SAĞLIK
19 Mart 2026 Perşembe - 11:06 Uzmanından uyarı: "Down sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılıktır" Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Ceren Yılmaz, Down sendromunun bir hastalık değil, genetik bir farklılık olduğunu belirtti. Yılmaz, erken eğitim ve doğru destekle bu bireylerin topluma tam anlamıyla kazandırılabileceğini ifade etti. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Uzman Dr. Ceren Yılmaz, Down sendromu hakkında toplumda yaygın olan yanlış bilgilere dikkat çekti. Down sendromunun temelinde kromozom sayısındaki farklılık olduğunu belirten Yılmaz, normalde insan hücrelerinde 46 kromozom bulunurken, bu bireylerde 21. kromozomdan fazladan bir kopya yer aldığını ifade etti. Bu durumun tıpta Trizomi 21 olarak adlandırıldığını aktaran Yılmaz, vakaların yaklaşık yüzde 95’inin anne karnında hücre bölünmesi sırasında kromozomların doğru şekilde ayrılmamasından kaynaklandığını kaydetti. Ailelerin kendilerini suçlamaması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, hamilelikte yapılan bir davranışın bu duruma neden olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu söyledi. Eğitimle yeni beceriler kazanabilirler Down sendromlu bireylerin hiçbir şey öğrenemeyeceği yönündeki inanışın bilimsel olarak doğru olmadığını belirten Yılmaz, uygun eğitim ve destekle bu kişilerin yeni beceriler kazanabildiğini ifade etti. Bu çocukların okula gidebildiğini, spor ve sanatla ilgilenebildiğini söyleyen Yılmaz, toplumun üretken bireyleri olabileceklerini dile getirdi. Down sendromunun gebelik sırasında ve doğumdan sonra çeşitli testlerle belirlenebildiğini aktaran Yılmaz, hamilelik döneminde yapılan kombine test, üçlü-dörtlü tarama testleri ve NIPT gibi yöntemlerin bebeğin risk durumunu gösterebildiğini belirtti. Risk yüksek çıktığında kesin tanı için amniyosentez veya koryon villus örneklemesi gibi ileri testlerin uygulandığını, doğum sonrası şüphe durumunda ise karyotip analizi ile kesin tanı konulabildiğini kaydetti. Fiziksel ve zihinsel gelişim yavaş ilerleyebiliyor Down sendromlu çocukların gelişiminin bazı alanlarda akranlarına göre daha yavaş olabileceğini belirten Yılmaz, özellikle fiziksel gelişim, öğrenme ve dil gelişiminde farklılıklar görülebileceğini ifade etti. Kas gevşekliği nedeniyle oturma, emekleme ve yürüme gibi motor becerilerin daha geç kazanılabildiğini aktaran Yılmaz, konuşma gelişiminin de genellikle daha yavaş ilerlediğini söyledi. Erken müdahalenin gelişimdeki en kritik unsur olduğuna dikkat çeken Yılmaz, fizik tedavi, konuşma terapisi, ergoterapi ve özel eğitim gibi desteklerin yaşamın ilk aylarında başlamasının çocukların gelişimini olumlu etkilediğini ve daha bağımsız bir yaşam sürmelerini sağladığını vurguladı. Düzenli sağlık kontrolleri hayati önem taşıyor Down sendromlu bireylerde doğuştan kalp hastalıkları başta olmak üzere bazı sağlık sorunlarının daha sık görüldüğüne işaret eden Yılmaz, çocukların yaklaşık yüzde 40 ile 60’ının kalp hastalığıyla doğduğunu belirtti. Tiroid hastalıkları, işitme kaybı, görme sorunları, uyku apnesi ve bazı kan hastalıklarının da sık görülebildiğini söyleyen Yılmaz, kalp değerlendirmesi, tiroid testleri, işitme ve göz muayenelerinin belirli aralıklarla yapılması gerektiğini ifade etti. Çocukların gelişiminde ailenin rolünün büyük olduğunu da hatırlatan Yılmaz, sevgi dolu ve sabırlı bir ortamın çocuğun özgüvenini artırdığını dile getirdi. Evde basit yönergeler, görsel materyaller ve oyunlar yoluyla dil gelişiminin desteklenebileceğini kaydeden Yılmaz, çocukların günlük görevleri kendilerinin yapmasının teşvik edilmesi gerektiğini aktardı. Toplumsal farkındalık artırılmalı Down sendromlu bireylerin yaşam kalitesini artırmanın sağlık hizmetlerinin yanı sıra toplumsal farkındalıktan geçtiğini vurgulayan Yılmaz, kaynaştırma eğitiminin önemine dikkat çekti. Çocukların akranlarıyla birlikte eğitim almasının sosyal gelişimleri ve topluma uyumları açısından değerli olduğunu söyleyen Yılmaz, uygun eğitim sağlandığında bu bireylerin çalışma hayatına katılabileceğini ifade etti. Toplumdaki önyargıların en büyük engel olduğunu belirten Yılmaz, "Toplum olarak onları bir hastalık etiketiyle değil, öğrenebilen ve üretebilen bireyler olarak görmeliyiz. Hiçbir çocuk için ’bunu yapamaz’ dememeliyiz. Doğru eğitim, destek ve fırsatlar sağlandığında Down sendromlu bireyler de topluma değer katan bireyler olabilir" dedi.
19 Mart 2026 Perşembe - 11:06 Ramazan sonrası beslenme düzenine geçişte metabolik şok uyarısı Ramazan ayında değişen beslenme ve uyku düzeninin ardından bayramda aniden aşırı yemek yemek vücutta metabolik şoka yol açabiliyor. Organların aşırı yükten korunması ve normal rutine dönülmesi için kademeli beslenmeye geçilmesi büyük önem taşıyor. Uzun süreli açlık nedeniyle vücudun bazal metabolizma hızı düşüyor. Bayram sabahı aniden yapılan kalori ve şeker yüklemesi, kan şekerinde hızlı dalgalanmalara, mide yanmasına ve yorgunluğa neden oluyor. Bayram sonrasındaki hafta vücut için bir toparlanma süreci işlevi görüyor. Vücudun bozulan sıvı dengesini yeniden kurmak için günde en az 2 litre su tüketilmesi ve bağırsak florası için lifli gıdalara ağırlık verilmesi gerekiyor. Kademeli olarak hafif yürüyüşlere başlanması ve uyku düzeninin sağlanması, bozulan ritmi yeniden normal seviyesine çekiyor. Enerji tasarrufu modu Acıbadem Kent Hastanesi Diyetisyeni Hande Selin Ok, Ramazan ayı boyunca süren uzun süreli açlık ve bozulan uyku döngüsü nedeniyle bazal metabolizma hızının yavaşladığını ve vücudun enerji tasarrufu moduna geçtiğini belirtti. Bayramın ilk günü yapılan ani şeker ve karbonhidrat yüklemesinin vücutta metabolik şok etkisi oluşturduğuna dikkat çeken Ok, "Vücut bu kadar şeker yüklenmesine hazır olmadığından insülin direnci, kan şekerinde dalgalanmalar ve sindirim zorlukları gibi sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor. Mide yanması, hazımsızlık, şişkinlik, tansiyon yükselmesi ve yorgunluk gibi birçok organı etkileyen durumlar oluşabiliyor" dedi. Sıvı dengesi ve kademeli geçiş Bu tür olumsuz tabloların önüne geçmek ve bozulan düzeni onarmak için beslenmede kademeli bir geçişin şart olduğuna değinen Diyetisyen Ok, "Geçiş sürecinde hafif öğünlerle, az az, sık sık, lifli ve proteinli gıdalara yer vererek ilerlemek ve su tüketimini artırmak çok daha uygun olur. İki öğünden üç öğüne, ardından dört öğüne çıkılmalı ve Ramazan’da yaşanan dehidrasyonu telafi etmek için su tüketimine büyük özen gösterilmelidir. Ayrıca bu süreci 20-30 dakikalık yavaş fiziksel aktiviteler ve yürüyüşlerle desteklemek oldukça önemlidir" ifadelerini kullandı. Kronik hastalıklarda beslenme kontrolü Bir aylık kısıtlamanın ardından beynin ödüllendirme moduna geçtiğine işaret eden Ok, bireylerin gerçekten aç olup olmadığını sorgulaması gerektiğini kaydetti. Kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin normal düzene geçişte daha dikkatli olması gerektiğini hatırlatan Ok, "Bu hastalarımızın şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyve bazlı tatlıları tercih etmeleri, kabak ya da ayva tatlısı gibi az şekerli alternatiflere yönelmeleri daha uygun olur. Tatlı yapımında elma suyu konsantresi, hurma püresi veya toz tatlandırıcılar da kullanılabilir. Hastalarımızın vücutlarına aşırı yüklenmemeleri, organ yükünü ciddi anlamda azaltacaktır" açıklamasında bulundu.
Antalya’da evde diyaliz uygulaması
11 Aralık 2025 Perşembe - 11:33 Antalya’da evde diyaliz uygulaması Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından hayata geçirilen Evde Diyaliz Projesi ile kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalar, hemodiyaliz tedavisini kendi evlerinde görebiliyor. Projenin ilk adımı çerçevesinde 12 hastaya toplam 149 seans ev hemodiyalizi başarıyla uygulandı. Mobil diyaliz eğitim ekibi tarafından verilen eğitimler sayesinde hasta ve hasta yakınları, evde tedavilerini güvenli ve etkin şekilde sürdürebilecek yeterliliğe ulaşıldı. Projenin ikinci aşamasında ise ilk kez Antalya’da hayata geçirilen model ile yatağa bağımlı ya da hastaneye ulaşımda güçlük yaşayan hastalara profesyonel mobil sağlık ekipleri tarafından ev ortamında diyaliz hizmeti sunulmaya başlandı. Bu çerçevede ilk hastaya evde diyaliz uygulaması başarıyla uygulandı. Proje çerçevesinde bugün Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan ve mobil sağlık ekibi, evde diyaliz gören hastayı ziyaret etti. "Sağlık personeli evime kadar gelip tedavimi yapıyorlar" 12 yıldır diyaliz tedavisi gören ve evde diyaliz hizmetinden yararlanan 52 yaşındaki hasta, "Tedavimi olmak için hastaneye gitmekte çok zorlanıyordum. Ne arabamız vardı ne de düzenli bir ulaşım imkanımız. Diyalize gidemediğim günler oluyordu ve bu beni çok üzüyordu. Evde diyaliz uygulaması benim için adeta bir umut oldu. Sağlık personeli evime kadar gelip tedavimi yapıyorlar. Kendi evimde, güvenli ve rahat bir ortamda tedavi almak bana büyük güç veriyor. Mutluluğumu ve memnuniyetimi kelimelerle anlatmam mümkün değil. Bu imkanı sağlayan devletimize yürekten teşekkür ediyorum" dedi. Evde diyaliz uygulaması sayesinde hastaların yaşam kalitesinin arttığı, ulaşım ihtiyacının azaldığı ve maddi yükün düştüğü, iş gücü kaybının en aza indiği belirtildi. Projenin temel amacının hastaların tedavi süreçlerini daha konforlu hale getirmek, yaşam kalitelerini artırmak ve hasta odaklı sağlık hizmetlerini daha yaygın hale getirmek olduğu kaydedildi.
Uzmanından uyar: "Erteleme özgüveninizi tüketiyor, 5 dakika kuralıyla döngüyü kırın"
11 Aralık 2025 Perşembe - 11:10 Uzmanından uyar: "Erteleme özgüveninizi tüketiyor, 5 dakika kuralıyla döngüyü kırın" Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Hilal Savaş, erteleme sebebiyle ortaya çıkan sorunlara dair uyarılarda bulunarak 5 dakika kuralıyla döngünün kırılacağını açıkladı. Uzman Klinik Psikolog Hilal Savaş, zamanla gelişen yetersizlik, uykusuzluk, yorgunluk ve motivasyon kaybının sebebinin ‘ertelemek’ olduğu ile ilgili uyarılarda bulundu. Savaş, ertelemenin yalnızca zamanı değil, özgüveni de tüketebildiğini belirterek; stres, kaygı ve mükemmeliyetçilikle bağlantılı bu alışkanlığın, küçük adımlar ve ‘5 dakika kuralı’ ile değiştirilebileceğini, kronikleşen durumlarda ise profesyonel destek alınmasının önem taşıdığını vurguladı. Uzman Klinik Psikolog Savaş, herkesin zaman zaman sorumluluk alması gereken konularda erteleme davranışına başvurduğunu ifade etti. "Psikolojide erteleme, kaçınma davranışı olarak görülür" Hilal Savaş, aynı zamanda şu ifadelere yer verdi: "Psikolojide erteleme, aslında bir tür kaçınma davranışı olarak görülür. Zor, sıkıcı ya da kaygı uyandıran bir işe başlamak yerine başka bir şeyle meşgul oluruz. O anda kendimizi daha rahat hissetsek de bu durum beynimizde kısa süreli ödül sistemini harekete geçirir. Sonuç olarak iş tamamlanmaz, biz de sürekli arka planda ‘yapmam lazım’ düşüncesini taşırız. Bu da zihinsel yükümüzü ve stresimizi artırır." "Mükemmeliyet yerine ‘yeterince iyiyi’ hedeflemek kaygıyı azaltacaktır" Erteledikçe kaygının büyüdüğünü, bu kaygının uyku problemlerine, yorgunluğa ve motivasyon kaybına yol açtığını belirten Savaş, "Ayrıca kişi kendine kızmaya başladığında ‘yetersizlik’ duyguları devreye girer. Yani erteleme sadece zamanı değil, özgüvenimizi de tüketebilir. Çoğunlukla mükemmeliyetçilik, başlama güçlüğü, zamanı yanlış algılama ya da duygulardan kaçma nedeniyle erteleriz. Bir işi kusursuz yapamayacağımızı düşündüğümüzde başlamak zorlaşır. Halbuki mükemmeliyet yerine ‘yeterince iyiyi’ hedeflemek kaygıyı azaltacaktır" diye konuştu. "Erteleme bir zayıflık değil, öğrenilmiş bir davranıştır" Büyük görevleri küçük adımlara bölmek gerektiğini dile getiren Savaş, "5 dakika kuralı dediğimiz yöntemle, sadece birkaç dakika başlamaya niyet etmek bile çoğu zaman devamını getirmemizi sağlayabilir. Gün içinde zaman blokları ayırmak ve küçük ilerlemeleri kutlamak motivasyonu artırabilir ve en önemlisi, ertelemenin tembellik değil; stresle başa çıkmak için geliştirilmiş bir strateji olduğunu fark etmektir. Bu farkındalık, kendimize daha şefkatle yaklaşmamızı sağlayacaktır. Unutmayın; erteleme bir zayıflık değil, öğrenilmiş bir davranıştır. Küçük adımlarla bunu değiştirmek ise oldukça mümkün" dedi. Savaş, erteleme davranışının kronikleşmesi durumunda profesyonel destek alınmasının önemine de dikkati çekti.
Göz muayenesi nörolojik hastalıkların tanısında büyük önem taşıyor
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:56 Göz muayenesi nörolojik hastalıkların tanısında büyük önem taşıyor Gözün, sinir sistemi ile doğrudan bağlantısı olan tek organ olduğunu, bu nedenle çoğu zaman beynin dışardan görülebilen parçası olarak tanımlandığını belirten Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü doktorlarından Uzman Dr. Hatice Şap, bu nedenle yapılacak bir göz muayenesinin, yalnızca görme sağlığı açısından değil, aynı zamanda beyin fonksiyonlarının değerlendirilmesi açısından da büyük önem taşıdığını belirtti. Vücuttaki özel konumu nedeniyle göz, yalnızca görme organı değil, aynı zamanda beynin dışarıdan görülebilen tek parçası olma özelliği taşıyor. Embriyonik dönemde gözün ön beyin (diensefalon) yapısından geliştiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Hatice Şap, bu nedenle gözdeki sinir dokusunun ’beynin bir uzantısı’ niteliğinde olduğunu hatırlattı. Uzm. Dr. Hatice Şap, bu yapısal özellik nedeniyle nörolojik hastalıkların değerlendirilmesinde göz muayenesinin önemli bir konuma sahip olduğunu vurguladı. Göz muayenesi beyin hastalıklarına nasıl ışık tutar Göz dibi muayenesinin, nörologların beyinle ilgili birçok hastalık hakkında erken ve değerli bilgiler edinebildiği en önemli tanısal yöntemlerden biri olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hatice Şap, gözün beynin dışarıdan görülebilen tek parçası olması nedeniyle bu muayenenin nörolojide vazgeçilmez bir yer tuttuğunu vurguladı. Diyabet hastalığının uzun yıllar devam ettiği kişilerde retinada ’atılmış pamuk görünümü’ olarak adlandırılan küçük damar hasarlanması görülebildiğini kaydeden Uzm. Dr. Hatice Şap, "Gözde tespit edilen bu bulgu, beyinde de sessiz ve yaygın damarsal hasarların oluşmuş olabileceğini düşündürüyor. Benzer şekilde, beyinde yer kaplayarak basınç artışına neden olan kitleler veya farklı patolojiler görme sinirinde ödem oluşturabiliyor. Bu durum da hastalarda baş ağrısı ve bulanık görme gibi yakınmalarla kendini gösteriyor. Göz dibinde optik sinir ödeminin tespiti, nörolojik açıdan son derece kritik kabul ediliyor" dedi. Uzm. Dr. Şap, kafa içi basınç artışının da göz muayenesiyle anlaşılabileceğini belirterek, "Nasıl kolumuzdan ölçtüğümüz tansiyon bize bir değer veriyorsa, kafa içi basıncını da görme sinirindeki ödem, solukluk gibi bulgularla değerlendirebiliriz. Bu bulguların ardından hastaya beyin görüntülemesi yapılarak basınç artışının nedeni araştırılır. Eğer yapısal bir sebep bulunamaz ise ’intrakraniyal hipertansiyon’ tanısı konulur ve tedavi süreci başlatılır. Tedavinin etkinliği ise yine göz dibindeki bulguların takibiyle yakından izlenir’’ şeklinde konuştu. Göz hareketlerindeki bozuklukların, göz kaslarını yöneten beyin sinirlerinin etkilenmiş olabileceğine işaret edebileceğini kaydeden Uzm. Dr. Hatice Şap, bu bulguların beynin hangi bölgesinde sorun olabileceğine dair yönlendirici bilgiler sağladığını kaydetti. Göz tarama teknikleri Alzheimer için umut vaat ediyor Güncel araştırmaların Alzheimer hastalığının henüz bilişsel yakınmalar başlamadan önce retinadan yapılacak özel görüntülemelerle tespit edilebileceğini ortaya koyduğunu ifade eden Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Hatice Şap, retina üzerinden elde edilecek bu erken bulguların hastalığın seyrini değiştirebilecek kadar değerli olduğunu ve bilim dünyasında büyük ilgi uyandırdığını belirtti. Uzm. Dr. Hatice Şap, nörolojik değerlendirmenin daima bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini ancak gözün beyne olan anatomik yakınlığı ve yapısal bağlantıları nedeniyle muayenede ayrı bir yeri olduğunu vurgulayarak, "Göz, beynin bize açılan penceresidir. Bu nedenle nörolojik değerlendirmede en değerli ve vazgeçilmez muayene alanlarımızdan biridir" diye konuştu.
Yerli ortopedik protez geliştirme projesi destek almaya hak kazandı
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:55 Yerli ortopedik protez geliştirme projesi destek almaya hak kazandı Atatürk Üniversitesi, üniversite-sanayi iş birliğini güçlendiren nitelikli bir projeye daha imza attı. Prof. Dr. Ayhan Çelik yürütücülüğünde hazırlanan ve "Ön Kol Radius Kemiğinin Proksimal ve Distal Uçları İçin Yerli Protez Geliştirilmesi" başlığını taşıyan 52500092 numaralı proje, TÜBİTAK 1505-Üniversite-Sanayi İşbirliği Destek Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Proje, ön kol radius kemiğinin her iki ucu için biyomekanik uyumlu, modüler yapıda ve tamamen yerli üretim imkânlarıyla geliştirilecek bir ortopedik protez sisteminin tasarımını ve doğrulamasını hedefliyor. Titanyum alaşım malzemeden üretilecek iki farklı protez bileşeninin kemikle dokunan yüzeylerine biyoseramik esaslı kaplama uygulanarak dayanım, uyumluluk ve uzun ömürlülük artırılacak. CAD/CAE tabanlı tasarım süreçlerinin yanı sıra sonlu elemanlar analizi (FEA), talaşlı imalat teknikleri, yüzey modifikasyonları ve kapsamlı mekanik testlerle doğrulanacak olan protezler, humerus ve bilek kemikleri ile uyumlu olacak şekilde anatomik veriler doğrultusunda optimize edilecek. Proje sonunda uluslararası standartlarda, maliyet açısından rekabetçi ve ithal ürünlere alternatif oluşturabilecek yenilikçi bir yerli protez ürün ailesi geliştirilmiş olacak. Elde edilen bu önemli başarı dolayısıyla Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Efeoğlu ve Proje Geliştirme ve Koordinasyon Ofisi Koordinatörü Prof. Dr. Serdar Burmaoğlu, proje yürütücüsü Prof. Dr. Ayhan Çelik’i ziyaret ederek Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nun tebriklerini ilettiler.
Mide kanamalarından erken gastroskopiye dikkat
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:50 Mide kanamalarından erken gastroskopiye dikkat Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, toplumda yaygın görülen mide kanamalarında erken tanı ve tedavinin vazgeçilmez aracı olan gastroskopiye dikkat çekti. Üst gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamaların hızlı müdahale gerektirdiğini vurgulayan Hayat Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, gastroskopinin hem tanı hem de tedavi açısından kritik bir rol üstlendiğini belirtti. Mide kanamalarının çoğu zaman ülser, gastrit, mide tümörleri veya yemek borusu damar genişlemeleri gibi ciddi hastalıkların ilk habercisi olabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Evirgen, "Gastroskopi, kanamanın kaynağını doğrudan görmemizi sağlayan, hızlı, güvenilir ve aynı anda tedaviye imkân tanıyan bir yöntemdir. Erken yapılması hem hastanın hayatını kurtarabilir hem de daha ileri müdahalelere duyulan ihtiyacı azaltır" dedi. Mide kanaması yaşayan hastalarda kusma, siyah renkli dışkılama, tansiyon düşüklüğü ve çarpıntı gibi belirtilerin ortaya çıkabileceğini hatırlatan Uzm. Dr. Evirgen, bu durumda beklemenin büyük risk oluşturduğunu vurguladı. Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, gastroskopinin yalnızca tanı koymakla kalmayıp aynı zamanda tedavi edici özellik taşıdığını belirterek, işlem sırasında kanayan damarın kapatılabildiğini, ülserlerin tedavi edilebildiğini ve kritik bölgelerin kontrol altına alınabildiğini aktardı. Güncel gastroskopi cihazları sayesinde işlemin oldukça güvenli hale geldiğini söyleyen Dr. Sami Evirgen, hastaların genelinin kısa süreli sedasyonla konforlu bir süreç geçirdiğini ifade ederken, "Mide kanamasının kendi kendine geçmesini beklemek çok tehlikeli bir yanılgıdır. Gastroskopi, hastalığın ciddiyetini net biçimde ortaya koyarak en doğru tedavi planının yapılmasını sağlar" şeklinde konuştu. Mide kanamalarının bazen sinsi ilerleyebildiğini ve erken belirtilerin kolaylıkla göz ardı edilebildiğini belirten Uzm. Dr. Evirgen, özellikle uzun süreli ağrı kesici kullananların, mide hastalığı öyküsü bulunanların ve ileri yaş grubundaki bireylerin daha yüksek risk altında olduğuna dikkat çekti. Toplumda mide kanamaları ile ilgili farkındalığın arttırılması gerektiğini belirten Dr. Evirgen, "Mide kanaması şüphesi taşıyan herkes, vakit kaybetmeden gastroskopi yapılabilecek bir sağlık merkezine başvurmalıdır. Erken teşhis hayat kurtarır" diyerek tamamladı.
Tunceli’de 10 yıl sonra ilk kez tiroit ameliyatı yapıldı
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:34 Tunceli’de 10 yıl sonra ilk kez tiroit ameliyatı yapıldı Tunceli Devlet Hastanesi’nde yaklaşık 10 yıl sonra ilk defa tiroit ameliyatı yapıldı. Tunceli Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nde yaklaşık 10 yıl sonra ilk kez uygulanan tiroit (guatr) operasyonu başarıyla tamamlandı. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Baran Demir’in takibinde olan 53 yaşındaki Fadime Genç’in ameliyatı, hastanenin ameliyathanesinde gerçekleştirildi. Operasyonda, hastanın tedavisini sürdüren Op. Dr. Demir’e, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gülberk Uslu da eşlik etti. İki uzman hekimin yer aldığı cerrahi müdahale, ameliyathane ekibinin koordineli çalışmasıyla sorunsuz şekilde tamamlandı. Operasyon sonrası servise alınan hastanın genel durumunun iyi olduğu ve tedavisinin planlandığı şekilde devam ettiği bildirildi. Tiroit cerrahisinin uzun bir aradan sonra yeniden uygulanmaya başlanmasıyla vatandaşların bu tedavi için çevre illere gitme gerekliliğinin azalacağı ifade edildi. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Baran Demir, "2 hastamıza troit cerrahisi uyguladık. Her iki hastamızın da patolojisi temizdi. Bir hastamızda sadece troidin sol lobunu aldık, diğer hastamızın troit bezinin tamamını aldık. Hastalarımızın bugünkü kontrollerinde herhangi bir problemimiz yok. Troit cerrahisi ile ilgili bizim çekindiğimiz sorun, hastalarımızın da en büyük korkuları ses telleriyle ilgili sorun oluşması. Bunun için de ameliyat sırasında ses tellerini kontrol eden sinirleri bize sinyal aracılığıyla gösteren monitörizasyon kullanıyoruz. 2 hastamızın da genel durumu iyi, inşallah yarın taburcu edeceğiz. Troit cerrahisi Tunceli Devlet Hastanesinde uzun süredir yapılmıyordu. Bu vesileyle biz gerçekleştirmiş olduk" dedi.
Dr. Bihter Gürsel Al: "Çocuklarda grip hızla ilerleyebilir, erken müdahale hayati önem taşır."
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:28 Dr. Bihter Gürsel Al: "Çocuklarda grip hızla ilerleyebilir, erken müdahale hayati önem taşır." Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bihter Gürsel Al, bağışıklık sistemi yetişkinlere göre daha zayıf olan çocuklarda gribin hızlı ilerleyerek bronşit ve zatürre gibi ciddi tablolara dönüşebildiğini belirterek, korunma yolları ve tedavi süreci hakkında önemli bilgiler paylaştı. Dr. Bihter Gürsel Al, "Kış mevsimine girdiğimiz bu günlerde influenza (grip), özellikle çocuklarda ve bebeklerde en sık karşılaşılan enfeksiyonlardan biri haline geliyor" dedi. Dr. Bihter Gürsel Al, gribin bulaştırıcılığının genellikle ilk 24-72 saat içinde en yüksek seviyede olduğunu belirterek, "İnfluenza, aniden başlayan yüksek ateş, kuru öksürük, halsizlik, iştahsızlık ve vücut ağrılarıyla kendini gösterir. Küçük çocuklarda belirtiler daha ağır seyredebileceği için ailelerin dikkatli olması büyük önem taşır. Grip enfeksiyonu bazı durumlarda hızlı ilerleyebilir ve çocukların günlük yaşamını, uyku düzenini, hatta beslenmesini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle yüksek ateşin uzun sürmesi, öksürüğün artması veya çocuğun belirgin şekilde halsiz düşmesi durumlarında vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır. Çocuklarımızın sağlığı her şeyden önemli. Kış aylarında artan grip vakalarında hızlı değerlendirme ve doktor kontrolü hayati rol oynar" ifadelerini kullandı. "Gripten korunmak için küçük önlemler büyük fark oluşturur" Dr. Gürsel Al, "Kreş, okul ve diğer kalabalık alanların düzenli havalandırıldığından emin olun. Çocuğunuza öksürürken veya hapşırırken ağzını kapatmayı öğretin. Elleri sık sık sabunla yıkaması için teşvik edin. Grip sezonunda mümkün olduğunca kalabalık ortamlardan uzak tutun. Bağışıklığı güçlendirmek için C vitamini açısından zengin meyve ve sebzelerin tüketimini artırın. Gün içinde açık havada zaman geçirmesine özen gösterin" şeklinde konuştu. "Bebeklerde grip daha ciddi seyredebilir" Dr. Gürsel Al, özellikle 2 yaşından küçük bebeklerde influenza enfeksiyonunun daha ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini vurgulayarak, "Bebeklerde görülen grip, bazı durumlarda zatürre gibi ağır hastalıklara dönüşebilir. Bebekte hırıltılı solunum, göğüste çekilme, nefes almada güçlük veya düşmeyen ateş varsa mutlaka vakit kaybetmeden uzman bir doktora başvurulmalıdır. Erken tanı ve doğru tedavi, ciddi hastalıkların önüne geçmede kritik önem taşır" diye konuştu.
Tunceli’de 10 yıl sonra ilk kez tiroid ameliyatı yapıldı
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:27 Tunceli’de 10 yıl sonra ilk kez tiroid ameliyatı yapıldı Tunceli Devlet Hastanesi’nde yaklaşık 10 yıl sonra ilk defa tiroid ameliyatı yapıldı. Tunceli Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nde yaklaşık 10 yıl sonra ilk kez uygulanan tiroid (guatr) operasyonu başarıyla tamamlandı. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Baran Demir’in takibinde olan 53 yaşındaki Fadime Genç’in ameliyatı, hastanenin ameliyathanesinde gerçekleştirildi. Operasyonda, hastanın tedavisini sürdüren Op. Dr. Demir’e, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gülberk Uslu da eşlik etti. İki uzman hekimin yer aldığı cerrahi müdahale, ameliyathane ekibinin koordineli çalışmasıyla sorunsuz şekilde tamamlandı. Operasyon sonrası servise alınan hastanın genel durumunun iyi olduğu ve tedavisinin planlandığı şekilde devam ettiği bildirildi. Tiroid cerrahisinin uzun bir aradan sonra yeniden uygulanmaya başlanmasıyla birlikte, vatandaşların bu tedavi için çevre illere gitme gerekliliğinin azalacağı ifade edildi. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Baran Demir, "2 hastamıza troid cerrahisi uyguladık. Her iki hastamızın da patolojisi temizdi. Bir hastamızda sadece troidin sol lobunu aldık, diğer hastamızın troid bezinin tamamını aldık. Hastalarımızın bugünkü kontrollerinde herhangi bir problemimiz yok. Troid cerrahisi ile ilgili bizim çekindiğimiz sorun, hastalarımızın da en büyük korkuları ses telleriyle ilgili sorun oluşması. Bunun için de ameliyat sırasında ses tellerini kontrol eden sinirleri bize sinyal aracılığıyla gösteren monitörizasyon kullanıyoruz. 2 hastamızın da genel durumu iyi, inşallah yarın taburcu edeceğiz. Troid cerrahisi Tunceli Devlet Hastanesinde uzun süredir yapılmıyordu. Bu vesileyle biz gerçekleştirmiş olduk" dedi. (FD-CK-
Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın yeni kuralı: Telefonunu temiz tut
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:11 Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın yeni kuralı: Telefonunu temiz tut İletişimden bilgiye erişime kadar hayatın her anını kolaylaştıran cep telefonları, sağladıkları konforun arka planında ciddi bir hijyen sorunu barındırıyor. Uzm. Dr. Özge Yurtseven, gün boyu elle ve yüzle temas eden cep telefonlarının düzenli temizlenmemesi durumunda bulaşıcı hastalıklara zemin hazırladığını bildirdi. Gün boyu elden düşmeyen, yemek masalarından toplu taşıma araçlarına kadar her ortama giren ve en kirli yüzeylerle temas eden bu cihazların, düzenli temizlenmediği takdirde adeta bir "mikrop yuvasına" dönüştüğü belirtiliyor. Uzmanlar, gün içinde yüzlerce kez dokunulan ve konuşurken yüz ile doğrudan temas eden telefonların, en az el yıkama alışkanlığı kadar sıkı bir hijyen rutinine dahil edilmesi gerektiğine dikkati çekiyor. "Cep telefonları mikrop yuvası" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, cep telefonlarının bulaşıcı hastalıklar açısından risk taşıdığını vurguladı. Yurtseven, "Cep telefonları kesinlikle mikrop yuvasıdır çünkü 7/24 hep yanımıza. Ellerimizi eve girince, yemeklerden önce ve sonra yıkıyoruz. Hiç telefonlarımızı siliyor muyuz? Tabii ki de hayır. O nedenle telefon temizliğine dikkat çekmek istiyorum. Hep elimizde ve ellerimizi temizken de kirliyken de dokunuyoruz. Masaüstlerine bırakıyoruz, rastgele yerlere koyuyoruz. Haliyle de çok da temiz olmuyor" dedi. "Alkol bazlı ürünlerle silinmeli" Dr. Yurtseven, bulaşıcı hastalıklardan korunmak için telefonların ve koruyucu kılıfların düzenli dezenfekte edilmesi gerektiğini belirterek, "Alkol oranı yüksek dezenfektan ve kolonyalarla dışını silebiliriz. Ayrıca o kılıfları çok uzun süreli kullanmamak gerekiyor. Ellerimiz kirliyken telefona dokunmamaya dikkat etmemiz lazım" diye konuştu.
"İğneyle" tümör tedavisine uluslararası ilgi: Canlı canlı izlediler
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:01 "İğneyle" tümör tedavisine uluslararası ilgi: Canlı canlı izlediler Karaciğer, böbrek ve tiroit tümörlerinde ameliyatsız çözüm sunan ve hastaların aynı gün taburcu olabildiği "iğne ile yakma" (termal ablasyon) tedavisi, Kocaeli Üniversitesinde düzenlenen uluslararası workshop ile yabancı hekimlere tanıtıldı. Canlı cerrahi eşliğinde gerçekleşen eğitimde, tümörlerin iğne ile yakılması işlemi uygulamalı olarak gösterildi. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, tümörlerin ameliyatsız tedavisini sağlayan "termal ablasyon" yöntemini yabancı hekimlere uygulamalı olarak anlattı. Prof. Dr. Ercüment Çiftçi’nin de aralarında bulunduğu 5 öğretim üyesinin görev yaptığı Girişimsel Radyoloji Bilim Dalınca düzenlenen "Termal Ablasyon Workshop"una, Irak, Suudi Arabistan, Kazakistan ve Çin’den doktorlar katıldı. Girişimsel Radyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsa Çam koordinesinde gerçekleşen etkinlik kapsamında, karaciğer, böbrek, tiroit ve paratiroit tümörlerinde uygulanan ve halk arasında "iğne ile yakma" olarak bilinen tedavi yöntemi, canlı vakalar eşliğinde katılımcılara gösterildi. Yaklaşık yarım saat süren operasyonla tümörün iğne deliğinden girilerek yakılması işlemi, yabancı hekimler tarafından ilgiyle takip edildi. "İğne deliğinden ameliyat" Doç. Dr. İsa Çam, görüntüleme yöntemleri eşliğinde yaptıkları işlemleri "iğne deliğinden ameliyat" olarak tanımlayarak, şunları kaydetti: "Beyin baloncuklarını kapatabiliyor, tıkanmış şah damarlarını açabiliyor, tümörleri ince iğneyle yakabiliyoruz. Kasıktan yapılan girişimlerle tümörlerin damarlarını kapatabiliyor, kanayan damarları durdurabiliyoruz. Bacak damarlarındaki tıkanıklıkları stent ve balonla açıyoruz." "Bölüm olarak oldukça tecrübeliyiz" Artan talepler üzerine iki günlük workshop düzenlediklerini belirten Çam, "Workshopun ana amacı karaciğer, böbrek, tiroit ve paratiroit tümörlerinde ameliyatsız termal ablasyon yöntemlerini canlı vakalar eşliğinde göstermek. Bu kapsamda katılımcı hekimlere tiroit termal ablasyon işlemlerinin canlı uygulamasını gösterdik. Bölüm olarak oldukça tecrübeliyiz. Son iki yılda 500-600 vaka gerçekleştirdik. Bu bilindiği için hekimler eğitim talep ediyor. Üniversite yönetiminden ve hastalarımızdan izinleri alarak bu organizasyonu yaptık, geri dönüşler çok olumlu" dedi. "Kocaeli Üniversitesi’nin eğitim merkezi olmasını istiyoruz" Irak, Suudi Arabistan, Kazakistan ve Çin’den gelen doktorlara canlı vakalar eşliğinde eğitim verdiklerini ifade eden İsa Çam, "Uluslararası ilgi giderek artıyor. Farklı ülkelerden hekimleri kabul etmeyi sürdüreceğiz. Amacımız, girişimsel radyoloji alanında Kocaeli Üniversitesi’ni bir eğitim merkezi haline getirmek" diye konuştu. "Hastalar aynı gün taburcu olabiliyor" Doç. Dr. İsa Çam, girişimsel radyolojinin hızlı bir gelişim gösterdiğini ve işlemlerin büyük kısmının lokal anesteziyle yapılabildiğini de vurgulayarak, "Büyük ameliyat olmadığı için çoğu hastayı aynı gün taburcu ediyoruz. Hastayla konuşarak işlemi tamamlayabiliyoruz. Hastalar çok memnun. Kocaeli halkına bu tedavileri sunmaktan mutluyuz. Türkiye’nin birçok ilinden de hasta kabul ediyoruz" ifadelerini kullandı.