Son Dakika
|
Öğretmen Fatma Nur Çelik’i öldüren sanığın 126 yıla kadar hapsi istendi
Aslı Baş’ın ölümünde Yargıtay’ın kararı bozması sonrası yeni gelişme
AB’nin Giriş-Çıkış Sistemi Schengen bölgesinin tamamında uygulamaya girdi
Pezeşkiyan: "Türkiye'nin tutumunu takdir ediyoruz"
Küçükçekmece’de İETT otobüsünden inen yolcuya motosiklet çarptı
Mersin’in Yenişehir Belediyesi’ne yolsuzluk operasyonu:
Mazota Cuma sabahı 13 TL indirim geliyor
İzmir’deki polis merkezi saldırısı davasında ara karar açıklandı
Pezeşkiyan: "Lübnan'a yönelik saldırı, ateşkes anlaşmasının açık bir ihlalidir"
TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan ara seçim açıklaması
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Khartoum’s Marina Park Reopens After Years of War
Trump: "ABD açısından bakıldığında, biz kazanıyoruz"
İran basını: "ABD-İran arasındaki müzakerelerin üçüncü aşamaya girildi"
Londra polisinden Filistin’e destek gösterisine müdahale: 212 gözaltı
Duran: "Netanyahu, hakkında tutuklama kararları bulunan, dostu kalmamış bir suçludur"
ABD-İran müzakerelerinde "aşırı talep" ve Hürmüz anlaşmazlığı
Bakan Güler, Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki değerlendirme toplantısına katıldı
MHP Lideri Bahçeli'den İbrahim Tatlıses’e geçmiş olsun telefonu
SAĞLIK
Kardiyoloji Uzmanı Demirkıran: "Sağlıklı bir kalp için sigara ve alkolden uzak durmak büyük önem taşır"
12 Nisan 2026 Pazar - 10:06:11
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Suat Demirkıran, "Sağlıklı bir kalp için düzenli egzersiz yapmak, dengeli ve sağlıklı beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak büyük önem taşır. Aynı zamanda yüksek tansiyon diyabet ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerini kontrol altına alınması, kalp hastalıklarının önlenmesinde kritik rol oynar" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Suat Demirkıran, kalp sağlığı hakkında açıklamalarda bulundu. Kalp sağlığının genel sağlığın temel taşlarından birisi olduğunu aktaran Kardiyoloji Uzmanı Dr. Suat Demirkıran, "Yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Sağlıklı bir kalp için düzenli egzersiz yapmak dengeli ve sağlıklı beslenmek, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak büyük önem taşır. Aynı zamanda yüksek tansiyon diyabet ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerini kontrol altına alınması, kalp hastalıklarının önlenmesinde kritik rol oynar. Bu nedenle yaşam tarzımızı sağlıklı alışkanlıklarla şekillendirmek kalp hastalıklarının gelişimini engellemenin en etkili yoludur. Kalp hastalıklarının erken teşhisi ve tedavisi yaşam süresini uzatırken, komplikasyon risklerini de azaltır. Düzenli sağlık kontrolleri ve kardiyolojik muayeneler, potansiyel sorunların zamanında tespit edilmesine imkan tanır. Ayrıca, stres yönetimi ve yeterli uyku alışkanlıkları da kalp sağlığını korumada, önemli faktörler arasında yer alır. Bireylerin kendi sağlık durumlarına dikkat etmeleri ve gerektiğinde uzman hekimlere başvurmaları uzun vadede kalp sağlığını güvence altına alır. Son olarak toplum olarak kalp sağlığını ön planda tutmak ve bilinçlendirme çalışmalarını arttırmak büyük önem taşır. Kamu sağlığı programları ve eğitim seminerleriyle farkındalık oluşturmak kişilerin risk faktörlerini anlamasını ve korucuyu adımlar atmasını sağlar. Her bireyin katkısıyla daha sağlıklı bir toplum inşa etmek mümkündür. Sağlıklı yaşam biçimlerini benimsemek ve kalp sağılığını korumak hem bireysel hem de toplumsak düzeyde sürdürülebilir bir yaşamın anahtarıdır. Kalbinize değer verin, içinde sevdikleriniz var" ifadelerini kullandı.
12 Nisan 2026 Pazar - 09:41
Kanserde kişiselleştirilmiş tedavi dönemi
Prof. Dr. İlhan Sezgin, kanserle mücadelede genetik biliminin sunduğu yeni imkanlara dikkat çekti. Sezgin, modern tıpta kanserin artık yalnızca görüntüleme ve klasik patoloji ile değil, genetik analizlerle çok daha derinlemesine değerlendirildiğini vurguladı. Kanserin temelinde DNA’da meydana gelen mutasyonların yer aldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Genetik Hastalıkları Değerlendirme Merkezi’nden Prof. Dr. Sezgin, bu değişimlerin iki ana grupta incelendiğini ifade ederek, "Kalıtsal (germline) mutasyonlar anne veya babadan geçerek bireyin tüm hücrelerinde bulunur ve nesilden nesile aktarılabilir. Somatik mutasyonlar ise yaşam boyunca çevresel faktörler veya yaşlanma sonucu oluşur ve yalnızca belirli dokularda görülür" dedi. "Her hastanın kanseri farklıdır" Kanserin artık tek tip bir hastalık olarak değerlendirilmediğini belirten Sezgin, "Her kanser hastası moleküler düzeyde kendine özgü bir profile sahiptir. Bu nedenle tedavi yaklaşımı da kişiye özel olmalıdır" dedi. Genetik testler teşhis ve tedavide yol gösteriyor Tümörden alınan örneklerle yapılan genetik analizlerin, hastalığın nedenini ortaya koyduğunu ifade eden Sezgin, şu bilgileri paylaştı: "Genetik testler sayesinde kanserin moleküler alt tipi belirlenir, erken evrede risk tespiti yapılabilir ve özellikle bazı kan hastalıklarında tanı netleştirilebilir. Ayrıca kişiye özel tarama programları oluşturmak da mümkün hale gelir." Aile öyküsü kritik önemde Kanserlerin yaklaşık yüzde 5 ila 10’unun kalıtsal olduğunu hatırlatan Sezgin, aile öyküsünün önemine dikkat çekerek, "Ailede kanser öyküsü bulunan bireylerde genetik testler, hastalık ortaya çıkmadan riskin belirlenmesini sağlar. Bu sayede erken tarama ve önleyici tedbirler planlanabilir. Aynı zamanda diğer aile bireylerinin de değerlendirilmesine imkan tanır" ifadelerini kullandı. Kişiselleştirilmiş tedavi dönemi Modern onkolojide artık standart tedavi yaklaşımlarının yerini kişiselleştirilmiş tıbbın aldığını belirten Sezgin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Günümüzde birçok kanser türünde, belirli genetik mutasyonları hedef alan akıllı ilaçlar kullanılmaktadır. Genetik testler, hangi hastanın hangi tedaviden fayda göreceğini gösteren bir yol haritası sunar. Böylece gereksiz kemoterapilerden kaçınılabilir, en etkili tedaviye hızlıca başlanabilir." Genetik analizlerin, hastalığın agresifliğini, metastaz riskini ve tedaviye yanıtı öngörmede kritik rol oynadığını vurgulayan Sezgin, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi seçiminde de bu testlerin belirleyici olduğunu sözlerine ekledi. Prof. Dr. Sezgin, kanserle mücadelede genetik biliminin sunduğu imkanların her geçen gün geliştiğini belirterek, "Artık hastalığı değil, hastayı tedavi ediyoruz" dedi.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 17:21
Kulu’da kalp rahatsızlığı geçiren vatandaşa hava ambulansı
Konya’nın Kulu ilçesinde kalp rahatsızlığı geçiren vatandaş hava ambulansıyla Konya’ya sevk edildi. Kulu ilçesine bağlı Ömeranlı Mahallesi’nde yaşayan İsmet Kır, kalp rahatsızlığı şikayetiyle Ömeranlı Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Burada sağlık ekiplerince yapılan ilk müdahalesi yapılan Kır’ın sağlık durumunun ciddi olması sebebiyle hava ambulansı talep edildi. Hava ambulansı kısa sürede Ömeranlı’ya gelirken, hasta Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edilerek tedavi altına alındı.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 16:44
Uzmanı uyardı: "Parkinson hastalığında erken teşhis önemli"
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu ve her yıl ortalama 10 bin yeni tanı konulduğunu belirtti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. 1817 yılında hastalığı tanımlayan James Parkinson’un doğum günü olan 11 Nisan’ın farkındalık günü olarak kabul edildiğini belirten Bavli, bu günün amacının hastalığın bilinirliğini artırmak ve hastaların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade etti. Parkinson hastalığının beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve kronik bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten Bavli, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu kaydeden Bavli, her yıl yaklaşık 10 bin kişiye yeni tanı konulduğunu söyledi. "Genç yaşlarda ortaya çıkabilir" Hastalığın genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bavli, özellikle genetik vakalarda erken yaşta görülme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi. Parkinson’un genellikle genetik olmadığını ifade eden Bavli, vakaların yalnızca yüzde 10-15’inde genetik geçiş bulunduğunu belirtti. "Farklı belirtiler görülebiliyor" Parkinson’un en temel nedeninin beyindeki dopamin hücrelerinin kaybı olduğunu aktaran Bavli, bu durumun hareketlerde yavaşlama, titreme ve kas sertliği gibi belirtilere yol açtığını söyledi. Bayli, ilerleyen süreçte denge kaybı, konuşma bozuklukları, duygusal değişiklikler ve koku alma problemlerinin de görülebileceğini ifade etti. "En yaygın belirtisi titreme" Hastalığın en yaygın belirtisinin tek taraflı titreme olduğunu belirten Bavli, her Parkinson hastasında titreme görülmeyebileceğini, hastaların bir kısmının kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama şikayetleriyle başvurduğunu kaydetti. Unutkanlık konusuna da değinen Bavli, hastalığın ilerleyen evrelerinde demansa kadar gidebilen sorunların ortaya çıkabileceğini ancak bunun her hastada görülmediğini söyledi. "Korunmanın kesin bir yolu yok" Parkinson’dan korunmanın kesin bir yolu olmadığını belirten Bavli, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, zihinsel aktivite ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Toksik kimyasallardan uzak durulması ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmasının riskleri azaltabileceğini ifade eden Bavli, kahve tüketiminin de kısmen koruyucu olabileceğini dile getirdi. Günümüzde Parkinson’u tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmadığını ancak ilaçlar ve ileri tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini söyleyen Bavli, özellikle düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. "Moral desteği büyük önem taşıyor" Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli rol üstlendiğini belirten Bavli, ilaç takibi, beslenme desteği ve moral desteğinin hastalar için büyük önem taşıdığını ifade etti. Parkinson hakkında toplumda yanlış bilinenlere de değinen Bavli, hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini, her titremenin Parkinson anlamına gelmediğini ve hastaların mutlaka yatağa bağımlı hale geleceği düşüncesinin doğru olmadığını söyledi. Sivas’ta Parkinson hastalarına tanı ve tedavi imkânlarının sunulduğunu belirten Bavli, ilaç tedavilerinin yanı sıra ileri cihaz destekli yöntemlerin de uygulandığını ifade etti. Parkinson hastalarına umut mesajı veren Bavli, "Parkinson bir son değildir. Hareket özgürlük getirir" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
11 Nisan 2026 Cumartesi- 09:18
Keçiören’de glütensiz kafe hizmete açıldı
2
11 Nisan 2026 Cumartesi- 13:13
7 ayda 15 kilo verdi, hayatı değişti
3
10 Nisan 2026 Cuma- 10:38
İstanbul Tabip Odası Başkan Adayı Dr. Uzun: "Hekimlere saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz"
4
10 Nisan 2026 Cuma- 10:29
Uzman uyardı: "Türkler Amerikalılar gibi yaşıyor, obezite artıyor"
5
11 Nisan 2026 Cumartesi- 09:38
Uzmanı uyardı: "Kar örtüsü keneleri yok etmiyor"
06 Ekim 2025 Pazartesi - 15:59
Uzmanından uyarı: "Menenjit sadece çocuk hastalığı değil, gençler ve yaşlılar da risk grubunda"
Menenjit hastalığının tedavi edilmediği takdirde ölümle sonuçlanabildiğini aktaran Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Bilgiç, "Menenjit hastalar bize klinik olarak ateş yüksekliği, baş ağrısı ve bilinç değişikliğiyle başvurmaktadır. Hastalığın belirli dönemlerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Özellikle 5 yaş altı çocuklarda, küçük çocuklarda, 16-21 yaş arası gençlerde ve 65 yaş üstünde hastalığın sıklığı artmaktadır" dedi. Toplumda genellikle çocuk hastalığı olarak bilinen menenjit, aslında her yaşta görülebiliyor. Beyin ve omuriliği saran zarların iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bu hastalık, erken fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle genç erişkinler ve yaşlıların da risk grubunda bulunduğuna dikkat çekiyor. Tunceli Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Bilgiç, menenjitin belirtileri, tedavi süreci ve korunma yolları hakkında önemli uyarılarda bulundu. "5 yaş altı çocuklarda, küçük çocuklarda, 16-21 yaş arası gençlerde ve 65 yaş üstünde hastalığın sıklığı artmaktadır" Tunceli Devlet Hastanesi’nde görev yapan Bilgiç, "Menenjit, menix adını verdiğimiz beyin ve omuriliği saran zarın iltihaplanması olarak adlandırılan bir hastalıktır. Menenjitin sebebi, sıklıkla virüsler, bakteriler ve nadir olarak mantar ve parazitler olmaktadır. Menenjit hastalar bize klinik olarak ateş yüksekliği, baş ağrısı ve bilinç değişikliğiyle başvurmaktadır. Hastalığın belirli dönemlerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Özellikle 5 yaş altı çocuklarda, küçük çocuklarda, 16-21 yaş arası gençlerde ve 65 yaş üstünde hastalığın sıklığı artmaktadır. Hastalık tedavi edilmediği takdirde ölümle sonuçlanmaktadır. Tedavi edilse bile özellikle meningokok menenjiti dediğimiz menenjit türünde ölüm oranı yüzde 20’lere ulaşabilmektedir. Ayrıca hastalık tedavi edilse de, tedaviye geç başladığımız dönemlerde hastalar, hayatlarının geri kalanında sağırlık, nörolojik problemler gibi problemlerle hayatlarına devam etmek zorunda kalmaktadırlar" diye konuştu. "Askeri birliklerde kalanlara, yurtlarda kalanlara ve kalabalık ortamlarda yaşayanlara aşı öneriyoruz" Hastalığın önlenmesinde koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine değinen Dr. Bilgiç, "Biz bu yüzden hastalığın oluşmadan önce önlenmesini, yani koruyucu sağlık hizmetlerini, özellikle önemsiyoruz. Bakteriyel menenjitlerin aşısı bulunmakta. Çocukluk çağında pnömokok ve hemofilus influenza için rutin aşı takvimimizde aşılama mevcut. Ayrıca riskli gruplara biz meningokok aşısı ve diğer menenjit aşılarını mutlaka yaptırmalarını öneriyoruz. Bu riskli gruplar arasında da menenjitin sık görüldüğü Afrika ülkelerine seyahat eden ya da Hacca gidecek kişilere mutlaka aşı yaptırmalarını öneriyoruz. Toplu yaşam alanı bu hastalık için risk teşkil ettiğinden dolayı askeri birliklerde, yurtlarda kalanlara ve kalabalık ortamlarda yaşayanlara aşı öneriyoruz. Ayrıca bağışıklık sistemi baskılanmış olan bazı özel gruplarda dalağı sonradan alınmış ya da mevcut dalağı fonksiyon göstermeyen kişilerde, HIV ile yaşayan bireylerde mutlaka menenjit aşısını öneriyoruz. Aşıların koruyuculuğu oldukça yüksek. Bu yüzden özellikle risk grubunda bulunan kişilerin aşılanması bu ölümcül seyreden ve nörolojik sekerleri (kalıcı bulguları) olan bu hastalığın önlenmesinde oldukça etkili bir yöntem" şeklinde konuştu.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 15:29
Siirt’te kız öğrenci yurdunda gıda zehirlenmesi şüphesi: 119 öğrenci hastaneye başvurdu
Siirt merkezde bulunan Hassa Hatun Kız Öğrenci Yurdunda kalan 119 öğrenci, mide bulantısı ve baş ağrısı şikayetiyle hastaneye başvurdu. Gıda zehirlenmesi şüphesiyle başlatılan incelemede yemek ve su numuneleri laboratuvara gönderildi. 3-5 Ekim tarihleri arasında yurtta yemek yiyen toplam 3 bin 673 öğrenciden 119’u, farklı günlerde benzer şikayetlerle sağlık kuruluşlarına sevk edildi. Hastanede yapılan muayene ve tedavilerin ardından tüm öğrenciler taburcu edildi. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünden yapılan açıklamada, ’’Olayla ilgili olarak yemek numuneleri incelenmek üzere Tarım ve Orman İl Müdürlüğüne, su numuneleri ise Halk Sağlığı Müdürlüğüne teslim edilmiştir. Tahlil sonuçları açıklandığında kamuoyu ile paylaşılacaktır" denildi.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 15:25
Temiz su için depo temizlikleri sürüyor
Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, il genelinde vatandaşlara sağlıklı su sağlamak amacıyla yürüttüğü rutin depo temizlik çalışmalarına son olarak Fethiye ve Seydikemer’de devam ediyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ ekipleri vatandaşlara sağlıklı su sağlamak için içme suyu depolarında rutin olarak sürdürdüğü temizlik çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. İl genelinde süren çalışmalar son olarak Fethiye ve Seydikemer’de devam ederken bu iki ilçede toplam 97 depoda temizlik çalışması yapılıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın önemle üzerinde durduğu temiz su konusunda MUSKİ ekiplerinin çalışmaları da sürüyor. Toplam 97 Depo Temizleniyor Fethiye’de 34, Seydikemer’de 63 olmak üzere toplam 97 içme suyu deposunun temizliklerine başlayan ekipler çalışmalar kapsamında Fethiye’de Bozyer Terfi, Bozyer Merkez, Gökben Merkez ve Esenköy olmak üzere 4 deponun temizliğini tamamladı. Planan proje ile toplamda Fethiye’de 25 bin 910 m3, Seydikemer’de ise 6 bin 750 m3 kapasiteli depo temizliği yapılacak. Belirli bir plan ve program doğrultusunda devam eden çalışmaların en kısa sürede tamamlanması ve vatandaşlara sağlıklı su verilmeye devam edilmesi amaçlanıyor.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 14:07
Düzenli beslenme hasta etmiyor
Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, soğuk havalarda bağışıklığın düştüğünü söyleyerek, "Bağışıklığı güçlü tutmak için ilk yapmamız gereken şey, günlük beslenmemizi doğru şekilde düzenlemektir" dedi. Soğuk havalarda bağışıklığı güçlü tutmak için günlük beslenmenin düzenli olması gerektiğini söyleyen Betül Merd, "Havalar soğudukça grip, nezle, soğuk algınlığı gibi hastalıklar daha sık karşımıza çıkmaya başladı. Özellikle kalabalık ve kapalı ortamlarda daha çok vakit geçiriyoruz, bu da bağışıklığımızı zorluyor. Peki bağışıklığımız neden düşüyor? Aslında bunun tek bir sebebi yok. Yetersiz ve dengesiz beslenme, stres, uyku düzensizliği, hareketsizlik. Bunların hepsi bir araya geldiğinde vücudumuz kendini savunmakta zorlanıyor ve bağışıklığımız düşüyor. Bağışıklığı güçlü tutmak için ilk yapmamız gereken şey, günlük beslenmemizi doğru şekilde düzenlemek. Özellikle C vitamini içeren besinler çok önemli. Portakal, mandalina, kivi, kuşburnu, kırmızı biber gibi. Bunlar hem antioksidan etkisiyle hem de bağışıklığı desteklemesiyle kış aylarının vazgeçilmezleri diyoruz. Sadece C vitamini değil, A vitamini açısından zengin havuç, kabak, brokoli, ıspanak gibi sebzeler de bağışıklık sistemini destekler. Çinko minerali de burada çok kritik; kabak çekirdeği, fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler ve kırmızı et, çinko için güzel kaynaklardır. Bunların da tüketimini öneriyoruz" dedi. Merd, bağışıklığın büyük kısmının bağırsaklarda yönetildiğini söyleyerek, "Probiyotiklerde bağırsak sağlığını koruyarak bağışıklığımıza doğrudan katkı sağlar. Yoğurt, tarhana gibi fermente gıdaları soframızda bulundurmak bu dönemde özellikle faydalı olur. Çünkü aslında bağışıklığımızın büyük kısmı bağırsaklarımızda yönetiliyor. Tabii beslenme kadar yaşam alışkanlıklarımız da önemli. Yeterli uyku almak, bol sıvı tüketmek, temiz havada yürüyüş yapmak, stresimizi yönetmek gibi. Bunların hepsi bağışıklığımızı güçlendiriyor. Takviyeler konusu da çok soruluyor. Eğer beslenme yetersizse veya eksiklik varsa hekim önerisiyle D vitamini, C vitamini ya da çinko takviyesi kullanılabilir ama hiçbir takviye dengeli bir beslenmenin yerini tutmaz. Unutmayalım ki bağışıklığı tek bir besinle değil, bütünsel bir yaklaşımla güçlendirebiliriz. Yani doğru beslenme, düzenli uyku, hareket ve stres yönetimi bir araya geldiğinde, kış hastalıklarına karşı çok daha dayanıklı hale geliriz" ifadelerini kullandı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 14:03
Düzenli beslenme hasta etmiyor
Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, soğuk havalarda bağışıklığın düştüğünü söyleyerek, "Bağışıklığı güçlü tutmak için ilk yapmamız gereken şey, günlük beslenmemizi doğru şekilde düzenlemektir" dedi. Soğuk havalarda bağışıklığı güçlü tutmak için günlük beslenmenin düzenli olması gerektiğini söyleyen Betül Merd, "Havalar soğudukça grip, nezle, soğuk algınlığı gibi hastalıklar daha sık karşımıza çıkmaya başladı. Özellikle kalabalık ve kapalı ortamlarda daha çok vakit geçiriyoruz, bu da bağışıklığımızı zorluyor. Peki bağışıklığımız neden düşüyor? Aslında bunun tek bir sebebi yok. Yetersiz ve dengesiz beslenme, stres, uyku düzensizliği, hareketsizlik. Bunların hepsi bir araya geldiğinde vücudumuz kendini savunmakta zorlanıyor ve bağışıklığımız düşüyor. Bağışıklığı güçlü tutmak için ilk yapmamız gereken şey, günlük beslenmemizi doğru şekilde düzenlemek. Özellikle C vitamini içeren besinler çok önemli. Portakal, mandalina, kivi, kuşburnu, kırmızı biber gibi. Bunlar hem antioksidan etkisiyle hem de bağışıklığı desteklemesiyle kış aylarının vazgeçilmezleri diyoruz. Sadece C vitamini değil, A vitamini açısından zengin havuç, kabak, brokoli, ıspanak gibi sebzeler de bağışıklık sistemini destekler. Çinko minerali de burada çok kritik; kabak çekirdeği, fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler ve kırmızı et, çinko için güzel kaynaklardır. Bunların da tüketimini öneriyoruz" dedi. Merd, bağışıklığın büyük kısmının bağırsaklarda yönetildiğini söyleyerek, "Probiyotikler de bağırsak sağlığını koruyarak bağışıklığımıza doğrudan katkı sağlar. Yoğurt, tarhana gibi fermente gıdaları soframızda bulundurmak bu dönemde özellikle faydalı olur. Çünkü aslında bağışıklığımızın büyük kısmı bağırsaklarımızda yönetiliyor. Tabi beslenme kadar yaşam alışkanlıklarımız da önemli. Yeterli uyku almak, bol sıvı tüketmek, temiz havada yürüyüş yapmak, stresimizi yönetmek gibi. Bunların hepsi bağışıklığımızı güçlendiriyor. Takviyeler konusu da çok soruluyor. Eğer beslenme yetersizse veya eksiklik varsa hekim önerisiyle D vitamini, C vitamini ya da çinko takviyesi kullanılabilir ama hiçbir takviye dengeli bir beslenmenin yerini tutmaz. Unutmayalım ki bağışıklığı tek bir besinle değil, bütünsel bir yaklaşımla güçlendirebiliriz. Yani doğru beslenme, düzenli uyku, hareket ve stres yönetimi bir araya geldiğinde, kış hastalıklarına karşı çok daha dayanıklı hale geliriz" ifadelerini kullandı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 13:31
Prof. Dr. Engin Yıldırım: "Normal doğum sağlıklı nesillerin teminatıdır"
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve aynı zamanda Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğumun insan neslinin devamı ve sağlıklı bireylerin dünyaya gelmesi açısından daha sağlıklı yol olduğunu belirtti. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve aynı zamanda Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğumun yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda ulusal bir sağlık politikası meselesi olduğuna dikkat çekti. Engin Yıldırım, "Bu politika, Sağlık Bakanlığı ve sağlık yöneticileri tarafından güçlü biçimde desteklenmektedir. Normal doğum, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde kritik öneme sahiptir" ifadelerini kullandı. "Normal doğum, doğal ve spontan bir süreçtir" Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğumun kendiliğinden başlayan bir süreç olduğunu hatırlattı. Yıldırım, bu sürecin birkaç saat ile bir gün arasında sürebildiğini, doğal olarak ağrılı olabildiğini ancak sonucun mutluluk ve tatminle bittiğini belirten Yıldırım, "Normal doğum, annelere hem psikolojik hem de fiziksel açıdan büyük fayda sağlar. Bebekler ise dış dünyaya daha sağlıklı ve alerjilere karşı korunmuş olarak merhaba der" dedi "Hormonal dengeler doğumu başlatır" Normal doğumu başlatan faktörleri açıklayan Prof. Dr. Engin Yıldırım, gebelik süresince anne ve bebeğin fizyolojik süreçlerinin bu süreci tetiklediğini aktardı. Yıldırım, "Anne karnındaki bebeğin oluşturduğu gerilim, plasenta tarafından salgılanan hormonlar, annenin böbrek üstü bezinden salgılanan hormonlar, hipotalamus ve hipofizden gelen sinyaller ile östrojen ve progesteron dengesi, normal doğumun başlamasında kritik rol oynar. Ayrıca bebeğin pozisyonu ve doğum yolunda oluşan inflamatuar faktörler de sürece katkı sağlar" ifadelerini kullandı. "Sezaryen doğum normal doğumun alternatifi değildir" Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğum süreci çeşitli nedenlerle aksadığında sezaryen doğuma başvurulabileceğini ancak bunun normal doğumun alternatifi olmadığını belirterek, "Sezaryen bir cerrahidir ve kanama, travma gibi ciddi komplikasyonları beraberinde getirir. Bu nedenle annenin ve bebeğin hayatı bazı durumlarda risk altına girebilir" dedi. "Ekonomik ve toplumsal avantajlar" Normal doğumun, bebeğin dış dünyaya hazırlanmasını ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağladığını belirten Yıldırım, anne sütü üretiminin de sezaryene göre daha hızlı ve bol olduğunu söyledi. Yıldırım, ayrıca doğum sırasında yaşanan ağrının annenin hızlı toparlanmasını sağladığını ve rahmin çabucak eski haline dönmesine yardımcı olduğunu aktararak, "Sezaryen doğumun maliyeti normal doğumun yaklaşık beş katıdır. Bu nedenle hem sağlık hem de ekonomik açıdan normal doğum tercih edilmelidir. Normal doğum sonrası anne ve baba, aileleriyle daha kolay ve sağlıklı vakit geçirebilir" ifadelerini kullandı "Normal doğum, ulusal gelecek meselesidir" Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğumun teşvik edilmesinin ulusal bir gelişim ve gelecek meselesi olduğunu vurgulayarak, "Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan politikalar ve düzenlenen bilgilendirme toplantıları, sempozyumlar ve kongreler, toplumun bilinçlendirilmesi için büyük önem taşıyor" diye konuştu
06 Ekim 2025 Pazartesi - 13:24
Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü: prostat
Genellikle belirti vermeden sinsice ilerleyen prostat kanseriyle ilgili önemli uyarılarda bulunan Üroloji Uzmanı Dr. Yusuf Gençten "Birçok erkek PSA testi, rektal muayene ya da biyopsi gibi tarama ve tanı yöntemlerinden haberdar değil. Oysa erken tanı için özellikle 50 yaş üstünde düzenli sağlık kontrolleri aksatılmamalı" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Yusuf Gençten dünya genelinde erkeklerde akciğer kanserinden sonra kanser ölümlerinin en sık sebebi olarak gösterilen prostat kanserinin, prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıktığını söyledi. 50 yaş ve üzerindeki erkeklerin genel olarak risk altında olduğunu; yaş ilerledikçe riskin arttığını ve 75 yaşına gelindiğinde her 7 erkekten 1’inde prostat kanserinin görüldüğünü ifade etti. Türkiye Kanser İstatistikleri raporuna göre de ülkemizde, prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olduğuna dikkat çeken Dr. Gençten "Her yıl yaklaşık 17 bin yeni vaka ortaya çıkmaktadır; yani bu hastalık toplumsal ölçekte de ciddi bir sağlık yükü oluşturmaktadır. Ancak ülkemizde bu konudaki bilgi ve farkındalık oldukça azdır. Birçok erkek PSA testi, rektal muayene ya da biyopsi gibi tarama yöntemlerinden haberdar değildir. Bu bilgi eksikliğinin yanında utanma, damgalanma korkusu ve hekime başvurmadaki gecikmeler de tarama ve erken başvuru oranlarını düşürüyor" dedi. "Erken evrede belirti vermez" Ailesinde prostat kanseri öyküsü olanlar ile Afrika kökenli erkeklerde riskin daha yüksek olduğunu belirten Dr. Gençten uzun süreli doymuş yağlardan ve kırmızı etten zengin, sebze-meyveden fakir beslenme alışkanlığının da prostat kanseri riskini arttırdığını dile getirdi. Prostat kanserine özgü bir belirti olmadığını vurgulayarak "Erken evrede hiçbir belirtiyle karşılaşılmaz fakat kanser dokusu büyüdükçe veya birlikte iyi huylu prostat büyümesi varsa idrar boşaltma sorunlarıyla karşılaşılabilir. Prostat kanseri taraması konusunda en sık kullanılan yöntem PSA (Prostat Spesifik Antijen) testidir. Ancak PSA testinin tek başına değerlendirilmesi her zaman kanser açısından doğruyu yansıtmayabilir. Ek olarak prostatın parmakla muayenesiyle de kanserli doku tespit edilebilir" diye konuştu. Şüphelenilen durumlarda çekilen prostat MR görüntülemesiyle kanser şüpheli alanların tespit edilerek kesin tanıya ulaşmak için prostat biyopsisi yapıldığını sözlerine ekledi. "En önemli adım erken tanı" Prostat kanserinin, tedavisi olan bir hastalık olduğunun altını çizen Dr. Gençten tedavi türünün kanserin evresine, hastanın genel durumuna ve kişisel tercihlere bağlı olarak değişebileceğini söyledi. Erken evrede tespit edilmiş bir prostat kanseri varsa ameliyat ya da radyoterapi ile tedavi edilirken daha ileri evre bir hastalık anında kemoterapi ya da hormonal tedavilerin uygulanabileceğini ifade etti. Çeşitli tedavi seçenekleri olan ve hiçbir belirti vermeden sinsice ilerleyebilen bir hastalık olan prostat kanseri için en önemli adımın erken tanı olduğunu vurgulayan Dr. Gençten "Erken tanı için bilinçli bir farkındalıkla kontrollerin aksatılmaması çok önemlidir. Erken evrede tanı konulduğunda tedavi şansı çok yüksektir, ancak tanıda gecikme olması yaşam süresini ve yaşam kalitesini önemli ölçüde kısaltmaktadır. Bu nedenle prostat kanseri, erken teşhis ve toplumsal bilinç açısından büyük önem taşır" dedi. Gençten, "Farkındalık ayı toplumun bilinçlenmesi için önemli bir fırsattır. Kişiler risklerini bilmeli, hekimine danışmalı ve düzenli sağlık kontrollerini aksatmamalıdır" ifadelerini kullandı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 12:55
‘Baş ağrısı, önemli bir hastalığın habercisi olabilir’
Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. İbrahim Akkurt, "Baş ağrısı hayatımızın bir parçası olabilir ancak bazı durumlarda önemli bir hastalığın habercisi olabilir" dedi. Samsun Büyük Anadolu Hastanesi’nde Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. İbrahim Akkurt, baş ağrısının hangi durumlarda ciddiye alınması gerektiği konusunda bilgilendirmede bulundu. Bu belirtilere dikkat "Baş ağrısının hayatımızın bir parçası olabilir ancak bazı durumlarda önemli bir hastalığın habercisi de olabilir" diyen Opr. Dr. İbrahim Akkurt, "Baş ağrısı toplumda çok sık görülen bir durumdur. Çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilen yaygın bir sağlık sorunudur. Baş ağrısı çoğu zaman mevsim geçişleri, hava basıncı değişimleri, stres, yorgunluk veya uykusuzluk gibi geçici nedenlerle ortaya çıksa da; görme bulanıklığı, yürüme zorluğu, bilinç bulanıklığı, hafıza kaybı gibi sağlık sorunları gibi durumlar da beraberinde eşlik ediyorsa ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir" diye konuştu. "Baş ağrısı, vücudun alarm sistemidir. Bu sesi duymak ve doğru şekilde değerlendirmek gerekir" diyen Opr. Dr. İbrahim Akkurt, şunları söyledi: "Baş ağrısı türüne göre farklı belirtiler gösterebilir. Gerilim tipi ağrılar genellikle alın ve şakak bölgesinde baskı şeklinde hissedilirken, migren ağrıları zonklayıcı, tek taraflı ve ışığa hassasiyetle birlikte görülebilir. Küme tipi baş ağrıları ise göz çevresinde yoğun ve kısa süreli ağrılarla kendini gösterir. Ağrı üç günden uzun sürüyorsa veya başka belirtilerle birlikte görülüyorsa mutlaka uzman hekime başvurulması gerekmektedir."
06 Ekim 2025 Pazartesi - 12:47
Memorial Bodrum Hastanesi’nde Meme Kanseri farkındalığına destek: "Pembe Ayna"
Memorial Sağlık Grubu, beş yıldır sürdürdüğü "Pembe Ayna" projesiyle meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmeye devam ediyor. "Ayna Karşısında 5 Dakika" sloganıyla yürütülen proje, kadınları kendi kendine meme muayenesi konusunda bilinçlendirmeyi amaçlıyor. Bu yıl da 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hayata geçirilen proje, Memorial Bodrum Hastanesi’nde farkındalık oluşturuyor. Hastanenin lobi alanında 1-20 Ekim tarihleri arasında sergilenecek Pembe Ayna, ziyaretçileri bilinçlenmeye davet ediyor. Katılımcılar, ayna karşısında kendi muayenelerini hatırlarken, sosyal medyada fotoğraflarını paylaşarak erken tanının hayat kurtarıcı önemine dikkat çekecekler. Meme Sağlığı ve Meme Kanseri Meme kanseri, dünyada ve Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak biliniyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2021 yılından itibaren meme kanseri, tüm kanser türleri arasında ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Meme kanseri genellikle 40 yaş üzeri kadınlarda daha sık görülmekle birlikte, genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. Risk faktörleri arasında ailede meme kanseri öyküsü, genetik faktörler (BRCA1-2 gen mutasyonları), erken adet görme, geç menopoz, obezite, hareketsiz yaşam ve sigara kullanımı yer alıyor. Meme kanserinin en önemli özelliği erken tanıyla tedavi başarısının çok yüksek olurken, erken evrede yakalanan meme kanserinde 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 90’ın üzerinde olduğu belirtiliyor. Kadınların her ay düzenli olarak kendi meme muayenelerini yapmalarının erken tanı için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Memorial Bodrum Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Emiroğlu, ayna karşısında yapılacak muayenede şu adımları önerdi: "Ayna karşısına geçin. Kollarınızı serbest bırakıp memelerinizi gözlemleyin. Şekil, simetri, ciltte çekilme, kızarıklık veya şişlik olup olmadığını kontrol edin. Kollarınızı yukarı kaldırın. Her iki memede aynı hareketin olup olmadığını, ciltte ya da meme ucunda çekilme fark edip etmediğinizi inceleyin. Ellerinizi belinize bastırın. Göğüs kaslarınızı sıkın ve memelerde farklılık olup olmadığını gözlemleyin. Elle muayene edin. Parmak uçlarınızı kullanarak dairesel hareketlerle memenizi yukarıdan aşağıya, içten dışa doğru tarayın. Sertlik, kitle veya hassasiyet olup olmadığını kontrol edin. Meme uçlarını kontrol edin. Akıntı, kabuklanma veya şekil değişikliği varsa not edin. Koltuk altlarını muayene edin. Şişlik ya da lenf bezi büyümesi olup olmadığını kontrol edin. Herhangi bir değişiklik fark edildiğinde gecikmeden bir meme cerrahına başvurulması önerilmektedir"
06 Ekim 2025 Pazartesi - 12:24
Bakan Işıkhan: "SGK’nın 18 yaş altındaki Tip 1 diyabet hastalarının 76 binden fazla reçetesini karşıladık"
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, "18 yaş altındaki Tip 1 diyabet hastası evlatlarımız için 76 binden fazla reçeteyi evlatlarımız için karşıladık" dedi. Bakan Işıkhan, sosyal medya hesabından konuyla ilgili yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "Diyabet hastalığıyla mücadele eden çocuklarımızın yaşam kalitelerini artırıyor, ailelerini maddi olarak destekliyoruz. 18 yaş altındaki Tip 1 diyabet hastası evlatlarımız için sürekli cilt altı glukoz izlem cihazlarını Sosyal Güvenlik Kurumumuz aracılığıyla geri ödeme kapsamına almıştık. 2024 yılı Aralık-2025 yılı Eylül arasında; 610 milyon liraya yakın ödeme bedeli olan 76 binden fazla reçeteyi evlatlarımız için karşıladık. 23 yıldır attığımız her adımda milletimizin iyiliğini ve toplumumuzun yararını önceledik. Bundan sonrasında da bu gayretle çalışmaya devam edeceğiz."
06 Ekim 2025 Pazartesi - 12:15
Sonbahar döneminde estetik operasyon geçirenler dikkat
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammet Çayır, sonbahar döneminde estetik operasyon geçiren kişilerin iyileşme sürecinde dikkat etmeleri gereken bakım adımları hakkında bilgi verdi. Özel Adatıp Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammet Çayır, hava sıcaklıklarının düşmesi ve nem oranındaki değişikliklerin operasyon sonrası ciltte hassasiyeti artırabileceğini belirterek, "Sonbahar aylarında doğru bakım uygulanmadığında iyileşme süreci olumsuz etkilenebilir" dedi. Estetik operasyon sonrası iyileşmeyi destekleyen temel adımları sıralayan ve estetik operasyonların ardından küçük ama düzenli önlemlerin süreci daha konforlu hale getirdiğini belirten Op. Dr. Çayır, "Cilt nemini korumak: Düzenli nemlendirici kullanımı kuruluğu önler. Güneşten korunmak: Sonbaharda da güneşin etkisi devam ettiği için koruyucu kullanmak gerekir. Sağlıklı beslenmek: Protein ve vitamin açısından zengin gıdalar iyileşmeyi destekler. Hekim önerilerine uymak: Kontrollerin aksatılmaması ve verilen talimatların uygulanması önemlidir. Mevsim şartlarına uygun bakım uygulamaları, hem cildin sağlığını hem de operasyon sonrası sonuçların kalıcılığını destekler" diye konuştu.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:48
Diyarbakır’da Gebe Okulu’nda ağız ve diş sağlığı eğitimleri başladı
Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları ek binasında hizmet veren Gebe Okulu Birimi, anne adaylarına yönelik yeni bir eğitim programı başlattı. Diş hekimlerinin de katıldığı eğitimde, gebelik döneminde ağız ve diş sağlığının önemi vurgulandı. Programda Diş Hekimi Hamza Koca ağız ve diş sağlığının korunmasına dair bilgi verirken, Gebe Okulu Koordinatörü Ebe Hafize Alpergin Fırat ise "Gebeliğin oluşumu ve bebeğin anne karnındaki gelişimi, gebelikte günlük yaşam ve rutin tetkikler, gebelikte meydana gelen fiziksel değişiklikler" konularında eğitim verildi. Hastane yönetiminden yapılan açıklamada, "Anne adaylarına yönelik düzenlenen bu eğitimler, hem annelerin hem de bebeklerin sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. Gebelik sürecinde doğru bilgiye ulaşmak, sağlıklı nesillerin yetişmesinde kritik rol oynamaktadır. Bu kapsamda ağız ve diş sağlığının da gebelik eğitimlerine dahil edilmesi, bütüncül bir yaklaşımın önemli parçasıdır" denildi. Hastane yetkilileri, gebe okulunda düzenlenen eğitimlerin düzenli olarak devam edeceğini bildirdi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder