SAĞLIK
Cizre’de hayvan sağlığı için yoğun mesai 18 Nisan 2026 Cumartesi - 14:51:49 Şırnak’ın Cizre ilçesinde hayvancılığın geliştirilmesi ve salgın hastalıkların önlenmesi amacıyla yürütülen küpeleme ve aşılama çalışmaları aralıksız devam ediyor. Cizre İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü bünyesinde görev yapan teknik personel, ilçe merkezi ve bağlı köylerde geniş kapsamlı bir saha çalışması başlattı. Hayvancılıkla geçimini sağlayan vatandaşların mağduriyet yaşamaması ve hayvan sağlığının korunması adına yürütülen çalışmalarda, ekipler en ücra yerleşim birimlerine kadar giderek aşılama hizmeti sunuyor. Saha çalışmaları kapsamında yeni doğan buzağı ve küçükbaş hayvanların küpeleme işlemleri yapılarak kayıt altına alınması sağlanırken, eş zamanlı olarak mevsimsel hastalıklara karşı koruyucu aşı uygulamaları gerçekleştiriliyor. Teknik personel, küpeleme sayesinde hayvan hareketlerinin takibinin kolaylaştığını ve hastalıkların yayılmasının önüne geçildiğini vurguladı. İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, çalışmaların planlanan program dahilinde titizlikle sürdürüldüğü belirtilerek, "Teknik personellerimizce yürütülen küpeleme ve aşılama saha çalışmalarımız aralıksız devam etmektedir. Amacımız, ilçemizdeki hayvancılık faaliyetlerinin sağlıklı ve sürdürülebilir bir zeminde ilerlemesini sağlamaktır" ifadelerine yer verildi. Üreticiler ise kapılarına kadar gelen bu hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirerek, ekiplere teşekkür etti.
18 Nisan 2026 Cumartesi - 13:15 "Dijital oyunlarda şiddet, çocuklarda saldırganlığı tetikleyebilir" Psikolog Ozan Yazıcı, dijital oyunların çocukların gelişiminde önemli bir yer tuttuğunu ancak şiddet içerikli oyunların saldırgan davranışları tetikleyebileceğini belirtti. Günümüzde çocukların yalnızca fiziksel ortamlarda değil, dijital dünyada da büyüdüğüne dikkat çeken Liv Hospital Samsun’dan Psk. Ozan Yazıcı, "Dijital oyunlar çocukların hayal gücünü geliştiren ve eğlence sunan araçlar olabilir. Ancak bu dünyanın görünmeyen bir yüzü de var. Özellikle şiddet içerikli oyunlar, çocukların davranışlarını ve algılarını etkileyebilir" dedi. "Saldırganlık tamamen anormal değildir" Saldırganlığın insan doğasının tamamen dışında olmadığını ifade eden Psk. Yazıcı, "Saldırganlık, canlıların varlığını sürdürme sürecinde ortaya çıkan temel dürtülerden biridir. Ancak bu dürtü başkalarına zarar verme niyeti taşıdığında dikkat edilmesi gereken bir davranış haline gelir. Bu zarar bazen fiziksel, bazen de sözlü ya da psikolojik şekilde ortaya çıkabilir" diye konuştu. "Şiddet daha yıkıcı bir boyuttur" Şiddetin, saldırganlığın daha yoğun ve yıkıcı hali olduğunu belirten Psk. Yazıcı, "Çocuklarda bu durum akran zorbalığı, eşyalara zarar verme ya da ilerleyen süreçte daha ciddi davranış sorunlarına dönüşebilir" dedi. "Çocuklar gördüklerini taklit eder" Çocuklarda saldırgan davranışların oluşumuna değinen Yazıcı, "Bu durumun tek bir nedeni yoktur. Ancak sosyal öğrenme kuramına göre çocuklar çevrelerinde gördüklerini taklit eder. Saldırgan davranışlara maruz kalan çocuklar, bunu kendi davranış repertuarına dahil edebilir. Ayrıca engellenmişlik duygusu da saldırganlığı artırabilir" ifadelerini kullandı. "Şiddet içerikli oyunlar tehlikeli bir algı oluşturabilir" Dijital oyunların bu süreçte önemli bir etken olduğuna dikkat çeken Psk. Yazıcı, "Şiddet içerikli oyunlarda çoğu zaman zarar veren karakterlerin ödüllendirildiğini görüyoruz. Bu durum çocuk zihninde ‘şiddet eşittir başarı’ gibi tehlikeli bir eşleşmeye yol açabilir" dedi. "Duyarsızlaşma ve empati kaybı görülebilir" Sürekli şiddet içeriklerine maruz kalmanın çocuklarda duyarsızlaşmaya neden olabileceğini belirten Yazıcı, "Başkalarının acısı zamanla daha az önemli algılanabilir. Empati kurma becerisi zayıflayabilir. Ayrıca çocuklar kontrol ettikleri karakterlerle özdeşim kurarak bu davranışları içselleştirebilir" dedi. "Davranış değişiklikleri dikkat çekiyor" Bu durumun çocukların sosyal ve akademik hayatını da etkileyebileceğini söyleyen Psk. Yazıcı, "Sosyal ilişkiler zayıflayabilir, yalnızlaşma görülebilir ve okul performansı düşebilir. Aynı zamanda daha kolay öfkelenen ve daha hızlı tepki veren bir davranış profili ortaya çıkabilir" ifadelerini kullandı. "Yasaklamak değil, yönetmek gerekiyor" Ailelere önemli uyarılarda bulunan Yazıcı, "Dijital oyunları tamamen yasaklamak yerine doğru şekilde yönetmek gerekir. Ailelerin çocuklarının oynadığı oyunları bilmesi, içerikleri değerlendirmesi ve sağlıklı sınırlar koyması çok önemlidir. Çünkü mesele yalnızca oyun değil, çocuğun dünyayı nasıl öğrendiğidir" şeklinde konuştu. "Ekrandaki davranışlar gerçek hayata yansıyabilir" Psk. Yazıcı, "Bazen bir ekranın içinde başlayan süreç, gerçek hayatta davranışlara dönüşebilir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli ve dengeli bir yaklaşım sergilemesi büyük önem taşır" diyerek sözlerini tamamladı.
18 Nisan 2026 Cumartesi - 13:11 Veteriner Hekimler Birliği Başkanı Eroğlu: "Çeşitli salgın hastalıkların gelecekte de yaşanacağı ifade ediliyor" Türk Veteriner Hekimler Birliği Bölge Toplantısı’nın 4’üncüsü Şanlıurfa’da düzenlendi. Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, küresel ısınma, iklim değişiklikleri ve doğal alanların tahribatı gibi sorunların gelecekte de Covid-19 gibi salgın hastalıkların yaşanacağını bilimsel olarak ifade ettiğini söyledi. Türk Veteriner Hekimler Birliği Bölge Toplantısı’nın 4’üncüsü Şanlıurfa’da düzenlendi. Bölgenin oda başkanlarının katıldığı toplantıda, veteriner hekimler mesleğin sorunları ve hayvancılık politikalarını masaya yatırdı. Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak 7 bölgede, bölge toplantıları yapıyoruz. Yöredeki odalarımız katılıyor. İlk üçünü yaptık, dördüncüsü bugün Şanlıurfa’da düzenleniyor. Daha sonra Kastamonu, Rize ve Muş’ta bitecek. Toplantılar vesilesi ile sahadaki arkadaşlarımız, oda başkanlarımızın mesleğimizin sorunları, bölgedeki hayvancılık, veteriner hekimlerin sorumlulukları, görevleri hakkında çalışmalar yapacağız. Ben öncelikle Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarında hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilere Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Bir daha böyle acı olayların yaşanmasını kesinlikle istemiyoruz. Veteriner hekimler hem insan sağlığı hem hayvan sağlığı hem de çevre sağlığı konusunda çalışmalar yapan meslek grubudur. Bizim ülkemizde hayvancılığımızla ilgili çeşitli sorunlar yaşıyoruz. Veteriner hekimler hayvancılığın aktörü olan hayvancılıkla ilgili konularda temel meslek grubu, özellikle hastalıklara karşı koruyucu çalışmalar ve hastalıklarla mücadelede aktif rol oynuyor. Özellikle hayvanlardan insanlara geçen hastalıklarda çalışmalar yürütüyoruz. Biliyorsunuz Covid-19 gibi bütün dünyayı etkileyen bir salgın yaşandı. Küresel ısınma, iklim değişiklikleri, doğal alanların tahribatı gibi durumlara baktığımızda çeşitli salgın hastalıkların gelecekte de yaşanacağı ifade ediliyor. İşte bunlara karşı veteriner hekimler önemli görevler yapıyorlar. Bu konular üzerinde yaptığımız çalışmaları devletin çeşitli makamlarına, Tarım ve Orman Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı’na, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı’na sunuyoruz. Sahipsiz hayvanlar konusu var, zaman zaman çok acı olaylar yaşanıyor. Bütün bunları bu toplantılarda görüşüyoruz" ifadelerini kullandı. Toplantı, açılış konuşmalarının ardından basına kapalı olarak devam etti.
Normal doğumdan sezaryene geçişin sebebi anne ve bebeğin güvenliği
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:59 Normal doğumdan sezaryene geçişin sebebi anne ve bebeğin güvenliği Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bal, bazı durumlarda anne ya da bebeğin sağlığını korumak amacıyla normal doğumdan sezaryene geçiş yapılabileceğini ifade ederek, "Bu ani alınan bir karar gibi görünse de aslında tıbbi gereklilikler doğrultusunda, anne ve bebeğin güvenliği için yapılan bir uygulamadır" dedi. Can Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bal, doğum sürecinde anne adaylarının en çok merak ettiği konulardan biri olan ’normal doğumdan sezaryen doğuma geçiş’ hakkında önemli bilgiler paylaştı. Dr. Bal, normal doğumun anne ve bebek için doğal ve öncelikli tercih olduğunu vurgularken, bazı durumlarda anne ya da bebeğin sağlığını korumak amacıyla sezaryene geçiş yapılabileceğini ifade etti. Dr. Bal, sezaryene geçiş gerektiren başlıca durumları şöyle sıraladı: "- Bebeğin kalp atışlarında bozulma: Doğum sırasında bebeğin kalp atışlarının düşmesi, acil sezaryen gerektirebilir. - İlerlemeyen doğum eylemi: Doğum sancıları başlamış olsa bile, rahim ağzında yeterli açılma olmaması ya da bebeğin doğum kanalında ilerleyememesi durumunda sezaryen tercih edilir. - Kordon sorunları: Göbek kordonunun bebeğin boynuna dolanması veya kordon sarkması gibi durumlar bebeğin oksijen almasını engelleyebilir. - Bebeğin ters ya da yan durması: Normal doğum için uygun olmayan pozisyonlarda sezaryen kaçınılmaz hale gelebilir. - Anne sağlığını tehdit eden durumlar: Yüksek tansiyon, preeklampsi veya aşırı kanama riski gibi durumlarda sezaryen ile güvenli doğum sağlanır". Amaç anne ve bebeğin sağlığı Op. Dr. Mehmet Bal, doğum sürecinde anne adaylarının kaygılarını anlamanın çok önemli olduğunu belirterek, "Bizim en büyük önceliğimiz, hem annenin hem de bebeğin sağlığıdır. Normal doğum süreci devam ederken risk oluşursa, sezaryen hayat kurtarıcı bir yöntemdir. Anne adaylarının bu sürece bilinçli şekilde hazırlanması, güven duygusunu artırır ve doğumu kolaylaştırır. Normal doğumdan sezaryene geçiş, ani alınan bir karar gibi görünse de aslında tıbbi gereklilikler doğrultusunda, anne ve bebeğin güvenliği için yapılan bir uygulamadır" dedi. Dr. Bal, anne adaylarının doğum sürecinde doktorlarıyla açık iletişim kurmasının, sağlıklı ve güvenli bir doğumun en önemli adımı olduğunu vurguladı.
Anne sütü bebeğin ilk ve en değerli besini
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:57 Anne sütü bebeğin ilk ve en değerli besini DÜZCE(İHA) – Dr. Tuğba Nur Kutlu Beşeren, anne sütünün, yalnızca bir besin değil, bebekler için yaşamın en sağlıklı başlangıcı olduğunu belirterek "Halk arasında söylendiği gibi anne sütü aslında bebeğin ilk aşısıdır" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Nur Kutlu Beşeren, 1-7 Ekim Emzirme Haftası dolayısıyla anne sütünün önemi ve emzirme ile ilgili bilgilendirmede bulundu. Anne sütünün, bebekler için yalnızca temel bir besin değil, aynı zamanda bağışıklığı güçlendiren, gelişimi destekleyen ve anne-bebek arasındaki bağı kuvvetlendiren eşsiz bir armağan olduğunun altını çizen Dr. Beşeren, "Anne sütü, bebekler için biyolojik olarak en uygun ve eksiksiz besindir. İçeriğinde; protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineraller en ideal oranlarda bulunur. Bunun yanında bağışıklık sistemini güçlendiren antikorlar, büyüme faktörleri, oligosakkaritler ve sindirimi kolaylaştıran enzimler vardır. Bu nedenle yalnızca besin değil, aynı zamanda bağışıklık desteği ve hastalıklara karşı doğal bir koruyucudur. Halk arasında söylendiği gibi anne sütü aslında bebeğin ilk aşısıdır" dedi. "Su dahil hiçbir ek besine gerek yoktur" Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın, bebeklerin ilk 6 ay boyunca yalnızca anne sütüyle beslenmesini önerdiğini belirten Beşeren, "Çünkü anne sütü, bu dönemde bebeğin tüm enerji, sıvı ve besin ihtiyacını tek başına karşılar. Su dahil hiçbir ek besine gerek yoktur. Ek gıdalara erken başlanması sindirim sistemine yük getirebilir, alerji ve enfeksiyon riskini artırabilir" şeklinde konuştu. Emzirmenin hem bebek hem de anne sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Beşeren, "Bebek için anne sütü enfeksiyonlardan, alerjik hastalıklardan, obezite ve diyabet gibi kronik hastalıklardan korur. Anne sütü ile beslenenlerde çölyak hastalığı ve inflamatuvarbağırsak hastalığının daha az görüldüğü bilinmektedir. Beyin gelişimini destekler, ileri yaşlarda öğrenme ve okul başarısını olumlu etkiler. Anne için ise emzirme doğum sonrası toparlanmayı hızlandırır, kanama riskini azaltır. Uzun vadede meme kanseri, over kanseri ve osteoporoz riskini düşürür. Ayrıca anne-bebek arasındaki bağı kuvvetlendirir" ifadelerine yer verdi. Bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü alması, ardından ek gıdalarla birlikte 2 yaşına kadar emzirilmeleri gerektiğinin önemine değinen Dr. Beşeren, "Çünkü anne sütü, 2 yaş ve sonrasında da bağışıklık sistemine destek verir, önemli besin öğeleri sağlamaya devam eder. Bunun yanında emzirme, çocuğun psikososyal gelişimini destekleyen çok kıymetli bir süreçtir" dedi. Emzirme konusunda toplumda var olan yanlış bilgilere de değinen Düzce Üniversitesi öğretim üyesi, "En sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan bazıları şunlardır: ‘Sütüm yetmiyor’ kaygısı. (Aslında çoğu anne yeterli süt üretir) Kolostrumun, yani ilk sütün bebeğe verilmemesi gerektiği yanılgısı (oysa kolostrum bebeğin bağışıklığı için çok değerlidir). Su ya da bitki çaylarının erken dönemde verilmesi gerektiği düşüncesi. Emzirmenin yalnızca bebek için faydalı olduğu, anneye katkısı olmadığı inancı. Bu yanlış bilgilerin düzeltilmesi, emzirmenin devamlılığı için çok önemlidir" diye konuştu. "Emzirme; doğal, ekonomik ve eşsiz bir sağlık kaynağıdır" "Anneler, bebeklerine verebilecekleri en değerli armağanın anne sütü olduğunu bilmelidir" diyen Dr. Beşeren, "Emzirme; doğal, ekonomik ve eşsiz bir sağlık kaynağıdır. Hem bebeğin hem de annenin sağlığına uzun vadeli katkılar sağlar. Anneler kendilerine güvenmeli, sütlerinin bebekleri için en uygun ve yeterli olduğunu unutmamalıdır" şeklinde konuştu. Açıklamasına araştırma örnekleri ile devam eden Beşeren, "2025 yılında yapılan bir çalışmada, 12-24 ay arasındaki bebeklerin yüzde 83’ü en az 6 ay, yüzde 65’i ise en az 12 ay anne sütüyle beslenmiştir. Daha uzun süre anne sütü alan bebeklerin sağlık durumunun daha iyi olduğu ve kronik hastalık riskinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. 2023 Türkiye depremlerinin ardından yapılan araştırmalar, annelerin stres ve zorluklara rağmen emzirme oranlarında belirgin bir azalma olmadığını göstermiştir" ifadelerini kullandı. Anne sütünün, yalnızca bir besin değil, bebekler için yaşamın en sağlıklı başlangıcı olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Nur Kutlu Beşeren, "Emzirmenin korunması, desteklenmesi ve yaygınlaştırılması, toplum sağlığının geleceği açısından kritik önem taşır" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Tıp dünyası Diyarbakır’da buluşuyor
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:56 Tıp dünyası Diyarbakır’da buluşuyor Diyarbakır’da Dicle Dahiliye Kongresi, 3-5 Ekim 2025 tarihleri arasında alanında uzman yüzlerce akademisyen ve sağlık profesyonelini bir araya getirecek. Dicle Üniversitesinin ev sahipliğinde düzenlenecek olan Dicle Dahiliye Kongresi, 3-5 Ekim 2025 tarihleri arasında alanında uzman yüzlerce akademisyen ve sağlık profesyonelini bir araya getirecek. Kongrede yapay zekânın tıp alanındaki rolünden, hematolojik kanserlerde yeni tedavi yöntemlerine kadar birçok güncel konu ele alınacak. Kongrenin açılış gününde, "Akademik Alanda Yapay Zeka Kursu" kapsamında yapay zekanın klinik araştırmalarda kullanımı ve makale yazımındaki yeri tartışılacak. Öğleden sonra gerçekleştirilecek oturumlarda ise Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, "Yapay Zeka ve Tıp" başlıklı söyleşisiyle dikkat çekecek. Gastroenteroloji ve hematoloji alanlarında da güncel yaklaşımlar masaya yatırılacak. Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, metabolik hastalıkların karaciğer üzerindeki etkilerini aktarırken, Prof. Dr. Ahmet Şiyar Ekinci hematolojik aciller ve nötropeni tedavisine ilişkin önemli bilgiler sunacak. Kongre boyunca farklı salonlarda eş zamanlı oturumlar düzenlenecek. Dahiliye hastalarının birinci basamaktaki takibi, obezite, diyabet yönetimi, kanser tedavisinde immünoterapinin geleceği ve preoperatif hazırlıkta iç hastalıklarının kritik rolü, tartışılacak başlıklar arasında yer alıyor. Kongre yalnızca hekimlere değil, aynı zamanda hemşirelik alanında çalışan sağlık emekçilerine de hitap edecek. Dicle Dahiliye Hemşireliği Kongresi kapsamında hemşirelerin metabolik hastalıklarla mücadeledeki rolü, palyatif bakım süreçleri ve kritik klinik durumlara yaklaşım gibi konular öne çıkacak. Bilimsel programın son gününde ise "Uzmanına Danış" panelleriyle katılımcılar, deneyimli akademisyenlere doğrudan soru yöneltme fırsatı bulacak.
Ailesi uzakta olan gence Vali refakat etti
02 Ekim 2025 Perşembe - 04:56 Ailesi uzakta olan gence Vali refakat etti Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, apandisit rahatsızlığı nedeniyle Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi (EBYÜ) Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınan ve valiliğin sosyal medya hesabından destek istenen üniversite öğrencisi Furkan Naci Oğuz’u ziyaret etti. EBYÜ Ali Cavit Çelebioğlu Sivil Havacılık Yüksekokulu Uçak Bakım ve Onarım Bölümü öğrencisi Furkan Naci Oğuz’un teyzesi, tedavi gören yeğeni için Erzincan Valiliğinin sosyal medya hesabına mesaj attı. Mesajda Oğuz’un şehirde yalnız olduğunu belirten teyzesinin destek istemesi üzerine Vali Aydoğdu, öğrenciyi hastanede ziyaret etti. Oğuz’un sağlık durumu hakkında Başhekim Prof. Dr. Ufuk Kuyrukluyıldız’dan bilgi alan Aydoğdu, öğrenciyle bir süre sohbet ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Aydoğdu, daha sonra öğrencinin annesi Aysun Oğuz ile görüntülü görüşerek, oğlunun durumunun iyi olduğunu ifade etti. Sosyal medya hesabından o anlara ait görüntüleri paylaşan Aydoğdu, şu ifadelere yer verdi: "Üniversite için geldiğin şehirde, artık yalnız değilsin çünkü Erzincan’da öğrenci olmak, aynı zamanda Erzincan’ın, yürekten oluşan koca bir ailenin evladı olmak demektir. Başhekimimizden doktorumuza, hemşiremizden görevlisine kadar herkesin özeniyle emin ellerdesin. Değerli annemiz Aysun Hanım biliniz ki, evladınız bizim de evladımızdır. Meyus ve mükedder olmayınız, çünkü Furkan bizlere emanet."
Diş Hekimi Hayrunnisa Batur: "Sosyal medya, gülüş estetiği talebini arttırdı"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 18:14 Diş Hekimi Hayrunnisa Batur: "Sosyal medya, gülüş estetiği talebini arttırdı" Diş Hekimi Hayrunnisa Batur, sosyal medyanın etkisiyle gülüş tasarımına olan talebin arttığını belirterek, "Dijital tarayıcılar sayesinde belirli tedavilerde nasıl bir gülüşe sahip olacaklarını önceden görebilmeleri, kişilerin karar verme sürecini kolaylaştırıyor" dedi. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Diş Hekimi Hayrunnisa Batur, bazı nedenlerle estetik açıdan bozulmuş diş ve diş etlerinin, kişinin ağız ve yüz yapısına uygun olarak doğal ve ideal yapısına kavuşturulması olarak tanımlanan ’gülüş estetiği ve tasarımı’ hakkında önemli bilgiler verdi. Kişinin imajının iletişimdeki yerine ve önemine işaret eden Diş Hekimi Batur, "Görünüşümüz, konuşma şeklimiz, kullandığımız jest ve mimikler iletişimimizin ve sosyal hayatımızın büyük bir bölümünü oluşturur. Konuşurken ağız ve dişlerin temiz ve düzgün görünmemesi, çarpık dişler gibi sorunlar kişinin özgüvenini etkileyerek psikolojik sorunlara yol açabilir. Yüz ve ağız çevresinde yapılan operasyonlar dudak ve diş ilişkisinde estetik uyumsuzluğa yol açabileceği gibi darbe, çarpma ve kazalar nedeniyle dişlerin doğal yapısı ve şekli bozulabilir. Her 2 durumda da gülüş tasarımı planlaması bu kişiler için öncelikli hale gelebilir" şeklinde konuştu. "Çapraşıklık ve renk uyumsuzluklarında tercih ediliyor" Yüzde yapılan estetik operasyonların gülüş tasarımına ihtiyaç duyulmasının bir diğer nedeni olduğunu belirten Batur, özellikle burun estetiğiyle (rinoplasti) ile birlikte yüzün doğal oranlarının değiştiğini; dudak dolgusu, burun kaldırma gibi işlemler nedeniyle dudak ve çevre dokuların şekil ve yapısında minimal de olsa değişiklik olduğunu ifade etti. Gülüş estetiğinin tamamıyla kişiye uygun planlanması gerektiğini belirten Batur, "Detaylı ağız içi, yüz profili muayenesi sonucunda hasta beklentileri de değerlendirerek fonksiyona uygun olacak şekilde tedavi planlaması yapılmalıdır. Diş boşlukları, dişlerde çapraşıklıklar, pembe estetik denilen dişetleri, dudak, diş arkı ve renk uyumsuzlukları durumunda hekim uygun görürse bu yönteme başvurulabilir. Bu yöntem tamamıyla kişiye özel olsa da çoğunlukla ortodontik tedaviler, implant destekli protezler, lamina-veneer kaplamalar uygulanır" ifadelerini kullandı. "Hastalar gülüşlerinin nasıl görüneceğini tedaviden önce görebiliyor" Ortodontik tedavinin diş boşlukları, diş çapraşıklıkları gibi durumlarda başvurulan bir tedavi seçeneği olduğunu anlatan Diş Hekimi Batur, implant tedavisinin kök benzeri metal parçalarla kemikten destek alınarak eksik dişlerin komşu dişlere zarar vermeden tedavi edilmesi olduğunu açıkladı. Lamina seramik-kompozitlerin diş yüzeyinin aşındırmadan veya ufak dokunuşlarla kaplanmasıyken veneerin ise çok az bir aşındırma ile tüm diş yüzeyinin kaplanması olduğunu belirten Diş Hekimi Batur, tüm bu işlemlerin hangisine başvurulacağının detaylı hekim muayenesi ardından belirlenebileceğine değindi. Gerek sosyal medya etkisi gerekse iletişimin birçok kanaldan gerçekleşmesinin estetiğe olan talebi arttırdığını vurgulayan Diş Hekimi Batur, "Elbette dişlerin yüz görünümüne uygun estetik bir görünüme sahip olması da bu durumdan etkilenmiştir. Ayrıca hastalar güncel teknolojilerin katkısı sayesinde, dijital tarayıcılar ve yazılımlar sayesinde özellikle belirli ortodontik tedavilerde tedavi sonrası nasıl bir gülüşe sahip olacaklarını bilebiliyor. Bu da karar vermelerini kolaylaştırıyor" diye belirtti. Diş Hekimi Batur, gülüş estetiğinin genellikle vücut gelişiminin tamamlandığı ergenlik sonrası dönemde yapılmasının uygun olduğunu; ortodontik tedavinin de dişlere doğal bir tasarım ve doğru kapanış sağladığını, böylece gülüş estetiğine katkıda bulunduğunu dile getirdi.
Acil Oryantasyon Sempozyumu eğitimleri başladı
01 Ekim 2025 Çarşamba - 18:04 Acil Oryantasyon Sempozyumu eğitimleri başladı Eskişehir Şehir Hastanesi Konferans Salonu’nda, hastane ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde (TSM) yeni atanan ve acil sağlık hizmetlerinde görevlendirilecek hekimlere yönelik Acil Oryantasyon Sempozyumunun birinci günü başarıyla gerçekleştirildi. Üç gün sürecek sempozyumun açılış konuşmasını İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici yaptı. Birinci oturumu Resüsitasyon başlığıyla Uzm. Dr. Gizem Coşkun Yüksel tarafından yetişkin ileri kardiyovasküler yaşam desteği ile bradikardi ve taşikardi yönetimi konularını aktarırken, pediatrik ileri yaşam desteği konusunda da kapsamlı bilgiler paylaşırken Uzm. Dr. Gülşah Uçan ise şok, anafilaksi ve zehirlenmelerde acil yaklaşım konularında katılımcılara vaka örnekleri üzerinden eğitim verdi. Oturumun moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Göknur Yıldız ve Dr. Öğr. Üyesi Fatih Alper Ayyıldız üstlendi. Programın ikinci oturumu Travma başlığıyla Doç. Dr. Filiz B. Kaya erişkin travma hastasına yaklaşımı, Uzm. Dr. Mustafa Argıncıkıgil havayolu yönetimi ve entübasyon tekniklerini, Uzm. Dr. Selim İnan ise pediatrik ve gebe travma hastasına yaklaşımı detaylı şekilde katılımcılara aktardı. Oturumun moderatörlüğünü Doç. Dr. Ebubekir Arslan ve Dr. Öğr. Üyesi Göknur Yıldız üstlendi. Sempozyumda ele alınan eğitim konuları, acil sağlık hizmetlerinde görev alacak hekimlerin mesleki bilgi ve becerilerini güçlendirilmesi hedeflendi. Ayrıca katılımcılar, güncel protokoller, vaka yönetimi ve acil müdahale teknikleri ile sahadaki uygulamalarını geliştirme fırsatı buldu. Bu program, acil sağlık hizmetlerinin kalitesinin yükselmesine ve hekimlerin müdahalelerde etkinliğinin artmasına katkı sağlaması amaçlandı.
Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi GETAT uygulamalarıyla bölgeye hizmet veriyor
01 Ekim 2025 Çarşamba - 16:20 Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi GETAT uygulamalarıyla bölgeye hizmet veriyor Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi, modern tıbbın yanında Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamalarıyla da bölge halkına hizmet sunmaya devam ediyor. Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde GETAT polikliniğinde uzman hekimler tarafından; hacamat (kupa terapisi), akupunktur, mezoterapi, ozon gibi Sağlık Bakanlığı onaylı yöntemlerle tedavi hizmeti veriliyor. Bu uygulamaların, özellikle kronik ağrıların azaltılmasında, stres ve yorgunluğun giderilmesinde, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde ve yaşam kalitesinin artırılmasında destekleyici rol üstlendiği ifade edildi. Poliklinikte Hidroklimatoloji Hekimi Doç. Dr. Kağan Özkuk, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Hekimleri Doç. Dr. Ali Yavuz Karahan, Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Şengül, Uzm. Dr. Nihal Yılmaz, Uzm. Dr. Aslı Gül Alkan Özkan ile Aile Hekimleri Uzm. Dr. Recep Aktaş ve Uzm. Dr. Hilal Kale Aktaş vatandaşlara hizmet veriyor. Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Mesut Saka, yaptığı açıklamada, "Hastanemizde hem modern tıbbın tüm imkânlarını hem de tamamlayıcı tedavi yöntemlerini vatandaşlarımızın hizmetine sunuyoruz. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp uygulamalarımız, uzman hekimlerimizin gözetiminde güvenli ve hijyenik şartlarda yürütülmektedir. Amacımız, hastalarımızın tedavi süreçlerine destek olmak ve yaşam kalitelerini artırmaktır" dedi. Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinin, bu kapsamda sadece Uşak’a değil, çevre illerden gelen vatandaşlara da hizmet verdiği ve bölgesel bir sağlık merkezi olma konumunu güçlendirdiği belirtildi.
İç hastalıkları uzmanından uyarı: "Kronik hastalıklarda egzersiz kişiye özel planlanmalı"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 16:10 İç hastalıkları uzmanından uyarı: "Kronik hastalıklarda egzersiz kişiye özel planlanmalı" Liv Hospital Ankara İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Başaran, kronik hastalıklarda egzersizin kişinin hastalığına, genel sağlık durumuna ve doktor önerilerine göre planlanması gerektiğini belirterek, "Egzersiz programına başlamadan önce mutlaka dahiliye, kardiyoloji veya ilgili branş hekiminin onayı alınmalıdır" dedi. Liv Hospital Ankara İç Hastalıkları Uzm. Dr. Elif Başaran, kronik hastalığı olan bireylerin egzersiz yaparken dikkat etmeleri gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu. Hareketsiz yaşamın başta kardiyovasküler hastalıklar olmak üzere obezite, metabolik sendrom, diyabet gibi birçok hastalığın ortaya çıkmasında rol oynadığını söyleyen Dr. Başaran, "Yaşam tarzında yapılacak düzenlemelerle kardiyovasküler hastalıkların yaklaşık yüzde 80’i önlenebilir. Kronik hastalıklarda egzersiz, kişinin hastalığına, genel sağlık durumuna ve doktor önerilerine göre planlanmalıdır" diye konuştu. "Egzersiz süresi ve sıklığı yavaş yavaş artırılmalı" Egzersiz yaparken dikkat edilmesi gerekenlerden bahseden Uzm. Dr. Başaran, "Egzersiz programına başlamadan önce mutlaka dahiliye, kardiyoloji veya ilgili branş hekiminin onayı alınmalıdır. Düşük yoğunlukla başlanmalı, süre ve şiddet yavaş yavaş artırılmalıdır. Bireyselleştirme oldukça önemlidir. Diyabet, hipertansiyon, obezite veya kardiyovasküler hastalıkların her biri için farklı sınırlar vardır" dedi. Orta düzeyde egzersiz önerisi Egzersiz sıklığının ve süresinin ne kadar olması gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Başaran, şu bilgileri paylaştı: "Egzersiz süresi ve sıklığı haftada en az toplam 150 dakika ve 48 saatten fazla ara vermeksizin hafif-orta şiddette olmalıdır. Egzersiz sırasında hastanın kendi kalp hızını takip etmesi ve egzersiz şiddetinin maksimum kalp hızının (maksimum kalp hızı = 220- yaş) yüzde 50-75’i civarında olması hedeflenmelidir. Günde 20-45 dakika (kısa aralarla bölünebilir), orta düzeyde (konuşmaya izin verecek ama şarkı söyletecek kadar zorlamayacak tempoda) egzersiz önerilir." Uzm. Dr. Başaran, hastalıklara göre uygulamanın nasıl olması gerektiğini şöyle sıraladı: "Diyabetli bireyler de kilo kontrolüne yönelik orta şiddette aerobik fiziksel aktiviteler tercih edilmelidir. Egzersiz öncesi ve sonrası kan şekeri kontrol edilmeli, hipoglisemi riski için hasta yanında glikoz tableti veya atıştırmalık bulundurmalı. Egzersiz öncesi ideal kan şekeri düzeyi 100-250 mg/dL aralığında olmalıdır. Hipertansiyonu olan bireylerde yaş ve kapasitelerine uygun şekilde düzenli olarak haftada en az 4 gün orta tempolu yürüyüş, yüzme gibi dinamik egzersizler tercih edilmelidir. Ani, ağır kaldırma ve nefes tutma (Valsalva manevrası) riskli olabilir. Hiperlipidemi (kolesterol yüksekliği) tanılı bireylerde postacı yürüyüşü (orta hızlı yürüme), bisiklet binme, dans, tenis, tırmanma, bahçede çim biçme gibi aerobik aktiviteler tercih edilebilir. Kalp yetmezliği olan bireylerde nabız ve tansiyon yakından takip edilmeli, yorucu ve ani hareketlerden kaçınılmalı. Hafif tempolu dans, bisiklete binme, yürüyüş gibi aerobik egzersizler kalp-damar sağlığını güçlendirir. Obezitede ise eklemlere yük bindirmeyen yüzme, sabit bisiklet gibi düşük etkili (low-impact) aktiviteler tercih edilmeli." "Göğüs ağrısı ve baş dönmesi olursa egzersiz derhal bırakılmalı" Son olarak dikkat edilmesi gereken hususlara değinen Uzm. Dr. Başaran, "Göğüs ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı veya çarpıntı olursa egzersiz derhal bırakılmalı. Diyabet hastaları egzersiz öncesi ve sonrası kan şekeri kontrol etmelidir. Bol sıvı alınmalı, uygun spor ayakkabı ve kıyafet kullanılmalı. Unutulmamalıdır ki kısa ama sürdürülebilir egzersiz, uzun ve düzensiz olandan daha faydalıdır" dedi.