SAĞLIK
12 Mart 2026 Perşembe - 14:16 Derideki masum görünen benlere dikkat Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Muhsin Akbaba, toplumda oldukça yaygın görülen benlerin büyük bölümünün iyi huylu olduğunu ancak bazı değişimlerin cilt kanseri açısından önemli bir uyarı olabileceğini belirterek, "Benlerde meydana gelen şekil, renk veya boyut değişiklikleri mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir" dedi. Benlerin tıbbi olarak "melanositik nevüs" olarak adlandırıldığını belirten Akbaba, "Bu oluşumlar deride pigment üreten hücrelerin çoğalması sonucu ortaya çıkar. Benler doğuştan görülebileceği gibi yaşamın ilerleyen dönemlerinde de ortaya çıkabilir, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde ben sayısında artış görülebilir" diye konuştu. "Ailede melanom öyküsü bulunması riski artırıyor" Ortalama bir yetişkinde 10 ila 40 arasında ben bulunabileceğini belirten Akbaba, "Ancak çok sayıda bene sahip olmak veya ailede melanom öyküsü bulunması cilt kanseri riskini artırabilir" dedi. Cilt kanserinde ABCDE kuralı Benlerde en önemli durumun zaman içindeki değişim olduğunu vurgulayan Akbaba, dermatolojide erken tanı için kullanılan ABCDE kuralına dikkat çekti. Bu kuralı asimetri, sınır, renk, çap ve değişim olarak özetleyen Akbaba, "Benin iki yarısının eşit olmaması, kenarlarının düzensizleşmesi, renginde farklı tonların ortaya çıkması, çapının 6 milimetreden büyük olması veya zaman içinde büyümesi gibi değişiklikler dermatolojik değerlendirme gerektirir" uyarısında bulundu. Kanama, kaşıntı ve ani büyüme varsa doktora başvurun Benlerde görülen bazı belirtilerin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini ifade eden Akbaba, şu uyarıda bulundu: "Benlerde kanama, kaşıntı, ani büyüme, çevresinde kızarıklık oluşması veya renk ve şekil değişikliği gibi durumlar görüldüğünde vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır" Güneş ışınları risk oluşturabiliyor Güneşe uzun süre maruz kalmanın hem yeni ben oluşumunu hem de mevcut benlerde kötü huylu dönüşüm riskini artırabileceğini belirten Akbaba, güneşten korunmanın önemine dikkat çekerek, "Geniş spektrumlu güneş koruyucu kullanılmalı ve 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Özellikle saat 10.00 ile 16.00 arasında güneşe doğrudan maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Şapka ve güneş gözlüğü gibi koruyucu önlemler de ihmal edilmemelidir" Benler yılda bir kez kontrol edilmeli Benlerin dermatoloji uzmanı tarafından düzenli olarak takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Akbaba, riskli görülen benlerin dermatoskopi ve dijital görüntüleme yöntemleriyle izlenebildiğini söyledi. Akbaba, "Şüpheli görülen durumlarda biyopsi yapılabilir ve gerekli görülürse ben cerrahi yöntemle tamamen çıkarılabilir. Cilt kanserlerinde erken tanı hayat kurtarır" dedi.
Uzmanı uyardı: "Kayakta basit yaralanmalar büyük sakatlıklara yol açabilir"
06 Ocak 2026 Salı - 15:20 Uzmanı uyardı: "Kayakta basit yaralanmalar büyük sakatlıklara yol açabilir" Kış mevsiminin gelmesi ve kayak sezonunun başlamasıyla birçok kırık, bağ yaralanmaları ve sakatlanma vakalarıyla karşılaştıklarını söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Metehan Saraçoğlu, "Kayak sporunda basit yaralanmalar büyük sakatlıklara sebep olabiliyor, bu yüzden mutlaka gerekli tedbirler alınmalı. Omurga yaralanmalarına mahal verilmemeli" dedi. Liv Hospital Samsun Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Metehan Saraçoğlu, kış mevsimiyle başlayan kayak sezonu sakatlanmaları hakkında uyarılarda bulundu. Kış mevsiminin gelmesi ve kayak sezonunun başlamasıyla birçok kırık, bağ yaralanmaları ve sakatlanma vakalarıyla karşılaştıklarını söyleyen Opr. Dr. Saraçoğlu, "Basit yaralanmalar büyük sakatlıklara sebep olabiliyor, bu yüzden mutlaka gerekli tedbirler alınmalı, omurga yaralanmalarına mahal verilmemeli. Diz sakatlanmaları, bilek sakatlıkları, bağ kopmaları yaşandığı için gerekli tedbirler alınmalı, kayakta dikkatli olunmalı. Kayma esnasında düşme yaşandığında ağırlık dizlere biniyor ve bu yüzden sakatlanma riski artıyor. El-bilek yaralanmaları, diz-ayak bileği sakatlıkları, kaburga kırıkları ve omurga zedelenmeleri tehlikeli boyutlara gelebiliyor" diye konuştu. "Kayak öncesi ısınma yapılmalı" Kayak yapmadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapılması gerektiğine değinen Op. Dr. Saraçoğlu, "Kayak öncesi mutlaka eğitim alınmalı, bilenler için ekipman doğru olmalı, kişiye uygun seçilmeli ve botlar düzgün şekilde sıkı bağlanmalı. Bileklikler kullanılmalı. Kayak öncesi mutlaka ısınma hareketleri yapılmalı vücut ve kaslar kayağa hazırlanmalı" diye konuştu. "Kayak sakatlanmalarında fizik tedavi tercih edilebilir" Herhangi bir sakatlanma veya düşme yaşandığında mutlaka sağlık merkezine başvurulması gerektiğini vurgulayan Opr. Dr. Saraçoğlu, "Önemsenmeyen küçük bir düşme, büyük sakatlığa dönüşebilir. Hekime başvurularak yaralanmanın ne durumda olduğu takip edilmeli. Yaralanmanın ağır ve ağrılı olduğu durumda doğru teşhis konularak hızlıca doğru tedavi uygulanmalı. Kırılma ve bağ kopma durumlarında genç ve hareketli bireylerde cerrahi tedavi uygulanabilirken, aktivite seviyesi düşük kişilerde ise fizik tedavi uygulanabiliyor. Tamamen kişiye ve sakatlığına bağlı bir durum tedavi süreci. Yine cerrahi işlem sonrası hastanın mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecini başlatıyoruz. Hızlı iyileşme için etkili bir tedavi planlaması yaparak hastanın kısa sürede günlük rutinine adapte olmasını sağlıyoruz" şeklinde konuştu.
Sessiz katile karşı basit önlemler hayat kurtarır
06 Ocak 2026 Salı - 14:58 Sessiz katile karşı basit önlemler hayat kurtarır Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, her yıl onlarca insanın ölümüne neden olan karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı uyarılarda bulundu. Bursa’nın özellikle kış aylarında, soğuk havanın ardından gelen şiddetli lodosa maruz kalabildiğini belirten Uzm. Dr. Çetin, vatandaşların bu sebeple ısıtıcı kullanımında azami dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. Halk arasında ’Sessiz Katil’ olarak da bilinen, rengi ve kokusu bulunmayan karbonmonoksit gazının yüksek düzeyde alınmasının birkaç dakika içinde ölüme neden olacağını hatırlatan Çetin, "Bu yüzden İnsanlar zehirlendiğinin farkına bile varmadan bir daha uyanamayacakları bir uykuya dalmaktadırlar. Karbonmonoksit zehirlenmeleri büyük ölçüde kullanılan ısıtıcıların bakımı yapılmadığında ya da dikkatsizce kullanıldığında gerçekleşir" dedi. Karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı alınacak önlemlerin basit fakat hayati derecede önemli olduğunu belirten Çetin, karbonmonoksit zehirlenmesine karşı uzman önerilerini dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi. Şofben ve kombi kullanılan alanların da yeterince havalandırılması gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Çetin, "Bunun yanı sıra soba kullanmak zorunda kalan vatandaşlarımız sobayı yakmak zorunda kaldıklarında dikkatle takibini gerçekleştirmelidirler. Bacalar uzmanların belirlediği standartlara uygun olmalı, bu kapsamda baca bağlantıları düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir." şeklinde konuştu. Ayrıca, bacaların her yıl düzenli olarak temizlenmesi gerektiğini söyleyen Çetin, baca ve doğalgaz tesisatlarında aşınma, yerinden oynama, tadilat gibi sebeplerle kaçak olmadığından emin olunması ve yetkili kişilerce onarılmasının gerektiğinin altını çizdi. 112’yi Arayın Belirtileri zor fark edilen, fark edilmesi ile ölüm arasında çok az zaman olduğunu özellikle belirten Çetin, sözlerini şu şekilde sürdürdü; "Karbonmonoksit zehirlenmesi belirtileri, aniden gelişen grip gibidir. Aniden başlayan baş ağrısı, halsizlik, burun akıntısı, hapşırık gibi belirtiler varsa karbonmonoksit zehirlenmesinden şüphe edilip, derhal açık havaya çıkılmalıdır. Bulundukları ortam hemen havalandırılmalı ve vakit kaybetmeden 112’ye haber verilmelidir." Son olarak vatandaşların göstereceği azami dikkat ile karbonmonoksit zehirlenmelerinin en aza ineceğinin altını çizen Uzm. Dr. Çetin, zehirlenmenin tedavisinin korunmaktan daha zor olduğunu sözlerine ekledi.
Antalya’nın ilk ‘Menopoz Okulu’ Kepez Devlet Hastanesi’nde açıldı
06 Ocak 2026 Salı - 14:13 Antalya’nın ilk ‘Menopoz Okulu’ Kepez Devlet Hastanesi’nde açıldı Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında Antalya’da bir ilk gerçekleştirildi. Kepez Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Menopoz Okulu düzenlenen törenle açıldı. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü koordinasyonunda toplumun sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında Antalya’da Kepez Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Menopoz Okulu, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Türkiye genelinde 2015 yılından bu yana uygulanan ve kadınların yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen Menopoz Okulu programı, bu açılışla birlikte ilk kez Antalya’da hayata geçirilmiş oldu. Kepez Devlet Hastanesi Menopoz Okulu, kadınların menopoz dönemini bir hastalık olarak değil, yaşamın doğal ve sağlıklı bir evresi olarak karşılamalarını amaçlıyor. Program kapsamında kadınlara alanında uzman sağlık profesyonelleri tarafından menopoz sürecinde yaşanan fiziksel ve ruhsal değişimlerle baş etme yöntemleri, kemik sağlığının korunmasına yönelik beslenme ve egzersiz alışkanlıkları ile osteoporoz ve kalp-damar hastalıkları gibi dönemsel risklere karşı alınması gereken önlemler konusunda eğitimler verilecek. "Kadın sağlığı için örnek bir uygulama" Kepez Devlet Hastanesi Başhekimi Ramazan Gürkan, projenin kadın sağlığı açısından önemine dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: "Hastaneler bildiğimiz gibi tanı ve tedavi merkezi, yataklı tedavi kurumları. Ancak tanı ve tedavinin yanında sağlığı geliştirici, sağlık sistemini koruyucu, bilgi ve eğitim kurumlarıyız. Sağlık Okuryazarlığı adı altında bakanlığımız 2015’te bir proje başlatmıştı. Bu bağlamda Menopoz Okulu Antalya’da ilk kez hastanemizde açıldı. Kadınların hayatının belli bir döneminde sıkıntılı geçebilen bu süreci, hastaları bilgilendirerek, bilinçlendirerek daha sağlıklı ve mutlu geçirmelerini sağlamak için bu hizmete ön ayak olduk." Başhekim Gürkan, hastane bünyesinde daha önce anne okulu, gebe okulu ve anne oteli gibi birçok projeyi hayata geçirdiklerini de belirterek, normal doğuma teşvik konusunda Türkiye genelinde ödüle layık görüldüklerini ve her gebeye bir ebe uygulamasını başlattıklarını ifade etti. "Menopoz döneminde eğitime daha fazla ihtiyaç var" Kepez Devlet Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Gülcan Emir ise Menopoz Okulu’nun büyük bir ihtiyaca karşılık geldiğini vurgulayarak, "Kadınların doğurganlık ve gebelik döneminde eğitime ihtiyacı olduğu gibi menopoz döneminde buna iki kat daha fazla ihtiyaçları var. Menopoz Okulu’nu bu dönemin bir hastalık olmadığını, yaşam enerjisinin düşmesine neden olmaması gerektiğini anlatmak, beslenmeden egzersize, düzenli kontrollerden farkındalığa kadar kadınları bilinçlendirmek amacıyla oluşturduk" dedi. Eğitimler haftanın belirli günlerinde verilecek Kepez Devlet Hastanesi Anne Dostu, Bebek Dostu Hastane Koordinatörü Elif Yılmaz, özellikle gebe okullarına gelen kadınların annelerinden yoğun talep aldıklarını belirterek, eğitimlerin haftada 3 gün planlandığını, pazartesi, salı ve perşembe günleri eğitimlerin yapılacağını, diğer günlerde ise egzersiz ve beslenme eğitimlerinin düzenleneceğini ifade etti. "Bu desteğe gerçekten ihtiyacımız var" Menopoz Okulu’ndan faydalanan Nurcan Eylenti de menopoz sürecinde yaşadığı belirtiler nedeniyle eğitime ihtiyaç duyduğunu belirterek, egzersiz, diyetisyen ve fizyoterapist desteğinin kendileri için çok önemli olduğunu söyledi. Menopoz Okulu, 6 Ocak itibarıyla hasta kabulüne ve eğitim faaliyetlerine başladı. Programdan faydalanmak isteyen vatandaşlar, Kepez Devlet Hastanesi ilgili birimlerine başvurarak detaylı bilgi alabilecek. Açılış törenine Antalya İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Murat Türkyılmaz, Başkan Yardımcısı Ali Pota, Kepez Devlet Hastanesi Başhekimi Ramazan Gürkan, Başhekim Yardımcısı Gülden Toplu Öztürk ve Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Gülcan Emir katıldı.
İl Sağlık Müdürü Şirik: "Tüberkülozla mücadelede kararlıyız"
06 Ocak 2026 Salı - 13:53 İl Sağlık Müdürü Şirik: "Tüberkülozla mücadelede kararlıyız" Adıyaman İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Mehmet Şirik, tüberkülozun bulaşıcı yapısı, yaygınlığı ve etkileri nedeniyle küresel ölçekte mücadele gerektiren önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurguladı. Her yıl ocak ayının ilk pazar gününü izleyen hafta boyunca düzenlenen Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası ile toplumumuzu bilgilendirmeyi, farkındalık oluşturmayı ve bu hastalıkla mücadelede toplumsal duyarlılığı artırmayı hedeflediklerini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Şirik, Türkiye’de bu etkinliklerin 1947 yılından bu yana aralıksız sürdürüldüğünü hatırlattı. Dikkat edilmesi gereken konulara da değinen Prof. Dr. Mehmet Şirik, hastalığın öksürük ve hapşırık yoluyla havaya yayılan mikropların solunum yoluyla alınmasıyla bulaştığını ifade etti. Hastalığın belirtilerine de değinen Prof. Dr. Mehmet Şirik, "Halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, ateş, gece terlemesi gibi genel belirtilerle birlikte uzun süren öksürük, balgam, kanlı balgam ve nefes darlığı gibi solunum sistemi yakınmaları görülebilir. İki haftadan uzun süren ve antibiyotik tedavisine yanıt vermeyen öksürüklerde tüberkülozdan şüphelenilmelidir" uyarısında bulundu. Prof. Dr. Mehmet Şirik; "Tedavi, Sağlık Bakanlığımızın yayımladığı Tanı ve Tedavi Rehberi’ne uygun şekilde tüm sağlık kuruluşlarımızda ücretsiz olarak sunulmaktadır. Doğrudan gözetimli tedavi (DGT) yöntemiyle hastaların ilaçlarını düzenli kullanmaları sağlanmakta, tedavi süresince Verem Savaşı Dispanserlerinde aylık takipleri yapılmaktadır" dedi. İlaçların eksik veya düzensiz kullanımının dirençli tüberküloz gelişimine neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Mehmet Şirik, "Bu durum tedaviyi zorlaştırmakta ve süresini uzatmaktadır. Dirençli tüberküloz, dünya genelinde giderek artan bir tehdit haline gelmiştir" ifadelerini kullandı. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 Küresel Tüberküloz Raporu’na göre, 2024 yılında dünya genelinde 8,3 milyon yeni vaka bildirildiğini aktaran Prof. Dr. Mehmet Şirik, "Yaklaşık 2 milyar insan tüberküloz basili ile enfekte durumda ve bu kişilerin yüzde 5 ile yüzde 10’u yaşamlarının bir döneminde hastalığa yakalanma riski taşıyor. COVID-19 pandemisi öncesinde her yıl yüzde 3-5 oranında azalan tüberküloz insidansı, 2020’de yüzde 22 oranında düşüş göstermiştir. 2024 yılı itibarıyla yüz binde 10,4 olarak saptanmıştır" diye konuşu.
OMÜ’de görme engelliler için yapay zekâ destekli asistan devrede
06 Ocak 2026 Salı - 13:50 OMÜ’de görme engelliler için yapay zekâ destekli asistan devrede Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ), görme engelli bireylerin kampüs binalarında kimseye ihtiyaç duymadan güvenli ve bağımsız şekilde hareket edebilmesini sağlayan "Yapay Zekâ Görme Engelli Asistanı" projesini hayata geçirdi. OMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde düzenlenen tanıtım programıyla kamuoyuna duyurulan sistem, görme engelli kullanıcıları yalnızca gidecekleri noktaya yönlendirmekle kalmıyor; merdiven, eşik ve riskli alanlar gibi bölümleri de sesli ve yazılı uyarılarla bildiriyor. OMÜ Bilgi İşlem Daire Başkanı Doç. Dr. İsmail İşeri koordinatörlüğünde geliştirilen projenin testleri, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Çarşamba Ticaret Borsası Meslek Yüksekokulu ve Terme Meslek Yüksekokulu’nda başarıyla tamamlandı. İkinci aşamaya geçen sistemde kullanıcılar, bina girişlerinde veya bina içlerinde yer alan QR kodları cep telefonlarıyla okutarak konumlarını tanımlıyor. Gitmek istedikleri noktayı sesli olarak belirten öğrenciler, yapay zekâ destekli rehberlik sayesinde adım adım ve güvenli biçimde hedeflerine ulaştırılıyor. "Engelsiz Üniversite" yolunda yapay zekâ hamlesi OMÜ Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın, Ondokuz Mayıs Üniversitesi olarak "Engelsiz Üniversite" hedefiyle; engelli öğrencilerin ve personelin eğitim-öğretim süreçleri yanında bilimsel ve kültürel faaliyetlerden etkili biçimde yararlanabilmeleri için de çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti. Aydın, "18 birimimizde turuncu bayrağımız var. 9 birimimiz aday durumdadır. Önemli bir gelişme oldu. Üniversitemiz sosyokültürel erişilebilirlik anlamında mavi bayrak aldı. Çok sayıda engelli birimimizin iş birliği ile yaptığı çok sayıda çalışma var. Onlardan bir tanesi de ’Yapay Zekâ Destekli Yön Bulma Asistanı.’ Bu asistan sayesinde karekod okutarak binalarımız içerisinde erişilebilirlik sağlıyoruz. Dijital çağda yapay zekâyı engelliler için kullanmanın mutluluğunu yaşıyoruz" dedi. "Okuttukları anda sistem, onların hangi noktada olduğunu anlıyor" OMÜ Bilgi İşlem Daire Başkanı Doç. Dr. İsmail İşeri ise, "Projenin 6 aylık bir süreci var. Projenin üniversitede kullanılabilirliğiyle ilgili fikir birliğine vardıktan sonra, benim koordinatörlüğümde Bilgi İşlem Daire Başkanlığı olarak süreci başlattık. Üç okulumuzda pilot uygulama başlattık. Şu anda ikisi meslek yüksekokulu, biri fakülte olmak üzere üç okulda kullanıyoruz. Engelli kardeşlerimizden olumlu geri dönüşler aldık. Binanın girişine veya kritik noktalara karekod yerleştiriyoruz. Okuttukları anda sistem, onların hangi noktada olduğunu anlıyor. Engelli kardeşimiz ’ben kantine gitmek istiyorum’ dediğinde, sistem onu bulunduğu noktadan kantine güvenli bir şekilde götürüyor" diye konuştu. Programda, Engelli Öğrenci Birimi Akademik Koordinatörü Doç. Dr. Meryem Vural Batık ile projeye katkı sunan görme engelli öğrenciler de deneyimlerini paylaştı.
SANKO Üniversitesi SHMYO İlk ve Acil Yardım Programı’na tam akreditasyon
06 Ocak 2026 Salı - 11:53 SANKO Üniversitesi SHMYO İlk ve Acil Yardım Programı’na tam akreditasyon SANKO Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) bünyesinde yer alan İlk ve Acil Yardım Programı, sağlık eğitiminde kalite ve standardizasyonun ulusal ölçekte belgelendirilmesi amacıyla faaliyet gösteren Mesleki Eğitim Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (MEDEK) tarafından tam akreditasyon almaya hak kazandı. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, "İlk ve Acil Yardım Programı akreditasyonu; üniversitemizin, kalite odaklı eğitim anlayışını daha da güçlendirdi" dedi. Üniversitenin kurumsal akreditasyonunun yanı sıra Tıp Fakültesi ile Sağlık Bilimleri Fakültesi bünyesindeki Beslenme ve Diyetetik, Hemşirelik, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon programlarının da akredite olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Dağlı, "Akredite programlarımızın sayısının artması, nitelikli insan kaynağı yetiştirme hedefimize önemli katkılar sağlamaktadır. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulumuz bünyesindeki İlk ve Acil Yardım Programı’nın MEDEK tarafından akredite edilmesi; üniversitemizin eğitimde kalite, güvenilirlik ve sürekli gelişim anlayışının güçlü bir yansımasıdır. Bu süreç, öğrencilerimize sunduğumuz eğitimin ulusal ve uluslararası düzeyde tanınırlığını da artırmaktadır" dedi. Prof. Dr. Dağlı, "Bu başarı; özveriyle çalışan akademik ve idari kadromuzun, öğrencilerimizin ve tüm paydaşlarımızın ortak emeğinin bir sonucudur. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" diye konuştu. SANKO Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. M. Metin Bayram ise İlk ve Acil Yardım Programı’nın MEDEK tarafından akredite edilmesinin büyük bir gurur kaynağı olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Bayram, alınan akreditasyon belgesiyle programın eğitim kalitesinin resmî olarak tescillendiğini vurguladı. Akreditasyonun; programın eğitim-öğretim yapısı, ders içerikleri, uygulama imkanları , akademik kadro yeterliliği ve kalite güvence süreçlerinin ulusal standartlara uygunluğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Bayram, "MEDEK tarafından yürütülen akreditasyon sürecinde; programın eğitim hedefleri, müfredat yapısı, ders içeriklerinin güncelliği, akademik ve idari kadronun yeterliliği, uygulama ve laboratuvar altyapısı, ölçme-değerlendirme yöntemleri ile kalite güvence sistemleri kapsamlı biçimde incelendi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda İlk ve Acil Yardım Programı’nın ulusal mesleki eğitim standartlarını başarıyla karşıladığı tescillenmiştir" ifadelerini kulandı. Hedeflerinin sağlık alanında bilgi ve beceriyle donatılmış, mesleki yeterliliği yüksek mezunlar yetiştirmek olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Bayram, "Akreditasyon süreci, bu hedef doğrultusunda doğru bir yolda ilerlediğimizi göstermekte ve bizi daha iyisini yapmak için motive etmektedir" diyerek sözlerini tamamladı.
Ateşi olan çocuğu okula göndermeyin
06 Ocak 2026 Salı - 11:16 Ateşi olan çocuğu okula göndermeyin Havaların soğumasıyla birlikte çocuklarda grip vakaları arttı. Grip tanısı konmuş çocukların hastalıklarını okulda başka çocuklara bulaştırmaması için uyarılarda bulanan Özel Denizli Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uz. Dr. İlter Paydur, "Hasta çocuk ilaç kullanmadan 24 saat ateşsiz kalabiliyorsa o zaman okula gitmeli. 24 saat ilaç almadan ateşsiz kalamıyorsa hasatlığı bulaştırma ihtimali yüksek olduğundan, diğer çocukların sağlığı için okula gitmemeli" dedi. Özel Denizli Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uz. Dr. İlter Paydur grip tanısı konulan hasta çocuğun ne zaman okula gidebileceği konusunda bilgiler verdi. Tüm ebeveynlerin kendi çocuklarını düşündüğü kadar başka çocukları da düşünmesi gerektiğini ifade eden Dr. İlter Paydur, " Grip vakaları, son günlerde belirgin bir şekilde artmış durumda. Peki, grip tanısı almış bir çocuk, okula en erken ne zaman dönebilir? Gripte, virüsün en bulaştırıcı olduğu dönem, ateşin olduğu ilk 3-4 günlük dönemdir. Özellikle ateşe eşlik eden öksürük, burun akıntısı, hapşırık varsa bulaştırıcılık fazladır. Ateşin düşmesiyle birlikte bulaştırıcılık azalır. Bu nedenle, klinikte kullandığımız kritik ve güvenli bir kural şudur. Bir çocuk, ateş düşürücü kullanmadan en az 24 saat ateşsiz kalmalı ve genel durumu iyi olmalıdır. Bu şartlar sağlandıktan sonra okula dönebilir. Şunu da unutmayalım. Hepimiz çocuğumuzu düşünüyoruz ve korumaya çalışıyoruz. Ama aynı zamanda başkalarının çocuklarını da düşünmeliyiz, başkalarının çocuklarını da korumalıyız. Tekrar hatırlatmak için söylüyorum. Grip tanısı konulmuş bir çocuk, en az 24 saat ateşsiz bir dönem geçirdiyse, genel durumu iyiyse okula dönebilir" şeklinde konuştu.
"Bitter çikolata hipertansiyonu düşürebilir"
06 Ocak 2026 Salı - 10:46 "Bitter çikolata hipertansiyonu düşürebilir" 3-4 hafta düzenli ve belirli oranda tüketilen bitter çikolatanın tansiyonu anlamlı oranda düşürebildiğini ifade eden Dyt. Berna Arslan, bitter çikolatanın kalp ve genel sağlık üzerine etkileri hakkında bilgi verdi. Medicana Ataköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Berna Arslan, "Çikolata küçükten büyüğe hemen herkesin severek tükettiği bir gıda olarak biliniyor. Fakat fazlası kalori olduğu için de kilo aldırdığından şikayet ediliyor. Ancak son dönemlerde çikolatanın bitter versiyonunun kalp damar sağlığı ile genel sağlık üzerine faydaları araştırılıyor. Bitter çikolata diğer çikolatalardan daha faydalı" açıklaması yaptı. Dyt. Berna Arslan, "Bitter çikolatayı diğer türlerden ayıran en önemli özellik, yüksek kakao oranıdır. Kakao, flavonoid ve polifenoller gibi güçlü antioksidanlar içerir. Bu bileşikler, oksidatif stresi azaltarak hücre hasarını sınırlar ve damar iç yüzeyinin daha sağlıklı çalışmasına katkı sağlar. Düzenli ve ölçülü kakao tüketiminin damar sertliğini azaltabileceği ve kalp-damar hastalıkları riskini düşürebileceği bildirilmektedir" dedi. Sınırsız tüketilmemelidir Araştırmaların, her gün az miktarda bitter çikolata tüketiminin, özellikle hipertansiyon riski taşıyan bireylerde kan basıncında hafif ama anlamlı düşüşler sağlayabileceğini gösterdiğine değinen Dyt. Berna Arslan, "Bu etkinin genellikle 3-4 haftalık düzenli tüketim sonrasında ortaya çıktığı belirtilmektedir. Günlük önerilen 20-30 gram bitter çikolata, ortalama 2-3 küçük kareye denk gelir. Bu miktar sağlık yararları için yeterlidir. Ancak bitter çikolata enerji yoğun bir besindir, 100 gramı yaklaşık 500-550 kalori içerir. Fazla tüketildiğinde, fark edilmeden yüksek kalori alımına ve zamanla kilo artışına yol açabilir. Bu nedenle "sağlıklı" olsa da sınırsız tüketilmemelidir" şeklinde görüş verdi. Yaşlanmayı yavaşlatabilir Bitter çikolatanın antioksidan içerdiğini ifade eden Dyt. Arslan, "Bitter çikolata hakkında sıkça dile getirilen "yaşlanmayı yavaşlatır" ifadesi, içerdiği antioksidanların hücre sağlığını desteklemesine dayanmaktadır. Ancak bu etki tek başına yeterli değildir, dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla birlikte anlam kazanır. Ayrıca bazı bileşenleri serotonin ve endorfin salınımını destekleyerek ruh halinin iyileşmesine katkı sağlayabilir. Flavonoidlerin beyin kan akışını artırabileceğine dair bulgular da mevcuttur" diye konuştu. Kakao oranı en az yüzde 70 olmalıdır Bitter çikolatanın sağlık etkilerinden yararlanmak için kakao oranı en az yüzde 70 olan, şeker ve katkı maddesi düşük ürünler tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Dyt. Arslan, "Sütlü ve beyaz çikolatalar, düşük kakao içerikleri nedeniyle aynı etkilere sahip değildir. Bitter çikolata, ölçülü tüketildiğinde kalp-damar sağlığını destekleyen ve antioksidan içeriğiyle genel sağlığa katkı sağlayan bir besindir. Ancak sağlıklı yaşamın temeli, tek bir besin değil, dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarıdır. Tatlı bir keyfi, bilinçli bir alışkanlığa dönüştürmek mümkündür" dedi.