SAĞLIK
Veremin tanısı kolay, tedavisi ucuz, ihmali ise ölümle sonuçlanabiliyor 24 Mart 2026 Salı - 16:56:58 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Şahin, "144 yıl önce Robert Koch tarafından M. Tuberculosis Basilinin keşfedildiği ve hastalığın teşhis ve tedavisinin yolunu açan 24 Mart 1882 gününe ithafen her yıl 24 Mart ‘Dünya Tüberküloz Günü’ olarak anılmaktadır" dedi. Verem hastalığının tanı ve tedavisi hakkında bilgiler aktaran Prof. Dr. Özşahin, "Verem mikrobik bir hastalıktır. Tanısı kolay, tedavisi ucuz ve ülkemizde parasızdır. Hastalık kesin olarak tedavi edilebilmektedir. Ancak yine de dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişi verem olmakta ve bunların 1/4’ü bu hastalıktan ölmektedir. Yoksulluk, sağlık alt yapısının olmayışı, sağlık personeli eksikliği vb. bu sorunun nedenleridir" diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verem hastalığı için 1993 yılında acil durum ilan ettiğine ve Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisini geliştirdiğine dikkat çeken Özşahin, "Balgam incelemesine dayalı kesin tanı, düzenli sağlanan ilaçlar ile en az 6 ay süre tedavi, ilaçların hastaya gözetim altında yutturulması ve uygun bir kayıt kontrol sistemi, bu stratejinin bileşenleridir. DSÖ’nün hedefi 2050 yılında tüberkülozdan arınmış bir dünyaya kavuşmaktır" dedi. Ülkemizde her yıl, her 100 bin kişiden yaklaşık 15’inin vereme yakalandığının altını çizen Özşahin, "Bu hastalar Verem Savaş Dispanserlerinin takibinde tedavi edilmektedir. Ülkemizde nüfus hareketlerinin yoğunluğu bu sorunun günümüzde ve ileride kontrol altına alınmasını zorlaştırmaktadır. Öksürük, balgam çıkarma, iştahsızlık, zayıflama, terleme gibi yakınmaları olan hastaların sağlık kuruluşlarına başvurmaları tanı ve tedavideki ilk basamaktır" ifadelerini kullandı.
Uzmanı açıkladı: "Türkiye’de antibiyotik tüketimi yüzde 115 arttı"
18 Kasım 2025 Salı - 10:56 Uzmanı açıkladı: "Türkiye’de antibiyotik tüketimi yüzde 115 arttı" Sivas Devlet Hastanesi eczacılarından Makbule Mine Özyazıcı, Türkiye’de antibiyotik tüketiminin son 20 yılda yüzde 115 arttığını ve direnç oranlarının OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyelerde olduğunu belirtti. Farmakovijilans Sorumlusu Ecz. Makbule Mine Özyazıcı, antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımına dikkat çekerek, yanlış kullanımın tüm dünyada ciddi bir sağlık sorunu haline geldiğini belirtti. Özyazıcı, antibiyotiklerin yalnızca bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi ettiğini vurgulayarak, "Antibiyotikler ateş düşürücü veya ağrı kesici değildir. Soğuk algınlığı ve grip gibi virüs kaynaklı hastalıklarda etkisi yoktur" dedi. Yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımının bakterilerin güçlenmesine ve ilaçlara direnç geliştirmesine yol açtığını ifade eden Özyazıcı, bunun antimikrobiyal direnç olarak adlandırıldığını ve küresel bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 700 bin kişinin antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitirdiğini hatırlatan Özyazıcı, mevcut artışın devam etmesi halinde bu sayının 2050 yılında yıllık 10 milyona ulaşabileceğini kaydetti. Türkiye’de antibiyotik tüketiminin son 20 yılda yüzde 115 arttığını ve direnç oranlarının OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyelerde olduğunu belirten Özyazıcı, hekim önerisi olmadan antibiyotik kullanımının tehlikeli olduğunu vurguladı. Özyazıcı, "Hastalar kendilerini iyi hissetse bile tedaviyi hekimin belirttiği süreden önce bırakmamalıdır. Antibiyotikler sadece bireyi değil, toplum sağlığını da etkileyen ilaçlardır" diye konuştu.
Kepez’den hasta yakınlarına "5 yıldızlı konukevi" hizmeti
18 Kasım 2025 Salı - 10:43 Kepez’den hasta yakınlarına "5 yıldızlı konukevi" hizmeti Kepez Belediyesi, Hasta Yakınları Konukevi’nde kapsamlı bir dönüşüme imza atarak hizmet standartlarını adeta "5 yıldızlı otel" seviyesine yükseltti. Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Hasta Yakınları Konukevi’mizde başlattığımız dönüşüm, bizim için sadece bir hizmet iyileştirmesi değil; zor günler yaşayan hasta ve hasta yakınlarımızın yanında durma sorumluluğumuzun bir gereğidir" dedi. Kepez Belediyesi’nin Hasta Yakınları Konukevi, misafirlerine konforlu ve kaliteli bir hizmet sunuyor. Belediye, konukevinde gerçekleştirilen yeniliklerle hasta ve hasta yakınlarına 5 yıldızlı otel konforunda hizmet sunuyor. "7 gün 24 saat hizmet" Daha önce konukevi hafta içi 17.00’den sonra ve hafta sonları misafir kabul edilmezken, Başkan Kocagöz döneminde artık haftanın 7 günü 24 saat kayıt alınıyor. Gece 03.30’da dahi giriş yapmak isteyen hasta yakınları hiçbir sorun yaşamadan konaklamaya kabul ediliyor. "Konaklama sayısında rekor artış" Önceki yıllarda yılda en fazla 240 kişinin konaklayabildiği konukevinde, yeni düzenlemelerle bu sayı 1300 kişiye yükseldi. Ayrıca daha önce olmayan, şehit ve gazi aileleri için resmi olarak ücretsiz konaklama uygulaması başlatıldı.2 kişilik ve 3 kişilik odaların yanı sıra engellilerinde rahatça konaklayabileceği oda konseptide konukevinde bulunuyor. "Konaklama süresi 30 güne çıktı" Daha önce 15 gün olan konaklama süresi, ihtiyaçların daha sağlıklı karşılanabilmesi adına 30 güne çıkarıldı. Konukevi konforu artıran yeni hizmetlerle de hasta ve yakınlarına sosyal belediyecilik hizmetlerinin en güzel örneklerini sunuyor. Her misafire ücretsiz havlu ve şampuan seti, haftada 1 kez yerine haftanın her günü oda temizliği, yatak kapasitesinin 60’tan 90’a çıkarılması,7 gün 24 saat taze çay ve sıcak kahve ikramı, misafirlerin çamaşırlarının ücretsiz yıkanması ve kurutulması, ücretsiz internet hizmeti yenilikler arasında yer alıyor. Pazar günü gelen ve hastaneden belge alamayan hasta yakınları artık mağdur edilmiyor. Bu uygulama ile Türkiye’nin 81 ilinden tedavi için gelen her vatandaşa konukevinin kapıları sonuna kadar açık. Ayrıca Konukevi’nde, bahçe düzenlemesi yapılarak yeşilliklerle donatıldı, kamelya ve banklarla keyifli oturma alanı oluşturuldu. Lobiye büyük ekran TV konularak misafirlerin birlikte film ve milli maç izleyebileceği sosyal bir ortam sağlandı. Soğuk içecek ve atıştırmalıklar için konukevi içine otomat yerleştirildi. Hastanelere ulaşım için hazırlanan ulaşım planlama cetveli her misafire verilerek, ulaşım imkanlarına rahatça ulaşabilmeleri sağlandı. Çocuk misafirlere balon, uçurtma, boya defteri ve kalem gibi hediyeler sunularak bu zor günleri daha rahat ve keyifli bir şekilde atlatabilmeleri hedeflendi. Kültürel ve sosyal imkanlar genişletildi Konukevindeki kütüphane 400 kitaptan bin 500 kitaba çıkarılarak zenginleştirildi. Misafirlerin boş zamanlarını değerlendirebilmesi için bilardo, masa tenisi ve tavla alanları oluşturuldu. Lobide ve yemekhanede olmak üzere iki ayrı noktaya ücretsiz arıtmalı içme suyu dolabı yerleştirildi. "5 yıldızlı hizmet" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Hasta Yakınları Konukevi’mizde başlattığımız dönüşüm, bizim için sadece bir hizmet iyileştirmesi değil; zor günler yaşayan vatandaşlarımızın yanında durma sorumluluğumuzun bir gereğidir" dedi. Konukevinin 7 gün 24 saat açık hale getirildiğini belirten Başkan Kocagöz, "Gece 03.30’da bile kapımızı çalan bir hasta yakınımıza ‘Hoş geldiniz’ diyebilmenin huzurunu yaşıyoruz. Kapasitemizi artırdık, konforu yükselttik, temizlikten güvenliğe, çay-kahveden ücretsiz çamaşır hizmetine kadar her ayrıntıyı yeniden ele aldık. Eskiden yılda 240 kişinin konakladığı yer bugün 1300 kişiye hizmet verebiliyor. Şehit ve gazi ailelerimize ücretsiz konaklama sağlamak ise bizim için ayrı bir onurdur. Çocuklarımızdan yaşlılarımıza kadar herkesin rahat edeceği, sosyal alanlarıyla, kütüphanesiyle, bilardo ve masa tenisiyle nefes alabileceği bir ortam oluşturduk. Biz Kepez’de sadece bir konukevi işletmiyoruz; insanımıza değer veren, onların yükünü biraz olsun hafifletmeye çalışan bir anlayışı büyütüyoruz" diye konuştu.
Uzmanından ’basit bir horlama’ deyip geçenlere hayati uyarı: Kalp krizi ve felç riski taşıyabilir
18 Kasım 2025 Salı - 10:18 Uzmanından ’basit bir horlama’ deyip geçenlere hayati uyarı: Kalp krizi ve felç riski taşıyabilir Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Dr. Ulaş Metin, toplumda yaygın olarak görülen ancak çoğu zaman önemsenmeyen horlamanın, yaşam kalitesini düşüren ve kalp krizinden felce kadar ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen uyku apnesinin en önemli habercisi olabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Dr. Metin, "Horlama sadece bir ses değildir, üst solunum yolunun daraldığının bir işaretidir ve mutlaka ciddiye alınmalıdır" dedi. Milyonlarca insanı etkileyen horlama ve uyku apnesi, tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan KBB Uzmanı Dr. Ulaş Metin, horlamanın nedenlerinden uyku apnesinin tehlikelerine, tanı yöntemlerinden modern tedavi seçeneklerine kadar konuyla ilgili önemli bilgiler paylaştı. "Horlama bir hastalık değil, bir işarettir" Horlamanın tek başına bir hastalık olmadığını, ancak altta yatan bir sorunun belirtisi olduğunu vurgulayan Dr. Ulaş Metin, "Uyku sırasında nefes aldığımız yol daralırsa, geçen hava çevresindeki yumuşak dokuları titreştirir ve horlama sesi ortaya çıkar. Bu durum, üst solunum yolunun dar olduğunun bir işaretidir. Bu darlığa burun eğriliği, geniz eti, büyük bademcikler, yumuşak damak ve küçük dilin uzun olması, kilo veya çene yapısı gibi birçok faktör neden olabilir. Bu faktörler bir araya geldiğinde ise uykuda nefes durmaları, yani apne meydana gelebilir" diye konuştu. "Uyku apnesi hayati riskler taşıyor" Uyku apnesinin, uykuda solunumun tekrar tekrar durması olarak tanımlandığını belirten Dr. Metin, bu durumun tehlikelerini şöyle sıraladı: "Nefes durduğunda vücut oksijensiz kalır ve beyin, sizi hayatta tutmak için mikro uyanmalarla tepki verir. Bu durum gece boyunca yüzlerce kez tekrarlanabilir. Sonuç olarak kişi sabah yorgun kalkar, gün içinde sürekli uyuklar, baş ağrısı ve konsantrasyon güçlüğü çeker. Daha da önemlisi, uyku apnesi zamanla yüksek tansiyon, kalp ritim bozuklukları, felç ve kalp krizi riskinde ciddi bir artışa neden olur. Yani bu durum, sadece bir uyku kalitesi sorunu değil, yaşam süresini doğrudan etkileyen ciddi bir sağlık problemidir." Kesin tanı için "uyku testi" şart Horlama ve uyku apnesi şikayeti olan hastalarda kesin tanının "polisomnografi" adı verilen uyku testi ile konulduğunu ifade eden Dr. Metin, "Hastanın bir gece boyunca hastanede veya evde uyuduğu bu test sırasında; nefesinin kaç kez durduğunu, kanındaki oksijen seviyesindeki düşüşleri, kalp ritmini ve horlama şiddetini detaylı olarak ölçüyoruz. Bu sonuçlara göre hastalığın derecesini hafif, orta veya ağır olarak sınıflandırıp en doğru tedavi planını oluşturuyoruz" dedi. "Tedavi kişiye özel planlanıyor" Tedavinin standart olmadığını ve tamamen sorunun kaynağına göre kişiye özel olarak planlandığının altını çizen Dr. Ulaş Metin, tedavi seçeneklerini şöyle özetledi: "Orta ve ağır uyku apnesinde altın standart, hastanın gece maske ile uyumasını sağlayan CPAP cihazlarıdır. Bu cihazlar, sürekli pozitif hava basıncı vererek solunum yolunun gece boyunca açık kalmasını sağlar. Eğer sorun burun eğriliği, büyük bademcik veya damak yapısı gibi anatomik bir darlıktan kaynaklanıyorsa, cerrahi tedavilerle kalıcı çözümler sunabiliyoruz. Ayrıca hafif ve orta vakalarda çeneyi öne alarak hava yolunu açan ağız içi aparatlar ve kilo kontrolü gibi yaşam tarzı değişiklikleri de tedavinin önemli bir parçasını oluşturuyor." Dr. Ulaş Metin, sözlerini, "Unutmayın, horlama ‘sadece horlama’ değildir. Bu bir uyarı işaretidir. Erken tanı ve doğru tedaviyle hem uyku kalitenizi artırabilir hem de uzun vadede kalp ve damar sağlığınızı koruyabilirsiniz" diyerek tamamladı.
Sessiz katil uyarısı
18 Kasım 2025 Salı - 09:59 Sessiz katil uyarısı Dr. Mertay Boran halk arasında yaygın olarak ifade edilen "bıçak değdi, kanser yayıldı" düşüncesinin doğru olmadığını ve bilimsel temele sahip olmadığını söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mertay Boran, "1–30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla önemli değerlendirmelerde bulundu. Akciğer kanserini akciğer dokusu ve solunum yollarından gelişen bir kanser türü olarak tanımlayan Dr. Boran, sigara ve tüm tütün ürünlerinin elektronik sigara ve türevleri dahil akciğer kanserinin en temel ve aynı zamanda önlenebilir nedeni olduğuna dikkat çekti. Sigara içen kadar sigara dumanına maruz kalan kişilerin de büyük risk altında olduğunu belirten Dr. Boran ‘’Günlük içilen sigara miktarı ve kullanım süresi arttıkça akciğer kanseri riski de paralel şekilde yükselir. Genetik yatkınlık ile birlikte özellikle 50–60’lı yaşlardan sonra hastalık daha sık karşımıza çıkar. Ayrıca uzun yıllar sigara içtikten sonra 15–20 yıl geçmiş olsa bile risk tamamen ortadan kalkmayabilir" ifadelerini paylaştı. "Akciğer kanserinin başlangıcı sessiz ilerler" Akciğer kanserinin çoğu zaman sessiz bir başlangıca sahip olduğunu belirten Dr. Boran, "Erken evre akciğer kanserlerinin önemli bir bölümü tesadüfen tespit edilmektedir. Uzun süren öksürük, ses kısıklığı ve kanlı balgam gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı ve gecikmeden değerlendirilmelidir. Özellikle uzun yıllar sigara kullanmış bireylerin 50–60 yaşlarından sonra düzenli akciğer grafisi ve tomografi kontrollerini yaptırmaları hayati önem taşır" dedi. Erken evrede teşhis edilen akciğer kanserinin büyük oranda tedavi edilebildiğini vurgulayan Dr. Boran, "Erken evrede tedavi başarısı yüzde 80’e kadar çıkmaktadır. Bu nedenle göğüs cerrahisi polikliniklerinde yapılacak düzenli taramalar hastalar için büyük bir koruyucu fırsat sunar’’ değerlendirmesinde bulundu. "Erken evre akciğer kanseri tamamen tedavi edilebilir" Erken evre akciğer kanserinde ideal tedavi seçeneğinin cerrahi olduğunu ifade eden Dr. Boran, "Kanserli akciğer bölümünün ameliyatla çıkarılması hastanın yaşam şansı açısından çok değerlidir. Ancak her hasta cerrahi için uygun olmayabilir; burada özellikle güçlü solunum fonksiyonları kritik rol oynar’’ şeklinde konuştu. Radyolojik görüntüleme, laboratuvar incelemeleri ve fiziksel değerlendirmenin ardından geride tümör bırakmayacak şekilde planlanan cerrahinin titizlikle gerçekleştirildiğini belirten Dr. Boran, şunları aktardı: "Çıkarılacak akciğer dokusunun yapısı ve boyutu cerrahi kesilerin genişliğini kişiye göre değiştirebilir. Klasik açık cerrahinin yanı sıra videotorakoskopik ve robotik cerrahi seçenekler arasından hasta için en uygun olanı uygulanmaktadır. Hastaların kendi şehirlerinde ameliyat edilmesi hem konfor hem de iyileşme süreci açısından büyük avantaj sağlar. Akciğer kanseri ameliyatı sonrasında hastalar ameliyattan itibaren beş yıl boyunca düzenli olarak takip edilir." "Akciğer ameliyatı için büyük şehirlere gitmeye gerek yoktur" Türkiye’de hemen her ilde göğüs cerrahisi merkezlerinin bulunduğunu belirten Dr. Boran, Akciğer ameliyatı için Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlere gitmeye gerek olmadığını, modern cerrahi tekniklerle donatılmış devlet ve üniversite hastanelerinde bu operasyonların başarıyla yapıldığını aktardı. Ameliyat sonrası komplikasyonların büyük kısmının başarıyla tedavi edilebildiğini belirten Dr. Boran, "Ameliyat sonrası yaşanan ağrı ise geçicidir ve kontrol altına alınabilir önemli bir şikayettir. Üniversitemizde ameliyat öncesi başlayan titiz bakım ve takip süreci ameliyat sonrasında da en az 5 yıl boyunca devam ettirilmekte; 8–10 yıldır takip ettiğimiz hastalarımızla aramızda doğal bir aile bağı oluşmaktadır" dedi. Cerrahiye uygun olmayan hastalarda kemoterapi, akıllı ilaç tedavileri, immünoterapi ve radyoterapi gibi yöntemlerin kullanıldığını belirten Dr. Boran, "Bu tedaviler cerrahiye göre daha fazla yan etki oluşturabilir" diyerek cerrahi tedavi seçeneğinin üstünlüğüne vurgu yaptı. Halk arasında yaygın olarak ifade edilen "bıçak değdi, kanser yayıldı" düşüncesinin doğru olmadığını ve bilimsel temele sahip olmadığını vurgulayan Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mertay Boran, genç yaşlarda içilen sigaranın ilerleyen yaşlarda ağır sonuçlar doğurduğunu belirterek, "Erken evre akciğer kanseri tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır. Sağlıklı ve keyifli yarınlar için sigaranın mümkün olan en kısa sürede bırakılması ve göğüs cerrahisi kliniklerinde düzenli kontrollerin aksatılmaması büyük önem taşımaktadır" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Yemeğin buharı bile KOAH’a sebep olabiliyor
18 Kasım 2025 Salı - 09:44 Yemeğin buharı bile KOAH’a sebep olabiliyor Önlenebilir hastalık olmasına rağmen KOAH’ın dünyada önemli ölüm sebepleri arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Evde pişen yemeğin dumanından, sigara içmeyen kişilerde bile KOAH olma durumu var. Günde 3-5 sigara KOAH olma riski çok yüksektir. Ne kadar erken bırakılırsa o kadar iyi" dedi. KOAH, hava yollarının daralması sonucu nefes alıp vermeyi zorlaştıran, ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Hastalık önlenebilir ve tedavi edilebilir olmasına rağmen, dünyada önemli bir ölüm sebepleri arasında yer aldığını belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Nefes darlığı, kronik öksürük veya balgam üretimi, tekrarlayan alt solunum yolu enfeksiyonları öyküsü veya tütün, yemek pişirme yakıtları veya mesleki tehlikeler gibi risk faktörlerine maruz kalma öyküsü olan herhangi bir hastada KOAH teşhisinde düşünülmelidir. Bu kişiler göğüs hastalıkları uzmanına başvurup Solunum Fonksiyon Testi yaptırmalıdır. Kasım ayının 3. Çarşamba günü Dünya KOAH Günü olarak kutlanmaktadır. Bu yıl 19 Kasım’da kutlanan 2025 Dünya KOAH Günü’nün teması ‘Nefes Darlığınız varsa, KOAH’ı Düşünün’dür. Bu yılki tema, KOAH’ın dünya çapında üçüncü önde gelen ölüm sebebi nedeni olmasına rağmen sıklıkla doğru teşhis edilmediğini vurgulamayı amaçlamaktadır. KOAH yaygın, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır, ancak yaygın yetersiz ve yanlış teşhis, hastaların tedavi görmemesine veya yanlış tedavi almasına yol açmaktadır. KOAH’ın erken teşhisi halk sağlığı üzerinde çok önemli etkilere sahip olabilir" dedi. "40 yaş üzeri her 5 kişiden 1’i KOAH hastası" Erken teşhis ve tedavi, belirtileri, akciğer fonksiyonlarında ve hayat kalitesinde iyileşmeler de dahil olmak üzere daha iyi klinik düzelmeler ile sonuçlandığını belirten Karadağ, "KOAH dünyada 50 milyon insanı etkilemektedir. 40 yaş üstü her 5 yetişkinden 1’inde bu hastalık bulunmaktadır. Bu kadar yaygın bir hastalık olmasına karşın, toplum KOAH konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. "Solunum Fonksiyon Testi" ile kişinin KOAH olup olmadığı kolayca belirlenip, tedavisi başlanabilir. KOAH gelişimi için en büyük risk faktörü tütün dumanı maruziyetidir. Sigaranın yanı sıra nargile, puro gibi tütün ürünü kullanımı, zararlı toz, gaz ve hava kirliliği de akciğerlerde KOAH oluşumuna neden oluyor. Çocukluk çağında geçirilen hastalıklar, düşük sosyoekonomik düzey veya "biyomas" adı verilen odun, tezek benzeri yakıtların dumanına maruziyet de diğer risk faktörleridir. Sigara dumanındaki zararlı maddeler akciğerlerdeki hava yollarını tahrip eder, şişirir, tıkar ve elastikiyetini kaybettirir. Bu durum da nefes almayı zorlaştıran KOAH hastalığına yol açar. KOAH tanısı konulduğunda yapılması gereken en önemli şey, hastalığın ilerlemesini durdurmak için derhal sigarayı bırakmaktır. Sigarayı bırakmak, hem KOAH’ın kötüleşmesini önler hem de genel sağlık durumunu iyileştirir" diye konuştu. "Solunum Fonksiyon Testi basit ama başarılıdır" Solunum Fonksiyon Testi herkesin yaş, boy, kilo, cinsiyet gibi özelliklerine göre, soluması gereken havayı soluyup soluyamadığını ölçen, basit ama çok önemli bir test olduğunu belirten Karadağ, "Kişinin alıp verdiği nefesin miktarını ve hızını ölçmektedir. Kişinin alması gerektiği kadar nefesi alamaması yani nefes darlığı olması en erken olarak solunum fonksiyon testi ile belirlenebilir. Bu ölçüm yapılamadığı için dünyada KOAH’lı hastaların ancak yüzde 25-50’si teşhis alabilmektedir. Akciğer fonksiyonunun ölçülmesi, KOAH dahil olmak üzere birden fazla akciğer hastalığının erken teşhisi ve hızlı tedavisi için harekete geçmeyi sağlayabileceği için önemlidir. KOAH’ın erken teşhisi, hastalığa bağlı gelişebilecek sorunları ve ölüm oranını azaltabilir. Teşhis ise basit bir "Solunum Fonsiyon Testi" ile konulabilir. Bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan veya meslek icabı ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişiler öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından birine sahip kişilerin bir göğüs hastalıkları hekimine başvurup "solunum fonksiyon testi" işlemini yaptırmasını öneriyorum" dedi. "Günde 3-5 tane sigaradan bir şey olmaz demeyin" Karadağ, son olarak sigara içen kişilere seslendi; "Günde 3-5 tane sigara içen kişilerde bile KOAH başlamış olabilir. 20-25 yaşında sigaraya başlayan kişilerin 40 yaşından sonra KOAH hastası olduğunu biliyoruz. Artık erken KOAH diye bir şey var. çocukluk çağında sigaraya başlayanlar, 25 yaşlarında bile KOAH hastalığı ile tanışabiliyor. Solumun fonksiyon testi ile KOAH olup olmadığınızı öğrenebilirsiniz. Öncesinden gereken tedbirler, kişilerin ömür boyu hastanelerde geçireceği zamanı, kullanacağı ilaçları önlemiş oluyoruz. Evde pişen yemeğin dumanından, sigara içmeyen kişilerde bile KOAH olma durumu var. Günde 3-5 sigara KOAH olma riski çok yüksektir. Ne kadar erken bırakılırsa" diye konuştu.
Kuşadası Belediyesi halk sağlığıyla oynayanları affetmiyor
18 Kasım 2025 Salı - 09:38 Kuşadası Belediyesi halk sağlığıyla oynayanları affetmiyor Kuşadası Belediyesi, Başkan Ömer Günel’in talimatı doğrultusunda, kent genelinde sokak lezzetleri satışı yapan işletmelere yönelik denetimlerine devam ediyor. Zabıta Müdürlüğü ekipleri, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile birlikte yaptıkları son denetimde hijyen ve saklama kurallarına uygun olmayan 28 kilogram gıda ürününü imha etti. Ekipler ayrıca 6 işletmeye de toplam 58 bin 351 lira para cezası kesti. Kent sakinlerinin sağlıklı ve güvenli gıdaya ulaşabilmeleri için çalışmalarını aralıksız sürdüren Kuşadası Belediyesi, İstanbul’da gurbetçi bir ailenin gıda zehirlenmesi sonucu hayatını kaybetmesinin ardından sokak lezzetleri satışı yapan işletmelere yönelik denetimlerini sıklaştırdı. Bu kapsamda Kuşadası Belediyesi Zabıta Müdürlüğü Güvenli Gıda ve İş Yeri Hijyeni Denetim ekibi son olarak İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile birlikte kent merkezinde denetim yaptı. Kurallara uymayan işletmelere para cezası kesildi Denetimde, işletmelerin imalathane ve mutfak bölümlerinin hijyen kurallarına uygun olup olmadığına bakıldı. Ayrıca derin dondurucu ve soğuk hava depolarında bulunan hazır gıdaların son tüketim tarihleri ile paketlenme şekilleri kontrol edildi. Şartlara uygun bir biçimde saklanmayan 28,778 kilogram gıda ürünü imha edildi. Ekipler ayrıca Zabıta Müdürlüğü Yönetmeliği’nin 49 / M Fıkrası uyarınca da 6 işletmeye toplam 58 bin 351 lira para cezası kesti. Kuşadası Belediyesi yetkilileri denetimlerin artarak devam edeceğini belirtti.
Ciltte beliren kırmızı benlere dikkat
18 Kasım 2025 Salı - 09:37 Ciltte beliren kırmızı benlere dikkat Ciltte sonradan ortaya çıkan küçük, parlak kırmızı noktalar birçok kişiyi endişelendirebiliyor. Halk arasında ‘kırmızı ben’ ya da ‘kan beni’ olarak bilinen oluşumların, tıpta anjiyom olarak adlandırıldığını belirten Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nursel Dilek, kırmızı benlerin genellikle iyi huylu damar genişlemeleri olduğunu ancak nadiren de olsa farklı patolojik süreçlerin göstergesi olabileceğini vurguladı. Ciltte zamanla ortaya çıkan küçük kırmızı noktalar, görünüm açısından rahatsızlık oluşturabildiği gibi bazı kişilerde kaygıya da yol açabiliyor. Bu oluşumların tıpta ‘cherry anjiom’ (kiraz anjiomu) olarak tanımlandığını ifade eden Medicana Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nursel Dilek, kırmızı benlerin çoğu zaman zararsız oluşumlar olduğunu belirterek, "Ancak bazı durumlarda bu benlerin dikkatle incelenmesi gerekir’’ uyarısında bulundu. "Damar tümörleri veya cilt kanserleriyle karışabilir" Prof. Dr. Nursel Dilek, kırmızı benlerin cilt yüzeyindeki küçük damarların genişlemesiyle oluşan iyi huylu damar yapıları olduğunu ifade ederek, "Genellikle birkaç milimetre çapında, parlak kırmızı veya mor renkte, hafif kabarık görünüme sahiptirler. Çoğu zaman sağlık açısından tehdit oluşturmazlar. Bu lezyonlar en sık 30 yaş sonrasında görülür. Yaşla birlikte sayıları artabilir. Genetik yatkınlık, güneş ışığına uzun süre maruz kalma, hormonal değişiklikler ve bazı kimyasallarla temas kırmızı ben oluşumunu tetikleyebilir" dedi. Kırmızı benlerin büyük çoğunluğunun iyi huylu olduğunu ancak bazı uyarıcı değişikliklerin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nursel Dilek, "Ani büyüme, kanama, renk değişikliği veya şekil bozukluğu gözlenirse mutlaka dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Nadir de olsa bazı damar tümörleri veya cilt kanserleriyle karışabilir" şeklinde konuştu. Tedavi gerektirmeyen bu benlerin, estetik kaygı veya tahriş riski nedeniyle alınabileceğini belirten Prof. Dr. Dilek, "Lazer, elektrokoter veya cerrahi olarak kısa sürede tedavi mümkündür. İşlem sonrası özel bir bakım gerektirmez" ifadelerini kullandı. Düzenli cilt muayenesinin önemine değinen Prof. Dr. Nursel Dilek, güneşten korunmanın ve kimyasal irritanlardan kaçınmanın cilt sağlığını korumada temel önlem olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Nursel Dilek, "Yeni çıkan veya değişim gösteren her ben, bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Her cilt lekesi aynı değildir; erken tanı ve doğru değerlendirme hem sağlığınızı hem de estetik görünümünüzü korumanın en güvenli yoludur" dedi.
Her beş kadından biri bu nedenle ameliyat oluyor
18 Kasım 2025 Salı - 09:27 Her beş kadından biri bu nedenle ameliyat oluyor Prof. Dr. İsmail Mete İtil, rahim sarkması ve buna bağlı gelişen idrar kaçırma, dışkılama zorluğu, aşağı doğru basınç hissi, idrar yapmada güçlük gibi sorunların hem dünyada hem de Türkiye’de artış gösterdiğine dikkat çekti. 80 yaşına kadar her beş kadından birinin bu tür sorunlar nedeniyle ameliyat geçirdiğini belirten Prof. Dr. İtil, "Bu ameliyatlarda anatomik düzelme sağlanıyor, yaşam kalitesi artıyor, tekrar operasyon gereksinimi azalıyor." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Başkanı olarak göreve başlayan Prof. Dr. İtil, kadınların en önemli jinekolojik sorunlarından biri olan rahim sarkması ve tedavisi konusunda bilgi verdi. Rahim sarkmasının, pelvik taban kaslarının zayıflamasıyla rahmin vajinaya doğru kaymasından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. İtil, bu duruma hamilelik, doğum, yaşlanma, hormonal değişiklikler ve kronik zorlanmaların yol açabileceğini söyledi. Rahim sarkması ve buna bağlı olarak idrar kaçırmadan dışkılama zorluğuna, idrar yapmada güçlüğe kadar çeşitli sorunların gelişebileceğini vurgulayan İtil, bu sorunlarda artış görüldüğünü ifade etti. Her 5 kadından birinin 80 yaşına gelinceye kadar bu tür sorunlar nedeniyle ameliyat masasına yattığını belirten İtil, hafif sarkmaların ameliyatsız düzelebileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. İtil, hafif sarkmalarda egzersizler ve yaşam tarzı değişikliklerinin yeterli olabileceğini, ileri dereceli sarkmaların cerrahi müdahale gerektirebileceğini kaydetti. İtil, rahim sarkması tedavisinde vajinal yolla yapılan ameliyatların son yıllarda ön plana çıktığını vurgulayarak, bu yöntemin hem yüksek başarı oranı hem de hasta konforu açısından önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Yaşam Kalitesini artırıyor Vajinal yolla yapılan ameliyatların anatomik düzelme sağladığını belirten Prof. Dr.İtil, "Bu ameliyatlarda anatomik düzelme sağlanıyor, yaşam kalitesi artıyor, tekrar operasyon gereksinimi azalıyor. Ayrıca sarkmaya bağlı idrar, barsak ve cinsel fonksiyon bozuklukları da düzeliyor" diye konuştu. Bu ameliyatlarda cerrahi zorluğun ve komplikasyon olasılığının da düşük olduğunu ifade eden Prof. Dr. İtil sözlerini şöyle tamamladı: "Vajinal yolla yapılan bu ameliyatlarda karın bölgesine herhangi bir kesi yapılmadığını belirten Prof. Dr. İtil, "Operasyon tamamen vajinal yoldan gerçekleştiriliyor. Hastalar genellikle bir gün içinde taburcu ediliyor. Ağrının azlığı, karında iz olmaması ve kısa sürede normal hayata dönüş bu yöntemin en önemli avantajları arasında. Ayrıca rahmin alınmasını gerektiren durumlarda da vajinal yoldan ameliyat yapılabiliyor. İdrar kaçırma şikayeti bulunan hastalarda, aynı seansta askı ameliyatları da uygulanabiliyor."