SAĞLIK
25 Mart 2026 Çarşamba - 16:48 "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyasında Van öne çıktı Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşın boy ve kilo ölçümü yapılırken, Van elde ettiği sonuçlarla öne çıkan iller arasında yer aldı. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşın boy ve kilo ölçümü yapılırken, fazla kilolu olduğu belirlenen vatandaşlar ise sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirilerek ücretsiz danışmanlık hizmeti almaya başladı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun öncülüğünde yürütülen kampanya kapsamında Türkiye genelinde 10 milyon vatandaşın boy ve kilo ölçümü yapılırken, sağlıklı hayat merkezlerinde takip edilen danışanlar sayesinde 10 ayda toplam 513 bin kilo verildi. Kampanya kapsamında elde edilen verilerde Van, hem verilen toplam kilo miktarı hem de danışanların takiplerine devam etmesi açısından Türkiye’de öne çıkan iller arasında yer aldı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, kampanyanın Van’da önemli sonuçlar verdiğini belirtti. Tosun, "Sağlık Bakanlığımız tarafından yürütülen ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyası kapsamında ilimizde vatandaşlarımız sağlıklı hayat merkezlerimize yoğun ilgi göstermiştir. Son bir yıl içerisinde merkezlerimize başvuran yaklaşık 9 bin vatandaşımız, uzman diyetisyenlerimizin hazırladığı kişiye özel beslenme programları ve düzenli takiplerle toplamda 28 bin kilo vererek önemli bir başarı elde etmiştir. Van, bu sonuçlarla Türkiye genelinde en fazla kilo verilen iller olan İstanbul ve Denizli ile birlikte öne çıkan iller arasında yer almıştır" ifadelerini kullandı. Sağlıklı hayat merkezlerinde vatandaşlara ücretsiz beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite danışmanlığı ve psikolojik danışmanlık hizmetleri sunulduğunu belirten Tosun, sağlıklı bir yaşam için destek almak isteyen tüm vatandaşları sağlıklı hayat merkezlerine başvurmaya davet etti.
25 Mart 2026 Çarşamba - 16:27 "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasıyla 513 bin kilo verildi Sağlık Bakanlığı’nın geçen yılın mayıs ayında başlattığı ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyasıyla vatandaşlar, 10 ayda 513 bin kilo verdi. Sağlık Bakanlığı, geçen yılın mayıs ayında ’İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyasını başlatmış, boy-kilo ölçümlerinde fazla kilolu çıkanlar Sağlıklı Hayat Merkezlerine (SHM) yönlendirilmişti. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, kampanyaya katılan vatandaşların SHM’lerde sunulan beslenme danışmanlığı ile 10 ayda yaklaşık 513 bin kilo verdiğini açıkladı. Bakan Memişoğlu, Türkiye’de ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyasıyla 10 milyon kişinin kilosunu ölçtüklerini, bu kampanyaya katılıp SHM’lerde takip ettikleri 211 bin vatandaşın ideal kilosuna ulaştığını belirtti. Beslenme alışkanlığı iyi olmayan kişilerin özellikle SHM’de hizmet aldığında kilolarını verdiklerini ve sağlıklı yaşama geçtiklerini belirten Memişoğlu, şimdiye kadar Türkiye’de bu kampanyayla 513 bin kilo verildiğini sözlerine ekledi. Türkiye genelinde 10 milyon vatandaşın boy-kilo ölçümleri yapılmıştı 10 Mayıs-10 Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen kampanyada 10 milyon vatandaşa ulaşılmış, boy ve kilo ölçümleri yapılarak beden kitle indeksleri tespit edilmişti. Ölçümler sonucunda ’fazla kilolu’ çıkanlar ücretsiz beslenme danışmanlığı için SHM’ye davet edilmişti. Kampanya sonrası vatandaşlara verilen beslenme danışmanlığının SHM’deki ilk çıktıları toplandı. Verilere göre, SHM’deki takiplerine devam eden yaklaşık 211 bin kişinin yaklaşık 513 bin kilo verdiği açıklandı. En fazla danışan sayısı 13 bin 75 kişi ile İstanbul’da kaydedildi Kampanyaya en fazla danışan sayısı 13 bin 75 kişi ile İstanbul’da kaydedildiği belirtilirken, İstanbul’u 10 bin 901 danışan ile Antalya, 8 bin 738 danışan ile Van’ın izlediği ifade edildi. Ayrıca SHM’lerde kişiye özel düzenlenen beslenme programları ve rutin kontroller neticesinde en çok kilo verilen iller toplamda 51 bin 81 kg ile İstanbul, 35 bin 113 kg ile Denizli, 27 bin 634 kg ile Van oldu.
25 Mart 2026 Çarşamba - 16:10 Ankara’da ‘Dünya Tüberküloz Günü’ sempozyumu düzenlendi Ankara’da Dünya Tüberküloz Günü kapsamında düzenlenen sempozyumda, dirençli tüberkülozda kısa süreli ilaç tedavisine geçiş süreci ele alındı. Dünya Tüberküloz Günü kapsamında, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi ev sahipliğinde, ‘Dirençli Tüberkülozda Kısa Süreli İlaç Tedavisine Geçiş’ konulu sempozyum düzenlendi. Programda konuşan, Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Yılmaz, teknolojik imkanlardan yararlandıklarını belirterek, "2024 yılında toplam kaydedilen vaka sayısı yeni hastalarla beraber 387 olgu hızları da 2017’de 100 binde 13.8 iken 2024’te 100 binde 6.6’lara kadar düşmüş durumda açıkçası. Çoklu ilaca dirençli hasta sayılarımız da azalıyor. Bununla birlikte tabii ki tedavi başarımız da yüzde 80 ve üzerinde" ifadesini kullandı. "Korunma hastalığı tedavi etmekten çok daha önce geliyor" Kişinin sağlığının öncelikli olarak korunması gerektiğini belirten Yılmaz, "Birçok gelişmiş büyük şehir hastanelerimiz, eğitim hastanelerimiz, birçok imkanımız, donanımımız ve çok kıymetli sağlık çalışanlarımız, hocalarımız mevcut ve o konuda sıkıntı yaşamıyoruz. Ama biz ne kadar hastane yaparsak yapalım, içini ne kadar donatırsak donatalım, sizler orada çalışın hizmet verin ama önemli olan birinci planda, her zaman aslında bizim yıllardan beri dile getirdiğimiz, birinci basamak sağlık hizmetleri kişinin sağlığını öncelik olarak koruması. Tüberküloz da aynı şekilde, korunma hastalığı tedavi etmekten çok daha önce geliyor. O yüzden biz bu hastaları izole ediyoruz, o yüzden diğer hastalara bulaşmasını engellemeye çalışıyoruz ve bu risk ortamlarını azaltmaya çalışıyoruz" şeklinde konuştu. "Tüberküloz bulaşıcı bir hastalıktır" Tüberkülozun bulaşıcı bir hastalık olduğunu belirten Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Aydın Yılmaz, "Tüberküloz bulaşıcı bir hastalıktır. Hızlı tanı koymak, her şeyden önce hızlı tedavi edilmesi gerekiyor. Bazen toplumda ve sağlık çalışanlarımızın arasında damgalama gibi bir takım yanlış hareketler olabiliyor. Bizim idare olarak sıkıntı yaşadığımız konulardan biri bu" ifadelerini kullandı. "Yılda 10,7 milyon yeni vaka çıkıyor" Asya ve Afrika’da Türkiye’deki gibi güçlü bir sağlık altyapısının bulunmadığına dikkati çeken Yılmaz, "Türkiye’nin neresinde olursa olsun arayan hekim arkadaşlarımıza mesajla ya da telefonla olsun gerekli bilgi ve donanımlarını bu arkadaşlara sunuyorlar. Dünyada tüberküloza bakıldığı zaman nedir? Yılda 10,7 milyon yeni vaka çıkıyor. Bunların 1,25 milyonu maalesef kaybediliyor. Asya ve Afrika’da Türkiye’deki gibi güçlü bir sağlık altyapısı yok. Oradan da gelen hastalarımız oluyor. Oradan gelen hastalarımızı da ücretsiz bir şekilde, yine güvencesi olmayan Türkiye’deki vatandaşlarımıza da hiçbir ücret almadan bu hastalığın tedavisini sağlıyoruz" dedi.
Tematik Kahve Günleri’nde kanser araştırmaları konuşuldu
15 Kasım 2025 Cumartesi - 13:16 Tematik Kahve Günleri’nde kanser araştırmaları konuşuldu Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) AR-GE Koordinatörlüğünün "Uludağ Tematik Kahve Günleri" etkinliğinin altıncısı "Kanser Araştırmalarında Disiplinlerarası Yaklaşımlar" temasıyla gerçekleştirildi. Akademisyenleri ve sektör paydaşlarını bir araya getiren etkinlikte, kanser tedavisindeki evrim ve çok yönlü işbirliğinin önemi vurgulandı. BUÜ Rektörlük A Salonunda gerçekleştirilen etkinliğe Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. N. Funda Coşkun, alanında uzman konuşmacılar ile akademik ve idari personelin yanı sıra öğrenciler de katıldı. "Kanser tedavisi sosyal alanları kapsamalı" BUÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, kanser tedavisinin geçmişten bugüne tümörün çıkarılmasından genetik seviyeye inen spesifik tedavilere doğru evrildiğini belirterek, bu dönüşümün multidisipliner yaklaşımı zorunlu kıldığını ifade etti. Prof. Dr. Kırıştıoğlu, büyük bilimsel çabaya rağmen bazı kanser türlerinde başarı oranlarının hala düşük olduğunu, bu nedenle yaklaşımın cerrahi ve ilacın ötesinde; hastanın psiko-sosyal durumu, yaşam kalitesi, yapay zeka ve biyosistem mühendisliği gibi teknolojik ve sosyal alanları da içermesi gerektiğini vurguladı. Çevresel faktörler akciğer kanseri sıklığını artırıyor BUÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun ise kanser konusunun yıllar geçse de önemini koruduğunu ve çok etmenli yapısı nedeniyle görülme sıklığının artmaya devam ettiğini söyledi. Özellikle kendi alanı olan göğüs hastalıkları ve akciğer kanserine değinen Prof. Dr. Coşkun, Bursa’nın sanayi ile iç içe olması, hava kirliliği ve tütün tüketiminin yüksek olması gibi çevresel etmenler nedeniyle bölgede akciğer kanseri prevalansının yüksek olduğunu aktardı. Dekan Coşkun, kanserle mücadelede koruyucu hekimlik, yenilikçi tanı aşamaları ve tedavi yolaklarına destek sağlamanın önemini vurgulayarak, bu alanda biyoloji, fizik, kimya, mühendislik gibi tüm disiplinlerin iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirtti. "BUÜ, disiplinlerarası iş birliğini güçlendiriyor" AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca da etkinliklerin temel amacının, akademisyenler ve dış paydaşlar arasında yeni iş birliklerini ve geleceğe yönelik proje fikirlerini ortaya çıkarmak olduğunu vurguladı. Katılımcılardan geri dönüşleri takip ettiklerini ve memnuniyet düzeyinin oldukça yüksek olduğunu belirten Karaca, Bursa’nın bir sanayi şehri olmasının ve üniversitedeki geniş araştırma yelpazesinin kendilerine tema belirleme ve sanayicilerin ilgisini çekme konusunda avantaj sağladığını dile getirdi. Uzman konuklardan etkili sunumlar Akademisyen ve sektör temsilcilerinin ilgiyle takip ettiği programda; BUÜ Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilge Osman, Türk Kanser Derneği Sağlık ve Eğitim Komisyonundan Tuğçe Kuştur, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Önder Aybastıer, R-Kare Biyoteknoloji San. ve Tic. Ltd. Şti. Biyoteknoloji Genel Müdürü Murat Yazıcı, BUÜ Tıp Fakültesi Öğretim Elemanı Berkay Doğan, Medcem Tıbbi Laboratuvar Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti. Laboratuvar Uzmanı Elif Nihan Çetin, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Serap Çelikel Kasımoğulları, BUÜ Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Şehime Gülsün Temel, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ferda Arı, BUÜ Mühendislik Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Gıyasettin Özcan, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Ömer Ünsal, Tekstil Yüksek Mühendisi Mihriban Akyol ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Oğuzhan Doğanlar tarafından sunumlar yapıldı. Etkinlik, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Sağlık-Sen: "Diş hekimleri kamuya atanmalı ve uzmanlaşmalarının önü açılmalıdır
15 Kasım 2025 Cumartesi - 11:48 Sağlık-Sen: "Diş hekimleri kamuya atanmalı ve uzmanlaşmalarının önü açılmalıdır Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen), vatandaşların diş sağlığı hizmetlerine kolayca ulaşabilmesi için kamuda diş hekimi sayısının artması gerektiğini belirtti. Sağlık-Sen tarafından kamuda diş hekimi atanması yapılmasına yönelik açıklama yayımlandı. Türkiye’de her yıl binlerce gencin, diş hekimliği fakültelerini bitirdiğini ancak mezun olan birçok diş hekiminin iş bulamadığı ve kamuda istihdam beklediği belirtilen açıklamada, senede iki kez yapılan Diş Hekimliği Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’nın (DUS) tek seferle sınırlandırılmasının olumsuz etkilediği dile getirildi. Açıklamada, Türkiye’de yaklaşık 50 bin diş hekiminin görev yaptığı ve gelecek 5 yıl içerisinde de yaklaşık 50 bin genç diş hekiminin mezun olacağı belirtilerek, bu çerçevede diş hekimliği mesleğinde istihdam sorununun daha da büyüyeceği ifade edildi. Mevcut diş hekimlerinin yalnızca 21 bini kamu kurumların olduğu ve geri kalan 29 bini ise özel sektörde olduğu kaydedilirken, kamuda istihdam oranının düşük olmasının vatandaşların kamu ağız diş sağlığı hizmetlerine erişimine olumsuz etki edeceği aktarıldı. Kamuda diş hekimi istihdamının yetersiz olmasından dolayı vatandaşların özel hizmete yönelmek zorunda kaldığı ve ekonomik olarak da zorlandığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "TÜİK ve OECD verilerine göre, Türkiye’de hanehalkı sağlık harcamalarının yaklaşık yüzde 15’i diş sağlığı hizmetlerinden kaynaklanmakta, bu harcamalar birçok aile için "’katastrofik sağlık harcaması’ boyutuna ulaşmaktadır. Koruyucu diş sağlığı hizmetleri yaygınlaştırılsa, bu ekonomik yük ciddi biçimde azaltılabilir. Ağız ve diş sağlığı, yalnızca estetik değil; genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Koruyucu hizmetler ile; birçok sistemik rahatsızlığın görülme sıklığını azaltmak mümkündür. Koruyucu diş sağlığı hizmetleri 4-7 kat maliyet etkin olmakla birlikte, uzman diş hekimi istihdamı ise yaklaşık yüzde 20 oranında tedavi başarısını artırmakta ve uzun vadede aynı oranda sağlık maliyetini azaltmaktadır. MHRS’de en çok randevu alınan branşlardan olan diş hekimliğinin yükü koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetlerine ağırlık verilerek ve diş hekimi ataması yapılarak azaltılmalı, diş hekimlerinin iş yoğunluğu makul seviyelere getirilmeli, hastalara yeteri kadar zaman ayırması sağlanmalıdır." Diş hekimliği istihdamının az olmasından ötürü yaşanan sorunlara ilişkin çözüm önerilerine de yer verilen açıklamada, diş hekimlerinin kamuda istihdam edilmesi, koruyucu ağız ve diş sağlığı politikaları güçlendirilmesi, eğitimli genç hekimlerimizin emeği heba edilmemeli, ülkemizin bilimsel birikimi korunması ve OECD ülkelerinin gerisinde kalan uzman diş hekimi oranı artırılması gerektiği vurgulandı.
EÜ’den Dünya Diyabet Gününde farkındalık oluşturan etkinlik
15 Kasım 2025 Cumartesi - 11:14 EÜ’den Dünya Diyabet Gününde farkındalık oluşturan etkinlik Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı, "14 Kasım Dünya Diyabet Günü" dolayısıyla bir etkinlik düzenledi. EÜ Tıp Fakültesi 20 Mayıs Amfisinde gerçekleştirilen etkinlikte, diyabet konusunda farkındalık oluşturmak ve güncel bilimsel gelişmeleri paylaşmak amacıyla akademisyenler, aileler ve çocukları bir araya geldi. Etkinlikte, Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Damla Gökşen, "Diyabet Tedavisinde Güncel Yaklaşımlar ve Geleceğe Bakış: Tip 1 Diyabetin Yol Haritası" başlıklı sunumuyla yer alırken; Çocuk Hastanesi Diyabet Hemşiresi Dr. Hemşire Günay Demir ve Diyabet Eğitim Hemşiresi Hafize Işıklar ise, "İnsülin İnfüzyon Pompaları ve Sürekli Glukoz Ölçüm Sistemleri: Kime, Neden, Hangisi?" konulu sunumlarıyla diyabet yönetimindeki teknolojik gelişmelere ilişkin bilgi paylaştı. Prof. Dr. Damla Gökşen, sunumunda Tip 1 Diyabet’in karmaşık doğasına ve küresel yayılımına dikkat çekti. Hastalığın kalıcı olduğunu ve kan şekeri yönetiminin göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gökşen, "Tanı anında diyabet yönetimi için gerekli tüm konuların eğitimi verilmektedir, ancak bilgilerin tekrarı ve pekiştirilmesi her zaman gereklidir" dedi. Küresel rakamların ciddiyetine dikkat çeken Gökşen, "Dünyada tanı konmuş yaklaşık 9 milyon diyabetli var ve bu sayının 2040 yılında iki katına çıkacağı öngörülüyor. Özellikle çocuklarda glikoz seviyesini ideal aralıkta tutmak birden çok faktöre bağlıdır. Bu süreç, hem aile hem de diyabet ekibi için oldukça zorlayıcıdır" diye konuştu. "Sensör okur-yazarlığı şart" Dr. Hemş. Günay Demir, güncel diyabet yönetim teknolojileri üzerine kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Demir, sunumda diyabetli bireylerin yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen sürekli glukoz izlem sistemleri (CGMS) ve insülin infüzyon pompa sistemleri detaylı olarak ele alarak incelenen cihazların sensör ömrü, ısınma süresi ve uzaktan izleyebilen kişi sayısı gibi kritik özellikleri karşılaştırıldı. Demir "Sensörlerin sunduğu eğilim ve alarmları doğru okuyabilmek için sensör okuryazarlığı şart; bunun için mutlaka eğitim almak ve yemek-egzersiz gibi olay girişlerini düzenli kaydetmek gerekiyor. Sensör okuryazarlığı, gün içindeki verileri bilinçli takip edip doğru yorumlama becerisi sağlar" dedi. "Sensörler sayesinde kan şekerini anlık ve eksiksiz takip ediyoruz" Hemşire Hafize Işıklar ise, "Bugün, insülini keşfeden Frederick Banting’in doğum günü olan 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde sizlere, kan şekeri izleminde bir devrim olan sensörler ve pompalardan bahsetmek istiyorum. Eskiden parmaktan ölçümle günün sadece belirli anlarını görerek büyük resmi tahmin etmeye çalışırken, sensörler sayesinde artık tablonun bütününü anlık olarak izleyebiliyoruz. Örneğin, parmak ölçümleriniz hedef aralıkta görünse bile, sensör verilerini incelediğinizde gece fark etmediğiniz bir kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) yaşadığınızı veya yemek sonrası yaptığınız insülinin fazla geldiğini fark edebilirsiniz. Bu da bize, insülin dozlarımızı daha doğru ayarlama imkânı tanır" dedi. Etkinlik, çocuklar için müzik, dans ve sürprizlerle sona erdi.
Kamu kurumlarında tütün ile mücadelede etkin çalışma
15 Kasım 2025 Cumartesi - 11:03 Kamu kurumlarında tütün ile mücadelede etkin çalışma Kamu kurum ve kuruluşlarının kapalı alanlarında tütün ürünlerinin kullanımının önlenmesi amacıyla kurum temsilcilerine yönelik eğitim düzenledi. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, tütün kullanımının zararlarına dikkat çekmek ve kamu kurumlarının kapalı alanlarında tütün ürünü tüketilmesine dair yaptırımların uygulanabilirliğinin arttırılabilmesi amacıyla kamu kuruluşlarından temsilcilere güncelleme eğitimi düzenledi. Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan’ın da katıldığı eğitimde, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. İrfan Oğuz’un yanı sıra kamu kurumlarında tütün kullanımına karşı idari yaptırım yetkisi bulunan personeller de yer aldı. Eğitimin açılış konuşmasını yapan Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan, son yıllarda tütün kullanımı ve dumansız hava sahası ile ilgili ciddi bir mesafe kat edildiğini söyledi. Her vatandaşın tütün kullanımının zararlarına karşı bilinçli olması gerektiğini ifade eden Doğan, "Sayın Cumhurbaşkanımızın da önderliğinde son yıllarda tütün kullanımı ile mücadele edilmesi için bir ortam oluşturuldu. Tütün kullanımının zararlarını ailemize, iş arkadaşlarımıza, çevremize, bulunduğumuz her ortamda anlatmalıyız. Bu konuyu gündemden hiç düşürmemeliyiz" ifadelerini kullandı. Eğitim çalışmasına katılan personellerin çalıştıkları kamu kurumlarında tütün kullanımının zararları hakkında farkındalık oluşturmasını beklediklerini dile getiren Doğan, kamu kurumlarının bu konuda toplumsal duyarlılık göstererek tütün kullanımı ile mücadelede topluma da ön ayak olmasını beklediklerini dile getirdi.
Gıda zehirlenmelerine karşı Bakanlıklardan peş peşe uyarılar geldi
15 Kasım 2025 Cumartesi - 11:02 Gıda zehirlenmelerine karşı Bakanlıklardan peş peşe uyarılar geldi Türkiye’nin farklı illerinde son haftalarda art arda görülen gıda zehirlenmesi vakaları kamuoyunda endişee sebep olurken, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı vatandaşlara yönelik kapsamlı uyarılarda bulunuyor. Yetkililer, özellikle doğadan gelişigüzel toplanan zehirli bitkiler ile toplu yemek organizasyonlarında hazırlanan gıdaların, vakalardaki artışta belirleyici olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, görünüşte masum görünen bazı bitkiler sinir sistemini etkileyen güçlü toksinler içeriyor. Bu maddeler kısa sürede görme kaybı, bilinç bulanıklığı ve solunum yetmezliği gibi ağır tablolara yol açabiliyor. Bakanlık, etiketsiz, menşei belirsiz ve kayıt dışı ürünlerin tüketilmesinin ciddi sağlık riski oluşturduğuna işaret ediyor. İnternet ve sosyal medya üzerinden satılan "organik" veya "ev yapımı" ürünlerde de denetim dışılık riski bulunduğu belirtiliyor. Toplu yemeklerde art arda vakalar Son dönemdeki çok sayıda zehirlenme olayı düğünler, eğlenceler, mevlit ve taziye yemekleri ile çeşitli yurtlarda verilen toplu yemekler gibi kalabalık organizasyonlarda yaşandı. Bu vakaların çoğunda tek tencerede pişirilen yemeklerin uzun süre bekletilmesi, uygunsuz taşıma şartları , çapraz bulaşma ve yetersiz hijyen uygulamalarının öne çıktığı bildiriliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı denetimleri sıklaştırdı, yaptırımları artırdı Tarım ve Orman Bakanlığı, 81 ilde yürüttüğü gıda denetimlerinde toplu tüketim yerlerinin kayıt/onay durumlarını, hijyen şartlarını ve muhafaza sıcaklıklarını düzenli olarak kontrol ediyor. 2025 yılı içerisinde yapılan 1 milyon 103 bin 52 denetimde uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 25 bin 749 idari para cezası uygulanırken, toplam 2 milyar 206 milyon 162 bin 590 TL tutarında yaptırım kararı alındı ve 495 işletme hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusu yapıldı. Ayrıca, İstanbul ilinde faaliyette olan 135 bin 717 gıda işletmesinde 2025 yılı boyunca bugüne kadar 192 bin 148 adet resmî kontrol yapıldı; 8.026 işletmeye idari para cezası uygulandı ve 79 dosya Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu şeklinde iletildi. Bunun yanı sıra, Beşiktaş İlçesi Ortaköy Mahallesinde faaliyet gösteren 138 gıda işletmesine 202 adet resmî kontrol gerçekleştirildi. Eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları sürüyor Tarım ve Orman Bakanlığı, tüketicilerin gıda okuryazarlığını artırmak amacıyla sosyal medya kampanyaları, okul eğitimleri ve işletmelerde bilgilendirme faaliyetleri yürütüyor. Türkiye, bu yıl Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin #SafeSafe2Eatpanyasına da katıldı. ‘Erken Bildirim Programı’ ile salgınlar yakından izleniyor Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlükleri tarafından yürütülen "Gıda Kaynaklı Zehirlenmelerde Erken Bildirim Programı" sayesinde ise olası salgın belirtileri hızlı şekilde takip ediliyor. Şikâyet üzerine yapılan kontrollerde ürünlerden numune alınarak Halk Sağlığı Laboratuvarlarında inceleniyor. Uygunsuzluk tespit edilmesi hâlinde konu hem savcılığa hem de ilgili kurumlara eş zamanlı olarak iletiliyor. Vatandaşlara uyarılar: İşte dikkat edilmesi gerekenler Yemekler pişirildikten sonra en kısa sürede tüketilmeli; oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemeli Sıcak tutulacak gıdalar 65C’nin altına düşmemeli, bu sıcaklıkta 3 saatten fazla bekletilmemeli. Catering firmalarının Bakanlık İşletme Kayıt Belgesine sahip olup olmadığı kontrol edilmeli. Çiğ ve pişmiş ürünler aynı ekipmanla hazırlanarak çapraz bulaşmaya yol açılmamalı. Et, pilav ve salatalar kapalı kaplarda taşınmalı. Kullanılan suyun içilebilir nitelikte olması sağlanmalı; kuyu veya tanker suları için analiz raporu bulunmalı. Artan yemekler ertesi gün yeniden ısıtılarak servis edilmemeli. Belirti gösteren kişiler (bulantı, karın ağrısı, halsizlik) hemen 112’ye yönlendirilmeli. Toplu yemek sağlayan işletmeler her öğünden en az 72 saat numune saklamak zorunda. Gıda güvenliği için temel kurallar Açıkta satılan gıdalar mümkün olduğunca tercih edilmemeli. Doğadan toplanan mantar, meyve ve otlar uzman onayı olmadan tüketilmemeli. Bozulmuş, şişmiş, rengi değişmiş konserveler kesinlikle yenmemeli. Şüpheli ürünler ALO 174 Gıda Hattı veya WhatsApp İhbar Hattı üzerinden bildirilmeli. Vakayla ilişkili örnek ürün ve ambalajlar saklanmalı.
Bayburt Devlet Hastanesinde temizlik görevlisine şiddet iddiası
15 Kasım 2025 Cumartesi - 10:38 Bayburt Devlet Hastanesinde temizlik görevlisine şiddet iddiası Bayburt Devlet Hastanesinde görevli bir sağlık çalışanının mesai arkadaşı tarafından darp edildiği iddiasıyla ilgili Öz Sağlık-İş Sendikası Bayburt Şubesi tarafından basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamada sağlıkta şiddet kınandı. Öz Sağlık-İş Sendikası Bayburt Şube Başkanı Murat Şahinoğlu, hastane bünyesinde temizlik görevlisi olarak çalışan Ramazan Sayan’ın, ecza deposunda görevli Muharrem Turhan tarafından tekme ve yumrukla darbedildiğini belirtti. Şahinoğlu, Sayan’ın yalnızca görev gereği sıhhi malzeme ve ilaç almak üzere kurum eczanesine gittiğini ancak son süreçte beş kez benzer biçimde sözlü şiddete ve aşağılamaya maruz kaldığını ifade etti. Önceki gün yaşanan son olayda ise Turhan’ın, herkesin gözü önünde Sayan’a fiziksel şiddet uyguladığını dile getirdi. Darp nedeniyle yüzünden yaralanan Sayan’ın rapor aldığını kaydeden Şahinoğlu, "Bu olayı basit bir sağlıkta şiddet vakası olarak görmüyoruz. Aynı kurumda görev yapan, aynı iş kolunda sağlık hizmeti veren bir çalışanın, sırf işçi olduğu için bir diğer sağlık çalışanını hor görmesini, aşağılamasını, psikolojik şiddete tabi tutmasını, tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de fiziksel şiddet uygulamasını anlamak, kabullenmek mümkün değildir. Sağlık personelinin dışarıdan gelen saldırılar karşısında birlik beraberlik sergilemeleri gerekirken, bu şiddetin bir sağlık personeli tarafından uygulanması ancak vandallık, öfke kontrolsüzlüğü ve bilerek/isteyerek şiddet uygulaması ile açıklanabilir" dedi. Olay anına tanıklık eden başka sağlık personelinin beyaz kod vermemesinin ayrıca açıklama gerektirdiğini söyleyen Şahinoğlu, sürecin adli mercilere taşındığını ve suç duyurusunda bulunulduğunu hatırlattı. Şahinoğlu, Bayburt İl Sağlık Müdürü Harun Sivlim’e ve hastane yönetimine hızlı bir şekilde kurum içi soruşturma başlatmaları nedeniyle teşekkür etti. Sendika olarak üyelerinin yanında olduklarını vurgulayan Şahinoğlu, "Ramazan kardeşimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Mesai arkadaşına saldıran bu kişinin en ağır şekilde cezalandırılmasını bekliyoruz. Olayın takipçisi olacağız" ifadelerini kullandı.
Uzmanı uyardı: "Kalp hastaları soğuk havada daha dikkatli olmalı"
15 Kasım 2025 Cumartesi - 09:27 Uzmanı uyardı: "Kalp hastaları soğuk havada daha dikkatli olmalı" Sivas Medicana Hastanesi Kalp Damar Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Hasan Yücel, soğuk havaların kalp damar hastaları için ciddi riskler oluşturduğunu söyleyerek, kış aylarında dikkatli olunması gerektiğini belirtti. Kış aylarının gelmesiyle birlikte düşen hava sıcaklıkları, kalp ve damar hastalıkları olan bireyler için önemli riskler oluşturuyor. Soğuk havada damarlarda meydana gelen büzüşmenin (vazokonstriksiyon) kalp hızını artırarak tansiyon yükselmesine sebep olabiliyor. Yetersiz sıvı tüketimi nedeniyle kan yoğunluğunun artması da kalp damar sistemi üzerinde ek bir yük oluşturuyor. Adrenalin gibi hormonların artışı, kalp hızını yükselterek stres düzeyini artırırken göğüs ağrısı ve nefes daralması riskini de çoğaltıyor. Stent takılmış, bypass operasyonu geçirmiş, hipertansiyon hastası, kolesterolü yüksek, ileri yaşta olan ve sigara kullanan bireylerin soğuk havalarda daha dikkatli olmaları gerekiyor. Bu kişilerin aşırı efor gerektiren aktivitelerden uzak durmaları, kalın giyinmeleri ve mümkünse çok soğuk havalarda dışarı çıkmamaları öneriliyor. Ayrıca soğuk havalarda azalan sıvı tüketiminin artırılması da önem taşıyor. Uzmanlar tarafından beslenme açısından tuzlu ve yağlı gıdalardan uzak durulması, lifli gıdalar, sebze ve balığın tercih edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Kalp Damar Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Hasan Yücel, soğuk havalarda vücut ısısının düşmesiyle damarlarda belirgin bir büzüşme yaşandığını belirterek, "Kalp damar hastalığı olan bireylerin hem yaşam tarzına hem de beslenmelerine daha fazla dikkat etmeleri büyük önem taşıyor" dedi. "Daha fazla özen göstermeleri gerekiyor" Soğuk havalarda kalbin daha fazla zorlandığını ifade eden Hasan Yücel, "Kış aylarının gelmesiyle kalp damar rahatsızlıkları olan hastalarımızın soğuk havalarda kalplerine daha fazla özen göstermeleri gerekiyor. Özellikle soğuk havalarda damarlarda bizim vazokonstriksiyon dediğimiz damar büzüşmesi olayı, kalp hızının artışına, tansiyon yükselmesine ve kalbin zorlanmasına sebebiyet vermektedir. Ayrıyeten yeterli sıvı alınmamasından dolayı damarlar içindeki kan yoğunluğunun artması, damar rahatsızlıkları olan hastalarımızı kötü etkilemektedir. Damarların büzüşmesi, kasılması olayı kış aylarında daha belirgin olmakta, bu da tansiyon artışı oranlarını yükseltmektedir. Özellikle adrenalin gibi hormonlar kalbin hızını artırıp tansiyon yükselmelerine sebebiyet vererek stres oluşturmaktadır ve hastalarımızın soğuk havalarda bunlara dikkat etmesi gerekmektedir. Kalp damar rahatsızlığı olan, damarında stent olan, baypas geçirmiş olan hastalarımızla beraber hipertansiyonu olan, kolesterolü yüksek olan, sigara içen hastalar ve yaşı ileri olan hastalar soğuk havalarda daha dikkatli olmalıdırlar. Aşırı yoğun fiziksel aktivitelerden kaçınmalıdırlar, kalın giyinmeleri gerekmekte, çok soğuk havalarda mümkünse dışarı çıkmamaları gerekmekte, ağır efor isteyen işlemler yapmamalarını istemekteyiz" dedi. "Vücut ısısını korumak önemli" Kış aylarında kalp rahatsızlıkları olan hastaların beslenmelerine de dikkat etmesinin önemine vurgu yapan Yücel, " Kullandıkları ilaçları düzenli kullanıp doktor kontrolünü aksatmamaları gerekmektedir. Ayrıca soğuk havalarda sıvı alımı azaldığı için sıvı tüketimine dikkat etmeleri gerekmektedir. Soğuk havalarda vücut ısısını korumak önemli. Damarlarda kasılma, büzüşme (vazokonstriksiyon) oluşmakta ve kalp hızı artmakta, bu da soğuk havalarda dışarı çıktığımızda efor kapasitemizin azalmasına, nefes daralmasına ve göğüs ağrısına sebebiyet vermektedir. Beslenme noktasına da değinecek olursak, tuzlu ve yağlı gıdalardan uzak durmamız gerekmektedir. Tuz alımından sonra tansiyon yüksekliği kalbe yük oluşturmaktadır. Kanın yoğunluğunun artmasına bağlı olarak yağlı tüketimler kolesterol artışına sebebiyet vermekte, damarda plak oluşumuna ve kan akışının yavaşlamasına sebebiyet vermektedir. Yaz kış fark etmeksizin yağlı ve tuzlu gıdalardan kalp damar hastalığı olan kişilerin uzak durması gerekmektedir. Beslenme konusunda lifli gıdalar, bitki ve sebzeler tüketmemiz lazım. Balık tüketimi ve bol su tüketimine önem vermemiz gerekmektedir. Bunlara dikkat edilmediği durumlarda yeniden damar tıkanıklıkları oluşabilir, kalp spazmı dediğimiz hadiseler olabilir ve göğüs ağrısı oluşabilir. Kalp krizi, felç ve inme gibi durumlar tetiklenebilir. Kış aylarında kalp rahatsızlıkları olan hastalarımızın yaşamlarına ve beslenmelerine dikkat etmeleri, ilaçlarını düzgün kullanıp kontrollere önem vermeleri gerekmektedir" diye konuştu.
DUS ve YDUS sınavları yılda bir kezyapılacak
14 Kasım 2025 Cuma - 21:42 DUS ve YDUS sınavları yılda bir kezyapılacak Sağlık Bakanlığı tarafından senede iki kere yapılan Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS) ve Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’nın (YDUS) artık yılda bir kez yapılacağı açıklandı. Sağlık Bakanlığı tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS) ve Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’nın (YDUS) 2023 yılından itibaren yılda ikişer kez gerçekleştirilmesine karar verilmiş olup bu durum sınav takvimlerinde de ilan edilmekteydi. ÖSYM tarafından TUS, YDUS, DUS ve EUS olmak üzere sınavlar yılda 7 adet yapılmakla birlikte, bu sınavların sonuçlarıyla 20 yerleştirme işlemi yapılmaktadır. Adayların yerleştirilmesi döneminin diğer sınav tarihinin uygulandığı anlara denk gelmesi önemli sorunlara sebep olmaktadır. 24 Eylül tarihli Tıpta Uzmanlık Kurulu kararıyla DUS ve YDUS’un yılda bir defa TUS’un ise yine yılda 2 defa yapılmasının uygun olacağına karar verilmiştir. DUS ve YDUS sınavlarında eğitime alınacak öğrenci sayılarına ilişkin kontenjanlar Bakanlığımızın sağlık insan gücü planlama çalışmaları kapsamında farklı birimlerimizin ve dış paydaşlarımızın da katılımıyla koordineli olarak ve bilimsel temeller ışığında yürütülmektedir. Bu sebeple sınavlarda açılacak yıllık toplam kontenjanlarda sınavların yılda bir defa yapılmasından kaynaklanan bir değişiklik olmayacaktır" ifadelerine yer verildi.
Mavi balonlar diyabete farkındalık için gökyüzüne bırakıldı
14 Kasım 2025 Cuma - 19:49 Mavi balonlar diyabete farkındalık için gökyüzüne bırakıldı Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında hastalığa dikkat çekildi. Sağlık çalışanlarına yönelik eğitimlerin verildi ve vatandaşların bilgilendirildiği etkinlikte diyabet farkındalığının rengi mavi balonlar gökyüzüne bırakıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından aile hekimlerinin mesleki gelişimlerini desteklemek ve klinik entegrasyon süreçlerine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen "Tanıdan Tedaviye Güncel Yaklaşımlar" eğitim programı Kasım Ayı konusu Dünya Diyabet Gününde "Diyabet" olarak belirlendi. Bu kapsamda Denizli’de görev yapan Aile Hekimlerinden oluşan birinci gruba eğitim düzenlendi. Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Aytekin Polat’ın günün anlam ve önemine değinen konuşmasıyla başlayan program; Dahiliye Uzmanı Dr. Mustafa İz’in eğitimi ile devam etti. Yine diyabet günü kapsamında Merkez ve ilçelerde sağlık tesislerinde birçok etkinlikler düzenlendi. Kurulan stantlarda vatandaşlara diyabetin nedenleri, korunma yöntemleri ve erken teşhisin önemi anlatılırken, isteyen vatandaşların kan şekeri ölçümleri ücretsiz olarak gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı ekibi tarafından diyabet farkındalığının rengi olan mavi balonlar gökyüzüne bırakılarak Diyabet Hastalığına dikkat çekildi. "Diyabet önlenebilir bir hastalıktır" Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, diyabet hastalığının özellikle tüm dünyada ölüme neden olan bulaşıcı olmayan hastalıklar arasında yer aldığını belirterek; "Halk arasında şeker hastalığı olarak da bilinen diyabetin görülme sıklığı her geçen gün artmaktadır. Diyabetin ortaya çıkması ile birlikte normal değerlerin üzerinde seyreden kan şekeri sinir sistemi, göz, kalp ve böbrek gibi organlarda akut ve kronik komplikasyonalara neden olabilmekte, bunun bir sonucu olarak da bu organların işlevlerinde önemli sorunlara yol açabilmektedir. Diyabetin temel nedenlerine bakıldığında; kentleşme, yaşlanan bir nüfus, sağlıksız beslenme, azalan fiziksel aktivite ve dolayısıyla obezitenin çok önemli etkileri olduğu görülmektedir. Uluslararası Diyabet Federasyonu 2024 yılı verilerine göre dünyada 589 milyon insan diyabetlidir. Diyabetli insanların yaklaşık yüzde 50’sine tanı konulmamıştır. Diyabetli 430 milyon kişi çalışma hayatındadır. Dünya Diyabet Günü 2024-2026’nın teması ‘Diyabet ve Esenlik’tir. Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından 2025 yılı için Diyabet Gününün odak noktasının ‘işyerinde diyabet’ olması hedeflendiği belirtilmektedir. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun projeksiyonlarına göre 2050 yılına gelindiğinde her 8 yetişkinden 1’i, yani yaklaşık 853 milyon kişi diyabet hastası olacak; bu da yüzde 45’lik bir artış anlamına gelmektedir" dedi.
Sokaktaki yiyeceklerden zehirlenmelere karşı uzmanlardan dikkat çeken uyarılar
14 Kasım 2025 Cuma - 18:01 Sokaktaki yiyeceklerden zehirlenmelere karşı uzmanlardan dikkat çeken uyarılar Almanya’dan İstanbul’a tatil için gelen ve gıda zehirlenmesi iddiasıyla anne ve 2 çocuğunun hayatını kaybettiği, babanın ise yoğun bakımda tedavisinin sürdüğü olay sonrası uzmanlar, "Bahsi geçen ürünler sokak lezzetleri, her gün birkaç tane vaka acil servislere başvuruyor. Hijyeninden mümkün olduğunca emin olduğumuz yerleri tercih etmeye çalışmalıyız. 2-3 gün önce de 6 saat önce de aldığın bir gıda zehirleyebilir. Çok yoğun bulaş olan gıdaları tükettiğimizde daha ağır seyredecektir, ölümcül olabilecek sonuçlara neden olabilir" diyerek uyardı. Almanya’dan İstanbul’a tatil için gelen ve iddiaya göre Beşiktaş’ta midye gibi yiyecekler tüketen Servet ve Çiğdem Böcek çifti ile çocukları 6 yaşındaki Kadir ile 3 yaşındaki Masal, Fatih’te kaldıkları otelde gece saatlerinde rahatsızlanmaları sonrası hastaneye gitmişti. Anne ve çocukların hayatını kaybettiği olayda babanın tedavisi yoğun bakımda sürüyor. Uzmanlar benzer olaylarla karşılaşmamak için gıda zehirlenmelerine karşı uyardı. Biruni Üniversite Hastanesi’nden Acil Tıp Uzmanı Dr. Gültekin Akyol, Dahiliye Uzmanı Dr. Zübeyde Yüce Alğan, gıda zehirlenmesi belirtilerine ilişkin bilgi vererek, önemli tavsiyelerde bulundu. "Toksinler özellikle bu sokak lezzetlerinin içinde yer alabiliyor" Ürünlerin tüketildiği noktaların güvenilir olması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Gültekin Akyol, "Öncelikle başsağlığı dileyelim, bahsi geçen ürünler sokak lezzetleri olarak geçen ürünler. Şu anda gündeme geldi ama her gün ortalama birkaç tane vaka acil servislere başvuruyor tabii ki çok basit şekillerde hastalar bulantı, kusma, ishal şikayetleriyle gelebiliyor. Toksinler özellikle bu sokak lezzetlerinin içinde yer alabiliyor. Midyeden örnek vermemiz gerekirse, temizlenme süreçleri çok önemli. Miktarı çok fazla tüketildiği için pilav da mevcut ve çok çabuk bozulabilen ürünler. Saklanma koşulları, tezgahta satılan ürünler takipleri, denetlenmeleri çok önemli. İsmi geçen ürünlerden kokoreçten bahsedecek olursak zaten bağırsaktan üretilen bir ürün olduğu için temizliğinin güzel yapılması gerekiyor. Köfte veya sokakta satılan diğer ürünlere baktığımız zaman soğuk sandviçler olsun eğer güzel alanlarda, doğru şekillerde muhafaza edilmezse bulaş riski çok fazla. Kumpirin içinde örneğin, salataları koyduğumuz zaman güzel yıkanıp yıkanmaması önemli. Yoğurt ve süt ürünleri de mevcut, bunlar çok hızlı bozulan ürünler. Düzgün şartlarda dolaplarda saklanmadıysa, üretim şartları sorunluysa çok hızlı bir şekilde bulantı, kusma, aşırı sıvı kaybı ve buna bağlı olarak zehirlenme tablolarına neden olabilir. Genelde zehirlenme hastalarına aynı şekilde yaklaşırız, semptomlarını gidermeye çalışırız, sıvı kaybını ortadan kaldırmaya çalışırız. Büyük olasılıkla öncelikle bu müdahaleler yapılmıştır. Bu kadar hızlı ilerlemesine bağlı olarak botulinum toksin olabileceğinden şüpheleniyorum ama bunu kan tahliliyle anlamak mümkün değil. Otopsi dönemlerinde ortaya çıkacaktır" diye konuştu. "Şu dönemde en sık tavukla karşılaşıyoruz" Bu tür zehirlenmelerin ilk 6-12 saat içinde çok hızlı ishal ve sıvı kaybına neden olduğunu belirten Uzm. Dr. Akyol, "Zehirlenme ne yazık ki tavuk sonrasında çok fazla gözüküyor. Burada hijyen koşulları ön plana çıkıyor, ‘Eldiven taktık, hijyen sağladık’ gibi bir düşünce oluyor. Aynı eldivenle herkese servis yapılıyor, eldiven değiştirilmiyor, para alınıp veriliyor, bunlar bulaş riskini artırıyor. Salata ile çiğ tavuğun aynı tahtada kesilmesi bunlar hızlı bulaşlara neden oluyor. İlk 6-12 saat içinde çok hızlı bir şekilde ishal şikayetleri, sıvı kaybı ilerleyen dönemlerde tansiyon düşüklüğü ve kalp durmasına bile neden oluyor. Şu dönemde en sık tavukla karşılaşıyoruz diyebilirim. Kumpir veya midyede farklı süreçlerde başlayabilir, Kusmanın artması ve kusmanın özellikle fışkırır dediğimiz tarzda olması hemen acile gelmemiz gerektiğini gösteriyor. Midye, içinde pilav da olduğu için bu da doğru şartlarda eğer korunmazsa hızlı bir şekilde toksinlere neden olabilir bu yüzden midye tüketmek aslında biraz tehlikeli. Bir tane değil çok fazla yediğimiz için bu seferde etkilerini çok daha fazla artırıyoruz ne yazık ki. Hijyeninden mümkün olduğunca emin olduğumuz yerleri tercih etmeye çalışmalıyız. Botulinum toksin tarzında bir toksinse tek bir tane midye yemek bile bu şikayetleri ortaya çıkartabilir. Özellikle tavuk zehirlenmelerinde hızlı müdahale edilmezse çok fazla, hızlı bir şekilde sıvı kaybı hem kusma hem ishalle ölümcül noktalara getirebiliyor. Güzel temizlenmiş, iyi hazırlanmış bir midyede böyle bir tablo oluşmasını beklemiyoruz" dedi. "Ölümcül olabilecek sonuçlara neden olabilir" Gıdayı aldıktan sonra 6 ila 72 saat arasında geçen sürenin önemli olduğunu söyleyen Dahiliye Uzmanı Dr. Zübeyde Yüce Alğan, "2-3 gün önce yediğin bir gıda da zehirleyebilir, 6 saat önce aldığın bir gıda da zehirleyebilir. Eğer sıvı kaybı çok fazla olursa bu diğer organlara da yansıyacaktır. Yaşı daha küçük olanların ve yaşlı olanların bağışıklık sistemleri daha zayıf oldukları için daha çok etkilenirler. Genelde çocukluk ve ileri yaş çağında gıda zehirlenmesini daha ağır olarak görürüz. Genelde yatışları daha uzun süreli yatışlar olur. Hangi ısıda pişirildi bu gıdalar? Kısa süreli ve daha düşük ısılarda bir pişirme varsa zararlı olan toksin, bakteri ve virüsler gıdanın içinde var olmaya devam edecektir. Miktarı önemli, çok az bir miktarda bulaş olan gıdayı tükettiğimizde daha kısa sürede iyileşirken çok yoğun bulaş olan gıdaları tükettiğimizde daha ağır seyredecektir. Ayrıca bazı virüsler toksin üretirler. Botulinum diye bir toksin vardır ve çok ağır seyreder. Kişinin nörolojik sistemini, beynini etkiler. Vücutta hastanın kaybına kadar gidebilecek sıvı kaybına ve zehirlenmeye neden olabilir. Bunlar genelde et ve et ürünleri, süt ve süt ürünlerinde ortaya çıkar. Balık mesela midyede ortaya çıkan bir çeşidi vardır. Doğru ısılarda pişirdik ve beklettik, uzun süre dışarıda, oda ısısında beklediği zaman yine kontaminasyon olacaktır. Bu bakteriler ve toksinler karaciğer yetersizliğine neden olabilir, ölümcül olabilecek sonuçlara neden olabilir. 48 saati geçmiş, son 5 saattir idrar çıkışı yoksa bilinç bulanıklığı, çift görme, bulanık görme gibi şikayetleri varsa ateşi çok yüksekse bu hastanın bir an önce hastaneye alınıp sıvı dengesinin, elektrolit bozukluğunun tedavi edilmesi gerekir. Hava alan bir konserve kavanozu varsa ondan da olabilir ve çok ağır gıda zehirlenmesi olabilir" şeklinde konuştu.