SAĞLIK
11 Mart 2026 Çarşamba - 17:31 Uzmanından nefes darlığını azaltan egzersiz tavsiyeleri Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (SEAH) görevli Fizyoterapist Vahap Şahin, kronik akciğer hastalıklarında uygulanan pulmoner rehabilitasyon ve temel solunum egzersizlerinin önemi hakkında ve bu yöntemlerin nefes darlığını azaltırken hastaların egzersiz kapasitesini ve günlük yaşam kalitesini artırdığını ifade etti. Pulmoner rehabilitasyon programlarında uygulanan tekniklerin detaylarını paylaşan Şahin, diyafram solunumunun en önemli solunum kasını güçlendirdiğini belirtti. Solunum yollarının açık kalmasını sağlayan "büzük dudak nefesi" tekniğinin nefes darlığını azaltmada etkili olduğunu kaydeden Şahin, göğüs genişletme egzersizlerinin ise göğüs kafesinin esnekliğini desteklediğini aktardı. Egzersizlerin günlük hayata entegre edilmesi gerektiğini vurgulayan Fizyoterapist Şahin, "Nefes alarak ayağa kalkıp, nefes vererek oturma şeklinde yapılan egzersizler günlük aktiviteleri destekler. Kontrollü nefesle yapılan yürüyüşler ise solunum kapasitesini artırır" dedi. Solunum kaslarını güçlendirmek için kullanılan yardımcı yöntemlere de değinen Şahin, triflow cihazı ile yapılan egzersizlerin sekresyon (balgam) atmakta zorlanan hastalara fayda sağladığını, balon şişirme egzersizinin ise kas direncini artırdığını dile getirdi. Şahin, sağlıklı bir nefes için düzenli hareket etmenin ve bu egzersizleri bir yaşam biçimi haline getirmenin önemine dikkat çekti.
11 Mart 2026 Çarşamba - 16:10 12 Mart Dünya Böbrek Günü’nde erken tanının önemi vurgulandı Kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık kampanyası hayata geçirildi. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında tanıtılan proje ile erken tanı ve düzenli sağlık kontrollerinin önemi vurgulanıyor. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla AstraZeneca Türkiye, Türk Nefroloji Derneği ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu işbirliğiyle ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık projesi hayata geçirildi. Projenin tanıtımı Model Tülin Şahin’in moderatörlüğünü yaptığı toplantıda yapıldı. Toplantı kapsamında, kronik böbrek hastalığı; hekim, hasta ve hasta yakını perspektifinden ele alındı. Açılış konuşmasını AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç’in yaptığı toplantıda Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay yaptıkları çalışmalar ve hastalıkla ilgili önemli bilgileri aktardı. Bir hasta yakını olan Tülin Şahin ve kronik böbrek hastası Duygu Bayındır’ın yaşadıkları deneyimleri paylaştığı toplantı, duygusal anlara da sahne oldu. "Düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını yaymak istiyoruz" AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç, toplantıda yaptığı açılış konuşmasında sağlık alanında kalıcı değer oluşturmanın yalnızca yenilikçi tedavileri sunmakla sınırlı olmadığını, farkındalık ve erken tanı çalışmalarıyla bu hastalıkla mücadelede çok daha önemli ilerlemelerin kaydedilebileceğini vurguladı. Gönenç, "Bilimin bugün imkansız gibi görünenleri gelecekte mümkün hale getirebileceğine olan inancımızla, toplum sağlığına katkıda bulunmayı en büyük önceliğimiz olarak görüyoruz. Kronik böbrek hastalığı gibi bireylerin yanı sıra aileleri de dahil olmak üzere toplumun geniş bir kesimini etkileyen ve sağlık sistemi üzerinde büyük yük oluşturan bu hastalığa dair farkındalık oluşturmak da sosyal sorumluluk anlayışımızın temel bir parçası. Bu proje ile erken tanı ve düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını tüm Türkiye’ye yaymak istiyoruz" dedi. ‘‘Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün’’ Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ise kronik böbrek hastalığının üç aydan uzun süren kalıcı böbrek fonksiyon bozukluğu olarak tanımlandığını ve Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişiyi etkilediğini belirtti. Hastalığın sinsi ilerlediğine dikkat çeken Türkmen, "Böbrekler, vücudumuzdaki zararlı maddelerin atılmasını sağlayan hayati organlarımızdır ve fonksiyonlarını kaybetmeleri yaşamı derinden etkiler. Hastalık sinsi ilerlediği için pek çok kişi durumun farkında olmuyor; ancak halsizlik ve iştahsızlık gibi belirtiler başladığında hastalık çoktan ilerlemiş olabiliyor. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastaları ile 60 yaş üzerindeki bireylerin düzenli kontrol yaptırması büyük önem taşıyor. Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Bu nedenle farkındalık çalışmaları yapmak ve erken tanının önemine dair mesajları geniş kitlelere ulaştırmak oldukça önemli" ifadelerini kullandı. "Basit kan ve idrar testleri böbrek sağlığı açısından önemli veriler sağlar" Konuşmasında aile hekimlerinin kronik hastalıkların erken tespiti ve takibindeki kilit rolüne dikkat çeken Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay da "Türkiye genelindeki 30 bin aile hekimimiz, hastaların sağlık sistemiyle ilk temas noktası. Her aile hekimi ortalama 3 bin hastaya hizmet vererek koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturuyor. KBH gibi ilerleyici hastalıkların erken teşhisi için vatandaşlarımızın yılda en az bir kez aile sağlığı merkezlerine giderek basit kan ve idrar testlerini yaptırmaları böbrek sağlığının yanı sıra tüm vücut sağlığı açısından da önemli veriler sağlar. Ayrıca böbrek sağlığını korumak için günde 2-2,5 litre su tüketimi, tuzun azaltılması ve günde ortalama 30 dakikalık yürüyüş gibi alışkanlıkların kazanılması da kritik öneme sahip. ’Sağlıklı Böbrek Sağlıklı Hayat’ projesi ile bu basit ama hayat kurtaran adımların tüm toplumda benimsenmesini amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Annemin böbreğinde tümör tespit edildiğinde hayatımız tamamen değişti" Toplantının moderatörlüğünü üstlenen Tülin Şahin ise bir hasta yakını olarak yaşadıklarını paylaşarak kronik böbrek hastalığının yalnızca hastayı değil tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu anlattı. Annesinin böbrek tümörü nedeniyle böbreğinin alındığını ve ardından diyaliz sürecine girildiğini söyleyen Şahin, sürecin duygusal ve fiziksel zorluklarını şu sözlerle paylaştı: "Bir böbrek hastası yakını olmak, aslında o süreçte hastayla birlikte her şeyi yaşamak demek. Annemin böbreğinde tümör tespit edilip diyaliz süreci başladığında hayatımız tamamen değişti. Haftada iki gün, saatlerce süren diyaliz seanslarında kapıda beklemek, hayatınızı bu takvime göre organize etmek hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yıpratıcıydı. Anneme böbrek nakli yapılması bizim için yeni bir umut ve dönüm noktası oldu. Bu süreç bana sağlığın, organ bağışının ve en önemlisi düzenli kontrollerin ne kadar değerli olduğunu öğretti. Erken tanı imkânı varken bunu ihmal etmemek gerekiyor." "Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim" Kronik böbrek hastası Duygu Bayındır da çok genç yaşta aldığı tanıdan bugüne uzanan 18 yıllık sağlık yolculuğunu paylaştı. Henüz 19 yaşındayken böbrek fonksiyonlarının yaklaşık yüzde 70’ini kaybettiğini öğrendiğini belirten Bayındır, annesinin böbreğini bağışlamasıyla nakil olduğunu ve sonrasında bağışıklık baskılayıcı tedavilerle yaşamını disiplinli bir şekilde sürdürdüğünü anlattı. Bayındır konuşmasının devamında duygularını şu sözlerle aktardı: "19 yaşımda tanıştığım bu hastalık bana sabrı ve dayanıklılığı öğretti. Annemin böbreğiyle yapılan nakil sonrası hayatımı artık bambaşka bir şekilde sürdürmeye başladım. Hijyenden beslenmeye kadar her adımda dikkatli olmam gerekiyor. Kronik böbrek hastalığı uzun soluklu bir süreç ve zamanla ilerleyebiliyor. Şu anda hastalığım 4. evrede ve ikinci bir nakil ihtimali gündeme gelmiş durumda. Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim. Bu nedenle düzenli kontroller ve tedaviler hayatımın önemli bir parçası oldu." Toplantıda tanıtımı yapılan, toplam dört bölümden oluşan, "Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat" video serisinin ilk videosu da yayımlandı. Serinin tamamı ilerleyen günlerde YouTube’daki AstraZeneca Türkiye kanalı üzerinden yayımlanacak. Videolarda hekim görüşlerinin yanı sıra hasta ve hasta yakınlarının gerçek yaşam deneyimlerine yer veriliyor. Böylelikle hastalığın erken tanı ile kontrol altına alınabileceğine dair farkındalığı artırmak ve toplumda düzenli sağlık kontrolü alışkanlığını güçlendirmek hedefleniyor.
11 Mart 2026 Çarşamba - 15:35 Solunum hastaları sağlıklı hayat merkezinde şifa buluyor Nilüfer Sağlık Hayat Merkezi’nde yürütülen pulmoner rehabilitasyon programı ile solunum hastalarının hayat kaliteleri yükseliyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ile Uludağ Üniversitesi arasında yapılan iş birliği kapsamında anfizem, astım ve KOAH gibi çeşitli solunum hastalıkları nedeniyle Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan hastalar, idame programlar için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne sevk ediliyor. Yaklaşık iki yıldır devam program sayesinde hastaların akciğer ve efor kapasiteleri, fizyoterapist eşliğinde yapılan rehabilitasyon çalışmalarıyla arttırılıyor. Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Fizyoterapist Ahmet Gökburu, Sağlık Bakanlığı tarafından bu yıl "Her adımda daha rahat nefes" temasıyla kutlanan Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında yaptığı açıklamada Türkiye’de ilk kez bir sağlıklı hayat merkezinde pulmoner rehabilitasyon programı uygulandığına dikkat çekti. Hastane ortamından ve enfeksiyon tehlikesinden uzak bir şekilde iki yıldır hastalara hizmet verdiklerini vurgulayan Gökburu, "Daha çok KOAH, astım, bronşektazi gibi akciğer hastalıklarıyla beraber egzersiz kapasitesini arttırarak, oksijen oranlarını yükselterek, hastalarımızın daha iyi olmasını sağlıyoruz. Amacımız hastalıkların ilerlemesini engellemek ve idame bir program oluşturabilmek. Şu anda 9 hastamızla birlikte bu programımızı devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu. "Sağlık durumum iyiye gidiyor" Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan vatandaşlar da memnuniyetini dile getirdi. Rehabilitasyon programı için Mudanya’dan Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldiğini ifade eden hasta Sadık Öztürk, "Bende akciğer tabaka sertleşmesi rahatsızlığı var. 7-8 aydır bu programa katılıyorum. 3 ay Uludağ Üniversitesi’ne gittim. Yaklaşık 4-5 aydır da buraya geliyorum. Sağlık durumum iyiye gidiyor. Sıhhatliyim. Önceki halimle şu anki halim çok farklı. O zamanlar yürüyemiyordum. Şimdi artık yürüyebiliyorum. Rahatım ve buradan çok memnunum" diye konuştu. "Göğüs ağrılarım geçti" 1 yıldır Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde pulmoner rehabilitasyon programı aldığını belirten KOAH hastası 74 yaşındaki Feyzullah Eyüpoğlu ise, "Uludağ Üniversitesi’nde programa başladım. 3 ay kadar bir eğitim gördüm. Daha sonra beni buraya sevk ettiler. 1 yıldır da buradayım. Biraz iyileştim. Göğsümün ağrıları geçti. Bu şekilde devam ediyoruz. Allah’a şükür iyiyim. Başlarda soluk soluğa kalıyordum. Nefesimi alamıyordum ama şimdi 10 dakika rahatlıkla yapıyorum. Nasip olursa bir süre daha buraya gelip gitmeyi çok isterim" dedi.
Uzmanlardan Van Gölü Havzası için uyarı: Kar yağışı aldatmasın
09 Ocak 2026 Cuma - 10:23 Uzmanlardan Van Gölü Havzası için uyarı: Kar yağışı aldatmasın Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, son günlerde etkili olan kar yağışlarının iklim değişikliğinin durduğu anlamına gelmediğini belirterek, "Bu yağışlar su sorununu çözecekmiş gibi bir yanılgıya düşmemek gerekir. Dünya ısınmaya devam ediyor ve bu sürecin geri dönüşü yok" dedi. Bu yıl Aralık ayının son haftasında Türkiye’nin büyük bir kısmında olduğu gibi Van Gölü Havzası’nda da yoğun kar yağışı etkili oldu. Kar yağışlarının artmasıyla birlikte iklim değişikliğinin etkilerinin geri planda kaldığı yönünde bir algı oluştu. Ancak uzmanlar, iklim değişikliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu yağış ve soğuk hava dalgalarının yanıltıcı olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. "Su sorununu ortadan kaldıracağı düşüncesine kapılmamak gerekir" İHA muhabirine konuşan Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, küresel ısınma sürecinin devam ettiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Alaeddinoğlu, "Bu yıl Aralık ayının son haftasıyla başlayan ve tüm ülkeyi etkisi altına alan yağışlı ve soğuk hava dalgası, Türkiye genelinde bazı bölgelerde kar, bazı bölgelerde ise yağmur şeklinde etkisini gösterdi. Havzamızda olduğu gibi ülkenin farklı bölgelerinde de görülen bu yağışlar elbette değerli ve anlamlıdır. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, küresel ısınma olarak adlandırdığımız sürecin içindeyiz ve bu ısınma devam ediyor. Bu süreçte herhangi bir yavaşlama ya da iyileşme söz konusu değildir. Dünya ısınmaya devam ettiği sürece, içinde bulunduğumuz kapalı havza da bu durumdan payını alacaktır. Bu kar yağışları kuşkusuz önemlidir ancak önümüzdeki süreçte bölgenin ihtiyaç duyduğu suyu tamamen karşılayacağı ve su sorununu ortadan kaldıracağı düşüncesine kapılmamak gerekir. Çünkü bu kar yağışı zaten beklenen, olağan bir durumdur" dedi. "Daha ekstrem soğuklar yaşamamız da mümkün" İklim değişikliğiyle birlikte hava sistemlerindeki dengenin bozulduğunu vurgulayan Alaeddinoğlu, "İklim değişikliğinin en temel sonuçlarından biri; yaz aylarında sıcak hava dalgalarıyla birlikte aşırı sıcakların ve şiddetli buharlaşmanın yaşanması, kış aylarında ise özellikle kuzey kökenli soğuk hava dalgalarının Türkiye’yi ve Doğu Anadolu Bölgesi’ni etkilemesidir. Bu durum son derece doğaldır. Hatta önümüzdeki yıllarda daha ekstrem soğuklar yaşamamız da mümkündür. Dünya ısınmaya devam ederken, Ekvator ile Kuzey ve Güney Kutbu arasındaki sıcaklık farkının azalması, bu bölgeler arasındaki geçirgenliği artırmaktadır. Bunun sonucunda kutupların soğuk havası daha güneye, güneyin sıcak hava dalgaları ise daha kuzeye ilerleyebilmektedir. Dolayısıyla sıcak havanın kuzeye, soğuk havanın güneye inmesi daha sık ve daha şiddetli hale gelecektir. Kış aylarında gördüğümüz bu tablo, iklim değişikliğinin bir sonucudur. Benzer şekilde bahar aylarında da şiddetli soğuklar ve yoğun kar yağışları görülebilir; hatta eksi 30, eksi 40 derecelere varan sıcaklıklar bile normal sayılabilir" diye konuştu. "Havzada Akdeniz ikliminin etkisinin artması beklenmektedir" İklim değişikliği olarak adlandırılan bu yeni sürecin, bu tür ekstrem hava olaylarına zemin hazırladığının altını çizen Alaeddinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Önümüzdeki yıllarda özellikle içinde bulunduğumuz havzada Akdeniz ikliminin etkisinin artması beklenmektedir. Bu durum, kuraklığın şiddetlenmesine, yaz ve kurak sezonun uzamasına, yağışsız ayların sayısının artmasına neden olacaktır. Tüm bunlar; içme, kullanma ve sulama sularını ciddi şekilde olumsuz etkileyecektir. Özetle, bu kar yağışları anlamlıdır ancak sorunun çözümü için kesinlikle yeterli değildir. Kar yağışının devam etmesi dahi, su sorununu tamamen çözdüğümüz ve sürecin geri kalanını sorunsuz şekilde geçireceğimiz anlamına gelmemektedir."
İzmir’de akciğerini kaybeden hasta karın dokusu nakliyle sağlığına kavuştu
09 Ocak 2026 Cuma - 10:22 İzmir’de akciğerini kaybeden hasta karın dokusu nakliyle sağlığına kavuştu İzmir’de geçirdiği başarısız ameliyatlar sonrası sağ akciğerini kaybeden ve hayati tehlikesi bulunan 57 yaşındaki hasta, karnından alınan dokunun göğüs boşluğuna nakledilmesiyle gerçekleştirilen zorlu operasyon sonucu sağlığına kavuştu. İzmir’de yaşayan 57 yaşındaki Nesrin Bayırlı, yaklaşık 7 ay önce akciğerde hava kaçağı ve enfeksiyon şikayetiyle iki kez özel bir hastanede ameliyat masasına yattı. Kanser dışı nedenlerle yapılan bu operasyonların ardından iyileşme süreci beklendiği gibi gitmedi. Hastada, akciğer ile göğüs boşluğu arasında "bronş fistülü" adı verilen bir kaçak ve buna bağlı olarak "ampiyem" ismi verilen ağır bir enfeksiyon tablosu gelişti. Gelişen komplikasyonlar nedeniyle 5 ay boyunca vücudunda dren (göğüs tüpü) takılı halde yaşayan ve yoğun antibiyotik tedavisi gören Bayırlı’nın enfeksiyonu kontrol altına alınamadı. Süreç içerisinde hava kaçağının devam etmesi, sağ akciğerin kalan tek lobunun da tamamen tükenmesine ve işlevini yitirmesine neden oldu. Günden güne kilo kaybeden ve genel sağlık durumu kötüleşen hasta için durum hayati bir risk boyutuna ulaştı. Riskli olduğu gerekçesiyle ameliyat edilemedi Vakanın taşıdığı yüksek risk ve komplikasyonların ağırlığı nedeniyle hastanın başvurduğu pek çok merkezde operasyon kararı alınamadı. Son olarak Medical Park İzmir Hastanesi’ne başvuran Bayırlı, Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Öz ve ekibi tarafından değerlendirilerek ameliyata alındı. Cerrahi müdahale sırasında ilk olarak, enfeksiyon odağına dönüşen ve fonksiyonunu yitiren sağ akciğer dokusu temizlendi. Operasyonun en kritik aşamasında ise tıp literatüründe "omental transpozisyon" olarak bilinen yöntem uygulandı. Doktorlar, karın bölgesinde bulunan, bol damarlı yapısıyla "vücudun tamirci dokusu" olarak bilinen omentum dokusunu hazırladı. Karın ile göğüs arasında açılan özel bir tünel (hiatus özofagus) vasıtasıyla bu canlı doku göğüs boşluğuna taşındı. Nakledilen doku ile akciğerdeki delik (fistül hattı) güvenli bir şekilde kapatılarak desteklendi. Vücudun kendi dokusuyla yapılan yama sayesinde hava kaçağı durduruldu ve bölgeye sağlanan taze kan akışı ile enfeksiyon tamamen kurutuldu. Operasyonun ardından 10 gün içerisinde enfeksiyon tablosu gerileyen ve hızla toparlanan Nesrin Bayırlı, yakın zamanda taburcu edilecek. Hayati tehlike ve zorlu ameliyat süreci Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Öz, hastanın yaklaşık 6-7 ay önce sağ akciğerinde sönme şikayetiyle hastaneye başvurduğunu ve gelişen enfeksiyon sonucu sağ taraftan iki kez ameliyat edilerek iki lobunun alındığını belirterek, "Ameliyat sonrası süreç maalesef oldukça ağır seyretmiş. Göğüs kafesi içinde yaygın enfeksiyonla seyreden ampiyem tablosu gelişmiş ve bu durum tedaviye uzun süre yanıt vermemiş. Yaklaşık 6 ayın sonunda hastamız bize başvurduğunda, sağ akciğerinin kalan üst kısmı tamamen sönmüş, akciğer zarları ciddi şekilde kalınlaşmış ve göğüs kafesi içindeki enfeksiyon cilt altı ile kas tabakasına kadar ilerlemişti. Bu tablonun son derece ciddi olduğunu, hava kaçağının mutlaka kesilmesi gerektiğini ve hayati risk taşıdığını hastamıza ve yakınlarına açıkça anlattık. Tüm riskleri kabul eden hastamızı opere ettik ve yaklaşık 7-10 gün içerisinde hava kaçağı tamamen kesildi, enfeksiyon kontrol altına alındı ve hastamız sağlığına kavuştu. Şu anda servisimizde rahatlıkla dolaşmakta, yemeğini yiyebilmekte ve iştahı artmış durumdadır; bu şekilde taburcu etmeyi planlıyoruz." dedi. Yüksek riskli operasyon Hastanın daha önceden romatoid artrit tanısı olduğunu ve kortizon kullandığını, buna bağlı bağışıklık sistemi zayıflığının iyileşme sürecini olumsuz etkileyerek enfeksiyonun uzamasına ve sonuçta iki lobun alınmasına neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öz, "Göğüs cerrahisinde en korkulan komplikasyonlardan biri fistül gelişimidir ve bu durumda erken müdahale büyük önem taşır. Hastamız enfeksiyonun tedavisi amacıyla yaklaşık 4-5 ay medikal tedavi almış, ancak bu durum ameliyat sürecimizi oldukça zorlaştırmıştır. Buna rağmen gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra, enfeksiyon kontrol altına alındığında masif hava kaçağını kesmek amacıyla ciddi bir cerrahi girişim gerçekleştirdik ve sağ akciğerin kalan üst lobunu da alarak hava kaçağını sonlandırdık. Hastamız bu süreçte birçok devlet ve özel sağlık kuruluşuna başvurmuş, ameliyatın ciddiyeti ve ölüm riski kendisine ifade edilmiştir. Ancak Medical Park’ta anestezi, hemşirelik ve tüm cerrahi ekibimizin deneyimiyle bu ameliyatın yapılabileceğini kendisine ve yakınlarına anlattık. Çok şükür ameliyat sorunsuz geçti ve hastamız kısa sürede normal yaşamına döndü." ifadelerini kullandı. "Yeniden doğmuş gibi hissediyorum" Tedavi süreci boyunca büyük zorluklar yaşadığını ancak pes etmediğini belirten Bayırlı, göğüs tüpünün çıkarılmasıyla rahat bir nefes aldığını ifade ederek şunları söyledi: "Sağ akciğerim sönmüştü ve iki kez ameliyat oldum. Bu süreçte çok zorluklar çektim ama hep direnerek ayakta kaldım. O zamana kadar buraya gelene dek büyük bir mücadele verdim. Onların sayesinde tüpten kurtuldum. Kendimi adeta yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Elbette sürecim hala devam ediyor ve ağrılarım var, ama bunun normal olduğunu biliyorum. Daha önce yürürken nefes alamıyor, göğsümde ve sırtımda şiddetli ağrılar hissediyordum. Şu an ise rahatça yürüyebiliyorum, akıntım yok. Tüp hocamız tarafından çıkarıldı ve bu benim için her şeyden önce çok güzel bir gelişme. Doktorumuza, hemşirelerimize ve hastanemize çok teşekkür ederim; hepsinden son derece memnunuz."
İnme geçiren 93 yaşındaki hasta akut tedaviyle ayağa kalktı
09 Ocak 2026 Cuma - 10:18 İnme geçiren 93 yaşındaki hasta akut tedaviyle ayağa kalktı Gece yarısı felç geçiren 93 yaşındaki Ayten Sincer, uygulanan akut inme tedavisi ile ayağa kalktı. Hastanın hastaneye getirildiğinde tansiyonunun 200/110 olduğunu, konuşmasının peltek, bilincinin uykulu ve sol tarafında felç bulunduğunu belirten Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nevin Çokpınar, "Hastayı zamanında görmemiz ve uygun tedaviyi hızla uygulamamız sayesinde, hastalık öncesi durumuna tamamen döndü" dedi. Sincer ise yaşadıklarını "Felçten kurtulmam mucize gibi" sözleriyle dile getirdi. İzmir’de kızı Edibe Elif Sincer ile yaşayan Ayten Sincer geçtiğimiz 24 Aralık’ta rahatsızlandı. Kızı Elif Sincer, geç saatlere kadar oturan annesinde ilk olarak konuşmasının bozulduğunu fark etti, sonrasında ağzında kayma olduğunu, sol tarafında güçsüzlük geliştiğini görerek 112 acil çağrı merkezine başvurdu. Gelen ekip ilk müdahaleyi yaptıktan sonra ambulans hastayı Acıbadem Kent Hastanesi acil servisine getirdi. Gece 01.00’de hastaneye giriş yapan hastayı ilk gören Acil Tıp Uzmanı Dr. Süveyda Yeşilaras oldu. Muayene ve tetkiklere başlayan Uzm. Dr. Yeşilaras hastanın inme geçirdiğini belirlemesi üzerine Nöroloji Uzmanı Dr. Nevin Çokpınar’a haber verdi. Evinden çağrılan Uzm. Dr. Çokpınar yarım saat içinde hastaneye ulaşırken hastaya müdahale için zamanla yarış başladı. Hastanın şikâyetlerinin başlamasından yaklaşık 40 dakika sonra acil servise ulaştığını ifade eden Dr. Çokpınar, "Uzmanımız Yeşilaras’ın çağrısı üzerine hastaneye geldim. Öncelikle tomografi çekildi. Hastanın tansiyonu çok yüksekti, Yeşilaras ile birlikte tansiyonu kontrol altına aldık. Hastaya hastaneye gelişinden 3,5 saat sonra damar açıcı tedaviyi uyguladık. Bulgular yavaş yavaş düzeldi. Ertesi gün yapılan kontrol görüntülemelerinde herhangi bir olumsuzluk saptanmadık. Hastayı tamamen mobil halde taburcu ettik. " diye konuştu. İnme toplum sağlığı için büyük risk Uzm. Dr. Çokpınar, inmenin toplumda engelliliğin en önemli nedenlerinden biri olduğunu vurguladı. İnme belirtilerinin yüzde sarkma, kolda güçsüzlük ve konuşma bozukluğu olduğunu belirten Çokpınar, bu bulgulardan herhangi birinin görülmesi halinde inme olasılığının yüzde 72 olduğunu kaydetti. İnmenin sadece hastayı değil, ailesini ve bakım verenleri de etkilediğine dikkat çeken nörolog Çokpınar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Erken tanı ve hızlı tedavi hem hastanın yaşam kalitesini artırıyor hem de toplum üzerindeki yükü azaltıyor. Akut inme günümüzde tedavi edilebilir bir hastalık haline geldi. İnmede en önemli faktör zamandır. İlk 4,5 saat içinde hastaneye ulaşan ve uygun koşulları sağlayan hastalarda damar açıcı (intravenöz trombolitik) tedavilerle felç bulgularını tamamen geri çevirebiliyoruz" diye konuştu. Türk Nöroloji Derneği’nin "Zaman beyindir" sloganını hatırlatan Dr. Çokpınar, "Ne kadar erken hareket edersek, hastalar için o kadar fayda sağlıyoruz" dedi. Öte yandan yaklaşık 10 yıl önce kalp pili takılan, yüksek tansiyon hastası Ayten Sincer, tedavi sonrası şifa ile taburcu edilirken, felçten kurtulmasını "mucize" olarak nitelendirdi. Kızı Sincer de, " Bu tedavi sayesinde annem yürüyerek hastaneden çıktı. Ambulans ekibinden başlayarak tüm doktorlarımıza hemşirelerimize çok teşekkür ediyoruz." diye konuştu.
Gazipaşa Devlet Hastanesi’nde 2025’te 272 bin 822 poliklinik muayenesi
09 Ocak 2026 Cuma - 09:57 Gazipaşa Devlet Hastanesi’nde 2025’te 272 bin 822 poliklinik muayenesi Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde hizmet veren Gazipaşa Devlet Hastanesi, 01 Ocak 2025 – 31 Aralık 2025 tarihleri arasında sunduğu sağlık hizmetleriyle dikkat çekti. Hastane, yıl boyunca yüz binlerce hastaya sağlık hizmeti sunarken, muayene, ameliyat ve görüntüleme sayılarıyla bölgenin sağlık yükünü önemli ölçüde karşıladı. Poliklinik ve acil başvuruları öne çıktı 2025 yılı boyunca Gazipaşa Devlet Hastanesi’nde 272 bin 822 poliklinik muayenesi gerçekleştirildi. Acil servise başvuran hasta sayısı 133 bin 17 olarak kayıtlara geçti. Diş polikliniğinde yapılan muayene sayısı ise 11 bin 722 oldu. Bini aşkın ameliyat gerçekleştirildi Hastanede yıl içerisinde 7 bin 115 ameliyat yapıldı. Bu ameliyatların 2 bin 160’ı yatan hastalara uygulandı. Aynı dönemde 3 bin 997 hasta hastaneye yatırılarak tedavi edildi. Ayrıca 13 bin günübirlik hasta sağlık hizmetinden faydalandı. 2025 yılı boyunca hastanede 16 bin 389 ultrason, 8 bin 299 MR ve 3 bin 87 mamografi çekimi yapıldı. Bu rakamlar, hastanenin tanı ve görüntüleme alanındaki yoğunluğunu gözler önüne serdi. Doğum ve diş hizmetleri Gazipaşa Devlet Hastanesi’nde 2025 yılı içerisinde 383 doğum gerçekleşti. Diş sağlığı hizmetleri kapsamında ise 223 protez diş uygulaması yapıldı. 58 hekim görev yapıyor Hastanede farklı branşlarda görev yapan toplam 58 hekim bulunuyor. Kadroda anestezi, acil tıp, çocuk sağlığı ve hastalıkları, iç hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, genel cerrahi, ortopedi, kardiyoloji, nöroloji, radyoloji ve psikiyatri gibi birçok branş yer alıyor. Ayrıca 20 pratisyen tabip ve 6 diş tabibi görev yapıyor. Çevre ilçelerden yoğun hasta gelişi 2025 yılında Alanya’dan Gazipaşa Devlet Hastanesi acil servisine başvuran hasta sayısı 7 bin 764, polikliniğe başvuran hasta sayısı ise 10 bin 173 olarak kaydedildi. Bu veriler, hastanenin çevre ilçelere de hizmet verdiğini ortaya koydu. Evde Sağlık Hizmetleri Birimi tarafından 2025 yılı boyunca 4 bin 653 hasta, evlerinde ziyaret edilerek sağlık hizmeti aldı.
Elazığ’da 45 yaşındaki hasta 50 dakikalık kalp masajıyla hayata döndürüldü
09 Ocak 2026 Cuma - 09:50 Elazığ’da 45 yaşındaki hasta 50 dakikalık kalp masajıyla hayata döndürüldü Elazığ’da 45 yaşındaki hasta, göğüs şikayetiyle bilinci kapalı halde geldiği Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde yaklaşık 50 dakika süren kalp masajı sonrası hayata döndürüldü. Edinilen bilgilere göre, Sertaç Varol (45), 27 Aralık günü sabah saat 09.00 sıralarında göğüs ağrısı şikayeti üzerine kardeşini arayarak kendisini hastaneye götürmesini istedi. Kardeşiyle birlikte Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne doğru yola çıkan Varol, yolculuk sırasında bilincini kaybetti. Hastaneye ulaştığı sırada kalbi duran hasta, acil servis ekibinin hızlı müdahalesiyle yaklaşık 50 dakika süren kalp masajının ardından hayata döndürüldü. Acil servisteki müdahalenin hemen ardından anjiyoya alınan hastanın tıkalı olan damarları açıldı. Daha sonra yoğun bakıma alınan Varol, 4 gün boyunca entübe olarak tedavi gördü. Ardından kardiyoloji servisine alınan hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu, tedavisinin serviste devam ettiği ve taburculuğunun planlandığı öğrenildi. "Dört gün sonra uyandığımda başıma neler geldiğini öğrendim" Tedavi sürecini ve yaşadıklarını anlatan hasta Sertaç Varol, "27 Aralık günü sabah saat 08.30-09.00 civarında kardeşimi arayarak göğüs rahatsızlığı yaşadığımı söyledim ve beni hastaneye götürmesini istedim. Kardeşimle birlikte Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne doğru yola çıktık. Yolculuk sırasında bilincimi kaybettim. Dört gün sonra gözlerimi açtığımda, yolda kalbimin durduğunu, hastanede gerekli müdahalelerin yapıldığını ve bir süre uyutulduktan sonra uygun görülen zamanda uyandırıldığımı öğrendim. Kalp krizi geçirdiğimi ve bu süreçte acil serviste görev yapan tüm doktorlar, hemşireler ve sağlık çalışanları tarafından gerekli müdahalelerin yapıldığını söylediler. Yoğun bakım sürecinde de çalışanların ilgisi ve desteği çok fazlaydı. Bu süreçte hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Dört gün sonra uyandığımda başıma neler geldiğini öğrendim. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde görev yapan tüm sağlık çalışanlarına ve personele teşekkür ediyorum. Benim için gizli kahramanlar oldular. En çok şaşırdığım nokta ise dört gün sonra uyanmış olmama rağmen yapılan kontrollerde herhangi bir olumsuzluğun tespit edilmemesi. Kontrollerim halen devam ediyor ve sağlık durumumun iyi olduğunu bilmek beni mutlu ediyor" dedi. Hastanın tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Çetin Mirzaoğlu, "Hastamız 45 yaşında. Yaklaşık 10 gün önce evde göğüs ağrısı şikayeti başlaması üzerine hasta yakınları tarafından hastaneye getirilmeye çalışılmış. Ancak ne yazık ki yolculuk sırasında hastanın kalbi durmuş. Hastaneye ulaştığında acil servis ekibimiz tarafından hızlı bir şekilde müdahale edilerek yaklaşık bir saat süren kalp masajı sonucunda hastanın kalbi yeniden çalıştırılmış. Kalp ritminin sağlanmasının ardından hastaya acil olarak anjiyografi yapılmış ve tıkalı olan iki damarı açılmış. Yaklaşık dört gün boyunca entübe edilen hastamız, dördüncü günün sonunda ekstübe edilerek servise alınmış. Serviste son kontrolleri yapılan hastanın, birkaç gün içerisinde taburcu edilmesi planlanmaktadır" şeklinde konuştu. Yaşanan sürece tanıklık eden hasta yakını Serpil Hazar ise hastane personeline teşekkür ederek, "Hakikaten hastanemize ne kadar teşekkür etsek azdır. Acil servisten yoğun bakıma, yoğun bakımdan servise kadar tüm süreçte doktorlarımız, hemşirelerimiz ve diğer sağlık personeli ellerinden gelenin fazlasını yaptı. Kardeşim için herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması adına gerekli görülen tüm imkanlar seferber edildi. Bu süreçte yenidoğan yoğun bakım ünitesinden getirilen cihazlarla hipotermi uygulaması da yapıldı. Uzun süre devam eden müdahalelere rağmen herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması bizim için büyük bir şükür vesilesi oldu. Hastanemizin tüm imkanlarını hastaları için kullandığını birebir tecrübe ettik. Rabbim bir daha hiç kimseye böyle bir durum yaşatmasın" diye konuştu.
Elazığ’da 45 yaşındaki hasta 50 dakikalık kalp masajıyla hayata döndürüldü
09 Ocak 2026 Cuma - 09:49 Elazığ’da 45 yaşındaki hasta 50 dakikalık kalp masajıyla hayata döndürüldü Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde 45 yaşındaki hasta, acil serviste yaklaşık 50 dakika süren kalp masajı sonrası hayata döndürüldü, tedavisinin ardından taburculuğu planlandı. Edinilen bilgilere göre, Sertaç Varol(45) 27 Aralık günü sabah saat 09.00 sıralarında göğüs rahatsızlığı yaşaması üzerine kardeşini arayarak kendisini hastaneye götürmesini istedi. Kardeşiyle birlikte Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne doğru yola çıkan Varol, yolculuk sırasında bilincini kaybetti. Hastaneye ulaştığı sırada kalbi duran hasta, acil servis ekibinin hızlı müdahalesiyle yaklaşık 50 dakika süren kalp masajının ardından hayata döndürüldü. Acil servisteki müdahalenin hemen ardından anjiyoya alınan hastanın tıkalı olan damarları açıldı. Daha sonra yoğun bakıma alınan Varol, 4 gün boyunca entübe olarak tedavi gördü. 4 günün sonunda kardiyoloji servisine alınan hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu, tedavisinin serviste devam ettiği ve taburculuğunun planlandığı öğrenildi. "Dört gün sonra uyandığımda başıma neler geldiğini öğrendim" Tedavi sürecini ve yaşadıklarını anlatan hasta Sertaç Varol, " 27 Aralık günü sabah saat 08.30-09.00 civarında kardeşimi arayarak göğüs rahatsızlığı yaşadığımı söyledim ve beni hastaneye götürmesini istedim. Kardeşimle birlikte Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne doğru yola çıktık. Yolculuk sırasında bilincimi kaybettim. Dört gün sonra gözlerimi açtığımda, yolda kalbimin durduğunu, hastanede gerekli müdahalelerin yapıldığını ve bir süre uyutulduktan sonra uygun görülen zamanda uyandırıldığımı öğrendim. Kalp krizi geçirdiğimi ve bu süreçte acil serviste görev yapan tüm doktorlar, hemşireler ve sağlık çalışanları tarafından gerekli müdahalelerin yapıldığını söylediler. Yoğun bakım sürecinde de çalışanların ilgisi ve desteği çok fazlaydı. Bu süreçte hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Dört gün sonra uyandığımda başıma neler geldiğini öğrendim. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde görev yapan tüm sağlık çalışanlarına ve personele teşekkür ediyorum. Benim için gizli kahramanlar oldular. En çok şaşırdığım nokta ise dört gün sonra uyanmış olmama rağmen yapılan kontrollerde herhangi bir olumsuzluğun tespit edilmemesi. Kontrollerim halen devam ediyor ve sağlık durumumun iyi olduğunu bilmek beni mutlu ediyor" dedi. Hastanın tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Çetin Mirzaoğlu," Hastamız 45 yaşında. Yaklaşık 10 gün önce evde göğüs ağrısı şikayeti başlaması üzerine hasta yakınları tarafından hastaneye getirilmeye çalışılmış. Ancak ne yazık ki yolculuk sırasında hastanın kalbi durmuş. Hastaneye ulaştığında acil servis ekibimiz tarafından hızlı bir şekilde müdahale edilerek yaklaşık bir saat süren kalp masajı sonucunda hastanın kalbi yeniden çalıştırılmış. Kalp ritminin sağlanmasının ardından hastaya acil olarak anjiyografi yapılmış ve tıkalı olan iki damarı açılmış. Yaklaşık dört gün boyunca entübe edilen hastamız, dördüncü günün sonunda ekstübe edilerek servise alınmış. Serviste son kontrolleri yapılan hastanın, birkaç gün içerisinde taburcu edilmesi planlanmaktadır" şeklinde konuştu. Yaşanan sürece tanıklık eden hasta yakını Serpil Hazar ise hastane personeline teşekkür ederek, " Hakikaten hastanemize ne kadar teşekkür etsek azdır. Acil servisten yoğun bakıma, yoğun bakımdan servise kadar tüm süreçte doktorlarımız, hemşirelerimiz ve diğer sağlık personeli ellerinden gelenin fazlasını yaptı. Kardeşim için herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması adına gerekli görülen tüm imkanlar seferber edildi. Bu süreçte yenidoğan yoğun bakım ünitesinden getirilen cihazlarla hipotermi uygulaması da yapıldı. Uzun süre devam eden müdahalelere rağmen herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması bizim için büyük bir şükür vesilesi oldu. Hastanemizin tüm imkanlarını hastaları için kullandığını birebir tecrübe ettik. Rabbim bir daha hiç kimseye böyle bir durum yaşatmasın" diye konuştu.
Çocuklarda ‘süper grip’ uyarısı: Nefes darlığına yol açıyor
09 Ocak 2026 Cuma - 09:40 Çocuklarda ‘süper grip’ uyarısı: Nefes darlığına yol açıyor Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, ‘süper grip’ olarak bilinen H3N2 virüsünün kış aylarında daha hızla yayıldığını söyledi. Yarıyıl tatili öncesi uyarılarda bulunan Dr. Sert, "Süper grip oldukça dirençli bir virüs. Bir haftaya kadar sürebilen yüksek ateş ve nefes darlığına yol açan şiddetli öksürük en sık gördüğümüz belirtiler arasında. Çocuğunuzdaki tablo hızla kötüleşirse vakit kaybetmeden en yakın acil servise başvurun" dedi. İngiltere ve Almanya başta olmak üzere Avrupa’da hızla yayılan mutasyonlu "süper grip", Türkiye’de de görülmeye başladı. Uzmanlar, "H3N2 alt kolu K" olarak adlandırılan varyantın, diğer grip türlerine kıyasla daha hızlı yayıldığına dikkat çekiyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, belirtilerin genel olarak klasik grip semptomlarıyla benzerlik gösterdiğini ancak çocuklarda daha ağır seyredebildiğini vurguladı. Sert, özellikle ateşin uzun sürmesi, halsizlik ve solunum yolu şikayetlerinin yakından izlenmesi gerektiğini belirterek aileleri dikkatli olmaları konusunda uyardı. Yarıyıl tatilinde kapalı alan sürelerini kısıtlayın Dr. Abdullah Sert, yarıyıl tatilinin çocuklar için önemli bir dinlenme fırsatı olduğunu ancak süper grip vakalarındaki artış nedeniyle bu dönemde daha dikkatli olunması gerektiğini de vurguladı. Kalabalık ve kapalı alanlarda geçirilen uzun saatlerin, virüslerin hızla yayılmasına zemin hazırlayabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Sert, uyarılarını şöyle sürdürdü: "Yarıyıl tatilinde çocuklar daha fazla alışveriş merkezi, oyun alanı ve kapalı ortamlarda vakit geçirebiliyor. Bu durum grip virüslerinin bulaş riskini artırıyor. El hijyenine dikkat edilmesi, hasta kişilerle temastan kaçınılması ve çocukların uyku ile beslenme düzeninin korunması büyük önem taşıyor." Dirençli bir virüs! çocuklarda daha ağır seyrediyor Belirtilerin yüksek ateş, geçmeyen şiddetli öksürük, kusma, ishal ile yaygın eklem ve kas ağrıları şeklinde seyrettiğini belirten Abdullah Sert, uyarılarını şu sözlerle sürdürdü: "Süper grip oldukça dirençli bir virüs. Özellikle çocuklarda daha ağır seyreden hastalıklara yol açabiliyor. Bu yeni varyant, bağışıklık sistemi için tamamen yeni olduğu için çocukları daha savunmasız hale getiriyor. Bir haftaya kadar sürebilen yüksek ateş ve nefes darlığına yol açan şiddetli öksürük en sık gördüğümüz belirtiler arasında. Ateş çoğu vakada beş ila yedi gün sürebiliyor. Çocuğunuzda belirtiler hızla kötüleşir, nefes almakta zorlanma, belirgin halsizlik ya da susuzluk bulguları gelişirse vakit kaybetmeden en yakın acil servise başvurun."
Muğla’da vereme karşı farkındalık çalışması
09 Ocak 2026 Cuma - 09:38 Muğla’da vereme karşı farkındalık çalışması Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 4-9 Ocak Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası kapsamında gerçekleştirdiği etkinliklerle tüberküloz hastalığına dikkat çekti. Göğüs Hastalıkları Kliniği tarafından düzenlenen bilgilendirme çalışmalarıyla hasta ve hasta yakınlarına hayati uyarılar yapıldı. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği hekimleri, poliklinik ve servis alanlarında farkındalık standları kurarak vatandaşları bilgilendirdi. Etkinlikler çerçevesinde tüberküloz (verem) hastalığının yayılma yolları ve korunma yöntemleri anlatılırken, hazırlanan bilgilendirici broşürler dağıtıldı. Hafta kapsamında önemli açıklamalarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Alaşan, tüberkülozun Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalık olduğunu vurguladı. Dr. Alaşan bulaşma süreciyle ilgili şu bilgileri verdi: "Hastalık, akciğer veya gırtlak tüberkülozu olan kişilerin öksürme, hapşırma ya da konuşma sırasında havaya saçtığı damlacıkların solunum yoluyla alınması sonucu bulaşır. Özellikle hasta ile yakın ve uzun süreli teması olan bireyler risk altındadır. Ancak etkili tedavi başlandıktan sonra bulaştırıcılık genellikle 2-3 hafta içinde sona ermektedir." Hastalığın büyük oranda tedavi edilebilir olduğunu belirten uzmanlar, tedavinin başarısında en önemli faktörün ilaç disiplini olduğunu ifade etti. Standart tedavinin 6-9 ay sürdüğü, ancak ilaç direnci gelişmesi durumunda bu sürenin 24 aya kadar uzayabildiği belirtilerek; düzensiz tedavinin hastalığın tekrarlamasına yol açabileceği uyarısı yapıldı.
Kışın tehlike kapıda: Karbonmonoksit zehirlenmelerine dikkat
09 Ocak 2026 Cuma - 08:09 Kışın tehlike kapıda: Karbonmonoksit zehirlenmelerine dikkat Erzincan’da havaların soğumasıyla birlikte uzmanlar, soba ve doğal gaz kaynaklı karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı vatandaşları uyararak, düzenli baca temizliğinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Erzincan’da kış şartlarının etkisini artırmasıyla birlikte karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı uyarılar da arttı. Uzmanlar, odun, soba ve doğal gaz kullanımına bağlı zehirlenmelerin büyük oranda baca temizliğiyle önlenebileceğine dikkat çekti. Karbonmonoksit zehirlenmeleri hakkında bilgilendirmede bulunan uzmanlar, zamanında temizlenmeyen ve bakımı yapılmayan bacaların kurum ve is biriktirerek işlevini kaybettiğini, bunun da zehirli gazların dışarı atılamamasına yol açtığını belirtti. Özellikle alçak basınçlı ve rüzgârlı havalarda bu gazların yaşam alanlarına sızarak ciddi sağlık sorunlarına neden olabildiği ifade edildi. "Temizlenmeyen, tamir edilmeyen her baca felakete davetiye çıkarıyor" diyen uzmanlar, karbonmonoksit zehirlenmesinin ilk belirtilerinin baş ağrısı, halsizlik, mide bulantısı olduğunu; ileri vakalarda ise baş dönmesi, kusma, bilinç kaybı ve ölümle sonuçlanabildiğini kaydetti. Zehirlenme şüphesi durumunda yapılması gerekenleri de sıralayan uzmanlar, camların hemen açılarak ortamın havalandırılması, zehirlenen kişilerin temiz havaya çıkarılması ve vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’nin aranması gerektiğini vurguladı.