SAĞLIK
ESOGÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Hassa’dan ‘Film Şeridi Gibidir Hayat’ adlı söyleşi ve imza günü 30 Mart 2026 Pazartesi - 09:51:29 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Hassa, ‘Film Şeridi Gibidir Hayat’ adlı söyleşi ve imza günü düzenlendi. Tıp tarihinde; ‘Kadın doğum’ ve ‘Tüp Bebek’ alanındaki başarıları ile bilinen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nin unutulmaz ismi Prof. Dr. Hikmet Hassa, bu kez şifa dağıtan neşteri yerine kalemini kullanarak Türk okuyucusu ile paylaşacağı hayatının önemli safhalarını anlattığı bir kitap hazırladı. Eser’in sayfaları; sadece bir tıp profesörünün akademik başarılarını değil, hocanın ‘ulvi mesleğim’ diyerek tanımladığı hekimliğin görünmeyen tarafında verilen çetin mücadeleleriyle bir ideal uğruna adanan ömrün derin izlerini taşımaktadır. Kitap; mesleğini doktorluk seçimi olarak düşünen ya da halen doktor olarak yaşamını sürdürenlere, bir hekim ağabeylerinin gerçek yaşam öyküsüne tanıklık etmelerini sağlamaktadır. Ayrıca mesleği hekimlik olmayanlar için de hayat mücadelelerinin insanı nasıl hedeflerine ulaştırdığını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Eskişehir’de bir mekânda tanıtımı yapılan eser; Prof. Dr. Hikmet Hassa’nın imza günü ile ilk defa Eskişehir halkıyla buluştu. Tanıtım gününe; çok sayıda okuyucu, hekim, hocanın dostları ve öğrencileri katıldı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 09:45 Kontrolsüz içilen ağrı kesiciler, bağırsak sağlığını bozuyor Memorial Bahçelievler Hastanesi’nde düzenlenen ’Bağırsak Akademisi’nde uzmanlar, bağırsak sağlığının önemini ve son tedavi yöntemlerini anlattı. Modern insan yaşamıyla bağırsak hastalıklarının arttığına dikkat çeken uzmanlar, katkılı gıdalar ve kontrolsüz içilen ilaçlar konusunda uyardı. Memorial Bahçelievler Hastanesi İleri Endoskopi Merkezi tarafından her yıl düzenlenen bilimsel toplantılar serisinin 5’incisi olan "Bağırsak Akademisi" 27-28 Mart 2026 tarihlerinde gerçekleştirildi. Gastroenteroloji Bölümü’nün önemli isimlerinden Prof. Dr. Salih Boğa, Prof. Dr. Yusuf Ziya Erzin ve Prof. Dr. A. Emre Yıldırım katıldığı toplantıda inflamatuvar bağırsak hastalıklarından (İBH), probiyotik kullanımına, ileri görüntüleme tekniklerinden endoskopik yeniliklere kadar birçok başlık ele alındı. Gastroenteroloji Uzmanı Profesör Doktor Salih Boğa, toplantıya dair bilgi vererek, "Türkiye’den ve yurt dışından gelen hem hocalar hem de katılımcılar sayesinde bağırsakla ilgili her türlü hastalığı, bağırsak hastalıklarının tanısından tedavisine, modern tedavi yöntemlerine ve bağırsak hastalıklarındaki yeniliklere kadar hepsini gözden geçireceğimiz butik bir toplantı düzenledik" dedi. "Modern yaşam, hastalıkları artırdı" Bağırsak hastalıklarındaki artışın nedenlerine değinen Prof. Dr. Boğa, "Modern insanın yaşama alışkanlıkları, daha az egzersiz yapması, daha kötü beslenmesi bağırsak hastalıklarını artıran faktörleri diğer bir sebebi de günümüzde bağırsakla ilgili tetkiklerin daha çok yapılması ve toplumun farkındalığı. Eskiden kolonoskopi bir tabu gibi görülüyorken artık herkes biliyor ki, 45 yaşından sonra kolon kanseri taraması için, erken tanı için kolonoskopi yapılıyor. Bağırsak hastalıkları farkındalığı arttığı için daha fazla gündeme geliyor" diye konuştu. "Kolon kanseri 40 yaşından sonra daha fazla ortaya çıkıyor" Kanser riskinin önüne geçmek için kolonoskopinin önemini vurgulayan Prof. Dr. Salih Boğa, "Kanser lezyonları maalesef herhangi bir belirti vermiyor. 40 yaşından sonra daha çok ortaya çıkıyor ve yıllar içinde sessizce büyüyerek kansere dönüşüyor. Sadece bir kolonoskopi taramasıyla bu lezyonlar tespit edilip hasta kolon kanserinden yüzde yüz kurtulabiliyor. O yüzden Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) hiçbir şikayeti olmasa bile her bireyin elli yaşından sonra kolonoskopi taraması yaptırmasını öneriyor. Ama günümüzdeki güncel kılavuzlar bu tarama yaşını 45’e çekmiş durumda" dedi. Biyolojik ajanlar sayesinde tedaviler daha kolay Bağırsak hastalıklarının teknolojik gelişmeler sayesinde daha kolay tedavi edilebildiğini söyleyen Boğa, "Bağırsak hastalıklarının tedavisinde eskiden sadece birkaç ilaç varken artık modern teknoloji sayesinde biyolojik ajanları kullanabiliyoruz. Bu biyolojik ajanlarla çok daha etkili tedaviler sunuyoruz. Hastaları organ kaybından, cerrahiden ve hastalığın hayat kalitesini düşüren şikayetlerinden kurtarabiliyoruz" diyerek sözlerini noktaladı. "Bağırsaklar genel sağlığın bir merkezi" Gastroenteroloji Uzmanı Profesör Doktor Abdullah Emre Yıldırım ise bağırsak sağlığının genel sağlık üzerindeki önemini vurgulayarak, "Bağırsak Akademisi çok önemli konuları barındıran bir akademik platform. Neden bağırsağı geçtik: Hipokrat’a atfedilen bir laf vardır, ‘Tüm hastalıkların başlangıcı bağırsaktır’ diye. Gün geçtikçe bunun ne kadar doğru olduğuna karar verdik. Bağırsaklar sadece sindirim sisteminin merkezi değil, mikrobiyota vasıtasıyla bağışıklık sisteminin, metabolik sistemin, aslında genel sağlığın bir merkezi. O yüzden bu akademide bunu baz alarak bağırsakla ilgili bütün konuları konuşmaya karar verdik" dedi. "Bağırsak çok büyük bir organ. İçerisinde trilyonlarca bakterinin olduğu, 9 binden fazla sinir hücresinin olduğu, açtığınız zaman 10 metreye uzayan bir sistem. Bu sistem ne kadar dengeli çalışırsa sağlık sistemi de o kadar dengeli olur" diyen Prof. Dr. Yıldırım, "Orada ortaya çıkabilecek bir bozukluk tüm sistemi etkiler. Özellikle bağırsak geçirgenliğinin artması, bağırsakta aşırı bakteri çoğalması bazı hastalıkların klinikte ortaya çıkmasıyla karşımıza geliyor" şeklinde konuştu. Stres de bağırsak rahatsızlıklarını tetikliyor Bağırsak sağlığının en büyük düşmanının katkılı gıdalar ve stres olduğunu ifade eden Prof. Dr. Abdullah Emre Yıldırım, "Bağırsak sağlığını korumak, aslında genel sağlığı korumakla aynı. Vücudunuza ne kadar yabancı madde sokarsanız bağırsağınızı o kadar bozarsınız. Katkılı gıdalar, alkol, ilaçlar, antibiyotikler, ağrı kesiciler ve sağlıksız yağlar yabancı maddedir. Vücut için sağlıklı olan ne gerekiyorsa bağırsak için de gereken odur. Paketli gıdadan, alkolden, stresten mümkün olduğunca uzak durursak, lüzumsuz ilaç kullanımında kaçınırsak bağırsağımıza o kadar iyi bakmış oluruz. Bağırsağımıza iyi baktığımızda özellikle metabolik sistemler ve bağışıklık sistemi olumlu etkilenir" dedi.
30 Mart 2026 Pazartesi - 09:45 Böbrek nakilli 76 yaşındaki hasta, kolanjioskopi ile sağlığına kavuştu İzmir’de 76 yaşındaki böbrek nakilli hastanın safra kanalında oluşan 2 santimlik taşı kolanjioskopi yöntemiyle temizleyen Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, "ERCP yöntemi ile çıkarılamayan taşlar için kolanjioskopi olarak adlandırılan ileri teknoloji bir yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntem, endoskopun içinden daha ince bir endoskop (kolanjioskop) ile doğrudan safra kanalının içine girilmesi olarak biliniyor. Kanalın içi görüntülenerek lazer litotripsi denen bir yöntemle taşlar parçalanarak, akabinde ERCP balonlarıyla taşları safra kanalından çıkarma şansı tanıyan bir yöntemdir. Safra kanalının içerisine endoskopik olarak girmek uzun zamandır ihtiyaç duyduğumuz bir işlemdi" dedi. Safra kesesi ve safra yollarında taş oluşumu, her yaş grubunda sık görülen ve ciddi sağlık sorunları yol açabilen bir durum. Geleneksel yöntemlerle her zaman başarılı sonuç alınamayan bu vakalarda, gelişen teknolojiler yeni tedavi seçeneklerini gündeme taşıyor. Bugün ise ileri teknoloji kolanjioskopi yöntemiyle, büyük boyutlu safra yolu taşları doğrudan görüntülenerek lazerle parçalanıp endoskopik olarak çıkarılmasına imkan sağlıyor. Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, kolanjioskopi yöntemini ilk kez 76 yaşındaki böbrek nakilli bir hastada kullandı. Cerrahiye gerek kalmadan 2 santimlik taşı safra kesesi kanalından çıkaran Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, kolanjioskopi yöntemi hakkında detaylı bilgi verdi. Safra kesesi alındı, ancak ağrıdan kurtulamadı Pandemi sürecinde İstanbul’dan İzmir’e taşınan 76 yaşındaki emekli yarbay pilot Mehmet Vasıf Gebeş, yaşadığı sorunları paylaştı. Mehmet Vasıf Gebeş, "Yaklaşık dört yıl önce safra kesesi ameliyatı olmuştum. Şiddetli bir sancı ile acile gidince safra kesemi aldılar ve sorunun bittiğini sanmıştık. Ancak bu kez safra yolunda taş oluşmuş; biri 2 santimetre, diğerleri daha küçüktü. Daha önce böbrek nakli oldum, böbrek taşı düşürdüm ama böyle bir ağrı görmedim. İştahsızlık, halsizlik ve yüksek ateş şikayetlerim vardı; önce salgın hastalık sanıp ciddiye almadık ama ağrı dayanılmaz hale gelince hastaneye başvurduk. Medicana’nın acil servisinde durum anlaşıldı. Önce stent takıldı ancak stent tıkanınca doktor bey bizi yeniden çağırdı. Büyük bir ameliyattan çekiniyorduk ama bu yeni yöntemle sağlığımıza kavuştuk. Şu an her şey normale döndü" açıklamasını yaptı. Kanala girilmesine imkan tanıyor Hasta Mehmet Vasıf Gebeş’e uygulanan kolanjioskopi yöntemine ilişkin konuşan Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, "Hastanın koledok olarak adlandırılan, karaciğerden bağırsağa safra sıvısını taşıyan ana kanalında çok sayıda taş mevcuttu. Normal şartlarda bu taşların bir kısmını ERCP (Endoskopik Retrograd Kolanjiopankreatografi) denilen yöntemle temizlenebiliyor. Bu yöntemde ağız yolundan girilip mide geçilir, safra kanalının bağırsağa açıldığı noktadan içeri balonlar veya basketler gönderilerek taşlar çıkarılır. Ancak safra kanalındaki taşlar bazen çok büyük olduğunda klasik ERCP ile çıkarılamayabiliyor. İşte burada devreye kolanjioskopi denilen daha ince ve yeni teknoloji bir endoskopla -ki bu kolanjioskop olarak adlandırılır- ile doğrudan safra kanalının içine girilmesine imkan tanıyor. Kanalın içindeki darlıklardan direkt girerek taşı lazer (lazer litotripsi) ile parçalayabiliyor ve ardından balonlarla taşları dışarı çıkarabiliyorsunuz. Safra kanalının içerisine endoskopik olarak girmek bizim uzun zamandır ihtiyaç duyduğumuz bir işlem" sözlerini kaydetti. Operasyon 2.5 saat sürdü Kolanjioskopi yöntemiyle safra kanalında yer alan 2 santimlik taşı kısa sürede çıkardıklarını aktaran Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, "Hasta böbrek nakilli olduğu için tedbir amaçlı bir gün daha hastanede yatırdık; aksi halde aynı gün taburcu olabilirdi" dedi. Kolanjioskopinin avantajlarına değinen Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, "Sadece röntgen (X-Ray) görüntüsüne dayanmak yerine, kanalın içini çıplak gözle görür gibi izleyebiliyoruz. Bölgedeki tümörlerin tanısını koymak için ’körlemesine’ fırça örneği almak yerine, şüpheli dokudan görerek biyopsi alabiliyoruz. Vasıf Bey’i büyük bir cerrahi operasyondan kurtararak işlemi endoskopik olarak tamamlamamızı sağladı" açıklamalarını yaptı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 09:29 Endometriozis etkinliğinde hastalar yaşadıkları sıkıntıları, uzmanlar tanı ve tedaviyi anlattı Mart ayı-Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde "Olağan Şüpheli: Endometriozis" etkinliği düzenlendi. Halk arasında ’çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka ifadeyle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık. Rahim iç dokusunun rahim dışına yayılmasıyla gelişen bu hastalık, farklı rahatsızlıklarla karıştırıldığı için tanısı çoğu zaman gecikiyor bazen yıllarca tanı konulamayabiliyor. Hastalığa karşı farkındalık oluşturmak için Mart ayı-Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde, "Olağan Şüpheli: Endometriozis" etkinliği düzenlendi. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol yaptı. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, yıllarca teşhis konulamamasından dolayı, kadınlarda gelişebilen infekritilite (kısırlık) başta olmak üzere böbrek kaybına kadar ilerleyen önemli ve ciddi hastalığa, tedavisindeki en yeni yöntemlere yönelik önemli bilgiler verdi. Hastalar da geç tanı, şiddetli ağrılar ve zorlu süreçlerini içtenlikle paylaştı. Söyleşi sonrası yapılan atölye çalışmasında katılımcılar bahar çiçeklerinden süsler hazırladı. "Hastalık her 10 kadından 1’ini etkiliyor" Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, dünyada çok yaygın bir hastalık olan endometrioze tanı konulmasının çok uzun yıllar alabildiğini belirterek şöyle konuştu: "Rahmin iç zarının olmaması gereken yere yerleşip özellikle de yumurtalıklara yerleşip, bazen de komşu organlara yerleşip çok ciddi ağrılarla seyredebilen, kısırlık yapabilen ve kadınların 20’li ve 30’lu yaşlarında ortaya çıkabilen bir hastalık olmasıyla da önem arz ediyor. 10 kadından 1 tanesini etkileyen bir riskten bahsediyoruz. Kontrole kadın doğum uzmanına gitmeli ve akla özellikle çikolata kisti hastalığı geliyorsa bu konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanının görmesi çok önemli. İlerleyince hastalık rahim, tüpler, yumurtalıklar birçok yeri çok etkilemiş oluyor. Bu grup hastada işimiz çok zor. Zaten aslında bu farkındalık etkinliklerinin en önemli amacı erken tanı koyalım, tedaviyle ilgili fırsat zamanını kaçırmayalım." Endometriozisin yol açtığı ağrıların, başka hastalıklarda da görülebildiğini belirten Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle tanı konulmasında gecikme yaşanabildiğini vurgulayarak, "Karındaki ağrılar birçok hastalıkta görülebiliyor. Mesela bel fıtığı hastalığıyla karışabiliyor veya hassas bağırsak sendromu ile karışabiliyor. Ama pelvik bölgede bir kadında adetlerle bağlantılı veya yumurtlamayla bağlantılı eğer bir ağrı durumu varsa mutlaka akla endometriozis gelmeli. Birçok durumda da karşımıza endometriozis çıkıyor" dedi. Prof. Dr. Taner Usta tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: "Tedavide ilaç tedavilerinden çok faydalanıyoruz. Endometriozis eğer yumurtalık rezervini azalttıysa yumurtaları dondurma veya embriyo dondurma gibi tedavi seçeneklerini mutlaka düşünüyoruz ve hastayla münazara ediyoruz. Özellikle çok derin tutulumlar, organları tehdit eden tutulumlar var veya şüpheli bir görüntü varsa da böyle bir durumda cerrahi tedaviye başlıyoruz." "Endometriozisi de toplumda yüksek sesle konuşabilmeliyiz" Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin 2. kez moderatörlüğünü yapan sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol da endometriozis hastalığı konusunda toplumsal farkındalık oluşmasının son derece önemli olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu: "Kadın hastalıklarına dair toplumda çok yüksek sesle konuşamıyoruz. Bunun tabi kültürel yapıdan, kadının toplumdaki yerinden ve halk arasındaki önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı hastalıklarda olduğu gibi bence endometriozisi de yüksek sesle konuşmalıyız." Kadınların yaşamını kabusa çevirebilen bu hastalığa yönelik toplumsal farkındalık oluşturabilmek için katkıda bulunmaya özen gösterdiğini vurgulayan Erol, sözlerine şöyle devam etti: "Bulunduğum konum itibariyle de bu konuda bir farkındalık oluşturabiliyorsak ne mutlu. Çünkü halk arasında endometriozis ile ilgili bu hastalığı bilmeyen insanlar genelde şunu söylüyorlar, ’yaa ne kadar nazlı niyazlı, sanki ağrıları birazcık abartıyor, sanırım senin ağrılarının bir psikolojik karşılığı var’ Aslında böyle değil, çok ciddi bir hastalık. Biz bu hastalığı ne zaman yüksek sesle konuşur farkında olursak sanırım erken teşhis ve tanı ve sürecin anlaşılmasını sağlayabiliriz." "7 yılda tanı aldım, keşke daha önce bilseydim" Etkinlikte konuşan 48 yaşındaki Aygen Yapıcıkardeşler de hastalığına 7 yıl tanı konulmadığını belirterek, bir yıl önce, bağırsağında da görülen ‘bağırsak endometriozisi’ tanısı aldığını söyledi. Bağırsağında 4,5 santimlik endometriozis nedeniyle geçtiğimiz ay Prof. Dr. Usta’ya ameliyat olan Yapıcıkardeşler, tanı konulana kadar yaşadığı zorlu süreci şöyle anlattı: "Bundan 8 sene kadar önce sol tüpümde tıkanıklık olduğu fark edildi, fakat o zaman teşhis konulmadı. Endometriozis kelimesini de aslında çok yakın bir zamanda duydum. 2024’ün aralık ayında yaptırdığım check-upta doktorlarımdan bir tanesi ‘çikolata kisti ama bu endometriozis olabilir’ dedi. Benim için kistti, çok bir şey ifade etmiyordu açık söyleyeyim bu konuda tabiri caizse cahil olduğumu düşünüyorum. Bu kelime ‘kist’ demek ki dedim ve çok önemsemedim ama doktorum üzerine gitti, 3 ay sonra tekrar kontrole çağırdı. Başka bir şikayetim var mı anlamaya çalıştı ama ben yine aynı şekilde rahimle bağırsak arasında bu kadar büyük bir ilişki olduğunu bir kadın olarak bilmiyordum. Benim teşhisim Derin Endometriozis olarak konuldu ama bağırsak endometriozisydi asıl, evet rahimde endometriozis vardı ama bağırsağa da sıçramıştı. Teşhis konulduğunda 4,5 cm kadar bağırsakta endometriozis vardı." 48 yaşında olduğunu ve her yıl check-up yaptırdığını belirten Yapıcıkardeşler, 8 yıl önce başlayan sorunlarına ancak bir yıl önce tanı alabildiğinden yakınarak şöyle konuştu: "Yaptırdığım checkuplarda sol tüpümün tıkalı olduğu fark edildi ama teşhis 8 yıl önce konulmadı. Dolayısıyla ben endometriozis kelimesini 8 yıl önce değil, son 1 sene içerisinde yaptığım görüşmelerde duydum. Bir ay önce olduğum ameliyatın sonucunda da aslında o tarihte tüpümün tıkalı olmasının sebebinin de endometriozis olduğu çok yeni ortaya çıkmış oldu. Belki 8 sene önce tanı konulsaydı farklı bir tedavi uygulanırdı, bağırsak yoluna gitmezdi, bağırsak endometrizoisi olarak sıçramayıp medikal tedaviyle sonuçlanırdı belki de." "Hamileliğimin 30. haftasında aldığım haberle şok oldum" Bir bebek annesi olan 28 yaşındaki Öykü Güncan da hiçbir şikayeti yokken 2023 yılında rutin kontrolde endometriozis tanısı aldığını ama bunu önemsemediğini söyledi. Evlendikten haftalar sonra çikolata kistinin patlamasıyla acil ameliyata alınan Güncan, hamileliğinde yaşadığı şoku da şöyle paylaştı: "Herhangi bir sorun yok diye düşünüyorduk fakat çikolata kisti büyümeye devam etmiş içerde. Kist hamile kalınca da büyümeye devam etti ve doktorum, o süreci takip eden doktorum yani sorun oluşturmadı en başta ama 30. Haftaya geldiğimizde ‘bu şekilde doğum yaptıramayacağım dedi. Daha sonra yeni bir doktor arayışına girdik ve Taner hocayı bulduk, sağ olsun kabul etti bizi." Prof. Dr. Taner Usta tarafından yakın klinik izleme alınan Güncan, doğuma kadar da herhangi bir müdahale yapılmadan izlendi. 30 haftalıkken 6 santim olan endometriozisin doğumda 8 santime ulaştığı görüldü. Bebeğini dünyaya getirmek için sezaryen ameliyatı olan Öykü Güncan’ın ameliyat sırasında çikolata kistinin içi boşaltıldı. Bebeğine kavuşan Öykü Güncan, endometriozisin oluşturduğu sağlık sorunundan da kurtuldu.
TVHB Başkanı Eroğlu: "Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:06 TVHB Başkanı Eroğlu: "Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor" Türk Veteriner Hekimler Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "’Tek sağlığın’ aktif edilmesi gerektiği noktasında hemfikir bütün kurum ve kuruluşlar. Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor" dedi. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, 3 Kasım Dünya Tek Sağlık Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuşan Eroğlu, zoonotik hastalıklarla mücadelede ’tek sağlık’ yaklaşımının önemine vurgu yaptı. Eroğlu, veteriner hekimlerin, beşeri hekimlerin ve çevre uzmanlarının ortak çalışmasıyla hastalıkların önlenebileceğini belirterek, bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkarılması gerektiğini bildirdi. Zoonotik hastalıklarla mücadelede en etkili yolun Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği ’tek sağlık’ yaklaşımı olduğuna değinen Eroğlu, "Veteriner hekimler, beşeri hekimler, gıda hijyenistleri, çevre uzmanları, sağlığa muhatap olan bütün meslek mensuplarının birlikte çalıştığı, strateji ürettiği, hastalıkların önceden uyarı, tanı ve daha sonra reaksiyon noktalarında hareket edilmesi gereken yaklaşım tek sağlık yaklaşımı. Uzun yıllardan beri tek sağlık ülkemizin gündeminde. Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi bakanlıklarımızın çalışmaları var. Tek Sağlık Kurulu oluşturuldu. Biz de Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak orada temsil ediliyoruz. Tek sağlığın aktif edilmesi gerektiği noktasında hemfikir bütün kurum ve kuruluşlar. Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor. Dünyanın kabul ettiği bir şey var. Korunma tedaviden daha etkili ve ekonomiktir. Korunmayı çok az bütçelerle yapabilirsiniz ama tedaviyi çok daha fazla bütçelerle başaramayabilirsiniz" diye konuştu. "2050 yılında yılda 10 milyon insanın antibiyotik direncinden hayatını kaybedeceği ifade ediliyor" Veteriner hekimliğin hayvan, sağlıklı gıda, sağlıklı insan, sağlıklı toplum noktasında çalışmaları olan ve gıda güvenliğinin arzında önemli görevler üstlenen meslek grubu olduğunu vurgulayan Eroğlu, "Bilim adamları şöyle diyor, 2050 yılında eğer böyle giderse bilinçsiz antibiyotik kullanımı, gıdalarda antibiyotik kalıntıları, 2050 yılında yılda 10 milyon insanın antibiyotik direncinden hayatını kaybedeceği ifade ediliyor. Her yıl dünyada 2.7 milyar vaka yaklaşık 2.5 milyon insanın hayatını kaybediyor bu hastalıklar dolayısıyla. Mutlaka tek sağlığın uygulanması gerektiği, hastalık kontrol ve önleme merkezleri gibi ülkemizde de bir kontrol izleme merkezinin, bir yapının olması lazım. Biz ilgili makamlara bunu arz ettik. Tek sağlık kavramı ve işlevsel yapıların tanımlanması, değerlendirilmesi raporu, 2020 yılında COVID-19 dolayısıyla böyle bir çalışma yapılmıştı. Biz şunu arz ediyoruz, bu işlevsel yapının bir an önce faaliyete geçirmesi gerekir" şeklinde konuştu. "Bahsettiğimiz yapı, Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı hastalık kontrol ve izleme merkezi olmalı" Tüberküloz, kuduz, kırım kongo kanamalı ateşi gibi insanlarda ölüme yol açan hastalıkların Türkiye’de görülmeye devam ettiğini hatırlatan Eroğlu, "Bahsettiğimiz yapının, Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı hastalık kontrol ve izleme merkezi olmalı. Hastalık kontrol ve izleme merkezinde erken uyarı, erken tanı ve erken reaksiyon sistemleri geliştirilecek. Hastalık etkenlerine karşı ne kadar kısa zamanda etkeni izole ederseniz, tanıyı koyarsanız, tanıya karşı da gerekli reaksiyonu gösterebiliyorsanız zamanında hastalık bir pandemi boyutuna varmadan, insanların hayatını etkilemeden önüne geçmiş olursunuz. Bu yapı, bütün bunları ortaya koymak suretiyle bunlara engel olacaktır" ifadelerini kullandı. "Her yıl tanımlanan 5 hastalığın 3’ü zoonotik hastalık" Dünya Tek Sağlık Günü olan 3 Kasım’da bir farkındalığın ortaya konulması gerektiğini ifade eden Eroğlu, "En azından yılda 1 defa bu konuya yoğunlaşmanın önemli, stratejik olduğunu ifade etmek isterim. Bu vesileyle de veteriner hekimlerin tek sağlıktaki önemli rollerini bir kez daha vurgulamak gerekiyor. İnsanlardaki hastalıkların yüzde 60’ından fazlası, gıdaya bağlı hastalıkların yüzde 95’i hayvansal gıdalardan, hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Her yıl tanımlanan 5 hastalığın 3 tanesi zoonotik dediğimiz hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar. Sağlık Bakanlığı’nın 50’den fazla ihbarı mecbur olarak ilan ettiği hastalıkların 26 tanesi zoonotik hastalık hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Tek sağlığın ortaya çıkmasının sebeplerinden bir tanesi de hızlı nüfus artışı. Bu nüfus artışına göre gıdaya ulaşmadaki sıkıntılar var. 1 milyara yakın insan temiz su bulamıyor. 8 milyar insanın 1 milyarı temiz suya ulaşamıyor. Bahsettiğimiz noktada gerekli tedbirler alınırsa insanlara bunlar söz konusu olmayacak. Dolayısıyla sağlıklı bir yaşam olmuş olacak" dedi.
Denizli Egekent Hastanesinden anlamlı çağrı; "Bir organ, üç hayat kurtarabilir"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:04 Denizli Egekent Hastanesinden anlamlı çağrı; "Bir organ, üç hayat kurtarabilir" Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, "Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı 26 bini aştı. Bir organ, üç hayat kurtarabilir" diyerek, 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası anlamlı bir çağrıda bulundu. 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında, Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, toplumda organ bağışı konusunda bilinçlenme ihtiyacını vurgulayarak önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısının 26 bini aşmasına rağmen yıllık organ bağış oranlarının hala yetersiz seviyede kaldığını belirten Uzm. Dr. Peker, "Her yıl milyonlarca insan organ nakline ihtiyaç duyarken, sadece binlercesi bu hayati tedaviyi alabiliyor. Organ bağışı, ölümün ardından bile bir kişinin yaşamını devam ettirebilmesi için kritik bir fırsat sunuyor. Özellikle beyin ölümü tanısı konmuş hastalarda, organ bağışı ile birden fazla hayat kurtarılabilir" dedi. Egekent Hastanesinden organ bağışında gururlandıran başarı Uzm. Dr. Gökhan Peker, organ bağışının toplum sağlığı açısından önemini vurgulayarak, "Denizli Özel Egekent Hastanesi, organ bağışı çalışmalarından dolayı başarı belgesiyle ödüllendirildi. Bu, ekibimizin ve bölgedeki vatandaşlarımızın bu hayati konuya verdiği değerin bir göstergesi" ifadelerini kullandı. Organ bağışının sosyal ve aile bağları üzerindeki olumlu etkisine değinen Uzm. Dr. Gökhan Peker, "Organ bağışı, ölümü anlamlı bir şekilde dönüştürmenin en güzel yollarından biridir. Bir kişinin ölümü, başkaları için yeni bir hayat başlangıcı olabilir" diye konuştu. Organ bağış süreci hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Gökhan Peker, son olarak, "Organ bağışı, toplumun dayanışma kültürünü güçlendirirken, aynı zamanda hayatta kalan bireylerin ailelerine de umut oluyor. Bu hafta, sevdiklerinize organ bağışı konusunda ne düşündüğünüzü söylemenin en uygun zamanı" diyerek, toplumun bu hayati konuya duyarlı olması çağrısında bulundu.
BTÜ’den aftlara hızlı ve doğal çözüm
03 Kasım 2025 Pazartesi - 10:09 BTÜ’den aftlara hızlı ve doğal çözüm Bursa Teknik Üniversitesi bilim insanları, aft tedavisine yeni bir alternatif getiriyor. İnsan ağzı hücrelerinden elde edilen hidrojel yeni malzeme tasarımı sayesinde ağızdaki aftlar, lokal uygulama ile tedavi edilecek. Malzemenin diğer yöntemlere göre çok daha etkili olması ve hemen sonuç vermesi hedefleniyor. BTÜ’nün, "Ağız Ülserlerinin Tedavisine Yönelik, Biyouyumlu Polimer Tabanlı, Hücre Kültüründen Elde Edilen Hücresizleştirilmiş Ekstraselüler Matriks ve Antioksidan Destekli Hidrojel Yama Geliştirilmesi" başlıklı projesi, TUBİTAK 1002-A kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Çalışmanın yürütücülüğünü, YÖK Doktora Sonrası Araştırmacı İstihdamı (DOSAİ) programı kapsamında BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü’nde görev yapan Dr. Halime Serinçay üstleniyor. Projede, Biyomühendislik Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Gökçe Taner, Dr. Öğretim Üyesi Münevver Müge Çağal ve Araştırma Görevlisi Kübra Bezir araştırmacı, yüksek lisans öğrencisi Hilal Akar ise bursiyer olarak yer alıyor. Yeni malzeme kısa ve etkili tedavi sağlayacak Toplumun yaklaşık yüzde 20’sinde görülen ağız aftlarının tedavisine yönelik çalışma ile ağız ülserlerinin (aft) lokal tedavisinde kullanılmak üzere insan vücuduyla uyumlu, yapışkan, antioksidan, mikropları öldüren ve yenileyici özelliklere sahip hidrojel temelli bir yama sistemi geliştirilmesi hedefleniyor. Aftların tekrarladığını ve kişinin yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle kısa sürede tedavisinin önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Halime Serinçay, çalışma kapsamında aftların kısa ve etkili bir şekilde tedavi edilmesini sağlayacak malzemeyi üreteceklerini söyledi. Malzeme insan ağzı hücrelerinden elde edilecek Yürütücü Serinçay, insanın ağız hücrelerinden elde edilen hücresizleştirilmiş dokularla elde edilecek olan biyofonksiyonel hidrojelin doğal doku ortamını taklit ederek iyileşmeyi destekleyeceğini dile getirdi. Dr. Halime Serinçay, "Ayrıca son yıllarda etkileri ile dikkat çeken, yüksek antioksidan kapasitesiyle bilinen aronya meyvesi ekstraktı, lezyon bölgesinde oksidatif stresi azaltmak ve iyileşme sürecini hızlandırmak amacıyla formülasyona dâhil edilecektir" dedi. Piyasadaki ürünlerin etkisi düşük Dr. Halime Serinçay, aft tedavisinde yaygın olarak kullanılan sprey, gargara, solüsyon ve jel formlarının ağız içi uygulamalarda çeşitli dezavantajları olduğunu belirtti. Serinçay, "Ağız boşluğunun sürekli nemli ve hareketli yapısı nedeniyle sıvı formlar lezyon bölgesinde uzun süre tutunamamakta, bu da etkin maddenin etkisini azaltmaktadır. Jel formlar ise daha iyi tutunma sağlasa da, tükürükle seyrelerek genellikle 2-3 saat içinde ortamdan uzaklaşmaktadır. Bu nedenle, yapışma kapasitesi yeterli, kaygan yüzeye karşı dayanıklı ve etkili bir formülasyon geliştirilmesinin önemli bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir" diye konuştu. Rektör Çağlar’dan tebrik BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, projenin BTÜ’nün bilimsel üretkenliğini yansıttığını belirterek, "Üniversitemiz bünyesinde gerçekleştirilen bu nitelikli çalışma, hem sağlık alanında önemli bir ihtiyaca çözüm sunmayı hem de yerli ve yenilikçi ürün geliştirmeyi hedefliyor. Araştırmacılarımızı bu başarılarından dolayı tebrik ediyor, bu tür projelerin destekçisi olmaya devam edeceğimizi özellikle vurgulamak istiyorum. BTÜ olarak toplumun yaşam kalitesini artıracak çalışmalara öncülük etmekten gurur duyuyoruz" ifadelerini kullandı.
Hızlı konuşanlar dikkat
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:31 Hızlı konuşanlar dikkat Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Dilvan Tekin, hızlı bozuk konuşmanın genellikle çocukluk döneminde fark edildiğini, fakat bazı bireylerde ergenlik veya yetişkinlikte belirginleştiğini söyledi. Hızlı bozuk konuşmalarda kişinin konuşma hızının kontrolsüz şekilde artması ve kelimeleri yutması ya da cümlelerin anlaşılırlığının azalması ile kendini gösteren bir akıcılık bozukluğu olduğunu anlatan Dilvan Tekin, kişi konuşurken çoğu zaman ne kadar hızlı konuştuğunun farkında olmadığını belirtti. Dilvan Tekin, "Hızlı bozuk konuşmanın kesin bir nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, nörolojik temelli olduğu düşünülür. Genellikle çocukluk döneminde fark edilir, fakat bazı bireylerde ergenlik veya yetişkinlikte belirginleşir. Bu durum yalnızca bir "hızlı konuşma alışkanlığı" değildir; altında dil planlama, dikkat süreçlerindeki zorluklar kişinin kendini ifade etmesi konusunda güçlükler yaşar. Bu yüzden birey, sosyal ortamlarda, iş yerinde ya da okulda iletişim kurmakta zorluk yaşayabilir. Toplumda bu konuda farkındalık oluşturmak çok önemli; çünkü hızlı bozuk konuşma bir "karakter özelliği" değil, terapiyle geliştirilebilir bir iletişim güçlüğüdür. Eğer siz de konuşurken kelimeleri yutuyor, çok hızlı konuştuğunuz için sık sık tekrar etmek zorunda kalıyorsanız, bu sadece ‘heyecan’ değil, hızlı bozuk konuşma olabilir. Bir uzmandan erken destek almak iletişim kalitesini ciddi şekilde arttırır" ifadelerini kullandı.
Önce bilgilendiler, sonra eğlendiler
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:22 Önce bilgilendiler, sonra eğlendiler Özel İmperial Hastanesi ve Umut ve Yaşam Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Kanserle Mücadelede Umut Işığında Daha da Güçleniyoruz" temalı toplantıda, meme kanserinde erken tanının önemi vurgulanırken, toplantı sonrası aralarında meme kanseri olan hastalar canlı müzik eşliğinde coşması renkli görüntüler oluşturdu. Toplantıda söz alan Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Topsakal, meme kanserine yönelik erken teşhisin önemine vurgu yaparken Özel İmperial Hastanesi doktorlarından Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Dilek Aydın, "HPV Korunma Yolları" Genel Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Adnan Çalık, "Erken Tanı; Meme ve Hayat Kurtarır!" Radyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Soytürk "Meme Kanseri Teşhisinde Mamografi ve Ultrasonografinin Yeri" üzerine kendi alanlarında sunum yaptı. Toplantının moderatörlüğünü Umut ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nimet Baki yaparken Baki, dünyada bu yıl 4 milyon kadının meme kanserine yakalanmasının beklendiğini söyledi. Baki, "Burada meme kanseri yakalanan hastalarımız var. Her dört dakikada bir kadın meme kanserine yakalanıyor. En fazla çalışılan kanser türü, yüzde 95 kurutabilen bir kanser türü. O bakımdan şanslıyız. Dünyada bu yıl yaklaşık 4 milyon kadının meme kanserine yakalanacağını bunun yaklaşık bir milyonu bu kanserden öleceği söylenmekte. Oysa erken teşhis edildiğinde son derece tedavi edilebilir bir hastalık" dedi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Dilek Aydın, "HPV Korunma Yolları" üzerine sunum yaparak "En önemli durumlardan biri ne zaman bulaşmıştır. Çünkü hasta endişe içinde acaba şimdi mi oldu üç ay önce mi oldu bir yıl öncemi olmuştur. Normalde virüsle karşılaştıktan üç haftayla sekiz ay arasında ortaya çıkıyor. Bazı hastalarda hiç bir bulgu vermeyebilir. Kadınların yüzde 80’i yaşamlarının bir döneminde en az bir kez HPV virüsüne maruz kalmaktadır. Bunların yüzde 20 sinde HPV görülür. HPV virüsüne maruz kalmak servix kanser riskini yüzde 40 artırır. 250 den fazla çeşidi vardır" diye konuştu. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Adnan Çalık, meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirterek "Meme kanserleri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Yaklaşık kanser türlerinin yüzde 45’i. Bunu çok ciddiye almak lazım. Meme kanseri, erken tanındığında tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır. Her kadının kendi sağlığını önemsemesi, en güçlü korunma yoludur. Her 8 kadından biri yaşamı boyunca meme kanseriyle karşılaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 25 bin yeni vaka tespit ediliyor. Erken tanı konulan kadınların yüzde 90’ı tamamen iyileşiyor" şeklinde konuştu. Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Soytürk ise erken teşhisin önemine vurgu yaparak "Erken dönemde teşhis önemli. Zaten geç dönemde bunu teşhis etmek hiç de zor değil. Erken meme kanseri teşhisinde halen daha ultrasyondan üstü emardan (MR) üstü kolay uygulanabilir bir tetkik. Mamografi meme kanserinin erken teşhisinde yararı gösterilmiş tek görüntüleme yöntemidir. Tarama amaçlı mamografinin mortaliteyi ortalama yüzde 3 oranında azalttığı kabul edilmektedir. US’nin tarama amaçlı kullanımı hastaya yarar sağlamadığı gibi yalancı bir güven verebileceği için zarar da verebilir" ifadelerini kullandı. Toplantının ardından canlı müzik eşliğinde eğlenceli vakit geçiren hastalar, renkli görüntüler oluşturdu. Umut ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nimet Baki, eğlence sayesinde hastaların moralli bir şekilde toplantıdan ayrıldıklarını kaydederek "Hastalarımızla birlikte güzel eğlenceli günümüzü taçlandırmak istedik. Hasan Şılbır saz heyetine teşekkür ediyorum...Gelenlerin yaklaşık yüzde 50’si kanser hastasıydı. Müzikle birlikte eğlendiler. Toplantı kısmı da son derece güzel oldu. Çok verimli bir toplantı oldu. Moralleri harikaydı herkes buradan mutlu olarak ve bilgili olarak ayrıldı" dedi. Orkestra solistlerinden Hasan Şılbır da "Bütün sosyal sorumluluk projelerinde varız. Burada herhangi maddiyat gözetmeden varız. Buradakiler hastalıkla uğraşan insanlar bu hastalıklarını bir nebze olsun hafifletmek, unutturmak adına ekibimle beraber onlara güzel bir vakit geçirmek farklı bir ortam oluşturmak en azından hastalık ortamından hastane ortamından uzak bir atmosferde onları buluşturmak için buradayız" diye konuştu.
Parkinson hastası: "Yeniden yürümek çok güzel"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:14 Parkinson hastası: "Yeniden yürümek çok güzel" Adana’da Prof. Dr. Orhan Şen tarafından belinden ameliyat edilen 54 yaşındaki Parkinson hastası kadın, ameliyattan önce kaplumbağa gibi yürüdüğünü, ameliyattan sonra normale döndüğünü belirterek, "Yeniden yürümek çok güzel, anlatamam" dedi. Parkinson hastası 54 yaşındaki Necla Sarıhan, uzun süredir çok yavaş yürüme, bir yerden bir yere giderken çok fazla yorulma şikayetiyle birçok hastaneye gitti. Ancak Sarıhan, hem yaşından dolayı hem de hastalığından dolayı doktorlar tarafından ameliyatı riskli bulunduğu için bir türlü sağlığına kavuşamadı. Adana’da Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’i bulan Sarıhan, tedaviye başlayarak ameliyat oldu. Prof. Dr. Şen, yaşanan süreci şöyle anlattı: "Hastamız 54 yaşında, ayakta duramama ve yürüyememe şikayetiyle bana başvurdu. Aynı zamanda 7 yıldır Parkinson hastası ve tedavi görüyor. Son birkaç yıldır bir odadan diğer odaya gidişi 3 dakikayı bulurken, şu an bir koltuktan diğerine geçecek kadar bile ayakta duramıyormuş. Parkinson hastaları zaten yavaş yürürler. Küçük adımlarla yürümeye razıymış ama artık onu da kaybetmiş. Şehir şehir doktor gezmişler. ’Parkinson hastalığın var, ameliyat olamazsın’ demişler. Bana geldiklerinde, ’Parkinson hastası olmanız ameliyata engel değil’ dedim. Kardiyoloji, nöroloji ve anestezi uzmanı meslektaşlarıma göstereceğimi, eğer onlar da ameliyat için uygun görürse eskiden razı olduğu Parkinson yürüyüşüne tekrar kavuşabileceğini, rahat yürüyebileceğini söyledim. Hasta ve ailesi buna ikna oldu. İlgili tetkikleri yaptırdıktan sonra 3 ay önce mikro cerrahi yöntemle ameliyatını yaptık. Belinde kanal darlığı vardı. Yürüyememesinin asıl sebebi buydu. Şu an aradan 3 ay geçti ve gayet rahat yürüyor." Genç meslektaşlarına mesaj da veren Şen, "Farklı rahatsızlıkları olabilir ancak bu kişiler Parkinson hastasıysa, nöroloji, kardiyoloji ve anestezi uzmanlarının onayını almadan ’ameliyat olamazsınız’ demeyin. İnsanların geleceğiyle oynamayın" diyerek öneride bulundu. "Yeniden yürümek çok güzel" Tedavisi yapılan Necla Sarıhan ise, "Parkinson hastasıydım ve yürüyemiyordum. Yürümekte zorluk çekiyordum ama artık iyiyim. Doktor beyin sayesinde ameliyattan sonra düzeldim. Çok doktora gittim ama ’yatakta kalırsın, ameliyat olamazsın’ dediler. Önceden kaplumbağa gibi küçük adımlarla yürüyordum ama artık kendi işlerimi yapabiliyorum. Yeniden yürümek çok güzel, anlatamam yani" diye konuştu.
Çocuklarda halsizlik, iştahsızlık ve morluklar löseminin ilk sinyali olabilir
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:08 Çocuklarda halsizlik, iştahsızlık ve morluklar löseminin ilk sinyali olabilir Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Ömer Doğru, çocukluk çağı lösemisinde erken belirtilerin dikkatle gözlenmesinin erken tanı ve başarılı tedavi için büyük önem taşıdığı konusunda ailelere uyarılarda bulundu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Ömer Doğru, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Hastalığın belirtileri ve tedavi süreci hakkında merak edilenleri yanıtlayan Dr. Doğru, uzun süren belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlattı. "Belirtiler uzun sürüyorsa doktora başvurulmalı" Çocukların zaman zaman yorgun ya da isteksiz olabileceğini ifade eden Dr. Doğru, "Bazı belirtiler uzun süre devam ediyorsa, bunları göz ardı etmemek gerekiyor. Çocukluk çağı lösemisinde en sık görülen erken belirtiler arasında halsizlik, oyun oynamaya isteksizlik, iştahsızlık, solukluk, vücutta kolay morarma, diş eti kanamaları ve tekrarlayan enfeksiyonlar yer alıyor" dedi. "Basit bir kan testiyle anlaşılabilir" Lösemi belirtilerinin çoğu zaman sıradan hastalıklarla karıştırılabildiğini söyleyen Dr. Doğru, "Ancak bu şikayetler uzun sürdüğünde ya da çocuğun günlük hayatını etkilemeye başladığında mutlaka bir doktora başvurulmalı. Basit bir kan testiyle lösemi şüphesi ortaya konabilir ve gerekli yönlendirmeler yapılabilir" diye konuştu. "Tedavide yüz güldüren gelişmeler var" Lösemi tedavisinde yüz güldüren gelişmeler yaşandığını aktaran Dr. Doğru, "Bugün çocukluk çağı lösemisi, geçmişe göre çok daha yüksek oranda tedavi edilebiliyor. Modern kemoterapi protokollerine ek olarak hedefe yönelik immünoterapiler, akıllı ilaçlar ve gerektiğinde kök hücre nakli sayesinde lösemi hastalarının büyük çoğunluğu tamamen sağlığına kavuşabiliyor" şeklinde konuştu. Dr. Doğru, lösemide erken tanı ve düzenli tedavi ile çocukların hayatlarına sağlıklı bir şekilde devam edebileceğini sözlerine ekledi. "Ailelerin dikkati hayat kurtarabilir" Ailelerin rolüne değinen Dr. Doğru, "Ebeveynlerin çocuğundaki küçük değişiklikleri önemsemesi, sürecin erken yakalanmasında kritik rol oynuyor. Uzun süren halsizlik, oyun isteğinde belirgin azalma, tekrarlayan enfeksiyonlar ya da vücutta açıklanamayan morluklar gibi belirtiler gözlemlendiğinde bir sağlık kuruluşuna başvurulması, erken teşhis ve tedavide hayat kurtarıcı olabiliyor. Unutmayın, çocukluk çağı lösemisi erken fark edildiğinde ve uygun tedaviyle çoğu zaman tamamen iyileştirilebilir bir hastalıktır" dedi.
Tuzla Devlet Hastanesi’nde yapay zekâ destekli estetik cerrahi dönemi başladı
02 Kasım 2025 Pazar - 15:58 Tuzla Devlet Hastanesi’nde yapay zekâ destekli estetik cerrahi dönemi başladı Tuzla Devlet Hastanesi’nde görev yapan Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Berkay Canbaz, estetik cerrahide yapay zekâ sistemlerinin giderek daha fazla kullanılmaya başlandığını belirterek, "Bu sistemler hekimlerin yerini almasa da ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirmelerde bize yardımcı olacak" dedi. Tuzla Devlet Hastanesi’nde yapılan operasyonlarla estetik cerrahi hizmetleri artık daha erişilebilir hale geldi. Burun eğriliği ve nefes alma problemi yaşayan İlennur Aydın, ameliyat sonrası yaşadığı memnuniyeti dile getirerek, "Hocamdan çok memnunum. Böyle bir ameliyatın olduğunu bilmiyordum. Geldikten sonra öğrendim. Nefes alamama problemim vardı ve burnumda eğrilik olduğu için çok rahatsızdım. Her ikisini de birleştirip yaptığı için Tuzla Devlet Hastanesi’ne ve Berkay hocama çok teşekkür ediyorum" dedi. Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Berkay Canbaz, yapay zekâ ve robotik sistemlerin estetik cerrahide hekimlere yardımcı olduğunu vurgulayarak, "Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirmelerinde bizlere yardımcı olması için bu sistemleri kullanıyoruz. Dolayısıyla bu sistemlerin zamanla geliştirilmesi bizim de daha fazla faydalanmamız demek. Fakat ben yine de bir hekim olarak her zaman hastalara dokunmanın önemini savunuyorum. Yapay zekâ yalnızca hastaların algoritmalarında ve tedavi süreçlerinde bizlere yardımcı olan bir sistem; hekimlerin yerini almayacaktır" dedi. "Sosyal medya bazı hastalarda beklenti problemine yol açabiliyor" Son dönemde özellikle sosyal medyanın estetik operasyonlara olan ilgiyi artırdığını belirten Canbaz, şunları söyledi: "Özellikle genç hasta popülasyonu çok arttı, sosyal medyada gördükleri görsellerden etkilenip gelebiliyorlar. Ancak her hasta bireyseldir ve beklentileri farklıdır. Dolayısıyla her hastayı kendi içerisinde ve özel düşünmek lazım. Hastalarımızın bir başkasından gördüğü işlemle değil de kendi vücudunda rahatsızlık duyduğu herhangi bir fiziksel görünümünün düzelmesi adına bize başvurması lazım. Çünkü sosyal medya bazı hastalarda beklenti problemine yol açabiliyor. Bu noktada da onların beklentisiyle bizim onlara verebileceğimiz şeylerin uyuşması gerekiyor. Bu bizim için çok önemli bir konu. Hekimler olarak da hastaların ameliyat ihtiyaçları hakkında bir değerlendirme yapmamız ve ona göre hareket etmemiz gerekiyor. Çünkü hem ameliyat öncesi hem de sonrası fiziksel ve psikolojik bir süreç demek. Bu süreçte de hastaları iyi anlayıp dinleyebilmek ve süreci doğru yönlendirmek çok önemli." "Ruhsatsız merkezlerde yapılan bazı işlemler hatalı ve geri döndürülemez oluyor" Tuzla Devlet Hastanesi’nde meme estetiği, vücut şekillendirme, kepçe kulak, liposuction ve karın germe gibi birçok estetik operasyonun güvenli şekilde yapılabildiğini belirten Canbaz vatandaşlara, "Hastalarımız tercih yaparken mutlaka doğru merkezlere başvurmalı. Devlet hastanesi de bu noktada güvenebilecekleri en öncelikli kurumlardan bir tanesidir. Özellikle branş dışı uygulamalar ve ruhsatsız merkezlerde, işi ehli olmayan kişilerce yapılan işlemler maalesef toplum sağlığını ciddi derecede tehdit etmektedir. Biz de bazen bu yerlerde yapılan hatalı işlemleri düzeltmekle uğraşıyoruz. Maalesef bazıları geri döndürülemez hatalar ve işlemler oluyor. Bu noktada hastaların mutlaka gittikleri yerde ruhsatlı ve uzman bir hekim tarafından tedavi edildiğinden emin olması ve bunu sorgulaması gerekiyor" uyarısında bulundu.
Bursa organ bağışında yine zirvede
02 Kasım 2025 Pazar - 13:49 Bursa organ bağışında yine zirvede Bursa bölgesi, organ bağışında 10,5 pmp (Milyon nüfus başına düşen kadavra donör sayısı) ile 2025 yılında Türkiye’deki 9 bölge arasında birinciliği elde etti. Böylece Bursa bölgesi, son 14 yılda 12. kez zirvede yer almayı başardı. Balıkesir, Bilecik, Çanakkale ve Yalova illerini de kapsayan Bursa bölgesi, organ bağışında Türkiye liderliğini bu yıl da sürdürmeye devam etti. Tüm bölgeler arasında en fazla donör bildirimi yapan bölge olarak dikkat çeken Bursa bölgesi, bunun yanı sıra aile izni alma oranı ile de birinciliği göğüsledi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, Bursa Bölge Koordinasyon Merkezi’ne bağlı olarak 5 böbrek nakli merkezi, 3 karaciğer nakli merkezi, 1 kalp nakli merkezi ve 3 Göz Bankası/kornea nakli merkezi ile organ bağışı çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Bursa bölgesinde son 5 yıl içerisinde 360’ü kadavradan, 755’i canlıdan olmak üzere 1.115 böbrek nakli gerçekleştirildiğinin altını çizen Uzm. Dr. Çetin, "Bunun yanı sıra 162’si kadavradan 247’si canlıdan olmak üzere 409 karaciğer nakli yapılmıştır. Ayrıca bölgemizde faaliyet gösteren göz bankası ve kornea nakli merkezlerinde 2020 yılından bu yana 1035 kornea temini yapılmış ve bunlardan 971’i bölgemizdeki kornea nakli merkezlerinde nakledilerek hastalarımıza yeniden umut ışığı olmuştur" dedi. "Organ bağışına duyarlı olalım" Bursa bölgesinin organ bağışında uzun yıllardır zirvede yer aldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Çetin, "Bölgemiz 2025 yılı Ekim ayı itibariyle 10,5 pmp oranı ile yine zirvede yer almayı başardı. Bakanlığımız bu yıl organ bağış onaylarını e-Nabız uygulaması üzerinden online ortamda da yapılmasını mümkün hale getirdi. Bu düzenlemenin de bağışları arttırmasını umuyoruz. Bağışlanan her organ, bir hastanın hayata tutunmasını sağlıyor. Tüm vatandaşlarımızı bu organ bağışına duyarlı olmaya davet ediyorum" şeklinde konuştu. 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası’nda olarak ülke genelinde farkındalık etkinlikleri düzenlediğinin bilgisini veren Uzm. Dr. Çetin, son olarak hafta boyunca Bursa’da birçok etkinlik gerçekleştireceklerini sözlerine ekledi.