SAĞLIK
29 Mart 2026 Pazar - 14:22 Atakum’da vatandaşlara genel sağlık taraması gerçekleştirildi Samsun’un Atakum ilçesinde, 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik genel sağlık taraması yapıldı. Sağlıklı hayat konusunda vatandaşları bilgilendirmek için düzenlenen program yoğun ilgi gördü. Atakum Belediyesi, Samsun İl Sağlık Müdürlüğü ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) işbirliğinde düzenlenen ‘Kadın Sağlığını Geliştirme Programı’ kapsamında Özgecan Kadın Danışma Merkezi’nde vatandaşlara yönelik genel sağlık taraması gerçekleştirildi. Program, toplum sağlığını koruma, güçlendirme çalışmaları kapsamında 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik düzenlendi. Uzman sağlık personeli eşliğinde kanser taramasına katılan vatandaşlar tansiyon, şeker ölçümü gibi hizmetlerden faydalanmanın yanı sıra kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması hakkında önemli bilgiler aldı. Kadınlar, programda rahim ağzı taramasına katılarak mobil kanser tarama aracında HPV ve DNA testi verdi. Kanserde erken tanı ve tedavi sürecine dikkat çekilen organizasyon, vatandaşlar tarafından büyük ilgi gördü. Programda konuşan OMÜ Halk Sağlığı Hemşireliği Ana Bilim Dalında görevli Dr. Öğretim Üyesi Figen Çavuşoğlu, "Bu program öncelikle, 35-70 yaş aralığındaki tüm kadınların ve 50-70 yaş aralığındaki tüm erkeklerin, ulusal kanser tarama programı çerçevesinde erken tanı ve tarama programına katılımlarını desteklemek için düzenlendi. Aynı zamanda cinsel sağlık ve üreme sağlığı kapsamında aile planlaması, menopoz ve menopoza uyum, kalp sağlığını koruma, diyabetle yaşam gibi başlıklar altında hakkında kadınlarımızı bilinçlendirmek ve kadın sağlığını güçlendirmek için buradayız. Stantlar açtık ve sağlık uygulamaları yapıyoruz. Sağlık İl Müdürlüğünün mobil kanser tarama aracı var. Bu aracın içerisinde rahim ağzı kanserine yönelik HPV ve DNA testi için tarama yapılıyor. Bugünkü programımızın yanı sıra 10 Nisan’da Ömer Halisdemir Parkı’nda ve 24 Nisan’da da Çakırlar Korusunda olacağız, tüm Atakumluları etkinliklere bekliyoruz" dedi. Sağlık taramaları devam edecek Atakum Belediye Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şafak Ari Emir, programa yoğun katılım olmasından duydukları memnuniyeti ifade ederek "Burada kadın sağlığını güçlendirme başlığı altında OMÜ Halk Sağlığı ve Hemşirelik Bölümü öğrencileri ve İl Sağlık Müdürlüğü ile bir tarama programı gerçekleştirdik. Sağlık tarama programına, kadınların yoğun ilgisi oldu. Nisan ayı içerisinde 10 Nisan ve 24 Nisan tarihlerinde iki sağlık tarama faaliyeti gerçekleştireceğiz" diye konuştu. Sunulan sağlık tarama hizmetinden yararlanan vatandaşlar ise bu etkinliklerin kadın sağlığı ve kadının gelişimi açısından olumlu bulduklarını belirtti. Etkinliklerin devamını beklediklerini söyleyen vatandaşlar, "Her bilgiye her zaman, her yerde ulaşamıyoruz. Ayağımıza gelen böyle bir hizmet için üniversitemize, Atakum Belediyesi’ne ve İl Sağlık Müdürlüğü’ne çok teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verdiler.
29 Mart 2026 Pazar - 11:32 Ani baş dönmesi Vertigo habercisi olabilir Baş hareketiyle aniden ortaya çıkan baş dönmesi; vertigonun ilk belirtisi olabileceğini belirten Eskişehir Özel Ümit Hastanesi KBB Uzmanı Nargız Salahova, özellikle şiddetli baş dönmesi, denge kaybı ve çift görme gibi belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden uzmana başvurulması gerektiğini söyledi. Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresinin dönüyor, sallanıyor veya hareket ediyormuş gibi hissettiği bir baş dönmesi türü olarak tanımlanıyor. Bu durum çoğu zaman denge kaybı, mide bulantısı ve günlük aktiviteleri sürdürmede zorluk gibi şikâyetlerle birlikte görülüyor. Vertigo şikâyeti ile başvuran hastalarda ilk adımın ayrıntılı değerlendirme olduğunu belirten Salahova, "Baş dönmesi şikâyeti ile gelen hastalarımızın öncelikle detaylı hikâyesini alıyoruz. Baş dönmesinin nasıl başladığını, ne kadar sürdüğünü ve beraberinde başka şikâyetlerin olup olmadığını sorguluyoruz. Ardından muayene ile vertigonun kaynağını ayırt etmeye çalışıyoruz" dedi. Santral ve kulak kaynaklı vertigo ayrımı Vertigo farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabildiğini aktaran Dr. Salahova, bazı durumlarda sorunun beyinden kaynaklanabildiğini, bu durumlarda; şiddetli baş dönmesi, yürüme güçlüğü ve belirgin dengesizlik ve çift görme gibi nörolojik belirtiler görülebildiğini söyledi. Bu tür durumlarda hastaların nöroloji uzmanına yönlendirildiğini ifade eden Salahova, "KBB alanında ise vertigonun en sık görülen nedeni kulak içindeki denge organıyla ilgili sorunlar. Bu hastalıkların başında halk arasında ‘kulak kristallerinin oynaması’ olarak bilinen Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo geliyor. Kısaca BPPV olarak tanımlanan bu rahatsızlık, adından da anlaşılacağı gibi iyi huylu, kısa süreli ataklar halinde ortaya çıkan ve başın belirli pozisyonlarıyla tetiklenen bir vertigo türüdür." İfadelerini kullandı. Hastalığın; özellikle 50 yaş sonrası bireylerde ve kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Salahova, BPPV’nin genellikle şu hareketlerle ortaya çıktığını söyledi: Yatağa uzanma veya yatakta dönme, başın yukarı ya da aşağı hareket ettirilmesi, ani baş hareketleri gibidir." Tanı ve tedavide manevralar kullanılıyor Salahova, "BPPV’nin tanı ve tedavisinde özel manevralar uygulanıyor. Bu manevralarla kulak içindeki denge kristallerinin doğru konuma yönlendirilmesi ve baş dönmesinin ortadan kaldırılması hedefleniyor"dedi. Bazı hastalarda vertigo rehabilitasyonuna da ihtiyaç duyulduğunu belirten Salahova, "Sık tekrarlayan vertigo ataklarında dengeyi güçlendiren egzersizler uyguluyoruz. Stabiliteyi artıran egzersizler, proprioseptif çalışmalar ve gövde stabilizasyonu bu tedavinin bir parçası" diye konuştu. Hareketsizlik vertigoyu artırabilir Vertigo yaşayan birçok kişinin baş dönmesinin tekrar etmesinden korktuğu için hareket etmekten kaçındığını belirten Dr. Salahova, bunun yanlış bir yaklaşım olduğuna dikkat çekti ve tedavinin önemli bir parçasının hastayı yeniden hareket etmeye teşvik etmek ve hareketsizliğin önüne geçmek olduğunu vurguladı. Ne zaman doktora başvurulmalı Baş dönmesi kısa süreli ve hafif olsa bile bazı durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğine dikkat çeken KBB Uzmanı Nargız Salahova, özellikle şu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmasını önerdi: Şiddetli ve uzun süren baş dönmesi, yürüme güçlüğü, çift görme veya konuşma bozukluğu ve şiddetli dengesizlik."
Çayırova Devlet Hastanesi’nin temel betonu dökülüyor
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:48 Çayırova Devlet Hastanesi’nin temel betonu dökülüyor Çayırova Devlet Hastanesi’nin inşaatında temel beton dökme işlemine başlandı. Çayırova Belediye Başkanı Bünyamin Çiftçi, yapımı devam eden hastane şantiye alanında incelemelerde bulunarak, temel beton dökümü çalışmalarını yerinde takip etti. Temel demir bağlama imalatlarının tamamlandığı alanda gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında, hafta sonu 2 bin 300 metrekarelik alana 1,30 metre yükseklikte 2 bin 900 metreküp beton serimi yapıldı. Bu çalışmayla hastane inşaatının tüm temel betonunun yüzde 30’unun tamamlandığı belirtildi. Yetkililerden bilgi alan Başkan Çiftçi, yaptığı açıklamada, "Çayırova Devlet Hastanemizin temel betonunu dökmeye başladık. Bu günleri bizlere nasip eden Rabb’imize sonsuz hamdolsun. Çayırovalı kardeşlerim, bildiğiniz gibi Çayırova Devlet Hastanemizin inşaatını hızlı bir şekilde yapıyoruz. Daha birkaç gün önce demirini bağladığımız temelin, betonunu döküyoruz. İnşallah Çayırovalı kardeşlerimizin de burada şifa bulacağı bir hastane inşaatını tamamlayacağız" dedi. Şantiye alanında istinat duvarı, diğer alanlarda temel demir bağlama ve gro beton serimi çalışmalarının da devam ettiği öğrenildi. Taban alanı 8 bin 700 metrekare, yapı inşaat alanı ise 45 bin 518 metrekare olan Çayırova Devlet Hastanesi, 200 yataklı olarak planlandı. Hastanede 51 yoğun bakım yatağı, 75 poliklinik, 6 ameliyathane, doğumhaneler, 26 acil müşahede yatağı, 8 diyaliz ünitesi yer alacak ve bina deprem izolatörlü olarak inşa edilecek.
İç organları göğüs boşluğuna dolan bebek, başarılı ameliyatla hayata tutundu
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:21 İç organları göğüs boşluğuna dolan bebek, başarılı ameliyatla hayata tutundu Doğuştan Bochdalek hernisi (diyafram fıtığı) teşhisi konulan ve iç organları göğüs boşluğuna dolan bebek, Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde yapılan başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Doğuştan diyafram fıtığı teşhisi konulan ve iç organları göğüs boşluğuna dolan bebek, başka bir hastaneden 53 günlükken solunum sıkıntısı nedeniyle Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne sevk edildi. Yapılan tetkiklerde, diyaframın sağ tarafında geniş bir delik olduğu belirlendi. Karaciğer, kalın ve ince bağırsakların bir kısmı göğüs boşluğuna geçerek akciğerleri sıkıştırdı ve bebekte ciddi solunum yetmezliğine neden oldu. Bunun üzerine yapılan başarılı operasyonla bebek sağlığına kavuştu. Ameliyatı gerçekleştiren Çocuk Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Fikret Ersöz, hastanın hayatını tehdit eden bir durumla karşılaştıklarını belirterek, "Hastamız bize başka bir merkezden sevk edildi. Geldiğinde 53’üncü günündeydi ve ciddi solunum sıkıntısı vardı. Yaptığımız tetkiklerde, sağ tarafta doğumsal bir diyafram hernisi tespit ettik. Bu tür vakalar genellikle sol tarafta görülür, ancak hastamızda çok nadir olarak sağ taraftaydı. Diyaframda büyük bir delik vardı, bu nedenle iç organların çoğu göğüs boşluğuna geçmişti. Kısa sürede hazırlıklarımızı tamamlayarak ameliyatı gerçekleştirdik. Şu anda hastamız taburcu ediliyor" dedi. Ameliyat sonrası süreci yöneten Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın ise, "Bebeğimiz doğduğunda 53 günlükken bize sevk edildi. Göğüs boşluğuna dolan iç organlar, akciğerlere ciddi baskı yapıyordu. Bu nedenle solunum cihazı desteğiyle takip ettik. Ameliyat sonrası dönemde pulmoner basınç artışlarını izledik, tedavilerini uyguladık ve yavaş yavaş solunum desteğinden ayırdık. Şu anda bebeğimiz beslenmeye geçti ve taburcu olma aşamasında" diye konuştu. Ameliyatın ardından bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına alan anne Berra Tekin ise "Kızım, Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde ameliyat oldu. Fikret hoca, Mustafa hoca ve ekibine çok teşekkür ediyorum. Çok şükür kızım daha iyi. Nefesini topladı, nefes alabiliyor. Bugün de taburcu oluyoruz" ifadelerini kullandı.
Kalp uzmanından "enerji içeceği" uyarısı: "Onun yerine yeşil çay ve Türk kahvesi tüketin"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:08 Kalp uzmanından "enerji içeceği" uyarısı: "Onun yerine yeşil çay ve Türk kahvesi tüketin" Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin geçici enerji hissi verse de kalp ve damar sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığını belirterek, "Enerji içecekleri kalp ritim bozukluklarından ani ölümlere kadar birçok olumsuz etki oluşturabiliyor" dedi. Altekin, kalbinde rahatsızlık öyküsü bulunmayanların enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi içip aynı enerjiyi sağlayabileceğine dikkat çekti. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin kalp sağlığı açısından etkilerini değerlendirdi. Enerji içeceklerinin zihinsel ve fiziksel aktivitelerde kısa süreli artış sağladığını, ancak içeriğindeki kafein, taurin ve yüksek miktarda glikozun uzun vadede kalp-damar sistemini olumsuz etkilediğini vurgulayan Altekin, "Bu içeceklerdeki kafein oranı, genç ve yetişkin bireylerde önerilen miktarın yaklaşık 5-6 katına kadar çıkabiliyor. Bu da kalp hızını artırarak aritmiye, tansiyon yükselmesine ve ani ölümlere yol açabiliyor" diye konuştu. "Kalp krizi riskini artırıyor" Enerji içeceklerinin damar kasılmasına neden olarak kan basıncını ani şekilde yükselttiğini belirten Altekin, "Bu durum kalp krizi ve aort damarında yırtılma gibi ölümcül sonuçlara neden olabilir" dedi. Tatlandırıcıların da kalp sağlığı açısından tehlikeli olduğuna değinen Altekin, enerji içeceklerinde kullanılan şeker miktarının normal çay şekerine göre 15-20 kat fazla olduğunu, kan şekerinde yüzde 20’den fazla artışa yol açabileceğini söyledi. Uzun süreli kullanımda ise obezite ve diyabet riskinin arttığını vurgulayan Altekin, bunun da kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırladığını ifade etti. "Alkolle birlikte tüketmek tehlikeyi katlıyor" Enerji içeceklerinin özellikle gençler arasında alkolle birlikte sıkça tüketildiğini belirten Altekin, "Alkol yatıştırıcı bir etki yaparken enerji içeceği bunu bastırır. Kişi alkolün etkisini hissetmediğini düşünerek daha fazla tüketir ve bu durum riski daha da artırır" dedi. "Kalp krizi belirtilerine dikkat edilmeli" Kalp krizi belirtilerine ilişkin de bilgi veren Altekin, "Göğüste veya sırtta herhangi bir yerde bu ağrı olabilir. Ağrı tek bir noktasal tarzda değil, göğüste yaygın bir şekilde olabilir. Yanma tarzında, baskı tarzında özellikle sol kolun iç kısmına ve parmaklara kadar uzayan bir ağrı olabilir. Ağrı birden gelip 15-20 dakika çok şiddetli olabileceği gibi aralıklarla 5-10 dakikalık sürelerle de gelip geçici şekilde olabiliyor. Dolayısıyla ağrının burada karakteri çok önemli. Göğüste yaygın, baskı yanma şeklinde bir ağrı varsa ve bu ağrı beş on dakika aralarla geliyorsa önemli. Çok uzun sürmemesi hastalarımızı bu konuda rahatlatmasın. Bu tür şiddetli bir yaygın bir ağrı da, ağrı süresi kısa süreli olsa bile en yakın sağlık kuruluşuna başvurmasında fayda var" dedi. "Enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi" Prof. Dr. Altekin, enerji içecekleri yerine doğal yollarla enerji kazanmanın önemine değinerek şu önerilerde bulundu: "Hiçbir zaman enerji almak için dışarıdan bizim ek takviye kimyasal ürünlere ihtiyacımız yok. Biz kendi yaşam tarzımızı düzelterek, uykumuza dikkat ederek, gıda alışkanlığımız olarak bunu sağlayabiliriz. Dolayısıyla sağlıklı yaşam, sağlıklı gıda ve sağlıklı bir zihin yapısı her türlü enerji içeceğinden çok daha iyidir. Enerji içeceklerinin içindeki taurin için, doğada buna benzer en etkili ürünlerden biri yeşil çay. Yeşil çay kullanabilirler. Örneğin yine bir spora çıkmadan önce takviye ürünü olarak bir yüksek dozda kafein veya taurin içeren içecekler yerine bir fincan Türk kahvesi içip 20-25 dakika sonra koşmaya çıkılabilir." "Yüksek kan basıncı ve çarpıntısı olanlar dikkatli kullanmalı" Altekin, yeşil çay ve Türk kahvesinin, yüksek kan basıncı hikayesi ve sık sık çarpıntı atağı olanlarda, bu doğal ürünlerin kimyasal ürünler kadar riskli olmasa da dikkatli kullanılması önemli olduğunun altını çizdi.
"Rahim ağzı kanseri ilerlemeden belirti vermez"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 12:01 "Rahim ağzı kanseri ilerlemeden belirti vermez" Rahim ağzı kanserini önlemede erken teşhisin tek yolunun belirti oluşmasını beklemeden düzenli tarama yaptırmak olduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yasemin Aydın Çam, "Rahim ağzı kanseri, erken evrede genellikle hiçbir belirti vermez, bu yüzden düzenli tarama testleri hayati önem taşır. HPV aşısı ve düzenli taramaları zamanında yaptırıldığı takdirde, rahim ağzı kanseri önlenebilir bir hastalıktır" dedi. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yasemin Aydın Çam, rahim ağzı kanseri hakkında bilgilendirmede bulundu. Rahim ağzı kanserinin, rahmin vajinaya açılan kısmı olan servikste gelişen bir kanser türü olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Çam, hastalığın genellikle yüksek riskli HPV (İnsan Papilloma Virüsü) tiplerinin serviks hücrelerinde zamanla değişiklik yapmasıyla ortaya çıktığını belirtti. "Hastalığın sinsi doğasına dikkat" Uzm. Dr. Çam, hastalığın sinsi doğasına dikkat çekerek, "Erken evre genellikle belirti vermez. İlişki sonrası ya da menopozdan sonra görülen anormal kanamalar, kötü kokulu akıntı veya kasık ağrısı gibi belirtiler ortaya çıktıysa, çoğunlukla kanser zaten gelişmiş demektir" diye konuştu. "Taramayla erken dönemde yakalanabilir" Rahim ağzı kanserinin belirti vermeden ilerlemesi nedeniyle, kadınların şikayet beklemeden kontrole gitmesinin şart olduğunu belirten Uzm. Dr. Çam, şunları söyledi: "Ne yazık ki çoğu hasta belirtiler başladıktan sonra, yani hastalık ilerlediğinde geliyor. Oysa tarama testleriyle, kanser henüz hücresel değişiklik aşamasındayken yakalanması mümkündür. Erken teşhis hayat kurtarır. Çünkü kanser öncüsü hücre değişiklikleri bu aşamada tespit edilirse, hastalık tamamen tedavi edilebilir." "HPV testi virüsü, smear testi hücresel değişimi saptar" Erken teşhiste iki temel yöntemin kullanıldığını belirten Uzm. Dr. Çam, "HPV testi virüsün kendisini tespit ederken, smear testi bu virüsün rahim ağzı hücrelerinde yaptığı değişiklikleri inceler. Güncel rehberlere göre, genellikle 21-29 yaş arası kadınların üç yılda bir smear testi, 30 yaşından itibaren ise beş yılda bir HPV testi yaptırması önerilmektedir" ifadelerini kullandı. "Utanç ve korku, kontrole gitmeyi engelliyor" Türkiye’de tarama oranlarının istenilen düzeyde olmadığını belirten Uzm. Dr. Çam, bunun önündeki engelleri şöyle sıraladı: "Farkındalık eksikliği, bazı bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimin zor olması ve yanlış inanışlar en büyük engeller arasındadır. Utanç, muayeneden çekinme, ağrı yaşayacağına dair inanç, ’bende bir şey yoktur’ düşüncesi ve bazı kültürel tabular ne yazık ki kadınların düzenli kontrole gitmesini engelleyebiliyor. Çıkabilecek sonuçlara dair korku da önemli bir etkendir. Fakat unutmamak lazım ki kontroller düzenli yapıldığında alabileceğimiz sonuçlar çok daha tedavi edilebilir seviyelerde olacaktır." "Aşı sadece kadınları değil, erkekleri de ilgilendirir" Kanserden korunmada en güçlü yöntemin HPV aşısı olduğunu belirten Uzm. Dr. Çam, toplumdaki bilgi kirliliğine de değinerek, sözlerine şöyle devam etti: "Aşıyla ilgili yanlış bilgiler, güven endişesi ve ’erken yaşta aşı cinselliği teşvik eder’ gibi önyargılar ailelerin kararsız kalmasına yol açıyor. Bir diğer yanlış algı da ’bu sadece kadınları ilgilendirir’ düşüncesidir. Oysa erkekler de HPV taşıyıcısı olabilir, hatta kendileri de genital siğillerle ve bazı genital bölge kanser türleriyle karşılaşabilirler. Aşılamada amaç, toplumda yeterli bağışıklamayı sağlayarak HPV’nin dolaşımını azaltmaktır. Bu yüzden erkeklerin de aşılanması hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı için çok önemlidir. Ne kadar genç yaşta aşılama yapılırsa, etkinliği de o kadar güçlü olacaktır." "Kanser ilerlediğinde kemoterapi gerekebilir" Uzm. Dr. Yasemin Aydın Çam, tedavi sürecinin hastalığın evresine göre değiştiğini belirterek, "Erken evrelerde cerrahi yeterli olurken, ilerlemiş olgularda radyoterapi ve kemoterapi gerekebilir" dedi. Uzm. Dr. Çam, sözlerini kadınlara şu çağrıyla sonlandırdı: "Kadınlara en büyük tavsiyem, kontrollerini ertelememeleri ve utanmadan sağlıklarını sahiplenmeleri. Rahim ağzı kanseri önlenebilir bir hastalıktır; tek şart, gereken adımları zamanında atmaktır."
Kalp uzmanından ‘enerji içeceği’ uyarısı: "Onun yerine yeşil çay ve Türk kahvesi tüketin"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:57 Kalp uzmanından ‘enerji içeceği’ uyarısı: "Onun yerine yeşil çay ve Türk kahvesi tüketin" Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin geçici enerji hissi verse de kalp ve damar sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığını belirterek, "Enerji içecekleri kalp ritim bozukluklarından ani ölümlere kadar birçok olumsuz etki oluşturabiliyor" dedi. Altekin, kalbinde rahatsızlık öyküsü bulunmayanların enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi içip aynı enerjiyi sağlayabileceğine dikkat çekti. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin kalp sağlığı açısından etkilerini değerlendirdi. Enerji içeceklerinin zihinsel ve fiziksel aktivitelerde kısa süreli artış sağladığını, ancak içeriğindeki kafein, taurin ve yüksek miktarda glikozun uzun vadede kalp-damar sistemini olumsuz etkilediğini vurgulayan Altekin, "Bu içeceklerdeki kafein oranı, genç ve yetişkin bireylerde önerilen miktarın yaklaşık 5-6 katına kadar çıkabiliyor. Bu da kalp hızını artırarak aritmiye, tansiyon yükselmesine ve ani ölümlere yol açabiliyor" diye konuştu. "Kalp krizi riskini artırıyor" Enerji içeceklerinin damar kasılmasına neden olarak kan basıncını ani şekilde yükselttiğini belirten Altekin, "Bu durum kalp krizi ve aort damarında yırtılma gibi ölümcül sonuçlara neden olabilir" dedi. Tatlandırıcıların da kalp sağlığı açısından tehlikeli olduğuna değinen Altekin, enerji içeceklerinde kullanılan şeker miktarının normal çay şekerine göre 15-20 kat fazla olduğunu, kan şekerinde yüzde 20’den fazla artışa yol açabileceğini söyledi. Uzun süreli kullanımda ise obezite ve diyabet riskinin arttığını vurgulayan Altekin, bunun da kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırladığını ifade etti. "Alkolle birlikte tüketmek tehlikeyi katlıyor" Enerji içeceklerinin özellikle gençler arasında alkolle birlikte sıkça tüketildiğini belirten Altekin, "Alkol yatıştırıcı bir etki yaparken enerji içeceği bunu bastırır. Kişi alkolün etkisini hissetmediğini düşünerek daha fazla tüketir ve bu durum riski daha da artırır" dedi. "Kalp krizi belirtilerine dikkat edilmeli" Kalp krizi belirtilerine ilişkin de bilgi veren Altekin, "Göğüste veya sırtta herhangi bir yerde bu ağrı olabilir. Ağrı tek bir noktasal tarzda değil, göğüste yaygın bir şekilde olabilir. Yanma tarzında, baskı tarzında özellikle sol kolun iç kısmına ve parmaklara kadar uzayan bir ağrı olabilir. Ağrı birden gelip 15-20 dakika çok şiddetli olabileceği gibi aralıklarla 5-10 dakikalık sürelerle de gelip geçici şekilde olabiliyor. Dolayısıyla ağrının burada karakteri çok önemli. Göğüste yaygın, baskı yanma şeklinde bir ağrı varsa ve bu ağrı beş on dakika aralarla geliyorsa önemli. Çok uzun sürmemesi hastalarımızı bu konuda rahatlatmasın. Bu tür şiddetli bir yaygın bir ağrı da, ağrı süresi kısa süreli olsa bile en yakın sağlık kuruluşuna başvurmasında fayda var" dedi. "Enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi" Prof. Dr. Altekin, enerji içecekleri yerine doğal yollarla enerji kazanmanın önemine değinerek şu önerilerde bulundu: "Hiçbir zaman enerji almak için dışarıdan bizim ek takviye kimyasal ürünlere ihtiyacımız yok. Biz kendi yaşam tarzımızı düzelterek, uykumuza dikkat ederek, gıda alışkanlığımız olarak bunu sağlayabiliriz. Dolayısıyla sağlıklı yaşam, sağlıklı gıda ve sağlıklı bir zihin yapısı her türlü enerji içeceğinden çok daha iyidir. Enerji içeceklerinin içindeki taurin için, doğada buna benzer en etkili ürünlerden biri yeşil çay. Yeşil çay kullanabilirler. Örneğin yine bir spora çıkmadan önce takviye ürünü olarak bir yüksek dozda kafein veya taurin içeren içecekler yerine bir fincan Türk kahvesi içip 20-25 dakika sonra koşmaya çıkılabilir" "Yüksek kan basıncı ve çarpıntısı olanlar dikkatli kullanmalı" Altekin, yeşil çay ve Türk kahvesinin, yüksek kan basıncı hikayesi ve sık sık çarpıntı atağı olanlarda, bu doğal ürünlerin kimyasal ürünler kadar riskli olmasa da dikkatli kullanılması önemli olduğunun altını çizdi.
Medical Point İzmir Hastanesine çifte gurur
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:48 Medical Point İzmir Hastanesine çifte gurur Medical Point İzmir Hastanesi, çalışan memnuniyeti ve insan odaklı kurum kültürüyle iki önemli başarıya imza attı. "Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri" listesine girmeye hak kazanan hastane, aynı zamanda ’İnsana Saygı Ödülü’nün de sahibi oldu. Türkiye genelinde yapılan değerlendirmeler sonucunda "Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri" listesine girmeye hak kazanan Medical Point Hastanesi aynı zamanda "İnsana Saygı Ödülü" ile de işe alım süreçlerinde yürüttüğü şeffaf iletişim ve pozitif aday deneyimi anlayışının karşılığını aldı. Bu iki değerli ödül, Medical Point İzmir Hastanesinin yalnızca sağlık alanında değil, çalışan mutluluğu, insan kaynakları yönetimi ve kurumsal sürdürülebilirlik alanlarında da örnek gösterilen bir kurum olduğunu bir kez daha kanıtladı. Medical Point İzmir Hastanesinden yapılan açıklamada, "Medical Point olarak, sağlıkta mükemmeliyetin ancak mutlu çalışanlarla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla attığımız her adımda çalışanlarımızın mutluluğunu, gelişimini ve güvenli bir çalışma ortamında kendilerini değerli hissetmelerini önceliklendiriyoruz. ‘Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri’ listesinde yer almak ve aynı zamanda ‘İnsana Saygı Ödülü’ne layık görülmek bizim için büyük bir gurur kaynağı. Bu ödüller, sadece birer unvan değil; kurum kültürümüzün, ekip ruhumuzun ve insan odaklı yaklaşımımızın somut bir yansımasıdır." denildi.
Profesör, çocuk suçlarındaki artışa dikkat çekti: "13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişimi kısıtlanmalı"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:35 Profesör, çocuk suçlarındaki artışa dikkat çekti: "13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişimi kısıtlanmalı" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, çocuk suçlarındaki artışa dikkat çekerek, erken yaşta akıllı telefon ve sosyal medya kullanımının çocukların ruhsal gelişimini olumsuz etkilediğini söyledi. Özkaya, "13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişimi kısıtlanmalı, sosyal medya için 16 yaş beklenmeli" dedi. Prof. Dr. Özkaya, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verilerine göre suça sürüklenen çocuk sayısının bir önceki yıla göre yüzde 13 arttığını, çocuklara en çok yaralama ve hırsızlık suçlarının isnat edildiğini hatırlatarak, "Bu tabloyu yalnızca adli bir sorun olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve teknolojik bir uyarı sinyali olarak görmeliyiz" diye konuştu. "13 yaşından önce telefon kullanımı ruhsal gelişimi olumsuz etkiliyor" Prof. Dr. Özkaya, yapılan araştırmalara göre 13 yaşından önce akıllı telefon kullanımı ve 16 yaşından önce sosyal medya platformlarında aktif olmanın, çocukların ruh sağlığına zarar verebileceğini vurguladı. Özkaya, bir dergide yayımlanan uluslararası bir araştırmaya atıfta bulunarak, "13 yaşından önce akıllı telefon kullanan çocuklarda ruhsal bozulmalar, dış dünyayla iletişimde zayıflama, düşük öz değer, duygusal dengesizlik ve hatta intihar düşünceleri görülebiliyor. Özellikle kız çocuklarında bu risk daha yüksek. Çocukların erken yaşta sosyal medya ile tanışması; siber zorbalık, uyku bozuklukları ve aile içi iletişim problemlerini de beraberinde getiriyor. 13 yaşından önce akıllı telefon edinen her bir yıl, çocuğun ruhsal sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle 13 yaş altı çocukların telefonlara erişiminin sınırlandırılması, 16 yaş altı çocukların ise sosyal medya ortamlarından uzak tutulması gerekiyor" şeklinde konuştu. "Sosyal medya için 16 yaş beklenmeli" Prof. Dr. Özkaya, ebeveynlere de şu tavsiyelerde bulundu: "Bu durum, 13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişiminin sınırlandırılmasını ve 16 yaş altı çocuklarımızın maruz kaldığı sosyal medya ve dijital ortamda daha ayrıntılı düzenlemeler yapılmasını gerektiriyor. Çocukların sosyal medyayı kullanmasına izin vermek için16 yaşına kadar beklenmesini öneriyor .Bu kadar uzun süre dayanmak imkansız gibi görünse de, çocuklarımızın arkadaşlarının aileleriyle konuşup, çocuklarımızın bu yaşa kadar sosyal uygulamaları kullanmalarına izin vermemek konusunda hep birlikte anlaşırsak, bu imkansız olmayacaktır. Çocuklarınızla görüşün eğer çocuğunuzun 13 yaşından önce akıllı telefon kullanmasına izin verdiyseniz veya sonuçlarından endişe ediyorsanız, ’panik yapmayın’ ve ihtiyaç duymaları halinde yardım alabileceklerini söyleyebilir ve zorlanırlarsa veya desteğe ihtiyaç duyarlarsa size gelmelerini sağlayabilirsiniz."
TVHB Başkanı Eroğlu: "Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:06 TVHB Başkanı Eroğlu: "Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor" Türk Veteriner Hekimler Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "’Tek sağlığın’ aktif edilmesi gerektiği noktasında hemfikir bütün kurum ve kuruluşlar. Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor" dedi. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, 3 Kasım Dünya Tek Sağlık Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuşan Eroğlu, zoonotik hastalıklarla mücadelede ’tek sağlık’ yaklaşımının önemine vurgu yaptı. Eroğlu, veteriner hekimlerin, beşeri hekimlerin ve çevre uzmanlarının ortak çalışmasıyla hastalıkların önlenebileceğini belirterek, bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkarılması gerektiğini bildirdi. Zoonotik hastalıklarla mücadelede en etkili yolun Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği ’tek sağlık’ yaklaşımı olduğuna değinen Eroğlu, "Veteriner hekimler, beşeri hekimler, gıda hijyenistleri, çevre uzmanları, sağlığa muhatap olan bütün meslek mensuplarının birlikte çalıştığı, strateji ürettiği, hastalıkların önceden uyarı, tanı ve daha sonra reaksiyon noktalarında hareket edilmesi gereken yaklaşım tek sağlık yaklaşımı. Uzun yıllardan beri tek sağlık ülkemizin gündeminde. Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi bakanlıklarımızın çalışmaları var. Tek Sağlık Kurulu oluşturuldu. Biz de Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak orada temsil ediliyoruz. Tek sağlığın aktif edilmesi gerektiği noktasında hemfikir bütün kurum ve kuruluşlar. Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor. Dünyanın kabul ettiği bir şey var. Korunma tedaviden daha etkili ve ekonomiktir. Korunmayı çok az bütçelerle yapabilirsiniz ama tedaviyi çok daha fazla bütçelerle başaramayabilirsiniz" diye konuştu. "2050 yılında yılda 10 milyon insanın antibiyotik direncinden hayatını kaybedeceği ifade ediliyor" Veteriner hekimliğin hayvan, sağlıklı gıda, sağlıklı insan, sağlıklı toplum noktasında çalışmaları olan ve gıda güvenliğinin arzında önemli görevler üstlenen meslek grubu olduğunu vurgulayan Eroğlu, "Bilim adamları şöyle diyor, 2050 yılında eğer böyle giderse bilinçsiz antibiyotik kullanımı, gıdalarda antibiyotik kalıntıları, 2050 yılında yılda 10 milyon insanın antibiyotik direncinden hayatını kaybedeceği ifade ediliyor. Her yıl dünyada 2.7 milyar vaka yaklaşık 2.5 milyon insanın hayatını kaybediyor bu hastalıklar dolayısıyla. Mutlaka tek sağlığın uygulanması gerektiği, hastalık kontrol ve önleme merkezleri gibi ülkemizde de bir kontrol izleme merkezinin, bir yapının olması lazım. Biz ilgili makamlara bunu arz ettik. Tek sağlık kavramı ve işlevsel yapıların tanımlanması, değerlendirilmesi raporu, 2020 yılında COVID-19 dolayısıyla böyle bir çalışma yapılmıştı. Biz şunu arz ediyoruz, bu işlevsel yapının bir an önce faaliyete geçirmesi gerekir" şeklinde konuştu. "Bahsettiğimiz yapı, Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı hastalık kontrol ve izleme merkezi olmalı" Tüberküloz, kuduz, kırım kongo kanamalı ateşi gibi insanlarda ölüme yol açan hastalıkların Türkiye’de görülmeye devam ettiğini hatırlatan Eroğlu, "Bahsettiğimiz yapının, Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı hastalık kontrol ve izleme merkezi olmalı. Hastalık kontrol ve izleme merkezinde erken uyarı, erken tanı ve erken reaksiyon sistemleri geliştirilecek. Hastalık etkenlerine karşı ne kadar kısa zamanda etkeni izole ederseniz, tanıyı koyarsanız, tanıya karşı da gerekli reaksiyonu gösterebiliyorsanız zamanında hastalık bir pandemi boyutuna varmadan, insanların hayatını etkilemeden önüne geçmiş olursunuz. Bu yapı, bütün bunları ortaya koymak suretiyle bunlara engel olacaktır" ifadelerini kullandı. "Her yıl tanımlanan 5 hastalığın 3’ü zoonotik hastalık" Dünya Tek Sağlık Günü olan 3 Kasım’da bir farkındalığın ortaya konulması gerektiğini ifade eden Eroğlu, "En azından yılda 1 defa bu konuya yoğunlaşmanın önemli, stratejik olduğunu ifade etmek isterim. Bu vesileyle de veteriner hekimlerin tek sağlıktaki önemli rollerini bir kez daha vurgulamak gerekiyor. İnsanlardaki hastalıkların yüzde 60’ından fazlası, gıdaya bağlı hastalıkların yüzde 95’i hayvansal gıdalardan, hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Her yıl tanımlanan 5 hastalığın 3 tanesi zoonotik dediğimiz hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar. Sağlık Bakanlığı’nın 50’den fazla ihbarı mecbur olarak ilan ettiği hastalıkların 26 tanesi zoonotik hastalık hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Tek sağlığın ortaya çıkmasının sebeplerinden bir tanesi de hızlı nüfus artışı. Bu nüfus artışına göre gıdaya ulaşmadaki sıkıntılar var. 1 milyara yakın insan temiz su bulamıyor. 8 milyar insanın 1 milyarı temiz suya ulaşamıyor. Bahsettiğimiz noktada gerekli tedbirler alınırsa insanlara bunlar söz konusu olmayacak. Dolayısıyla sağlıklı bir yaşam olmuş olacak" dedi.
Denizli Egekent Hastanesinden anlamlı çağrı; "Bir organ, üç hayat kurtarabilir"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:04 Denizli Egekent Hastanesinden anlamlı çağrı; "Bir organ, üç hayat kurtarabilir" Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, "Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı 26 bini aştı. Bir organ, üç hayat kurtarabilir" diyerek, 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası anlamlı bir çağrıda bulundu. 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında, Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, toplumda organ bağışı konusunda bilinçlenme ihtiyacını vurgulayarak önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısının 26 bini aşmasına rağmen yıllık organ bağış oranlarının hala yetersiz seviyede kaldığını belirten Uzm. Dr. Peker, "Her yıl milyonlarca insan organ nakline ihtiyaç duyarken, sadece binlercesi bu hayati tedaviyi alabiliyor. Organ bağışı, ölümün ardından bile bir kişinin yaşamını devam ettirebilmesi için kritik bir fırsat sunuyor. Özellikle beyin ölümü tanısı konmuş hastalarda, organ bağışı ile birden fazla hayat kurtarılabilir" dedi. Egekent Hastanesinden organ bağışında gururlandıran başarı Uzm. Dr. Gökhan Peker, organ bağışının toplum sağlığı açısından önemini vurgulayarak, "Denizli Özel Egekent Hastanesi, organ bağışı çalışmalarından dolayı başarı belgesiyle ödüllendirildi. Bu, ekibimizin ve bölgedeki vatandaşlarımızın bu hayati konuya verdiği değerin bir göstergesi" ifadelerini kullandı. Organ bağışının sosyal ve aile bağları üzerindeki olumlu etkisine değinen Uzm. Dr. Gökhan Peker, "Organ bağışı, ölümü anlamlı bir şekilde dönüştürmenin en güzel yollarından biridir. Bir kişinin ölümü, başkaları için yeni bir hayat başlangıcı olabilir" diye konuştu. Organ bağış süreci hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Gökhan Peker, son olarak, "Organ bağışı, toplumun dayanışma kültürünü güçlendirirken, aynı zamanda hayatta kalan bireylerin ailelerine de umut oluyor. Bu hafta, sevdiklerinize organ bağışı konusunda ne düşündüğünüzü söylemenin en uygun zamanı" diyerek, toplumun bu hayati konuya duyarlı olması çağrısında bulundu.
BTÜ’den aftlara hızlı ve doğal çözüm
03 Kasım 2025 Pazartesi - 10:09 BTÜ’den aftlara hızlı ve doğal çözüm Bursa Teknik Üniversitesi bilim insanları, aft tedavisine yeni bir alternatif getiriyor. İnsan ağzı hücrelerinden elde edilen hidrojel yeni malzeme tasarımı sayesinde ağızdaki aftlar, lokal uygulama ile tedavi edilecek. Malzemenin diğer yöntemlere göre çok daha etkili olması ve hemen sonuç vermesi hedefleniyor. BTÜ’nün, "Ağız Ülserlerinin Tedavisine Yönelik, Biyouyumlu Polimer Tabanlı, Hücre Kültüründen Elde Edilen Hücresizleştirilmiş Ekstraselüler Matriks ve Antioksidan Destekli Hidrojel Yama Geliştirilmesi" başlıklı projesi, TUBİTAK 1002-A kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Çalışmanın yürütücülüğünü, YÖK Doktora Sonrası Araştırmacı İstihdamı (DOSAİ) programı kapsamında BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü’nde görev yapan Dr. Halime Serinçay üstleniyor. Projede, Biyomühendislik Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Gökçe Taner, Dr. Öğretim Üyesi Münevver Müge Çağal ve Araştırma Görevlisi Kübra Bezir araştırmacı, yüksek lisans öğrencisi Hilal Akar ise bursiyer olarak yer alıyor. Yeni malzeme kısa ve etkili tedavi sağlayacak Toplumun yaklaşık yüzde 20’sinde görülen ağız aftlarının tedavisine yönelik çalışma ile ağız ülserlerinin (aft) lokal tedavisinde kullanılmak üzere insan vücuduyla uyumlu, yapışkan, antioksidan, mikropları öldüren ve yenileyici özelliklere sahip hidrojel temelli bir yama sistemi geliştirilmesi hedefleniyor. Aftların tekrarladığını ve kişinin yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle kısa sürede tedavisinin önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Halime Serinçay, çalışma kapsamında aftların kısa ve etkili bir şekilde tedavi edilmesini sağlayacak malzemeyi üreteceklerini söyledi. Malzeme insan ağzı hücrelerinden elde edilecek Yürütücü Serinçay, insanın ağız hücrelerinden elde edilen hücresizleştirilmiş dokularla elde edilecek olan biyofonksiyonel hidrojelin doğal doku ortamını taklit ederek iyileşmeyi destekleyeceğini dile getirdi. Dr. Halime Serinçay, "Ayrıca son yıllarda etkileri ile dikkat çeken, yüksek antioksidan kapasitesiyle bilinen aronya meyvesi ekstraktı, lezyon bölgesinde oksidatif stresi azaltmak ve iyileşme sürecini hızlandırmak amacıyla formülasyona dâhil edilecektir" dedi. Piyasadaki ürünlerin etkisi düşük Dr. Halime Serinçay, aft tedavisinde yaygın olarak kullanılan sprey, gargara, solüsyon ve jel formlarının ağız içi uygulamalarda çeşitli dezavantajları olduğunu belirtti. Serinçay, "Ağız boşluğunun sürekli nemli ve hareketli yapısı nedeniyle sıvı formlar lezyon bölgesinde uzun süre tutunamamakta, bu da etkin maddenin etkisini azaltmaktadır. Jel formlar ise daha iyi tutunma sağlasa da, tükürükle seyrelerek genellikle 2-3 saat içinde ortamdan uzaklaşmaktadır. Bu nedenle, yapışma kapasitesi yeterli, kaygan yüzeye karşı dayanıklı ve etkili bir formülasyon geliştirilmesinin önemli bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir" diye konuştu. Rektör Çağlar’dan tebrik BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, projenin BTÜ’nün bilimsel üretkenliğini yansıttığını belirterek, "Üniversitemiz bünyesinde gerçekleştirilen bu nitelikli çalışma, hem sağlık alanında önemli bir ihtiyaca çözüm sunmayı hem de yerli ve yenilikçi ürün geliştirmeyi hedefliyor. Araştırmacılarımızı bu başarılarından dolayı tebrik ediyor, bu tür projelerin destekçisi olmaya devam edeceğimizi özellikle vurgulamak istiyorum. BTÜ olarak toplumun yaşam kalitesini artıracak çalışmalara öncülük etmekten gurur duyuyoruz" ifadelerini kullandı.