SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor 06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12 Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37 Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25 Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44 Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Sessiz tehlike: "Osteoporoz"
27 Şubat 2026 Cuma - 11:11 Sessiz tehlike: "Osteoporoz" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar, kemik erimesi olarak bilinen osteoporozun, özellikle kadınlarda menopoz sonrası dönemde yaygınlaştığını belirterek, hastalığın genellikle belirti vermeden ilerlediğini ve bu yüzden ’sessiz hastalık’ olarak tanımlandığını söyledi. Kemik yoğunluğunun azalmasıyla birlikte kemiklerin kırılgan hale gelmesine yol açan osteoporozun, uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ilerlediğini ifade eden BURTOM Biyofiz Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar, hastaların genelinin ilk kırık yaşanana kadar hastalığının farkında olmadığını söyleyerek, "Özellikle 50 yaş üzeri kadınlarda görülen ani boy kısalması, kamburlaşma ya da sırtta oluşan sürekli ağrılar, osteoporozun ilk sinyalleri olabilir. Ancak çoğu zaman bu belirtiler yaşlılığa bağlanarak göz ardı edilir. Oysa erken dönemde yapılacak kemik yoğunluğu ölçümleri, hastalığın ilerlemesini durdurmak için çok değerlidir" ifadelerini kullandı. Osteoporozun en büyük riskinin kemik kırıkları olduğuna dikkat çeken Dr. Akpınar, "Kalça, omurga ve bilek kırıkları, osteoporozun en yaygın ve en ciddi sonuçlarıdır. Bu tür kırıklar yaşlı bireylerin hareket kabiliyetini kısıtlar, bağımsızlığını kaybetmesine hatta yatağa bağımlı hale gelmesine neden olabilir. Bazı durumlarda kırıklar yaşamı tehdit edecek komplikasyonlara yol açabilir" diye konuştu. Bu nedenle özellikle risk grubunda olan kadınların, menopoz sonrası düzenli olarak kemik taramalarını yaptırması gerektiğini belirtti. Osteoporozun önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Merve Dede Akpınar, şu önerilerde bulundu: "Yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı, düzenli fiziksel aktivite, sigara ve alkol gibi kemik sağlığını olumsuz etkileyen alışkanlıklardan uzak durmak çok önemlidir. Yük taşıyan egzersizler, yürüyüş, pilates veya dans gibi aktiviteler kemik yoğunluğunu korumada etkilidir. Ayrıca bazı kronik hastalıklar ve uzun süreli kortizon kullanımı da osteoporoz riskini artırabilir, bu nedenle bu tür durumlarda hekim kontrolü daha da önem kazanır." "Osteoporoz sadece yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir" diyen Dr. Akpınar, sözlerini şöyle tamamladı: "Her kemik ağrısı yaşlılıktan kaynaklanmaz. Osteoporozla ilgili belirtiler fark edildiğinde geç kalmadan doktora başvurmak gerekir. Erken tanı ve düzenli takip ile osteoporozun ilerlemesi yavaşlatılabilir, kırık riski önemli ölçüde azaltılabilir. Sağlıklı ve aktif bir yaşlılık için kemik sağlığımızı ciddiye almalıyız. Kemiklerinizi ihmal etmeyin, sessizce gelen bu tehlikeye karşı harekete geçin."
Kütahya Şehir Hastanesi’nde anne karnındaki bebeğe kan nakli yapıldı
27 Şubat 2026 Cuma - 11:10 Kütahya Şehir Hastanesi’nde anne karnındaki bebeğe kan nakli yapıldı Kütahya Şehir Hastanesi, tıp dünyasında ileri düzey uzmanlık gerektiren önemli bir uygulamaya imza attı. Perinatoloji Uzmanı Fatih Akkuş, anne karnındaki bebeğe doğrudan kan nakli yapılmasını sağlayan intrauterin fetal kan transfüzyonu işlemini başarıyla gerçekleştirerek Kütahya’da bir ilki hayata geçirdi. Gerçekleştirilen işlemde dikkat çeken bir detay da yaşandı. Anne karnındaki bebeğe toplam üç kez kan nakli yapıldığı, son nakilde kullanılan kanın ise operasyonu gerçekleştiren Doç. Dr. Fatih Akkuş tarafından Türk Kızılay’a bağışlandığı öğrenildi. Anne karnında hayat kurtaran müdahale Halk arasında "anne karnında kan nakli" olarak bilinen intrauterin fetal kan transfüzyonu, bebekte ciddi kansızlık (anemi) tespit edilmesi halinde uygulanan hayati bir tedavi yöntemi olarak biliniyor. İşlem, ultrason eşliğinde anne karnından ince bir iğne yardımıyla bebeğin göbek kordonuna girilerek gerçekleştiriliyor. Önce bebeğin kan değerleri ölçülüyor, ardından eksik olan miktar kontrollü şekilde naklediliyor. Lokal anestezi altında ve steril şartlarda yapılan müdahale yaklaşık 30-45 dakika sürüyor. "Ekip çalışmasının başarısı" Sürecin bir ekip çalışmasıyla başarıyla yürütüldüğünü belirten Doç. Dr. Fatih Akkuş, Kütahya Şehir Hastanesi Kan Merkezi, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi ve Türk Kızılayı çalışanlarına desteklerinden dolayı teşekkür etti. Gerçekleştirilen bu operasyonla birlikte, Kütahya ve çevre illerde riskli gebelik yaşayan anne adaylarının bu ileri düzey tedavi için başka şehirlere sevk edilmesine gerek kalmayacağı ifade edildi.
Erzurum Şehir Hastanesi’ne Tüp Bebek Merkezi açıldı
27 Şubat 2026 Cuma - 11:06 Erzurum Şehir Hastanesi’ne Tüp Bebek Merkezi açıldı Erzurum Şehir Hastanesi’nde bölgeye hizmet edecek olan Tüp Bebek Merkezi’nin açılışı yapıldı. Tüp Bebek Merkezi’nin açılışı için bir tören yapıldı. Açılışa, Yakutiye Belediye Başkanı Mahmut Uçar ve diğer davetliler katıldı. Tüp Bebek Merkezi’nin açılışında konuşan Erzurum Başhekim Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör, Erzurum Şehir Hastanesi bünyesinde, modern teknolojinin tüm imkanlarıyla donatılan ve bölgedeki ailelere umut ışığı olacak Tüp Bebek Merkezi’nin kapılarını açtıklarını belirterek, "Doğu Anadolu’nun sağlık üssü olma vizyonuyla hareket eden hastanemizin bu önemli biriminin açılışını gururla yapıyoruz. Hem Erzurum hem de bölge için önemli bir birim. İnşallah bu anlamda beklentisi olan çiftlerimize umut olacak. Emeği geçen herkese teşekkür ederim" dedi. Erzurum Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve aynı zamanda Kadın Doğum Ve Kadın Hastalıkları Bölüm Başkanı Berrin Kadıoğlu, Doğu Anadolu Bölgesi’ne hitap edecek olan Tüp Bebek Merkezi’nin özellikle bu hizmete ulaşmak isteyen çiftler için bir çok anlamda kolaylık sağlayacağını ifade ederek, "Merkezimiz çocuk sahibi olmak isteyen çiftelere umut olacak. Modern ve güzel bir merkez oldu. Erzurum’da Üniversite ve özel bir hastane bu hizmeti veriyordu. Bizlerde bu birimlere nispeten bir rahatlık getireceğiz" diye konuştu.
Sahur sofrası yarını belirliyor: Uzmanından tok tutan formül
27 Şubat 2026 Cuma - 11:06 Sahur sofrası yarını belirliyor: Uzmanından tok tutan formül Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Elanur Yılmaz Akay, sahurda doğru beslenmenin gün içindeki açlık hissini önemli ölçüde etkilediğini belirterek, "Sahuru iftar yemeği gibi değil, vücudu yarına hazırlayan bir kahvaltı gibi düşünmeliyiz" dedi. On bir ayın sultanı Ramazan manevi havasıyla şehirleri sararken, aileler aynı sofrada buluşmanın huzurunu yaşıyor. İftar vakti dualar eşliğinde açılan oruçlar, sahurda ise güne hazırlanması için özenle kurulan sofralarla taçlanıyor. Ramazan’ın bereketi, paylaşmanın ve dayanışmanın sıcaklığıyla birleşerek ayrı bir ruh oluşturuyor. Vatandaşlar Ramazan ayının manevi huzurunu yaşarken özellikle "Yarın acıkmamak için sahurda ne yemeliyim?" gibi sorulara da cevap arıyor. Büyük Anadolu Samsun Hastaneleri Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Elanur Yılmaz Akay, "sahur da ne yenilmeli ve nasıl beslenmeli?" konusunda önemli tavsiyelerde bulundu. "Börek açmayın, sarma pişirmeyin" Dyt. Elanur Yılmaz Akay, "Sahurda ne yenirse yenilsin gün içinde acıkma ihtimalinin olabileceğini ancak protein ağırlıklı beslenmenin uzun süre tokluk sağladığını görmekteyiz. Yumurta, peynir, süt, yoğurt, ayran ve protein açısından zengin besinleri mutlaka sahur sofralarımıza eklemeliyiz. Bunun yanında tam tahıllı, yulaflı ve tam buğdaylı ekmeklerle öğünü desteklemek oldukça faydalıdır. Sahur ağır yemeklerle geçirilmemesi gerekmektedir. Sahuru bir akşam yemeği gibi değil, vücudu yarına hazırlayan bir kahvaltı gibi düşünmeliyiz. İftardan kalan yemekleri sahurda yemeyeceğiz. Sahura özel börekler açmayacağız, sarmalar pişirmeyeceğiz" diye konuştu. Yulaf lapası ve tost önerisi Dyt. Akay, sahur sofralarında mutlaka yumurta ve peynirin yer alması gerektiğini belirterek, süt, yoğurt ve ayranın da destekleyici içecekler olarak tercih edilebileceğini söyledi. Ekmek seçiminde ise tam tahıl, yulaflı ya da tam buğdaylı ürünlerin tercih edilmesinin tokluk süresini uzattığını ifade etti. Klasik kahvaltıdan sıkılanlar için de önerilerde bulunan Akay, bir kase yulaf lapası ya da yulaflı tostların iyi bir alternatif olabileceğini vurguladı. Akay, doğru planlanan bir sahur öğünüyle hem gün içinde daha uzun süre tok kalınabileceğini hem de vücudun ertesi güne daha güçlü hazırlanabileceğini sözlerine ekledi.
Yaren’e dayısı, anneye de ağabeyi can oldu
27 Şubat 2026 Cuma - 11:06 Yaren’e dayısı, anneye de ağabeyi can oldu İzmir’de böbrek yetmezliği tedavisi gören 12 yaşındaki Yaren Kara, Acıbadem Kent Hastanesi’nde dayısından nakledilen böbrekle sağlığına kavuştu. Küçük kızın annesinin de yıllar önce aynı hastanede diğer ağabeyinden aldığı böbrekle hayata tutunduğu ortaya çıktı. Yaren Kara (12), dört yıl önce böbrek yetmezliğine yol açan nefronoftizis tanısı alarak zorlu bir tedavi sürecine girdi. Yaşadığı ciddi protein kaybı ve yükselen kreatinin değerleri sonucunda hastalığı son dönem böbrek yetmezliğine evrilen küçük kız için diyaliz veya böbrek nakli seçenekleri değerlendirildi. Hastalığı ilerleyen küçük kıza, dedesinin kan grubu uyuşmazlığı nedeniyle donör olamaması üzerine dayısı Burhan Ayhan (45) gönüllü oldu. Gerekli tetkiklerin ardından Yaren Kara, Acıbadem Kent Hastanesinde Uzm. Dr. Işık Özgü ve Prof. Dr. Ahmet Keskinoğlu’nun yer aldığı bir ekibin gerçekleştirdiği ameliyatla dayısından alınan böbrekle yeni bir hayata adım attı. Yaren’in 2013 yılında dünyaya gelmesinden yıllar önce anne Songül Kara (40) da aynı hastanede diğer ağabeyi Ağıt Ayhan’dan (51) nakledilen böbrekle sağlığına kavuştu. Başarılı nakil süreci Hastanın böbrek işlevlerinin iyiye gittiğini belirten Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Keskinoğlu, "Yaren, geçirdiği tubülüs hastalığına bağlı olarak son dönem böbrek yetmezliği aşamasına ulaşmıştı. Bu süreçte öncelikle ciddi boyutta protein kaybı yaşanmış, ardından kreatinin düzeylerinin yükselmesiyle hastalık, son dönem böbrek yetmezliğine evrilmişti. Tedavi aşamasında böbrek nakli veya diyaliz olmak üzere iki seçenek değerlendirildi. Canlı donör bulunması üzerine, hastamıza dayısından böbrek nakli gerçekleştirildi. Operasyon oldukça başarılı geçmiş olup halihazırda hastamızın böbrek işlevleri son derece iyi seyretmekte." ifadelerini kullandı. Genetik faktörler Benzer nakil ihtiyaçlarının aile fertlerinde görülebileceğine dikkat çeken Acıbadem Kent Hastanesi Böbrek Nakli Programı Sorumlusu Uzm. Dr. Işık Özgü, "Pediatrik hastamızın annesi de yıllar önce kurumumuzda böbrek nakli ameliyatı geçirdi. Bazı hastalıkların genetik geçişli olması nedeniyle, zaman içerisinde diğer aile fertlerinde de benzer nakil ihtiyaçları doğabilmektedir. Bugüne dek her iki hastamızın da tedavi süreçleri son derece olumlu ilerlemiştir ve bu durumun aynı şekilde devam etmesini temenni etmekteyiz. Hastamızın dayısından gerçekleştirilen böbrek nakli sonrasında, hem alıcının hem de vericinin genel sağlık durumları gayet iyidir ve herhangi bir komplikasyon bulunmamaktadır" şeklinde konuştu. Anne ve kızı aynı kaderi yaşadı Kızıyla aynı süreçlerden geçtiğini anlatan anne Songül Kara, "Kızımın tedavi süreci dört yıl önce başlamış olup, bir anne olarak psikolojik etkilerini göz önünde bulundurarak durumu kendisiyle yeni paylaştım. Farklı sağlık kuruluşlarındaki tedavi süreçlerimizin ardından bu hastaneye başvurduk ve nakil işlemimiz burada gerçekleştirildi. Yıllar önce büyük ağabeyimden bana yapılan böbrek nakli de bu kurumda yapılmıştı. Bugün ise küçük ağabeyim, kızıma donör oldu. Organ naklinde kan grubu uyumu büyük önem taşıdığından ve ağabeyimin kan grubu uyumlu olup gönüllü olması sebebiyle nakil ondan gerçekleştirildi. Babam da donör olmak istemesine rağmen kan grubu uyuşmazlığı nedeniyle bu mümkün olmadı. Büyük ağabeyimin bana, küçük ağabeyimin ise kızıma böbrek vermesinin değeri paha biçilemezdir. Donörler operasyon sonrasında hızla normal hayatlarına dönmektedir. Verici olmanın sağlık açısından kalıcı bir olumsuzluğu bulunmamaktadır, yalnızca cerrahi bir müdahale geçirilmektedir. Aile bağları kuvvetli olsa dahi organ bağışı konusunda çekimser kalan bireyler olabilmektedir. Ancak gönüllülük esasına dayanan bu fedakarlığın, herkes tarafından benimsenmesi gerektiğine inanıyorum. Yaren’i uzun bir iyileşme süreci beklemektedir fakat zamanla sağlığına tam anlamıyla kavuşacaktır." dedi. Yeniden hayata tutundu Ameliyat sonrası hızla toparlandığını dile getiren Yaren Kara, "Mevcut sağlık durumum oldukça iyi. Nakil ameliyatımın gerçekleştiği ilk gece ve takip eden gün bir miktar ağrım oldu. Damar yolu gibi tıbbi müdahalelere bağlı ağrılardan ziyade, dikişlerimde ve karın bölgemde dönemsel ağrılar hissettim. Ancak şu anki süreçte ayağa kalkıp yürümeye başladım. Kendi başıma hareket edebilsem de herhangi bir risk almamak adına genellikle annemin refakatinde bulunuyorum. Bana bu imkanı sağlayan dayıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum, minnetimi kelimelerle ifade etmem oldukça güç. Organ bağışı konusunda ise şunları belirtmek isterim. Aile içinde kan grubu uyan fakat donör olmak istemeyen bireyler olabiliyor. Oysaki bağış yapan kişiler ameliyat sonrasında normal yaşamlarına sorunsuz bir şekilde devam edebilmektedir. Organ bağışı tamamen gönüllülük esasına dayansa da bir hayata dokunabilmek adına herkesin bu konuda daha duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum" açıklamasında bulundu. Böbreği Yıllar önce kardeşi Songül Kara’ya böbreğini veren Ağıt Ayhan (51), "Aile olarak bu hastalıkla ilk kez yıllar önce karşılaştık ve bir ağabeyimi bu rahatsızlık nedeniyle kaybettik. O dönemde organ nakli günümüzdeki kadar gelişmemişti ve toplumda böbrek bağışına dair ciddi ön yargılar bulunmaktaydı. Yaptığım araştırmalar sonucunda organ bağışının, tam olarak kan vermek kadar basit olmasa da korkulacak bir süreç olmadığını gördüm. Gönüllü olarak yapıldığında donör için hiçbir sorun teşkil etmediği gibi, alıcının da tedaviye çok daha hızlı ve olumlu yanıt vermesini sağlamaktadır. Kendi ameliyat sürecimde doktorum hastanede üç gün kalmam gerektiğini belirttiğinde, ailemin geçimini sağlayan kişi olduğumu ve dördüncü gün işime dönmek zorunda olduğumu ifade ettim. Ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmam şartıyla bu duruma onay verildi. Gerekli tüm organizasyonlar titizlikle yapılarak kız kardeşimin taburcu işlemleri bir hafta içinde tamamlandı. Hastanenin o dönemdeki hassas protokolleri gereği içeriye refakatçi dahi kabul edilmemişti, süreç son derece profesyonelce yönetildi. Şimdi ise diğer kardeşim Burhan’ın yeğenime böbrek vermesiyle, ailemizde nakil olan kişi sayısı üçe yükseldi. Organ bağışından çekinmeyiniz. Bir insanın hayatını kurtarmanın verdiği mutluluk ve huzur, her türlü tereddüdün ötesindedir" diye ekledi.
Samsun’da son 3 yılda 230 bin hastaya evde sağlık hizmeti
27 Şubat 2026 Cuma - 11:01 Samsun’da son 3 yılda 230 bin hastaya evde sağlık hizmeti Samsun İl Sağlık Müdürlüğü, 18 birim ve 162 personel ile yürüttüğü evde sağlık hizmetleri kapsamında son 3 yılda toplam 230 bin hastayı evlerinde ziyaret ederek vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırdı. Samsun İl Sağlık Müdürlüğü’nün evde sağlık hizmetleri kapsamında 18 birim, 162 personel ve 26 araçla yürüttüğü çalışmalarda 2025 yılında 98 bin hastaya ulaşıldı; son 3 yılda ise toplam 230 bin ev ziyareti gerçekleştirildi. Yürütülen hizmet hakkında bilgi veren Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, "Samsun İl Sağlık Müdürlüğü olarak il genelinde kesintisiz ve nitelikli sağlık hizmet sunma hedefiyle hareket ediyoruz. Bu kapsamda sadece birinci ve ikinci basamak sağlık tesislerimizde değil yatağa bağımlı, yaşlı ve kronik hastalığı bulunan vatandaşlarımızı da evde sağlık hizmetleri kapsamında evlerinde ziyaret ederek sağlık hizmetini vatandaşımızın ayağına götürüyoruz" dedi. "18 birimle dev hizmet ağı" Son 3 yılda 230 bin hastaya evde sağlık hizmeti sunduklarını söyleyen Müdür Uras, "Bu amaçla hastanelerimizde 14, ağız ve diş sağlığı merkezleri bünyesinde 4 olmak üzere toplam 18 Evde Sağlık Hizmetleri Birimimizle 2025 yılda 98 bin; son 3 yılda ise toplam 230 bin hastamıza evde sağlık hizmeti sunduk. Bu hizmeti 34 uzman hekim, 10 pratisyen hekim, 4 diş hekimi, 76 sağlık personeli ve 38 destek personeli olmak üzere toplam 162 kişilik bir ekip ve 26 tam donanımlı araçla Samsun’un her noktasında sürdürüyoruz. 2026 Şubat ayı itibariyle ekiplerimizin takibinde 15 bin 450 aktif hastamız var. Hizmetimiz sadece rutin muayene hizmetini kapsamıyor. Bu hastalarımıza düzenli sağlık takibinden, yara pansumanına; tetkik / tahlil alımından sonda değişimine; çeşitli raporlarının düzenlenmesinden eve ortamında diş muayenesi ve diş çekimine kadar birçok farklı başlıkta hizmet sunuyoruz. Hizmetimiz sadece tıbbi müdahaleden ibaret de oluşmuyor. Evde bakım veren aile bireylerine yönelik verilen sağlık eğitimi ve psikolojik danışmanlık hizmetleriyle de ailelerimizi bilgilendiriyor ve onların yükünü hafifletiyoruz" diye konuştu. Başvuru süreci Müdür Uras şunları söyledi: "Bu hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşlarımız Türkiye genelinde tek merkezden yönetilen 444 38 33 numaralı hattı arayarak, aile hekimleri aracılığıyla başvurularını yaparak veya hastanede yatarak tedavi görüyorsa ve taburcu olduktan sonra bakımının evde devam etmesi gerekiyorsa hastanelerimizin Evde Sağlık Hizmetleri Birimleriyle iletişime geçerek taburcu işlemleri sırasında başvurularını yapabilirler. Samsun İl Sağlık Müdürlüğü olarak; evde sağlık hizmetleriyle yatağa bağımlı, kronik hastalığı bulunan, yaşlı ve bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmayı, yaşam kalitelerini artırmayı ve sağlık hizmetlerini vatandaşlarımızın ayağına götürmeyi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz."
İki kız kardeş kanseri aynı gün yendi
27 Şubat 2026 Cuma - 10:54 İki kız kardeş kanseri aynı gün yendi Bursa’da başarılı operasyon geçiren Çanakkaleli Hatice ve Nurten kardeşler, aynı gün meme kanserinden kurtuldu. Çanakkale’de yaşayan Hatice Özkan (61) 4 yıl önce meme kanserine yakalandı. Bursa’da Doruk Nilüfer Hastanesi’nde Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Coşkun Özer tarafından yapılan başarılı bir operasyonla sol meme kanseri belirlenip ameliyat edildi. Yapılan tetkik ve değerlendirmeler sonucunda hastalığın genetik olduğu belirlenerek kız kardeşi Nurten Korkmaz’da da (54) meme kanseri tespit edildi. Bunun üzerine iki kız kardeş Hatice Özkan ve Nurten Korkmaz, kansersiz bir hayat için hastaneye başvurdu. Bursa’da Doruk Nilüfer Hastanesi’nde ileri düzeyde yapılan tetkik ve incelemeler sonucunda her iki kardeşin meme dokusunun tamamen alınması ve sonrasında fonksiyonel kayıp olmaması amaçlanarak, aynı gün içinde Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Coşkun Özer ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Kemal Karaca tarafından ardı ardına gerçekleşen başarılı operasyonlarla iki kız kardeş meme kanserinden tamamen kurtuldu. Doruk Nilüfer Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Coşkun Özer, "Hatice teyzemize 2 yıl önce sol memenin tamamen alınması (sol mastektomi) yapılmış, şimdi ise sağ memenin tamamen alınması (sağ mastektomi), kız kardeşi Nurten hanıma ise iki memenin iç kısmındaki dokuların tamamen alınması ve boşalan alana silikon konulması ameliyatı uygulandı. Koridorlarda beraber yürüyerek kadınlar için en ciddi kanserlerden olan meme kanserini yendi. Şimdi hastalığı geçmişte bırakarak sevdiklerine vakit ayırabilmektedirler" dedi. Meme kanserinde önemli bir deneyime sahip Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Coşkun Özer, 20 yaşından sonra kadınların kendi kendine meme muayenesi yapması, 40 yaşından sonra ise yıllık mamografi taramalarını yaptırmaları ve en ufak farklılıkta doktorlarına başvurması gerektiğini özellikle vurguladı.
Prof. Dr. Gül, burun eti ameliyatı ile ilgili bilgi verdi
27 Şubat 2026 Cuma - 10:52 Prof. Dr. Gül, burun eti ameliyatı ile ilgili bilgi verdi Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, burun eti ameliyatlarının modern teknikleri hakkında bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, "Burun tıkanıklığının en yaygın nedenlerinden biri olan burun eti (konka) büyümesi, hastalarda nefes alma güçlüğü, ağızdan nefes alma, horlama, uyku kalitesinde bozulma ve gün içinde yorgunluk gibi önemli şikayetlere yol açabiliyor. İlaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda uygulanan burun eti küçültme ameliyatları, hastaların daha rahat nefes almasını ve yaşam kalitesinin artmasını sağlıyor. Ancak ameliyat sonrası dönemde hastaların en çok merak ettiği konuların başında burun etinin tekrar büyüyüp büyümeyeceği geliyor" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, burun eti ameliyatlarının modern tekniklerle güvenli ve etkili şekilde uygulandığını belirterek, "Burun etleri, burun içindeki havayı nemlendiren, ısıtan ve filtreleyen normal anatomik yapılardır. Ancak alerji, kronik sinüzit, sigara kullanımı, hava kirliliği ve uzun süreli burun tıkanıklığı gibi nedenlerle büyüyerek nefes almayı zorlaştırabilir. Bu durumda ilaç tedavisi yeterli olmazsa cerrahi yöntemlerle burun etleri küçültülür. Günümüzde radyo frekans, mikrodebrider ve benzeri modern yöntemlerle yapılan ameliyatlar, burun dokusunu koruyarak hacmi azaltmayı hedefler" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, ameliyat sonrası tekrar büyümenin nadir de olsa görülebileceğini vurgulayarak, "Burun eti ameliyatı sonrası hastaların büyük bölümünde uzun süreli rahatlama sağlanır. Ancak özellikle alerjik rinit hastalarında, sigara kullanan kişilerde, tozlu veya kirli ortamlarda çalışanlarda ve kronik enfeksiyonları devam eden bireylerde zaman içinde burun etlerinde yeniden büyüme görülebilir. Bunun temel nedeni, burun etinin tamamen alınmaması, fonksiyonunu koruyacak şekilde küçültülmesidir. Bu yaklaşım, burunun doğal savunma mekanizmasını korumak açısından önemlidir" ifadelerini kullandı. Ameliyat sonrası dönemin tedavi başarısında belirleyici olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül, "Ameliyat sonrası verilen burun spreylerinin düzenli kullanılması, burun içinin nemli tutulması, alerji tedavisinin sürdürülmesi ve doktor kontrollerinin aksatılmaması tekrar büyüme riskini azaltır. Ayrıca sigara kullanımı burun mukozasını olumsuz etkilediği için iyileşmeyi geciktirebilir ve yeniden büyüme riskini artırabilir" şeklinde konuştu. Burun eti büyümesinin tedavi edilmemesi durumunda ise kronik ağız solunumu, sık sinüzit atakları, horlama ve uyku kalitesinde ciddi bozulmalar görülebileceğini belirten Prof. Dr. Aylin Gül, uzun süren burun tıkanıklığı şikayeti olan kişilerin mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmaları gerektiğini ifade etti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, doğru hasta seçimi, uygun cerrahi teknik ve düzenli takip ile burun eti ameliyatlarının yüksek başarı oranına sahip olduğunu ve hastaların genelinde kalıcı nefes rahatlığı sağladığını vurguladı.
Ergani Devlet Hastanesi’nde göz anjiyo cihazı hizmete girdi
27 Şubat 2026 Cuma - 10:40 Ergani Devlet Hastanesi’nde göz anjiyo cihazı hizmete girdi Diyarbakır’ın önemli sağlık merkezlerinden biri olan Ergani Devlet Hastanesi’nde göz anjiyografi cihazı hizmete alındı. Sağlık Bakanlığı tarafından gönderilen cihazla birlikte, ilçede göz hastalıklarının tanı ve tedavisinde önemli bir eşik daha aşılmış oldu. Yaklaşık 140 bin nüfusa sahip Ergani ilçesi, çevre ilçelerle birlikte 250-300 bin kişilik bir bölgeye sağlık hizmeti sunuyor. Hastane, 2025 yılı içerisinde toplam 940 bin hastaya muayene hizmeti verirken, Göz Hastalıkları Kliniği’nde ise 32 bin hastanın muayene ve tedavisi gerçekleştirildi. "Merkeze gitmeye gerek kalmayacak" Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr Emre Asiltürk, hastanede kurulan yeni cihazları yerinde inceleyip, Ergani Devlet Hastanesi’nin bölge açısından stratejik bir rol üstlendiğini belirterek şunları kaydetti: "Ergani Devlet Hastanemiz yalnızca ilçemize değil, çevre ilçelerimize de hizmet veren güçlü bir sağlık merkezidir. Göz birimimizde artık göz anjiyografi cihazı, optik koherens tomografi (OCT) cihazı ve YAG lazer cihazı bulunmaktadır. Bu sayede gözle ilgili tanı ve tedavilerin tamamı ilçemizde yapılabilir hale gelmiştir. Hastalarımızın merkeze gitmesine gerek kalmadan, Ergani’de nitelikli hizmet alabilecekleri bir altyapı kurulmuştur." Retina hastalıklarında erken tanı imkanı Göz anjiyografi cihazının özellikle hipertansiyon, diyabet (şeker hastalığı) ve diğer sistemik hastalıklara bağlı olarak retina damarlarında gelişen patolojilerin tespitinde önemli rol oynadığını vurgulayan Asiltürk, şu bilgileri paylaştı: "Retina bölgesindeki damar hastalıkları bu cihazla detaylı şekilde tespit edilebilmektedir. Tespit edilen patolojiler YAG lazer cihazı ile tedavi altına alınabilmektedir. OCT cihazı sayesinde de gözün tomografisi çekilerek en ince ayrıntısına kadar değerlendirme yapılabilmektedir." Yeni cihazların devreye girmesiyle birlikte Ergani ve çevre ilçelerde yaşayan vatandaşların ileri tetkik için il merkezine sevk edilme ihtiyacının azalması, tanı ve tedavi süreçlerinin hızlanması hedefleniyor.
Ramazan’da cildin ihtiyacı yoğun temizlik değil, nazik bir korunmadır
27 Şubat 2026 Cuma - 10:39 Ramazan’da cildin ihtiyacı yoğun temizlik değil, nazik bir korunmadır Ramazan ayı bedenin ve ruhun dinlendiğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayda Kart Aşkar, bu dönemde hassas hale gelen cildin ihtiyacı yoğun temizlik değil, nazik bir korunma olduğunu söyledi. Birçok kişi kuruluğu yalnızca susuzluğa bağlasa da, aslında farkında olmadan yapılan hatalar cilt bariyerini zayıflattığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayda Kart Aşkar, uzun süren susuzluk, değişen beslenme düzeni ve uyku saatlerinin cilt üzerinde ister istemez etkisi olabileceğini söylerken, "Cildi köpüren temizleyiciler ferahlık hissi verse de cildin doğal koruyucu tabakasına zarar verebilir. Bu tabaka, cildin nemini koruyan en güçlü savunma hattıdır. Gereğinden fazla ve sert ürünlerle yapılan temizlik, kuruluk, gerginlik, kızarıklık ve hassasiyete yol açabilir. Ramazan’da cildin ihtiyacı yoğun temizlik değil, nazik bir korunmadır" ifadelerinde bulundu. Yapılan bazı hatalardan bahseden Aşkar, "Nasıl olsa su içemiyorum, düşüncesiyle nemlendirici kullanmamak, cildin daha hızlı nem kaybetmesine sebep olur. Nemlendiriciler cilde su eklemez. Mevcut nemi koruyarak cilt bariyerini destekler. Nemlendirici kullanımı, özellikle Ramazan ayında cilt sağlığının temel taşlarından biridir. Uzun süren açlığın ardından tüketilen ağır, tuzlu ve şekerli yiyecekler cilt dengesini doğrudan etkileyebilir. Cilt, bir önceki günün beslenmesini ertesi sabah yansıtır. Ramazan ayında evde daha fazla vakit geçirilse bile gün ışığına maruz kalmak devam eder. Güneş ışınları fark edilmeden ciltte kuruluğa ve leke oluşumuna katkıda bulunabilir. Güneş koruyucu kullanımı yalnızca yaz aylarına özgü değildir, yıl boyunca düzenli olarak uygulanmalıdır" dedi. Cildi zorlayan yoğun kozmetik uygulamalar yapmakla ilgili de uyarılarda bulunan Aşkar, "Güçlü peelingler, yoğun asit içerikleri ve tahriş edici işlemler bu dönemde cilt bariyerini zayıflatabilir. Ramazan, cildi yenilemekten çok koruma ve onarma zamanıdır. Cilt bedenin sessiz dili olduğunu unutmamak gerekiyor. Cilt, susuz kaldığında bağırmaz. Kuruyarak, hassaslaşarak ve ışıltısını kaybederek konuşur. Ramazan’da cilde gösterilen özen, yalnızca bu ayı değil tüm yılı etkiler. Cildinize yapabileceğiniz en büyük iyilik, onu zorlamak değil, anlamak ve korumaktır" diye konuştu.
SATKOF ve USTKON’dan Bakan Yardımcısı Yiğitbaşı’na ziyaret
27 Şubat 2026 Cuma - 10:21 SATKOF ve USTKON’dan Bakan Yardımcısı Yiğitbaşı’na ziyaret SATKOF ve USTKON heyeti, İçişleri Bakan Yardımcısı Kübra Güran Yiğitbaşı’nı ziyaret ederek kamu-STK iş birliği ve sağlık turizmi konularını görüştü. Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) ve Uluslararası Sanayi ve Ticaret Konfederasyonu (USTKON) heyeti, İçişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı Kübra Güran Yiğitbaşı’na nezaket ve istişare ziyaretinde bulundu. Genel Başkan Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut öncülüğünde gerçekleşen görüşmede, sivil toplum kuruluşlarının kurumsal yapılanması, kamu-STK iş birliği mekanizmaları ve uluslararası temsil süreçleri ele alındı. Toplantıda, STK’ların denetlenebilir ve sürdürülebilir yapılanması, şeffaflık ve kurumsal kapasitenin artırılması konuları değerlendirilirken; sağlık turizmi alanında uluslararası hasta güvenliği, organizasyonel güvenlik ve yurt dışı temsil ağlarının koordinasyonu üzerinde duruldu. Kadın liderliği ve toplumsal katılım başlığında ise kadınların karar alma mekanizmalarındaki rolü ile sivil toplumun kamu yönetimine katkısı masaya yatırıldı. Genel Başkan Karabulut, sivil toplum ile kamu arasında kurulacak güçlü iş birliğinin ulusal kalkınma ve uluslararası temsil gücüne katkı sağlayacağını ifade etti. Bakan Yardımcısı Yiğitbaşı ise sivil toplumun demokratik katılım ve toplumsal dayanışma açısından önemine dikkat çekerek, kurumsal iş birliğinin güçlendirilmesinin gerekliliğini vurguladı. Ziyaret, karşılıklı iyi niyet temennileriyle sona erdi.