereken bir araç değildir, ancak mutlaka sınırlandırılmalıdır. Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey hala oyun oynamak, hareket etmek ve gerçek iletişim kurmaktır" ifadelerini kullandı.
İZSU Teknik heyetinden arıtma teknolojileri için MUSKİ’ye ziyaret
03 Mart 2026 Salı - 12:36 İZSU Teknik heyetinden arıtma teknolojileri için MUSKİ’ye ziyaret İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü, Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ Genel Müdürlüğü tarafından atıksu arıtma yapan tesisleri incelemek için ziyaret gerçekleştirdi. İZSU ekibi bu kapsamda MUSKİ Genel Müdürlüğü tarafından Bodrum Gümbet ve Gümüşlük mahallelerinde hayata geçirilen MBR teknoloji ile arıtma yapan tesisler hakkında detaylı bilgi aldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü Atıksu Arıtma Daire Başkanı İlknur Kesercioğlu ve beraberindeki teknik heyet, membran biyoreaktör (MBR) teknolojileri ile atıksu arıtan tesisler hakkında bilgi almak ve yerinde incelemelerde bulunmak üzere MUSKİ Genel Müdürlüğünü ziyaret etti. MBR Teknolojisyle Arıtma Yapan Tesisler Hakkında Bilgi Verildi Program kapsamında, İZSU heyeti MUSKİ bünyesinde faaliyet gösteren Gümüşlük Atıksu Arıtma Tesisi ve Gümbet Atıksu Arıtma Tesisi’nde teknik incelemelerde bulundu. Ziyaret süresince tesislerde kullanılan membran teknolojileri, işletme süreçleri ve performans kriterleri hakkında kapsamlı teknik değerlendirmeler yapıldı. Ziyarete MUSKİ adına Arıtma Tesisleri Dairesi Başkanı Sayın Sait Güller ve ekibi hazır bulundu. Program kapsamında tesislerin tüm arıtma üniteleri gezilerek, atıksu arıtımında membran teknolojilerinin uygulanması, işletme tecrübeleri, verimlilik parametreleri ve sürdürülebilirlik açısından sağladığı avantajlar üzerine karşılıklı bilgi alışverişinde bulunuldu. Gerçekleştirilen teknik ziyaretin, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesine ve ileri arıtma teknolojilerinin yaygınlaştırılmasına katkı sağlaması bekleniyor.
Uzmanlardan ekran bağımlılığında yapay zeka uyarısı
03 Mart 2026 Salı - 12:14 Uzmanlardan ekran bağımlılığında yapay zeka uyarısı Bartın Üniversitesinin (BARÜ) bilim kafe çalışmaları kapsamında düzenlenen etkinlikte konuşan Bartın Sağlık Müdürlüğünden Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uzman Doktor Berat Merih Yetim, ekran bağımlılığı ile yapay zekâ tabanlı uygulamaların çocuk ve ergenler üzzerindeki etkilerini anlatarak uyarılarda bulundu Bartın Üniversitesinde (BARÜ) 1-7 Mart Yeşilay Haftası doğrultusunda "Bağımlılıkla Mücadele ve Ekran Bağımlılığı" başlıklı bilim kafe etkinliği düzenlendi. BARÜ Bağımlılıkla Mücadele Ofisi, Genç Yeşilay ve Kutlubey Gençlik Ofisi iş birliğinde hazırlanan programda bağımlılıkla mücadelede kurumsal iş birliğinin önemi, ekran bağımlılığının birey ve toplum sağlığı üzerindeki etkileri uzmanlar tarafından ele alındı. Programın açılış konuşmasını yapan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, "Ünlü düşünür İbni Haldun ‘İnsan alışkanlıklarının çocuğudur.’ der. O alışkanlıklarınız yeter ki bağımlılıklara dönüşmesin. Çünkü alışkanlıkla bağımlılık arasında çok ince bir çizgi vardır. Görüyoruz ki dünya ekran bağımlılığıyla karşı karşıya, yaş fark etmeksizin her kuşaktan bireyin elinde artık telefon bulunuyor. Hatta ebeveynlerin çocuklarına karşı olan sorumluluklarından bir kaçış yolu olarak görebiliyoruz. Günün yorgunluğunu atma zamanı geldiğinde bile uyumadan önce bu bağımlılığımızı devam ettiriyoruz. Ekranı kontrollü kullanmayı dijital dünyaya bağımlı olmadan öğrenmeliyiz" dedi. Ardından geçilen programın moderatörlüğünü Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Özge Özgür yaparken, Bartın Sağlık Müdürlüğünden Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uzman Doktor Berat Merih Yetim ile Bartın Yeşilay Danışmanlık Merkezinden (YEDAM) Psikologu Ekin Çil Çelebi konuşmacı olarak yer aldı. Yapay zeka uyarısı Bağımlılığın psikososyal bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzman Doktor Yetim, "Çocuk ve ergenlerde artan ekran süresi uyku düzeni, dikkat ve akademik başarı üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Ekranın aşırı kullanımı bağımlılıkla eş değer değildir. Bağımlılık; alışkanlığı, yoksunluğu, bırakamamayı ve çevrim içi olarak çok vakit geçirmeyi kapsar. Ekran bağımlılığı ve yapay zekâ etkileşimi ise kullanıma bağlı olarak değişmektedir. Yapay zekâ üretkenliği artırsa bile teknoloji stresi ve duygu bozukluklarıyla ilişkili olabiliyor. Yapay zekâ tabanlı uygulamalar gençlerde sosyal kıyaslama ve beden imajı üzerinde olumsuz sonuçlara yol açabiliyor. Ayrıca eğitim hayatında dikkat ve motivasyonu da azaltabiliyor." diye konuştu. Bağımlılıkla mücadele Yeşilay’ın bağımlığa yönelik çalışmalarını aktaran Psikolog Çil Çelebi ise, "YEDAM Yeşilay danışmanlık merkezidir. YEDAM 12 yaş üstü bağımlı bireylere, bağımlılık riski taşıyanlara ve ailelere hizmet verir. Bazı durumlarda bağımlı bireyler bağımlılıklarını kabul etmeyebilir veya destek almak istemeyebilir bu gibi durumlarda aile ile sürece başlayarak çeşitli hizmetler sunuyoruz. Hizmetlerimiz ücretsiz olup görüşmelerimizi de gizlilik çerçevesinde yürütüyoruz. Tütün, alkol, kumar, madde ve internet bağımlılıklarında psiko-sosyal tedavi hizmeti veriyoruz. Aynı zamanda atölye etkinlikleri ile danışanlarımızın becerilerini geliştirip toplumla sosyal uyumlarını sağlayarak onları üreten konuma getirmeyi hedefliyoruz." diye bilgilendirmelerde bulundu. Öğrenciler tarafından ilgiyle takip edilen program, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Uzmanından ailelere uyarı: İşitme testini ihmal etmeyin
03 Mart 2026 Salı - 12:06 Uzmanından ailelere uyarı: İşitme testini ihmal etmeyin Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Tarık Kavak, "Dünya Kulak ve İşitme Günü" dolayısıyla yaptığı açıklamada, işitme kaybının tedavi edilebilir olduğuna dikkat çekti. Dünya genelinde 90 milyon çocuğun işitme kaybıyla yaşamak zorunda kaldığını belirten uzmanlar, çocukluk çağı işitme kayıplarının büyük bölümünün erken tanı ve basit önlemlerle önlenebileceğine dikkat çekerek, 3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü dolayısıyla toplumsal farkındalık çağrısında bulundu. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Tarık Kavak, işitme kaybının; eğitimden istihdama, sosyal ilişkilerden toplumsal katılıma kadar yaşamın pek çok alanını etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde 5-19 yaş aralığında yaklaşık 90 milyon çocuğun işitme kaybıyla yaşadığını ifade eden Dr. Tarık, "3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü vesilesiyle işitmenin önemini vurgulamak ve toplumda işitme kayıpları konusunda bir farkındalık oluşturmak istiyoruz. İşitme kayıpları bilinenin aksine tedavi edilebilir bir duyu kaybıdır. Bu sebeple başvuran hastaların işitme testlerinin yapılması ve işitme kayıplarının derecelendirilmesiyle medikal tedavi, cerrahi tedavi veya işitmeye yardımcı cihazlar aracılığıyla tedavi seçenekleri sunabilmekteyiz" dedi. Çocukluk çağı işitme kayıplarının ayrı bir önem taşıdığını dile getiren Kavak, "Çocukluk çağında erken tanı koymak ve tedaviye başlamak; çocukların zihinsel gelişimleri, zeka gelişimleri, sosyal ve dil becerileri açısından büyük önem arz etmektedir. Sağlık Bakanlığımızca yürütülen Ulusal İşitme Tarama Programı bu noktada son derece kıymetlidir" diye konuştu.
Yıllarca "Çocuğum olmuyor" diye üzüldü, gerçek bir kistle ortaya çıktı
03 Mart 2026 Salı - 11:38 Yıllarca "Çocuğum olmuyor" diye üzüldü, gerçek bir kistle ortaya çıktı Samsun’da üç yıldır çocuk sahibi olamayan bir erkek, basit bir cerrahi müdahale sayesinde eşinin hamilelik müjdesini aldı. Gizli bir kist, "hiç sperm yok" denilen durumun ardındaki gerçeği ortaya çıkardı. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mümin Temel, her gün farklı farklı vakalar ile karşı karşıya kaldıklarını belirterek, bu anlamda çocuk sahibi olamayan erkeklerin mutlaka kapsamlı bir ürolojik taramadan geçmesi gerektiğini söyledi. 3 yıldır çocuk sahibi olamayan bir hasta, başvurduğu üroloji polikliniğinde nadir rastlanan bir durumla karşılaştı. Daha önce direkt olarak tüp bebek yöntemi önerilen hastanın, yapılan detaylı incelemeler sonucunda aslında cerrahi ile tedavi edilebilir bir tıkanıklık yaşadığı tespit edildi. Ezber bozan teşhis: 3,5 cm’lik engel Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mümin Temel tarafından gerçekleştirilen muayenede, hastanın meni kanalının ağzında mesaneyi alttan iten 3,5 santimetrelik bir kist saptandı. Tıpta "azoospermi" (hiç sperm görülmemesi) olarak adlandırılan durumun, aslında bu kistin meni kanalını tıkamasından kaynaklandığı anlaşıldı. Kapalı ameliyatla gelen mutluluk Opr. Dr. Mümin Temel, TUR-ED adı verilen kapalı ameliyat yöntemiyle meni kanalını tıkayan kistin yaptığı tıkanıklık tamamen ortadan kaldırdı. Operasyonun ardından normal fonksiyonlarına kavuşan hastaya, uzun süreli tıkanıklığa bağlı bozulan sperm kalitesini artırmak için kısa süreli bir ilaç tedavisi uygulandı. Tedavi süreci meyvesini verdi ve hasta, eşinin hamilelik müjdesini doktoruyla paylaştı. Hemen pes etmeyin, önce araştırın Vakaya ilişkin önemli uyarılarda bulunan Opr. Dr. Mümin Temel, çocuk sahibi olamayan erkeklerin mutlaka kapsamlı bir ürolojik taramadan geçmesi gerektiğini vurguladı. Temel, şu ifadeleri kullandı: "Menisinde hiç sperm olmayan veya meni çıkışı gerçekleşmeyen hastalarda; kanal yolunu tıkayabilecek kist, taş veya tümör gibi unsurlar mutlaka araştırılmalıdır. Azoospermi dediğimiz vakaların yüzde 8’inde bu tarz tıkanıklıklara rastlıyoruz. Sorun bazen sadece küçük bir cerrahi dokunuşla çözülebilecek bir tıkanıklık olabilir" dedi. TUR-ED (Transurethral Resection of Ejaculatory Ducts) nedir? Opr. Dr. Mümin Temel son olarak, "TUR-ED yöntemi meni kanallarının (ejakülatör kanal) tıkanıklığını gidermek için uygulanan modern bir cerrahi yöntemdir. Bu işlemde herhangi bir dış kesi yapılmaz; tamamen kapalı (endoskopik) yöntemle idrar kanalından girilerek kanalı tıkayan kist, taş veya kireçlenme gibi engeller temizlenir" diyerek sözlerine son verdi.
Masada çalışanlarda ‘tenisçi dirseği’ riski
03 Mart 2026 Salı - 11:19 Masada çalışanlarda ‘tenisçi dirseği’ riski Halk arasında "tenisçi dirseği" olarak bilinen lateralepikondilit, sanılanın aksine sadece sporcuları değil; bilgisayar kullanıcılarından ev hanımlarına kadar geniş bir kitleyi tehdit ediyor. BURTOM Biyofiz Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Kerime Savaş, günlük hayatta farkında olmadan yapılan tekrarlayıcı hareketlerin mekanik yüklenmelere neden olduğunu, bunun da tendonlardatarhribata neden olduğunu kaydetti. Uzm. Dr. Kerime Savaş, tenisçi dirseğini; dirsek bölgesine yapışan tendonların aşırı kullanımına bağlı olarak yıpranmasıyla oluşan ağrılı bir durum olarak tanımladı. Bu tabloya sadece spor aktiviteleri değil, günlük hayatta farkında olmadan yapılan birçok hareket de sebep olabiliyor. Mekanik yüklenmelere yol açan ve hastalığı tetikleyen unsurlara dikkat çeken Uzm. Dr. Kerime Savaş, şunları söyledi: "Mutfakta sık sık doğrama yapmak, bez sıkmak, ütü yapmak,Matkap veya makas gibi aletlerle çalışmak, bilgisayar kullanımı, El bileğinin sürekli sabit pozisyonda kalması, tendonların dolaşımını bozarak doku iyileşmesini geciktirir ve tedavi sürecini uzatır." Belirtilere karşı uyaran BURTOM Biyofiz Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Kerime Savaş, "Hastalığın en sık görülen şikayetleri şunlardır : Dirsek dış kısmında şiddetli ağrı ve hassasiyet.Ağrının el, bilek ve kola yayılması.Nesne kavramak veya sıkıştırmakla artan ağrı. Elde güçsüzlük hissi veya zayıf kavrama gücü.Özellikle sabahları ve aktivite sonrası şiddetlenen ağrı.İleri dönemlerde dirsek çevresinde sertleşme ve şişlik" diye konuştu. Tedavi Süreci ve Kritik 4-6 Hafta Eşiği Uzm. Dr. Savaş, tedavide başarı oranının yüksek olduğunu ancak burada da zamanlamanın kritik öneme sahip olduğunu belirterek, tedavi yöntemleri ve süreci hakkında şu bilgileri paylaştı: "Hastanın semptomları tetikleyen aktivitelerden kaçınması ve özel destekleyici bandajlar kullanması mekanik yükü azaltır. Ağrıyı azaltmak ve inflamasyonu kontrol altına almak için ilaç tedavisi uygulanabilir.Hastalığın iyileşmesinde fizik tedavi ve egzersiz önemli yer tutar. Fizik tedavi ajanları ve egzersizler ile tendon iyileşmesi yaklaşık 4-6 hafta sürer.Eğer sorun 4-6 hafta içinde tedavi edilmezse, ağrı kronik hale dönüşmektedir." Dr. Kerime Savaş, dirsek bölgesinde hissedilen ağrıların ihmal edilmemesi gerektiğini, erken müdahalenin yaşam kalitesini korumada esas olduğunu vurguladı.
Depresyon, obezite riskini artırıyor
03 Mart 2026 Salı - 11:17 Depresyon, obezite riskini artırıyor Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunduğunu aktaran Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, özellikle depresyonu olan bireylerde obezite riskinin yüzde 58 daha fazla olduğunu belirtti. Gelinen noktada kişinin kendini obezite ve depresyon sarmalı içinde bulabileceğini aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunmaktadır. Mevcut bir psikiyatrik rahatsızlık obezite gelişme riskini artırabilirken, obezite de bireyde psikiyatrik bir bozukluğun ortaya çıkması açısından risk faktörü oluşturabilir. Obezite ile en sık ilişkilendirilen psikiyatrik rahatsızlıklar arasında depresyon ve yeme bozuklukları yer almaktadır" mesajını verdi. Obezite yalnızca fazla kilodan ibaret değil; çoğu zaman ruh sağlığıyla iç içe ilerleyen karmaşık bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalar, depresyon ile obezite arasında çift yönlü ve güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor. Medicana International İzmir Hastanesi Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Burçin Deniz, depresyon tanısı bulunan bireylerde obezite gelişme riskinin yüzde 58 oranında arttığına dikkat çekerek, bireylerin kendilerini zamanla ‘obezite-depresyon sarmalı’ içinde bulabildiğini vurguluyor. Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Psikiyatrik bozukluklar ile obezite arasında karşılıklı bir etkileşim bulunmaktadır. Mevcut bir psikiyatrik rahatsızlık obezite gelişme riskini artırabilirken, obezite de bireyde psikiyatrik bir bozukluğun ortaya çıkması açısından risk faktörü oluşturabilir. Obezite ile en sık ilişkilendirilen psikiyatrik rahatsızlıklar arasında depresyon ve yeme bozuklukları yer almaktadır" dedi. Depresyon obeziteyi, obezite depresyonu tetikliyor Obez bireylerde depresyon gelişme olasılığının; demografik özellikler ve eşlik eden sağlık sorunları gibi değişkenlerden bağımsız olarak toplum geneline kıyasla daha yüksek olabileceğini aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Bu kapsamda yaş ve cinsiyet farklılıkları, medeni durum, kronik hastalık varlığı, sosyal destek düzeyi ve ekonomik şartlar gibi etmenler kontrol edildiğinde dahi risk artışının sürdüğü belirtilmektedir" sözlerini kaydetti. Yapılan çalışmalarda obez kişilerde depresyon riskinde yüzde 55 oranında artış gözlemlendiğini benzer şekilde de depresyon tanısı alan kişilerde de obezite gelişme riskinin yüzde 58 oranında arttığını kaydeden Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Depresyonun bazı temel belirtileri obezite açısından risk oluşturabilmektedir. Depresyonun karakteristik özelliklerinden biri olan isteksizlik ve motivasyon kaybı, bireyin günlük fiziksel aktivitelerinde azalmaya yol açarak kilo artışına zemin hazırlayabilir. Bunun yanı sıra depresyon sürecinde iştah artışı görülebilmekte ve bu durum kalori alımının artmasına neden olabilmektedir. Depresyon, obez bireylerin kilo verme tedavi programlarına uyumunu olumsuz yönde etkileyebilmektedir" ifadelerini kullandı. Toplumsal baskıdan kısır döngüye Yeme bozuklukları içinde özellikle tıkınırcasına yeme bozukluğu, obezite gelişimi açısından önemli bir risk faktörü olarak öne çıktığını aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Araştırmalar, toplumsal zayıflık idealine yönelik baskıların ironik biçimde aşırı yeme davranışını tetikleyebildiğini gösteriyor. Diyetle başlayan süreç, irade ve özdenetimin zayıfladığı durumlarda kontrolsüz yeme ataklarına dönüşebiliyor. Depresyon, düşük benlik saygısı ve akran desteğinin yetersizliği de bu tabloyu ağırlaştıran etkenler arasında yer alıyor. Özellikle çocuk ve ergenlerde dışlanma, olumsuz duyguları artırarak tıkınırcasına yeme davranışını pekiştirebiliyor. Böylece kilo artışı, depresif belirtiler ve sosyal geri çekilme birbirini besleyen bir kısır döngüye dönüşebiliyor" diye konuştu. Stres karşısında beyin sağlıksız besleniyor Stresli ve duygusal olarak zorlayıcı dönemlerde birçok kişinin yüksek yağ ve karbonhidrat içeren besinlere yönelebildiğini dile getiren Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Stresli ya da üzgün olunan dönemlerde bazı bireylerin yeme davranışında artış gözlenebilmektedir. Bu durum çoğu zaman özellikle yağ ve karbonhidrat içeriği yüksek besinlere yönelim şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yoğun stres altında çalışan bireylerin, daha az stres yaşayanlara kıyasla sağlıklı besinleri daha az tercih ettikleri ve yağ oranı yüksek yiyecekleri daha sık tükettikleri bildirilmektedir. Kaygı, öfke, sıkıntı ve depresif duygular aşırı yeme davranışını tetikleyebiliyor. Yeme eylemi kısa süreli bir rahatlama sağladığı için bu davranış pekişiyor ve sürdürülebilir hale geliyor. Bu nedenle obezite tedavisinde yalnızca diyet ve egzersiz değil, psikolojik destek de kritik önem taşıyor. Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi, kilo alımına neden olan düşünce ve davranış kalıplarını yeniden yapılandırarak kalıcı kilo kontrolüne katkı sağlıyor" mesajını verdi.