SAĞLIK
MEAH’a ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı 19 Nisan 2026 Pazar - 13:30:27 Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Anne Dostu Hastane’ programı kapsamında Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Koruyucu Sağlık Hizmetleri Birimi tarafından yürütülen ‘Anne Dostu Hastane’ programı kapsamında gerçekleştirilen değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayarak ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı aldı. Sağlık Bakanlığı’nın; gebelik, doğum ve lohusalık süreçlerinin hasta hakları, güvenlik ve mahremiyet ilkeleri doğrultusunda, anne ve bebek için güvenli ve nitelikli ortamlarda gerçekleştirilmesini amaçlayan programı kapsamında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi kapsamlı bir denetim sürecinden geçti. Değerlendirme süreci, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan ve başkanlığını İlkay Zengin’in yürüttüğü heyetin hastaneyi ziyaretiyle gerçekleştirildi. Heyet tarafından; doğum öncesi ve sonrası hizmet süreçleri, anne mahremiyetinin sağlanması, hasta güvenliği uygulamaları ve doğum alanlarının fiziki uygunluğu gibi birçok başlıkta detaylı incelemeler yapıldı. Gerçekleştirilen kapsamlı değerlendirme sonucunda, Muğla EAH, anne sağlığı hizmetlerinde ortaya koyduğu güçlü ekip anlayışı, yüksek kalite ve etkinlik, Bakanlık yetkilileri tarafından standartlara uygun bulunarak olumlu değerlendirildi. Tüm kriterleri başarıyla karşılayan Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ‘Anne Dostu Hastane’ unvanını kullanma hakkı elde etti Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça’nın da katılım sağladığı değerlendirme toplantısında, annelik yolculuğunda anne ve bebek sağlığını önceleyen çalışmalarda emeği bulunan başta hastane yönetimi olmak üzere tüm hekimler, hemşireler ve sağlık çalışanları çalışmaları nedeniyle teşekkür edildi.
19 Nisan 2026 Pazar - 13:20 Ordu’da özel bireylerin diş problemlerine etkili çözüm Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinde özel bireylerin ihtiyaçlarına yönelik sunduğu hizmetler ile dikkat çekiyor. Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinin açıldığı 2020 yılından bu yana 543’ü özel bakım gerektiren birey olmak üzere toplam 670 hastanın tüm diş tedavileri tek seansta genel anestezi altında gerçekleştirildi. 2025 yılı içerisinde ise 166’sı down sendromu, otizm spektrum bozukluğu gibi özel bakım gerektiren bireyler olmak üzere toplam 208 hastanın diş tedavisi genel anestezi altında yapıldı. Özellikle kooperasyon güçlüğü yaşayan bireylerde daha önce tamamlanamayan diş tedavilerinin tek seansta ve güvenli şartlarda yapılabilmesi, hasta yakınları tarafından büyük bir kolaylık olarak değerlendirildi. Hasta yakınları ayrıca tedavi süreci boyunca ekip tarafından sağlanan bilgilendirme, iletişim ve koordinasyonun sürecin daha anlaşılır ve yönetilebilir olmasına katkı sunduğu belirtti. Özel bakım gerektiren bireylerde diş tedavilerinin genel anestezi uzmanları ile uzman diş hekimlerinden oluşan sağlık ekibi ve multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eden Diş Hekimliği Fakültesi Dekan V.Prof. Dr. Melih Ömezli, Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Baş’ın destekleriyle Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinde genel anestezi altında sunulan nitelikli sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi ve daha fazla sayıda özel bakım gerektiren hastaya tedavi hizmeti verilebilmesi için çalışmaların aralıksız şekilde sürdürüldüğünü belirtti.
19 Nisan 2026 Pazar - 13:17 ’’Okullardaki şiddetin çözümü sorumluluğu paylaşmaktan geçiyor’’ Uzman klinik psikolog Eylül Ünaldı, Kahramanmaraş ve Siverek’teki okullarda yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekerek, şiddetin tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç olmadığını, çoğu zaman uzun süre görmezden gelinen ihtiyaçların, bastırılan duyguların ve ihmal edilen sorumlulukların birikimi olduğunu söyledi. Ünaldı, hemen her güne yeni bir şiddet ve ölüm haberiyle başlarken, şiddetin daha küçük yaşlara ve okullara kadar sıçramış olmasının herkesi derinden sarstığını kaydetti. Okulun çocukların yalnızca akademik bilgi değil, aynı zamanda güven, aidiyet ve kendini ifade etme becerisi kazandığı bir alan olması gerektiğine işaret eden Ünaldı, ’’Maalesef birçok ihmalin ve eksikliğin bir araya gelmesiyle oluşan bir tablo söz konusu. Bunun en büyük nedenlerinden biri, ailelerin kendi ihtiyaçları ve rahatları doğrultusunda buna göz yummasıdır. Sosyal medya, video platformları ve oyunlar, denetimsiz ve rehbersiz kaldığında çocuğun gerçeklik algısını şekillendiren güçlü araçlara dönüşür. Çocuğun ne izlediğini, neye maruz kaldığını bilmemek, aslında onun iç dünyasından da habersiz olmak anlamına gelir. Bu noktada özellikle bilgisayar oyunları tek başına ‘suçlu’ ilan edilemez, ancak içeriklerinin niteliği ve kullanım biçimi son derece belirleyicidir. Şiddetin ödüllendirildiği ve empati kurma alanı bırakmayan oyunlar, özellikle küçük yaştaki çocuklar için riskli bir zemin oluşturabilir. Uzun süreli ve denetimsiz oyun oynama, çocuğun gerçek dünyayla kurduğu bağı zayıflatabilir, duygularını tanıma ve ifade etme becerisini köreltebilir. Bu nedenle sınır koymak ve çocuğa içeriklerle ilgili rehberlik etmek oldukça önemlidir. Burada sorumluluk açıkça yetişkinlere düşer’’ dedi. Ünaldı, çocukların duygusal gelişiminin de çoğu zaman göz ardı edildiğine değinerek, ‘’Duygu düzenleme becerisi kazandırılmadan büyüyen, kendini ifade etmesine alan açılmayan ve çoğunlukla ceza yaklaşımıyla yetiştirilen çocuklar, yaşadıkları yoğun duygularla baş etmekte zorlanabiliyor. Ayrıca yalnızca fiziksel şiddete değil, şiddetin her türüne maruz kalmak da bu yükü ağırlaştırıyor’’ diye konuştu. Diğer taraftan okullardaki rehberlik ve psikolojik destek sistemleri oldukça yetersiz kaldığını bildiren Ünaldı, şunları kaydetti: ‘’’Bir rehber öğretmene düşen öğrenci sayısının fazlalığı, çocukların yeterince fark edilmemesine neden oluyor. Sistemimizde ağırlıklı olarak akademik düzenlemeler yapılmaya çalışılırken, çocukların gelişiminin en önemli boyutlarından biri olan psikolojik ve sosyal gelişim alanları geri planda kalıyor. Bir çocuğun bile fark edilmesi ve gereken desteği alabilmesi, bazen büyük bir krizin yaşanmasını önleyebilir. Duygularını ifade edemeyen ve anlaşılmadığını hisseden bir çocuk, zamanla bu birikimi sağlıksız yollarla dışa vurabilir. Dizi ve filmlerde şiddetin sıradanlaştırılması, bir güç göstergesi ve kahramanlık olarak sunulması, hem çocukların hem de yetişkinlerin zihninde zamanla normalleşmeye yol açtığı gibi, değer yargıları henüz gelişmemiş olan çocuklar üzerinde düşündüğümüzden daha derin izler bırakabilir. Bir başka kritik ama çoğunlukla gözden kaçan konu ise medyada çıkan haberlerin çocukların yanında izlenmesi ve konuşulmasıdır. Sürekli şiddet haberlerine maruz kalan çocuklar, dünyayı güvensiz ve tehlikeli bir yer olarak algılamaya başlayabilir. Bu durum, çocukların kaygılarını artırabileceği gibi bazı durumlarda şiddeti bir çözüm olarak normalleştirmesine de neden olabilir. Bu noktada ailelere düşen bazı önemli sorumluluklar vardır: Şiddet içerikli haberleri mümkünse çocukların yanında izlememek, İzlemek zorunda kalındığında içeriği çocuğun yaşına uygun şekilde açıklayarak rehberlik etmek, ’Sen şu an güvendesin, biz yanındayız’ duygusunu pekiştirmek, Çocuğun merak ettiği sorularını geçiştirmek yerine açık ve sakin bir şekilde yanıtlamak, Haber sonrası çocuğun duygusunu sorarak onun iç dünyasına alan açmak gerek.’’ ’’Tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç değil’’ ’’Tüm bunlar göz önüne alındığında çözüm, suçlu aramaktan çok sorumluluğu paylaşmaktan geçiyor’’ diyen Ünaldı, konuşmasına şöyle devam etti: ‘’Şiddet, tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç değil, çoğu zaman uzun süre görmezden gelinen ihtiyaçların, bastırılan duyguların ve ihmal edilen sorumlulukların birikimidir. Hepsi göz önüne alındığında çözüm, suçlu aramaktan çok sorumluluğu paylaşmaktan geçiyor. Okullarda daha güçlü psikolojik destek sistemleri kurmak, ailelerin çocuklarıyla daha nitelikli zaman geçirmesini ve onlara rehberlik etmesini teşvik etmek, dijital içeriklerin kullanımı ve izlenmesi konusunda daha sınır koyan, takip eden ve rehberlik eden bir yaklaşım benimsemek. En önemlisi de çocukları gerçekten dinlemek. Çünkü bazen bir çocuğun duyulması, anlatılamayan bir hikâyenin şiddete dönüşmesini engelleyebilir.’’
19 Nisan 2026 Pazar - 11:18 Belirtiler aynı, tehlike farklı: Panik atak mı, kalp krizi mi olduğunu doğru analiz hayati önem taşıyor Semptomları büyük oranda benzerlik gösteren panik atak ile kalp krizinin doğru analiz edilmesi hayati önem taşıyor. Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Abdi Sağcan, her iki durumda da göğüs ağrısı, çarpıntı ve ölüm korkusunun görülebildiğini ancak ağrının yayılımı ve süresi gibi faktörlerin kritik bir ayrım sunduğunu vurguladı. Özellikle ilk kez yaşanan şiddetli semptomlarda vakit kaybetmeden tıbbi destek alınması gerektiğini belirtti. Göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı ve yoğun korku hissi hem panik atakta hem de kalp krizinde görülebilir. Bu benzerlik, hastaların ciddi bir tabloyu göz ardı etmesine ya da gereksiz kaygıya kapılmasına neden olabilir. Ancak ağrının süresi, yayılımı, eşlik eden bulgular ve kişinin risk faktörleri bu iki durumu ayırt etmede belirleyici rol oynar. Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Abdi Sağcan, göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayetlerinde en sık yaşanan karmaşanın panik atak ile kalp krizi ayrımında olduğunu belirtti. Hekim kontrolü olmadan ayırt etmek zor "Kalp krizi mi yoksa panik atak mı?" sorusunun hekim muayenesi olmadan net şekilde ayırt edilmesinin zor olduğunu ifade eden Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Panik atakta göğüste baskı, sıkışma ya da batma hissi olabilir. Kalp krizinde ise genellikle daha şiddetli bir baskı veya ezilme hissi görülür. Panik atakta hızlı ve yüzeyel nefes alma ön plandayken, kalp krizinde kişi gerçek anlamda nefes alamama hissi yaşayabilir. Panik atakta kalp hızlı atar, kalp krizinde ritim bozulabilir. Soğuk terleme her iki durumda da görülse de kalp krizinde daha ani ve yoğundur. Panik atakta ‘ölüyorum’ hissi belirgindir, kalp krizinde ise kişi fiziksel olarak kötüleştiğini hisseder" dedi. Göğüs ağrısının karakterinin ayırıcı tanıda önemli ipuçları verdiğini vurgulayan Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Panik atakta semptomlar genellikle stres ve kaygıyla başlar, kalp krizinde ise eforla artabilir. Panik atakta ağrı pozisyonla değişebilir, kalp krizinde ise değişmez. Yeni başlayan, 5-10 dakikadan uzun süren, sol kola, çeneye veya sırta yayılan göğüs ağrısında acil yardım istenmelidir" ifadelerini kullandı. Belirtilere acil müdahale gerekir Bazı bulguların acil tıbbi müdahale gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Göğüs ağrısının baskı, yanma veya sıkışma şeklinde olması ve 5-10 dakikadan uzun sürmesi, ağrının sol kola, çeneye ve sırta yayılması, soğuk terleme ve mide bulantısı ile birlikte olması durumunda kalp krizi düşünülmelidir. Gerçekten nefes alamama, dudaklarda morarma, ani ve şiddetli nefes darlığı acil değerlendirme gerektirir. Ayrıca ilk kez panik atak benzeri tablo yaşanıyorsa, 40 yaş üzerinde ortaya çıktıysa, bilinen kalp hastalığı varsa veya ataklar alışılmadık şekilde şiddetliyse mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır" dedi. Genç yaşta görülen göğüs ağrılarının çoğu zaman ciddi nedenlere bağlı olmadığını ancak risk değerlendirmesinin yaşa göre değil, bireysel risk faktörlerine göre yapılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Abdi Sağcan, sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve aile öyküsünün değerlendirmede önemli olduğunu belirtti. Tanı sürecinde multidisipliner yaklaşım Panik atak ile kalp hastalığı arasındaki ilişkinin dolaylı ancak dikkat çekici olduğunu belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, panik bozukluğun toplumda yüzde 2-4 oranında görülürken kalp hastalarında bu oranın yüzde 25’e kadar çıkabildiğini söyledi. Panik atakla başvuran hastaların yaklaşık yüzde 15’inde eşlik eden kardiyak bir tablo saptanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Bu nedenle belirtileri sadece psikolojik olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. İlk değerlendirme mutlaka hekim tarafından yapılmalı, kardiyoloji ve psikiyatri birlikte süreci yönetmelidir" diye konuştu. Tanı sürecinde EKG, troponin testi ve ritim takibi gibi temel incelemelerin yapıldığını belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulduğunu ifade etti. Kalp krizi saptandığında hızlı müdahalenin hayati olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Panik atak taklit eder, kalp krizi ise doğrudan zarar verir. Bu nedenle benzer belirtiler mutlaka ciddiyetle değerlendirilmelidir" dedi.
UMKE 4. Bölge Tatbikatı Malatya’da başarıyla gerçekleştirildi
29 Eylül 2025 Pazartesi - 16:49 UMKE 4. Bölge Tatbikatı Malatya’da başarıyla gerçekleştirildi Malatya İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 2025 yılı UMKE Faaliyet Planı kapsamında 24-25 Eylül tarihlerinde İnönü Üniversitesi Su Sporları Müdürlüğü’nün Kale Gölü Mevkisinde UMKE 4. Bölge Tatbikatı gerçekleştirildi. Tatbikat, afetlere müdahale kapasitesini artırmak amacıyla çeşitli senaryolar üzerinden uygulamalı olarak icra edildi. Tatbikata, Malatya’dan 33, Elazığ’dan 27, ANDA İl Temsilciliği’nden 12, Jandarma Su Altı Kurtarma’dan 5, Jandarma Asayiş Bot’tan 5, Kale İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden 4 ve AFAD İl Müdürlüğü AKT’den 4 katılımcı olmak üzere toplam 93 personel, 3 eğitmen eşliğinde katıldı. Tatbikata katılan kurumlar arasında Malatya UMKE, Elazığ UMKE, Malatya İl AFAD Müdürlüğü Arama Kurtarma Timi, Kale İlçe Kaymakamlığı, Kale Belediye Başkanlığı, Malatya İl Jandarma Su Altı Kurtarma ve Asayiş Bot Timleri, İnönü Üniversitesi Su Sporları Müdürlüğü, Kale İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Kale İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, İl Ambulans Servisi Başhekimliği ambulans ekipleri, Kale İlçe Devlet Hastanesi ve Malatya ANDA İl Temsilciliği yer aldı. Tatbikat kapsamında acil ünitesi kurulumu, araç içi ve dışı kurtarma, suda arama ve kurtarma ile enkazda kurtarma çalışmalarına ağırlık verildi. Kurumlar arası işbirliği ve koordinasyonun güçlendirilmesini amaçlayan tatbikat, başarılı bir şekilde tamamlandı. Malatya İl Sağlık Müdürlüğü, tatbikata katılan tüm kurum ve ekiplerin özverili çalışmaları için teşekkür etti.
Zonguldak İl Sağlık Müdürü’nden Dünya Kalp Günü mesajı
29 Eylül 2025 Pazartesi - 15:33 Zonguldak İl Sağlık Müdürü’nden Dünya Kalp Günü mesajı Zonguldak İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Özkan Gün, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında açıklama yaptı. Gün, kalp ve damar hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye’de ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmaya devam ettiğini vurguladı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 20 milyon kişinin bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini hatırlatan Gün, Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 yılı verilerine göre ülkede meydana gelen 490 bin ölümün yüzde 28’inin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirtti. Nüfusun yaşlanması, kentleşme, sağlıksız yaşam tarzları ve stresin hastalıkların yaygınlaşmasında etkili olduğunu ifade eden Gün, yapılan araştırmalarda 15 yaş üzeri nüfusta kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığının yüzde 7 olduğunu ve bu oranın yaşla birlikte arttığını dile getirdi. Kalp hastalıklarının gelişiminde hipertansiyon, obezite, diyabet, tütün kullanımı, fiziksel aktivite eksikliği ve sağlıksız beslenme gibi risk faktörlerinin kritik rol oynadığını belirten Gün, bu faktörlerin kontrol altına alınmasıyla erken ölümlerin büyük ölçüde önlenebileceğine dikkat çekti. Düzenli fiziksel aktivite ve dengeli beslenmenin kardiyovasküler olayları yüzde 30-40 oranında azaltabildiğini kaydetti. Her yıl 29 Eylül’de kutlanan Dünya Kalp Günü’nün, toplumda farkındalık oluşturmak için önemli bir fırsat sunduğunu söyleyen İl Sağlık Müdürü Gün, bu yılın temasının "Hiçbir Ritmi Kaçırmayın" olduğunu hatırlattı. Bakanlık tarafından yürütülen "Türkiye Kalp-Damar Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı"na da değinen Gün, aile hekimlerinin 40 yaş üzeri bireylerde kardiyovasküler risk değerlendirmesi yaptığını ve son bir yılda 662 bin kişide risk tespit edilerek takiplerinin başlatıldığını açıkladı. Herkesi aile hekimlerine başvurmaya, periyodik taramalarını yaptırmaya ve sağlıklı hayat merkezlerinden danışmanlık almaya davet eden Gün, "Unutmayın, kalbiniz sadece vücudunuzu değil hayatınızı da ritimde tutar. Sağlıklı bir kalple, hayatın ritmine ayak uydurun" ifadelerini kullandı.
"Sebze, meyve ve yürüyüş kalbin dostu"
29 Eylül 2025 Pazartesi - 13:38 "Sebze, meyve ve yürüyüş kalbin dostu" SAMSUN (İHA) – Kalp sağlığını korumanın yollarından bahseden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Baran Yüksekkaya, "Günde en az 30 dakika yürüyüş, sebze ve meyve ağırlıklı beslenme, tuz ve şeker tüketimini azaltma gibi basit adımların kalp sağlığını korumada son derece etkilidir. Kalbinizi korumak için yılda en az bir kez kardiyolojik kontrol yaptırın. Erken teşhis hayat kurtarır" dedi. Her yıl 29 Eylül’de kutlanan ’Dünya Kalp Günü’, kalp hastalıklarına dikkat çekmek için önemli bir farkındalık günü olarak öne çıkıyor. Liv Hospital Samsun Kardiyoloji Uzmanı Dr. Baran Yüksekkaya, kalp hastalıklarının dünyada en sık görülen ölüm nedenleri arasında bulunduğunu vurgulayarak, erken önlemlerle bu hastalıkların büyük oranda önlenebileceğini belirtti. "Günde en az 30 dakika yürüyüş yapılmalı" Sağlıklı bir kalbin temelinde düzenli fiziksel aktivite ve dengeli beslenmenin yer aldığını söyleyen Uzm. Dr. Yüksekkaya, "Günde en az 30 dakika yürüyüş, sebze ve meyve ağırlıklı beslenme, tuz ve şeker tüketimini azaltma gibi basit adımlar kalp sağlığını korumada son derece etkilidir" diye konuştu. "Stres kalbi etkiler" Kalp sağlığını tehdit eden en önemli faktörlerin sigara ve alkol tüketimi olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Yüksekkaya, bu alışkanlıkların bırakılması gerektiğini kaydetti. Uzm. Dr. Yüksekkaya, "Stres yönetiminin de kalp üzerinde doğrudan etkisi vardır. Düzenli uyku ve hobi edinmek stresle başa çıkmada faydalıdır" dedi. "Erken teşhis hayat kurtarır" Uzm. Dr. Yüksekkaya, "Kalbinizi korumak için yılda en az bir kez kardiyolojik kontrol yaptırın. Erken teşhis hayat kurtarır. Dünya Kalp Günü vesilesiyle herkesin kalbine daha fazla özen göstermesi gerektiğini hatırlaması gerekmektedir" ifadelerini kullandı.
Sağlıkta çapraz denetim: Kastamonu, Sinop’u mercek altına aldı
29 Eylül 2025 Pazartesi - 12:37 Sağlıkta çapraz denetim: Kastamonu, Sinop’u mercek altına aldı Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, Sağlık Tesisi Değerlendirme Standartları kapsamında Sinop Atatürk Devlet Hastanesinde yerinde denetim gerçekleştirdi. Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesislerinin etkin şekilde değerlendirilmesi ve sürekli gelişiminin sağlanması amacıyla, 23 Mayıs 2025 tarihli ve 277164646 sayılı "Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Tesislerinin Değerlendirilmesi ve Geliştirilmesine Dair Yönerge" doğrultusunda hazırlanan Sağlık Tesisi Değerlendirme Standartları çerçevesinde iller arası çapraz değerlendirme çalışmaları devam ediyor. Bu kapsamda, Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastane Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Rıdvan Sarıkaya başkanlığında; Başkan Yardımcısı Dt. Mehmet Vahit Yıldız, Uzman Yasin Yağbasan, Değerlendirme Birimi Personeli Şenol Bakırcı, Eczacı Seza Ekici, Biyomedikal Mühendisi Havva Sungur ve Biyolog Emel Genç’ten oluşan ekip, Sinop Atatürk Devlet Hastanesinde denetim ve değerlendirme çalışmaları yürüttü. Sinop’ta yapılan değerlendirme çalışmalarında, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Sağlık Tesisi Değerlendirme Standartları çerçevesinde; Sinop Atatürk Devlet Hastanesinde hizmet sunum kalitesi, hasta ve çalışan güvenliği uygulamaları, kurumsal verimlilik, hasta memnuniyeti ve kalite göstergeleri değerlendirilmiş, ilgili standartlara uygunluk düzeyi değerlendirme çalışması yapılarak yerinde denetim gerçekleştirildi. Denetim sonuçlarının, sağlık hizmetlerinde kalite ve verimliliğin artırılmasına yönelik çalışmalara katkı sağlaması hedefleniyor.
Görünmez riskler genç kalpleri tehdit ediyor
29 Eylül 2025 Pazartesi - 12:17 Görünmez riskler genç kalpleri tehdit ediyor Kalp hastalıklarının her yıl milyonlarca insanı hayattan kopardığına dikkat çeken Prof. Dr. Harun Arbatlı, genç yaşta meydana gelen kalp krizlerinin nedenlerini ve kalp sağlığı için yapılması gerekenleri anlattı. Kalp ve damar hastalıkları, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Dünya genelinde 2022 yılında 19,8 milyon insan kalp-damar hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdi. Modern tedavi ve teknolojiye rağmen, nüfus artışı ve yaşlanma nedeniyle toplam ölümlerde azalma değil, aksine artış gözleniyor. Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Harun Arbatlı, "Yaşa göre standardize edilmiş ölüm oranlarında düşüş umut verici ancak mutlak sayıların artması bize hâlâ alınacak çok yol olduğunu gösteriyor. Gençlerde görülen ani kalp ölümleri ve kontrolsüz risk faktörleri ise konunun en dikkat çekici boyutunu oluşturuyor" dedi. Sporcularda tarama hayat kurtarıyor Prof. Dr. Arbatlı, gençlerde ani ölümün kalp rahatsızlıklarına bağlı nedenleri arasında; doğuştan veya kalıtsal kalp kası hastalıkları, koroner arter anomalileri, iletim sistemi (kanalopati) bozuklukları, nadir de olsa miyokardit hastalıkları olabileceğini belirtti. İtalya’daki tarama programlarının sporcularda ani ölüm riskini yüzde 89’a varan oranda azalttığını hatırlatan Medicana Bahçelievler Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Harun Arbatlı, "Ülkemizde de sporcularda öykü, muayene ve EKG temelli taramaların yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor" diye vurguladı. Görünmez riskler gençleri de tehdit ediyor "Genç yaşlarda kalp sağlığını tehdit eden faktörler her zaman gözle görülür ya da kolay fark edilir olmayabiliyor. Sağlıklı yaşam biçimi sürdüren, düzenli spor yapan kişilerde bile gizli riskler zamanla ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle özellikle gençlerin günlük yaşamda karşılaşabilecekleri bazı alışkanlıklar ve durumların kalp sağlığı üzerindeki etkilerini bilmesi büyük önem taşıyor" diyen Prof. Dr. Harun Arbatlı bu etkileri şöyle sıraladı: "Yüksek kolesterol (LDL 190 mg/dL): Ailesel hiperkolesterolemi riski, erken damar sertliği Sigara: Gençlerde kalp krizini 3 - 6 kat artırıyor. Stres ve Takotsubo sendromu: Yoğun stres kalbi ciddi şekilde zedeleyebiliyor. Doğum kontrol hapları: Sigara ile birlikte tromboz riskini artırıyor. Uyarıcı maddeler (kokain, amfetaminler): Ani kalp krizi riski 24 kat artabiliyor." Prof. Dr. Harun Arbatlı, kalp sağlığında atılacak adımları şöyle özetledi: "Aile öyküsü olan gençlerde hedefli kardiyolojik değerlendirme, Sporcularda öykü-muayene-EKG taramaları, LDL yüksekliği olanlarda erken statin tedavisi, Sigaranın bırakılması, Toplumda CPR (temel yaşam desteği) ve AED (otomatize defibrilatör) eğitim ve erişiminin yaygınlaştırılması" Prof. Dr. Harun Arbatlı, "Kalp alanında önemli ilerlemeler sağladık. Ancak istatistikler bize tek başına yetmiyor. Gerçek farkı oluşturacak olan; erken tarama, risk faktörlerinin agresif yönetimi ve toplumun bilinçlenmesidir. Bugün atacağımız adımlar, yarının hayatlarını kurtaracak."
Basit önlemlerle kalp hastalıklarından kurtulun
29 Eylül 2025 Pazartesi - 12:11 Basit önlemlerle kalp hastalıklarından kurtulun Dünya Kalp Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Melek, basit tedbirlerle kalp hastalıklarının önüne geçmenin mümkün olduğunu belirtti. Kalbin anne karnından başlayıp son nefese kadar sürekli çalışan, durduğu anda hayatın sona erdiği, en değerli organlardan biri olduğunu dile getiren Doç. Dr. Melek, "Her gün yaklaşık 100 bin kez kasılarak vücudumuza kan pompalıyor. Ancak, dünyada ve ülkemizde neredeyse her iki ölümden biri kalp ve damar hastalıkları nedeniyle gerçekleşmekte. Bu rakamlar bize sağlıklı ve uzun bir yaşam için kalbimizi korumanın ne kadar hayati olduğunu gösteriyor" dedi. Yaşlanma dışında kalp hastalıklarının en önemli nedenlerini sıralayan Melek, "Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, sigara ve alkol kullanımı, aşırı kilo ve hareketsizliktir. Yaşlanmayı durdurmak mümkün değil ama diğer nedenler engellenebilir veya kontrol altına alınabilir. Yani kalp damar hastalıkların önüne geçmek bizim elimizde" şeklinde konuştu. Tedbir almak basit Kalp hastalıklarından korunmak için yapılması gerekenlerin basit olduğuna dikkat çeken Melek, düzenli yürüyüş veya egzersiz ile dengeli beslenmenin üzerinde durarak; tuz ve şeker tüketiminin azaltılması, aşırı yağlı ve hazır gıdalardan kaçınılması, tütün ürünlerinden ve alkolden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi. Düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Melek, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Tansiyon, kolesterol, şeker gibi değerlerimizi düzenli aralıklarla ölçtürmek, kalp hastalıklarını henüz ortaya çıkmadan fark etmemizi sağlar. Tansiyon, kolesterol ve şeker gibi hastalıklara sahip olanlar ise yüksek risk altında olduklarını bilmeli ve tedavilerine azami özen göstermelidir."