Son Dakika
|
Antalya’da feci kaza: 2 kişi hayatını kaybetti
Trump: "İran’ın cehennemi yaşamasına 48 saat kaldı"
ABD'de ortalama benzin fiyatı 2022'den bu yana ilk kez 4 doların üzerinde
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, İstanbul’da
Kamyon dehşet saçtı: Yaşlı adam feci şekilde can verdi
Ankara’da özel halk otobüsü köprü direğine çarptı: 5 ölü, 15 yaralı
Van’da sabah saatlerinde 5.2'lik korkutan deprem!
Trump: "(İran’da düşürülen ABD savaş uçağı) Bu bir savaş, savaş halindeyiz"
Bakan Fidan’dan diplomasi trafiği
Mardin’de kaybolan yaşlı kadın ölü bulundu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
"Dur" ihtarına uymayıp 3 polisi darbeden alkollü sürücünün ceza belli oldu: Tam 646 bin lira
Zelenskiy: "Ukrayna, Suriye ve Türkiye'nin bir araya geldiği üçlü bir görüşme yapıldı"
ABD’de kayıp mürettebat operasyonu öncesi İran’ın "tuzak" kurduğu şüphesi
İran’dan düşürülen askeri uçakta ABD askerine ait vücut parçasının tespit edildiği iddiası
İran’dan İsrail füze saldırısı: 4 yaralı
Dışişleri Bakanı Fidan, Suriye Devlet Başkanı eş-Şara ile bir araya geldi
Dışişleri Bakanı Fidan, Suriyeli ve Ukraynalı mevkidaşları ile üçlü görüşme gerçekleştirdi
SAĞLIK
Kalp hastası bebek ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi
05 Nisan 2026 Pazar - 17:28:54
Van’da tedavi gören kalp hastası bebek, ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Van Bölge Hastanesinde tedavi gören sağ triküspit kapakta yarık ve pulmoner HT hastası bebeğin, ileri tetkik ve tedavisi için İstanbul Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesine sevki kararlaştırıldı. Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda gerçekleştirilen sevk kapsamında uçak ambulans Van Ferit Melen Havalimanı’na iniş yaptı. Sağlık ekiplerinin titiz çalışmasıyla bebek, güvenli şekilde uçağa alındı. Ardından uçak ambulans İstanbul’a hareket etti.
05 Nisan 2026 Pazar - 15:34
Malatya’da ambulans helikopter 78 yaşındaki hasta için havalandı
Malatya’da kalp krizi geçiren yaşlı hastanın imdadına ambulans helikopter yetişti. Malatya’nın Darende ilçesinde ambulans helikopter 78 yaşındaki hasta için havalandı. Edinilen bilgiye göre, 78 yaşındaki H.A. Darende ilçesinde aniden rahatsızlandı. Kalp rahatsızlığı olduğu belirlenen hastaya, ilk müdahale Darende Devlet Hastanesi’nde yapıldı. Hastanın durumunun ciddi olması nedeniyle hava ambulansı talep edildi. Kısa sürede ilçeye ulaşan hava ambulansı, hastayı alarak Turgut Özal Tıp Merkezi’ne sevk etti. Hastanın tedavisi burada devam ediyor.
05 Nisan 2026 Pazar - 14:05
Söğütlü’de semt polikliniği hizmet vermeye başladı
Sakarya’nın Söğütlü ilçesinde Yenikent Devlet Hastanesi’ne bağlı olarak faaliyet gösterecek olan Söğütlü Semt Polikliniği hizmet vermeye başladı. Söğütlü Toplum Sağlığı Merkezi tarafından kullanılan bina, gerekli düzenlemelerin tamamlanmasının ardından Yenikent Devlet Hastanesi Söğütlü Semt Polikliniği olarak vatandaşların kullanımına açıldı. Hizmete giren yeni birimi; Söğütlü Kaymakamı Mehmet Göze, Söğütlü Belediye Başkanı Selçuk Kurt, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, Söğütlü Toplum Sağlığı Merkezi Başkanı Dr. Kürşat Şaşmaz, AK Parti Söğütlü İlçe Başkanı Suat Dirhemci, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Özcan Öktem ve Yenikent Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mehmet Alaçam ziyaret ederek incelemelerde bulundu. Yapılan yeni düzenleme ile birlikte Söğütlü ve çevresinde yaşayan vatandaşlar, gece saat 00.00’a kadar yeşil alan poliklinik hizmetlerinden faydalanabilecek. Poliklinik bünyesinde ayrıca enjeksiyon ve pansuman gibi temel sağlık hizmetleri de sunulacak.
05 Nisan 2026 Pazar - 13:14
Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Eser Akkuş, bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada yaşanan canlanma, beraberinde bazı sağlık sorunlarını da getirdiğini belirterek, "Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir" dedi. Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada yaşanan canlanma, beraberinde bazı sağlık sorunlarını da getiriyor. Özellikle çocuklarda sıkça görülen bahar alerjileri, erken önlem alınmadığında daha ciddi hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Eser Akkuş aileleri uyardı. "Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir" Doğa yeşillenirken havada uçuşan polenlerin, özellikle çocuklarda bahar alerjisini tetiklediğini ifade eden Akkuş, "Her yıl bahar aylarında çocuk polikliniklerinde alerjik rinit (saman nezlesi) ve alerjik astım şikayetlerinde belirgin artış gözleniyor. Baharda ağaç ve çimen polenleri yoğunlaştığında çocuklarda ardı ardına hapşırma nöbetleri, berrak burun akıntısı, burun ve göz kaşıntısı, sulanan gözler, öksürük ve yorgunluk gibi belirtiler sıkça görülüyor. Bahar mevsimi birçok aile için keyifli bir dönem olsa da, polen alerjisi olan çocuklar için zorlu geçebilir. Doğa uyanırken, baharın müjdecisi olarak kabul edilen çiçekler ve yeşillik aslında binlerce çocuğun sağlığını tehdit eder. Havada milyonlarca polen tanesi uçuşurken, özellikle alerjik bünyeli çocuklar için bahar ayları zorlu bir döneme dönüşür. Her yıl mart ayından itibaren çocuk polikliniklerine başvuran alerjik rinit ve astım vakalarında önemli ölçüde artış gözlenir" ifadelerini kullandı. "Belirtiler hafife alınmamalı" Ardışık hapşırma nöbetleri, berrak burun akıntısı ve burun tıkanıklığı, burun, göz, boğaz ve damakta kaşıntı, sulanan ve kızaran gözler, kuru öksürük, hırıltı ve nefes darlığı (astım atağı belirtisi olabilir), yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku sorunları en sık görülen belirtiler arasında olduğunu dile getiren Akkuş, "Erken tanı ve doğru korunma yöntemleriyle çocukların bahar aylarını keyifle geçirmeleri mümkün. Ailelerin çocuğunda bahar belirtileri fark ettiğinde ’geçer’ diye beklememesi, mutlaka bir çocuk hastalıkları uzmanına başvurması gerekmektedir. Çünkü tedavi edilmeyen alerjik rinit, özellikle çocuklarda astım gelişimine zemin hazırlayabilir. Özellikle ailesinde alerji öyküsü olan, astımlı veya atopik bünyeli çocuklar risk grubundadır" diye konuştu. "Ailelere 7 pratik korunma önerisi" "Polenlerin en yoğun olduğu sabah erken saatleri ve akşamüstü dışarı çıkmayı sınırlayın" diyen Akkuş, "Eve geldikten sonra çocuğun kıyafetlerini değiştirin, saçını ve yüzünü yıkayın. Ev ve araç pencerelerini kapalı tutun, gerekirse hava temizleyici veya polen filtreli klima kullanın. Çocukların gözlük takmasını ve dışarıda maske kullanmasını teşvik edin. Nevresim ve çarşafları sık yıkayın, halı ve peluş oyuncakları azaltın. Belirtiler başladığında vakit kaybetmeden çocuk hastalıkları uzmanına başvurun. Doktor önerisiyle antihistaminik damla veya spreyler ile burun kortizon spreyleri gibi tedaviler erken dönemde başlanabilir. Gerekli görülen vakalarda alerji aşısı (immünoterapi) uzun vadeli çözüm sunar" ifadelerini kullandı. "Beslenme büyük rol oynuyor" Vücuttaki iltihabı azaltan anti-enflamatuar beslenme yaklaşımı, bağışıklık sistemini dengeleyerek hapşırma, burun akıntısı, göz kaşıntısı ve astım ataklarını hafifleteceğini söyleyen Akkuş, "Özellikle omega-3 yağ asitleri açısından zengin balık, ceviz ve keten tohumu, C vitamini yüksek taze meyve-sebzeler; probiyotik kaynakları ve antioksidanlar tüketmek faydalıdır. Öte yandan işlenmiş gıdalar, şeker ve kızartmalar inflamasyonu artırarak semptomları kötüleştirebilir. Çocuklarda bahar alerjisinde sağlıklı ve dengeli beslenme, sadece semptomları baskılamakla kalmaz, bağışıklık sistemini güçlendirerek uzun vadede daha dirençli bir bünye oluşmasına da katkı sağlar" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
01 Nisan 2026 Çarşamba- 11:57
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var
2
04 Nisan 2026 Cumartesi- 15:28
Kayseri Devlet Hastanesi’ne ‘Yılın Yenilikçi Sağlık Profesyonelleri’ ödülü
3
05 Nisan 2026 Pazar- 09:42
Polenler bahar aylarında alerjik şikayetleri arttırıyor
4
05 Nisan 2026 Pazar- 09:56
Bahar aylarında bu hastalıklar peşinizi bırakmayabilir
5
04 Nisan 2026 Cumartesi- 23:40
Galata Kulesi’ne "Kanserde Erken Teşhis Hayat Kurtarır" mesajı yansıtıldı
20 Ekim 2025 Pazartesi - 10:34
Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Turan’dan erken tanı uyarısı
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. M. İbrahim Turan, özellikle gelişim çağındaki çocuklarda nörolojik sorunların erken teşhis edilmesini, hem tedavi başarısını hem de çocuğun yaşam kalitesini büyük ölçüde etkilediğini belirtti. Prof. Dr. Turan, çocuklarda görülebilecek nörolojik hastalıkların oldukça çeşitli olduğunu belirterek, Epilepsi (sara hastalığı), konuşma ve motor gelişim gerilikleri, otizm spektrum bozuklukları, kas hastalıkları ve kas zayıflıkları, serebralpalsi (beyin felci), kronik baş ağrıları ve migren, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), uyku bozuklukları, yürüme bozuklukları ve koordinasyon sorunları bu gibi belirtilerle karşılaşıldığında vakit kaybetmeden bir çocuk nöroloji uzmanına başvurulması gerekiyor" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde modern tanı ve tedavi imkanları Medical Point Gaziantep Hastanesi’nin modern altyapısı ve multidisipliner yaklaşımı sayesinde, çocuk nörolojisi alanında kapsamlı değerlendirmeler yapılabiliyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı, her hastaya özel tanı ve tedavi planları geliştirerek; ilaç tedavisi, özel eğitim yönlendirmeleri, fizik tedavi ve psikolojik destek gibi çok yönlü çözümler sunuyor.
20 Ekim 2025 Pazartesi - 09:51
Ozon tedavisinin sağlık üzerindeki faydaları
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, ozon tedavisinin sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi. Uzman Doç. Dr. İrfan Koca, "Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, vücudu detoksifiye ediyor, dolaşımı rahatlatıyor ve genel iyileşme süreçlerini hızlandırıyor. Son yıllarda bütüncül ve tamamlayıcı tıp yöntemlerine artan ilgi ile birlikte, tıbbi ozon tedavisi yoğun talep edilen doğal ve yan etkisiz bir tedavi seçeneği haline geldi. Ozon tedavisinin sağlık üzerine en önemli etkileri; bağışıklık sistemini güçlendirmesi, vücudu detoksifiye etmesi, dolaşımının rahatlatılması ve genel iyileşme süreçlerini hızlandırması ile biliniyor" dedi. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, ozon tedavisinin ilk olarak yaklaşık 90 yıl önce tıpta kullanıldığını ve özellikle son 50 yıldır da çeşitli sağlık sorunlarında güvenli bir şekilde kullanımının yaygınlaştığını söyledi. Ozon tedavisinin temel faydaları Ozon gazının, üç oksijen atomundan oluştuğunu ve oksijenden çok daha fazla etkili olduğunu, vücuttaki birçok koruyucu ve düzenleyici mekanizmayı harekete geçirdiğini vurgulayan Dr. Koca, "Bu özellikleri ile ozon tedavisinin sağlık problemlerine ilişkin tedavi süreçlerini hızlandırıcı etkiler sağlıyor. Ayrıca, ozon tedavisi hücrelere oksijen taşıyan eritrositlerin glikoliz hızını ve nitrik oksit üretimini arttırarak, doku ve organlara daha fazla kan ve oksijen sunulmasını sağladığını, bu sayede vücuttaki hücrelerin daha sağlıklı bir şekilde işlev görmeye başlar" ifadelerini kullandı. "Ozon tedavisi bağışıklık sistemini güçlendiriyor" Dr. Koca, "Ozon tedavisinin en büyük faydalarından birisinin bağışıklık sistemini güçlendirmesidir. Araştırmalar, ozonun tedavisinin bağışıklık sisteminde görev yapan hücre ve bu hücrelerden salgılanan maddelerin üretiminde artış sağladığını göstermektedir. Bu da vücudun hastalıklara karşı vücudun daha dirençli hale gelmesini sağlar" dedi. Ozon tedavisinin sağlık üzerine diğer faydaları Dr. Koca, "Ozon tedavisinin birçok farklı sağlık sorunu üzerinde olumlu ve iyileştirici etkileri vardır. Ozonun özellikle inflamasyonu (iltihabı) azaltmada, kas-iskelet sistemi hastalıklarının iyileşmesinde önemli rol oynar. Fibromyalji (kas romatizması), osteoartrit (kireçlenme), iltihaplı romatizmal hastalıklar, boyun ve bel fıtıkları, nöropatik ağrı, dolaşım bozuklukları, diyabetik yaralar, inme, infertilite, erken menopoz gibi birçok hastalığın tedavisinde ozon tedavisi, kanlanmayı arttırıcı, iltihabı azaltıcı ve vücudun onarıcı mekanizmalarını harekete geçirici özelliklerinden yararlanmak için sıklıkla tercih edilen bir tedavi yöntemidir" şeklinde konuştu. Detoks etkisi ve cilt yenilenmesi Dr. Koca, "Ozon tedavisinin vücutta detoksifikasyon sağlayarak, metabolik atıkları ve oksidatif (dokulara zarar verici) maddeleri temizlediği sağlık üzerine bir diğer önemli faydalarıdır. Vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olan ozon, genel sağlığı iyileştirirken, cilt hücrelerinin yenilenmesine de katkı sağlar. Cilt ve diğer doku hücrelerinin daha sağlıklı bir şekilde yenilenmesi için ozon, dokular için gerekli oksijeni sağlayarak cildin gençleşmesine yardımcı olur" ifadelerine yer verdi. Ozon tedavisinin uygulama yöntemleri Ozon tedavisinin uygulama yöntemleriyle ilgili bilgi veren Dr. Koca, "Tıbbi ozon tedavisi, birçok yollarla vücuda uygulanabilir. En sık uygulanan yöntem majör ozon olarak isimlendirilen ozon tedavisi uygulanacak kişiden tamamen steril ve kapalı özel bir ozon seti ile yaklaşık 100 cc kan alınıp, içine ozon gazı zerk edilip, ozonlanmış kanın tekrar hastaya damar yolu ile verilmesi şeklindedir. Bunun dışında; serumun içine ozon gazı katılarak, ozonlanmış kanı aşı şeklinde kasa uygulayarak, torbalama metoduyla, rektal, vajinal, üretral gibi seçeneklerin yanı sıra, ozon gazı doğrudan kas veya disk içine ya da cilt altına da uygulanabilmektedir. Ozonun hangi dozunun, hangi uygulama yöntemi ile uygulanacağına hastayı değerlendirdikten sonra tıbbi ozon konusunda eğitim ve ozon tedavisini uygulama ruhsatı almış olan hekim tarafından karar verir" diye konuştu. Dr. Koca, klasik tıbbi tedavilerden yeterli fayda görmeyen, ilaç kullanmak veya ameliyat olmak istemeyen hastalar için tamamen doğal, yan etkisiz ve tamamlayıcı bir tedavi seçeneği olarak ozon tedavisinin gün geçtikçe daha çok tercih edildiğini söyledi.
20 Ekim 2025 Pazartesi - 08:56
Prof. Dr. Taş: "En kaliteli stentleri kullanıyoruz"
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Taş, Kardelen TV’de Gazeteci-Yazar Esat Bindesen’in hazırlayıp sunduğu "Analiz" programının konuğu oldu. Programda kalp hastalıklarından anjiyoya, stentlerin kalitesinden ritim bozukluklarına kadar pek çok önemli konu masaya yatırıldı. Prof. Dr. Taş, kalp damar hastalıklarında kullanılan stentlerin kalitesine değinerek, "Bizim üniversitemizde en kaliteli Avrupa ve Amerikan menşeli stentler kullanılmaktadır. Çin menşeli stentlerde tıkanma oranı daha yüksek. Ancak hangi marka olursa olsun, her stentin belli oranda tıkanma riski vardır." dedi. Son yıllarda yaygınlaşan ilaçlı balon uygulamaları hakkında da bilgi veren Taş, "İlaçlı balonlar damar tıkanıklığını azaltıyor ancak henüz uzun vadeli sonuçlarını değerlendirme aşamasındayız." ifadelerini kullandı. Anjiyo tekniklerinde yaşanan gelişmelere de dikkat çeken Taş, "Artık anjiyo sadece kasıktan değil, koldan da yapılabiliyor. Koldan yapılan anjiyonun kanama riski düşük, ancak radyasyon oranı biraz daha fazla olabiliyor. Hangi yöntem kullanılacaksa hastanın durumuna göre karar veriyoruz." dedi. Prof. Dr. Hakan Taş, kalp ritim bozukluklarının tedavisinde gelinen noktayı da anlattı: "Artık 3 boyutlu haritalama sistemiyle ritim bozukluğuna neden olan odaklar tespit edilip yakılabiliyor. Bu yöntem kliniğimizde de başarıyla uygulanıyor." Programda ayrıca kalp pili uygulamaları, aort damar yırtılması, hipertansiyonun önemi, ve kalp hastalarının egzersiz yaparken dikkat etmesi gereken noktalar da ele alındı. Kahve ve asitli içecek tüketimine ilişkin soruları da yanıtlayan Taş, "Kahve ve benzeri kafeinli içecekler kalp ilaçlarının etkisini azaltabiliyor. Bu nedenle kalp hastalarının kahveyi ölçülü tüketmeleri gerekir." uyarısında bulundu. Gazeteci-Yazar Esat Bindesen, program sonunda Prof. Dr. Taş’a teşekkür ederek, "Atatürk Üniversitesi Kardiyoloji Bölümü gerçekten Türkiye’ye örnek olacak düzeyde. Deneyimli hekimlerimizin varlığı büyük bir güven kaynağı." ifadelerini kullandı.
20 Ekim 2025 Pazartesi - 08:48
Mevsim değişirken sağlığınızı korumanın yolları
Sonbaharın gelişiyle havalar soğumaya başladı, kapalı mekânlarda geçirilen zaman arttı. Bu değişim sadece doğayı değil, sağlığı da etkiliyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, "Sonbaharda solunum yolu enfeksiyonları hızla artıyor. Bu dönemde mutlaka korunma önlemleri alınmalı" diyerek özellikle risk gruplarına uyarılarda bulundu. Sonbahar ve kış ayları, enfeksiyon hastalıklarının artış gösterdiği kritik dönemler arasında yer alıyor. Bu süreçte solunum yolu enfeksiyonlarına karşı alınacak kişisel önlemler, riskin büyük ölçüde azalmasını etkiliyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, özellikle çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf kişiler için koruyucu tedbirlerin önemini vurguluyor. Risk grupları dikkat etmeli Doç. Dr. Diktaş, özellikle çocukluk çağı, 55 yaş üstü bireyler ve bağışıklık sistemi baskılanan hastaların daha büyük risk altında olduğunu belirterek, "Kanser tedavisi gören, romatolojik hastalıklarla ilgili ilaç kullanan ya da bağışıklığı baskılayan tedaviler alan kişilerde enfeksiyonlara yakalanma riski artıyor. Bu nedenle korunma yöntemlerini ihmal etmemeliyiz" diye konuştu. Maske, el hijyeni ve havalandırma Kapalı ve kalabalık ortamlarda maske kullanımının hâlâ önemli olduğuna değinen Doç. Dr. Diktaş, "El hijyeni her zamankinden daha kritik. Ellerin sık sık yıkanması, kullanılan maskelerin kirlenmesi halinde hemen değiştirilmesi ve bulunduğumuz ortamın sık sık havalandırılması gerekiyor" ifadelerini kullandı. Aşı zamanı geldi Grip ve nezle vakalarının artmaya başladığını vurgulayan Doç. Dr. Diktaş, "Grip aşısı olma zamanı geldi. Risk grubunda yer alan kişilerde zatürre aşısı ve RSV aşısı da çok önemli. Bu aşılar özellikle yaşlı bireyleri ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyor" diye konuştu. Maske ve kişisel eşyaların kullanımında hijyene dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Diktaş, "Kirlenen maskeler hemen değiştirilmelidir. Basit görünen bu önlemler, sonbahar ve kış aylarını daha sağlıklı geçirmemizi sağlar" diyerek uyarılarını yineledi.
19 Ekim 2025 Pazar - 18:47
Dr. Selveroğlu, "Menopoz bir hastalık değil, kadın yaşamının doğal bir evresidir"
Menopozun bir hastalık değil kadın yaşamının doğal bir evresi olduğunu belirten Tunceli Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cahidenur Selveroğlu, " Doğru bilgi ve uygun destekle bu süreci sağlıklı, dengeli ve konforlu bir şekilde geçirmek mümkündür" dedi Tunceli Devlet Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cahidenur Selveroğlu, kadınların yaşam döngüsünde önemli bir dönüm noktası olan menopoz sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu. Menopoz sürecinden ve bu dönemde yaşanabilecek belirtilerden bahseden Op. Dr. Cahidenur Selveroğlu, "Menopoz, kadının doğal üreme döneminin sona ermesi anlamına gelir. Tıbbi olarak, 12 ay boyunca adet görülmemesi durumunda menopoz tanısı konur. Bu süreç genellikle 45 ile 55 yaşları arasında gerçekleşir, ancak genetik, yaşam tarzı ve bazı sağlık durumları bu yaşı etkileyebilir. Unutulmamalıdır ki menopoz bir hastalık değil, kadın yaşamının doğal bir evresidir. Doğru bilgi ve uygun destekle bu süreci sağlıklı, dengeli ve konforlu bir şekilde geçirmek mümkündür. Menopoz döneminde; sıcak basması ve gece terlemeleri, uyku problemleri, duygu durum değişiklikleri, sinirlilik, sık idrara çıkma veya idrar kaçırma, kilo artışı ve kemik erimesi riski, ciltte kuruluk, saçlarda incelme gibi belirtiler yaşam kalitesini etkileyebilir, ancak uygun önlemler ve doktor desteğiyle kontrol altına alınabilir. Bu süreci kolay ve sağlıklı bir şekilde atlatabilmeniz için önerilerimiz, yaşam tarzı değişiklikleri, dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve stres yönetimi menopoz belirtilerini hafifletmede oldukça etkilidir, hem şikâyetleri azaltır hem de uzun vadede kemik ve kalp sağlığını korur" şeklinde konuştu. Sağlıklı bir menopoz süreci için önerilerini sıralayan Selveroğlu, "Dengeli beslenin. Kalsiyum, D vitamini ve protein yönünden zengin gıdalar tüketin. Sebze, meyve ve tam tahılları sofranızdan eksik etmeyin. Düzenli egzersiz yapın. Yürüyüş, yüzme veya hafif egzersizler kemik sağlığınızı destekler ve kilo kontrolüne yardımcı olur. Tütün ve alkol kullanmayın. Sigara ve alkol, menopoz belirtilerini artırabilir ve kemik erimesini hızlandırabilir. Stresle baş etmeyi öğrenin. Uyku düzeninize dikkat edin, rahatlatıcı aktivitelerle stresinizi azaltın. Düzenli kontrollerinizi yaptırın. Kadın hastalıkları uzmanına düzenli olarak muayene olun. Meme ve rahim ağzı taramalarınızı ihmal etmeyin. Gerekirse kemik yoğunluğu ölçümü yaptırın. Belirtiler şiddetliyse mutlaka doktorunuza başvurun: hormon tedavisi veya diğer tıbbi yaklaşımlar sadece hekim önerisiyle uygulanmalıdır" diye konuştu.
19 Ekim 2025 Pazar - 18:37
Her 8 kadından biri risk altında: Uzmanlardan mamografi çağrısı
"Meme Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında Fenerbahçe Medicana-THY Spor Kulübü maçı öncesinde erken teşhisin önemine dikkat çekildi. Uzmanlar, her 8 kadından birinde görülen meme kanserinde erken tanı konulduğunda iyileşme oranının yüzde 90’a ulaştığını vurguladı.
19 Ekim 2025 Pazar - 16:10
Fethiye’de kanser hastaları için koştular
Fethiye’de farkındalık oluşturmak, ihtiyaç sahibi kanser hastalarına yardım etmek ve Fethiye Devlet Hastanesi Onkoloji bölümüne bilgisayar kazandırmak amacıyla ’Yaşam İçin Yarış’ koşusu yapıldı. Fethiye Kaymakamlığı ile Fethiye Turizm Tanıtım Kültür Çevre ve Eğitim Vakfı (FETAV) öncülüğünde bu yıl 10.’su düzenlenen ‘Yaşam İçin Yarış’ etkinliğine büyük kısmı ilçede yaşayan İngilizler olmak üzere 250’ye yakın kişi katıldı. Yarışma öncesinde kanserden hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Fethiye Özer Olgun Kültür Merkezi önünde başlayan yarışta 4 ile 80 yaş arasındaki katılımcılar, 5 kilometrelik parkuru tamamlayabilmek için kıyasıya mücadele etti. Organizasyondan elde edilecek gelirin Fethiye Devlet Hastanesi Onkoloji bölümüne ihtiyaç olan bilgisayarların alınması, ayrıca ihtiyaç sahibi kanserli hastaların giderlerine destek amacı taşıdığı belirtildi. Yarış öncesi müzik eşliğinde ısınma hareketleri yapılırken, 4 yaş ve üzeri çocukların ayrı ayrı yarışlarının yapılmasının ardından, büyüklerde 5 kilometrelik yarış gerçekleştirildi. Yarışmada kadınlarda Gökçe Bakar 1., Defne Ela Küçükcoban 2., Johanne King 3. olurken, erkeklerde geçen yıl olduğu gibi bu yıl da İngiliz Joe Sgtone1., Yeugenii Gopeev 2., Burak özcan’da 3. oldu. ’Yaşam İçin Yarış’ ödüllerini İlçe Sağlık Müdürü Ayşen Eroğlu, FETAV Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Argın, FETAV Müdürü Dilek Dinçer ve diğer yetkililer sundu. FETAV Müdürü Dilek Dinçer yaptığı açıklamada, ‘’Bu yıl 10’uncusunu gerçekleştirdik. Pandemi de bir yıl ara vermiştik. Devlet Hastanesi onkoloji servisine destek oluyoruz. Ayrıca ihtiyaç sahibi hastaların Antalya Muğla ve İzmir’e yol masraflarına katılıyoruz. Hastanemizin onkoloji bölümü bu yıl bilgisayar istedi. Şimdiden temin ettik. Önümüzdeki günlerde teslim edeceğiz’’ ifadelerini kullandı. Yarışmalara ilk günden bu yana destek veren Pınar Ural ise bu yarışların çok anlamlı olduğunu belirterek, ‘’Kanser geçmişi olan bir bireyim. Ailem de bu savaşı kaybetti ve benden ayrıldılar. Bu yarışlara gönüllü olarak destek vermekten mutlu oluyorum’’ dedi. FETAV Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Argın ise ‘’10 senedir bu yarışlar devam ediyor. Fethiye Devlet Hastanemizin kanser bölümü çok önemli. Bu etkinlikler özel bir etkinlik oluyor. FETAV gönüllüleri olarak bu aktivitelere destek olmaya devam edeceğiz’’ ifadelerinde bulundu.
19 Ekim 2025 Pazar - 12:11
Meme kanserinde koruyucu cerrahiler tercih ediliyor
Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yunus Dönder, artık hastalığın tedavisinde memeyi tamamen almak yerine koruyucu cerrahilerin tercih edildiğini söyleyerek, "Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Sevindirici olan; erken tanı konulduğu taktirde yüzde 90’lara varan başarı elde ediyoruz" dedi. Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla hastalık ile ilgili bilgiler veren Acıbadem Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yunus Dönder; "Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Sevindirici olan; erken tanı konulduğu taktirde yüzde 90’lara varan başarı elde ediyoruz. Kendi kendine muayene burada çok önem arz etmekte ancak bazen yetmeyebiliyor. Zira memede ele gelmeyen en erken dönemdeki teşhisi ancak ultrason, mamografi, mr gibi yöntemlerle sağlayabiliyoruz. O nedenle erken teşhis için mutlaka düzenli kontrol ve yaşınıza uygun taramaları yaptırmak gerekiyor. Özellikle 40 yaşından sonra yıllık kontrolle birlikte mamografi çektirilmesi çok önemli. Eğer ailede meme kanseri öyküsü varsa daha erken yaşlarda bu yöntemlere başvurulabiliyor" dedi. "Artık memeyi tamamen almıyoruz, koruyucu cerrahileri tercih ediyoruz" Son zamanlarda hastanın yaşam kalitesini artırmak için memeyi tamamen almak yerine koruyucu cerrahi tercih ettiklerini kaydeden Dönder; "Meme kanseri tanısı konulduktan sonra hastalara uygun bir tedavi planı seçiyoruz. Eskiden memeyi tamamen alıyorduk ancak artık meme koruyucu cerrahileri tercih ediyoruz. Burada onkolojinin bize desteği fazla, biz de onkoplastik cerrahi yöntemlerini kullanarak hastalara en uygun tedavi yöntemini seçmeye çalışıyoruz. Amacımız sadece kanseri tedavi etmek değil, hastanın yaşam kalitesini de ön plana çıkararak artırmaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. Tedavi tamamlandıktan sonraki sürecin de oldukça önemli olduğunun altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yunus Dönder, "Tabii ki tedaviyi tamamladıktan sonra takip süreci de çok önemli. Medikal onkoloji tarafından hastalar takip edilmekte. Eğer ilerleyen dönemde tekrar nüks olursa veya başka bir yere metastaz olursa tekrar hastaya uygun tedavi planı öneriyoruz. Meme kanseri erken teşhis edildiğinde korkulacak bir hastalık değildir. Bu yüzden bana bir şey olmaz demeyelim ve taramalarımızı ihmal etmeyelim" diye konuştu.
19 Ekim 2025 Pazar - 12:06
Meme kanserinde koruyucu cerrahiler tercih ediliyor
Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yunus Dönder; artık hastalığın tedavisinde memeyi tamamen almak yerine koruyucu cerrahilerin tercih edildiğini söyleyerek; "Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Sevindirici olan; erken tanı konulduğu taktirde yüzde 90’lara varan başarı elde ediyoruz" dedi. Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla hastalık ile ilgili bilgiler veren Acıbadem Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yunus Dönder; "Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Sevindirici olan; erken tanı konulduğu taktirde yüzde 90’lara varan başarı elde ediyoruz. Kendi kendine muayene burada çok önem arz etmekte ancak bazen yetmeyebiliyor. Zira memede ele gelmeyen en erken dönemdeki teşhisi ancak ultrason, mamografi, mr gibi yöntemlerle sağlayabiliyoruz. O nedenle erken teşhis için mutlaka düzenli kontrol ve yaşınıza uygun taramaları yaptırmak gerekiyor. Özellikle 40 yaşından sonra yıllık kontrolle birlikte mamografi çektirilmesi çok önemli. Eğer ailede meme kanseri öyküsü varsa daha erken yaşlarda bu yöntemlere başvurulabiliyor" dedi. "Artık memeyi tamamen almıyoruz, koruyucu cerrahileri tercih ediyoruz" Son zamanlarda hastanın yaşam kalitesini artırmak için memeyi tamamen almak yerine koruyucu cerrahi tercih ettiklerini kaydeden Dönder; "Meme kanseri tanısı konulduktan sonra hastalara uygun bir tedavi planı seçiyoruz. Eskiden memeyi tamamen alıyorduk ancak artık meme koruyucu cerrahileri tercih ediyoruz. Burada onkolojinin bize desteği fazla, biz de onkoplastik cerrahi yöntemlerini kullanarak hastalara en uygun tedavi yöntemini seçmeye çalışıyoruz. Amacımız sadece kanseri tedavi etmek değil, hastanın yaşam kalitesini de ön plana çıkararak artırmaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. Tedavi tamamlandıktan sonraki sürecin de oldukça önemli olduğunun altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yunus Dönder; "Tabi ki tedaviyi tamamladıktan sonra takip süreci de çok önemli. Medikal onkoloji tarafından hastalar takip edilmekte. Eğer ilerleyen dönemde tekrar nüks olursa veya başka bir yere metastaz olursa tekrar hastaya uygun tedavi planı öneriyoruz. Meme kanseri erken teşhis edildiğinde korkulacak bir hastalık değildir. Bu yüzden bana bir şey olmaz demeyelim ve taramalarımızı ihmal etmeyelim" diye konuştu.
19 Ekim 2025 Pazar - 11:57
Meme kanserinde şansı kedisi oldu
İzmir’de yaşayan 51 yaşındaki Cavidan Akkaya, kedisi ‘Şanslı’da fark ettiği kitle sayesinde kendi memesindeki kitlenin farkına vararak doktora başvurdu. Medicana International İzmir Hastanesi’nde meme kanseri teşhisi konulan Akkaya, erken tanı sayesinde tedavi edilerek sağlığına kavuştu. Dünya genelinde her yıl ekim ayında düzenlenen farkındalık kampanyalarıyla, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserine karşı dikkat çekiliyor. Bu yıl da meme kanserini Şanslı adlı kedisi sayesinde fark eden ve sağlığına kavuşan 51 yaşındaki Cavidan Akkaya, hikayesiyle farkındalığa katkı sağladı. İzmir’de yaşayan Cavidan Akkaya, emekli olup rahat bir nefes almayı planladığı dönemde meme kanseri gerçeği ile karşı karşıya kaldı. İlk olarak kedisi Şanlı’daki kitleyi fark eden Cavidan Akkaya, kendisini de elle muayene etme ihtiyacı hissetti ve o an bir kitleyle karşılaştı. Kitlenin kanser olup olmadığını öğrenmek için Medicana International İzmir Hastanesi’ne gelen Cavidan Akkaya, yapılan tetkikler sonucunda meme kanseri teşhisi aldı. Gelinen noktada sağlığına kavuşan Cavidan Akkaya, başından geçenleri anlatarak hemcinslerine, mamografi ve elle muayeneyi aksatmamaları uyarısında bulundu. "Emekliliğin tadını çıkarmayı planlıyordum" Emekliliğin tadını çıkarma planları yaparken meme kanseri teşhisi aldığını söyleyen Cavidan Akkaya, "Kedim Şanlı’yı severken karnında bir sertlik fark ettim. Bir hafta kadar sonra kendime yaptığım elle muayene sırasında göğsümde bir sertlik hissettim. Eşime, ‘Göğsümde bir şişlik var’ dedim. Menopozdan kaynaklı bir süt bezesi olduğunu düşündüm. Şanslı’dan sonra bende de olması beni biraz düşündürdü. Buna karşılık göğsümdeki kitleyi elle muayenelerle bir süre takip ettim" diye konuştu. Göğsündeki kitleden çevresindekilere bahseden Cavidan Akkaya, dizinden BT (Bilgisayarlı Tomografi) çekimi yaptırmak için geldiği Medicana International İzmir Hastanesi’nde çalışan arkadaşının ısrarıyla doktor muayenesi oldu ve yapılan tetkiklerin ardından meme kanseri teşhisi aldı. "İkinci evresindeyken fark edildi" Kanseri ikinci evresindeyken fark edebildiklerini belirten Akkaya, sözlerine şöyle devam etti: "Prof. Dr. Varlık Erol, mememdeki tümörü aldı. Sonrasında bir ay kadar iyileşme sürem oldu ve Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Murat Keser’in gözetiminde koruyucu kemoterapi almaya başladım. Tedavinin ardından sağlığıma kavuşacağıma inanıyorum. İşi şansa bırakmamak gerekiyor. Farkındalık önemli ama tedbiri de elden bırakmamak gerekiyor. Rutin olarak her kadın yılda bir kez kontrollerini yaptırmalı. Stressiz yaşamak çok mümkün olmayabilir. Ama en azından kendinizi kontrol ettirerek tedbiri elde tutabilirsiniz." "Kedisinde görmesi gerçekten şansı olmuş" Meme kanseri vakalarının çoğunda hastalık evresinin ilerlemesi sonucunda teşhis konulabildiğini aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü Uzmanı Uzm. Dr. Murat Keser, "Kendisi fark edip gelen çok az hasta var. Çoğu hasta bambaşka şikayetler üzerine hekime başvurduğunda teşhis alabiliyor. Kanser tanısında yaşanılan gecikmeler nedeniyle tedavi seçenekleri daha da ağırlaşabiliyor, metastaz riski artıyor ve dolayısıyla hekimlerin de işi zorlaşıyor. Cavidan Hanım’ın şansı, kedisiyle birlikte yaşaması ve kedisinde rastladığı kitlenin kendisini uyarmasıydı. Cavidan Hanım kedisinde görmeseydi belki de kontrole hiç gelmeyecekti. Hastadan tümör alındıktan sonra birtakım testler yapılarak kemoterapi sürecine karar verildi. Cavidan Hanım erken evre bir hasta olduğu için kemoterapi dozu daha az oldu. Yaklaşık 4 kürlük bir kemoterapi seansıyla tedaviyi tamamlamayı umuyoruz" şeklinde konuştu. Bazı hastalarda kemoterapi sürecinin ardından ışın tedavisi uygulanabildiğini ya da hormon ilacı verilebildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Murat Keser, "Bu tedavilerdeki temel amaç hastayı kansere karşı korumak. Ameliyat sonrası koruyucu bir tedavi olarak düşünülebilir. Bu tedavi süreçleri teşhis geç konulduğunda daha da uzayabiliyor, metastaz gelişebiliyor, kanser cerrahisinde işlem yapılan alan büyüyebiliyor. Tanı için geç kalındığında hastalar, hem cerrahi hem de tedavi şekillerinde ciddi zorluklarla karşılaşabiliyor, hatta kimi zaman gelişen metastazlar sebebiyle operasyon şansını yitirebiliyorlar" sözlerini kaydetti.
19 Ekim 2025 Pazar - 11:51
Uzmanı uyardı: Su vücudun vazgeçilmezi
Kış mevsiminde vücudun su ihtiyacı azalmış gibi görünse de, uzmanlar vücudun tüm sistemlerinin sağlıklı çalışabilmesi için bu dönemde de yeterli su tüketiminin hayati önem taşıdığı konusunda uyarıyor. Yaz aylarında terleme nedeniyle artan su ihtiyacının farkına daha kolay varılırken, kış aylarında bu ihtiyacı çoğu zaman göz ardı ediliyor. Uzmanlar, vücuttaki toksinlerin atılmasından beyin fonksiyonlarına, cilt sağlığından bağışıklık sistemine kadar birçok hayati süreçte suyun rolünün sürdüğünü belirterek, özellikle kışın da günlük en az 2 litre su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Vücudun erkeklerde yüzde 60’ı, kadınlarda ise yüzde 50’sinin sudan oluştuğunu belirten Medicana Konya Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Devrim Deniz, "Yazın terleme ve sıcak nedeniyle doğal olarak bir su içmeye karşı yatkınlığımız oluyor. Ama kış mevsiminde bu faktörler ortadan kalktığı için otomatikman sanki su içilmeyecekmiş gibi bir alışkanlık ya da düşüncemiz gelişiyor. Su vücudun vazgeçilmezi çünkü su sayesinde bizim vücudumuzda biriken toksinleri atmaya çalışıyoruz. Cildimizde de nemliliği sağlamaya çalışıyoruz. Yine bağırsaklarımızda emilime gerekli maddeler için su gerekiyor ve bu maddeler su sayesinde rahatlıkla emilebiliyor. Kabızlıkları önleyebiliyoruz. Yaz döneminde terleme arttığı için cildimizi nemlendirebiliyoruz. Ama kış döneminde terleme azaldığı için cildimizin hem sağlığı için hem dolgun olması, daha sağlıklı olması ve nemli olabilmesi için yeteri kadar su almalıyız" dedi. "Kışın yeteri kadar su alınmadığı dönemde gripler daha fazla olmakta ya da gribin şiddeti artabiliyor" Kış dönemlerinde ciltte pullanma tarzında susuzluğa bağlı olayların arttığını ifade eden Uzm. Dr. Devrim Deniz, "Böbreklerimiz için, vücutta toksin atma için su gerekli ve su sayesinde böbreklerimiz düzgün bir şekilde çalışıyor ve bu toksinleri atabiliyoruz. Yeteri kadar su almadığımızda bu toksinler birikiyor ve vücudumuza zararlı etkiler oluşabiliyor. Beyin fonksiyonlarımızda baş ağrısı tarzında ya da odaklanmada problemler tarzında suyu yetersiz aldığımızda tablolar gelişebiliyor. Yine vücut direncimiz için aynı şekilde su almalıyız. Kışın yeteri kadar su alınmadığı dönemde gripler daha fazla olmakta ya da gribin şiddeti artabiliyor. Kalp damar sağlığı açısından da yeteri kadar volüm olmadığında dolaşım bozukluğu gelişiyor ve buna bağlı olarak yine aynı şekilde su yetersizliğine bağlı genel yorgunluk, halsizlikler gelişebiliyor. Yine spor yapma alışkanlıklarımız oluşmaya başladı. Spor yaptıktan sonra da yeteri kadar su almazsak hastalarımızda kas ağrıları gelişebiliyor. Genel yorgunluk şikayetlerinin daha fazla olması oluşabiliyor. Şöyle bir soru aklımıza gelebilir. Çay içiyorum, kahve içiyorum. Ben sıvı alıyorum. Evet, orada bir sıvı alınıyor ama vücutta yeteri kadar sıvı kalmıyor. Çünkü bunların idrar söktürücü etkileri var. Bu nedenle vücuda aldığınız o çay ve kahvedeki suyun büyük bir kısmını atabiliyoruz. Bu nedenle onlardan bağımsız olarak yine su içmeye devam etmeliyiz" ifadelerini kullandı. "Sadece saf suyu beğenmiyorsak suyun içerisine limon, salatalık, tarçın konulabilir" Kış aylarında bir günde ne kadar su içilmesi gerektiğini anlatan Deniz, "Kilogram başına 30-35 mililitre civarında ya da kabaca 2 litre civarında bir su almak vücudumuzun işlevleri için gereklidir ve bundan vazgeçmemeliyiz. Bu bir alışkanlık, evet alışkanlıklar kısa zamanda kazanılamayabilir ama bunu kazanmak için kendimiz de gayret göstermeliyiz. Yani sadece saf suyu beğenmiyorsak içerisine limon, salatalık, tarçın konulabilir. Onları tatlandırarak ya da tadında değişiklik yapılarak bu tarzda alışkanlıklar edinilebilir. Artık teknoloji her zaman yanımızda telefonumuza uyarılar koyarak bizi bu konuda uyarı sayesinde sıvı almaya gayret edebiliriz. Bu konuda da kendimizi destekleyebiliriz" şeklinde konuştu Yaş gruplarına ve özel hastalık durumlarına göre de su alımının değişebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Devrim Deniz, "Çocuk yaş gruplarımıza ortalama 1-1,5 arasında yeterken yetişkinlerde 1,5-2 litre civarına çıkmamız gerekiyor. Hastanın bir kalp yetmezliği durumu varsa ya da böbrekle ilgili bozuklukları varsa ya da elektrolitlerle ilgili bozuklukları varsa yine aşırı sıvı alımı tehlikeli olabiliyor. Genelde 4 litrenin üzerinde sıvı alımı vücudun böbrekleri düzgün çalışmıyor ise sıkıntıya sokabilir. Yani burada çok abartılı olmadan yeterli miktarda almak, dengeyi bulmak çok önemli" diye konuştu.
19 Ekim 2025 Pazar - 11:33
Uzmanı uyardı: "Su vücudun vazgeçilmezi"
Kış mevsiminde vücudun su ihtiyacı azalmış gibi görünse de, uzmanlar vücudun tüm sistemlerinin sağlıklı çalışabilmesi için bu dönemde de yeterli su tüketiminin hayati önem taşıdığı konusunda uyarıyor. Yaz aylarında terleme nedeniyle artan su ihtiyacının farkına daha kolay varılırken, kış aylarında bu ihtiyacı çoğu zaman göz ardı ediliyor. Uzmanlar, vücuttaki toksinlerin atılmasından beyin fonksiyonlarına, cilt sağlığından bağışıklık sistemine kadar birçok hayati süreçte suyun rolünün sürdüğünü belirterek, özellikle kışın da günlük en az 2 litre su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Vücudun erkeklerde yüzde 60’ı, kadınlarda ise yüzde 50’sinin sudan oluştuğunu belirten Medicana Konya Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Devrim Deniz, "Yazın terleme ve sıcak nedeniyle doğal olarak bir su içmeye karşı yatkınlığımız oluyor. Ama kış mevsiminde bu faktörler ortadan kalktığı için otomatikman sanki su içilmeyecekmiş gibi bir alışkanlık ya da düşüncemiz gelişiyor. Su vücudun vazgeçilmezi çünkü su sayesinde bizim vücudumuzda biriken toksinleri atmaya çalışıyoruz. Cildimizde de nemliliği sağlamaya çalışıyoruz. Yine bağırsaklarımızda emilime gerekli maddeler için su gerekiyor ve bu maddeler su sayesinde rahatlıkla emilebiliyor. Kabızlıkları önleyebiliyoruz. Yaz döneminde terleme arttığı için cildimizi nemlendirebiliyoruz. Ama kış döneminde terleme azaldığı için cildimizin hem sağlığı için hem dolgun olması, daha sağlıklı olması ve nemli olabilmesi için yeteri kadar su almalıyız" dedi. "Kışın yeteri kadar su alınmadığı dönemde gripler daha fazla olmakta ya da gribin şiddeti artabiliyor" Kış dönemlerinde ciltte pullanma tarzında susuzluğa bağlı olayların arttığını ifade eden Uzm. Dr. Devrim Deniz, "Böbreklerimiz için, vücutta toksin atma için su gerekli ve su sayesinde böbreklerimiz düzgün bir şekilde çalışıyor ve bu toksinleri atabiliyoruz. Yeteri kadar su almadığımızda bu toksinler birikiyor ve vücudumuza zararlı etkiler oluşabiliyor. Beyin fonksiyonlarımızda baş ağrısı tarzında ya da odaklanmada problemler tarzında suyu yetersiz aldığımızda tablolar gelişebiliyor. Yine vücut direncimiz için aynı şekilde su almalıyız. Kışın yeteri kadar su alınmadığı dönemde gripler daha fazla olmakta ya da gribin şiddeti artabiliyor. Kalp damar sağlığı açısından da yeteri kadar volüm olmadığında dolaşım bozukluğu gelişiyor ve buna bağlı olarak yine aynı şekilde su yetersizliğine bağlı genel yorgunluk, halsizlikler gelişebiliyor. Yine spor yapma alışkanlıklarımız oluşmaya başladı. Spor yaptıktan sonra da yeteri kadar su almazsak hastalarımızda kas ağrıları gelişebiliyor. Genel yorgunluk şikayetlerinin daha fazla olması oluşabiliyor. Şöyle bir soru aklımıza gelebilir. Çay içiyorum, kahve içiyorum. Ben sıvı alıyorum. Evet, orada bir sıvı alınıyor ama vücutta yeteri kadar sıvı kalmıyor. Çünkü bunların idrar söktürücü etkileri var. Bu nedenle vücuda aldığınız o çay ve kahvedeki suyun büyük bir kısmını atabiliyoruz. Bu nedenle onlardan bağımsız olarak yine su içmeye devam etmeliyiz" ifadelerini kullandı. "Sadece saf suyu beğenmiyorsak suyun içerisine limon, salatalık, tarçın konulabilir" Kış aylarında bir günde ne kadar su içilmesi gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Devrim Deniz, "Kilogram başına 30-35 mililitre civarında ya da kabaca 2 litre civarında bir su almak vücudumuzun işlevleri için gereklidir ve bundan vazgeçmemeliyiz. Bu bir alışkanlık, evet alışkanlıklar kısa zamanda kazanılamayabilir ama bunu kazanmak için kendimiz de gayret göstermeliyiz. Yani sadece saf suyu beğenmiyorsak içerisine limon, salatalık, tarçın konulabilir. Onları tatlandırarak ya da tadında değişiklik yapılarak bu tarzda alışkanlıklar edinilebilir. Artık teknoloji her zaman yanımızda telefonumuza uyarılar koyarak bizi bu konuda uyarı sayesinde sıvı almaya gayret edebiliriz. Bu konuda da kendimizi destekleyebiliriz" şeklinde konuştu Yaş gruplarına ve özel hastalık durumlarına göre de su alımının değişebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Devrim Deniz, "Çocuk yaş gruplarımıza ortalama 1-1,5 arasında yeterken yetişkinlerde 1,5-2 litre civarına çıkmamız gerekiyor. Hastanın bir kalp yetmezliği durumu varsa ya da böbrekle ilgili bozuklukları varsa ya da elektrolitlerle ilgili bozuklukları varsa yine aşırı sıvı alımı tehlikeli olabiliyor. Genelde 4 litrenin üzerinde sıvı alımı vücudun böbrekleri düzgün çalışmıyor ise sıkıntıya sokabilir. Yani burada çok abartılı olmadan yeterli miktarda almak, dengeyi bulmak çok önemli" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder