SAĞLIK
12 Mart 2026 Perşembe - 10:54 Göz tansiyonu kalıcı görme kaybına yol açabiliyor Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybı ve körlüğe neden olabiliyor. Toplam körlük vakalarının yüzde 30’undan sorumlu olan bu rahatsızlıkta hastaların yalnızca beşte biri durumunun farkında bulunuyor. Göz içi basıncının yavaş yavaş artmasıyla birlikte görme sinirinde hasara neden olan glokom, uzun süre belirgin bir şikayet vermeden ilerliyor. Hastalık nedeniyle oluşan görme kayıplarının geri dönüşü olmuyor. Genetik yatkınlık, rahatsızlıkta en önemli risk faktörlerinin başında geliyor. Anne, baba ya da kardeş gibi birinci derece akrabalarında hastalık bulunan kişilerde risk 10 kata kadar artabiliyor. İleri yaş, diyabet, tansiyon, migren ve göz yaralanmaları da riski artıran diğer etkenler olarak öne çıkıyor. Açık açılı ve dar açılı olmak üzere iki türü bulunan glokom, erken teşhis edilmediğinde kalıcı hasarlar bırakıyor. Körlük nedenleri arasında ikinci sırada Acıbadem Kent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Deveci, hastalığın sinsi ilerlediğini ve kişinin günlük hayatta durumu fark edemediğini belirterek, "Dünya üzerinde 70-80 milyon kişi glokom hastası ve bunların 7-8 milyonu körlükle sonuçlanabiliyor. Şu anda körlükle sonuçlanan göz hastalıkları içinde ikinci sırada. İlk sırada katarakt var ama kataraktın tedavisi var. Glokom ise geriye dönüşsüz bir göz siniri hasarı oluşturuyor" dedi. Kırk yaş sonrası kontroller önemli Hastalığın hiçbir belirti vermediği için ancak muayenelerle ortaya çıkabildiğini ifade eden Deveci, "Yaşla beraber sıklık artıyor, o yüzden 40 yaş sonrası kontroller çok önemli. Ailede varsa genetik etmenler devreye girdiği için daha sık takipler, göz tansiyonunun ölçülmesi, bazı filmlerin çekilmesi ve görme alanı testinin yapılması büyük önem taşıyor. Hastalık sinsi seyredip görme alanında daralmaya yol açıyor. Bu daralma en çevreden, yani perifer dediğimiz alandan başlayıp merkeze doğru geliyor" şeklinde konuştu. Erken teşhis ve acil müdahale Erken teşhis ve uygulanacak tedavi adımlarının önemine değinen Uzm. Dr. Deveci, "Çok fazla gecikilmeden tedaviye başlanması son derece önemli. Tedavide ilk aşamada göz tansiyonu damlaları veriyoruz. Eğer hasta bundan fayda görmezse lazer tedavisi, yine fayda görmezse cerrahisi var. Özellikle dar açılı glokomda ’açı kapanması’ dediğimiz akut bir olay ortaya çıkabiliyor. Şiddetli ağrı ile başlayan görme bulanıklığı, ışıklar etrafında hareler görme gibi oldukça şiddetli semptomlar var. Ciddi bir baş ağrısı ile seyreden bu tabloya hemen müdahale edilmesi ve göz içi basıncının birden düşürülmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
12 Mart 2026 Perşembe - 10:49 Prof. Dr. Koca: "Raynaud Fenomeni, romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor" Raynaud Fenomeni hastalığının soğukta ve heyecanda ortaya çıkan parmak uç kısımlarda deri renk değişimi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Süleyman Serdar Koca, "Raynaud Fenomeni bazı romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor. Bunlardan bir tanesi el romatizmasıdır. Bu nedenle bu belirtileri yaşayan kişilerin en az bir kez romatizma hastalıklarıyla ilgilenen bir doktora başvurması önemlidir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süleyman Serdar Koca, özellikle kış aylarında daha sık görülen Raynaud Fenomeni hakkında önemli bilgiler verdi. Prof. Dr. Koca, "Raynaud Fenomeni, soğukta, heyecanda ortaya çıkan parmak uç kısımlarda deri renk değişimidir. Solukluk, morarma oluyor, hafifte kızarıyor ve geçiyor. Bu sıralarda ağrıda söz konusudur. Normal popülasyonun yüzde 5’inde görebiliyoruz. Oldukça sık görülen bir hadisedir. Bu hastalarımızın özellikle kış aylarında sıkıntıları çok daha fazla olur. Raynaud Fenomeni bazı romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor. Bunlardan bir tanesi el romatizmasıdır. Bu nedenle bu belirtileri yaşayan kişilerin en az bir kez romatizma hastalıklarıyla ilgilenen bir doktora başvurması önemlidir. Raynaud Fenomeni’nin altında farklı nedenler olabilir. Bazı romatizma hastalıkları, kullanılan bazı ilaçlar veya hormon tedavileri bu duruma yol açabilir. Bu nedenle nedeninin mutlaka araştırılması gerekir" diye konuştu. Tedavi süreci hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Koca, "Hastalara damarların daralmasını önleyen ve kan dolaşımını rahatlatan ilaçlar verile bilinir. Yaşam tarzı da hastalığın seyrinde önemlidir. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulmalı, kahve tüketimi azaltılmalı, mümkün olduğunca soğuktan korunulmalı ve stresten uzak durulmalıdır. Bu faktörler şikayetlerin artmasına neden olabilir" şeklinde konuştu.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete girdi
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:51 Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete girdi Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Nöroloji İnme Merkezi bünyesinde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete alındı. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, "Bu yeni anjiyo cihazı ile birlikte, hastalarımızın başka merkezlere sevk edilme ihtiyacı azalacak; tanı ve tedaviye erişim süresi anlamlı ölçüde kısalacaktır" dedi. Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde hizmete sunulan ileri teknoloji anjiyo cihazı için düzenlenen törende konuşan Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, sağlık hizmeti sunumunda bilimsel kapasitelerini ve bölgesel sorumluluklarını ileri bir noktaya taşıyan çok önemli bir yatırımı daha hayata geçirmenin gururunu yaşadıklarını ifade ederek, "Nöroloji İnme Merkezimiz bünyesinde hizmete aldığımız yeni nesil anjiyografi cihazı; tanı, tedavi ve izlem süreçlerinde çağdaş tıbbın gerektirdiği en üst teknolojik standartları karşılayan, yüksek çözünürlüklü ve hızlı görüntüleme kapasitesine sahip stratejik bir altyapı yatırımını temsil etmektedir" dedi. "Daha hızlı, güvenli ve etkin uygulamalar olacak" İnmenin, dünya genelinde mortalite nedenleri arasında üst sıralarda yer aldığını, erişkin nüfusta kalıcı nörolojik sakatlığın en sık nedenlerinden biri olarak kabul edildiğini belirten Rektör Hacımüftüoğlu, "Özellikle akut iskemik inmede, beyin dokusunda geri dönüşümsüz hasarın dakikalar içerisinde başladığı bilinmektedir. Bu nedenle literatürde sıkça vurgulanan "time is brain" kavramı, inme yönetiminin temel ilkesini oluşturmaktadır. Güncel kılavuzlar doğrultusunda, büyük damar tıkanıklıklarında ilk 6 saat içinde, uygun hastalarda ise ileri görüntüleme yöntemleriyle seçilmek kaydıyla daha geniş zaman pencerelerinde gerçekleştirilen mekanik trombektomi uygulamaları; mortaliteyi azaltmakta, fonksiyonel bağımsızlığı anlamlı düzeyde artırmaktadır. Bugün hizmete sunduğumuz bu ileri teknoloji anjiyo cihazı sayesinde, akut inme hastalarında damar içi girişimsel tedaviler çok daha hızlı, güvenli ve etkin bir şekilde uygulanabilecektir" diye konuştu. "Bölgeye ve çevre illere hizmet eden bir merkez" Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde hizmete alınan yeni cihaz; üç boyutlu vasküler görüntüleme, düşük radyasyon dozlarıyla yüksek görüntü kalitesi, hızlı işlem süresi ve kompleks serebrovasküler girişimlere imkan tanıyan teknik donanımıyla, girişimsel nöroloji ve nöroradyoloji uygulamalarında Nöroloji İnme Merkezi’ne önemli bir güç kazandırması bekleniyor. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, bu sayede yalnızca akut inme değil; serebral anevrizmalar, arteriyovenöz malformasyonlar ve diğer kompleks beyin damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde de ileri düzey hizmet sunulabileceğini vurgulayarak, "Atatürk Üniversitesi Hastanesi, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla yalnızca Erzurum’a değil; Doğu Anadolu Bölgesi’nin tamamına ve çevre illere hizmet veren stratejik bir referans merkezidir. Nöroloji İnme Merkezimiz ise, bölgede 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet sunabilen, multidisipliner ekip yapısına sahip ve ileri girişimsel inme tedavilerini uygulayabilen tek merkez olma niteliğini taşımaktadır. Bu yeni anjiyo cihazı ile birlikte, hastalarımızın başka merkezlere sevk edilme ihtiyacı azalacak; tanı ve tedaviye erişim süresi anlamlı ölçüde kısalacaktır" şeklinde konuştu. "İleri teknoloji, ancak bu özverili emekle anlam kazanır" Söz konusu yatırımın aynı zamanda üniversitenin eğitim ve araştırma misyonuna da doğrudan katkı sağlayacağını hatırlatan Rektör Hacımüftüoğlu, "Tıp fakültesi öğrencilerimiz, asistan hekimlerimiz ve akademisyenlerimiz; girişimsel nöroloji ve inme alanında en güncel teknolojilerle eğitim alma, klinik deneyim kazanma ve nitelikli bilimsel araştırmalar yürütme imkânına kavuşacaktır. Böylece üniversitemiz, ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel üretimini ve akademik görünürlüğünü daha da güçlendirecektir. Bu anlamlı yatırımın hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm akademik ve idari kadromuza, ilgili kurumlarımıza ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Özellikle inme hastalarına zamanla yarışarak müdahale eden, gece gündüz fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Bilimsel bilgi ile ileri teknolojinin, ancak bu özverili emekle anlam kazandığını bir kez daha vurgulamak isterim. Yeni anjiyografi cihazımızın üniversitemize, şehrimize ve bölgemize hayırlı olmasını diliyor; burada gerçekleştirilecek her girişimin bir hastaya yaşam, bir aileye umut olmasını temenni ediyorum" ifadelerini kullandı. Programa Rektör Hacımüftüoğlu’nun yanı sıra Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Hasan Yılmaz, Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu ve Prof. Dr. Reyhan Keleş, Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atila Eroğlu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meltem Alkan Melikoğlu, öğretim üyeleri ve hastane çalışanları katıldı.
Karaman’da boğazına kumanda pili kaçan bebek ölümden döndü
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:50 Karaman’da boğazına kumanda pili kaçan bebek ölümden döndü Karaman’da 6 aylık bebeğin boğazına kaçan kumanda pili, ameliyatla çıkarıldı. Edinilen bilgiye göre, kusma şikayeti ile ailesi tarafından Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine getirilen 6 aylık E.A. isimli kız bebeğin, yapılan muayene ve tetkiklerde boğazında kumanda pili kaçtığı tespit edildi. Solunum sıkıntısı da yaşayan bebek hemen ameliyata alındı. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Uysal tarafından yapılan ameliyatla bebeğin boğazındaki pil çıkarıldı. "Hemen müdahale ettik" Yaşanan olayla ilgili bilgi veren Doç. Dr. Mehmet Uysal, "Acil polikliniğimize kusma şikayeti ile 6 aylık bir kız bebek getirilmiş ve bize haber verildi. Biz de vakit kaybetmeden geldik, hastamızı gördük. Yapılan tetkikler sonucunda, ağız tabanına oturan ve yemek borusunun birinci darlığına kadar uzanan, kumanda pili dediğimiz bir pille karşılaştık. Filmde ve muayenede bunu gördük. Hastayı ilk gördüğümüzde bayağı siyanotik durumda, solunum sıkıntılıydı ve oksijen satürasyonu 90 civarındaydı. Böyle olunca bir an önce beklemeden hızlı bir şekilde ameliyathaneye götürdük. Orada ameliyathanedeki anestezi uzmanlarımız ve personel bize yardımcı oldu, hasta hızlı bir şekilde entübe edildi. Ondan sonra da laringoskop ve magill forseps dediğimiz malzemelerimizle bu yabancı cismi çıkarmış olduk. Bir an evvel müdahale ettik, iyi ki müdahale ettik, orada ağız tabanında, özellikle ön kısmında hasar oluşmuştu. Müdahale sonrasında da hastanın solunum problemleri bir süre devam etti, bu yüzden 24 saat takip ettik. Herhangi bir problem oluşmayınca 24 saat sonra kontrole gelmek üzere hastayı taburcu ettik" diye konuştu. "Aileleri uyarıyoruz" Ailelere uyarılarda bulunan Doç. Dr. Uysal, "Bu konularda aileleri uyarıyoruz. 1 yaş altı çocuklarda bile bu durum oluşabilir. Bazen 2-3 yaş diyoruz ama 1 yaş altındaki çocuklarda da emekleme döneminde bile bu tür yabancı cisimleri, özellikle kumanda pili, kalem pil gibi şeyleri ortada bırakmamak lazım. Çocuklar meraklı olduğu için her şeyi ağzına götürmeye meyilli. Dikkat etmediğimiz takdirde ölümcül sonuçlar oluşabiliyor. Bu vakada şanslıydık, çocuktaki durum erken fark edildi ve hemen müdahale edildi. Şu anda çocuk sağlıklı bir şekilde hayatına devam ediyor" dedi.
Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akyol: "Estetik; bireylerde sağlık, sosyal ve psikolojik rahatlama sağlıyor"
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:40 Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akyol: "Estetik; bireylerde sağlık, sosyal ve psikolojik rahatlama sağlıyor" Memorial Bodrum Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gözde Akyol, estetik cerrahinin sanılanın aksine yalnızca kozmetik kaygılarla sınırlı olmadığını vurgulayarak konu ile ilgili önemli bilgiler verdi. Akyol, estetiğin bireylerde sağlık, sosyal ve psikolojik rahatlama sağlıyor" dedi. Estetiğin, toplumda yıllardır güzel olmak için yapılan lüks bir işlem olarak algılandığını belirten Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akyol, "Ancak günümüzde modern tıbbın imkanlarıyla uygulanan estetik cerrahi işlemleri bu algıyı tersine çevirmeye başladı. Çünkü estetik cerrahi uygulamaları dış görünümü değiştirmenin yanında solunum fonksiyonlarını olumsuz etkileyen burun yapılarını, görme alanını kısıtlayan göz kapağı sarkmalarını ya da omurga üzerinde baskı oluşturabilen meme büyüklüklerini doğru estetik cerrahi uygulamalarıyla değiştirerek bireylerin fonksiyonel olarak iyileşmesini sağlayabiliyor. Kişinin özgüvenini de doğrudan artıran estetik cerrahi işlemler, yaşam kalitesini olumlu yönde etkiliyor" dedi. Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akyol, "Toplumda yaygın olan inanışın aksine, estetik cerrahi yalnızca "daha güzel görünmek" amacıyla yapılmaz. Birçok cerrahi girişim, hastaların günlük yaşamını zorlaştıran fonksiyonel problemlerin çözümüne de katkı sağlar. Nefes alma güçlüğü, görme alanı kısıtlılığı ya da duruş bozuklukları gibi sorunlar, estetik cerrahiyle birlikte giderilebilir. Estetik cerrahi uygulamaları, birçok durumda yalnızca görünümü iyileştirmeyi değil, aynı zamanda sağlıkla ilgili sorunların giderilmesini de hedefler. Solunum fonksiyonlarını olumsuz etkileyen burun yapıları, görme alanını kısıtlayan göz kapağı sarkmaları ya da omurga üzerinde baskı oluşturan meme büyüklükleri, estetik cerrahi müdahalelerle birlikte fonksiyonel açıdan iyileştirilebilir. Bu tür uygulamalar, hastaların günlük yaşam konforunu artırırken kronik şikayetlerin azalmasına da katkı sağlar. Tüm bu yaklaşımlar, estetik cerrahinin yalnızca kozmetik bir alan olmadığını; sağlık, fonksiyon ve yaşam kalitesiyle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır" diye konuştu. Estetiğin psikolojik etkilerinin de bulunduğunu söyleyen Dr. Akyol, "Estetik cerrahinin göz ardı edilmemesi gereken bir diğer yönü de psikolojik iyilik hali üzerindeki etkisidir. Kişinin kendisiyle barışık olması, özgüveninin artması ve sosyal hayatta daha rahat hissetmesi, ruh sağlığı açısından önemli kazanımlar sağlar. Özellikle doğumsal anomaliler, kazalar veya hastalıklar sonrası yapılan rekonstrüktif cerrahi işlemleri, bireylerin sosyal yaşama yeniden adapte olmalarında kritik rol oynar. Estetik cerrahinin toplumda lüks bir alan olarak algılanmasında, medya ve dijital platformlarda yapılan sunumların önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bu alandaki uygulamalar sıklıkla "mükemmel görünüm" ve "trend estetik" kavramları üzerinden ele alınmakta, estetik cerrahinin tıbbi boyutu geri planda kalmaktadır. Oysa plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi; doğumsal anomalilerden travma sonrası onarımlara, fonksiyonel bozukluklardan yaşam kalitesini artırmaya yönelik pek çok tedaviyi kapsayan geniş bir tıbbi disiplindir. Bu yönüyle estetik cerrahi, yalnızca görsel kaygılara değil, sağlık ve fonksiyonel gereksinimlere de yanıt veren bir alan olarak değerlendirilmelidir" açıklamasında bulundu. Estetik cerrahinin her zaman zorunlu bir müdahale olmadığını da değinen Dr. Akyol, "Ancak bireyin yaşam kalitesini düşüren, günlük hayatını olumsuz etkileyen ya da fiziksel ve psikolojik sorunlara yol açan durumlarda estetik cerrahi bir ihtiyaç haline gelebilir. Bu tür uygulamalarda temel amaç yalnızca görünümü değiştirmek değil, kişinin sağlığını, konforunu ve yaşam kalitesini artırmaktır. Bu nedenle doğru hasta seçimi, gerçekçi beklentilerin belirlenmesi ve uzman hekim tarafından yapılan kapsamlı değerlendirme büyük önem taşır. Estetik cerrahiye karar verme sürecinde en önemli unsur, cesaret değil bilinçli bir değerlendirmedir. Uygulamanın kişiye sağlayacağı faydanın doğru analiz edilmesi, beklentilerin gerçekçi şekilde belirlenmesi ve kapsamlı bir hekim değerlendirmesinden geçilmesi, sürecin temelini oluşturur. Kişiye özel planlama ve hasta-hekim arasındaki açık iletişim, estetik cerrahi uygulamalarında güvenli ve başarılı sonuçların elde edilmesinde belirleyici rol oynar" şeklinde konuştu.
"Gece atıştırmaları kalp sağlığını tehdit ediyor"
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:39 "Gece atıştırmaları kalp sağlığını tehdit ediyor" Gece yeme alışkanlığının kilo artışından uyku bozukluklarına, insülin direncinden kalp-damar hastalıklarına kadar birçok riski beraberinde getirdiğini belirten Diyetisyen Esmanur Gündoğdu, "Gün içinde yeterli protein ve lif alınmaması, akşam saatlerinde kan şekeri dalgalanmalarına yol açabilir. Bu durum da gece yeme isteğini artırabilir" dedi. VM Medical Park Pendik Hastanesi’nden Diyetisyen Esmanur Gündoğdu, gece beslenmesinin bireye etkileri konusunda açıklamalarda bulundu. Gece yeme alışkanlığının çoğu zaman fizyolojik açlıktan değil, davranışsal ve hormonal nedenlerden kaynaklandığını vurgulayan Diyetisyen Esmanur Gündoğdu, gün içinde yetersiz ve dengesiz beslenmenin, uzun süreli açlıkların, stresin, duygusal yeme eğiliminin ve düzensiz uykunun gece açlığını tetiklediğini ifade etti. Dyt. Gündoğdu, "Gün içinde yeterli protein ve lif alınmaması akşam saatlerinde kan şekeri dalgalanmalarına yol açabilir. Bu durumda gece yeme isteğini artırabilir" diye konuştu. "Gece beslenmek vücutta yağa yol açabilir" Vücudun biyolojik saatinin (sirkadiyen ritim) gece saatlerinde dinlenme ve onarım moduna geçtiğini belirten Dyt. Gündoğdu, "Akşamdan sonra sindirim, insülin yanıtı ve enerji harcaması belirgin şekilde azalır. Bu saatlerde alınan besinler enerjiye dönüşmekten çok yağ depolanmasına yönelir" şeklinde konuştu. "İnsülin duyarlılığı gece düşüyor" İnsülin duyarlılığının günün erken saatlerinde en yüksek seviyede olduğunu hatırlatan Dyt. Gündoğdu, "Gece saatlerinde kas ve karaciğerin glukozu kullanma kapasitesi azalır, bu durum da kan şekerinin daha fazla yükselmesine ve uzun süre yüksek kalmasına neden olur. Bu durum özellikle diyabet ve insülin direnci riski olan bireylerde metabolik yükü artırır" dedi. "Az miktar bile kilo artışına yol açabilir" Gece yenen küçük porsiyonların bile kilo artışına yol açabileceğini söyleyen Gündoğdu, kilo kontrolünün yalnızca miktarla değil, zamanlama ve hormonal yanıtla da ilişkili olduğuna dikkat çekerek, "Gece saatlerinde düşük insülin duyarlılığı ve azalan enerji harcaması, yağ depolanmasını kolaylaştırır" dedi. "Karın bölgesi risk altında" Gece beslenmesinin özellikle karın bölgesi yağlanmasıyla ilişkili olduğunu dile getiren Dyt. Gündoğdu, "Yükselen kortizol düzeyi ve insülin direnci, yağ depolanmasını visseral yağ dokusuna yönlendirir. Bu yağlanma tipi kalp-damar hastalıkları açısından en riskli türdür" açıklamasında bulundu. "Sağlıklı atıştırmalıklara dikkat edilmeli" Kuruyemiş, meyve veya "fit" olarak adlandırılan atıştırmalıkların da gece saatlerinde kontrolsüz tüketildiğinde metabolik açıdan masum olmadığını vurgulayan Dyt. Gündoğdu, "Sağlıklı besinler bile yanlış zamanda tüketildiğinde sağlıksız sonuçlar doğurabilir" uyarısında bulundu. "Uyku kalitesi ve reflü riskine dikkat" Gece beslenmesinin mide asidini artırarak melatonin salgısını baskıladığını kaydeden Dyt. Gündoğdu, "Bu durum uykuya dalmayı zorlaştırır, gece uyanmalarını artırır ve derin uyku süresini kısaltabilir. Yatmaya yakın yemek yemek reflü ve mide yanması riskini de artırır" dedi. "Kalp ve damar sağlığını da etkiliyor" Bilimsel verilerin gece geç saatlerde düzenli yemek yemenin obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve kolesterol bozuklukları riskini artırdığını dile getiren Dyt. Gündoğdu, bunun kalp-damar hastalıklarıyla güçlü bir ilişki içinde olduğunu söyledi. "Gece açlığıyla baş etmek mümkün" Gece açlığı hissiyle baş etmek için gün içinde dengeli ve yeterli beslenmenin önemine dikkat çeken Dyt. Gündoğdu, şu önerilerde bulundu: "Gün içinde yeterli protein ve lif içeren öğünler tüketilmeli. Akşam yemeği çok geç saatlere bırakılmamalı. Uykudan en az 2 saat önce yemek sonlandırılmalı. Gerçek açlık ile alışkanlık yemeği ayırt edilmeli. Gerekirse diyetisyen eşliğinde kişiye özel beslenme planı oluşturulmalı." "Doğru beslenme zamanlaması sağlıklı bir metabolizmanın temel taşlarından biridir" Gece yeme alışkanlığının basit bir irade meselesi olmadığının altını çizen Dyt. Gündoğdu, "Hormonlar, biyolojik saat ve yaşam tarzı bu davranışta birlikte rol oynar. Doğru beslenme zamanlaması, sağlıklı bir metabolizmanın temel taşlarından biridir" ifadelerini kullandı.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete girdi
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:29 Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete girdi Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Nöroloji İnme Merkezi bünyesinde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete alındı. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, "Bu yeni anjiyo cihazı ile birlikte, hastalarımızın başka merkezlere sevk edilme ihtiyacı azalacak; tanı ve tedaviye erişim süresi anlamlı ölçüde kısalacaktır" dedi. Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi hizmete alınan yeni nesil anjiyografi cihazı için açılış töreni yapıldı. Törene; Atatürk Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Hasan Yılmaz, Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu ve Prof. Dr. Reyhan Keleş, Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atila Eroğlu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meltem Alkan Melikoğlu, öğretim üyeleri ve hastane çalışanları katıldı. Açılışta bir konuşma yapan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu , sağlık hizmeti sunumunda bilimsel kapasitelerini ve bölgesel sorumluluklarını ileri bir noktaya taşıyan çok önemli bir yatırımı daha hayata geçirmenin gururunu yaşadıklarını ifade eden, " Nöroloji İnme Merkezimiz bünyesinde hizmete aldığımız yeni nesil anjiyografi cihazı; tanı, tedavi ve izlem süreçlerinde çağdaş tıbbın gerektirdiği en üst teknolojik standartları karşılayan, yüksek çözünürlüklü ve hızlı görüntüleme kapasitesine sahip stratejik bir altyapı yatırımını temsil etmektedir" dedi. "Daha hızlı, güvenli ve etkin uygulamalar olacak" İnmenin, dünya genelinde mortalite nedenleri arasında üst sıralarda yer aldığını, erişkin nüfusta kalıcı nörolojik sakatlığın en sık nedenlerinden biri olarak kabul edildiğini belirten Rektör Hacımüftüoğlu "Özellikle akut iskemik inmede, beyin dokusunda geri dönüşümsüz hasarın dakikalar içerisinde başladığı bilinmektedir. Bu nedenle literatürde sıkça vurgulanan "time is brain" kavramı, inme yönetiminin temel ilkesini oluşturmaktadır. Güncel kılavuzlar doğrultusunda, büyük damar tıkanıklıklarında ilk 6 saat içinde, uygun hastalarda ise ileri görüntüleme yöntemleriyle seçilmek kaydıyla daha geniş zaman pencerelerinde gerçekleştirilen mekanik trombektomi uygulamaları; mortaliteyi azaltmakta, fonksiyonel bağımsızlığı anlamlı düzeyde artırmaktadır. Bugün hizmete sunduğumuz bu ileri teknoloji anjiyo cihazı sayesinde, akut inme hastalarında damar içi girişimsel tedaviler çok daha hızlı, güvenli ve etkin bir şekilde uygulanabilecektir" diye konuştu. "Bölgeye ve çevre illere hizmet eden bir merkez" Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde hizmete alınan yeni cihaz; üç boyutlu vasküler görüntüleme, düşük radyasyon dozlarıyla yüksek görüntü kalitesi, hızlı işlem süresi ve kompleks serebrovasküler girişimlere imkan tanıyan teknik donanımıyla, girişimsel nöroloji ve nöroradyoloji uygulamalarında Nöroloji İnme Merkezi’ne önemli bir güç kazandırması bekleniyor. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, bu sayede yalnızca akut inme değil; serebral anevrizmalar, arteriyovenöz malformasyonlar ve diğer kompleks beyin damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde de ileri düzey hizmet sunulabileceğini vurgulayarak, "Atatürk Üniversitesi Hastanesi, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla yalnızca Erzurum’a değil; Doğu Anadolu Bölgesi’nin tamamına ve çevre illere hizmet veren stratejik bir referans merkezidir. Nöroloji İnme Merkezimiz ise, bölgede 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet sunabilen, multidisipliner ekip yapısına sahip ve ileri girişimsel inme tedavilerini uygulayabilen tek merkez olma niteliğini taşımaktadır. Bu yeni anjiyo cihazı ile birlikte, hastalarımızın başka merkezlere sevk edilme ihtiyacı azalacak; tanı ve tedaviye erişim süresi anlamlı ölçüde kısalacaktır" şeklinde konuştu. "İleri teknoloji, ancak bu özverili emekle anlam kazanır" Söz konusu yatırımın aynı zamanda üniversitenin eğitim ve araştırma misyonuna da doğrudan katkı sağlayacağını hatırlatan Rektör Hacımüftüoğlu, daha sonra sözlerine şöyle devam etti, " Tıp fakültesi öğrencilerimiz, asistan hekimlerimiz ve akademisyenlerimiz; girişimsel nöroloji ve inme alanında en güncel teknolojilerle eğitim alma, klinik deneyim kazanma ve nitelikli bilimsel araştırmalar yürütme imkânına kavuşacaktır. Böylece üniversitemiz, ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel üretimini ve akademik görünürlüğünü daha da güçlendirecektir. Bu anlamlı yatırımın hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm akademik ve idari kadromuza, ilgili kurumlarımıza ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Özellikle inme hastalarına zamanla yarışarak müdahale eden, gece gündüz fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Bilimsel bilgi ile ileri teknolojinin, ancak bu özverili emekle anlam kazandığını bir kez daha vurgulamak isterim. Yeni anjiyografi cihazımızın üniversitemize, şehrimize ve bölgemize hayırlı olmasını diliyor; burada gerçekleştirilecek her girişimin bir hastaya yaşam, bir aileye umut olmasını temenni ediyorum."
Uzmanından buzlu havada kösele ayakkabı, kundura ve yüksek topuk uyarısı
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:21 Uzmanından buzlu havada kösele ayakkabı, kundura ve yüksek topuk uyarısı Diyarbakır Dağkapı Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Rıdvan Altay, kösele ayakkabı, kundura ve yüksek topuklu ayakkabıların kışın kayma riskini artırdığını belirterek, "Karın daha yumuşak olduğu zeminlerde ve çim gibi buzlanmayı azaltan zeminlerde yürümek sizleri düşmelere karşı koruyacaktır. Bunlara ek olarak özellikle don olan yerlerde ayakkabı üzerine çorap geçirmek, sürtünme kuvvetini artıracağından kayma riskini azaltabilir" dedi. Diyarbakır genelinde yoğun kar yağışının ardından hava sıcaklığı eksi dereceleri görürken, buna bağlı olarak kaygan zeminlerde düşen vatandaşlarda kırık ve burkulmalar meydana geldi. Kar yağışı ve don olan günlerde yaşlı, çocuk ve nörolojik hastalığı olan vatandaşların tek başına mümkün olduğu kadar dışarı çıkmamasının daha uygun olacağını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Rıdvan Altay, diğer vatandaşların da zaruri ihtiyaçlar dışında ertelenebilir durumlar için dışarı çıkmamasını tavsiye ettiğini söyledi. Dışarı çıkacak vatandaşların ise önlem almadan çıkmasının çok riskli olacağına dikkat çeken Dr. Altay, "Ayakkabılarımız kış mevsimine uygun geniş, kauçuk tabanlı ve altı girintili çıkıntılı olmalıdır. Bu özellikler zeminde vakum etkisi yaparak kaymayı bir miktar azaltır. Kösele ayakkabı veya kunduralar, yüksek topuklu ayakkabılar kuru ortamlar için uygun olup, kayma riskini ciddi manada artıracağı için uygun değildir. Bunlara ek olarak özellikle don olan yerlerde ayakkabı üzerine çorap geçirmek sürtünme kuvvetini artıracağından kayma riskini azaltabilir. Ama bu ayakkabı üzerine çorap giyip rahat bir şekilde yürüyebileceğimiz anlamına gelmez. Çorap ıslanıp soğuk havanın etkisi ile donacak ve etkisini hızlı bir şekilde kaybedecektir. Karın daha yumuşak olduğu zeminlerde ve çim gibi buzlanmayı azaltan zeminlerde yürümek sizleri düşmelere karşı koruyacaktır. Bunlara ek olarak olası bir kayma halinde en sık karşılaştığımız ayak bilek yaralanmalarından korunmak için ise ayak bileğini kavrayan botların giyilmesi uygun olacaktır" dedi. Kar ve don olan yerlerde yürüyüş tarzının da çok önemli olduğunu aktaran Altay, "Küçük adımlar atılmalı ve her basışta zemin kontrol edilip, dengeli olarak yavaş yavaş üzerine yük verilmeli. Hızlı ve geniş adımlar olası kaymada dengenin sağlanamamasına ve düşmeye sebebiyet verebilir. Yürürken ’penguen yürüyüşü’ şeklinde gövde hafif öne eğilmiş, kollar yanlardan açık ve eller serbest, dizler hafifçe kırılarak yavaş ve küçük adımlar ile yürümek gerekir. Ek olarak bir baston, şemsiye veya batondan destek alınabilir. Eller kesinlikle cepte olmamalı. Çünkü düşme anında ellerin cepte olması, kafa travma riskine yol açar ve kişi el desteği ile vücudunu koruma refleksi gösteremez. Özellikle ileri yaştaki kişilerde, karda düşmelere bağlı olarak kırık riskleri, gençlere göre yüksektir. Basit bir düşme bile kırık tehlikesine yol açtığından, ileri yaşta olan kişiler mecbur kalmadıkça karlı havalarda dışarı çıkmamalıdır. Yürürken iki elin dolu olmamasına dikkat edilmeli en az bir el boşta olmalı. Denge kontrolü için ağır cisimleri ve çocukları kucakta taşımamaya özen göstermelidir. Merdiven inip çıkarken kayma riski artmaktadır. Çünkü zeminler genellikle metal, mermer ve granitten yapılmıştır. Bu zeminler kar yağdığında çok daha kaygan hale gelmektedir. Bundan dolayı yürürken merdivenler teker teker ayaklar yan yana gelecek şekilde, zemine kontrol edilip sıkı basarak, korkuluklardan destek almak düşme riskini azaltabilir" şeklinde konuştu. El, el bileği ve dirsek kırıklarıyla çok yaygın karşılaştıklarını söyleyen Altay, "Düşme sırasında dirsekler bükülü tutulmalı, eller göğüs hizasında baş ve yüzü koruyacak şekilde olmalıdır. Mümkünse düşüşü kontrollü olarak kendimizi yana yatıracak şekilde yuvarlanma hareketiyle darbe etkisi azaltılabilir ve ciddi yaralanmaların önüne geçilebilir. Hemen ayağa kalkmaya çalışmayın, biraz bekleyin. Kol ve bacaklarınızı hareket ettirmeyi deneyin. Hareket ettirebiliyor ve bir şekil bozukluğu, morarma, kanama yoksa destekli ve yavaş yavaş mümkünse başkalarından destek alarak ayağa kalkın. Fakat ayak bileği, bacak, kalça, diz gibi bölgelerde bir yaralanma, morluk, kanama, şekil bozukluğu söz konusu ise kesinlikle ayağa kalkmaya çalışmayın, sağlık ekiplerinden yardım isteyin. Özellikle bacak kırığı söz konusu ise üzerine basmamaya dikkat edin. Düşme veya çarpma sonrasında hareketle artan ağrı, şekil bozukluğu, ödem ve kanama ciddi bir yaralanmanın göstergesi olabilir" ifadelerini kullandı.
Doğuştan yemek borusu olmayan 4 günlük bebek, Elazığ’da hayata tutundu
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:15 Doğuştan yemek borusu olmayan 4 günlük bebek, Elazığ’da hayata tutundu Doğuştan yemek borusu olmayan Ada bebek, doğumunun 4’üncü gününde Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde yapılan başarılı ameliyat ile sağlığına kavuştu. Elazığ’a ve bölge illere sunduğu kaliteli sağlık hizmetleri ile adından bahsettiren Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi başarılı ameliyatlarına devam ediyor. Şanlıurfa’da yaşayan Ahmet ve Zehra Fidan çifti, bebeklerinin doğumunun ardından yemek borusunun olmadığını öğrendi. Şanlıurfa’da gitmedik hastane bırakmayan çift, Sağlık Bakanlığının yardımıyla Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesine sevk edildi. Hastanede yapılan gerekli tetkiklerin ardından Ada bebek doğumunun 4’üncü gününde Çocuk Cerrahi Kliniği’nde Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Fikret Ersöz öncülüğünde, Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Javidan Baghırov tarafından başarılı bir şekilde ameliyat edilerek yemek borusu yapıldı. Yapılan ameliyat sonrasında hasta yeni doğan yoğun bakım ünitesinde Prof. Dr. Mustafa Aydın ve ekibince takip edildi. Ameliyattan sonra 8’inci gün bebeğin beslenmesine başlandı. Artık annesini emebilen ve sağlıklı bir şekilde beslenebilen bebek taburcu edildi. "Bu hastalık 5 bin doğumda 1 görülen hastalıktır" Çocuk Cerrahi Uzmanı Dr. Fikret Ersöz, "Bu hastamızın doğuştan yemek borusu yoktu. Bu hastalar ameliyat olmazsa yaşayamazlar. Şanlıurfa 112’den arandığımızda bebeğin doğumdan 2 gün geçmişti. Hastayı ameliyat edecek merkez bulamamışlardı. Bize ulaştılar. 2 kilogram 400 gram doğmuş bir kız bebek. Biz hastayı kabul ettik. Hasta geldikten sonra gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra doğumunun 4’üncü gününde ameliyat ettik. Bu ameliyatın ardından bakımı da çok önemli. Bu ameliyat çok komplike bir iş. Çocuk Cerrahisinin uç ameliyatlarından birisidir. Bizim ameliyathanedeki arkadaşlarımız da bu konuda artık deneyimliler. Şu anda hastamız ameliyattan sonraki 13’üncü günündedir. Biz hastamızı 8’inci günden sonra artık beslemeye başladık. Ameliyattan sonra hiçbir komplikasyon olmadı. Bu hastalık 5 bin doğumda 1 görülen hastalıktır. Bu hastalığın çeşitleri var. Biz en sık görülen tiplerinden birisiyle karşılaştık. Yüzde 87 oranında görülüyor. Yemek borusunun üst kısmı kör bir şekilde sonlanıyor. Alt kısmı da nefes borusuna yapışıyor. Ameliyatta nefes borusunun bağlantılı olan yerini kestikten sonra iki ucu birleştiriyoruz. Çok hassas bir iş. Yaklaşık 3 saat süren bir cerrahi müdahaledir. Ameliyattan sonra hiçbir sorun olmadı. Hastamızın bütün tedavisi yolunda gitti ve bugün de hastamızı taburcu ediyoruz. Bu hastalarda, kalp, omurga ve diğer bölgelerde anormallikler oluyor bizim hastamızda çok şükür sadece özofagus atrezisi ve trakea trakeozefagial fistül dediğimiz olay vardı. Hastamızın akciğer gelişimi tamdı. Diğer organları da sağlam olduğu için ameliyattan sonra ki süreçte çok hızlı ilerledi. Ameliyattan sonra hastamızı annemizin kucağına verdik. Annesi bebeğini emziriyor. Hastamızı bundan sonraki süreçte takip edeceğiz" dedi. "Şanlıurfa’da bütün hastaneleri gezdik ilgilenen olmadı" Şanlıurfa’dan geldiklerini aktaran bebeğin babası Ahmet Fidan, "Yaklaşık 13 gündür buradayız. Bebeğimiz 2 gün Şanlıurfa’da yattı. Orada bütün hastaneleri dolaşmamıza rağmen bizimle ilgilenen olmadı. Sonrasında Fikret hoca bizi kabul ederek ameliyatını gerçekleştirdi. Bebeğimizin yemek borusu yok diye söylendi. Çok şükür hocalarımız bizimle ilgilendiler. Allah hepsinden razı olsun" ifadelerini kullandı. "Ameliyattan benim hiç umudum yoktu" Bebeğin annesi Zehra Fidan, "Şanlıurfa’dan geliyoruz. Oradaki hastaneleri dolaştık ve o süreçte çok zorluk çektik. Anne karnında belli olmadı. Sadece şüphelendiler. Doğumundan sonra belli oldu. Bebeğim doğumundan sonra 3 gün hastanede yattı. Bakanlığa ulaştık, Allah razı olsun oradaki doktorlar talep açtılar. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde doktor Fikret Ersöz bebeğimizi kabul etti. Evladımızla kendi evlatlarıymış gibi ilgilendiler. Ameliyattan benim hiç umudum yoktu. Bebeğim şu anda kucağımda çok şükür sağlıklı ve durumu iyi" diye konuştu.
Sezaryen sonrası normal doğumun 7 önemli avantajı
07 Ocak 2026 Çarşamba - 09:46 Sezaryen sonrası normal doğumun 7 önemli avantajı Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, sezaryen sonrası normal doğum ile ilgili önemli bilgiler verdi. Sezaryen sonrası normal doğumla (SSVD) bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına alan kadınların sayısı giderek artıyor. SSVD’ye uygun anne adayları, gebelik sürecinin düzenli takibiyle sorunsuz doğum yapabiliyor. Sezaryene göre birçok avantajı olan SSVD konusunda anne adaylarının bilgilendirilmesi önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, sezaryen sonrası normal doğum ile ilgili önemli bilgiler verdi. "Sezaryen doğum bir kural değil" SSVD, daha önce sezaryenle doğum yapmış olan kadınların vajinal doğum yapması anlamına gelir. Kadınların geçmişte sezaryen doğum yapmış olmaları, tekrar hamile kaldıklarında doğumlarını yeniden sezaryen yöntemiyle yapmak zorunda oldukları anlamına gelmez. Sezaryen yöntemiyle yapılan doğumdan sonra, anne adaylarının bir sonraki çocuğunu normal doğumla dünyaya getirmesi, yakın zamana kadar bazı riskler barındırdığı düşünülerek tercih edilmiyordu. Ancak yapılan araştırmalarda SSVD’yi deneyen gebelerde yüzde 60-80 oranında başarı elde edildiği görüldü. Bir kez sezaryen doğum yapan her 4 anne adayından 3’ü SSVD için uygundur. SSVD genellikle güvenli bir uygulamadır. Daha önce ilk doğumu vajinal yapıp daha sonraki doğumları sezaryen olanlarda SSVD başarı oranı daha yüksektir. Günümüzde ilk bebeğini sezaryen yöntemiyle dünyaya getiren pek çok kadın, ikinci veya sonraki doğumlarında vajinal doğum yapmayı tercih etmektedir. Sezaryen sonrası normal doğun tüm dünyada teşvik edilmektedir. "Avantajları ile öne çıkıyor" Tekrar sezaryen doğum yapmakla karşılaştırıldığında, vajinal doğumun birçok avantajı bulunmaktadır. Ameliyat izi olmayacaktır. Enfeksiyon ve ciddi kan kaybı riskinin daha düşüktür. Bebeğin doğumdan sonra solunum problemi yaşama riski düşüktür. Bebekle ten teması kurma şansınız daha yüksektir. Başarılı bir şekilde emzirme şansı daha yüksektir. Anne sütü daha kısa sürede gelir. Hastanede kalış süresi daha kısadır. Normal hayata dönüş daha hızlıdır. "Kadınların bilgi sahibi olması önemli" Daha fazla gebelik planlayan kadınlar için sezaryen sonrası vajinal doğum, risklerin azalması anlamına gelir. Plasenta yapışma anomalileri (akreata gibi) ve sezaryan skar gebelik riskleri azalır. SSVD, tekrarlayan sezaryenleri ve ilişkili potansiyel kısa ve uzun vadeli riskleri önler. SSVD oranlarını artırmak için, kadınların risk ve faydaları hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Hangi gebeler SSVD’ye uygun? Gebelerin SSVD’ye uygun olup olmadığı birçok faktöre bağlıdır. Önceki sezaryen kesisi türü: Rahimde transvers kesi adı verilen alçak, yanda olan bir kesi kullanır. Alçak transvers kesi geçiren kişiler genellikle SSVD yapabilir. Ancak klasik kesi olarak da adlandırılan yüksek dikey kesi geçirenler genellikle SSVD’ye uygun değillerdir. Çünkü yüksek dikey kesi, rahim yırtılması riskini artırır. Rahim yırtılması öyküsü: Daha önce rahim yırtılması geçirmiş kişiler genellikle SSVD’ye uygun değildir. Geçmişte rahim ile ilgili ameliyat geçirilmiş olması: Miyom aldırma ameliyatı gibi başka rahim ameliyatları geçirmiş kişilere SSVD önerilmez. Bu ameliyatlardan kalan izler rahim yırtılması riskini artırır. Diğer sezaryen sayısı: İki veya daha fazla sezaryen doğum yapmak, SSVD bağlantılı bazı sağlık sorunları riskini artırabilir. Gebelik aralığı: Daha erken bir gebelikte doğum yaptıktan sonra 18 aydan kısa bir süre içinde SSVD yapılan kadınlarda rahim yırtılması riski daha yüksektir. Ayrıca sağlık sorunları nedeniyle vajinal doğumu etkileyebilecek sağlık sorunları olan kişilere SSVD denemesi önerilmez. Bu durumlar şöyle sıralanabilir: "Plasenta ile ilgili sorunlar olması. Fetüsün vajinal doğumu zorlaştıracak bir pozisyonda bulunması. Üçüz veya daha fazla sayıda gebelik söz konusu olması. Doğumun tetiklenmesine ihtiyaç duyulması."
Geleceğin doktorları evde sağlık hizmetlerinde deneyim kazanacak
07 Ocak 2026 Çarşamba - 09:22 Geleceğin doktorları evde sağlık hizmetlerinde deneyim kazanacak DENİZLİ (İHA) – Denizli’de hayata geçirilen projede, tıp fakültesi birinci sınıf öğrencileri evde sağlık hizmetlerinde deneyim sahibi olacak. Denizli’de geleceğin doktorlarını yetiştiren Prof. Dr. Göksel Altınışık Ergur, son 2 yıldır birinci sınıf öğrencilerinin ilk dersine hasta ve hasta yakınlarını davet ediyor. Böylece onlara, hekimlik mesleğini öğrenirlerken hastaları sosyal çevresi ile hastalıkları çok yönlü nedenleriyle görmelerinin önemini fark ettirmeyi amaçlıyor. Bu derslere öğrencilerin yoğun ilgisini gözlemleyen Prof. Altınışık Ergur, hastalar ve yakınlarıyla erken temas etmenin iyi hekimliğe uzanan yolunda bir adım daha atmaya yöneltti. Prof. Dr. Göksel Altınışık Ergur, yakın zamanda projelendirdiği evde sağlık hizmetlerine öğrencileri ile eşlik ederek tıp eğitimine sahadan değerli bir katkı sağlayacak bir eğitim etkinliği planlayarak, pilot uygulamayı hayata geçirdi. Uygulamayla tıp öğrencilerinin hastaların ve yakınlarının yaşadıkları zorlukları, yaşam ortamlarının hastalık gelişmesine ya da tedavi yanıtına etkilerini gözlemleyerek fark etmeleri, geleceğin hekimlerinin insanı biyolojik temeli dışında sosyal ve psikolojik bir varlık olarak görebilmelerine imkan oluşturulacak. Prof. Altınışık Ergur, bu etkinliğin her aşamasının bilimsel veriler ışığında analiz edileceğini söyledi. Bu kapsamda, alan çalışmalarını çeşitlendirmek ve öğrencilerin günlük tıp pratikleri içinde yer alarak geleceğe hazırlanmasını sağlamanın oldukça önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr Ergur, bu konuda tıp eğitimi alanındaki uluslararası rehberlerin, tıp fakültesi öğrencilerinin olabildiğince erken dönemde hekimlik mesleğini deneyimlemelerini önerdiğine işaret etti. Nihai amaçlarının, bu ve benzeri alan çalışmalarının tıp eğitimi müfredatına girmesini sağlayacak şekilde bir program geliştirmek olduğunu ifade eden Ergur, ülkemizde bu uygulamanın başlaması ve sonrasında yaygınlaşmasının, uluslararası bağlamda da tıp eğitimi alanına önemli katkılar sağlayacağını beklendiğini belirtti.