SAĞLIK
Denizli sağlık için hareket etti 10 Mayıs 2026 Pazar - 15:05:57 Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek amacıyla 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında yürüyüş etkinliği düzenlendi. Yenişehir Yürüyüş yolunda düzenlenen ve büyük bir katılımın gerçekleştirildiği etkinliğe Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, Sağlık Hizmetlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı Nurettin Ateş, Merkezefendi Kaymakamı Abdullah Demir, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mevlüt Dirim, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, sağlık çalışanları, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Yürüyüş saat 10.30’da Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger’in startıyla başlarken, yürüyüşte katılımcılar sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla hep birlikte yürüdü. Yürüyüşte fiziksel aktivitenin kalp sağlığı, ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapıldı. Yürüyüş sonrasında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kurulan bilgilendirme stantlarında fiziksel aktivite sağlıklı beslenme ve kronik hastalıklarla mücadele konusunda bilgilendirme yapılarak vatandaşlara broşür dağıtıldı. Katılımcılara sağlıklı atıştırmalıklar ve su ikram edildi. Tansiyon, boy-kilo ölçümü gibi sağlık taramaları da yapıldı. Etkinlik boyunca sağlık çalışanları tarafından vatandaşlara sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirmeler yapılırken, fiziksel aktivitenin ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatıldı. Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak sağlıklı bireylerle mümkün olacağını belirterek vatandaşları günlük yaşamlarında daha aktif olmaya davet etti: Köşger, "Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak kalp-damar hastalıkları, obezite, diyabet ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde günlük yaşamda fiziksel aktivite düzeyini artırmak amacıyla Sağlık Bakanlığımız tarafından hedefler belirlenmiş ve toplumu fiziksel aktiviteye özendirmek için çalışmalar yürütülmektedir. Bugün de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve her yaş grubunda hareketli yaşam kültürünün geliştirilmesini hedefleyerek İl Müdürlerimiz, vatandaşlarımız ve öğrencilerimizle birlikte yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Başta Sağlık Müdürlüğümüz olmak üzere emeği geçen tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Tüm halkımızı kaliteli ve sağlıklı yaşam için hareketli yaşama davet ediyoruz" dedi.
10 Mayıs 2026 Pazar - 11:34 Prof. Dr. Koca: "Manuel Terapi" ile ameliyatsız tedaviyi anlattı Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, uygun hastalarda uygulanan manuel terapinin ameliyatsız rehabilitasyon yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapinin bilimsel değerlendirme sonrası uygulanan özel bir rehabilitasyon yöntemi olduğunu belirtti. Prof. Dr. Koca, "Manuel terapi; kas, eklem, bağ dokusu ve omurga üzerine uygulanan bilimsel temelli özel tekniklerden oluşan bir rehabilitasyon yöntemidir. Amaç ağrıyı azaltmak, hareket kısıtlılığını gidermek ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır" dedi. "Her ağrının nedeni aynı değil" Prof. Dr. İrfan Koca, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her bel ve boyun ağrısını "fıtık" olarak değerlendirmek olduğunu ifade ederek uygulama öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekerek, "Kas spazmları, postür bozuklukları, eklem problemleri, sinir basıları veya romatizmal hastalıklar benzer şikâyetlere yol açabiliyor. Bu nedenle her hastaya aynı yaklaşım uygulanmaz. Öncelikle ağrının gerçek nedeni ortaya konulmalıdır" şeklinde konuştu. "Amaç sadece ağrıyı azaltmak değil" Prof. Dr. İrfan Koca’ya göre manuel terapinin temel hedeflerinden biri yalnızca mevcut ağrıyı baskılamak değil; hareket kabiliyetini artırmak, kas-iskelet sistemi dengesini yeniden sağlamak ve günlük yaşam fonksiyonlarını iyileştirmek olduğunu ifade etti. Özellikle; Bel ve boyun ağrıları, Kas spazmları, Hareket kısıtlılıkları, Duruş bozuklukları, Spor yaralanmaları sonrası rehabilitasyon, Omuz ve sırt bölgesi problemleri gibi durumlarda manuel terapiden fayda görülebileceği belirtiliyor. "Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor" Prof. Dr. İrfan Koca, son yıllarda fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların daha fazla önem kazandığını ifade etti. Manuel terapinin; Nöral terapi, Proloterapi, Kinezyobant uygulamaları, Kuru iğne uygulamaları ve Medikal egzersiz programları ile birlikte planlanmasının tedavi başarısını artırdığını belirten Koca, "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında artık daha bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Manuel terapinin nöral terapi, proloterapi, kinezyobant uygulamaları ve egzersiz programlarıyla birlikte planlanması; hem ağrı kontrolü hem de hareket kapasitesi açısından daha etkili sonuçlar sağlamaktadır" ifadelerini kullandı. "Bilinçsiz uygulamalar risk oluşturabilir" Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapi uygulamalarının mutlaka eğitimli sağlık profesyonelleri tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak bilinçsiz müdahalelerin bazı hastalarda mevcut problemleri artırabileceğini söyledi. Özellikle travma sonrası gelişen ağrı, kol veya bacakta güç kaybı, ileri derecede uyuşma ya da idrar kaçırma gibi belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade eden Koca, "Doğru hasta seçimi, doğru tanı ve kişiye özel rehabilitasyon planlaması rehabilitasyon sürecinin en önemli basamaklarıdır" diye konuştu.
Balıkesir, "Obezite ve Mide kanseri" zirvesine ev sahipliği yapıyor
14 Şubat 2026 Cumartesi - 13:13 Balıkesir, "Obezite ve Mide kanseri" zirvesine ev sahipliği yapıyor "Obezite ve Mide Kanseri Zirvesi" Balıkesir Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. Kanser ve Obezite Derneği tarafından düzenlenen ilk sempozyum olma özelliğini taşıyan "Obezite ve Mide Kanseri Zirvesi", Balıkesir Üniversitesinin ev sahipliğinde, Doç. Dr. Ferhat Çay başkanlığında Balıkesir’de gerçekleştirilecek. Sempozyum, Balıkesir Üniversitesi Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılacak ve Türkiye’nin dört bir yanından alanında uzman, akademik ve klinik deneyimi yüksek isimleri bir araya getirecek. Bilimsel içeriği, kapsamı ve katılım düzeyiyle dikkat çeken zirveye 255 katılımcı bekleniyor. Gerçekleştirilecek kapsamlı organizasyon, Balıkesir için yalnızca bir bilimsel etkinlik değil, aynı zamanda şehrin akademik ve sağlık alanındaki vizyonunu yansıtan önemli bir prestij organizasyonu olarak da görülüyor. Zirvede obezite cerrahisi, mide kanseri, multidisipliner hasta yönetimi, güncel cerrahi yaklaşımlar ve klinik deneyim paylaşımları ele alınacak. Sempozyumun en dikkat çeken başlıklarından biri ise robotik cerrahi eğitimi olacak. Katılımcılara yönelik planlanan bu eğitim, Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde verilen ileri düzey cerrahi eğitimler arasında yer alıyor ve organizasyona ayrı bir bilimsel değer katıyor. Sempozyum Başkanı Doç. Dr. Ferhat Çay, etkinliğe ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "Bu zirve yalnızca bir bilimsel toplantı değil; bilgi paylaşımının, deneyim aktarımının ve geleceğin cerrahisinin konuşulduğu çok özel bir platform olacak. Türkiye’nin en değerli hocalarını Balıkesir’de buluşturmak bizim için büyük bir onur. Aynı zamanda robotik cerrahi eğitimi gibi yüksek teknolojili bir içeriği Balıkesir’e taşımak, şehrimiz adına çok kıymetli bir kazanımdır. Obezite ve Mide Kanseri Zirvesi, Balıkesir’in sağlık, bilim ve akademi alanında ulusal ölçekte görünürlüğünü artıran, uzun vadede referans organizasyonlardan biri olmayı hedefleyen güçlü bir bilimsel platform olarak konumlanıyor"
Kalp nakliyle 12 yıldır sağlıklı yaşıyor
14 Şubat 2026 Cumartesi - 12:37 Kalp nakliyle 12 yıldır sağlıklı yaşıyor Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan nakille 12 yıl önce kalp nakli olan Atilla Alay hayatına mutlu bir şekilde devam ediyor. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Bayezid tarafından Atilla Alay’a 42 yaşındayken kalp nakli yapıldı. 54 yaşında olan Atilla Alay, 12 yıldır herhangi bir problem olmadan hayatını devam ettirdiğini söyledi. "Kalp nakli sürecimde çok güzel geçti" Hastalık sürecinden bahseden 54 yaşındaki Atilla Alay, "Bir kas rahatsızlığım olmuştu. Ona bağlı olarak kalp yetmezliği gelişti. Kalp tamamen durma noktasına gelmişti. O süreçte Prof. Dr. Ömer Bayezid hocamla kardeşimin tavsiyesi üzerine, tanıştık. Beni acil nakil olacaklar listesine yazdırdı. Çünkü hayati riskim çok yüksekti. 12 yıl oldu. Yaklaşık 12 yıl önce Ömer hocam ve ekibi tarafından kalp nakli yapıldı. Kalp nakli sürecimde çok güzel geçti. Daha sonrasında gerekli kontrolleri vaktinde yaptırıyorum. Yani şu an herhangi bir problem yok. Yine 3 ayda bir kontrollerime geliyorum, o şekilde hayatımı devam ettiriyorum." dedi. "Hayatıma sağlıklı bir şekilde devam ediyorum" Atilla Alay "Hayati riskim yüksek olduğu için ilk önce yapay kalp planlandı. Daha sonra Ömer hocam hatta birkaç gün önce geldi bana moral verdi. Canını sıkma seni sağlık bir şekilde çıkartacağız buradan diye. Aslında nakil olacağım söylenmedi. Çok umutlanmayalım diye. Ama tabii ben anladım. O süreçten sonra nakil için uygun olduğum tespit edildi, ameliyata aldılar. Anamur’da vefat eden bir genç arkadaşın kalbi nakledildi. O süreçte bütün hocalarım olsun, çalışanlar olsun çok büyük emek gösterdi. Gerçekten hâlâ da öyle geldiğimiz zaman bizi ailenin bir ferdi gibi karşılıyorlar. O yüzden şu an çok mutluyum. Hayatıma sağlıklı bir şekilde devam ediyorum." şeklinde konuştu. "Eşimle hayatımızı devam ettiriyoruz" Emekli olduğunu söyleyen Atilla Alay, "Aslında teknik uzmandım ama bu rahatsızlığımdan sonra artık emekli olmaya karar verdim. Şu an eşimle birlikte emekli hayatı yaşamaya çalışıyoruz. Nakilden sonra eşimle tesadüfen bir aracı vasıtasıyla tanıştık ve ilk görüşte de zaten birbirimize uygun olduğumuzu karar verdik. Yaklaşık bir buçuk ay gibi kısa bir sürede de evlendik. Eşim Gaziantep’teydi, Antalya’ya geldi. Şu an mutlu bir şekilde eşimle hayatımızı devam ettiriyoruz." dedi. Atilla Alay, "Nakil esnasında birinci eşimle evliydim. Nakilden sonra biraz anlaşmazlıklarımız çıktı. Eski eşimle benden ayrılmak istedi. Ben de saygıyla karşıladım. Daha sonra 3 yıllık bekarlıktan sonra eşimle evlendim işte. Yaklaşık 5 yıldan beri de eşimle evliyim dediğim gibi çok mutlu bir şekilde hayatımızı devam ettiriyoruz." ifadelerini kullandı. "Organ bağışı hala tartışılan bir konu" Atilla Alay, "Organ bağışı toplumumuzda maalesef bazı tabulardan dolayı hala tartışılan bir konu. Aslında inancımız ne olursa olsun bir hayat kurtarmaktan daha güzel bir şey olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle bütün insanları öldükten sonra çürüyüp toprak olacak organlarımızın bir başkalarına hayat vermesini tercih etmelerini diliyorum. İnşallah bu bilinç düzeyi artar ve organ bekleyen birçok hastalarımız şifa bulur ve hayatlarına devam ederler. Bu çok önemli." dedi. "Nakil olmasaydı eşim şu an biz tanışmıyor olabilirdik" Atilla Alay’ın eşi Nevin Alay "5 yıl önce evlendik. Herkesin bu bağışa katılmasını diliyorum ben. Çünkü gerçekten hayat kurtaran bir olay. Öyle bir nakil olmasaydı eşim şu an hayatta olamayabilirdi. Biz tanışmıyor olabilirdik. Yani herkesin buna yönelmesini istiyorum" şeklinde konuştu.
Samsun’da sağlık yatırımları yükseliyor
14 Şubat 2026 Cumartesi - 11:56 Samsun’da sağlık yatırımları yükseliyor Samsun’da sağlık altyapısını güçlendirecek toplam 5 milyar 609 milyon 314 bin TL’lik 8 ayrı yatırımın yapımı sürerken, en büyük payı 350 yataklı Atakum Devlet Hastanesi aldı. Samsun İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde kent genelinde yürütülen projeler kapsamında 2 milyar 420 milyon TL proje bedeline sahip 350 yatak kapasiteli Atakum Devlet Hastanesi inşaatında fiziki gerçekleşme oranı yüzde 40’ın üzerine çıktı. Hastanenin 2027 yılında tamamlanarak hizmete açılması planlanıyor. 250 yatak kapasiteli Tekkeköy Devlet Hastanesi’nin proje bedeli 1 milyar 649 milyon TL olarak açıklandı. Geçen yıl yeniden başlanan projede çalışmalar sürerken, hastanenin bu yıl tamamlanması hedefleniyor. Bu yıl hizmete alınması planlanan 50 yatak kapasiteli Alaçam-Yakakent Devlet Hastanesi’nde ise fiziki gerçekleşme oranı yüzde 75 seviyesine ulaştı. 566 milyon TL proje bedeline sahip hastanede çalışmalar aralıksız devam ediyor. 40 milyon TL yatırım bedeli bulunan Çarşamba Sağlıklı Hayat Merkezi, 6 Aile Hekimliği Birimli Aile Sağlığı Merkezi ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu projesinde fiziki gerçekleşme oranı yüzde 90 seviyesine çıktı. 25 yatak kapasiteli ve 283 milyon TL proje bedelli Ayvacık Devlet Hastanesi’nin ise 2027 yılında tamamlanması planlanıyor. İnşaatta fiziki gerçekleşme oranının yüzde 6 olduğu bildirildi. Öte yandan İl Sağlık Müdürlüğü hizmet binası, Halk Sağlığı Laboratuvarı, Sağlıklı Hayat Merkezi, 5 hekimli Aile Sağlığı Merkezi ile 112 Komuta Kontrol Merkezi yapım işlerinin toplam proje maliyeti 599 milyon TL olarak açıklandı. Yeni başlanan projelerin 2027 yılı içinde tamamlanması hedefleniyor. Ayrıca Vezirköprü Kamile Kavas 112 ASHİ Samsun Acil Sağlık Merkezi projesinde de fiziki gerçekleşme oranının yüzde 90’a yaklaştığı bildirildi.
Biruni Üniversitesi ev sahipliğinde "Sağlıklı Yaşam Tıbbı" sempozyumu düzenlendi
14 Şubat 2026 Cumartesi - 10:21 Biruni Üniversitesi ev sahipliğinde "Sağlıklı Yaşam Tıbbı" sempozyumu düzenlendi Biruni Üniversitesi ev sahipliğinde, Sağlık Bakanlığı’nın destekleriyle düzenlenen "2’inci Türkiye Sağlıklı Yaşam Tıbbı" sempozyumunda, sağlıklı uzun yaşam ile ilgili yaklaşımlar ele alındı. Yaşam Tarzı Tıbbı Derneği tarafından sempozyum, Biruni Üniversitesi Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programa Türkiye’nin önde gelen sağlık kuruluşlardan ve yurt dışından akademisyenler, hekimler ile sağlık profesyonelleri katıldı. Programda yaşam tarzı tıbbının bilimsel temelleri, uluslararası uygulamaları ve Türkiye’deki kurumsallaşma süreci ele alındı. "Bakış açısını değiştirmek ve sağlıklı yaşamı öne çıkarmak lazım" Sempozyumun ardından konuşan Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, "Bugün yurt dışından gelen misafirlerimizle beraber sağlıklı yaşam tıbbını konuşuyoruz. Aslında bu tamamen sağlık sektöründe ve doktorların eğitiminden, temelden değişmesi gereken bir durum. Çünkü biz doktorlar olarak hep hastalıkları tedavi ediyoruz. Oysa ki bakış açısını değiştirmek ve aslında nasıl sağlıklı ve uzun yaşamı sağlayacağımızı öne çıkarmamız lazım" dedi. "Sağlıklı, uzun bir yaşama ulaşmamız mümkün" Sağlıklı yaşam tıbbının tıp fakültesi eğitimimizden başladığını söyleyen Prof.Dr. Esra Kaytan Sağlam, "Eğitimle beraber aslında doktorlar olarak ve sağlık çalışanları olarak bizlerin görevi tüm toplumun sağlıklı yaşamını uzatmak ve bu konudaki bilgilendirmeyi arttırmak. Burada en önemli sacayakları egzersiz, beslenme, stres yönetimi ve düzenli uykudur. Yaşam tarzımızı değiştirmek ve bilinen risk faktörlerini; sigara gibi, alkol gibi yaşamımızdan uzaklaştırmakla aslında hastalıklardan korunmamız mümkün. Ve böylece de sağlıklı, uzun bir yaşama ulaşmamız mümkün" diye konuştu. Prof.Dr. Esra Kaytan Sağlam, "Tüm doktorlar ve sağlık çalışanları olarak halkımızı bu konuda eğitmeli, bilinci arttırmalı ve Sağlık Bakanlığımızın da yeni Sağlıklı Yaşam Tıbbı Sertifika Programları ile bu konuda tüm halkımıza, toplumumuza farkındalığı arttırıcı iyi bir yaşam verme konusunda çalışmamıza devam etmemiz lazım. Bugünkü sempozyumda da burada detaylarıyla tartıştığımız konuların temelleri bunlar" şeklinde konuştu. "Savaş meydanlarda değil, hücresel düzeyde" Yaşam Tarzı Tıbbı Derneği Başkanı Dr. Hande Türkyılmaz ise konuşmasında "Artık belirleyiciler patojenler değil, bizim tercihlerimiz diyoruz. Artık tehdit mikroplar değil, bizim metabolik yükümüz. Ve artık savaş meydanlarda değil, hücresel düzeyde meydana geliyor. Bu nedenle de içinde bulunduğumuz bu çağda artık sağlık politikalarının, bizim tıbbi yaklaşımlarımızın eksen değiştirmesi gerekiyor. Tedavi merkezli sistemden önleme merkezli bir sisteme, hastalık yönetiminden sağlık inşasına geçmemiz gerekiyor. Yaşam tarzı tıbbı sadece bireysel bir tercih değil, aslında kamusal bir sağlık stratejisi olarak karşımıza çıkıyor" dedi. "Artık kronik hastalıklarla mücadele etme zamanı" Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Toplum Sağlığı Hizmetleri ve Eğitim Dairesi Başkanı Dr. Aslıhan Külekçi Uğur konuşmasında, "Sağlıklı Hayat Merkezleri sağlıklı yaşamın teşvikini amaçlayan, bu amaç doğrultusunda da sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılması, hareketli yaşam tarzının benimsetilmesi, sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi hususu olması konusunda hızla yol alıyoruz. Artık kronik hastalıklarla mücadele etme zamanı ve en büyük savaşımızı bununla vereceğiz ve burada sağlıklı yaşam tıbbının kıymeti çok büyük. Çünkü sadece hastalığı iyileştirmek değil, yaşam tarzını değiştirerek ancak kronik hastalıklarla mücadele edebiliriz" dedi.
Sevgililer Günü’nde eşinden gelen hayat
14 Şubat 2026 Cumartesi - 10:05 Sevgililer Günü’nde eşinden gelen hayat Antalya’da yıllarca diyaliz tedavisi gören Fatma Aydın Dönmez, Sevgililer Günü’ne eşinin bağışladığı böbrekle giriyor. Dönmez, nakil sürecini anlatırken 8 yaşındaki kızlarının ameliyat öncesi kendisine, "Anne bir gün iyileşeceksin değil mi?" diye sorduğunu belirterek, "Eşimin bana karşı olan sevgisi, fedakârlığı, saygısı hayatımın devam etmesini sağladı" dedi. Antalya’da yaşayan Fatma Aydın Dönmez’in yaşamını değiştiren süreç, bacak ağrısıyla başladı. Hastaneye başvuran Dönmez’e yapılan tahlillerde böbreklerinde rahatsızlık olduğu belirlendi. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bölümü’nde yapılan ileri tetkiklerin ardından Dönmez’e yüksek tansiyona bağlı böbrek yetmezliği teşhisi kondu. Tedavi süreci devam ederken hamile kalan Dönmez’in böbrek fonksiyonları hamilelik döneminde daha da geriledi. Doğumun ardından diyaliz tedavisine başlanan Dönmez, uzun yıllar makineye bağlı bir yaşam sürdürdü. Yıllarca umutla organ bağışı bekledi Nakil için geçen yılları anlatan Fatma Aydın Dönmez, diyalizle geçen sürecin hem fiziksel hem de psikolojik olarak yıpratıcı olduğunu söyledi. Organ bağışının önemine dikkat çeken Dönmez, yaşadıklarını şu sözlerle dile getirdi: "44 yaşındayım. Yaklaşık 9 yıllık evliyiz. İlk önce bacağımdaki ağrı nedeniyle hastaneye başvurdum. Ayağım uyuşmaya başlamıştı. Yapılan tahlillerde böbreklerde ciddi sıkıntı olduğu söylendi. Acil nefrolojiye yönlendirildik. O bölüme girdikten sonra bir daha çıkamadım. Biopsiler, tahliller derken yüksek tansiyona bağlı böbrek yetmezliği teşhisi kondu. Tedavi altına alındım. Ardından hamilelik süreci başladı. Doğumla birlikte böbreklerim tamamen iflas etti. Diyaliz süreci başladı. Beş yıl boyunca organ bağışı bekledik ama ne yazık ki uygun organ bulunamadı." "Keşke bu fedakârlık gerekmeseydi" Uzun süre organ bağışı beklemelerine rağmen sonuç alamadıklarını belirten Dönmez, eşinden yapılan naklin ardından sağlığına kavuştuğunu ancak yaşadığı duyguyu buruk bir sevinçle anlattı. Dönmez, "Eşim bu konuda hep çok ısrarcıydı. Biraz daha bekleyelim, belki organ bağışından bir haber gelir diyordum. Ama gelmeyince başka çaremiz kalmadı. Eşimin bana karşı olan sevgisi, fedakârlığı ve saygısı hayatımın devam etmesini sağladı. Ona minnettarım. Ama keşke bu fedakârlık gerekmeseydi. Keşke bir organ bağışıyla gerçekleşseydi. Ameliyata girerken beni uğurlaması bile benim için yeterliydi. Toprağa gidecek bir organın, başka bir bedende hayat bulması elbette çok daha anlamlı olurdu. Toplumda organ bağışı bilincinin artmasıyla bu farkındalığın güçleneceğine inanıyorum. Sevgi ise her şeyin en büyük gücü. Sevgi ve saygı, hayatın önünde gelen en kıymetli değerler. Eşim organını verse de vermese de ben onu her şeyden önce çok seven ve değer veren biriydim. Benim için o, rüyalarımın insanıydı" şeklinde konuştu. "Anne bir gün iyileşeceksin değil mi?" Nakil sürecinin aile üzerindeki en ağır yükünün 8 yaşındaki kızları olduğunu ifade eden Dönmez, ameliyat öncesi yaşadıkları duygusal anları da şöyle paylaştı: "En zor olan çocuğumdu. Ameliyat öncesinde bana ‘Anne bir gün iyileşeceksin değil mi?’ diye soruyordu. Benim için dua ediyordu. Ameliyatın ardından kızımın ‘Anne, artık iyileştin, sağlıklısın değil mi?’ dediğini duydum ve gözlerindeki sevincin ışığını gördüm. Onunla birlikte ben de mutlu oldum." "Hayatımı paylaştığım kişiyle organımı da paylaşırım" Eşinin sağlık mücadelesine tanıklık etmenin kendisi için çok zor olduğunu belirten Deniz Dönmez ise süreci şu sözlerle anlattı: "9 yıllık evliyiz. Aynı yerde çalışıyoruz, kendi emlak ofisimiz var. Süreç bizim için gerçekten çok zordu. Sevdiğiniz bir insanın gözünüzün önünde erimesi çok ağır bir duygu. Uzun süre organ naklini bekledik. Sonunda doktorlarımız ‘Sen verici olabilirsin’ dedi. Hayatımı paylaştığım kişiyle organımı da paylaşmam benim için çok doğal. Ancak herkes bu sürece aynı duyarlılıkla yaklaşmıyor. Oysa organ nakli, bir hayatı kurtarmak demek. Bir çocuğun annesine, bir eşin sevdiğine, bir ailenin babasına yeniden kavuşması İnsanlar bunun ne anlama geldiğini bilse, organ bağışına çok daha fazla destek verir diye düşünüyorum."
Zor denilen ameliyat Van’da başarıyla yapıldı
14 Şubat 2026 Cumartesi - 09:52 Zor denilen ameliyat Van’da başarıyla yapıldı VAN (İHA) – Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, İstanbul ve Ankara’da yüksek riskli görülerek korkutulan iki hastayı Van’da başarıyla ameliyat ederek sağlığına kavuşturdu. Ağrılı olup uzun yıllardır İstanbul’da yaşayan 53 yaşındaki Neriman Kılıç ile Hakkarili 51 yaşındaki Şükriye Açar da İstanbul ve Ankara’da hastane hastane gezdikten sonra Prof. Dr. Halil Başel’e ulaştı. Gittikleri hastanelerde ‘felç kalırsın, masada kalırsın’ gibi ifadelerle korkutulan hastalar, Prof. Dr. Başel’in ikna çalışmaları sonucu yapılan operasyonla sağlıklarına kavuştu. "En büyük eforumuz ameliyattan ziyade hastayı ve ailesini ikna etmek oldu" İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Halil Başel, özellikle büyük şehirlerde hastaların gereğinden fazla korkutulduğuna dikkat çekerek, "İlk hastamız Neriman Hanım aslında Ağrılı ancak uzun süredir İstanbul’da yaşıyor. Yaklaşık 4–5 ay önce kendisine glomus tümörü tanısı konulmuş. Bu süreçte maalesef hastamız fazlasıyla korkutulmuş. Ameliyatın muhtemel komplikasyonları sürekli anlatılmış. Gittiği her hekim farklı tetkikler istemiş; anjiyolar, biyopsiler yapılmış. E-Nabız üzerinden kayıtlarını incelediğimde, hastaya yapılmaması gereken pek çok işlemin yapıldığını gördüm. Tümör 6 santimetre büyüklüğündeydi. Açıkçası en büyük eforumuz ameliyattan ziyade hastayı ve ailesini ikna etmek oldu" dedi. "Felç kalırsın denilmiş, masada kalma korkusu yaşatılmış" Hastanın ve ailesinin ciddi bir psikolojik baskı altında Van’a geldiğini belirten Başel, süreci şu sözlerle aktardı: "Bilinçli bir oğlu vardı. Bana, ‘Hocam burada gittiğimiz hekimlerin hiçbiri sizin anlattıklarınızı söylemiyor, hep en kötü senaryolar anlatılıyor, biz çok korkuyoruz’ dedi. En son çekilen bir film sonrası hastaya, ‘Bu tümörü aldırırsan kesin felç olursun, masada kalma ihtimalin çok yüksek’ denilmiş. Bu tür söylemler hastayı tamamen yıpratmış." "Bir saatlik ameliyatla 6 santimlik tümör alındı" Hastanın Van’a gelmesinin ardından sürecin hızlı ve başarılı ilerlediğini ifade eden Başel, "Hastamızı İstanbul’dan Van’a getirmek en zor aşamaydı. Geldikleri gün tetkiklerini yaptık, ertesi gün ameliyata aldık. Ameliyat yaklaşık bir saat sürdü ve 6 santimetrelik tümörü tamamen çıkardık. Allah’a şükür hiçbir komplikasyon gelişmedi. Bu tür ameliyatlarda bazen ses kısıklığı olur ama bu bile yaşanmadı. Hastamız taburcu aşamasına geldi" diye konuştu. "Gözünü açtığında felç olmadığını görünce mutluluğu bize de yansıdı" Ameliyat sonrası anları da paylaşan Prof. Dr. Başel, sözlerini şöyle tamamladı: "Yoğun bakımda gözünü açtığında felç olmadığını fark etti ve çok mutlu oldu. Onun bu mutluluğu bizleri de son derece mutlu etti." "Bize ‘felç olursun’ dediler" Ameliyat sonrası konuşan Neriman Kılıç ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: "Çok hastane gezdim. Bana ‘felç kalırsın, konuşamazsın’ dediler. Aylarca çok kötü günler geçirdim. Halil Hocayı bulduk, tümörümü başarılı bir şekilde çıkardı. Allah razı olsun." Neriman Kılıç’ın eşi Kıyasettin Kılıç ise "İstanbul’da yüzde 100 felç riski dediler. Önce Allah’a, sonra Halil Hocaya güvendik. Ameliyat çok başarılı geçti" ifadelerini kullandı. Hakkari’den Ankara’ya, oradan Van’a umut yolculuğu Prof. Dr. Halil Başel, ikinci hastanın ise Hakkarili 51 yaşındaki Şükriye Açar olduğunu belirterek, "Hakkari’de ameliyat yapılamaz denilerek Ankara’ya yönlendirilmiş. Orada da hastane hastane gezmişler. Bir yakınının tavsiyesiyle bize ulaştılar. Tümörü büyük ve iki taraflıydı. Hastayı Van’a aldık ve başarılı bir operasyon gerçekleştirdik. Yarın taburcu etmeyi planlıyoruz" dedi. "Bizi çok korkuttular ama şimdi çok mutluyuz" Şükriye Açar da, Ankara’ya kadar gittiğini belirterek, "Onlarca doktora gittim. Beni çok korkuttular. ‘Masadan kalkamazsın’ dediler. Halil Hoca tümörümü çıkardı, hiçbir sıkıntı yaşamadım. Önce Allah, sonra hocamdan razıyım" şeklinde konuştu.
Her 10 kişiden 7’si sigarayı bırakmak istiyor
14 Şubat 2026 Cumartesi - 09:37 Her 10 kişiden 7’si sigarayı bırakmak istiyor Sigaranın yalnızca içeni değil, çocuklardan yetişkinlere kadar herkesi etkileyen ciddi bir sağlık tehdidi olduğuna dikkat çeken Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Fadime Tülücü, sigarayı bırakmanın güçlü bir iradenin yanında profesyonel destek gerektiren bir tedavi süreci olduğunu vurguluyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Yeniboğaziçi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Fadime Tülücü, sigaranın sağlık üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekerek sigaranın masum bir alışkanlık değil, kronik ve ölümcül sonuçlar doğurabilen bir hastalık olduğunu vurguluyor. Sigaranın içinde yedi binden fazla kimyasal madde bulunduğunu ve bunların en az 81’inin kansere neden olduğunu belirten Tülücü, "Sigarayı deneyen her üç çocuktan biri bağımlı hale geliyor" açıklaması yaptı. Bireyler arasındaki genetik farklılıkların bağımlılık derecesinden hastalık riskine kadar birçok etkide belirleyici olabildiğini de ekledi. "2030’a kadar hayatını kaybeden sayısı 8’5 milyona ulaşabilir" Doç. Dr. Tülücü, "Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre her gün yaklaşık 14 bin, her yıl ise 5,5 milyon insan sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Uzmanlar, bu sayının 2030 yılına kadar yılda 8,5 milyona ulaşacağını öngörüyor" dedi. Sigara tüm organlarda kalıcı hasar bırakıyor Sigaranın başta akciğer olmak üzere tüm organlarda kalıcı hasara yol açtığını belirten Doç. Dr. Tülücü, KOAH, akciğer kanseri ve kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa neden olduğunu ifade etti. Sigaranın damarları daraltarak kalp krizi riskini artırdığını, bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu enfeksiyonlara karşı savunmasız bıraktığını vurgulayan Tülücü, uzun süreli kullanımın yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürdüğünü söyledi. Sadece içeni değil, çevresindekini de etkiliyor Pasif içiciliğin en az aktif içicilik kadar tehlikeli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Tülücü, özellikle sigara içilen ortamlarda büyüyen çocuklarda bronşit, zatürre ve astım gibi solunum yolu hastalıklarının daha sık görüldüğünü belirtti. Bu maruziyetin çocukların akciğer gelişimini yavaşlatabileceğini ve akciğer kapasitesinde azalmaya yol açabileceğini ifade etti. Pasif sigara dumanına maruz kalan erişkinlerde akciğer kanseri riskinin yüzde 21, kalp ve damar hastalıkları riskinin ise yüzde 27 oranında arttığını vurgulayan Doç. Dr. Fadime Tülücü, uzun yıllar süren maruziyette bu risklerin iki katına kadar çıkabileceğini belirtti. Kadınlarda pasif içiciliğe bağlı meme kanseri riskinin yüzde 70 oranında yükseldiğini, genel ölüm riskinin ise 2 ila 10 kat arttığını da sözlerine ekledi. Büyüme geriliği, boy kısalıpına yol açabilir Gebelikten ileri yaşlara kadar süren etkiler Gebelik döneminde sigara kullanımı ya da çocukların sigara dumanına maruz kalmasının büyüme geriliği ve boy kısalığı gibi gelişimsel sorunlara yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Tülücü, sigaranın nörotoksik etkilerinin öğrenme güçlüğü, hafıza problemleri ve gençlerde okul başarısında düşüş gibi sonuçlara neden olabileceğini dile getirdi. İleri yaşlarda ise bu etkilerin demans ve Alzheimer riskini artırabileceğini vurguladı. Sigarayı bırakmak için istek yetmez, destek gerekir Sigara bırakma sürecinde "istek, destek ve tedavi" unsurlarının hayati önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Tülücü, her 10 kişiden 7’sinin sigarayı bırakmak istediğini ancak yalnızca yüzde 40’ının bunu başarıyla gerçekleştirebildiğini ifade etti. Sigarayı bırakmak isteyen bireylerin mutlaka doktor kontrolünde bir tedavi süreci yürütmesi gerektiğini vurgulayan Tülücü, tekrar başlama riskinin yüksek olduğunu ve bu nedenle düzenli takibin şart olduğunu söyledi. En etkili sonuçların ise ilaç tedavisi ile davranışsal terapi yöntemlerinin birlikte uygulanmasıyla elde edildiğini belirtti. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nden kurulan Sigarayı Bırakma Polikliniği’nin bu yönüyle önemli bir ihtiyacı karşılayacağını vurgulayan Doç. Dr. Tülücü, bırakılan her sigaranın daha sağlıklı bir yaşamın başlangıcı olduğunu vurgulayarak sigara kullanan herkesi profesyonel destek almaya çağırdı.
Köşk’te okul kantinleri denetlendi
14 Şubat 2026 Cumartesi - 09:30 Köşk’te okul kantinleri denetlendi Aydın’ın Köşk ilçesinde öğrencilerin okulda sağlıklı gıda tüketmeleri ve hijyenik ortamlarda alışveriş yapmaları amacıyla okul kantinleri denetlendi. Her gün binlerce öğrenciye hizmet veren okul kantinlerinde Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerince denetimler aralıksız sürüyor. Bu çerçevede Köşk’te de okul kantinleri denetlendi. Muhtemel gıda kaynaklı hastalıkların önlenmesi ve öğrencilerin hijyenik ortamlarda alışveriş yapması amacıyla kontroller gerçekleştirilirken, ekipler gıda ürünlerini tek tek inceledi. Ürünlerin "okul gıdası" standartlarına uygun olup olmadığı da bakılırken ürünlerin son tüketim tarihi ve etiket kontrolleri yapıldı. Hijyen, çalışma ortamı gibi konularda denetimler de gerçekleştirilirken kantin işletmecilerine öğrenci sağlığını tehdit eden ürünlerin satışına müsaade edilmediği hatırlatıldı. Yönetmeliğe aykırı hareket eden kantincilere ise cezai işlem uyguladı. Öğrencilerin okulda sağlıklı gıda tüketmeleri ve hijyenik ortamlarda alışveriş yapmaları adına kantin denetimlerinin yıl boyunca devam edeceği öğrenildi. Denetimler ile ilgili Köşk İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Okul Kantinlerinde Satılacak Gıda ve Eğitim Kurumlarındaki Gıda İşletmelerinin Hijyen Yönünden Denetlenmesi Genelgesi kapsamında, ilçemiz eğitim kurumlarında bulunan kantin ve gıda işletmelerinde İlçe Gıda İşletmeleri Deneti Ekibi tarafından denetimlerimizi gerçekleştirdik. Sevgili öğrencilerimizin gıdaya ulaşmasında sağlık ve hijyen kuralları konusunda hassasiyet ve duyarlılığımız devam edecek" ifadeleri yer aldı.