SAĞLIK
Üroloji Uzmanı Dr. Şığva: "Taş hastalığı böbrek kaybına yol açıyor" 11 Mart 2026 Çarşamba - 14:47:27 Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Hakan Şığva, bölgede taş hastalıklarına bağlı böbrek kayıplarının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, "Ağrım geçti diyerek doktora gelmemezlik yapmamak lazım. Taşlar enfeksiyon ve tıkanma yoluyla böbrek yetmezliğine neden olabiliyor" dedi. Dünya genelinde her yıl 12 Mart’ta kutlanan Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Hakan Şığva, böbrek sağlığının hayati önemine ve bölgedeki taş hastalığı riskine dikkat çekti. Böbreklerin vücudun süzgeci olduğunu ve hayati organların başında geldiğini ifade eden Dr. Şığva, "Böbreklerimiz, vücudumuzdaki diğer tüm organlar gibi en önemli hayati işlevlerden birini üstlenmektedir. Günümüzde dünyada böbrek hastalıklarıyla mücadele eden kişi sayısı 800 milyona ulaşmış durumdadır. Maalesef ülkemizde de 11-12 milyon civarında böbrek hastası mevcuttur. Bu veriler, yaklaşık her 6-7 kişiden birinin böbrek hastalıklarıyla uğraştığını göstermektedir. Böbreklerimizin ana görevi, vücudumuzda bir süzgeç işlevi görmektir. Dolayısıyla böbreklerimiz çevresel her faktörden etkilenebilmektedir. Hava kirliliği genellikle akciğerlerle ilişkilendirilse de, solunan kirli hava akciğerlerden kana karıştıktan sonra maalesef böbreklerimizde kalıcı hasarlara neden olabilmektedir" diye konuştu. "Ancak içtiğimiz her suyun böbreğe iyi geldiği söylenemez" Sağlıklı böbrek için en kritik unsurlardan birinin içilen sular olduğunu dile getiren Şığva, "Dünyadaki katı atıklar, hava ve çevre kirliliği sonucunda sağlıklı suya ulaşım oldukça zorlaşmıştır. Bu nedenle kaliteli suları tüketmemiz gerekmektedir. Sağlıklı bir bireyde, özellikle kadınlarda günde 2-2.5 litre, erkeklerde ise 2.5-3 litre su tüketilmesini tavsiye etmekteyiz. Ancak su tüketiminin kısıtlanması gereken özel durumlar da mevcuttur. Özellikle kalp yetmezliği ve ileri derece böbrek yetmezliği gibi durumlarda sıvı kısıtlaması uygulanmaktadır. Bu tür durumlarda hastalarımızı ilgili uzmanlara yönlendiriyoruz" şeklinde konuştu. "Böbrek hastalıkları çok sinsi ilerleyebilmektedir" Genellikle böbrek hastalıklarının çok sinsi şekilde ilerlediğini ifade eden Şığva, sözlerini şöyle sürdürdü: "En yakınımızdaki aile hekimine giderek yapılacak basit bir kan ve idrar tahliliyle böbrek sağlığımızın ne durumda olduğunu ve bir rahatsızlık olup olmadığını öğrenmek mümkündür. Bölgemiz özelinde Van ve çevre illerini değerlendirdiğimizde ürolojide en sık karşılaştığımız sorunların başında taş hastalıkları gelmektedir. Hastalarımız genellikle taşın sadece ağrı yaptığını düşünmektedir ancak taşlar enfeksiyonlara, tıkanmalara ve ‘nefron’ dediğimiz böbrek çalışma hücrelerinin kaybına yol açarak böbrek yetmezliğine sebep olabilmektedir. Dolayısıyla taş hastalığını hafife almamak, ‘ağrım geçti’ diyerek doktor kontrollerini aksatmamak gerekir. Maalesef bu bölgede taş kaynaklı çok fazla böbrek kaybı yaşanmakta ve bu organları ameliyatla almak zorunda kalmaktayız."
11 Mart 2026 Çarşamba - 13:37 Op. Dr. Ali Emre Dalyan: "Glokom sessiz ilerler tedavi edilmezse körlüğe kadar gidebilir" Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Ali Emre Dalyan, glokom hastalığının tehlikesine dikkat çekerek, "Glokom uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir, bu nedenle düzenli göz muayeneleri büyük önem taşır" dedi. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Ali Emre Dalyan, 11-17 Mart Dünya Glokom Haftası dolayısıyla glokom hastalığı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Glokomun göz içi basıncının yükselmesi sonucu görme sinirinin zarar görmesiyle ortaya çıkan kronik bir göz hastalığı olduğunu belirten Dalyan, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyledi. Dalyan, "Glokom uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri büyük önem taşır" ifadelerini kullandı. Görme sinirini sessizce tahrip eden hastalık Glokomun görme sinirine zarar veren ciddi bir hastalık olduğuna dikkat çeken Dalyan, "Görme siniri göz ile beyin arasındaki iletişimi sağlayan hayati bir yapıdır. Bu sinirde oluşan hasar geri döndürülemez. Hastalığın en tehlikeli yönü ise uzun süre belirti vermemesidir. Kişi görme alanı daralana kadar herhangi bir şikâyet hissetmeyebilir. Bu nedenle glokom ’sessiz hırsız’ olarak da bilinir" dedi. Risk altındaki kişiler daha dikkatli olmalı Glokomun her yaşta görülebileceğini ancak bazı gruplarda riskin daha yüksek olduğunu belirten Dalyan, özellikle ailesinde glokom bulunan kişilerin düzenli göz kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini ifade etti. Dalyan, "40 yaş üstü bireyler, ailesinde glokom bulunanlar, şeker hastaları, yüksek tansiyon hastaları, uzun süre kortizon kullananlar ile yüksek miyop veya hipermetropu olan kişiler risk grubunda yer alıyor" diye konuştu. Erken tanı hastalığın ilerlemesini durdurabilir Glokomda erken tanının büyük önem taşıdığını belirten Dalyan, "Kaybedilen görme duyusu geri getirilemez ancak erken tanı sayesinde hastalığın ilerlemesi durdurulabilir. Glokom tedavisinde temel hedef göz içi basıncını düşürerek görme kaybının önüne geçmektir. Tedavi seçenekleri arasında göz içi basıncını düşüren damlalar, lazer uygulamaları ve gerekli durumlarda cerrahi müdahaleler yer alır" şeklinde konuştu. Dalyan ayrıca hastaların düzenli kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurgulayarak, göz basıncı ölçümü, görme alanı testi ve göz siniri tomografisi gibi tetkiklerle hastalığın takip edildiğini ve çoğu hastanın ömür boyu damla tedavisi kullandığını sözlerine ekledi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 13:28 Uzmandan kronik akciğer hastalarına "hareket" çağrısı Uzmanlar kronik akciğer hastalarına önemli bir uyarıda bulundu. Pulmoner rehabilitasyonun ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Cem Ün, egzersiz ve eğitim programlarının hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırdığını söyledi. Manisa’da Merkezefendi Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Cem Ün, Dünya Pulmoner Rehabilitasyon Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada kronik solunum yolu hastalıklarında yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirterek hastalara hareket etmeleri yönünde çağrıda bulundu. Ün, "Hareket ettikçe nefesiniz açılır, nefesiniz açıldıkça yaşam enerjiniz artar" dedi. Dünya Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında akciğer sağlığının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğine dikkat çeken Merkezefendi Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Cem Ün, özellikle kronik akciğer hastalarının yaşadığı hareket kısıtlılığına vurgu yaptı. Ün, ilaç tedavisinin pulmoner rehabilitasyon ile desteklenmesinin büyük önem taşıdığını belirterek amaçlarının hastaların azalan hareket kabiliyetlerini yeniden kazandırmak olduğunu ifade etti. Pulmoner rehabilitasyon programlarının kişiye özel planlandığını belirten Ün, uygulanan egzersiz ve eğitim programlarının hastalara önemli katkılar sağladığını söyledi. Ün, "Solunum ve iskelet kaslarının güçlenmesi sayesinde hastalar günlük işlerini yaparken daha az yorulur. Merdiven çıkma veya yürüyüş gibi temel aktivitelerde yaşanan nefes darlığı kısıtlamaları azalır. Ayrıca hastalık ataklarının sıklığı düşer ve buna bağlı olarak hastaneye yatış ihtiyacı da azalır" dedi. Programdan kimlerin yararlanabileceği hakkında da bilgi veren Ün, KOAH, astım, bronşektazi hastaları ile ağır geçirilen zatürre (pnömoni) sonrası solunum sıkıntısı devam eden bireylerin pulmoner rehabilitasyondan faydalanabileceğini belirtti. Açıklamasını anlamlı bir mesajla tamamlayan Ün, kronik solunum sıkıntısı yaşayan vatandaşlara çağrıda bulunarak, "Unutmayın; hareket ettikçe nefesiniz açılır, nefesiniz açıldıkça yaşam enerjiniz artar. Solunum sıkıntısı yaşayan tüm vatandaşlarımızı pulmoner rehabilitasyon programlarından yararlanmaya davet ediyoruz" diye konuştu.
11 Mart 2026 Çarşamba - 12:52 Uzmanından uyarı: "Dünyada her dakika 3 kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor" Medicana Sağlık Grubu Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Siren Sezer, "Dünyada her dakika 3 kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, önümüzdeki yıllarda bu hastalığa bağlı ölümlerin artması bekleniyor" dedi. Böbrek hastalıkları ile mücadelenin yalnızca bireysel değil, küresel bir sorumluluk olduğuna vurgu yapan Medicana Sağlık Grubu Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Siren Sezer, "Dünyada her dakika 3 kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, önümüzdeki yıllarda bu hastalığa bağlı ölümlerin artması bekleniyor. Sadece erken teşhis yetmiyor, hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almak gerekir" dedi. Böbrek sağlığı konusunda 2026 yılının temasının ’Herkes için Böbrek Sağlığı: İnsanlara Özen Gösterme, Gezegeni Koruma’ olduğunu hatırlatan Medicana International Ankara Hastanesi Nefroloji Uzmanı ve Avrupa Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Siren Sezer, bu tema ile böbrek sağlığının yalnızca bireysel bir mesele değil, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlikle yakından ilişkili küresel bir konu olduğuna dikkat çekilmeye çalışıldığını söyledi. "850 milyon insan böbrek hastalığıyla yaşıyor" Dünya Böbrek Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Siren Sezer, "Kronik böbrek hastalığı dünyada sessiz ama hızla büyüyen bir sağlık sorunu. Önümüzdeki yıllarda bu hastalığa bağlı ölümlerin artması bekleniyor. Bugün dünyada yaklaşık 850 milyon insan böbrek hastalığıyla yaşıyor. 4,6 milyon kişi diyaliz ya da böbrek nakli tedavisi görüyor ve her yıl 1,5 milyon insan kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu da dünyada her 20 saniyede bir kişi, yani her dakika yaklaşık 3 kişinin kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybettiği anlamına geliyor. Türkiye’de yaklaşık 65-70 bin kişi diyaliz, 20 binden fazla kişi böbrek nakliyle yaşamını sürdürüyor" dedi. Çevresel faktörler böbrekleri doğrudan etkiliyor Böbreklerin çevresel faktörlerden en çok etkilenen organlardan biri olduğunu belirten Sezer, "Kurşun, kadmiyum gibi ağır metaller, pestisitler ve endüstriyel kimyasallar böbrek dokusunda hasara yol açabilir. Kirli su kaynakları, enfeksiyon ve toksin maruziyetini artırarak böbrek hastalıklarını tetikleyebilir. Hava kirliliği, hipertansiyon ve diyabet riskini artırarak dolaylı şekilde kronik böbrek hastalığına zemin hazırlar. İklim değişikliği böbrek sağlığını da tehdit eder. Aşırı sıcaklar sıvı kaybını artırır ve bu da akut böbrek hasarı riskini yükseltir. Dolayısıyla gezegeni korumak, böbrek sağlığını da korumaktır" diye konuştu. Tedavi süreçleri de kaynakları tüketiyor Tedavi süreçlerinde de çevresel kaynakların yoğun kullanıldığına vurgu yapan Prof. Dr. Sezer, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle hemodiyaliz tedavisinde seans başına yüzlerce litre su tüketilir, yüksek elektrik enerjisi kullanılır ve bu tedavilerde plastik ile tıbbi atık oluşur. Su geri kazanımı, enerji verimli cihazlar ve atık azaltma gibi sürdürülebilir uygulamalar sayesinde hem çevresel etki azaltılır hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliği korunur. Bu da uzun vadede hastaların tedaviye erişimini güvence altına alır. Böbrek hastalığı, hem azalan ve hasar gören doğal kaynakların getirdiği bir sonuç hem de bu kaynakların azalmasına sebep olan bir durumdur ve önüne geçilmediğinde çığ gibi büyüyebilir." "Risk grupları kontrollerini ihmal etmemelidir" Kronik böbrek hastalığının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini, insanların genellikle geç evrede tanı aldığını belirten Prof. Dr. Siren Sezer, artık sadece erken teşhisin yetmediğini, hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almak gerektiğini vurgulayarak, "Kronik böbrek hastalığı erken evrelerde belirti veremeyebilir. Diyabet hastaları, hipertansiyon hastaları, kalp-damar hastalığı bulunanlar, ailesinde böbrek hastalığı öyküsü olanlar ve obez bireyler risk grubundadır ve düzenli kontrollerini ihmal etmemelidir. Toplumda böbrek sağlığı farkındalığını artırmak, erken tanıyı yaygınlaştırmak ve çevreye duyarlı sağlık hizmetlerini desteklemek hepimizin ortak sorumluluğudur. Sağlıklı bireyler, sağlıklı bir toplum ve sürdürülebilir bir gelecek için böbrek sağlığımıza gereken önemi vermeliyiz" şeklinde konuştu.
Astım tedavisinde yeni yaklaşımlar masaya yatırıldı
11 Ocak 2026 Pazar - 09:28 Astım tedavisinde yeni yaklaşımlar masaya yatırıldı Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen "Astımda Tanı, Tedavi ve Yönetim" etkinliği ile uzmanlar, hasta yönetimine ilişkin güncel yaklaşımları ele aldı. Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi, hekimlerin mesleki bilgi ve becerilerini güncel tutmaya yönelik eğitim çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Tıp Fakültesi ve Sürekli Tıp Eğitimi kapsamında düzenlenen "Astımda Tanı, Tedavi ve Yönetim" başlıklı etkinlik, astım hastalığına yönelik güncel tanı ve tedavi yaklaşımlarının ele alındığı bir eğitim programı olarak gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte; Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Fikri Koray konuşmacı olarak yer aldı. Dr. Koray, astımın tanı sürecinde dikkat edilmesi gereken klinik bulgular, tedavi seçenekleri ve hasta yönetimine ilişkin güncel uygulamalar hakkında katılımcılara bilgi verdi. Etkinliğin danışmanlığını, Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nerin Nadir Bahçeciler Önder üstlenirken; moderatörlüğünü Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan ile Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Koordinatörü Prof. Dr. Emrah Ruh yaptı. Soru-cevap bölümüyle interaktif bir şekilde tamamlanan etkinlik, hekimlerin güncel bilimsel veriler ışığında bilgi paylaşımında bulunmasına ve klinik uygulamalara yönelik deneyimlerini geliştirmesine katkı sağladı. Astımda tanı ve klinik değerlendirme Etkinlikte konuşmacı olarak yer alan Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Fikri Koray, astım hastalığının tanı sürecinde doğru öykü alımı ve klinik bulguların değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Sunumunda, astımın farklı yaş gruplarında gösterdiği klinik özellikleri ele alan Dr. Koray; güncel kılavuzlar doğrultusunda uygulanan tedavi yaklaşımları, ilaç tedavisinde doğru planlama ve bireyselleştirilmiş hasta yönetimi konularında kapsamlı bilgiler paylaştı. Ayrıca astım ataklarının önlenmesine yönelik koruyucu stratejiler, tedaviye uyumun artırılması ve hasta-hekim iletişiminin tedavi başarısındaki rolü üzerinde duran Dr. Koray, klinik uygulamalarda sık karşılaşılan sorunlara ilişkin örnekler de sundu.
Denizli Tekden gazetecileri geleneksel etkinlikte bir araya getirdi
10 Ocak 2026 Cumartesi - 12:24 Denizli Tekden gazetecileri geleneksel etkinlikte bir araya getirdi Denizli’de görev yapan yerel ve ulusal medya kuruluşu temsilcileri, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü nedeniyle Özel Denizli Tekden Hastanesi tarafından organize edilen geleneksel kahvaltıda bir araya geldi. Denizli’de Özel Tekden Hastanesi tarafından 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle kahvaltı düzenlendi. Düzenlenen geleneksel kahvaltının açılış konuşmasını yapan Özel Denizli Tekden Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Cemal Işık, hastane olarak 23 yıldan bu yana her yıl kendilerini yenileyerek büyüyen Denizli’ye en kaliteli sağlık hizmeti sunmaya devam ettiklerini söyledi. Denizli’de en iyi hastane olma hedeflerinden bir tanesini misyon edindiklerini ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününde gazetecilerin gününü kutlayan Özel Denizli Tekden Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Cemal Işık, "10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü münasebetiyle 10’unusunu düzenlediğimiz kahvaltımızda bizleri yalnız bırakmadınız. Sizler sağlık sektörünün emekçilerisiniz, bizlerde aynı şekilde. Aşağıya yukarı yaptığımız işler aynı. Bizimde gecemiz gündüzümüz yok. Sizlerde gece gündüz demeden çalışıyorsunuz. 2003 yılından beri Denizli’de faaliyet gösteren bir işletmeyiz. Özel Tekden Hastanesi Denizli, Denizli’nin ilçeleri ve birçok illerdeki vatandaşlarımızın gönlünü kazanmış bir kurumdur. Yapmış olduğumuz işin en iyisini yapma mücadelesinin gayreti ile çalışıyoruz. Bugün için Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Tekden aramızda yok ama bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyor. Biz yaptığımız işin en iyisini yapma mücadelesi içerisindeyiz yani Denizli’de en iyi hastane olma hedeflerinden bir tanesine misyon edindik. Denizli’de olmaktan mutluyuz. Yenilikleri yakından takip ediyoruz. Bizleri yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ediyoruz" dedi. Özel Denizli Tekden Hastanesinin basın mensuplarına verdiği değerin önemini vurgulayan Denizli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Osman Nuri Boyacı ise "Bu etkinlik artık geleneksel hale geldi. Çarşamba gününden beri 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyoruz. Programları yaparken öncelikli rezervasyonumuz Tekden Hastanesi. 10 yıldır bu etkinliği düzenliyorlar. Her yıl Özel Tekden Hastanesi gazetecilerin yanında. Görev yapmak yani haber yapmak için sağlıklı olmak lazım. Sağlıklı olmayan bireylerin sadece gazetecilik değil diğer meslekleri icra etmesi mümkün değil. Özel Tekden Hastanesi, Denizli’nin sağlık konusunda önemli kuruluşlardan birisi. Dilerim ki bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, diğer yıllarda çok daha rahat ortamda yazabildiğimiz, daha iyi işler yapabildiğimiz ve daha da büyüdüğümüz 10 Ocaklarda kutlayalım" diye konuştu.
Klinik tıp ile hızla gelişen teknoloji buluşması
10 Ocak 2026 Cumartesi - 12:04 Klinik tıp ile hızla gelişen teknoloji buluşması Çocuk sağlığında yaşanan dönüşüm, ’Pediatri 2.0: Değişim Başladı’ temasıyla tüm yönleriyle masaya yatırıldı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "15 yaş altındaki çocukların sosyal medya uygulamalarından korunmasını destekliyoruz. Sosyal medyanın çocukların ruhsal, sosyal ve zihinsel gelişimi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabildiğini biliyoruz" dedi. Prof. Dr. A. Çiğdem Aktuğlu Zeybek de "Amacımız, klinik tıp ile hızla gelişen teknolojiyi bir araya getirmek" dedi. Yapay zekânın klinik pratikteki yeri, genetik ve moleküler tanıda güncel yöntemleri, biyolojik ve hedefe yönelik tedavileri, adölesan sağlığı, beslenme ve beden algısı, acil pediatri, solunum yetersizliği ve travma yönetimi, ayrıca aşılama ve küresel sağlık dinamikleri alanında uzman konuşmacılarla birlikte güncel bilimsel veriler ışığında değerlendirildi. Bilimsel programda, ileri teknolojik gelişmeler pediatristlerin sahada karşılaştıkları klinik sorunlarla birlikte ele alınacak şekilde kurgulandı. Prof. Dr. Kasapçopur, "Çocuk sağlığı ve hastalıklarını yalnızca bir bilim dalı olarak değil, çocukların yaşam hakkını ve geleceğini koruyan bir sorumluluk alanı olarak görüyoruz. Bugün 5. Cerrahpaşa Pediatri Günleri’nde bu sorumluluğun bilinciyle büyük bir heyecan ve gurur yaşıyoruz. Çocuklar, yaşamın en kırılgan grubudur. Yoksulluk, çevresel etkiler, yanlış beslenme, dijital bağımlılık, zararlı alışkanlıklar ve bilim dışı uygulamalar çocukları yetişkinlere göre çok daha derinden etkiler" dedi. Kasapçopur, "15 yaş altındaki çocukların sosyal medya uygulamalarından korunmasını destekliyoruz. Sosyal medyanın çocukların ruhsal, sosyal ve zihinsel gelişimi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabildiğini biliyoruz. Aynı şekilde 18 yaş altındaki çocukların ultra işlenmiş, paketli ve sağlıksız gıdalardan korunması gerektiğini savunuyoruz. Bunun yanı sıra, toplumda hızla yaygınlaşan elektronik sigara ve benzeri ürünlerin çocuklar ve gençler için ciddi bir tehdit oluşturduğunu özellikle vurgulamak istiyoruz. Bizim temel amacımız, çocukları yaşamın her alanında korumak; onları bilimsel, çağdaş ve etik hekimlik anlayışıyla geleceğe hazırlamaktır. Çağdaş ve bilimsel tıp bu ülkenin tüm çocukları için bir haktır" dedi. Kongre Başkanı Prof. Dr. A. Çiğdem Aktuğlu Zeybek de, "Bu yıl kongremizin ana temasını özellikle farklı bir bakış açısıyla belirledik. Amacımız, klinik tıp ile hızla gelişen teknolojiyi bir araya getirmekti. Tıp ve teknoloji son derece hızlı ilerliyor; biz hekimler de bu dönüşümün bir parçası hâline geliyoruz. Artık hastalarımız acil servislere ya da polikliniklere internetten araştırma yaparak geliyor, hatta zaman zaman ‘ChatGPT böyle söyledi’ diyerek karşımıza çıkıyor. Bizler de bu yeni dijital dünyayı tanımak, doğru kullanmak ve klinik pratiğe bilimsel çerçevede entegre etmek zorundayız. Elbette yapay zekâ hiçbir zaman hekimin yerini alamaz. Ancak önemli olan, bu teknolojileri klinik karar süreçlerine nasıl doğru ve güvenli biçimde dahil edebileceğimizdir. Genç pediatristlere ve uzman meslektaşlarımıza bu dönüşümü nasıl aktaracağımız da bu kongrenin temel başlıklarından biridir. Bu yılki programımızda yalnızca teknolojik gelişmeleri değil, aynı zamanda bu dönüşümün çocuk sağlığı üzerindeki etkileri de masaya yatırıldı. Dijitalleşmeyle birlikte çocukların daha az hareket etmesi, sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artması ve yeni sağlık sorunlarının ortaya çıkması önemli bir risk alanı oluşturuyor. Bu nedenle kongremizde, bu sorunlara karşı alınabilecek önlemleri ve doğru yaklaşımları da ele aldık. Hedefimiz; bilimsel, güncel, sahada karşılığı olan ve çocuk sağlığına gerçek katkı sağlayan konuları bir araya getirmekti" dedi. Genetik ve metabolizmada yeni teknolojiler Genetik ve Metabolizma Oturumu kapsamında çocuk sağlığının geleceğinin genetik bilimi ışığında ele alındığını belirten Kongre Sekreteri Doç. Dr. Nilay Güneş, oturumda yeni nesil ve uzun okuma dizileme teknolojileri, genomik yaklaşımlar ve yapay zekâ destekli varyant yorumlama araçlarının değerlendirildiğini ifade etti. Nadir genetik ve metabolik hastalıklarda hedefe yönelik tedavilerin güncel verilerle münazara edildiğini vurgulayan Doç. Dr. Nilay Güneş, genetik tanının klinik pratiğe entegrasyonu ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının pediatrik hasta yönetimine katkılarının değerlendirildiğini belirtti. Doç. Dr. Güneş, metabolik hastalıklarda erken tanının kritik rolüne değinerek, oturumda ileri teknolojilerin yanı sıra genetik danışmanlık ve etik boyutların da ele alındığını ekledi. Çocuklarda uyku bozukluklarının büyüme, öğrenme ve kalp-akciğer sağlığını doğrudan etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ayşe Ayzıt Kılınç, geleneksel yöntemlerin çocuklar için zahmetli ve erişimi sınırlı olabildiğine dikkat çekti. Günümüzde uyku tıbbının yeni nesil teknolojilerle bir dönüşüm sürecine girdiğini belirten Doç. Dr. Ayşe Ayzıt Kılınç, "Giyilebilir sensörler, evde uygulanabilen uyku testleri ve yapay zekâ destekli analiz sistemleri, çocukların daha doğal uyku ortamlarında değerlendirilmesine imkan sağlamaktadır" dedi. Bu yöntemlerin özellikle prematüre bebekler ve nörogelişimsel bozukluğu olan çocuklar için alternatif sunduğunu kaydeden Doç. Dr. Kılınç, bu gelişmelerin çocuk sağlığında uyku tıbbının geleceğini yeniden şekillendirdiğini ifade etti. Spor yapan adölesanlarda beslenme yaklaşımları Spor yapan adölesanlarda beslenmenin temel amacının kısa vadeli performans artışı değil, sağlıklı büyüme ve gelişmenin desteklenmesi olduğunu söyleyen Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tanyel Zübarioğlu, önceliğin her zaman doğal ve dengeli besinler olması gerektiğini vurguladı. Yanlış takviye kullanımının sağlık riskleri oluşturduğunu, yetersiz beslenmenin ise büyüme geriliğine yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Tanyel Zübarioğlu, "Çocuklar küçük birer erişkin değildir; bu nedenle erişkin sporcu beslenme önerilerinin doğrudan çocuklara uygulanması doğru değildir" uyarısında bulundu. Süreçte spor hekimi, diyetisyen ve ruh sağlığı profesyonellerinin iş birliğinin önemine değinen Doç. Dr. Zübarioğlu, doğru bilgi okuryazarlığının güçlendirilmesini hedeflediklerini belirtti. Küresel sağlıkta enfeksiyon dinamikleri ve aşılama Küreselleşme, iklim değişikliği ve göçlerin enfeksiyonları küresel bir tehdit haline getirdiğini ifade eden Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Deniz Aygün, aşılamanın toplumları korumadaki en etkili yol olduğunu belirtti. Küresel aşılama oranlarındaki düşüşün aşı ile önlenebilir hastalıklarda artışa neden olduğu uyarısını yapan Doç. Dr. Deniz Aygün, antimikrobiyal dirençle mücadelede aşıların stratejik bir rol üstlendiğini vurguladı. Önlemenin tedavi etmekten daha kolay olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Aygün, güçlü bağışıklama programları ve akılcı antibiyotik kullanımının çocukları geleceğin tehditlerine karşı korumanın anahtarı olduğunu ifade etti.
Uzmanından uyarı: "Her unutkanlık demans değildir"
10 Ocak 2026 Cumartesi - 10:22 Uzmanından uyarı: "Her unutkanlık demans değildir" Demansın ‘40 yaşına düştüğü’ yönündeki söylemlerin klinikte sıkça dile getirildiğini ancak 40-55 yaş aralığında unutkanlık şikayetiyle başvuran hastaların büyük çoğunluğunda demans saptanmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Zülküf Önal, bu yakınmaların en sık depresyon ve anksiyete ile post-COVID benzeri tablolardan kaynaklandığını vurguladı. Toplumda ‘gençlerde unutkanlık arttı’ algısının büyük ölçüde demans dışı nedenlerle sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruların artmasından ve tanı yöntemlerine daha erken ve kolay erişilmesinden kaynaklandığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Zülküf Önal, manyetik rezonans görüntüleme olanaklarının yaygınlaşması, bilişsel tarama testlerinin artması ve hekim ile toplum farkındalığının yükselmesiyle birlikte daha fazla vakanın tanı aldığını, bunun da ‘demans genç yaşlara indi’ algısını güçlendirdiğini söyledi. "Unutkanlığın seyri önemli" Genç başlangıçlı demansın 45-64 yaş aralığında görüldüğünü, 45 yaş altının ise ‘çok genç başlangıçlı’ olarak ayrıca değerlendirildiğini belirten Önal yaşlılığın tanımının değişmesi ile demansın artık sadece Alzheimer hastalığı ile birlikte görülen bir belirti olmadığını vurguladı. Önal, "1970’lerde 60 yaş ‘yaşlı’ kabul edilirken, bugün 65 yaş yaşlılığın başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Genç başlangıçlı demans nadirdir. Sistematik derlemeler, 30-64 yaş için prevalansı yaşla birlikte hızla arttığını ancak genç yaşlarda oldukça düşük seyrettiğini göstermektedir. Bu nedenle değerlendirmede işlev kaybı, unutkanlığın seyri ve objektif test bulguları esas alınmalıdır. Depresyon veya anksiyete ile demansı ayırt etmek çoğunlukla ek tetkiklere gerek kalmadan muayene ile mümkündür. Yakınmalar dalgalı seyrediyor, gün gün değişiyor ve stresle artıyorsa; motivasyon, enerji, uyku belirgin şekilde bozulmuşsa ve hasta yakınları ‘isteksiz/dağınık’ olduğunu ifade ediyorsa depresyon ve/veya anksiyete düşünülmelidir. Buna karşın sinsi başlangıçlı, aylar ya da yıllar içinde yavaş ama belirgin ilerleyen bir tablo; yeni bilgileri öğrenmede belirgin güçlük, aynı soruların tekrarı ve günlük yaşam işlevlerinde kayıp nörodejeneratif bir süreci akla getirmelidir. Genç yaşta ‘psödo demans’ sanılan tablo depresyon olabileceği gibi tam tersi şekilde depresyon ya da kişilik değişimi olarak etiketlenen bir demans tablosu da gözden kaçabilir. Bu nedenle hasta yakını gözlemleri, nöropsikolojik testler ve beyin MR ile değerlendirme önemlidir" değerlendirmesinde bulundu. "Deli dana hastalığı da olabilir" Unutkanlık şikayeti olan genç bir hastada iş veya okul performansında belirgin düşüş, günlük yaşam işlevlerinde kayıp; nesne adlandıramama, anlam kaybı ve akıcılık bozukluğu gibi dil sorunları; tanıdık yerleri bulamama gibi yönelim bozuklukları ya da dürtüsellik, sosyal uygunsuzluk ve empati kaybı gibi kişilik ve davranış değişiklikleri varsa demans olasılığının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirten Önal, şu ifadeleri kullandı: "Buna ek olarak yeni başlayan fokal güçsüzlük, denge bozukluğu, epileptik nöbet, hızlı progresyon gibi nörolojik bulguların eşlik ettiği ve haftalar-aylar içinde hızla kötüleşen tablolar deli dana hastalığını akla getirmelidir. Ailede özellikle 60 yaş altında demans öyküsü varsa bu durum ayrıca dikkatle incelenmelidir. Şikayetlerin 4-6 haftayı aşması ve ilerleyici bilişsel bozulma ile işlev kaybının eşlik etmesi halinde acil ve ayrıntılı nörolojik değerlendirme gereklidir."
Kızılcık tüketimi, yağlı karaciğer hastalığının etkilerini azaltıyor
10 Ocak 2026 Cumartesi - 10:14 Kızılcık tüketimi, yağlı karaciğer hastalığının etkilerini azaltıyor İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hatice Merve Bayram, Pınar Enstitüsü’nün 2025 Bilimsel Makale Ödülleri kapsamında Birincilik Ödülü’nü kazandı. Makalede, kızılcık tüketiminin karaciğer hastalığına sahip bireyler üzerindeki olumlu etkileri ele alındı. 2021-2024 yılları arasında hakemli dergilerde yayımlanan bilimsel makaleleri; bilime katkı, toplumsal yarar ve uygulanabilirlik kriterlerine göre değerlendiren Pınar Enstitüsü, Doç. Dr. Hatice Merve Bayram’ın çalışmasını bu kriterler doğrultusunda inceleyerek birincilik ödülüne layık gördü. "Yalnızca mesleki değil, insani açıdan da güvende hissettiren bir akademik ortam" Bayram, "Marmara Üniversitesi’nde doktora tez sürecim kapsamında yürüttüğüm bu çalışma, akademik yolculuğumun önemli bir aşamasını temsil etmektedir. Kurumumun sunduğu teşvik edici yaklaşım, güçlü dayanışma kültürü ve nitelikli akademik paylaşım iklimi; çalışmamın sabırla olgunlaşmasında ve bilimsel bir yayına dönüşmesinde önemli bir motivasyon ve güç kaynağı olmuştur. Bu sürece katkı sunan ve her aşamada destek olan kurumuma içten teşekkürlerimi sunarım" dedi Kızılcığın sağlık üzerindeki etkileri bilimsel yöntemlerle ele alındı SCIE kapsamında taranan ve Q1 kategorisinde yer alan Journal of Ethnopharmacology dergisinde yayımlanan, ödüllü "Effects of Cornus mas L. on anthropometric and biochemical parameters among metabolic associated fatty liver disease patients: A randomized clinical trial" başlıklı makale; toplumda yaygın görülen metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer hastalığına sahip bireylerde, geleneksel olarak tüketilen kızılcık (Cornus mas L.) meyvesinin antropometrik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkilerini bilimsel yöntemlerle inceliyor. Sessiz ve yaygın bir hastalığa beslenme temelli çözüm Türkiye’de neredeyse her iki yetişkinden birini etkileyen metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer hastalığı için günümüzde kesin bir ilaç tedavisi bulunmuyor. Uzmanlar, temel yaklaşımı beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri üzerine kuruyor. Bu çalışmada, kızılcığın beslenme tedavisiyle birlikte ya da tek başına kullanımının vücut ölçüleri ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkileri ayrıntılı biçimde incelendi. Beş farklı grupla klinik araştırma Araştırma, beş ayrı grup merkezinde geçekleştirildi: Diyet yapan ve kızılcık tüketen bireyler, sadece diyet uygulayan bireyler, sadece kızılcık tüketen bireyler, herhangi bir müdahale almayan grup, sağlıklı kontrol grubu. Araştırma ekibi, kızılcığı liyofilize ederek toz formda ve standart dozda katılımcılara verdi; süreç boyunca olası yan etkileri yakından takip etti. Sekiz haftalık uygulama sonunda elde edilen sonuçlar dikkat çekici bulgular ortaya koydu. Çalışma sonuçları, kızılcık tüketen ve/veya diyet uygulayan gruplarda kilo, bel çevresi ve vücut yağ oranında azalma olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, kan şekeri, insülin direnci ve kolesterol değerlerinde anlamlı iyileşmeler tespit etti. Karaciğer enzimleri düşüş gösterirken, sadece kızılcık tüketen grupta bile kan şekeri kontrolü iyileşti. Hiçbir müdahale almayan grupta ise birçok parametrede olumsuz değişimler ortaya çıktı.
Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi taşınıyor
10 Ocak 2026 Cumartesi - 10:11 Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi taşınıyor Aydın’ın Efeler ilçesinde yapımı tamamlanan ve ayda ortalama 450 bin hastaya hizmet verecek Aydın Şehir Hastanesi’ne ilk taşınan hastane Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi olurken, 12 Ocak Pazartesi günü hizmet vermeye başlayacak. Aydın ve Ege Bölgesi’nin uluslararası kalitede bir sağlık kampüsü haline gelmesi beklenen Şehir Hastanesi’nde taşınma çalışmaları 24 saat esasına göre tüm hızıyla devam ediyor. Geçtiğimiz 22 Aralık 2025 yılında vatandaşlara kapılarını açan hastane, her geçen gün tam kapasite hizmet vermeye yaklaşırken, Efeler ilçesindeki hastanelerde de taşınma süreçleri devam ediyor. Bu kapsamda açıklama yapan Aydın İl Sağlık Müdürlüğü, 12 Ocak Pazartesi günü itibariyle Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nin taşınarak Şehir Hastanesi’nde hizmet vermeye başlayacağını duyurdu. Pazatesi itibariyle hastanede bünyesinde sunulan poliklinik, acil servis ve yataklı servisler, artık Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesinde hizmet vermeye başlayacak. Aydın İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi bünyesinde sunulan poliklinik, acil servis ve yataklı servisler, 12 Ocak Pazartesi günü saat 08.00 itibarıyla Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesinde hizmet vermeye başlayacaktır. Taşınma süreciyle birlikte Kadın Hastalıkları ve Doğum, Çocuk Hastalıkları ve yan dal branşlarında sunulan tüm sağlık hizmetleri, Aydın Şehir Hastanesi’nin modern mimarisi, ileri teknolojiye sahip tıbbi cihazları, konforlu hasta alanlarında hizmet verecektir" ifadeleri yer aldı.
Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde bir yılda 1 milyon 300 binin üzerinde  muayene
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:34 Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde bir yılda 1 milyon 300 binin üzerinde muayene Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Araştırma Hastanesi’nde yakın zamanda hayata geçirilen kapsamlı yatırımlar ile Uyku Laboratuvarı modern altyapısıyla hizmete açılırken, Çocuk Cerrahisi Kliniği ile Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesinin yatak kapasiteleri artırıldığını ifade etti. Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi güncel sağlık standartları doğrultusunda yenilendiğini hatırlatan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, " Gerçekleştirilen bu çalışmalarla hastanenin fiziki ve teknolojik kapa-sitesi güçlendirilerek hasta güvenliği, tedavi kalitesi ve hizmete erişilebilirlik önemli ölçüde artırıldı. Araştırma Hastanemizde ilk kez hizmete alınan ileri teknoloji nöroanjiyografi cihazı, felç ve beyin kanaması başta olmak üzere kompleks beyin damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde bölge için çığır açan bir sağlık yatırımı olarak öne çıkıyor. Nöroloji İnme Merkezi ve Beyin Cerrahisi bünyesinde kurulan cihaz; üç boyutlu vasküler görüntüleme, düşük radyasyon dozu ile yüksek görüntü kalitesi ve hızlı işlem süresi gibi üstün teknik özellikleriyle akut inme hastalarında damar içi girişimsel tedavilerin daha hızlı, güvenli ve etkin şekilde uygulanmasına imkân sağlayacak" dedi. 1 milyon 300 binin üzerinde muayene Bölgenin en yüksek hasta sirkülasyonuna sahip sağlık merkezlerinden biri olan Araştırma Hastanemiz, 2025 yılı içerisinde 1 milyon 300 binin üzerinde toplam muayene gerçekleştirildiğini ifade eden Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu,"Bunun yaklaşık 299 bini acil servislerde yapıldı ve acil başvuruların toplam muayeneler içindeki oranı yüzde 23’ü aştı. Poliklinik hizmetlerinde 173 binin üzerinde e-reçete düzenlenerek dijital sağlık uygulamalarının etkinliği artırıldı. Araştırma Hastanemiz bünyesinde 2025 yılında; büyük bütçeli tıbbi cihaz, laboratuvar ekipmanı ve klinik altyapıyı güçlendirmeye yönelik toplam 55 kalem ürün alımı gerçekleştirdik. Söz konusu alımlar; ileri düzey görüntüleme ve tanı sistemlerinden yoğun bakım ve ameliyathane ekipmanlarına, yüksek teknolojili cihazlardan yardımcı donanımlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu kapsamlı yatırım süreci için toplam 90 Milyon 436 bin 500 TL bütçe ayrılmış olup, gerçekleştirilen harcamalar hastanenin sağlık hizmeti sunum kapasitesini artırmanın yanı sıra akademik ve bilimsel araştırma altyapısını da güçlendirmeyi hedeflemektedir" diye kon uştu.
Uzmanından virüslere karşı uyarı
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:33 Uzmanından virüslere karşı uyarı Soğuk havalarda çocuklarda görülen hastalıklara karşı uyarılarda bulunan Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doktor Şirin Zeynep Haskalp Arıkan, "Eğer 3 günden uzun süren bir ateş varsa, solunum sıkıntısı gelişmişse ve çocuk sıvı alamıyorsa mutlaka doktora başvurulmalı" dedi. Kış mevsimiyle birlikte özellikle okul ve kreş çağındaki çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının hızla arttığı gözleniyor. Kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre bir arada kalan çocuklarda virüslerin yayılımı kolaylaşırken, soğuk havalarda etkenlerin bulaş hızı da artınca hastalıklar daha sık görülüyor. Bu dönemde en sık influenza (grip), RSV ve Covid-19 gibi enfeksiyonlar öne çıkıyor. "5 yaşın altında kronik hastalığı olan çocuklarda daha tehlikeli seyredebiliyor" Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doktor Şirin Zeynep Haskalp Arıkan, İhlas Haber Ajansı muhabirlerine bilgi verdi. Bu dönemde en sık influenza (grip), RSV, Covid-19, adenovirüs ve rinovirüs gibi etkenlerle karşılaşıldığını kaydeden Arıkan, "Çocuklarda ateş, burun akıntısı ve tıkanıklığı, boğaz ağrısı, öksürük, iştahsızlık ile emmede azalma gibi belirtiler görülebilir. Özellikle 5 yaşın altında kronik hastalığı olan kreş ve okul çocuklarında bu virüsler daha tehlikeli seyredebiliyor" ifadelerini kullandı. Ailelerin belirtileri yakından takip etmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, "Eğer 3 günden uzun süren bir ateş varsa, solunum sıkıntısı gelişmişse ve çocuk sıvı alamıyorsa mutlaka doktora başvurulmalı" diye konuştu. "6 aydan sonra grip aşısı yaptırılmalı" Korunmada sık el yıkama, kapalı alanların havalandırılması ve hasta çocukların okula gönderilmemesinin kritik olduğunu anlatan Arıkan, gereksiz antibiyotik ve multivitamin kullanımından kaçınılması gerektiğini belirtti. Arıkan, ayrıca 6 aydan sonra grip aşısının yaptırılmasını önererek, özellikle okul ve kreş gibi kapalı ortamlarda bulunan çocukların aşıyla korunmasının önemli olduğuna dikkat çekti.
Uzmanından virüslere karşı uyarı
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:28 Uzmanından virüslere karşı uyarı Soğuk havalarda çocuklarda görülen hastalıklara karşı uyarılarda bulunan Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doktor Şirin Zeynep Haskalp Arıkan, "Eğer 3 günden uzun süren bir ateş varsa, solunum sıkıntısı gelişmişse ve çocuk sıvı alamıyorsa mutlaka doktora başvurulmalı" dedi. Kış mevsimiyle birlikte özellikle okul ve kreş çağındaki çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının hızla arttığı gözleniyor. Kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre bir arada kalan çocuklarda virüslerin yayılımı kolaylaşırken, soğuk havalarda etkenlerin bulaş hızı da artınca hastalıklar daha sık görülüyor. Bu dönemde en sık influenza (grip), RSV ve Covid-19 gibi enfeksiyonlar öne çıkıyor. "5 yaşın altında kronik hastalığı olan çocuklarda daha tehlikeli seyredebiliyor" Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doktor Şirin Zeynep Haskalp Arıkan, İhlas Haber Ajansı muhabirlerine bilgi verdi. Bu dönemde en sık influenza (grip), RSV, Covid-19, adenovirüs ve rinovirüs gibi etkenlerle karşılaşıldığını kaydeden Arıkan, "Çocuklarda ateş, burun akıntısı ve tıkanıklığı, boğaz ağrısı, öksürük, iştahsızlık ile emmede azalma gibi belirtiler görülebilir. Özellikle 5 yaşın altında kronik hastalığı olan kreş ve okul çocuklarında bu virüsler daha tehlikeli seyredebiliyor" ifadelerini kullandı. Ailelerin belirtileri yakından takip etmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, "Eğer 3 günden uzun süren bir ateş varsa, solunum sıkıntısı gelişmişse ve çocuk sıvı alamıyorsa mutlaka doktora başvurulmalı" diye konuştu. "6 aydan sonra grip aşısı yaptırılmalı" Korunmada sık el yıkama, kapalı alanların havalandırılması ve hasta çocukların okula gönderilmemesinin kritik olduğunu anlatan Arıkan, gereksiz antibiyotik ve multivitamin kullanımından kaçınılması gerektiğini belirtti. Arıkan, ayrıca 6 aydan sonra grip aşısının yaptırılmasını önererek, özellikle okul ve kreş gibi kapalı ortamlarda bulunan çocukların aşıyla korunmasının önemli olduğuna dikkat çekti. (UMT-HİV-
Mide ve bağırsakları karnının dışında doğan 44 günlük bebek iki ameliyat geçirdi
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:15 Mide ve bağırsakları karnının dışında doğan 44 günlük bebek iki ameliyat geçirdi Diyarbakır’da 44 gün önce mide ve bağırsakları karnının dışında doğan Civan, geçirdiği iki ağır ameliyatın ardından organları yerine yerleştirilerek sağlığına kavuştu. 44 günlük Civan Şen’e, anne karnındayken 25 binde bir görülen Gastroşizis hastalığı teşhisi konuldu. Mide ve bağırsakları karnın dışında gelişen Civan, 44 gün önce dünyaya geldi. Doğar doğmaz bağırsakları steril kompreslerle sarılıp aynı gün ameliyata alınan minik Civan, geçirdiği iki ameliyatın ardından anne ve babasına sağlıklı bir şekilde teslim edildi. Memorial Dicle Hastanesi Çocuk Cerrahı Op. Dr. Taner Kamacı, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada, bebeğin kendilerine 44 önce geldiğini, doğuştan bağırsakları karnının dışında bir şekilde doğduğunu söyledi. Gastroşizis denilen bir rahatsızlıkla dünyaya gelen hastanın doğduğunda karın duvarında bir yırtık olduğunu belirten Kamacı, bu yırtıktan dolayı çocuğun mide ve bağırsaklarının tamamen karnının dışında olduğunu ifade etti. Kamacı, bebeği doğar doğmaz sıvı ve ısı kaybı olmaması için steril kompreslerle kapattıklarını belirterek, "Doğduğu gün hemen ameliyata aldık. İki seanslı bir ameliyatla tedavisini tamamladık. İlk seansta bağırsakların tamamını karnın içine sığdıramadığımız için silo dediğimiz bir yöntemle bağırsakları korumaya alıyoruz. Daha sonra karın içi basıncı düştükçe, karın genişledikçe ve bağırsakların ödemi azaldıkça ikinci seansta bağırsakların tamamı karın içine yerleştiriliyor. Biz de hastamızı doğduğu gün birinci seans ile bağırsakları silo içine aldık, 10 günlük olduğunda da ikinci seansla artık tamamen bağırsakları karın içine yerleştirebilecek hale geldik ve kapattık" dedi. Bu hastalığın yaklaşık 25 bin doğumda bir nadir görülen anomali ve ölüm oranları da az olmayan hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Kamacı, "Ama Allah’a şükür ki hastamız iki seanslı başarılı bir ameliyatla ve iyi bir yoğun bakım tedavisiyle bugüne kadar geldi. 35 haftalık 2 kilo 250 gram olarak doğmuştu. Şu anda 44’üncü gününde 2 kilo 600 gram olarak tamamen sağlıklı, tamamen beslenir bir halde hiçbir sorunu olmadan şifayla hastamızı taburcu ediyoruz" diye konuştu. Özel Memorial Dicle Hastanesinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Mehmet Emin Günel ise bebeğin geldiği gün ve sonrası iki kez operasyon geçirdiğini söyledi. Ardından yoğun bakım sürecinin zor ve meşakkatli bir süreç olduğunu aktaran Günel, "Ama gerek hemşirelik hizmetleri, gerekse hastanemizin imkanlarıyla son derece sağlıklı bir şekilde taburcu edeceğiz. 44 gündür bebeğimizi takip ediyoruz. Bu noktada tabii ki cerrahi prosedürler çok çok önemli. Ve ardından hemşirelik hizmetlerinin yapmış olduğu uygun bakımlar çok önemli. Aynı şekilde aile de bize istediğimiz anne sütünü, ilgiyi son derece yeterli düzeyde sağladılar" şeklinde konuştu. Baba Gaffar Okkan Şen de, 4 aylıkken anne karnındayken teşhis konulduğunu dile getirerek, "Doğum olduktan sonra Taner hocayla görüştük. Hocamız, hastalığın tedavisi olduğunu söyledi. Her şeyi Taner hocaya bıraktık. İki ameliyatla bağırsaklar hepsi içeri alındı. Bugün 44’üncü gündür, hayırlısıyla çocuğunuzu kucağımıza alıyoruz. Taner ve Mehmet Emin hocaya, ekiplerine çok teşekkür ediyoruz" dedi.
"Gebelikte fiziksel değişimler, hastalık olarak algılanmamalı"
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:04 "Gebelikte fiziksel değişimler, hastalık olarak algılanmamalı" "Gebe okullarında verilen eğitim ve destekler, anne adaylarının gebelik sürecini bilinçli, güvenli ve kaygıdan uzak bir şekilde geçirmesine katkı sağlıyor" diyen Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okulu hakkında açıklamalarda bulundu. Doç Tayfur Çift’e göre, "Gebelikte fiziksel değişimler, hastalık olarak algılanmamalı. Gebeler arası iletişim süreci kolaylaştırıyor. Psikolojik destek sürecin ayrılmaz bir parçası.Lohusalık döneminde destek hayati öneme sahip. Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okullarının anne adaylarını bilinçlendirerek gebelik sürecinde yaşanabilecek komplikasyonların önüne geçilmesinde önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Gebelik sürecine hazırlığın yalnızca doğuma değil, gebeliğin tamamına yönelik olması gerektiğini vurgulayan Çift, bu sürecin doğru bilgiyle çok daha sağlıklı yönetilebileceğini ifade etti. "Fizyolojik süreçler ile riskli durumlar ayırt ediliyor" Gebe okullarında anne adaylarına gebeliğin fizyolojik süreçleri ile problemli durumların ayrımının öğretildiğini belirten Doç. Dr. Çift, "Anne adaylarının vücutlarında meydana gelen değişimleri tanıması, hangisinin normal hangisinin riskli olduğunu bilmesi büyük önem taşıyor. Olası bir problemde vakit kaybetmeden hastaneye ya da en yakın aile hekimliğine başvurulması sağlanıyor" dedi. "Fiziksel değişimler hastalık olarak algılanmamalı" Gebelikte pek çok fizyolojik değişimin yaşandığını hatırlatan Çift, bu değişimlerin çoğu zaman anne adayları tarafından hastalık olarak algılanabildiğine dikkat çekti. "Bu sürecin gebeliğin doğal bir parçası olduğunun bilinmesi, gebenin kendini daha güvende hissetmesini sağlıyor. Bilgi, kaygıyı azaltan en önemli unsurlardan biri" diye konuştu. "Aile desteği gebelik sürecini güçlendiriyor" Gebe okullarında yalnızca anne adaylarının değil, aile bireylerinin de sürece dahil edildiğini belirten Doç. Dr. Çift, eşlerin ve aile büyüklerinin olumlu geri bildirimlerinin gebelik sürecini doğrudan etkilediğini söyledi. "Olumsuz tutumlar yerine destekleyici bir yaklaşım, gebenin hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha sağlıklı bir süreç geçirmesine katkı sağlıyor" ifadelerini kullandı. "Lohusalık döneminde destek hayati öneme sahip" Doğum sonrası dönemin, yani lohusalık sürecinin kadınlar için oldukça zorlayıcı olabildiğini dile getiren Çift, bu dönemde annelerin kendilerini zaman zaman yalnız, dışlanmış ya da soyutlanmış hissedebildiğini belirtti. Yeni doğan bebeğin bakımının annenin zamanının büyük bölümünü aldığını vurgulayan Çift, bu süreçte verilen desteğin anne ruh sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi. "Psikolojik destek sürecin ayrılmaz bir parçası" Gebelik ve doğum sonrası dönemde psikolojik desteğin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okullarında bu alanda da rehberlik sağlandığını ifade etti. Anne adaylarının duygusal dalgalanmalarının normal olduğunun anlatıldığını belirten Çift, bu desteğin annenin kendini yalnız hissetmesini engellediğini söyledi. "Gebeler arası iletişim süreci kolaylaştırıyor" Gebe okullarının en önemli avantajlarından birinin de anne adaylarının birbirleriyle iletişim kurabilmesi olduğunu belirten Çift, "Benzer süreçlerden geçen gebelerin bir araya gelmesi, gebeliği daha kolay, daha keyifli ve daha eğlenceli bir hale getiriyor" dedi. "Amaç: gebeliği kaygı değil güvenle yaşamak" Gebe okullarının temel amacının gebeliğin bir anksiyete ya da stres kaynağı olarak değil, doğru destekle sağlıklı ve güzel bir süreç olarak yaşanmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tayfur Çift, bilinçli ve desteklenen gebeliklerin hem anne hem bebek sağlığına olumlu katkı sunduğunu sözlerine ekledi.